Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/847

Karar No

2024/1767

Karar Tarihi

4 Aralık 2024

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/847
KARAR NO : 2024/1767

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/03/2018 (Dava) - 23/02/2021 (Karar)
NUMARASI : 2018/321 Esas - 2021/211 Karar
DAVA : Maddi Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)
BAM KARAR TARİHİ : 04/12/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 04/12/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/321 Esas-2021/211 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 03/09/2017 tarihinde sürücü ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracı ile seyir halindeyken, müvekkili ... sevk ve idaresinde olan elektrikli bisiklete çarpması suretiyle yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, müvekkili ...'ın ağır şekilde yaralandığını, kazanın soruşturulmasının Kumluca Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2017/2816 soruşturma-2017/1895 Karar numarasıyla yürütüldüğünü, davanın safahatında rapor alındığında müvekkilinin maluliyet oranının (kalıcı iş göremezlik) açığa kavuşacağını, kaza tespit tutanağında ... plakalı aracın sürücüsü konumunda olan ... ve elektrikli bisikletin sürücüsü konumunda olan müvekkili ...'ın kusurlu bulunduğunu, kusur dağılımının yargılama safahatında alınacak bilirkişi raporu ile netlik kazanacağını, ... plakalı aracın davalı ... şirketine kaza tarihini kapsar ZMMS poliçesi bulunduğunu, sigorta şirketine 19/02/2018 tarihinde yazılı başvuruda bulunulduğunu, verilen cevapta birtakım evrakların eksik olduğu gerekçesiyle bu evrakların kendilerinden talep edildiğini, ancak kaza tarihi dikkate alındığında kesin ve tam rapor alınabilmesinin tedavi sürecinin bitmesi ve en azından kaza tarihi üzerinden 1 yıl geçmesi ile mümkün olduğunu, müvekkilinin herhangi bir sağlık kuruluşundan ivedi şekilde alacağı raporun hak kaybına uğramasına sebep olacağını, başvurularına verilen cevabın, ilgili yasa maddesinde yer alan; "...verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması" olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, 100,00 TL kalıcı iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 200,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... şirketinden kusuru oranında tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı süreleri geçtikten çok sonra dava açılmış olduğundan zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın reddi gerektiğini, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97.maddesinde yapılan değişiklik ile dava öncesinde sigorta kuruluşuna başvuru zorunluluğu getirildiğini, davacı vekilinin sorumluluğun belirlenebilmesi açısından gerekli evrakları müvekkili şirkete iletmediğini, kabul anlamına gelmemek üzere, müvekkili şirketin sorumluluğunun yeniden düzenlenen Zorunlu Mali Mesuliyet Genel Şartları uyarınca belirlenmesi gerektiğini, müvekkili şirketin Karayolları Trafik Kanunu'nun 91.maddesi ve zorunlu mali mesuliyet sigortası (ZMMS) uyarınca sigortalısının kusuru ile 3.şahıslara verdiği zararı poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak üzere tazmin etmekle mükellef olduğunu, kusur oranlarının tespiti için rapor alınmasının zorunluluk arz ettiğini, maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurumu marifetiyle tespit ettirilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin davacının geçici iş göremezlik giderlerinden sorumlu olmadığını ve SGK tarafından karşılanacağını, olay sebebiyle elde edilen kazanımların tazminat tutarından indirilmesini, haksız eylem sonucu gerçekleşen gerçek zararın belirlenmesi ve ona göre tazminata hükmedilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere müvekkili aleyhine hesaplama yapılacak olması halinde TRH tablosunun dikkate alınmasını, davanın haklı olduğu varsayılsa bile, müvekkili şirketin faizden sorumluluğunun sınırlı olduğunu, dava tarihinden itibaren ve ancak yasal faizle sınırlı olarak sorumlu tutulabileceğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Mahkemece, "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava trafik kazası sebebiyle maruz kalındığı iddia olunan geçici ve sürekli iş göremezlik zararının tazminine yönelik maddi tazminat davası olup, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası niteliğinde olduğu, bu tür davalarda zarar ve kusurun ispatı yükünün davacı üzerinde olduğu, davacının dosya kapsamında 19.03.2019 tarihli celsede, 12.11.2019 tarihli celsede ve 20.10.2020 tarihli celsede sürekli ve geçici iş göremezlik tespitinin amacıyla hastaneye sevk edilmesine rağmen hastaneye müracaat etmeyerek zararın ispatından kaçındığı, 6100 sayılı HMK gereğince tarafların dürüstlük kuralına uymaları yanında ikinci kez verilen sürenin kesin süre