mahkeme 2025/471 E. 2025/644 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/471

Karar No

2025/644

Karar Tarihi

25 Mart 2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
57. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/471
KARAR NO:2025/644
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:28/11/2024
NUMARASI:2024/856 Esas, 2024/1232 Karar
DAVANIN KONUSU:Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan İtirazın İptali
DAVA TARİHİ:21/10/2024
KARAR TARİHİ:25/03/2025
KARAR:Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı görevsizlik kararına karşı taraf vekillerince süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava konusu icra takibine dayanak teşkil eden alacakların kaynağının müvekkilinin babası muris ... (...Ticaret) ile davalı arasında imzalanan 01/04/2013 tarihli Servis ve Montaj Sözleşmesi ve ...Makine ile ... arasında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmelerine dayanarak müvekkilinin yaptığı işlerin bakiye alacağı olduğunu, müvekkili tarafından işbu sözleşmeler dahilinde kendisine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğini, ancak davalı tarafından kendisine düşen sorumlulukların yerine getirilmediğini, müvekkiline yapılması gereken ödemelerin yapılmadığını, müvekkilinin kesmesi gereken faturaların kestirilmediğini, çeşitli bahanelerle müvekkilinin oyalanarak alacağının tahsilinin engellendiğini, müvekkilinin davalı hakkında davaya konu alacaklarından başkaca alacaklarının tahsili içinde muhtelif icra takipleri başlatıldığını, söz konusu takiplere davalı tarafından yine haksız ve hukuka aykırı şekilde itiraz edildiğini, söz konusu davaların birleştirilmesine karar verildiğini, takip dosyalarına dayanak olarak sunulan belgelerden davalının müvekkili şirkete borçlu olduğu ve ikame edilen takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğinin açıkça anlaşıldığını, davalı tarafından icra müdürlüğüne haksız ve kötü niyetli olarak itiraz dilekçesi sunulduğu, bu nedenlerle açılan davanın kabulüne, davalı şirketin haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu edilen icra takiplerindeki kök alacağa ilişkin işlemlerin üzerinden 10 yılı aşkın süre geçmesi sebebi ile davacı tarafın talep ettiği alacak kalemlerinin zamanaşımına uğradığını, işbu nedenle öncelikle huzurdaki davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davaya konu icra takip dosyalarının öncelikle İstanbul Adliyesinde ikame edildiğini, ibraz edilen yetki itirazı sebebi ile Bakırköy Adliyesinde açılarak bir kez daha taraflarına ödeme emri gönderildiğini, bu gönderilen ödeme emirlerine de itiraz ettiklerini, davacı tarafla müvekkili şirket arasında cari hesap ilişkisi mevcut olmasına rağmen davacı tarafın bu kere de 17.06.2016 tarihli bir mutabakattan bahsederek alacak kalemleri oluşturmaya çalıştığını, talep ettikleri alacaklarının hiçbirisinin faturasının mevcut olmadığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi bir mutabakat var ise faturayı neden kesmediklerinin izahı da dava dilekçesinde mevcut olmadığını, davacı tarafın mutabakatın olduğunu iddia ettiği tarihin 17.06.2016 tarihi olduğunu, 30.12.2016 tarihli borçlu hesabında davacı tarafın 265.253,78-TL borçlu olup 09.01.2017 tarihinde 265.253,54-TL bedelli ... numaralı faturayı tanzim ederek borcunu kapatmak amaçlı fatura gönderdiğini, görüleceği üzere 17.06.2016 tarihinde alacaklı olduğunu iddia eden davacı tarafın alacaklarına ilişkin fatura düzenlemediği gibi borcuna ilişkin 09.01.2017 tarihinde fatura gönderdiğini, alacaklı olan bir tacirin alacağına ilişkin fatura düzenlememesi ve üzerine borcunu kapatmak için fatura göndermesinin hayatın olağan akışına uymadığı gibi basiretli bir tacirin yapacağı işlemlerden olmadığını, işbu durum dahi davacı tarafın herhangi bir alacağı mevcut olmadığını gösterdiğini, bu nedenlerle davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddine, aksi halde davanın dava şartı yokluğundan reddine, mahkemenin bu hususta da aksi kanaatte olması halinde işbu haksız davanın esastan reddine, davacı aleyhine %20'den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep etmiştir.İlk derece mahkemesince; " 1-Mahkememizin görevli olmaması nedeniyle, HMK'nun 114/.1.(c).b,115. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,2-01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine," karar verilmiş olup, bu karara karşı taraf vekilleri süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Her ne kadar Yerel Mahkeme huzurdaki davanın TK m.4/1'de belirtilen mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı için görevsizlik ile davayı reddetmişse de Yerel Mahkeme gerekçesinde davacının 2022 yılı döneminde VUK 178 maddesi 2. Sınıf işletme hesabı özeti esasına göre defter tutan mükellef olduğundan sebeple tacir olmaması hasebiyle uyuşmazlığın ticari dava olmadığını belirttiğini, Yapılan bu değerlendirmenin kanunun amacını aşan nitelikte olduğunu, TTK. M.15'de Esnaf tanımı ve mahiyetinin düzenlendiğini, "MADDE 15- (1) İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53 üncü maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır." anılan kanun maddesince geliri tacir ve sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan esnaf ve sanatkar meslek kolu mensuplarının ticari ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarında tacirlere özgü olan ilgili kanun maddelerinin uygulanacağının belirtildiğini, Kanunun amacı esnaflığın tanımı hak ve ödevleri belirlemek olup esnaf ve sanatkar meslek kolu mensuplarının ticari işletmelerinden ve ticari ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların Ticari dava vasfını belirleyen yegane koşul olmadığını, kaldı ki müvekkilinin Servis ve Montaj Sözleşmesi ve yetkili satıcılık sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar hasebiyle Yerel Mahkemedeki davayı ikame ettiğini, davalı tarafın tacir olduğu hususunda beis bulunmamakla uyuşmazlığa konu vakanın her iki tarafın ticari faaliyetiyle alakalı olduğunu, davalı taraf ... tacir sıfatını haiz olmakla birlikte uyuşmazlığa konu davalının ticari işletmesiyle ilgili olan Servis ve Montaj Sözleşmesi ve ... arasında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmelerine dayanılarak müvekkilinin ifa ettiği işlerin bakiye alacağı ile ilgili olduğunu, TTK ticari iş karinesi gereğince (Madde 19/2) taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler kanunda aksi hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayıldığının belirtildiğini, anılan sebeplerde görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun aşikar olduğunu belirterek haklı istinaf itirazlarının kabulünü, Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.11.2024 tarihli ve 2024/856 Esas 2024/1232 Sayılı ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılarak görevli Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun kabulünü, vekalet ücreti ve istinaf masraflarının davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi hükmünü TTK'nın 1463. maddesinde düzenlendiğini ifade ettiği esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslara dayandırsa da TTK'nın 1463. Maddesi sigorta bedelinin sigorta edilenin bedelinden yüksek olduğu aşkın sigorta durumu düzenliyor olup somut uyuşmazlık bakımından uygulama alanı bulamayacağını, İlk Derece Mahkemesi tarafından tesis edilen gerekçeli kararın ilgili kısmının "TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir" şeklinde olup TTK'nın 1463. Maddesi şöyledir : "b) Aşkın sigorta MADDE 1463- (1) Sigorta bedeli sigorta olunan menfaatin değerinin üstünde ise, aşan kısım geçersizdir. Bu sebeple, sigorta bedeli ile sigorta priminin onu karşılayan kısmı indirilir ve tahsil edilmiş fazla prim geri verilir. (2) Sigorta ettirenin, mali çıkar sağlamak amacıyla kötüniyetle yaptığı aşkın sigorta sözleşmesi geçersizdir. Sözleşme yapılırken geçersizliği bilmeyen sigortacı, durumu öğrendiği sigorta döneminin sonuna kadar prime hak kazanır." şeklinde olduğunu, anlaşılacağı üzere işaret edilen hükmün taciri esnaftan ayırma ve ticaret mahkemesinin görev alanını belirleme noktasında bir hususu düzenlemiyor olup sigorta hukukuna dair olduğunu, dolayısıyla somut uyuşmazlık bakımından maddi hukuk yanlış uygulandığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından somut uyuşmazlığa uygulanması gerektiği ifade edilen VUK m.177'ye göre birinci sınıf tüccar ancak işletmenin alım-satım tutarlarını ve bilançosunu bilerek tayin edilebildiğini, ayrıca VUK hükümlerine göre tacir sayılmak yahut sayılmamak da tek başına TTK bağlamında tacir olmak yahut olmamak için yeterli olmadığını, yazılan müzekkere cevapları incelendiğinde cevaplarda işletmenin vergiye tabi gelirine (matrah) dair bir açıklamanın mevcut olmadığını, işletmeden bilanço yahut bu hususta bir beyanda bulunmasının da talep edilmediği görüldüğünde eksik inceleme ile işletmenin tacir olmadığı sonucuna varıldığının görüleceğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurularının kabulünü, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararının ortadan kaldırılmasını ve yeni hüküm kurularak davanın reddini, bunun mümkün olmaması halinde itirazlarına göre yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bozulmasını, tüm masraf ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Değerlendirme:Dava, servis ve montaj sözleşmesi, yetkili satıcılık bakımlarından kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takiplerine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Davacı tarafın gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı, davacının 2022 yılı döneminde VUK 178 maddesi 2. Sınıf işletme hesabı özeti esasına göre defter tutan mükellef olduğu taraflar arasındaki uyuşmazlığın TTK m.4/1'de belirtilen mutfak ticari dava niteliğinde olmadığı ticari olmayan davalarda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olup Asliye Hukuk Mahkemesi ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır.Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda resen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği "gerekçesi ile gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiş olup iş bu karara karşı taraf vekilleri tarafından süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;Göreve dair kurallar kamu düzenine ilişkin olup 6100 HMK'nın m. 1 hükmü uyarınca mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir; m. 114(1)-c hükmüne göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Aynı Kanun'un m. 115 hükmüne göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen, uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır.Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarih, 2017/17-1097 Esas ve 2019/458 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05/12/2019 tarih, 2019/5524 Esas ve 2019/7143 Karar sayılı ilamı) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun 3. maddesinde, esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 11/1. maddesine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. TTK'nın 11/2. maddesine göre ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir. TTK'nın 24 ve devamı maddelerinde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez. Aynı Yasanın 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.TTK'nın 15. maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; "1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar; 2- Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanlar"ın tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. İkinci sınıf tacirler esnaf olarak kabul edilecektir.Eldeki somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık servis ve montaj sözleşmesi, yetkili satıcılık bakımlarından kaynaklı uyuşmazlık ticari iş niteliğinde olup davalının tacir olduğu konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince dosya kazandırılan İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 01/11/2024 tarihli cevabi yazısı ile davacının gerçek kişi tacir kaydının bulunmadığının bildirildiği, Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünün 30/10/2024 tarihli cevabi yazısı ile davacının VUK 178.maddesi uyarınca 2.sınıf işletme hesap özeti esasına göre defter tutan mükellef olduğunun bildirildiği, bu hali ile davalının tacir olduğundan söz edilemez. Davaya konu uyuşmazlık için özel bir düzenleme bulunmadığından davanın ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir.Öte yandan uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.Diğer taraftan davalı vekili tarafından ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde sözü edilen TTK'nın 1463.maddesinin sigorta hukukuna ilişkin olduğu, uyuşmazlık bakımından maddi hukukun yanlış uygulandığı hususu istinaf sebebi yapılmış ise de; ilk derece mahkemesi gerekçesinde değinilen madde "Bu kanundan gayrı olan ticari hükümlerde geçen (Küçük tacir) veya (Esnaf) sözü, bu kanunun 17 nci maddesinde tarif edilen esnafı anlatır. 5373 sayılı Esnaf Dernekleri ve Esnaf Dernekleri Birlikleri hakkındaki Kanun hükümleri ile küçük tacir veya esnafın tarifine ait diğer hususi hükümler mahfuzdur. Yıllık gayrisafi geliri kararnamede gösterilecek miktardan aşağı olan sanat ve ticaret erbabının, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret erbabı sayılması için kararnameler çıkarmaya icra Vekilleri Heyeti salahiyetlidir. Böyle kararnamelerin çıkarılması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17 nci maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz." hükmünü içeren Mülga 6762 sayılı TTK'da düzenlenen 1463. Maddesidir (6102 sayılı TTK'nın 11.maddesi). Dolayısıyla ilk derece mahkemesince maddi hukukun yanlış uygulandığından söz edilemeyeceği görülmekle davalı vekilinin bu hususa yönelik istinaf istemi yerinde değildir.Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık mutlak ticari dava olmadığı gibi her iki tarafın tacir olma koşulu gerçekleşmediği için davaya bakmaya ticaret mahkemesi görevli olmayıp asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Bu nedenle uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kalmadığıdan asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu itibarla; Taraf vekillerinin istinaf talebinin dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve 6100 sayılı HMK 355. maddedeki, kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde yapılan inceleme neticesinde; özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin istinaf talebinin HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.HMK m.353/1-b-1 gereğince tarafların istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca taraflar lehine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına, 3.Alınması gerekli harç taraflarca peşin yatırıldığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK m. 360 yollamasıyla, m. 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 25/03/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim