Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2026/132
2026/266
4 Şubat 2026
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/132
KARAR NO : 2026/266
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/12/2025
NUMARASI : 2025/632 Esas 2025/1086 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 04/02/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 11/02/2026
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde ; "Davalı, Salihli İcra Müdürlüğü'nün 2025/4843 Esas sayılı dosyasında borçlu olarak yer almaktadır. Müvekkil şirket, davalıdan birçok kez mal almış ve her seferinde sonraki ticari işlemlerden mahsup edilmek üzere fatura bedelinden fazla olacak şekilde ödeme yapmıştır. Ancak davalı şirket, son siparişi iptal ettiğinden bahisle avans olarak gönderilen bedeli eksik olarak iade etmiştir. Bu olaydan sonra müvekkil şirket davalı şirket ile ticari işlemlerini sonlandırmıştır. Davalı şirketin cari hesap ekstresine göre fazladan ödenen takibe konu 16.837,55 TL tutarındaki borcu bulunmaktadır. Davalıya, borçlarını ödemesi için 24 Eylül 2024 tarihinde gönderilen ihtara rağmen müvekkil şirkete herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Davalının borçlarının işlemiş ve işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili için Salihli İcra Müdürlüğü'nün 2025/4843 Esas sayılı dosya ile başlatılan icra takibine davalı borçlu itiraz etmiş ve takip durmuştur. Davalının itirazları hukuken dayanaksızdır. Cari hesap ekstre ve tarafların defter kayıtları incelendiğinde takibe konu borcun ödenmediği açıkça görülecektir. Davalının itirazları haksız ve hukuki temelden yoksundur, alacağın tahsilini geciktirmek amacını taşımaktadır. Alacak likit bir alacak olup, davalının kötü niyetli itirazı sonucu takip durmuş, müvekkil şirket mağdur olmuştur. Bu nedenle alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesine göre, alacak ve tazminat taleplerine ilişkin davalardan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Bu çerçevede, 17/06/2025 tarihinde Salihli Arabuluculuk Bürosu’na 2025/97 başvuru numarasıyla başvuruda bulunulmuş, 2025/94782 numaralı dosya açılmış, yapılan görüşmeler sonucu anlaşma sağlanamamıştır. Anlaşma sağlanamadığından dolayı mahkemeye başvuru yapma zorunluluğu doğmuştur. Açıklanan nedenlerle ve fazlaya dair haklarımız saklı kalmak üzere, Yukarıda açıklamalar doğrultusunda, tarafımızca ileri sürülen haklı taleplerin kabul edilmesi, davalı/borçlu olan Salihli İcra Müdürlüğü'nün 2025/4843 numaralı dosyasında gerçekleştirdiği haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, takibin durduğu ve alacağın likit olduğu göz önüne alındığında, kötüniyetli davalının aleyhine, icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine, karar verilmesini davacı vekili olarak arz ve talep ederiz.'' şeklinde beyanda bulunmuştur.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davacı itirazın iptali talebiyle işbu davayı Manisa Mahkemelerinde açmıştır, ancak müvekkil şirket ile davalı arasında yapılan yetki sözleşmesi gereği taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı ihtilaflarda Ankara Mahkemeleri'nin yetkili olduğu açıkça belirlenmiştir. İşbu sebeple davanın Manisa Mahkemeleri'nde açılması hukuka aykırıdır. İşbu sebeplerle, davanın Ankara Mahkemeleri'nde açılması gerektiği sabit olduğundan, yetki itirazında bulunuyoruz. Mahkemece davanın yetkisizlik sebebiyle usulden reddine karar verilmesini talep ederiz. Müvekkil şirket ... AŞ aleyhine, Demirci İcra Müdürlüğü'nün 2025/198 E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmıştır. Gönderilen ödeme emrine yasal süresi içerisinde itiraz edilmiştir. Yetki itirazımız neticesinde dosya yetkili yer icra müdürlüğüne gönderilmiş ve Salihli İcra Müdürlüğü 2025/4843 E. Sayılı dosyasından müvekkile tekrar ödeme emri gönderilmiştir. Müvekkilin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığından tarafımızca işbu ödeme emrine karşı tekrar itiraz edilmiştir. Davacı tarafça, müvekkile karşı işbu itirazın iptali davası açılmıştır. Davacı tarafın iddiası, cari