Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/150
2024/853
10 Aralık 2024
T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
T.C.
KONYA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO:
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
DAVACILAR : 1-
2-
VEKİLİ :
DAVALILAR : 1-
2-
VEKİLİ :
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ :
KARAR TARİHİ :
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması ve Anayasa Mahkemesi'nin 20.12.2023 tarih... Başvuru Numarası ile başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (C) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesi kararı üzerine; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2.maddesi gereğince yeniden yargılama yapılmak üzere mahkememize iade edilmekle, davanın mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılarak yapılıp bitirilen açık yargılaması sonucunda;
HEYETİMİZCE GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili 30.09.2015 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafın bir belge karşılığında davalılara 95.465 DM verdiklerini, davalı şirket temsilcileri tarafından para yatırılırken, yatırılan para karşılığında yüksek kazanç elde edecekleri ve yatırdıkları paranın istendiğinde kendilerine iade edileceği konusunda güven telkin edildiğini, müvekkillerinin parasının geri ödenmesi isteğinin reddedilmesi nedeniyle müvekkillerinden kanunlara aykırı ve planlı bir faaliyet sonucu tahsil edilen paranın geri alınabilmesi için alacağının cüzi bir kısmı için Konya .Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını ancak davanın, alacağın ispatlanamamış olması nedeniyle reddine karar verildiğini, işbu davanın alacağın kalan kısmı ile ilgili olup müvekkillerinin alacağını kanıtlayan yeni delillerin ortaya çıktığını, bu deliller ile kapsamlı bir bilirkişi incelemesi yapılmak sureti ile gerçek durumun ortaya çıkma imkanının doğduğundan bahisle müvekkilleri ile davalılar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine ve ödenen paranın iadesine değil ise fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile davalılar tarafından fazladan alındığı ortaya çıkan 28.122,00 Euro'nun ödendiği tarih itibariyle işleyecek ticari faizi ile birlikte müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini dava ve talep etmişlerdir.
Yargılama aşamasında davacılar vekilinin 29.02.2016 tarihinde uyap sistemi üzerinden mahkememiz dosyasına sunmuş olduğu kısmi davadan feragat dilekçesinde; Davalı ... yönünden ve dava dilekçesindeki ilk istemleri olan ortaklık ilişkisinin geçersizliğinin tespiti ve ödenen paranın iadesi konusundaki istemlerinden feragat ettiklerini, iş bu davadaki ikinci istemleri gibi fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik davalı şirket tarafından müvekkilinden haksız ve fazladan alınan 28.122,00 Euro'nun ödendiği tarih itibariyle işleyecek ticari faizi ile tahsilini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ... Holding A.Ş. ve davalı ... vekili 02.11.2015 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacıların, işbu davadan önce Konya .Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile tarafları, konusu ve sebebi ile aynı olan dava ikame ettiklerini, davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, bu nedenle davacıların işbu davalarının kesin hüküm nedeni ile reddinin gerektiğini, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddialarının gerçek olmadığını, TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin ve şirketin kendi paylarını geri almasının mümkün olmadığını, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, bankacılık mevzuatına dayanarak herhangi bir mevduat toplamadığı gibi bunun da mümkün olmadığını, hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacıların Türkiye’de mutad meskeni olmadığını, teminat yatırılması gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacıların UYAP Mernis ve Takbis kayıtları çıkartılmış ve davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarına ilişkin Ticaret Sicil Gazetesi suretleri dosyamız arasına alınmıştır.
Ticaret Sicil Müdürlüğünden getirtilen kayıtlara göre; ... A.Ş.'nin ünvanının ... A.Ş. olarak değiştirilmesine karar verildiği görülmüştür.
Davanın açılmasından sonra, 07/12/2019 gün ve 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile "25/03/1987 tarihli ve 3332 s. Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 3182 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 sayılı Bankalar Kanunun da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a Geçici 4. maddenin eklendiği görülmüştür.
