Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/2111
2026/171
4 Şubat 2026
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2111
KARAR NO : 2026/171
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/03/2022
NUMARASI : 2014/555 Esas 2022/339 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 04/02/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; Davacının, davalı şirkete ait iş makinesinde oluşan arıza nedeni ile yetkili servis olarak çağrıldığını ve yedek parça değişimleri ve işçilik hizmetinde bulunduğunu, hizmet bedeli olarak da davalı firmaya muhtelif tarihlerde toplam bedeli 115.277,74 TL olan irsaliyeli faturalar düzenleyerek gönderdiğini, davalı tarafın işbu faturalara konu borcu ödememesi üzerine Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü ... Esas numaralı dosyası ile icra takibi yapıldığını, davalı tarafın borcunu ödemeyerek takibe itiraz ettiğini, takibe konu faturaların süresi içerisinde tebliğ edildiğini ve yapılmış olunan işlere ilişkin olduğunu, bu hususun incelenecek olan ticari defterlerle de sabit olacağını belirterek, davalı tarafın haksız itirazına karşı işbu itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı tarafın % 20 dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Davacının iddia ve taleplerinin tamamı ile gerçek dışı, kötü niyetli ve haksız kazanım elde etmeye yönelik olduğunu, davacıya bir kısım makineler tamir ettirilmiş olduğunu, ancak davacının tamir ettim diye müvekkiline teslim ettiği son makineye yeni diye eski, kaynak yapılmak ve boyanmak sureti ile tamir edilmiş hidrolik pompası takıldığını, makinenin elektrik aksamının yanmış olduğunu, gaz motorunun çalışmadığını, stop müşirinin bozuk olduğunu, yürüyüş motorunun bozuk olduğunu, makinenin esasen tamir edilmediğini, tamir edildi diyerek çalışmaz halde iade edildiğini, ayıplı ifanın söz konusu olduğu öğrenilince davacı ile çalışılmama kararı alındığını ve bu işle ilgili tanzim edilen faturanın iptalinin istendiğini, bunun üzerine davacının, Edremit 3. Noterliği kanalı ile 15.11.2013 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnameyi keşide ederek 115.277,74 TL meblağlı faturaların ödenmesi talebinde bulunduğunu, davacının ihtarnamesine İstanbul 18. noterliği kanalı ile keşide edilen 30.12.2013 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarname ile cevap verilerek, ihtarnamelerinde belirttikleri bir kısım faturaların müvekkil şirkete ulaşmadığını, bir kısım faturaların karşılığında da herhangi bir mal ve hizmet alınmadığını, bir kısım faturalar ile alınan hizmetin ise ayıplı olduğunu ve zamanında belgeleri ile birlikte ayıp ihbarında bulunulduğunu ve faturaların iptalinin istendiğini, buna rağmen haksız, dayanaksız olarak alacak talebinde bulunulmasının anlaşılamadığını, davacının ibraz ettiği 21.05.2013 ve 24.06.2013 tarihli mutabakat talep ettiklerine dair yazıların, sahte olduğunu, belgelerdeki imzaların müvekkili şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilere ait olmadığını, kabul etmediklerini, bunlarda davacının imzasının da olmadığını, bu itibarla bu belgelerin delil niteliğinde olmadığını, davacının tanzim ettiği 20.05.2013 tarihli ... sayılı 84.889,20 TL, 27.05.2013 tarihli ... sayılı 3.903,44 TL ve 27.05.2013 tarihli ... sayılı 823,64 TL meblağlı üç adet faturaların karşılığında davacıdan herhangi bir mal ve hizmet alınmamış olduğunu, bu faturaların gerçek dışı olduğunu, davacının ibraz ettiği servis raporunun da sahte ve gerçek dışı olduğunu, davacının bu faturalarında yazılı meblağ ile tamir ettiklerini iddia ettikleri makinenin yenisini almanın daha karlı olduğunu, davacının dayandığı diğer yedi adet fatura ile dava konusu etmediği 10.05.2013 tarihli ... sayılı 31.271,19 TL meblağlı fatura karşılığında sunulan hizmetin ise ayıplı olduğunu, bu durumun davacıya zamanında bildirilmiş ve faturaların iptalinin talep edilmiş olduğunu, makinenin de bir başkasına (... ve ... firmalarına) tamir ettirilmiş olduğunu, bu itibarla ayıplı ifa sebebi ile ayıplı ifa kapsamdaki ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı faturalara dayalı alacakların bulunmadığını belirterek haksız ve dayanaksız davanın reddine, icra takibi yapmakta haksız ve kötü niyetli olan davacının "20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, masraf ve avukatlık ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, "... Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından 6102 Sayılı TTK'nun 83 ile 85 ve 6100 Sayılı HMK'nun 222'nci maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve davacının ticari defter ve kayıtlarının yasal şartları taşımadığı ve davacı lehine kesin delil vasfını taşımadığı, davalının ticari defter ve kayıtlarının yasal şartları taşıdığı ve davalı lehine kesin delil vasfını taşıdığı, davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan 31.687,83-TL alacaklı olduğu, davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 26.961,04-TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Tarafların ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı bulunan 10/05/2013 tarih ... nolu 31.271,19-TL bedelli fatura dava konusu değildir. Dava konusu faturalardan 01/04/2013 tarih ... nolu 4.340,04-TL bedelli fatura, 18/04/2013 tarih ... nolu 640,74-TL bedelli fatura, 20/04/2013 tarih ... nolu 1.681,50-TL bedelli fatura, 10/05/2013 tarih ... nolu 4.735,34-TL bedelli fatura, 10/05/2013 tarih ... nolu 1.873,84-TL fatura, 10/05/2013 tarih ... nolu 11.800,00-TL bedelli fatura, 10/05/2013 tarih ... nolu 590,00-TL bedelli fatura davalının ticari defter ve kayıtlarında kayıtlıdır. Ancak dava konusu edilen 20/05/2013 tarih ... nolu 84.889,20-TL bedelli fatura, 27/05/2013 tarih ... nolu 3.903,44-TL bedelli fatura, 27/05/2013 tarih ... nolu 823,64-TL bedelli faturalar davalının ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı değildir. Bu faturala konu hizmetin verildiğine dair davacı vekiline servis kayıtlarını sunması istenmiş, ancak söz konusu faturalara konu hizmetin sunulduğuna dair sunulan servis kayıtlarında söz konusu faturalarıın ve bu bedelli servis kayıtlarının yer almadığı görülmüştür. Dava konusu edilen 20/05/2013 tarih ... nolu 84.889,20-TL bedelli fatura davacının defter ve kayıtlarında da kayıtlı değildir. Ayrıca söz konusu bu fatura incelendiğinde üzerine davacı tarafça iptal edildiği yazılmıştır. Bu nedenle davacı tarafça davalının ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olmayan faturala konu hizmetin verildiği ispatlanamamıştır. Dava konusu olan ve tarafların ticari defter ve kayıtlarına kayıtlı olmayan 20/05/2013 tarih ... nolu 84.889,20-TL bedelli faturaya konu hizmetten hemen sonra dava konusu makineye başka servislerde işlem yapılması sebebiyle yapılan işlemin ayıplı olduğu bilirkişi heyeti tarafından tespit edilmiş ise de söz konusu hizmeti verdiği davacı tarafça ispatlanamamıştır ve ispatlanmış olsa dahi hizmetin ayıplı olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında davacı tarafça sunulan servis formu davalı tarafça kabul edilmemiş ve edilmiş olsa dahi söz konusu servis formunda sadece işçilik ve parça bedellerinin yazıldığı görülmüş ve bu hali ile hizmetin verdiğine ilişkin delil teşkil etmediği ve hizmetin verildiğini ispatlar nitelikte bir belge olmadığı anlaşıldığından söz konusu belgeye itibar edilmemiş ve bu nedenle de esasa etkili olmayacağından imza incelemesi yaptırılmamıştır. Davacı tarafça sunulan mutabakat belgesi davalı tarafça kabul edilmemiş, faturalar tek tek yazılmamış ve bedel olarak dava konusu değer ile uyuşmadığı görülmüştür. Bu nedenle de söz konusu mutabakat belgesine itibar edilmemiştir. Davalı vekili kendi defter ve kayıtlarına kayıtlı olan faturalara konu hizmetlerin ayıplı olduğunu ileri sürmüş ve davacıya gönderilen ihtarnamede ayıplı ifa yapıldığı bildirilmiş ise de hizmetin hangi sebeple ayıplı olduğu bildirilmemiş ve buna ilişkin yapılan bir tespit ve karşı tarafa bildirim dosyaya sunmamış, bilirkişiler tarafından da bu hususta tespit yapılmamıştır. Ayrıca davalı tarafça söz konusu faturala defter ve kayıtlarına ihtirazi kayıtsız işlenmiştir. Davalı tarafça bu faturalara konu hizmetin ayıplı olduğu ispatlanamadığından davalının bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir. Dava konusu edilen ve davalının ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olan faturalara konu hizmetlerin verildiği servis kayıtları ile de ispatlandığı ve bunun dışındaki hizmetlerin verildiği ispatlanamadığından ispatlanan fatura bedelleri toplamı olan 25.661,46-TL miktarda davacının davalıdan alacaklı olduğu anlaşıldığından bu miktar üzerinden ve ihtarnamenin tebliğ tarihi dosyaya sunulmadığından davalının ihtarnameye cevap verdiği tarih olan 30/12/2013 tarihi öğrenme tarihi kabul edilmek suretiyle bu tarihten 7 gün sonrası olan 07/01/2014 temerrüt tarihinden icra takip tarihine kadar işlemiş faiz olan 181,74-TL üzerinden açılan davanın kısmen kabulü ile davalı borçlunun Büyükçekmece 1. İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyasındaki takibe yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 25.661,46-TL asıl alacak ve 181,74-TL işlemiş faiz üzerinden kaldığı yerden aynen devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, hüküm altına alınan asıl alacağın % 20 oranında (5.132,29-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine " karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; davacının alacak iddiasını dayandırdığı fatura içerikleri ile ibraz ettiğimiz ve davacının ayıplı ifada bulunduğu hasarların ... ve ... firmalarınca giderildiğine dair savunmalarımız, faturalar karşılıklı olarak irdelenmediğini, bu itibarla delillerimiz usulüne uygun olarak toplanmadan ve irdelenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, ayrıca davacının herhangi bir alacağı bulunmadığından hükmedilen faize ve aynı gerekçe hükmedilen icra inkar tazminatına da itiraz ettiklerini ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, araç servis hizmeti ve parça değişimine ilişkin verildiği iddia olunan hizmet bedeli alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 10 adet faturaya istinaden 115.277,74 TL asıl alacak, 9.268,15 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 124.545,89 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda; davacı tarafça, davalının iş makinesi aracında oluşan arıza sebebiyle yetkili servis olarak yedek parça değişimi ve işçilik hizmetinde bulunduklarını, ancak davalı tarafça yedek parça bedellerinin ve işçilik hizmet bedelinin ödenmediği ileri sürülmüştür. Davalı ise; hizmetin ayıplı verildiğini, ayıplı ifa sebebiyle kendilerine gönderilen dava konusu faturaların iptal edilmesini talep ettiklerini, ayrıca bir kısım faturalar yönünden ise hizmetin hiç alınmadığını, davacı tarafça sunulan mutabakat belgesinin ve servis raporunun sahte olduğunu, davacı tarafça gönderilen 20/05/2013 tarih 84.889,20 TL bedelli, 27/05/2013 tarih 3.903,44-TL bedelli ve 27/05/2013 tarih 823,64 TL bedelli fatura konu hizmeti yada malları almadıklarını savunmuştur.Mahkemece, davalının ticari defterlerine kayıtlı faturalar dışında diğer faturalar yönünden faturaya konu hizmetin verildiği ispatlanamadığından talebin reddine, davalının kendi ticari defterlerine kaydettiği faturalar yönünden ise hizmetin verildiği karine olarak kabul edildiği, davalı taraf her ne kadar hizmetin ayıplı verildiğini iddia etmiş ise de davacıya gönderilen ihtarnamede hizmetin hangi sebeple ayıplı olduğu bildirilmediği ve bilirkişiler tarafından da bu hususta bir tespit yapılamadığı, ayrıca davalının söz konusu faturaları defter ve kayıtlara ihtirazı kayıtsız işlediği gerekçesiyle kendi defterlerine kaydettiği faturalar yönünden ayıp iddiası yerinde görülmeyerek davalının defterlerine kaydedilen faturalar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Verilen karar davalı vekilince istinaf edilmiş olup, cevap dilekçesindeki nedenler tekrar edilerek verilen tüm hizmetin ayıplı ifa edildiği ileri sürmüştür.
Dosya kapsamına göre; takibe konu faturalardan 01/04/2013 tarih 4.340,04-TL bedelli, 18/04/2013 tarih 640,74-TL bedelli, 20/04/2013 tarih 1.681,50 TL bedelli, 10/05/2013 tarih 4.735,34-TL bedelli 10/05/2013 tarih 1.873,84 TL bedelli, 10/05/2013 tarih 11.800,00-TL bedelli ve 10/05/2013 tarih 590,00 TL bedelli toplam 7 adet 25.661,46 TL tutarlı faturalar davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde:"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarih ve 2023/1909 E., 2024/5226 K. sayılı ilamı:"Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir.Mahkemece yapılan 16.12.2019 tarihli bilirkişi incelemesi neticesinde; davalı tarafından davacı tarafından düzenlenen iki adet malzeme satış faturalarına itiraz edilmediği, davacının faturalarının tamamının davalının ticari defterlerine işlendiği tespit edilmiştir.Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, davacının temyize konu ettiği 2.896.631,32-TL bedelli kurşun geçirmez malzeme faturası, davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup, HMK 222. maddesi uyarınca aleyhe delil olduğundan, 20.05.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda, temyiz konusu fatura da dikkate alınarak alacak hesaplandığına göre, davanın, bilirkişi raporunda belirlenen 571.396,96-TL üzerinden kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmamış,..." şeklindedir.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Somut olayda; mahkemece kabul edilen toplam 7 adet 25.661,46 TL tutarlı faturalar davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması hizmetin verildiğine karine oluşturmaktadır. Aksi davalı tarafça ispatlanması gerekmektedir. Davalı ise hizmetin ayıplı verildiğini, söz konusu ayıpların ... ve ... firmalarınca giderildiğini savunmuştur.Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 06/02/2013 tarihli 2012/15265 E. 2013/2296 K. sayılı kararında; "...Ticari satımlarda ayıp ihbarının olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 25.maddesinde belirtilen süreler içinde yapılması gerekir. Hükme göre açık ayıplarda 2 gün, açıkça belli olmayan ayıplarda 8 gün içinde ayıp ihbarı yapılmalıdır. Ayıp ihbarının yapıldığını ileri süren kişi 6762 sayılı TTK’nun 20.maddesinde öngörülen şekilde yapıldığını kanıtlamalıdır. 6762 sayılı TTK’nun 20/3.maddesine göre, ayıp ihbarının noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapıldığı kanıtlanmalıdır. Somut olayda davacı alıcı davalı satıcıdan satın aldığı ham ipliğin ayıplı olduğuna ilişkin süresi içerisinde e-posta yoluyla davalı satıcıya bildirimde bulunduğunu iddia etmiş, davalı ise taraflarına bu yönde herhangi bir bildirim yapılmadığını savunmuş, teknik bilirkişi tarafından davalı bilgisayarı üzerinde yapılan incelemede e-posta kayıt ve izlerine rastlanılmadığı anlaşılmıştır. Davacı, 6762 sayılı TTK’nun 25. maddesinde öngörülen sürelerde, aynı Kanunun 20/3. maddesinde belirtilen şekilde ayıp ihbarının yapıldığına ilişkin e-posta kayıtları dışında başkaca delil sunmamıştır. Mahkemece bu yönler gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulünde isabet görülmemiştir." gerekçesiyle verilen bozma kararına karşı, ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönünde verdiği kararda direnmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gelen uyuşmazlıkta;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/05/2016 tarihli 2014/19-861 E. 2016/632 K. sayılı kararı ile; "Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 20. maddesinde tacir olmanın bağlandığı genel hükümler düzenlenmiş olup, tacirler arasındaki ihbar veya ihtarların ne şekilde yapılacağı bu genel hükümler arasında yer almaktadır. 6762 sayılı TTK'nun 20/3. fıkrasında diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi fesih yahut ondan rücu amacıyla yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için bu işlemlerin noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla yahut telgrafla yapılmasının şart olduğu hüküm altına alınmıştır.Öte yandan, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tacirler arasındaki ihbar ve ihtarların ne şekilde yapılacağı 18/3. maddesinde düzenlenmiş ve "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." denilmek suretiyle önceki hükümde bir kısım değişiklikler yapılmıştır. Yapılan değişiklikler madde gerekçesinde, "...Bu maddenin üçüncü fıkrasında üç köklü değişiklik yapılmıştır. (1)Hükümdeki şekil, geçerlilik şartı olmaktan çıkarılmış, ispat şartına dönüştürülmüştür. Bu amaçla eski metinde yer alan "muteber olması için" ibaresine metinde yer verilmemiştir. Bu değişikliğin sebebi, geçerlik şartının artık haklı bir gerekçesinin bulunmaması ve teknikteki hızlı gelişmedir. Ayrıca hiçbir modern kanunda bu kadar ağır bir geçerlilik şartı yer almamaktadır. Şartın tacir gibi basiretli bir işadamı