hesap ekstresine göre fazladan ödenen takibe konu 16.837,55 TL'nin ödenmesine yöneliktir, ancak davalı müvekkilin böyle bir borcu bulunmamakta olup, davacı tarafça açılan dava konusu icra takibi haksız ve kötü niyetlidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı tarafın alacak talebi hiçbir somut ve hukuken geçerli belgeye dayanmamaktadır. İddia edilen alacak, taraflar arasında daha önceki dönemlere ilişkin fiyat farkı ve revize edilen sipariş şartları kapsamında düzenlenmiş olan fatura ile mahsup edilmiş, dolayısıyla taraflar arasındaki ticari ilişki gereği herhangi bir fazla ödeme yapılmamıştır. Müvekkil şirket tarafından, davacıya 11.09.2024 tarihli ve FFR-2024/58 numaralı fatura düzenlenmiş olup bu fatura, önceki alım-satım işlemlerine ilişkin fiyat değişiklikleri ve cari hesap mutabakatı kapsamında oluşturulmuştur. Söz konusu fatura içeriği, taraflar arasındaki e-posta yazışmalarına ve sipariş şartlarına dayanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca, ticari hükümler çerçevesinde taraflarca düzenlenmiş ve süresi içinde itiraz edilmeksizin kabul edilen fatura, içeriği bakımından delil teşkil eder. Davacı, bu faturaya karşı herhangi bir süresinde itiraz ileri sürmediğinden, fatura içeriğini zımnen kabul etmiş sayılmaktadır. Bu durumda, ileri sürdükleri “fazladan ödeme” iddiası, hem usulen hem de esastan dayanaksızdır. Davacı tarafça ibraz edilen cari hesap ekstresi ise tek taraflı hazırlanmış, karşı tarafça imzalanmamış ve ticari mutabakatı yansıtmayan bir belgedir ve alacağın varlığını ispat eder nitelikte değildir. Müvekkil şirket ile davalı arasında akdedilen Bayilik Sözleşmesinin 4/a ve 4/b maddeleri uyarınca, müvekkil şirket fiyatları tek taraflı olarak güncelleme yetkisini haiz olup, Bayi tarafından da bu fiyat değişikliklerinin cari fiyat listelerinin yayınlandığı andan itibaren aynen ve kayıtsız şartsız kabul edileceği önceden taahhüt edilmiştir. Bu çerçevede, teslim tarihinden önce müvekkil şirket tarafından yürürlüğe konulan yeni fiyat listesi esas alınarak, aradaki fark sözleşmeye uygun şekilde fiyat farkı faturası olarak düzenlenmiştir. Kesilen fatura, Borçlar Kanunu’nun 26. ve 354. maddeleri uyarınca sözleşme serbestîsi ilkesi çerçevesinde tarafların serbest iradeleri ile belirledikleri hükümler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Müvekkil şirket tarafından defterlere işlenen kesilen faturalar ve ödeme dekontları incelendiğinde, davacı tarafın müvekkile yaptığı ödemelerin açıkça mezkûr fiyat farkı faturalarına mahsuben ve ifa iradesiyle yapılmış olduğu görülmektedir. Davacı tarafça bu ödemelerin “avans” olarak yapıldığını gösteren herhangi bir belge, protokol, yazılı talimat ya da mutabakat da dosyaya sunulmamıştır. Bu konuda; yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; fazlaya ilişkin dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla, davacı tarafından açılan haksız ve mesnetsiz davanın reddine, haksız şekilde huzurdaki davayı açtığı için davacı taraf aleyhine asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafın üzerine bırakılmasına, karar verilmesini bilvekale arz ve talep ederiz.'' şeklinde beyanda bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:
İlk Derece Mahkemesince; "Dava konusu uyuşmazlık, Salihli İcra Müdürlüğü'nün 2025/4843 Esas sayılı dosyası yönünden itirazın iptali istemine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesinde açıkça ''Bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların çözümünde Ankara Mahkemeleri yetkilidir.'' hükmünün bulunduğu anlaşılmıştır.
Tarafların sıfatı itibariyle her iki tarafın da Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir olduğu ve sözleşmede yer alan yetki şartının HMK'nın 17.maddesi kapsamında geçerli bir yetki sözleşmesi niteliği taşıdığı görülmüştür.
HMK'nın 17.maddesi uyarınca tacirler veya kamu tüzel kişileri aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilirler. Kanun hükmü gereğince, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, dava ancak sözleşmede belirlenen mahkemede açılabilir.