Mahkememizce verilen 21.01.2020 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararı ile; Davacılar tarafından açılan dava hakkında davacıların davalı şirket ile ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve ödenen bedelin iadesine yönelik taleplerinin feragat nedeniyle reddine, davacıların davalı ... hakkındaki taleplerinin feragat nedeniyle reddine,(3332 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesine istinaden) karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karara karşı davalı tarafca temyiz başvurusunda bulunulduğu, davalı tarafın temyiz başvurusuna istinaden dosyanın Yargıtay .Hukuk Dairesi Başkanlığı'na gönderildiği, Yargıtay . Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 30.11.2020 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamıyla; karar onanarak mahkememiz kararının 03.03.2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması ve Anayasa Mahkemesi'nin 20.12.2023 tarih ... Başvuru Numarası ile başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (C) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesi kararı üzerine; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2.maddesi gereğince yeniden yargılama yapılmak üzere mahkememize iade edildiği ve davanın Mahkememizin ... Es. sırasına kaydedilmiştir.
Dava; Taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve verilen paranın istirdadını sağlamaya yönelik alacak davasıdır.
Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacıların; davalılar ile aralarında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine ve ödenen paranın iadesine değil ise fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile davalılar tarafından fazladan alındığı ortaya çıkan 28.122,00 Euro'nun ödendiği tarih itibariyle işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ettikleri, yargılama aşamasında ise kısmi davadan feragat dilekçesi sunarak; Davalı ... yönünden ve dava dilekçesindeki ilk istemleri olan ortaklık ilişkisinin geçersizliğinin tespiti ve ödenen paranın iadesi konusundaki istemlerinden feragat ettiklerini, iş bu davadaki ikinci istemleri gibi fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik davalı şirket tarafından müvekkilinden haksız ve fazladan alınan 28.122,00 Euro'nun ödendiği tarih itibariyle işleyecek ticari faizi ile tahsilini talep ettikleri, davalı tarafın, davacıların, işbu davadan önce Konya .Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile tarafları, konusu ve sebebi ile aynı olan dava ikame ettiğini, davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, bu nedenle davacıların işbu davasının kesin hüküm nedeni ile reddinin gerektiğini, davacı taraftan para almadığını, bankacılık mevzuatına dayanarak herhangi bir mevduat toplamadığı gibi bunun da mümkün olmadığını, aynı şekilde SPK, TTK ve BK hükümlerini ihlal etmediğini, hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacıların Türkiye’de mutad meskeni olmadığını, teminat yatırılması gerektiğini davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının gerekçesinde; "bu davanın önceki yapılan yargılaması sırasında yürürlüğe giren kanuni düzenleme (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin yürürlüğe girmesi) sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edilmesi olduğu" belirlenmiştir.
Dava konusu uyuşmazlığa uygulanan 7194 sayılı Kanun'un 41.maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 18/05/2023 tarih ve ... Es... Kar. Sayılı iptal kararı ile Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Yargıtay .Hukuk Dairesi'nin 23/02/2023 tarih ve ... Es. ... Kar. sayılı ilamında;"....6. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında Anaya Mahkemesince bireysel başvurular sonucu verdiği kararların hukuki niteliği üzerinde durmak gerekir. Anayasanın 148 inci maddesindeki değişikliğin gerekçesinde bireysel başvuru yolu, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmıştır. Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, temel hak ve özgürlükleri yasama, yürütme veya yargı organlarının işlemleri tarafından ihlal edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanabilir. Bireysel başvuru öncelikle, hakları ihlal edilenlere Anayasa veya yasayla tanınan bir dava türüdür. 7. Anayasa Mahkemesinin kararına göre Anayasa’nın 148 inci maddesinde yer verilen bireysel başvuru yolu, dava dilekçesinde belirtildiği gibi sadece bir hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespiti davası değil, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlalinin önlenmesi ve bir ihlal tespiti durumunda da bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak veya meydana gelen zararı giderecek şekilde hukuki sonuçlar doğuran bir dava niteliğindedir (AYM 1.3.2012 t. E... , K... ). 