için öngörülmüş olması da anlamsız bulunmuştur. (2) İadeli taahhütlü mektup taahhütlüye dönüştürülmüştür. Çünkü , burada varma teorisinin kabulünü haklı gösterecek bir gerekçe mevcut değildir. (3) Güvenli elektronik imza hem Borçlar Kanununda kabul edilmiş hem de düzenli bir sisteme bağlanmıştır. Hükme bu olanak da eklenmiştir." şeklinde açıklanmış ve böylece tacirler arasında ihtar ve ihbarlar için öngörülen şekil şartı geçerlilik şartı olmaktan çıkarılmıştır.Ne var ki, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanununun "Eski Hukukun ve Türk Ticaret Kanununun Uygulanacağı Hâller" başlığı altında düzenlenen 2. maddesinin (a) bendinde "Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu durumda eldeki olayın çözümlenmesinde, davaya konu hukuki olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanacağında herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.Tacirler arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6762 sayılı TTK'nun 25/3. maddesindeki süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunması zorunludur. Bu süreler, satılan malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise iki gün, açıkça belli değilse sekiz gündür... Tüm bu açıklamalar bir arada değerlendirildiğinde, Kurul çoğunluğu tarafından davacının ayıp ihbarını olayın meydana geldiği tarihteki yasal düzenlemelere uygun delillerle kanıtlayamadığı yönündeki Özel Daire bozma kararının doğru olduğu sonucuna varılmıştır..." gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Sözleşme tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 25/3 maddesinde; "Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur. Diğer hallerde Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları tatbik olunur.", dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 23/1.c maddesinde "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." hükmü yer almaktadır. Her iki düzenlemede de, malın ayıplı olduğu teslim sırasında belli ise iki gün içinde ihbar edilmesi gerektiği, aksi halde sekiz gün içerisinde gerekli muayene yapılarak/yaptırılarak ayıplı olduğu takdirde ihbar edilmesi gerektiği belirtilmiştir.Dosya kapsamına göre; davacı tarafça tamiri ve yedek parça değişimi yapılan makinelerin hangi tarihte davalıya teslim edildiği hususunda dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ancak davalının, hizmetin ayıplı verildiği ve söz konusu ayıpların dava dışı firmalarca giderildiği iddiasının dayanağı, dosyaya ibraz edilen davalı firma ile dava dışı firma çalışanlarınca imza altına alınan 14/06/2013 tarihli tutanaklar olup davalı taraf en geç 14/06/2013 tarihinde iddia olunan ayıptan haberdar olmuştur. Davalı vekili her ne kadar süresinde ayıp ihbarında bulunulduğunu iddia etmiş ise de fatura bedellerin tahsili için davacı tarafça gönderilen Edremit 3. Noterliğinin 15/11/2013 tarihli ihtarnameye verilen cevaptan önce davalı tarafça ayıp ihbarında bulunduğuna dair dosyaya sunulmuş bilgi ve belge bulunmaktadır. Nitekim davalı taraf İstanbul 18. Noterliği kanalı ile keşide edilen 30/12/2013 tarihli ihtarname ile; talep edilen bir kısım faturalar karşılığında herhangi bir mal ve hizmet alınmadığını, bir kısım faturalarda alınan hizmetin ise ayıplı olduğunu, bu durum daha önce bildirilerek faturaların iptali talep edildiği bildirilmiştir. Her ne kadar ihtarnamede hizmetin ayıplı verildiği daha öncesinde davacıya bildirildiği ifade edilmiş ise de yukarıda belirtildiği üzere davalı tarafça keşide edilen ihtarnameden önce hizmetin ayıplı verildiğine ilişkin dosyaya sunulan bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu itibarla mahkemece kabul edilen faturalar yönünden hizmetin ayıplı verildiğine ilişkin süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulduğu ispata elverişli yasal delillerle kanıtlamadığından davalının ayıp iddiası yerinde görülmemiştir.Davalı vekili diğer bir istinaf nedeni olarak; davacının herhangi bir alacağı bulunmadığından hükmedilen faize ve aynı gerekçe hükmedilen icra inkar tazminatına itiraz etmiştir. Görüldüğü üzere davalının, temerrüde yahut hesaplanan faiz miktarına bir itirazı bulunmadığı, davacının alacağı bulunmadığı gerekçesiyle dolayısıyla hükmedilen faize itiraz edilmiştir. Yukarıda açılandığı üzere davacının alacağı bulunduğu tespit edildiğinden hükmedilen faize yönelik itirazı yerinde görülmemiştir. Öte yandan hükmedilen alacak miktarı, kararlaştırılan fatura bedeli olup alacak likit/belirlenebilir olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiştir.Yapılan açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf harcından, davalı tarafından yatırılan 442,00 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 290,00 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.04/02/2026
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.