mahkeme 2025/205 E. 2025/317 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/205

Karar No

2025/317

Karar Tarihi

7 Nisan 2025

T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/205 Esas
KARAR NO : 2025/317
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/03/2025
KARAR TARİHİ : 07/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; "Müvekkil Şirket ile davalı firma arasında ekte sunulu "Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" Sözleşmeleri imzalanmıştır. İşbu sözleşmelerde; bu sözleşmeler kapsamında çalışan işçilere yapılması gereken her türlü işçilik ödemesinin sorumlusu ve muhatabının yüklenici olduğu hüküm altına alınmıştır. Dilekçemiz eki listede belirtilen dava dışı işçilerce müvekkil kurum aleyhine işçilik alacaklarının tahsili talebiyle açılan davalar ile yapılan Arabuluculuk başvuruları sonucu icra dosyalarına yahut haricen işçilik alacakları ödenmek ve yargılama giderlerine katlanılmak durumunda kalınmıştır. Bahsi geçen dava dışı işçilere ödenen meblağlardan davalı metroyol firması sorumludur. Zira; müvekkil Şirket ile dava davalı firma arasında akdolunan sözleşmeler ve eki Teknik Şartname ile mevcut düzenlemeler gereğince; işçinin işvereni, sorumlusu ve muhatabı yüklenici davalı şirket olması nedeniyle; müvekkil idarece yapılan toplam ödemeden, işçileri çalıştırdığı süreye isabet eden miktarların, işe iade davalarında ise ödenen tüm tutarın dava dışı yüklenici firmadan rücuen tahsili gerekmektedir. Davalı ile akdedilen sözleşmelerin; " Yüklenicinin sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumluluklar" başlıklı 27.1. Maddesinde; "Yüklenicinin sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumlulukları, ilgili mevzuatın bu konuyu düzenleyen emredici hükümleri çerçevesinde yükleniciye aittir. PTT yüklenicinin çalıştırdığı işçilerin muhatabı ve sorumlusu değildir." 35.8. Maddesinde; " Kıdem tazminatı ile ilgili sorumluluk yükleniciye aittir." hükümleri, Teknik Şartnamenin; 7.43. Maddesinde; "Yüklenici, hizmet sözleşmesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile diğer kanun, tüzük ve yönetmeliklerin hükümlerini yerine getirmekle sorumludur. İşin yürütülmesi esnasında yukarıda sayılan Kanunlar ile ilgili Tüzük ve Yönetmeliklerden doğacak tüm hukuki ve cezai sorumluluk da yükleniciye aittir. Bu bağlamda İdarece ödenmek zorunda kalınan her türlü meblağ yükleniciye rücu edilir. İşçi alacakları ve idari para cezaları ile ilgili PTT aleyhine veya PTT tarafından dava açılması halinde yüklenicinin iş bu sözleşme gereği PTT’ye vermiş olduğu teminatlar davalar sonuçlanana kadar iade edilmez." hükümleri yer almaktadır. Dolayısıyla, anılan sözleşmeler ve sözleşmelerin eki ve ayrılmaz niteliğindeki şartnamelerde; yüklenicinin istihdam ettiği işçinin işvereni, muhatabı ve sorumlusu olduğu, işçilere ödenecek işçilik alacaklarının rücu edileceği açıkça ifade edilmiştir. TBK'nın 62. ve 167. maddelerine göre de davalı firmalar müvekkil şirketin ödemiş olduğu işçilik alacaklarından sorumludur. Bununla beraber müvekkilce yapılan arabuluculuk ücreti dahil yargılama giderleri de asıl alacağın fer'isi mahiyetinde bulunduğundan bu tutarların da davalı firmadan rücuen tahsilini talep ediyoruz. Dava dışı işçilerin müvekkile karşı açmış olduğu davalarda aldırılan Bilirkişi Raporlarında işçilerin bünyesinde çalıştığı alt işveren firmalar tespit edilmiştir. Müvekkilce işçilere yapılan ödemeler ve yapılan yargılama gideri masraflarına dair ödeme dekontları da dava ve icra dosyalarında yer almaktadır. Bu itibarla dilekçemiz ekinde sunulu listede yer alan