mahkeme 2024/392 E. 2025/624 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/392
2025/624
4 Eylül 2025
T.C.
İZMİR
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/392
KARAR NO : 2025/624
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 08/05/2024
KARAR TARİHİ : 04/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili Mahkememize verdiği 08/05/2025 tarihli dava dilekçesinde; 18.12.2013 tarihinde...plaka sayılı araç ile müvekkilinin eşi olan müteveffa ...sevk ve idaresinde bulunan... plaka sayılı aracın kaza yaptığını ve ... ' ın hayatını kaybettiğini, davalının, müteveffa... ' ın sevk ve idaresinde bulunan... plaka sayılı aracın ZMMS poliçesini tanzim eden sigorta şirketi olduğunu, müvekkili tarafından İzmir Asliye Ticaret Mahkemesinde karşı yan aleyhine destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemli dava açılmış olup, yapılan yargılama sonucunda İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi 15/12/2021 Tarih, ... K. sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini ancak ... Genel Sigorta A.Ş. tarafından kararın temyiz edildiğini , temyiz incelemesi sonucu kararın onandığını, bu kararın müvekkili tarafından İzmir ... İcra Müdürlüğü...E. sayılı dosyasında takibe konulduğunu , karşı yan tarafından müvekkiline 05.10.2023 tarihinde ödeme yapıldığını, karşı yanın 12.02.2014 tarihinde yapması gereken ödemeyi 05/10/2023 tarihinde yapması sebebi ile döviz kurunda meydana gelen dalgalanmalardan, yüksek enflasyon sebebi ile paranın değer kaybetmesinden dolayı müvekkilinin temerrüt faizini aşan munzam zarara uğradığını, Munzam Zararın Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde; ''Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.'' şeklinde hüküm altına alındığını, munzam zararın doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında ise ''borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.'' şeklinde tanımlandığını , buna ek olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2000/13-1236 E. 2000/1578 K. sayılı ilamında munzam zararın ''borçlu temerrüde düşmeden borcunu vadesinde ödemiş olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki farkın temerrüt faizi ile karşılanmayan bölüme isabet eden zarar'' şeklinde tanımlandığını, para borçlarında, borçlunun temerrüdü nedeniyle, alacağını zamanında alamayan kişilerin, fiyatların artması ve paranın satın alma gücünün azalması nedeniyle zarara uğradıklarını, ülkemizde olduğu gibi, özellikle enflasyon oranının temerrüt faizinden yüksek olması durumunda, söz konusu zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını ve bu nedenle, temerrüt faizi ile karşılanmayan bir zararın ortaya çıktığını, bu zararın munzam zarar olarak adlandırıldığını, enflasyonun piyasadaki arz-talep dengesinin, talep lehine büyük ölçüde bozulması sonucunda fiyatların artması ve paranın satın alma gücünün azalması olduğunu, para borçlarında, borçlunun temerrüdü nedeniyle, alacağını zamanında alamayan kişilerin, özellikle enflasyon oranının yüksek olmasına rağmen, temerrüt faizinin düşük kalması nedeni ile önemli ölçüde zarara uğradıklarını, kabul anlamına gelmemekle birlikte enflasyondan kaynaklanan zararın munzam zarar olarak kabul edilmese dahi, Yargıtay ' ın söz konusu paranın zamanında elde edilememesi nedeniyle değer kaybını önleyici bir mal veya hizmet alımına yöneltilememesi durumunu yoksun kalınan kâr - kazanç kaleminden munzam zarar olarak kabul ettiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ' nun 1998/13-353 E. 1999/929 K. sayılı ilamında; Ülkemizde seyreden reel enflasyonun yıllık hızı, ortalama % 30-% 90 oranında, hatta daha fazla olmak üzere, seyir takip ettiği bilinen gerçektir. Böyle bir ortamda, alacağını zamanında elde eden alacaklının, bunu bir an önce, paranın alım gücü kaybını önleyici, mal veya hizmet yatırımlarına yöneltmesi, banka mevduat faizine, devlet tahviline yatırması veya dövize dönüştürmesi, yaşanan hayat gerçeklerine uygun bir davranış olarak benimsenmelidir. Enflasyon olgusu, belirli düzeylerde devam ettiği müddetçe, buna bağlı olarak para değerinin düşmesi, alım gücünün azalmasından, alacağını geç tahsil eden alacak1ının zarar gördüğü, % 30 oranlarındaki temerrüt faizinin, bu zararı karşılamaya yetmeyeceği, tartışmasız bir gerçektir. O nedenle hukukumuzda, para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması şeklinde ortaya çıkan zarar istemlerinin, BK 'nin 105. maddesi kapsamında yorumlanması kaçınılmazdır. Hal böyle olunca, bu ekonomik olgular, davacının ayrıca zararını ispat yönünden, kanıt getirmesini ortadan kaldırır, normal durumlar ve fiili karineler niteliğinde olduğunun kabulü zorunlu olmaktadır... Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredilerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız, yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de tabii bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu takdirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerinde bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir. Yasal deyimi ile "maruf ve meşhur" vakalardır ve bunların ispatına gerek yoktur'' şeklinde karar verdiğini, Yargıtay... Hukuk Dairesi ' nin ... K. sayılı ilamında; ''Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir'' şeklinde karar verdiğini, Yargıtay ... Hukuk Dairesi ' nin ...K. sayılı ilamında; Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; munzam zararın hesabında ilke olarak; borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir. Bu itibarla, mahkemece, yukarıda yapılan açıklama doğrultusunda gerekli araştırma yapılarak, bu hususta rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.'' şeklinde karar verdiğini, yapılacak bilirkişi incelemesi ile de davacı müvekkilinin munzam zarara uğradığının sabitlik kazanacağını, davalının temerrüde düştüğü tarih olan 12/02/2014 tarihte altın ve kur fiyatları (efektif satış); 1 ABD DOLARI = 2.1995-TL, 1 EURO = 2.9955-TL, 1 Gram 24 Ayar Altın = 85,75-TL şeklinde iken davacı müvekkilinin alacağını davalıdan tahsil ettiği tarih olan 05/10/2023 tarihinde ise altın ve kur fiyatları; 1 ABD DOLARI = 27.6173-TL, 1 EURO = 29.0302 -TL, 1 Gram 24 Ayar Altın = 1.614-TL şeklinde olduğunu, davacı müvekkilinin geç tahsil ettiği alacağının değerini kur fiyatlarındaki afaki artış nedeni ile de koruyamamış olup, 2014 yılında tahsil etmesi gereken alacağının tabiri caizse günümüze kadar gün ve gün eridiğini adeta bir hiç olduğunu, davacının alacağına uygulanan temerrüt faizi güncel döviz kurları, altın fiyatları, emsal makine bedelleri vs. göz önünde bulundurulduğunda davacının zararını karşılamakta çok yetersiz kalmış olup, davacı müvekkilinin zararının temerrüt faizi ile karşılanmadığını, davacı müvekkilinin uğramış olduğu gerçek zarar temerrüt faizi ile karşılanmadığı gibi davacının uğradığı gerçek zarar temerrüt faizinin çok üstünde olduğunu, davacı müvekkilinin munzam zarara uğradığının alınacak bilirkişi raporu ile de sabitlik kazanacağını belirtmiş , davalı sigorta şirketinin borcunu geç ifa etmesi nedeniyle alacağını geç tahsil edip munzam zarara uğrayan davacı müvekkili için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, HMK 107. Madde uyarınca BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla; mahkemece toplanacak deliller ışığında, şimdilik 50-TL maddi tazminat tutarının 12/02/2014 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte karşı yandan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili Mahkememize verdiği 23/05/2024 tarihli cevap dilekçesinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde 2014 yılında yapılması gereken ödemenin 2023 yılında yapıldığı gerekçesi ile bedelin kur farkı ve enflasyon sebebiyle eridiği iddiasında bulunduğunu, davacı tarafından 18/12/2013 tarihli kaza sebebiyle 15/09/2014 tarihinde İzmir.... Asliye Ticaret Mahkemesi...Esas sayılı dosyası ile destekten yoksun kalma tazminat davası ikame edildiğini, ilgili dava dosyasına sunmuş olduğu cevap ve sonrasında beyan dilekçelerinde sunmuş olduğu itirazları kabul edilmeyerek davanın kabulüne karar verilmesi sebebiyle karara karşı yasal hakları olan istinaf kanun yoluna gidildiğini, davacı tarafın her ne kadar kur farkı ile enflasyondaki artış sebebiyle zarara uğradığı iddiasıyla bu davayı açmışsa da yukarıda da izah edildiği üzere kanunun tanımış olduğu üst mahkemeye başvuru hakkı kullanılarak verilen yanlış karara karşı istinaf kanun yoluna gidildiğini, kararın kesinleşme ile birlikte icra dosyasına karar gereği sorumlu olunan tüm tutar ödenmiş olup sigorta şirketi yönünden temerrüt gerçekleşmediğinden davacıların munzam zararı da bulunmadığını, munzam zarar alacaklısının, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumunda olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 105. maddesine göre alacaklının uğradığı zarar geçmis günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle mükellef olduğunu, kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsediğini, bu zararın karşılanmasının iki bölümde düşünüldüğünü, birinci bölüm, kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarı olup bunun temerrüt faizi olduğunu, diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığının yasal bir karine olarak kabul edildiğini, bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut olmadığını, ikinci bölümün, temerrüt faizini aşan ( munzam ) zarara ilişkin olup; temerrüt faizini asan bir zararı olduğunu iddia edenin, bu iddiasını somut delillerle ispat etmek zorunda olduğunu, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artıs, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağını, davacının, para alacağını zamanında alması halinde bu parayı ne şekilde kullanacağını ispatlayamadığını ayrıca alacaklının, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu da ispat etmek zorunda olduğunu, soyut enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olmasının munzam zararın gerçekleştiği ve ispatlandığı anlamına gelmeyeceğini, davacı tarafından ispatlanması gereken hususun, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğünü, ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel, afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular TBK'nın 105. maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermeyeceğini, istikrar bulmuş Yargıtay uygulamasına göre, davacının faizi asan ( munzam ) zararını yukarıda açıklanan sekilde ispat etmeden bu yöndeki talebin kabul edilmesi mümkün olmadığını, tüm bu hususlar dikkate alındığında yukarıda da izah edildiği üzere ... esas sayılı dosyada verilen karara karşı istinaf kanun yoluna gidildiğini ve icra dosyasına teminat mektubu sunulmuş olması ve kararın kesinleşmesi sonrası icra dosyasına yapılan ödeme ile munzam zararın oluşmadığını, bununla birlikte yine dilekçe ekinde sunulmakta olan ve güncel Yargıtay kararında da sabit olduğu üzere döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel, afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular TBK'nın 105. maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermeyeceğini, bu sebeple davacının haksız davasının reddi gerektiğini belirtmiş , davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizin...Karar sayılı dosyasının UYAP suretinin incelemesinde; davacının ... davalının ... Sigorta Anonim Şirketi, müteveffanın..., müteveffanın çocuklarının.... ... ve ..., davanın tazminat davası olduğu, mahkemece 15/12/2021 tarihinde davanın kabulü ile davacı...çin 154.241,79 TL, davacı... için 46.362,04 TL, davacı.... için 16.043,48 TL, davacı ... için 8.619,92 TL destekten yoksun kalma tazminatının 12/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği, kararın 09/09/2023 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
İzmir... İcra Müdürlüğü ' nün...sayılı dosyasının incelemesinde ; alacaklının..., borçlunun ...Genel Sigorta AŞ, borç miktarının 225.267,23 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 24.218,71 TL ilam vekalet ücreti, 1.579,64 TL yargılama gideri, 50.268,53 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 301.334,11 TL olduğu, ödeme emrinin borçluya 15/12/2022 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekili tarafından 29/03/2022 tarihinde borca itiraz edildiği , borçlu tarafından 05/10/2023 tarihinde 485.000,00 TL ödeme yapıldığı belirlenmiştir.
Talep edilen munzam zarar tazminat alacağının varlığı ve miktarının belirlenmesine yönelik olarak dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, alınan 29/01/2025 tarihli bilirkişi kurulu raporunda;
BK. m.122 maddesinin takdir ve değerlendirilmesi ile davacı yanın bu zararı talep edip edemeyeceği hususundaki değerlendirme ve takdirin mahkemeye ait olduğu, dava dosyası, icra dosyası, dosya içerisindeki bilgi ve belge üzerinden yapılan inceleme sonucunda,
davacının, davalının yapmış olduğu ödemeyi temerrüt tarihinde almamış olması nedeniyle, yasal faiz
dışındaki aşkın zararı bakımından yapılan hesaplamada,
davacı yanca, ödemeyi temerrüt tarihinde almamış olması nedeniyle, yasal faiz dışındaki aşkın zararı
bakımından yapılan matematiksel tespit,
temerrüt tarihi ile 485.000,00.TL ‘lik ödeme tarihi arasındaki Aşkın (Munzam) Zararın ise bu
hesaplamalara göre; (2.847.616,08 TL – 485.000,00.TL) arasındaki fark olacağından bu dönemdeki
Munzam zararın 2.362,616,08 TL olduğunun hesaplandığı ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtilmiştir.
Davacı tarafça bilirkişi kurulu raporunun alınmasından sonra 28/04/2025 tarihinde bedel arttırım dilekçesi sunulduğu , bedel artırım dilekçesinde talebin 2.362.616,08 TL ye yükseltildiği belirlenerek dosya heyete tevdi edilmiş, yargılamaya heyetçe devam olunmuştur.
Toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda ; davacı tarafça ,Mahkememizin...Esas ... Karar sayılı dosyası kapsamında belirlenen tazminat alacağının davalı sigorta şirketi tarafından geç ifa edilmesi nedeniyle alacağın geç tahsil edilip p munzam zarara uğrandığından bahisle oluşan munzam zarar alacağının tahsiline yönelik olarak davalı hakkında Mahkememizse dava açıldığı ,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşkın zarar" kenar başlıklı 122. Maddesinde " Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." düzenlemesinin bulunduğu ,
Söz konusu düzenleme doğrultusunda munzam zararın tazmininin istenebilmesi şartlarının borcun bir para borcu olması , borçlunun temerrüde düşmüş olması , temerrüt faizini aşan bir zarara uğranmış olması , zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı ve kusur olduğu,
Dosyamızda dava konusu edilen alacağın haksız fiilden kaynaklı para alacağı niteliğinde olduğu ve ilk şartın gerçekleşmiş sayılması gerektiği , davalı borçlunun Mahkememizin ... Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere ana tazminat alacağı yönünden 12/02/2014 tarihinde temerrüde düştüğü ve ikinci şartın da gerçekleşmiş sayılması gerektiği , Mahkememizce alınan ve hüküm kurmaya elverişli 29/01/2025 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da belirtildiği üzere
davacı yanın, ödemeyi temerrüt tarihinde alamamış olması nedeniyle, yasal faiz dışındaki aşkın zararı
bakımından yapılan matematiksel tespit,
temerrüt tarihi ile 485.000,00.TL ‘lik ödeme tarihi arasındaki Aşkın (Munzam) Zararın ise bu
hesaplamalara göre; (2.847.616,08 TL – 485.000,00.TL) arasındaki fark olacağından bu dönemdeki munzam zararın 2.362,616,08 TL olduğunun hesaplandığı ve üçüncü şartın da gerçekleşmiş sayılması gerektiği , illiyet bağı ve zararın ispatı yönünden ülkemizde son yıllarda sürekli ve yüksek oranlarda seyreden enflasyon bulunduğu , söz konusu enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunması , örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesinin olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu , enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağının da bilinen bir gerçek olduğu , bu hususlar göz önüne alındığında para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklının her zaman zarara uğrayacağı , bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerektiği , paranın değer kaybetmesinin alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğunun ve dördüncü şartın da gerçekleştiğinin kabulünün gerektiği ,TBK. m. 122 hükmünde alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edildiği , alacaklının borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü olmadığı , borçlunun kusurlu olduğunun varsayıldığı ve borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerektiği ,davalı tarafça mahkeme kararının kesinleşmesinin beklenilmesi sebebiyle ödemenin geç yapıldığını savunma olarak ileri sürüldüğü ancak bu husususun kusursuzluğun ispatı açısından yeterli olmadığı ,davalı tarafça söz konusu ispat külfetinin usulüne uygun olarak yerine getirilmediği ve beşinci şartın da gerçekleşmiş sayılması gerektiği ,
Davalı tarafça zaman aşımı definin de ileri sürüldüğü , munzam zararın tazmini davasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 senelik zamanaşımı süresine tabi olduğu , zaman aşımının başlangıç tarihinin alacaklının alacağının tamamının tahsil edildiği tarih olan 05/10/2023 tarihi olup dava tarihi olan 08/05/2024 tarihi itibariyle zaman aşımı süresinin dolmadığı ve davalının zaman aşımı definin reddinin gerektiği ,
Davacı tarafça munzam zarar alacağına ilk temerrüt tarihi olan 12/02/2014 tarihinden itibaren ve ticari avans faizi uygulanmasının talep edildiği ancak munzam zarar alacağı yönünden davacı tarafça söz konusu alacağın ödenmesine yönelik davalı tarafa davadan önce herhangi bir ihtar gönderildiği iddia ve ispat edilemediğinden davalının temerrüdünün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği ve alacağın niteliği göz önüne alındığında davacı tarafça yasal faiz talep edilebileceği incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış , davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, 2.362.616,08 TL nin dava tarihi olan 08/05/2024 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ,
Davacının faizin başlangıç tarihi ile alacağa avans faizi uygulanmasına yönelik fazlaya ilişkin isteğinin REDDİNE ,
2-Alınması gerekli 161.390,30 -TL harçtan peşin alınan 427,60 TL ile tamamlama harcı olarak alınan 8.069,51 TL olmak üzere toplam 8.497,11-TL' nin mahsubu ile bakiye 152.893,19 -TL harcın davalı tarafça tamamlanmasına,
3-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. Hükümlerine göre hesap ve takdir edilen 319.887,77-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 9 davetiye bedeli 105,00-TL, posta masrafı 8,00 TL, bilirkişi inceleme ücreti 12.000,00 TL olmak üzere toplam 12.113,00 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafça yapılan 8.985,51 TL harç giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Dair tebliğden itibaren 2 hafta içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar davacı vekili Av. ...in yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/09/2025
Başkan ...
E-imzalıdır
Üye...
E-imzalıdır
Üye ...
E-imzalıdır
Katip ...
E-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.