Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/1185
2024/1598
4 Aralık 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1185
KARAR NO: 2024/1598
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:15/12/2023
NUMARASI:2023/390 Esas, 2023/1067 Karar
DAVANIN KONUSU:Alacak (Ticari Nitelikteki Yayımlama Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:04/12/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin şahıs firması olduğunu, daha önceden ‘...’ ve ‘...’ adlı filmleri ile davaya konu olan “...” adlı sinema filminin yapımcısı olduğunu, davalı firmalar ise sinema sektöründe tekel olan yapımcılık, dağıtım ve yayın gibi hakları tekelinde tutan şirketler grubu olduğunu, ... olarak davalı firmalar aracılığıyla İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin muhtelif ve bilumum yerlerinde 10.03.2023 tarihinde vizyona gireceği hususunda anlaşıldığını, ancak davalı firmalarca işbu anlaşma yerine getirilmediğini, bu hususta asgari şartlar dahi sağlanmaksızın sirkülasyonu oldukça az olan birkaç salonda gösterime (İstanbul'da bir sinema salonu, Türkiye genelinde toplam 5 sinema salonunda) sunulduğunu, İstanbul ilinde sirkülasyonun fazla olduğu 20 sinema salonu başta olmak üzere Türkiye'nin muhtelif yerlerinde vizyona sokulmaması ve sözleşmenin gereği gibi yerine getirilmemesinden dolayı film vizyondan geri çekildiğini, müvekkilinin mağduriyetinin daha fazla artmaması ve ... grup şirketlerinin sinema sektörüne baskısına bir nebze olsun direnebilmek için Kadıköy ... Noterliği'nin 21.03.2023 günü ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile gösterilen sinema salonlarında ve taraflarca verilecek vizyon tarihinde filmin tekrar vizyona sokulması ve ayrıca filmin vizyondan çekilmesinde açıkça kusuru bulunan davalı firmalarca gecikme tazminatı talep edildiğini, anılan ihtarname davalı firmalara tebliğ edildiği halde herhangi bir yazılı veya sözlü olarak davacıya cevap verilmediğini, bunun üzerine arabuluculuk süreci başlatılmış ancak davalı firmalarla olumlu bir sonuç alınamadığını, müvekkilin sözleşmenin gereği gibi yerine getirileceği inancıyla film için tanıtımı ve galası için reklam ve birçok masraf yaptığını, müvekkilin yapılan masrafların iadesinden çok bir yapımcı olarak itibarının zedelenmemesi için filmin davalılarca taahhüt edildiği üzere yeterli sinema salonunda gösterime sunulmasını istenildiğini, açıklanan bu nedenlerle; haklı davanın kabulünü, HMK 109. Maddesi uyarınca sonradan artırılmak üzere şimdilik 10.000 TL yapılan masrafların, HMK 107. Maddesi uyarınca sonradan artırılmak suretiyle şimdilik 10.000 TL müspet zararın ve 20.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama harç ve masrafları ile karşı vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; öncelikle somut olayda uyuşmazlığın Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri görev alanına girdiğinden görevsizlik kararı verilmesini, davacı ile aralarında imzalanmış bir sözleşme olmadığı gibi doğrudan bir ticari ilişkilerinin de bulunmadığından pasif husumet itirazında bulunduklarını, kendilerinin hem film dağıtım işi yaptıklarını hem de muhtelif sinema salonlarına sahip oldukları için film gösterim hizmetleri verdiklerini, ama bu işleri yapmadan önce muhatapları ile anlaşma tesis ettiklerini, davacı ile ise dağıtım konusunda anlaşma imzalamadıklarını, davacı yanın, huzurdaki dava dosyasında her ne kadar davalılara husumet yöneltmişse de; huzurdaki dava dosyasında müvekkili davalı sıfatına haiz olamayacağını, davacı ile davalı şirketler arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, davalı şirketlerin davacı tarafı tanımamakta ve aralarında akdedilmiş herhangi bir sözleşme de bulunmadığını, davacı taraf da dava dilekçesinde davalılar ile arasında herhangi bir sözleşmenin bulunmadığını ikrar etmiş bulunduğunu, davacı taraf ... ile dava dilekçesinde adı geçen "..." isimli filmin dağıtımı için bir dağıtım sözleşmesi akdetmiş bulunduğunu, dolayısıyla davacı taraf dava dilekçesine konu talepleri için ... Şirketi Firmasına karşı taleplerini yöneltmesi gerekirken davalı şirketlere işbu talepleri yneltmesi haksız ve mesnetsiz olduğunu, davalı müvekkil şirketlerin davacı yanın ifa ettiği işbu dava ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, müvekkil şirketler ile davacı tarafın herhangi bir anlaşması bulunmadığını, davalı şirketin tacir olması nedeniyle iş yeri faaliyetlerini sürdürürken hiçbir yapımcı ile anlaşmak ya da tüm yapımcıların filmlerini sinemalarında göstermek zorunda olmadığını, açıklanan bu nedenlerle; öncelikle usule ilişkin itirazlarımızın kabulünü, her yönüyle haksız ve mesnetsiz olan huzurdaki davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.İhbar Olunan vekili 17.11.2023 tarihli müdahale dilekçesi ile; davacının anılan film için 01.02.2022 tarihli bir dağıtım sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşmenin diğer tarafı .... olarak gösterildiğini, sözleşmenin bir nüshası davacı uhdesinde mevcut olduğunu, davacı ile davalılar arasında ayrıca bir dağıtım anlaşması varsa; elbette bu belge farklı hukuki sonuçlar doğuracağını, davacının ikinci bir dağıtım anlaşmasının bulunduğunu iddia etmesi halinde; bu konuda ispat yükü kendisine düşeceğini, buna karşılık taraflar arasında eğer ayrıca dağıtım anlaşması yapılmamışsa davacının ...’a bununla ilgili husumet tevcih edemeyeceği izahtan ari olduğunu, çekişmenin konusu basit olmakla birlikte çözümü ihtisas gerektiren teknik bir konu olduğunu, bir sinematografik eserin ticaret mevkiine konulması ile ilgili anlaşmazlık söz konusu olduğunu, davalıların savunmalarında ‘...’ adlı komedi filmini hangi sinemalarında, hangi gün, hangi seanslarda gösterebileceklerini önceden müvekkilinin çalışanı... aracılığı ile davacıya ilettiklerini ileri sürdüğünü, davaya temel oluşturan film 10.03.2023’de vizyona girdiğini, davacı ... 13.03.2023 tarihi itibariyle filmin gösterimden kaldırılmasını talep ettiğini, 12.03.2023 tarih, bu maddi olgular konusunda taraflar arasında çekişme bulunmadığını, çekişme filmin az sayıda sinemada, uygun olmayan yerlerde ve seanslarda gösterilip gösterilmediği noktasında toplandığını, filmin hangi sinemalarda, hangi tarih ve seanslarda gösterime sunulacağı davacıya bildirildiğini, davacı da filmin oynatılabilmesi için gerekli şifreleri sinemalara gönderdiğini, aksi taktirde filmin gösterilemeyeceğini, tüm bu nedenlerle ahde vefa göstermeyen, kararlaştırılan tarihten önce filmin gösterimini sonlandıran davacının, bunun sonuçlarına katlanması kendisinden bekleneceğini, açıklanan bu nedenlerle; müvekkiline ihbar olunan davaya, davalı yanında fer’i müdahil olarak katılmalarını, yapılacak yargılama sonunda usul ve yasaya aykırı davanın reddini, tüm giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, " Taraflar arasındaki film dağıtım sözleşmesinin konusu bir esere ilişkin olmadığından, 5846 Sayılı Yasada; işleme, çoğaltma, yayma, temsil, işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı olarak belirtilen mali haklara ilişkin olmadığı gibi, umuma arz, adın belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını men etme, olarak düzenlenen manevi haklara ilişkin de olmadığından, davanın bu hali ile Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde görülmesi mümkün değildir.Davanın TBK'daki hükümler ile sözleşme dikkate alınarak Mahkememizce çözümlenmesi gerektiği anlaşılmıştır.Davacı ile ihbar olunan ... Şirketi arasında film dağıtım sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşme gereğince davacıya ait "..." adlı filmin davalıların bünyesinde yer alan sinema salonlarında dağıtımı ve gösterimi hususunda anlaşma sağlandığı görülmektedir. Taraflara verilen süreye rağmen ilgili sözleşmenin dosyamıza sunulmadığı görülmüştür. Bu kapsamda sözleme gereği anlaşılan hususlar tam olarak ortaya konulamamıştır. Ancak ihtilaf olmayan husus sözleşmenin esasen ihbar olunan ... Şirketi ile imzalandığıdır.Davacı vekili esasen davalılarla iletişim ve koordinasyonu sağladığını iddia ettiği dava dışı ...'in davalı çalışanlarıyla yapmış olduğu mailler ve whatsaap yazışmalarına dayandırmıştır.Anlatılan kapsamda öncelikli olarak davalılar ve ihbar olunan şirketin 2023 yılında tüm çalışanlarını gösterir liste SGK'dan celp edilmiştir. SGK kayıtlarını incelenmesinden dava dışı ...'in davalıların çalışanı değil, ihbar olunan ... Şirketi'nin çalışanı olduğu görülmüştür. Nitekim dava dilekçesi ekinde yer alan yazışmalarında ihbar olunan şirket ile davalılar arasında yapıldığı ve bu anlamda davacı yanın bir zararı ya da talebi varsa öncelikle sözleşme ilişkisinin bulunduğu ihbar olunan ... Şirketi'nden talep etmesi gerektiği, davacı ile davalılar arasında hiçbir sözleşme ilişkisi ve yükümlülüğü bulunmadığından" açılan davanın HMK madde 114/1-d ve 115/2 gereği pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; mahkemece, dava dışı ...'in davalıların çalışanı olmadığını bahisle husumetten reddine karar verilmiş ise de dava dilekçemizde de belirtildiği üzere ... davalıların bünyesinde çalıştığı şeklinde bir beyanlarının olmadığını, sadece davalı firmalarla müvekkil arasındaki bağlantıları ve görüşmeleri sağlamak için harici olarak destek verdiğini, ancak davalılar ile uzun süren görüşmeler ve akabinde yine davalı firma çalışanlarının isteği üzerine filmde yapılan revizyonlar sonrasında davalılar firma çalışanlarının, davalı firmaya ödenecek ücretten dolayı sözleşme imzaları tamamlanamadığını, bu aşamaya kadar aslında davalı firma çalışanlarının yönlendirme ve istediği doğrultusunda filmde revizyonlar yapıldığını, ... dahi film öncesine fragmana dahi konulduğunu, ancak çalışanların yasa dışı ücret talepleri neticesinde imza süreci gerçekleşmediğini, dava dışı...'in kendi çevre ve imkanları ile yürüttüğü bu ikili ilişkilere dayalı süreçte, ...'in ....'nin çalışanı olması da sonucu değiştirmeyeceğini, dosyaya sunulan yazışma ve mailler de davalı firmalar ile ilgili sürece dair olduğunu, tüm bu yazışmalar delil başlangıcı mahiyeti olup, yerel mahkemece tanıklarımızın dinlenilmesi gerektiğini, davalılar ile müvekkil arasında yazılı bir sözleşme kurulmamış dahi olsa, sözleşme kurulacak olan inanç ve güven sebebiyle yapmış olduğum piar, reklam ve diğer tüm masrafların sözleşme öncesi sorumluluk kapsamında tazmini gerektiğini, tüm bu hususlar ışığında, dosyaya ibraz edilen mail ve whatsaap yazışmalarının delil başlangıcı mahiyetinde kabul edilerek tanıklarımızın dinlenilmesi ve müvekkilin sözleşme kurulmasına olan güven ve inancı sebebiyle davalılarca istenilen revizyon ve reklam gibi birçok masrafının menfi zarar kapsamında bilirkişi marifetiyle hesaplanarak karar verilmesi gerekirken tüm bu hususlar gözetilmeksizin noksan incelemeye dayalı hatalı değerlendirme ile usul ve yasaya aykırı verilen usulden reddine ilişkin yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava; davacının yapımı üstlendiği sinema filminin, gerektiği şekilde ve sürede vizyona girememesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.Dosya kapsamına göre; davacıya ait "..." adlı filmin yayınlanması sürecine ilişkin davacı ile ihbar olunan ... Şirketi arasında film dağıtım sözleşmesinin imzalandığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.Mahkemece, dava dışı ..'in davalıların çalışanı değil, ihbar olunan ... Şirketi'nin çalışanı olduğu, dava dilekçesi ekinde yer alan yazışmalarında ihbar olunan şirket ile davalılar arasında yapıldığı ve bu anlamda davacı yanın bir zararı ya da talebi varsa öncelikle sözleşme ilişkisinin bulunduğu ihbar olunan ... Şirketi'nden talep etmesi gerektiği, davacı ile davalılar arasında hiçbir sözleşme ilişkisi ve yükümlülüğü bulunmadığından açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf itirazında; davacıya ait sinema filmin vizyona girmesi konusunda önceden davalılar ile görüşüldüğünü, davalı firmalarla davacı arasındaki bağlantıları ve görüşmeleri sağlamak için ihbar olunan ... Şirketi çalışanı ..'in harici destek verdiğini, davalı firma çalışanlarının yönlendirme ve isteği doğrultusunda filmde revizyonlar yapıldığını iddia ederek davalıların ... sorumluluğuna dayanmıştır.Sözleşme görüşmeleri aşamasında henüz sözleşme kurulmamış ise bu aşamada taraflar için sözleşme nedeniyle bir sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Ancak öğretide, sözleşme görüşmelerinin başlamasıyla birlikte henüz sözleşmenin kurulmadığı aşamada da tarafların birbirlerine verdikleri zararlar nedeniyle bir sorumluluk söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Bu sorumluluk "sözleşme Öncesi Sorumluluk" diğer bir ifade ile " ..." sorumluğu denilmektedir. Sözleşme öncesi sorumululuk konusunda genel bir düzenleme mevcut değildir. Bu sorumluluğun yasal dayanağı dürüstlük kuralları ile güven ilkesine dayanmaktadır.Kapatılan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 24/12/2018 tarih 2017/20291 Esas 2018/28025 Karar sayılı ilamında ifade edildiği gibi "Sözleşme öncesi sorumluluk (sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk-...) genel bir ifadeyle; sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere karşı, aralarında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlâli sonucu meydana gelen sorumluluktur. ( Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt. III, Ankara 1990, s. 1083.; İlhan Ulusan, Culpa in Contrahendo Üstüne, Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay Anısına Armağan, İstanbul 1982, s. 287). Bir kişinin davranışlarıyla, başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle bu kişiler arasında güvene dayalı bir ilişki oluşmuştur. Kendine özgü bir sorumluluk olan güven sorumluluğu, bu güven ilişkisinden kaynaklanmaktadır ve herhangi bir sözleşme ilişkisinin varlığını gerektirmediği için taraf iradesinden bağımsız yasal bir sorumluluk sebebidir.Güven sorumluluğunun pozitif hukuktaki dayanağı Türk – İsviçre Hukuku açısından Medeni Kanun’un 2. maddesi olan dürüst davranma ilkesidir.(Gürpınar, Damla Sözleşme Dışı Yanlış Tavsiyede Bulunma Öğüt Verme veye Bilgi Vermeden Doğan Sorumluluk, İzmir ,2006 s.214)Medeni Kanun’un 2. maddesinde, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uygun davranmak mecburiyetini getiren kanun koyucu, açık bir şekilde doğruluk ve güven kurallarına atıf yapmıştır. Ayrıca kanunun yorumlanmasında, tamamlanmasında, irade beyanlarının yorumunda, bu nedenle de hukuki işlemlerin kurulmasında ve yorumlanmasında, sözleşmelerin yeni şartlara uyarlanmasında, tamamlanmasında ve değiştirilmesinde de önemli işlevi olan doğruluk ve güven kuralları, sözleşme görüşmeleri esnasında meydana gelen culpa in contrahendo sorumluluğunun da temelini oluşturmaktadır. (Edis ,Medeni s.308) Culpa in contrahendo sorumluluğunun varlığından söz edebilmek için sözleşmenin tüm unsurları ile kurulmuş olmasının veya geçerli bir sözleşme olup olmadığınında bir önemi bulunmamaktadır. Bütün bu hukuki kurumların temelinde dürüstlük kuralı gereği korunması gereken ve bu yüzden yasal bir yükümlülük olarak da ortaya çıkan, kendine özgü bir sorumluluk vardır. Güven sorumluluğu edim yükümünden bağımsız yasal bir borç ilişkisine dayanır. Sorumluluğun doğması için zarar verenle zarar gören arasında asli edim yükümünün doğumunu sağlayacak bir sözleşme ilişkisinin kurulmuş olması gerekmez. Taraflardan birinin kendi davranışlarıyla diğer tarafta güven oluşturmasıyla, bu ikisi arasında var olan güven ilişkisinin zarar görmüş olmasından dolayı dürüstlük kuralı gereği bir sorumluluk meydana gelmektedir.(Gürpınar , s.217)"Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olaydaki uyuşmazlığın "sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk" kuralıyla bakılması gerekmektedir.Davacı vekili her ne kadar davacıya ait sinema filmin vizyona girmesi konusunda önceden davalılar ile görüşüldüğünü, davalı firma çalışanlarının yönlendirme ve isteği doğrultusunda filmde revizyonlar yapıldığından bahisle dosyaya sunulan whatsapp ve e-mail yazışmalarının delil başlangıcı kabul edilerek tanıkların dinlenmesini talep etmiş ise de söz konusu yazışmaların; davalıların, davaya konu sinema filmin vizyona girmesi konusunda sözleşme öncesi sorumluluğu (sözleşme görüşmelerinden doğan) bakımından delil başlangıcı olabilmesi için davalılar ile davacı arasında yapılması yada dava dışı ihbar olunan ... Şirketi'nin davacının temsilcisi sıfatıyla görüşmelerin yapıldığı davalılarca bilinmesi ( 6098 sayılı TBK'nın 40. Maddesinde, yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlayacağı, temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olacağı, ancak karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor yada hukuki işlemi temsilci veya teslim olunandan biri ile yapması farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olacağı düzenlenmiş olmakla) yahut yazışmaların içeriğinden filmin gösterimi konusunda davalılar ile davacı arasında görüşmeler yapıldığı belirlenmesi gerekmektedir. Oysa yazışmalar, davalılar ile ihbar olunan şirket çalışanı arasında yapılmış olması ve ihbar olunan şirketin, davacının temsilcisi sıfatıyla hareket ettiği ispatlanamadığı gibi yazışma içeriklerinden filmin gösterimi konusunda davalılar ile davacı arasında sözleşme öncesi görüşmeler yapıldığı belirlenemediğinden yazılı delil başlangıcı mahiyetinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Her ne kadar davalılar ile ihbar olunan şirket çalışanı arasında, davacıya ait sinema filminin gösterimi konusunda yazışmaları yapılmış ise de bu durum davalılar ile ihbar olunan şirket arasındaki hukuki ilişkiyi ilgilendirmektedir.Bu durumda davacıya ait sinema filmin vizyona girmesi konusunda davalıların iddia olunan sözleşme öncesi sorumluluğu (sözleşme görüşmelerinden doğan) ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken hukuki yanılgı ile yazılı şekilde red karar verilmesi hatalı olmuştur.Kabule göre de; davalıların pasif husumeti olmadığı açıklandıktan sonra hüküm kısmında davanın usulden reddine karar verildiği için taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve sıfat kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.Taraf ehliyeti hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S., Medeni Usul Hukuku, C.I, 2016, S.485). Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E., Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, 2007, S.57).Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yada tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması halinde hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir ve HMK'nın 51. maddesinde "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olanlar dava ehliyetine de sahiptirler.Dava takip yetkisi HMK'nın 53. maddesinde "Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir." denilerek açıklanmıştır. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kimseler taraf ve dava ehliyetine sahip olsalar bile, kendileri adına ve kendilerine karşı açılan davayı yürütebilmeleri ve esası hakkında hüküm alabilmeleri için dava konusu edilen talep bakımından dava takip yetkisine de sahip olmaları gereklidir. Taraf ve dava ehliyeti tarafların kişilikleriyle ilgili olmasına rağmen dava takip yetkisi dava konusuna ilişkindir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, 15. Bası, 2017, C.I, S.593). Sıfat davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olup, dava konusu talep bakımından kimin hak sahibi, kimin yükümlü olduğunu ifade eder. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır.Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir.Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadığı ile ilgilidir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.I, s.607). Sıfat, nihai karar verildiğinde, davanın haklı veya haksız olduğunu ifade eder. Dava takip yetkisi ve sıfatın davadaki durumunu belirtmek bakımından, davanın yürütülmesi ve karara ulaşmasındaki sürecin dava takip yetkisini, bu sürecin sonunda maddi hukuka yönelik sonucun ise sıfatı karşıladığı söylenebilir (Pekcanıtez Usul, s.612).Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı, o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, (dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil) davacının davacı (alacaklı) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı reddedilir.(Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, Cilt.I, s.332). Taraf sıfatı dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, s.333, 334).Yapılan açıklamalar uyarınca öncelikle, sıfat yokluğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan, mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur.Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesinin kararı her ne kadar sonuç itibariyle doğru ise de gerekçenin yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2 bendi gereğince gerekçenin düzeltilmesi cihetine gidilerek yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.HMK'nın 353/1.b.2 bendi gereğince gerekçenin düzeltilmesi cihetine gidilmesi nedeniyle istinaf yasa yoluna başvuran davacı aleyhine takdir olunacak vekalet ücretinin, ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı tarih itibariyle mi yoksa hükmün yeniden tesis edildiği yeni karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca mı hesaplanacağı uygulamada tartışma konusu yapılmış ise de asıl hükümde yargılama gideri olarak hükme bağlanan vekalet ücreti, asıl hükme bağlı fer'i nitelikte bir karardır. Bu sebeple istinaf yasa yolu başvurulması sonucunda KALDIRILAN bir hükümde fer'i nitelikte olan vekalet ücreti usuli kazanılmış hak doğurmaz.Nitekim Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 19.07.2011, 2011/5512-9527 sayılı ilamında ''... mahkemece hükmün yedinci bendinde aynen ''bozmadan önce birinci kararla taraf vekilleri lehine vekalet ücreti takdir edilmediğinden bu konu da temyiz bulunmadığından ve taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğunda taraf vekilleri lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına aynı nedenle yargılama giderlerinin davacılar üzerine bırakılmasına ''denilmiştir.Dairemizce, mahkemenin ilk kararı üzerine belirlenen bozma nedenlerine göre yeni bir hüküm kurulması gerekeceğinden, bozma ilamı vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden taraflar lehine kazanılmış hak oluşturmamaktadır. Bu durumda, davaların kabul veya red durumuna göre taraflar lehine ve aleyhine olmak üzere vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken bu hususta yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir ...'' belirtilmektedir Yargılama gideri arasında, yer alan vekalet ücreti Avukatlık ücret tarifesine göre hesaplanır. Bu halde, vekil ile müvekkilin kendi aralarında düzenlenen yazılı ücret sözleşmesi uyarınca belirlenen ücret değil, davadaki sonuçlara göre hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmektedir. 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, Avukatlık Kanunun 168/3 maddesi şu şekilde düzenlenmiştir. ''Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.''Dairemizce davacı vekilinin süresi içerisinde sunduğu istinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise, resen gözetilmek suretiyle yapılan inceleme sonucunda; mahkeme kararının gerekçe yönünden KALDIRILMASINA, dairemizce ESAS HAKKINDA YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA karar verilmesi nedeniyle dairemizce oluşturulan karar tarihi nazara alınmak suretiyle vekalet ücretinin belirlenerek hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden KABULÜ İLE, HMK' nın 353/1-b.2 bendi uyarınca İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/390 Esas - 2022/863 Karar ve 04/10/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, 2-Maddi ve manevi tazminat davanın esastan REDDİNE,3-Harçlar Kanunu uyarınca maddi ve manevi tazminat talebi yönünden ayrı ayrı alınması gerekli olan (427,60 TL) toplam 855,20 TL ret karar harcından davacı tarafça peşin yatırılan 683,10 TL harcın mahsubu ile kalan 172,10 TL harcın davacıdan hazine yararrına tahsiline, 4-Reddedilen maddi tazminat yönünden davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2. maddesi gereği hesaplanan 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,5-Reddedilen manevi tazminat yönünden davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği hesaplanan 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13 ve 14. Maddeleri ile Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.200,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,8-Yatırılan ve artan gider avansının karar kesinleştiğinde bakiye kısmının yatıran tarafa iadesine, İstinaf giderleri yönünden; 1-İstinaf başvurusunun kabul sebebine göre başvurma harcının Hazineye irat kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 2-İstinaf başvurusunun kabul sebebine göre istinaf yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.04/12/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.