dava, icra ve arabuluculuk dosyalarının celp edilmesi halinde dava dışı işçilerin hangi alt işveren firmalarda ne kadar çalıştığı ve dosyalara müvekkilce hangi tarihte ne kadar yatırıldığı görülecektir. Arabuluculuk dosyalarında bulunmayan ve müvekkilce haricen yatırılan tutarlara dair ödeme dekontları ve işçilere ait SGK hizmet dökümleri ise dilekçemiz ekinde sunulmuştur. Müvekkilce yatırılan tutarların ne kadarından davalı firmanın sorumlu olduğunun ise Bilirkişi Raporu aldırılarak hesaplanmasını talep ediyoruz. Huzurdaki dava açılmadan önce Dava şartı Arabuluculuk Yoluna başvurulmuş ancak netice alınamamıştır. İzmir Arabuluculuk Bürosunun... arabuluculuk numaralı dosyası üzerinden yürütülen Arabulucukluk süreci sonunda imzalanan Arabuluculuk Son Tutanağının aslı dilekçemiz ekinde yer almaktadır. Yukarıda izah edilen sebeplerle dilekçemiz ekindeki listede gösterilen dava dışı işçilere ödenen tutarlar ile yapılan yargılama gideri masraflarının müvekkil şirket tarafından ödenme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalı firmadan rücuen tahsilini teminen işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur. Yukarıda arz ve izah edilen hususlar ve sayın mahkemenizce re'sen dikkate alınacak hususlar göz önüne alınarak davamızın kabulü ile daha sonra artırılmak ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak şartıyla şimdilik toplam 10.000,00-TL'nin müvekkil şirket tarafından ödenme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı firmadan sorumluluğu oranında rücuen tahsiline; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim." şeklinde talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; "Yukarıda esas sayısı verilen dosyada davacı dava dilekçesinde özetle; " ... Davacı ve davalı firma arasında "Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" Sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmeler kapsamında çalışan işçilere yapılması gereken her türlü işçilik ödemesinin sorumlusu ve muhatabının yüklenici olduğu hüküm altına alındığını, dava dışı işçilere yönelik ödenen meblağlardan davalı firmanın sorumlu olduğunu, ilgili sözleşmeye binaen işçilere ödenecek işçilik alacaklarının davalı firmaya rücu edileceğinin belirtildiğini, buna göre de rücu taleplerinin olduğunu..." iddia ve talep etmiştir. Tarafımızca detaylandırılacak nedenlerle davacının haksız ve hukuka aykırı taleplerini içerir davanın reddini talep etme gereği hasıl olmuştur. Davacının, dava dilekçesinin ekinde de yer aldığı müvekkil firma ile davacı arasında " Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" sözleşmesi imzalanmıştır. Anılan sözleşmenin Anlaşmanın Çözümü başlıklı 36. Maddesinde " Bu sözleşme ve eklerinin uygulanmasından doğabilecek her türlü anlaşmazlığın çözümünde Ankara mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir. " hükmü yer almaktadır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin ilgili maddesinde de görüldüğü üzere, davacının işbu dava konusunu dayanak gösterdiği sözleşmenin maddesinde yer alan "yetki anlaşması"na aykırı davranarak yetkili olmayan bir mahkemede davayı açmıştır. Başka bir ifadeyle; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Yetki Sözleşmesini düzenleyen 17. Maddesinde "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." hükmüne yer verilmektedir. İlgili kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere tacir statüsüne haiz kişiler aralarında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıklar hakkında ortak iradeyle bir mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Yapılan bu yetki sözleşmesi ayrı bir sözleşme yapılabileceği gibi taraflar arasında akdedilen sözleşmeye hüküm olarak eklemek suretiyle de yapılabilmektedir. Ayrıca taraflar aksini kararlaştırmadığı sürece dava, sadece sözleşmeyle belirlenen mahkemede açılmaktadır. Yukarıda detaylıca verilen; davacı ve müvekkil firmanın aralarında akdettiği ilgili sözleşmede de taraflar sözleşmenin içeriğine eklemek suretiyle , taraflar arasında doğmuş ve doğabilecek ihtilaflarda Ankara Mahkemelerini yetkili kılan bir yetki sözleşmesi düzenlemişlerdir. Tarafların ortak iradesine dayanan bir yetki sözleşmesine aykırı davranarak davacı yan işbu davayı yetkili kılınmayan mahkemeye talepte bulunmuştur. Dolayısıyla işbu davanın yetkisiz mahkemede açılmasına dayalı olarak davanın öncelikli olarak usulden reddi talep edilmektedir. Davacı tarafın dava dilekçesinde talep sonucu açık ve anlaşılır değildir. Davacı tarafın dava dilekçesi içeriğinden de talep sonucundan da dava dışı işçilere yapmış olduğunu iddia ettiği hangi ödeme kalemlerinin müvekkil şirketten talep edildiği anlaşılmamaktadır. İşçilik alacakları kavramı oldukça geniş bir kavram olup; işçilere yapmış olduğu hangi işçilik alacaklarını müvekkil şirketten talep ettiğinin açıklanması gerekmektedir. Müvekkil şirketin sorumluluğu sınırlı olup işbu dava yoluyla davacı tarafından yüklenen sorumluluk hukuka aykırıdır. Mahkemeleri ve esas sayıları verilen dosyalarda tarafımızca sunulan cevap dilekçeleri incelendiğinde görülmektedir ki; müvekkil şirketin dosyanın tarafı işçilere kendi bünyesinde çalıştığı dönemlere ilişkin olarak alacak kalemlerini ödemiş olup; esasında dosya tarafı işçilerin müvekkil şirketten talep edeceği herhangi hak ve alacağı bulunmamaktadır. Taraflar arasında imzalanan ihale sözleşmesine göre ; müvekkil şirket bünyesinde belirli süre zarfında iş görmüş işçilere, müvekkil şirket bünyesinde çalıştıkları süre zarfı boyunca tüm hak edişleri ödenmiştir. Başka bir ifadeyle müvekkil şirket bünyesinde ihale sözleşmesine göre çalışan işçiler her ne kadar uzun yıllar PTT A.Ş. Bünyesinde çalışmış olsa da , müvekkil şirketin sorumluluğu en fazla müvekkil şirket bünyesinde çalıştığı dönemleri kapsayacak şekilde olacaktır. Dolayısıyla müvekkil şirket bünyesinde çalışmadıkları döneme ilişkin olarak, müvekkil şirketin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Aynı şekilde davacı PTT A.Ş.'nin ilgili dosyalarda taraf olan personellere yönelik ödeme yaptığı iddiası müvekkil şirket nezdinde bir sonuç doğurmamaktadır. Davacının dava dilekçesinin ekinde yer alan ve davacının davasını dayanak gösterdiği listede, müvekkil bünyesinde bir süre çalışan personellerin bilgileri yer almaktadır. Buna göre, listede yer alan personellerin müvekkil şirket bünyesinde çalıştığı döneme ilişkin olarak personellerin edindiği tüm hak ve alacaklar personellere ödenmiştir. Davanın devamında dosyaya tarafımızca kazandırılacak belgelerde de görüleceği üzere ilgili personellere, başta kıdem tazminatı olmak üzere ücretleri dahil tüm hak ve alacakları ödenmiştir. Kaldı ki müvekkil şirket, halihazırda PTT A.Ş. İle çalışmaya devam eden aktif bir şirket konumundadır. Bu husus göz önüne alındığında, müvekkil şirket, kendi dönemine düşen kıdem tazminatı miktarını ödememiş olsa idi dahi , talep halinde ilgili tazminat miktarından müvekkil şirketin payına düşen kısım, dava açılmasına sebebiyet verilemeksizin ödenmiş olacak idi. Dolayısıyla hakkaniyete aykırı olarak açılan işbu davanın tarafımızca kabulü mümkün olmayacaktır. Taraflar arasında yer alan ilişki ihale sözleşmesi olup sözleşme kapsamında bilgileri verilen personeller müvekkil şirket bünyesinde belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmıştır. Davacı kurum ve müvekkil şirket arasında bir ihale sözleşmesi yapılmış olup bu ihale sözleşmesine göre PTT A.