niteliğinde olduğu da açıkça belirtilmekle, tüm bu sebeplerle hastaneye müracaat etmeyen davacının hastaneye müracaatının sağlanması amacıyla vekili tarafından davacı asile tebligat yapılması yönündeki talebin vekil ile takip edilen davalarda vekilin varlık amacına da aykırı olduğu gözetilerek reddedildiği, sonuç olarak, ispatlanmayan DAVANIN REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili tarafından, "...Tebligatın, yetkili makamlarca birtakım hukuki işlemlerin, bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemi olduğunu, usulüne uygun işlemlerin kişilere bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerektiğini, usulüne uygun olarak yapılan tebligatın, Anayasa'da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biri olduğunu, kişilerin, hakkında tesis edilen işlemden haberdar olmadan, hukuki yollara başvurmalarının beklenmesinin mümkün olmadığını, tebliğ konusu işlem asil bakımından ağır hukuki sonuçlar doğuracaksa, örneğin herhangi bir hak kaybının yaşanmasına neden olacak ise, tebliğ her ne kadar vekile yapılmış olsa da asile de yapılması gerektiğini, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/9043 Esas-2017/11419 Karar sayılı ilamında da bu durumun açıkça belirtildiğini, gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, gerek 1136 sayılı Avukatlık Kanunu gerekse diğer ilgili yasal mevzuatlarda davacı vekilinin müvekkilini adli raporun alınması için hazır etme yükümlülüğünün bulunmadığını..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, trafik kazasına dayalı cismani zarar nedeniyle kalıcı/geçici işgöremezlik tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacının Suriye uyruklu olduğu anlaşılmakta olup, öncelikle kararın teminat hususuna dair dava şartı bakımından yeterli bir araştırma ve değerlendirme yapılmamış olması yönüyle kaldırılması gerekmiştir. Şöyle ki; 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre, “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nın 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir. MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17 nci maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı Suriye uyruklu olup, mahkemece davacının teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 48/2. maddesinde dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu mahkemece re'sen gözetilmelidir. Bu sebeple mahkemece, öncelikle davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacıya kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır (Bu yönde bknz. Yargıtay 4. HD 2022/3095 E.-2024/9769 K).
2-Mahkemece, maluliyet raporu alınması bakımından müvekkilini hazır bulundurup muayene olmasını sağlaması için davacı vekiline duruşmada ihtarat yapılarak kesin süre verildiği, akabinde de verilen kesin süre içerisinde, müvekkilinin hastaneye sevkini sağlamadığı gerekçesiyle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde karar verilmiş olduğu görülmüş ise de, hüküm bu haliyle eksik inceleme sonucu verilmiş bulunmaktadır. Davacının kaza nedeniyle yaralanmasına dair temini gereken filmler, grafiler ve muayenesi, bizzat davacı asilin hazır bulunması suretiyle temin edilebilecek nitelikte olup, davacı asile bu yönde herhangi bir ihtaratlı ve açıklamalı tebligat çıkartılmadan, onun hak kaybına neden olacak şekilde ve davacının gerçek zararının tespiti hakkını ihlal edecek surette davacı vekiline duruşmada yapılan ihtar ve verilen kesin süre ile yazılı şekilde karar tesisi doğru değildir. Bu nedenle davacı asile usule uygun tebliğ ve açıklamalı bildirimlerin usulünce yapılması önem arz etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; bizzat davacıya rapor ile ilgili yapılacak işlem ve uyulmaması halinde karşılaşacağı sonuçlar açıklanarak ihtaratlı tebligatın davacı asile yapılması, davacının farklı şehirde ikamet etmesi ihtimalinde ise, mahkemenin yargı çevresi dışındaki davacı bakımından ilgili yer mahkemesine talimat yazılmak suretiyle davacının o yer ilgili sağlık kuruluşuna sağlık dosyasıyla birlikte sevki suretiyle rapor aldırılması için usule uygun ihtaratlı tebliğ de dahil gerekli işlemlerin yapılmasının sağlanması olup, davacı vekiline ise ancak müvekkili ile irtibatı bakımından bildirim yapılması mümkün olacağından, davacı asile bu şekilde verilecek kesin süreye rağmen gerekli eksikliklerin tamamlanıp tamamlanmamasına göre sonucuna göre bir hüküm tesis edilmesinden ibarettir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜNE; İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/321 Esas - 2021/211 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-İSTİNAF AŞAMASINDA; davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
4-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04/12/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim