mahkeme 2025/859 E. 2025/1203 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/859
2025/1203
17 Haziran 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
57. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/859
KARAR NO:2025/1203
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:17/12/2024
NUMARASI:2024/482 Esas, 2024/1008 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat
DAVA TARİHİ:15/08/2024
KARAR TARİHİ:17/06/2025
KARAR:Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine nedeni ile reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı Üniversite arasında imzalanan 05/03/2021 tarihli sözleşmeden kaynaklı ortaya çıkan fiyat farkı, ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkının tespiti amacıyla müvekkili şirket tarafından İstanbul Tahkim Merkezine müracaat edildiğini, müracaat sonucu İstanbul Tahkim Merkezi 21/07/2022 tarih 2021/DA 690 sayılı kararı ile fiyat farkı- ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkı 17.090,292,12 TL tespit edilerek müvekkili şirkette ödenmesine karar verildiğini, davalı idarece tahkim kararının iptali talebiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesine başvuru yapıldığını, başvuru sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesi 12/04/2023 tarih 2022/5 Esas 2023/2 Karar sayılı kararı ile itiraz gerekçelerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini, verilen karara karşı davalı tarafça temyiz kanun yoluna başvuru yapıldığını, inceleme sonucunda Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 02/11/2023 T 2023/3631 Esas 2023/3067 Sayılı kararı ile BAM kararının onanmasına karar verildiğini, İstanbul Tahkim Merkezinin 21/07/2022 tarihli kararı ile hükmedilen meblağın davalı tarafça ödenmemesi üzerine müvekkili şirket tarafından 21/07/2022 tarihli karar ... sayılı dosyası ile takibe konulduğunu, davalı tarafça takibe itiraz edildiğini, alacağın ödenmesi ile ilgili direngenlik gösterildiğini, takibe konulan meblağ 18/12/2023 tarihinde ödendiğini, müvekkili şirket alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle karar tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre içerisinde müvekkili şirketin alacağı enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığını, müvekkili şirketin telafisinin imkansız zararlara uğramaması amacıyla İstanbul Tahkim Merkezi tarafından verilen 21/07/2022 tarihli 2021/DA 690 sayılı kararında 17.090.292,12 TL tutarındaki fiyat farkı-ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkına dair verilen karara konu alacağın ödeme sürecinde meydana gelen munzam zararın iş bu dava ile talep edilmesi zaruriyeti hasıl olduğunu, munzam zararın, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 122.maddesi kapsamında aşkın zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispat edilmesinin gerektiğini, müvekkili şirketin zarara uğramış olduğu açık ve somut bir şekilde İstanbul Tahkim Merkezi'nin 21/07/2022 tarihli kararı ve üst mahkeme onama kararları ile de sübut bulduğunu, Borçlar Kanunu'nun 105.maddesi" Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararıdahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarınıdahi tayin edebilir..." şeklinde olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122.maddesinde de aynı yönde düzenleme bulunduğunu, Yargıtay'ın hukuk öğretisindeki baskın görüşü de yansıtan kararlarında, alacak ödenmesi gereken zamanda, borçlu tarafından alacaklıya ödenmiş olsaydı, bu para onun mal varlığında ne kadar fazlalık sağlayacak idiyse, ona hükmedilmesi gerektiğinin kabul edildiğini, uyuşmazlık konusu olan munzam zarar 818 sayılı Borçlar Kanunun 105.maddesinde düzenlendiğini, munzam zarar hukuki niteliği ve karakteri itibariyle asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceğini, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemeyeceğini, bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek bulunmadığını, ayrı bir dava ile on yıllık zaman aşımı süresi içerisinde her zaman istenmesinin mümkün olduğunu, kanun koyucu bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul ettiğini, bu zararın ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsediğini, somut zararın varlığı ve ispatı aranarak reddedilen bir davayla ilgili olarak yapılan bireysel başvuruda ihlal kararı ile sonuçlanan Anayasa Mahkemesi kararının bulunduğunu, Yargıtay'ın enflasyonun munzam zarara fiili karine oluşturmasına yönelik olarak yararlandığı yasal dayanaklardan biri de HMK madde 187/II hükmü olduğunu, buna göre herkesçe bilinen (maruf ve meşhur olan) vakıalar çekişmeli sayılamayacağını, buradan hareketle, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının da bilinen vakıalar olduğunu, bunların ispatlanmasının gerekmediği ileri sürüldüğünü, alacaklının zararını ispatladığı karine olarak kabul edildiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL munzam zararın 21/07/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu belirterek 1.000,00 TL munzam zararın 21.07.2022 tarihinden itibaren işleyecek olan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ettiğini, söz konusu talepleri haksız, hukuka aykırı ve mesnetsiz olduğunu, davanın reddine karar verilmesini, davada, esasen İdare Mahkemesi görevli olduğunu, yargı yolu itirazında bulunduğunu, müvekkili üniversite bir kamu kurumu olduğunu, tarafından gerçekleştirilen işlemler idari işlem olduğunu, davacı tarafın talepleri sebebiyle oluşan uyuşmazlığın çözüm yeri İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı taraf müvekkili üniversite aleyhine aynı alacak talebi ile ilgili olarak daha evvel İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) nezdinde 2021/DA 690 sayılı dosya ile tahkim yargılaması için başvurduğunu, bu başvurusunda taraflar arasında imzalanan sözleşmeden doğan her türlü alacak için tahkim şartı geçerli olduğunu savunduğunu, söz konusu tahkim yargılaması, bir kamu kurumu olan müvekkili üniversite'nin tüm itirazlarına rağmen gerçekleştirilerek müvekkili üniversite aleyhine karar verildiğini, davacı taraf söz konusu dosya ile müvekkili üniversitenin ödemesine karar verilen alacak miktarına KDV ödenmediği iddia ve talebi ile yeniden İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC)'a başvurduğunu, 2024/DA 510 sayılı dosya ile tahkim yargılaması başladığını, söz konusu alacağın haksız ve hukuka aykırı olduğu, tahkime elverişli olmadığı yönünde itirazlarını dosyaya sunduğunu, davacı tarafın tahkim yargılaması için böylesine ısrarlı iken, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydı ile aynı sözleşmeden doğan (haksız ve hukuka aykırı) alacak talebi için bu kez adli yargıya başvurmuş olduğunu anlamadıklarını, davacı tarafın bu çelişkili talepleri sebebiyle gerçekte talep edemeyeceğini bir alacak talebinde bulunduğu bir yandan adli yargı, bir yandan da tahkim yargılaması ile lehine sonuç denemeleri içinde olduğu anlaşılmadığını, davacı tarafın taleplerinin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığı gibi davacı tarafın iddia ettiği hususlar bakımından müvekkili üniversitenin hiçbir kusuru ve sorumluluğu bulunmadığını, müvekkili üniversite'nin hiçbir kusuru olmadığı gibi, davacının talepleri bakımından sorumluluğu da bulunmadığını, davacının taraflar arasında gerçekleştirilen elektrik ihalesi sonucunda pandemi süresinde zarara uğradığı iddiası ile tahkim yargılamasına başvurması neticesinde, müvekkili aleyhine karar verildiğini, davacı taraf söz konusu karar gereğince, müvekkili idare aleyhine icra takibi başlattığını, müvekkili üniversite tarafından tahkim kararının iptali talebi ile İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla İstanbul Bölge Adliyesi 18. Hukuk Dairesi 2022/5 Esas Sayılı dosyası ile dava açıldığını, icra takibine karşı da iptal davasının açılmış olması sebebiyle takibin durdurulması talebi ile başvurulduğunu, taleplerinin Mersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi tarafından, tahkim kararına ilişkin şekli inceleme yapılması sebebiyle yine müvekkili üniversite aleyhine karar verilmiş, bu karara karşı da taraflarınca temyiz yoluna başvurulduğunu, temyiz incelemesi sonucunda da kararın müvekkili üniversite aleyhine onanması neticesinde artık başkaca yasal yol kalmadığını, müvekkili üniversite icra takibine konu olan borcu zamanında ve tam olarak ödediğini, müvekkili üniversitenin herhangi bir şekilde borcu ödemek konusunda direngenlik göstermesinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın iddialarının aksine, ödeme süresi içerisinde borç ödenmiş olduğundan, yasal yollara başvurulmuş olması sebebiyle müvekkili üniversite'ye herhangi bir kusur izafe edilmesi mümkün olmadığını,müvekkili üniversite, yasal yollara başvurarak gerekli itirazlarını yaptığını, yargılama konusu borcu, ödemesi gerektiği aşamada ve zamanda ödeme yaptığını, davacının hiçbir iddiasının kabulü mümkün olmadığını, davacı taraf, hukuki kavramlardan yeni anlamlar türeterek yeni alacak talepleri yaratmaya çalıştığını, bu alacak talebinin kaynağı olan sözleşmesel alacak talebi için yargılama yapıldığını, kararın kesinleştiğini, müvekkili üniversite gereken ödemeyi zamanında ve tam olarak yaptığını, aynı alacağa ilişkin KDV borcu ve munzam zarar iddiaları ile yeni davalar açılmasının müvekkili üniversitenin sonsuza kadar borçlu olacağının mantık dışı bir borç ilişkisi olduğu anlamına geleceğini, davacının söz konusu taleplerinin reddine karar verilmesini, zarara uğradığını iddia eden davacı tarafın, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydı ile ne kadar zarara uğradığını bilebilecek durumda olması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olmadığını, davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; " 1-Davanın REDDİNE," karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin fiyat farkı ve ek fiyat farkı talebine ilişkin sözlü ve yazılı birçok kez davalı taraf ile görüşmesine rağmen tüm görüşmelerin olumsuz sonuçlandığını ve müvekkili şirketin Tahkim Merkezine müracaat etmek zorunda bırakıldığını, müracaat sonucunda, İstanbul Tahkim Merkezi 21.07.2022 Tarih 2021/DA 690 sayılı kararı ile fiyat farkı-ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkı 17.090.292,12 TL tespit edilerek müvekkile şirkete ödenmesine karar verildiğini ve müvekili şirkete 18/12/2023 tarihinde ödeme yapıldığını, müvekkili şirketin zarara uğramış olduğunun açık ve somut bir şekilde üst mahkeme onama kararı ile de sübuta erdiğini, müvekkili şirketin gerek Tahkim sürecinde gerekse Tahkim sürecinden önce alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre içerisinde alacağı enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığını, idarenin şirketin uğradığı munzam zararları tazmin etmesinin hukuki olarak hem hakkaniyetli hem de kamu düzeni açısından önemli olduğunu, ödemenin yapılmış olmasının ödeme tarihine kadar geçen sürede müvekkilinin uğradığı ek zararları ortadan kaldırmayacağını, ülkemize yaşana yüksek enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücünde büyük azalmalar yaşandığını, Yargıtay'ın emsal kararlarında da enflasyon nedeniyle paranın değer kaybının munzam zarar kapsamında değerlendirildiğini, müvekkilinin alacağını zamanında tahsil edemediği için bu bedeli ticari faaliyetlerinde kullanamadığını ve yatırım fırsatlarını kaçırdığını, aynı zamanda bu durumun müvekkilinin ticari itibarına zarar verdiğini belirterek İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17/02/2025 tarihli 2024/482 Esas, 2024/1008 Karar sayılı usule ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasını, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacının istinaf talebinin reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Değerlendirme:Dava, taraflar arasındaki elektrik alım satımından kaynaklı munzam zararın tazmini talebine ilişkindir. Her ne kadar davacı sözleşmede yüklenici olarak nitelendirilmiş ise de, sözleşme alım satım sözleşmesi olduğundan davacı satıcı konumundadır.Mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Hukuk Muhakeme Kanununun 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve davacı vekilinin istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı ve duruşmasız olarak yapılmıştır.Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Görev hususu da kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır ve görev hususunda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Somut uyuşmazlıkta öncelikle mahkemenin görevli olup olmadığı tespit edilmelidir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 4. maddesinin birinci fıkrası;"(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./l.md.) ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;a) Bu Kanunda,b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkmdaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, fınansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K/l.md.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. " düzenlemesi mevcuttur.Yasanın mevcut düzenlemesi kapsamında oluşturulan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.06.2020 tarih ve 2019/4-231 Esas - 2020/487 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlediğinden, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak, mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi;“(1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari (Değişik ibare: 26/06/2012-6335 S.K/2.md.) davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. (3) (Değişik fıkra:26/06/2012-6335 S.K./2.md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükümlerini havidir. Somut olayda, davalı İTÜ ile davacı enerji şirketi arasında ihale yoluyla 05/03/2021 tarihli elektrik enerjisi alım işine dair mal alımına ait sözleşme imzalanmıştır. Davalı idarenin ihtiyacı olan elektriğin davacı tarafından temin edilerek satışı söz konusudur.Davalı üniversite YÖK denetimindeki bir devlet üniversitesi olup tacir değildir. Bunun yanında taraflar arasında TTK m. 4/1'deki mutlak ticari dava niteliğinde bir uyuşmazlık da söz konusu değildir.Dolayısıyla taraflar arasındaki davada genel görevli asliye hukuk mahkemeleri görevli olduğu halde yargılamanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması usul ve kanuna aykırı olmuştur.İzah edilen nedenlerden dolayı bu aşamada davanın esasına dair istinaf itirazları incelenmeksizin davacı istinaf başvurusunun usulen kabulü ile verilen kararın HMK 353/1-a.3 gereğince kaldırılmasına ve Dairemizce İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna dair karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.Davacının istinaf başvurusunun USULEN KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 17/12/2024 tarih, 2024/482 Esas, 2024/1008 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin GÖREVSİZLİĞİNE,3.Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren, taraflarca 6100 s.HMK'nın 20.maddesine göre 2 haftalık kesin süre içinde ilk derece mahkemesine DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİ İÇİN müracaat edilmesi halinde, davanın esastan görülmesi için DOSYANIN görevli İSTANBUL ANADOLU NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE,4.Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde taraflarca DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, ilk derece mahkemesince 6100 s.HMK'nın 20.maddesi gereğince işlem yapılmasına ve karar verilmesine,5.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 6.Davacının yatırmış olduğu istinaf karar harcının talep halinde iadesine,7.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 17/06/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.