Ş. Bünyesinde çalışan personeller belirli bir süre ile sınırlı olmak üzere müvekkil şirket bünyesinde iş görmüşlerdir. İhale sözleşmesi gereği çalıştırılan işçilerin sgk bildirimleri, belirli süreli hizmet sözleşmesi ve ücretlerin ödenmesi gibi şekli hususları kapsamaktadır. Bundan kasıt tüm emir ve talimatlar davacıya; asıl işveren PTT tarafından verilmiş olup davacının bu hususlar dışında müvekkil şirkette çalışması söz konusu olmamıştır. İlgili ihale sözleşmesine dayalı olarak belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere, müvekkil şirket tarafından tüm hak edişleri ödenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, müvekkil şirket personellere yönelik yalnızca kendi bünyesinde çalıştığı dönemle sınırlı olarak sorumlu tutulmalıdır. Öyle ki, müvekkil şirket sorumlu olduğu döneme ilişkin edimini ifa etmiş olup personellerin tüm hak ve alacakları zamanında personellere ödenmiştir. Buna ilişkin belgeler davanın devamı sırasında dosyaya kazandırılacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/22-391 E., 2014/710 K. sayılı, 30.05.2014 tarihli kararında; " Belirli süreli iş sözleşmesi, sürenin sonunda herhangi bir fesih bildirimine gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceğinden bu tür sözleşmelerde kıdem tazminatı hakkı doğmayacaktır." şeklinde hüküm kurmuştur. Buna göre belirli süreli iş akitlerinde belirli sürenin dolmasından kaynaklı olarak sözleşme sona erdiği için personelin kanunen kıdem tazminatı alacağı doğmamaktadır. Ancak; müvekkil şirket sorumlu dahi olmadığı bir ödemeyi personellere yapmıştır. Dolayısıyla davacının haksız davasının reddi talep edilmektedir. Müvekkil şirket personellere ödenen kalemlerden kendi dönemi ile sınırlı sorumludur. Defaaten dile getirildiği üzere; taraflar arasında gerçekleşen ihale sözleşmesine göre; ilgili personeller müvekkil şirket bünyesinde belirli bir süre ile iş görmesi adına anlaşma sağlanmıştır. Bu anlaşmaya göre ise müvekkil şirket ilgili personelin hak ve alacaklarından kaynaklı kendi dönemi ile sınırlı sorumlu olmaktadır. Öyle ki, yerleşik Yargıtay kararları da aynı doğrultudadır. Ayrıca mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun (1475 sayılı Kanun) 14/3 üncü maddesi gereğince son işveren dışındaki önceki alt işverenlerin sorumluluğunun sadece kıdem tazminatı yönünden ve çalıştırdıkları süre-ücretle sınırlı olduğu, her bir alt işverenin kendi çalıştırdığı dönem ile sınırlı olmak üzere üst işverene karşı sorumlu olacağı kabul edilmelidir. Bu anlamda davacının dilekçe ekinde yer alan listedeki personellerin SGK giriş ve çıkış tarihleri incelendiğinde müvekkil şirketin son işveren olmadığı görülecektir. Bu anlamda müvekkil şirket; asıl işverenin, alt işverenlik ilişkisi kurduğu şirketlerden yalnızca birisi olup listede yer alan personeller müvekkil şirket bünyesinde ortalama olarak üç- beş ay, neticeten en fazla bir yıl çalışmışlardır. Dolayısıyla bazı personeller için kıdem tazminatı hakkı dahi doğmamasına karşılık müvekkil şirket tüm kıdem tazminatı ödemelerini gerçekleştirmiştir. Davacının dava dilekçesinin de ekinde yer alan taraflar arasında imzalanan " Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" sözleşmesi incelendiğinde, davacının taleplerinin hakkaniyete aykırı olduğu görülecektir. Öyle ki; taraflar her ne kadar tacir sıfatına haiz kişilikler olup " basiretli tacir gibi davranma " yükümlülüğü çerçevesinde hareket etmek durumunda kalsalar da bazı durumlarda aralarındaki ilişkiye itiraz etmek noktasında zorunluluk hasıl olmaktadır. Taraflar arasında akdedilen " ihale sözleşmesi"nin madde 35.8'i " Kıdem tazminatı ile ilgili sorumluluk yükleniciye aittir." şeklinde bir düzenleme bulunmaktadır ve davacı taraf temelde ilgili düzenlemeyi dayanak göstererek işbu davayı açmıştır. Ancak bu düzenleme her bakımdan menfaat dengesine aykırılık teşkil ettiği gibi düzenlemede birden çok " ihtilaflı " durum vardır. İhale sözleşmesine konu olan personeller, müvekkil şirket nezdinde kısa süreli çalışmalar gerçekleştirmişlerdir.Yukarıda açıkça izah edildiği üzere müvekkil şirket, işbu davanın açılmasına sebebiyet vermemiştir. Kıdem tazminatına ve diğer işçilik alacaklarına yönelik ödemeleri müvekkil şirket zaten işçilere yapmıştır. Ancak davacı tarafın kendi ihmali davranışından gelen gerek idari gerekse yargılama sonucu gider ve cezaları müvekkil şirkete atfedilmesi kabul edilememektedir. Dolayısıyla, dava konusu kıdem tazminat miktarının yanı sıra arabuluculuk ücreti ve diğer giderler noktasında da yine aynı şekilde müvekkil şirketin sorumluluğu bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan ve sayın mahkemece re'sen nazara alınacak nedenlerle; davacının haksız ve kötüniyetli olarak açtığı işbu davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim." şeklinde talep etmiştir.
Dava taraflar arasındaki "Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" başlıklı hizmet sözleşmesi kapsamında dava dışı işçilere ödenen tazminatların rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, "Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" başlıklı sözleşmesi kapsamında çalışan işçilere müvekkili tarafından ödemeler yapıldığını, sözleşme kapsamında yapılan ödemelerden davalının sorumlu olduğunu iddia etmekte, davalı vekili ise mahkememizin yetkisine itiraz ile birlikte davanın esasına yönelik savunmalarını cevap dilekçesi belirtmektedir.
Medeni Usul Hukukunda yetki kavramı, bir davaya hangi yerdeki görevli hüküm (hukuk) mahkemesi tarafından bakılacağını belirler (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, 7.baskı, s.137; Diğer tanımlar için bakınız:Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, s.194; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.114).
Bir davaya yer itibariyle bakma iktidarına sahip mahkemeye “yetkili mahkeme”, bu hususu düzenleyen kurallara da “yetki kuralları” adı verilir (Alangoya/Yıldırım/Deren Yıldırım: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009, s.83; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: a.g.e., s.114).
Her mahkemenin yargı yetkisi, belli bir coğrafi bölge ile sınırlıdır; buna o mahkemenin “yargı çevresi” denir. Bu yargı çevresinin sınırları, idari teşkilat sınırlarına göre belirlenir. Asliye ve sulh mahkemesinin yargı çevresi, bulunduğu ilçenin veya il merkezindekiler için merkez ilçenin sınırları içinde kalan bölgeyle sınırlıdır (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.137). Böylece her mahkeme, kendi kaza (ilçe) çevresine dahil olan ihtilaflar hakkında yetkilendirilmiştir (Üstündağ, Saim:a.g.e., s.194).
Genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahındaki mahkemedir. Yani her dava, (kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça) açıldığı tarihte davalının (Medeni Kanun gereğince) ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.138; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: a.g.e., s.114; Üstündağ, Saim:a.g.e., s.196).
Nitekim belirtilen ilke,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (H.M.K.) 6.maddesinin 1.fıkrasının 1.cümlesinde aynen; “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Bazı davalar için davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Örneğin sözleşmeden doğan davalarda, sözleşmenin yerine getirileceği yerdeki mahkeme de yetkilidir (H.M.K. m.10). İşte, bazı dava veya dava çeşitleri için kabul edilen istisnai nitelikteki yetki kurallarına (genel olmayıp, yalnız belirli durumlara ilişkin oldukları için) “özel yetki kuralları” denir.
Kural olarak, özel yetki genel yetkiyi kaldırmaz, yani onunla birlikte uygulanır. Yani davacı, isterse genel yetkili (davalının ikametgahındaki) mahkemede, dilerse özel yetkili (sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin yerine getirileceği yerdeki) mahkemede davasını açabilir.
Fakat istisnai olarak, bazı davaların mutlaka belli bir yer mahkemesinde açılması kanunla öngörülmüştür ki, bu halde kesin yetki söz konusudur. Örneğin taşınmazın aynına ilişkin davalar, yalnız gayrimenkulün bulunduğu yerde açılabilir (H.M.K. m.12); davalının ikametgahı mahkemesinde açılamaz. Bu hallerde (kesin yetki hallerinde), genel yetki kaldırılmış olup, dava yalnız bu özel (ve kesin) yetkili mahkemede açılabilir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.138).
6100 sayılı HMK.'nun genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir”. Aynı Yasa'nın 7. maddesinde “Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.” hükmü düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı Kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin, yine HMK'nın 14. Maddesinde bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. (Bkz. HGK. 5.11.2003, 2003/13-640-627 sayılı kararı)
Öte yandan dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, yapılan yetki sözleşmesi, münhasır yetki sözleşmesi olacaktır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin ve icra dairelerinin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkeme ve icra dairelerinin de yetkisinin devam etmesini, diğer bir anlatımla, münhasır olmayan yetki sözleşmesi yapmak istiyorlarsa, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir. Öte yandan maddede belirtilen tacir sıfatının Türk Ticaret Kanunu’na göre tayin edilmesi gerekir. (Bkz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2014/19748 Esas, 2014/27612 Karar sayılı kararı)
Somut olayda, dava dosyasının taraflarının tüzel kişi tacir oldukları ve taraflar arasında dava dilekçesinin ekinde yer alan "Ayrım- Dağıtım Hizmetlerine İlişkin Doğrudan Temin" başlıklı sözleşmesinin bulunduğu ihtilafsızdır. Dava dilekçesinin davalıya 12/03/2025 tarihinde tebliğ edildiği, verilen süre uzatım sonucu cevap verme süresinin son gününün 02/04/2025 olduğu, davalı vekili tarafından da cevap dilekçesinin süresi içerisinde 28/03/2025 tarihinde verildiği görülmekle, taraflar arasındaki ihtilafsız sözleşmesinin 36. Maddesine göre " bu sözleşme ve eklerinin uygulanmasından doğabilecek her türlü anlaşmazlığın çözümünde Ankara mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir." hükmünün yer aldığı bu nedenle HMK' nun 17. Maddesi kapsamında eldeki ihtilafı Ankara Asliye Ticaret Mahkemelerinin çözmekle yetkili kılındığı anlaşıldığından dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Dava dilekçesinin yetki yönünden REDDİNE,
2-Kararın kesinleşmesine müteakip süresinde müracaat halinde yetkili ve görevli Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine,
3-HMK'nun 331/2. maddesi gereğince yetkisizlik kararından sonra davaya yetkili mahkemede devam edilmesi hâlinde harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin yetkili mahkemece hüküm altına alınmasına, yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde talep üzerine mahkememizce dosya üzerinden bu durumun tespiti ile yargılama giderlerine ilişkin karar verilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda KESİN olmak üzere verilen karar verildi.07/04/2025

Katip ...
e-imzalıdır

Hakim ...
e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim