mahkeme 2020/757 E. 2024/166 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2020/757

Karar No

2024/166

Karar Tarihi

18 Ocak 2024

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2020/757
KARAR NO : 2024/166

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/11/2019
NUMARASI : 2016/414 Esas 2019/1207 Karar
DAVA : MENFİ TESPİT
KARAR TARİHİ : 18/01/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 18/01/2024

İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/414 Esas ve 2019/1207 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...dava dilekçesiyle; Müvekkilinin asgari ücret karşılığı çalışmasına rağmen para kavramını bilemediği, kötüniyetli 3.kişilerin onu kandırdığını, bütün parasını bir gecede bitirdiği, bu durumu nedeniyle evliliğinin de sona erdiği, davalının alacaklı gözüktüğü 06.05.2013 vadeli 130.000,00 TL'lik senetten dolayı İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2014/15556 Esas sayılı dosyası kanalıyla 10 örnek ödeme emri gönderildiği, müvekkiline gönderilen tebligat içindeki senet fotokopisinde tanzim tarihinin olmadığı, bu durum nedeniyle emre muharrer senet vasfında olmadığından ve 10 örnek gönderilemeyeceğinden dolayı memur muamelesi şikayet edildiği, İzmir 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2015/70 ve 2015/305 Karar sayılı ilamı ile taleplerinin reddedildiği, kararda senedin 15.04.2013 tanzim tarihli olduğunun yazıldığı, senedin aslını görmediği için tanzim tarihinin alacaklı tarafından sonradan atıldığının kanaatinde olduğu, takip dayanağı senet, müvekkilinin durumu nedeniyle hile ile alındığı, müvekkilinin bir vesileyle tanıdığı davalıya babadan kalma miras hissesini satmak istediğini bildirdiği, davalı müvekkilini icra takibinde vekil olan avukatın barosuna götürdüğü, müvekkilinin de İzmir 21. Noterliği'nin 11.02.2013 tarih, 4877 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde aynı avukatı vekil ettiği, davalı ve avukatı veraset ilamının alınması, intikallerin yaptırılması, izale-yi şuyu davalarının açılması için müvekkilinden masraf adı altında para talep ettiği, müvekkilinin de parasının olmadığı cevabını verdiği, bunun üzerine davalı ve avukatı masrafları kendilerinin yapacağı, ancak bir adet boş senet vermesi talebinde bulunarak sadece müvekkilinin imzasını taşıyan boş bir senet aldığı, sonradan imza dışındaki bütün rakam ve yazıları doldurmak suretiyle icra takibini yaptıkları, bir avukatın vekaleti devam ederken müvekkili aleyhine icra takibi yapmasının avukatlık kanununa aykırı olduğu, bu nedenle öncelikle telafisi mümkün olmayan zararların meydana gelmemesi için taktir mahkemeye ait olmak üzere tedbiren icra takibinin durdurulmasına, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, masraf ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
CEVAP :Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış olmasına rağmen, davalı tarafça esasa cevap süresi içerisinde davaya karşı cevap dilekçesi sunulmamış olup, daha sonradan davalı vekili dosyaya sunmuş olduğu 18.10.2019 tarihli dilekçede dosyada sureti bulunan miras payı devri sözleşmesi ve taahhütname başlıklı sözleşmede de açıkça davacı tarafın davalıdan icra takibine konu olan tutarda parayı elden değişik tarihlerde aldığının sabit olduğu, bu nedenle davacı tarafın senet bedelini almadığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığı ve davacı tarafın miras payının devri sözleşmesi kapsamındaki edimini ifa etmemesi nedeniyle hakkında dava konusu senedin tahsili amacıyla davaya konu İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2014/15556 Esas sayılı icra takip dosyasıyla icra takibinin başlatıldığı belirtilerek açılan davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
DELİLLER :
1-Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davaya konu İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2014/15556 Esas sayılı icra takip dosyasının bir sureti getirtilmiş olup, dosyanın incelenmesinden davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 25.11.2014 tarihinde davaya konu 15.04.2013 tanzim, 06.05.2013 vade tarihli 130.000,00 TL bedelli senetten dolayı kambiyo senetlerine mahsus senetten dolayı icra takibinin başlatıldığı anlaşılmıştır.
2-Yine taraf delilleri arasında yer alan İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/87 Esas sayılı dosyasının aslı getirtilerek dosyamız arasına eklenilmiş olup, dosyanın incelenmesinden müştekisinin ..., sanığının ise dava dışı ... olduğu ve görevi ihmal suçundan yapılan yargılama neticesinde sanığın mahkumiyetine karar verildiği ve sanık hakkında verilen kararın kesinleşmiş olduğu görülmüştür.
3-Yine davacıya vasi tayinine ilişkin İzmir 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/415 Esas sayılı dosyası getirtilerek dosyamız arasına eklenilmiştir.
4-Yine taraf delilleri arasında yer alan İzmir 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2015/70 Esas sayılı dosyası getirtilerek dosyamız arasına konulmuştur.
5-Yine taraf delilleri arasında yer alan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/19014 Soruşturma dosyasının bir sureti getirtilerek dosyamız arasına eklenilmiştir.
6-Yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında taraf delilleri arasında yer alan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/43583 Esas, 2013/23924 Karar sayılı soruşturma dosyasının bir sureti getirtilerek dosyamız arasına eklenilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ / KABUL :
Dava; Takip ve davaya konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine yönelik menfi tespit davasıdır.
Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesiyle davacının kendisine babadan miras kalan taşınmaz üzerindeki hissesini bir vesile ile tanımış olduğu davalıya satmak istediğini bildirdiği, bu kapsamda davacının aynı zamanda davaya konu icra takibinde davalının da vekili olan vekile düzenleme şeklinde vekaletnamenin verildiği, davalı ve avukatının gayrimenkullerin devri için yapılacak masraflar için davacıdan para talep ettiği, davacının parası olmadığını bildirmesi üzerine dava konusu davacının imzasını taşıyan boş senedin alındığı, daha sonradan da davaya konu senet üzerindeki imza dışındaki boş kısımlar doldurulmak suretiyle senedin takibe konu edildiği, senet üzerinde inceleme yapıldığında senet üzerindeki yazı ve rakamların davacıya ait olmadığının anlaşılacağı, bu şekilde dava konusu senedin davacının saflığından yararlanılarak hile ile alındığı gibi ayrıca dava konusu senette tanzim tarihinin de bulunmadığı, bu kapsamda senedin kambiyo vasfının da bulunmadığı iddiasıyla davacının dava konusu senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davalıya usulüne uygun olarak tebligat yapılmış olmasına rağmen davalı tarafça esasa cevap süresi içerisinde davaya karşı cevap dilekçesi sunulmamıştır.
Taraflar arasındaki ihtilaf takip ve davaya konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olup olmadığı, senedin davacı tarafça iddia edildiği şekilde imza haricindeki kısımlarının davalı tarafça taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı şekilde doldurulup doldurulmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davaya konu İzmir 17. İcra Müdürlüğü'nün 2014/15556 Esas sayılı dosyası getirtilmiş olup, icra takip dosyasına konu senedin incelenmesinden davacı ... tarafından davalı ... lehine düzenlenen 06.05.2013 vade, 15.04.2013 düzenleme tarihli ve 130.000,00 TL bedelli senet olduğu görülmüş olup, yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında İcra Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak dosyada mevcut olan senet aslı istenilmiş olup, incelenmesinden aynı şekilde senet aslında 15.04.2013 tarihli düzenleme tarihinin bulunduğu, bu kapsamda davacı vekilinin dava konusu senette tanzim tarihinin bulunmadığı, bu nedenle senedin kambiyo vasfının bulunmadığı yönündeki savunması yerinde görülmemiştir.
Her ne kadar davacı vekili tarafından mahkememizce yapılan yargılama sırasında dava konusu senetteki davacıya atfen atılan keşideci imzası davacıya ait ise de senetteki diğer yazı ve rakamların davacının eli ürünü olmadığı, bu nedenle bu yazı ve rakamların davacının eli ürünü olmadığının tespiti açısından bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiş ise de dava konusu senetteki davacıya atfen atılan keşideci imzasının inkar edilmemiş olması ve sadece keşideci imzası ile açığa bono düzenlenmesi mümkün olduğundan bu halde bononun taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının davacı tarafça ispatlanmasının gerektiği, bu kapsamda keşideci imzası inkar edilmediğinden senedin diğer bölümlerindeki yazı ve rakamların davacının eli ürünü olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmasının yargılamaya yarar sağlamayacağı düşünülmekle davacı tarafın bu yöndeki talebi yerinde görülmemiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında getirtilen İzmir 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/415 Esas sayılı dosyasının incelenmesinden vasi tayinine ilişkin olarak yapılan yargılama neticesinde verilen 2017/415 Esas, 2017/1424 Karar ve 26.12.2017 tarihli karar ile davacı ...'