8. Bireysel başvuru yolu, temyiz veya istinaf benzeri bir başvuru olmadığı gibi temyiz veya istinaf sonrası olağanüstü bir temyiz fırsatı da değildir. Anayasanın 148 nci maddesinin dördüncü fıkrasında bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiş, 6216 sayılı Kanun'un 45 nci maddesinde de aynı hüküm tekrar edilmiştir. Bu kapsamda temyiz ve istinaf aşamalarında, ilk derece mahkemelerinin olayları ve delilleri değerlendirmeleri doğru yapıp yapmadıkları, mahkemelerin yaptığı işlemlerin yasalara uygun olup olmadığı ve yasa kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı değerlendirilirken Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerin olayı ve delilleri değerlendirirken, yasa kurallarını uygularken temel hakları ihlal edip etmediklerini ve ihlal varsa bu ihlallerin bireysel başvuru yolu dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceğini inceler. 9. 6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinin birinci fıkrasında; bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (AYM 15.3.018 t. ... başvuru sayılı kararı). Bu kapsamda tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği hükme bağlanmıştır........11. 6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinde, Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği belirtildiğinden ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama nitelik olarak "yeniden yargılama”dır. Yeniden yargılama sebepleri 6100 sayılı Kanun'un 375 inci maddesinde sayılmış, birinci fıkranın (i) bendinde "Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” yargılamanın iadesi sebebi olarak sayılmıştır. Bu maddede Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu verdiği kararlar sayılmamış ise de 6216 sayılı Kanun'da yeniden yargılama yapılacağı açıkça düzenlenmiştir. 12. Yeniden yargılama, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir davadır. Yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararı, Anayasa Mahkemesinin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. İhlale neden olan yerel mahkeme kararı temyiz incelemesinden geçmiş ise yerel mahkemenin verdiği ve ihlale neden olan karar kaldırıldığı için, kaldırılan kararın temyizine ilişkin Yargıtay kararı da hükümsüz kaldığından artık Yargıtay’ın onama veya bozma kararının varlığından da söz edilemez.... .....14.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü olan Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre yeniden yargılama sonucunda ilk kararın aynısını veya benzerini verebileceği gibi ilk kararının aksine de hüküm kurabilir." şeklinde kabul edilmiştir.
Mahkememizce; davanın 6100 sayılı HMK'nun 374. vd. maddelerinde yer alan ve yeni bir dava niteliğinde olan "yargılamanın iadesi" davası değil, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2. maddesinde yer alan ve önceki davanın devamı niteliğinde olan "yeniden yargılama yapılmasına" ilişkin olağanüstü yasa yolu olarak değerlendirilerek Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama kararı gereğince; Mahkememizin 21.01.2020 tarih ve ... Es. ... Kar. sayılı, 03.03.2021 tarihinde kesinleşen kararının KALDIRILMASINA, karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Benzer davalara ilişkin olarak Yargıtay .Hukuk Dairesi'nin 24/06/2024 tarih ve ... Es. ... Kar. Sayılı ilamı ile;"....1.Temyiz sebeplerinin incelenmesinden önce eldeki dosya ve aynı mahiyetteki davaların sebeplerinden ve yıllar içinde yaşanan yasal ve yargısal süreçlerden bahsetmek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda özellikle yurt dışında yerleşik ve faizden imtina eden küçük yatırımcıların yoğun teveccühüyle, yüksek kâr vaat eden davalı şirket ve benzeri holdinglere ciddi bir sermaye akışı olmuştur. Ne var ki bir takım nedenlerden dolayı yeni para girişinin sekteye uğramasıyla birlikte bu tür şirketler kâr payı dağıtamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine hissedar niteliğindeki yatırımcılar gerek Türkiye’de gerekse sair ülkelerde davalı şirket ile benzer şirketler ve holdingler aleyhine açtıkları davalarla ödedikleri paranın geri verilmesini talep etmişlerdir. Bu davalar yerel mahkemelerde hükme bağlandıktan sonra temyiz denetimi için Dairemize intikal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin, ... ( B. No:... , 14/12/2023) kararında kısmen değindiği “çelişkili yargı kararları” ise aşağıdaki sebeplerle meydana gelmiştir. 2.Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz ise, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını dikkate alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, bilahare dava açanlar, haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır.3.Neticede, tüm bu karmaşanın ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçilmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 inci maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi. Tasfiye düzenlemeleri, tabiatı gereği ideal çözüm getiremezler. Bir şekilde meydana gelmiş vakıayı, en az hasarla atlatmayı, kanayan yarayı durdurup ihtilafları en aza indirgemeyi amaçlar. Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarihli ve ... E. ... K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir. 4.Hakimler ve dolayısıyla mahkemeler, laboratuvar ortamında hukukçuluk yapma lüksüne sahip değildir. Verecekleri kararların sahaya yansımasını, ekonomik ve sosyal sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmelidirler. Daha da önemlisi hüküm şeklinde tezahür eden çözümleriyle mütakip uyuşmazlıkları çoğaltmayı değil en aza indirgemeyi amaçlamalıdırlar. Aksi halde somut örnekte görüldüğü üzere, bazen kaş yapayım derken göz çıkarma sonucuyla karşı karşıya kalınması mukadder hale gelebilmektedir. Ortada “menfaat dengesizliğinden” söz edebilmek için içeride hakim ortakların, dışarıda ise küçük yatırımcıların bulunduğu bir vasatın bulunması gerekir. Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır. 5.Bu iptal kararının ardından hukuken gerçekleşecek olan şey, 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin devreye girecek olmasıdır. Paraların yatırıldığı tarih ile davaların açıldığı tarihler nazara alındığında, somut vakıada gözlemlendiği üzere davalı tarafın zamanaşımı defi ile karşılaşan küçük yatırımcıların bu kez mülkiyet hakkının ihlali değil yatırdıkları paraların tamamen buharlaşması mevzu bahis olacaktır. Bunun başlıca müsebbibinin, özel hukuk alanının diğer kurum ve düzenlemelerinden bihaber anlayışın olacağı izahtan varestedir. 6.Açıklanan gerekçeler doğrultusunda somut temyiz sebeplerinin incelenmesine gelince; Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." şeklinde kabul edilmiştir. (Benzer şekilde Yargıtay .Hukuk Dairesi'nin 24.06.2024 tarih ve ... Es. ... Kar. sayılı ilamı, Yargıtay .Hukuk Dairesi'nin 08.07.2024 tarih ve ... Es. ... Kar. sayılı ilamı)
Dosya içerisinde bulunan belge ve davalı tarafından SPK'ya sunulan CD kayıtlarından davacı tarafça davalı şirkete en son 01.01.2001 tarihinde para yatırıldığı, davacı tarafça 30.09.2015 tarihinde dava açıldığı, Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin yukarıda anılan kararları ve istikrar kazanmış uygulamaları kapsamından davalının eylemlerinin haksız fiil mahiyetinde olduğu, davalılar tarafından süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davada uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olduğu anlaşılmakla davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı yararına karar tarihinde geçerli olan AAÜT gereğince nispi vekalet ücreti takdirine (Yargıtay .Hukuk Dairesi'nin 11/07/2023 tarih ve ... Es... Kar. Sayılı ilamı benzer mahiyettedir) karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacıların davalı şirket ile ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve ödenen bedelin iadesine yönelik taleplerinin feragat nedeniyle REDDİNE,
2-Davacıların davalı ... hakkındaki taleplerinin feragat nedeniyle REDDİNE,
3-Davacıların fazladan alınan paranın iadesine yönelik taleplerinin zamanaşımı nedeniyle REDDİNE,
4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 1.643,03 TL harçtan mahsubu ile davacı tarafça fazladan yatırıldığı anlaşılan 1.215,43 TL harcın kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacı tarafa İADESİNE,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,
6-Davalı tarafça sarfına mecbur kalınan 143,50 TL temyiz yoluna başvurma harcı ile 280,00 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 423,50 TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalılara VERİLMESİNE,
7-Davalı ... Holding Aş. kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalı ... Holding Aş.'ye VERİLMESİNE,
8-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalı ...'e VERİLMESİNE,
9-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansı bulunması halinde ilgilisine İADESİNE,
Dair, davalılar ... Holding A.Ş. ve ... vekilinin yüzüne karşı, davacılar vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.10/12/2024
Başkan Üye Üye Katip
- Bu evrak UYAP-DYS üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.