Somut uyuşmazlıkta, yetki sözleşmesinin açık, tereddüte yer bırakmayan şekilde düzenlendiği; sözleşmenin taraflarının yetki kaydını bilerek ve ticari güven ilişkisi çerçevesinde serbest iradeleriyle kabul ettiği, dolayısıyla yetki şartının geçerli ve bağlayıcı olduğu anlaşılmıştır.
Bu nedenle uyuşmazlığın, sözleşmede yetkili kılınan Ankara Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği, mahkememizin yetkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle mahkememizin yetkisizliğine dair aşağıdaki şekilde şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile; dava dilekçesinin YETKİSİZLİK nedeni ile HMK'nın 19 ve 20.maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE, Yetkili Mahkemenin Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun tespitine, tarafların kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık süre içerisinde başvurması halinde dosyanın HMK.'nun 20. maddesi gereğince yetkili ve görevli Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE, Mahkememiz yetkisizlik kararının kesinleşmesinden sonra 2 haftalık süre içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde 6100 sayılı HMK'nun 20. Maddesi gereğince davanın açılmamış sayılacağının taraflara bildirilmesine," şeklinde karar verilmiştir.
Verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, yetkisizlik kararı verildiğini, tarafların her ikisininde tacir olduğunu, sözleşmede yer alan yetki şartının HMK'nun 17. Maddesi kapsamında geçerli bir yetki sözleşmesi taşıdığını, bu kanun hükmü gereğince taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava ancak sözleşmede belirlenen mahkemede açılabileceğini, HMK'nun 17. Maddesine göre yetki sözleşmesinin kesin yetki olmadığının tarafların aksini kararlaştırabileceğinin açık olduğunu, müvekkili ile davalı arasında da bir anlaşma olduğunu,zira dosyaya konu icra takibinin önce Demirci İcra Dairesinde 2028/198 E. Sayılı dosyasında başlatılmış olup davalı taraf 24.04.2025 tarihinde yetki itirazında bulunup yetkili icra dairesinin Salihli olduğunu ileri sürünce 05/05/2025 tarihli dilekçe ile davalı tarafın yetki itirazının kabul edilerek, dosyanın yetkili Salihli İcra Müdürlüklerine gönderilmesi istendiğini, bunun üzerine dosyanın Salihli İcra Müdürlüğü'ne gönderilerek 2025/4843 Esas sayısı ile kayıt edildiği, HMK'nın 17. maddesi gereğince, taraflarca aksi kararlaştırılmış olduğunun ortada olup Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğunu başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Dava, itirazın iptali davasıdır.
İtirazın iptali davası ilamsız icra takibine itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamaya yönelik açılan bir davadır. Bu nedenle hangi takibe yönelik açılmış ise o takipte belirtilen alacakla ilgili yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekir. Diğer bir ifade ile itirazın iptali davası takibe bağlı bir davadır. Takipte belirtilen miktardan fazlasına karar verilemez.
Davacı tarafından, 21.756,31 TL'nin tahsili amacıyla davalı aleyhine icra takibi başlatılmış, davalının itirazı üzerine icra takibinin durmasına karar verilmiştir. Akabinde davacı itirazın iptali davasını açmıştır. Yargılama neticesinde, yetkisizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, iş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
HMK'nın 341/2 maddesi gereğince miktar veya değeri 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bu miktar, yeniden değerleme oranı ile dava tarihi olan 2025 yılı itibariyle 40.000,00 TL'ye ulaşmıştır.Davacı tarafın talebinin 21.756,31 TL olması nedeniyle davanın açıldığı tarih olan 2025 tarihi itibariyle kesinlik sınırı nazara alındığında ilk derece mahkemesi kararı, istinaf eden yönünden kesin niteliktedir.
Neticeten somut olayda; mahkemece davacı yönünden verilen karar kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/01/2018 tarih, 2017/5397 esas ve 2018/5 karar sayılı ilamı bu yöndedir.)
Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması gerekeceği, başka bir deyişle, verilen karar, ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçlarının taraflara yükletilmeyeceğinden gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının davacıdan tahsiline yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklamalar ışığında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 341/2 ve 352/1-b bendindeki düzenleme gereğince davacı yönünden verilen mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle davacının istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk derece mahkemesi kararı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341/2. maddesi uyarınca kesin olması sebebiyle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 341/2 ve 352/1-b bentleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2-Davacının yatırmış olduğu 1.683,10 TL istinaf kanun yolu başvuru harcı ve 615,40 TL istinaf karar harcının istemi halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,
4-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352 maddesi uyarınca kesin olmak üzere 11/02/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.