ın TMK'nın 406.maddesi kapsamında savurganlığı ile kendisini yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açtığı ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olduğu anlaşılmakla kısıtlanmasına ve kendisine vasi olarak ...'ın atanmasına karar verildiği ve mahkememizce yapılan yargılama sırasında da davacı vekili tarafından vasiden alınmış vekaletnamenin dosyaya ibraz edildiği ve yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında da davacı vekilinin 22.10.2019 tarihli duruşmada davacının akli dengesiyle ilgili bir sıkıntısının bulunmadığı, akli dengesinin yerinde olduğu, davacının kendisini mali anlamda idare edemeyecek durumda olduğu, bu zaafiyeti nedeniyle kendisine TMK 406.maddesi gereğince vasi tayin edildiği yönünde beyanda bulunulduğu görülmüştür.
Yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında davacı tarafından davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak yapılan şikayet üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/19014 Esas, 2016/12128 Karar sayılı soruşturma dosyasının bir sureti getirtilmiş olup, yapılan inceleme neticesinde 04.03.2016 tarihinde dolandırıcılık suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve iş bu takipsizlik kararının da İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11.10.2018 tarihli cevabi yazısında 08.04.2016 tarihinde kesinleşmiş olduğunun bildirildiği görülmüştür.
Yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında getirtilen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/43583 Esas, 2013/23924 Karar sayılı soruşturma dosyasının incelenmesinden müşteki ... tarafından şüpheli ... hakkında dolandırıcılık suçu nedeniyle yapılan soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında müştekisinin davalı ..., şüphelisinin ise davacı ... olduğu ve takipsizlikle sonuçlanan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/43583 sayılı soruşturma dosyasının bir sureti getirtilmiş olup, dosya içerisinde davacı ve davalının imzalarını taşıyan "Sözleşme ve Taahhüt Senedidir" başlıklı 07.02.2013 tarihli belgenin bulunduğu görülmekle, mahkememizce yapılan yargılama sırasında her iki taraf vekiline bu belgede davacı ve davalıya atfen atılan imzalarla ilgili olarak beyanda bulunması talep edilmiş ve her iki taraf vekili tarafından ayrı ayrı iş bu belgedeki imzaların davacı ve davalıya ait olduğu kabul edilmiştir. İlgili belgenin incelenmesinden davacıya miras olarak kalacak olan miras paylarının davacı tarafından davalıya haricin devri konusunda taraflar arasında anlaşma yapıldığı, bu kapsamda 2008 yılından 2013 yılına kadar parça parça olmak üzere davalı tarafça davacıya taahhütname tarihine kadar toplamda 120.000,00 TL ödeme yapıldığının taraflarca kabul edildiği görülmüştür.
Yine mahkememiz dosyasına getirtilen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/43583 sayılı soruşturma dosyası içerisinde bulunan davalı ...'nın müşteki olarak Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunmuş olduğu dilekçede davacının babasından ve annesinin ölümünden sonra annesinden kendisine miras olarak kalan hisselerini kendisine satmayı taahhüt ettiği, bu kapsamda kendisinin her hafta davalıya 500,00 TL ödediği ve bu rakamların 130.000,00 TL'yi geçtiği, bu kapsamda davacının kendisine bono verdiği, ancak yapılan araştırma neticesinde davacının babasından kalan miras mallarının tapusunun davacının annesi üzerine devredildiği ve bu şekilde davacı adına kayıtlı olmadığının öğrenildiği, bu şekilde davacı tarafça dolandırıldığını belirterek şikayetçi olduğunu bildirmiş ve Cumhuriyet Savcılığı huzurundaki 07.05.2013 tarihli beyanında da bu beyanlarını tekrarlamıştır.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde her ne kadar davacı vekili tarafından, davacıya babasından kalan miras hissesinin davalıya haricen satılması ve bu kapsamda gerekli işlemlerin yapılabilmesi için davalı tarafça yapılacak masraflara istinaden dava konusu senedin diğer kısımları boş bir şekilde imzalatılmak suretiyle davacının saflığından yararlanılarak hile ile alındığı, senedin diğer kısımlarının davalı tarafça daha sonradan doldurulduğu, senet bedeli kadar bir ödemenin davacıya yapılmadığı, bu kapsamda dava konusu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığı iddia edilmiş ise de; dava konusu senetteki keşideci imzasının davacı tarafça inkar edilmediği, bu kapsamda senedin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun davacı tarafça ispatlanmasının gerektiği, dava konusu senet metninde "nakden" ibaresinin yer aldığı ve senedin kambiyo vasfını taşıdığı, mahkememizce yapılan yargılama sırasında davalı vekili tarafından dosyaya sunulan beyan dilekçesi ve yine davalı asilin soruşturma dosyası içerisinde beyanları ile davacıya babasından miras kalan ve yine annesinden de miras kalacak olan gayrimenkullerin haricen davalıya satılması konusunda taraflar arasında harici olarak yapılan anlaşma gereğince davalı tarafça davacıya parça parça ödenen nakit satış tutarı kapsamında dava konusu senedin davacı tarafça davalıya imzalanarak verildiğinin savunulduğu, dosya kapsamında bulunan ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/23924 soruşturma sayılı dosyası içerisinde bir sureti bulunan ve taraflarca imzası inkar edilmeyen 07.02.2013 tarihli "Sözleşme ve Taahhüt Senedidir" başlıklı belgenin de davalının bu savunmasını desteklediği, sonuç olarak tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davalı tarafın dosyaya sureti getirtilen soruşturma dosyasındaki Cumhuriyet Savcısı huzurunda alınan 07.05.2013 tarihli beyanında davaya konu senet bedeli kadar yapmış olduğu nakit ödeme karşılığında devri taahhüt edilen gayrimenkul devrinin gerçekleştirilemediği, bunedenle davaya konu senetten dolayı davacıdan alacaklı olduğunu bildirdiği, davalı beyanında geçen gayrimenkul devrinin gerçekleştirildiği yönünde de davacı tarafça mahkememizce yapılan yargılama sırasında bir iddianın ileri sürülmediği, mahkememiz dosyasında davalı tarafın davacıya satış bedeline istinaden senet bedeli kadar nakit para ödediği yönündeki "nakten" ibareli senet metnine uygun savunmasının aksine, senedin bedelsiz olduğu yönündeki davacı iddiasının ispat külfeti kendisinde olan davacı tarafça yazılı delillerle ispatlanamadığı, mahkememizce yapılan yargılama sırasında davacı tarafça yemin deliline dayanılmış olması nedeniyle davalıya yemin teklif etme hakkının hatırlatıldığı ve 26.11.2019 tarihli duruşmada davacı tarafça teklif edilen yeminin davalı tarafından eda edildiği...'' gerekçesi ile; yerinde görülmeyen davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemeden senet ve sözleşme üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasının, senet ve sözleşmedeki yazı-rakamlar ile imza yaşlarının tespit edilmesini, Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının içerisinde bulunan; Avukat ...'nın 22.02.2016 tarihli dilekçesinin 3 nolu bendindeki beyanlarının, 29.09.2016 tarihli celsedeki ifadesinin, avukat 'nın Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu davalının el yazılı ürünü belgedeki beyanlarının bir ikrar niteliğinde olduğunun değerlendirilmesi yönündeki taleplerinin reddedildiğini, eksik inceleme sonucunda red kararının verildiğini, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu gereğince kısıtlanan, bu durumu nedeniyle bir kıraathanede gece bekçiliği yapabilen bir kişiye 245 hafta boyunca her hafta 500-TL ödeme yapılmasının, bu ödemeler bittikten sonra miras kalan yerlerinin satışı sözleşmesi yapılmasının hayatın olağan akışına ters olduğunu, bu dava bittikten sonra davalının, bir senet daha ortaya çıkardığını, 12.000,00-TL olarak doldurduğunu ve İzmir 6. İcra Müdürlüğü'nün 2019/16768 Esas sayılı dosyasıyla yine müvekkilini icraya verdiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, hile ve bedelsizlikten kaynaklanan kambiyo senedine dayalı icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle elinde kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir bir bono bulunan davalının ayrıca alacağının nereden kaynaklandığını açıklama mecburiyeti bulunmadığı gibi bonoda yazılı miktarda alacaklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün de bulunmamasına, davacının bononun bedelsiz olduğu iddiasını geçerli yazılı delillerle ispatlayamamasına, senedin hile ile alındığının davacı tarafından ispatlanamamasına, davacının yemin teklifinin davalı tarafından icra edilmesine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/11/2019 tarih ve 2016/414 Esas 2019/1207 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim