Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/1016
2024/1580
4 Aralık 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1016
KARAR NO: 2024/1580
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/746
KARAR NO: 2022/998
DAVA TARİHİ: 10/11/2021
KARAR TARİHİ: 08/12/2022
DAVA: İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK177))
KARAR TARİHİ: 04/12/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nın işçilik alacakları nedeniyle davalı ... San. ve Tic. A.Ş. ve davalı ... San. ve Tic. A.Ş. aleyhinde İstanbul 7. İş Mahkemesinin 2016/641 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, mahkemece verilen ilamın İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından takibe konulduğunu, icra emrinin her iki borçluya tebliğ edildiğini, dosya borcunun ödenmediğini beyan ederek; davanın kabulünü, davalı şirketler hakkında İİK m. 177/1-4 uyarından iflas kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalılar tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''Dava, İİK 177/4. Maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, İstanbul 7. İş Mahkemesinin 2016/641 Esas sayılı dosyasında ilama bağlanan alacağın icra emri ile istenilmesine rağmen ödenip ödenmediği, İİK 177/1-4 maddesi kapsamında iflas koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmıştır. İİK‘nun 177. maddesinde, “...“ üst başlığı altında, 177/1.fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir. Yasada belirtilen “4” bent ise sırasıyla,”1- Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3-308. maddede ki hal varsa; 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,..” şeklinde sayılmıştır. İflas talebinin İİK'nın 177/son yollaması ile İİK'nın 166/2 fıkrası uyarınca ilan edildiği, iflas avansının yatırıldığı, İİK 177/4 gereği borçlu şirket yetkilileri adına davetiye tebliğ edildiği görülmüştür. İcra emrinin davalıya tebliğine rağmen borcun ödenmediği, İİK'nın 177/4. maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas davası açmak için kural olarak (alacak davasına ilişkin) kararın kesinleşmiş olmasının gerek olmadığı, davacının iflas avansını yatırdığı, ilanların yapıldığı, şirket temsilcilerinin dinlenmek üzere çağrılmasına rağmen duruşmaya katılmadığı, müdahil alacaklılarca borçlunun iflasını gerektiren bir hal bulunmadığının iddia ve ispat edilemediği..." gerekçesiyle, "1-Davanın kabulü ile, İİK 177/1-4 maddesi gereği İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... nosunda kayıtlı davalı ... SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ'nin ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... nosunda kayıtlı davalı ... ANONİM ŞİRKETİ'nin ayrı ayrı İFLASINA" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... Anonim Şirketi vekili Av. ... yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; karar tarihi 08/12/2022 olmasına rağmen gerekçeli kararın yazıldığı tarihin 06/12/2022 olması sebebiyle usulüne uygun bir yargılama yapılmadığı ve iflas kararının özensiz şekilde verildiğini, dava dilekçesinde 3 farklı şirket için iflas talebinde bulunulmuşsa da Yerel Mahkemece sadece 2 şirket yönünden hüküm kurulduğunu ve 3.şirket olan ...-... Montaj Limited Şirketi için davanın kabulü yada reddi yönünden herhangi bir hüküm tesis edilmediğini, müvekkil şirket için İİK 177.maddesinde yazılı olan şartların hiçbirisinin gerçekleşmediğini, mahkemece anılan maddedeki şartların müvekkili yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği yeterince araştırılmadan, bilirkişi raporu alınmadan, şirketin borca batık olup olmadığı tespit edilmeden sırf davacı tarafın beyanları esas alınarak karar verildiğini, İİK’nın 177/4. Maddesinde iflas kararı verilmeden önce Türkiye’de bir yerleşim yeri veya mümessili bulunan borçlunun dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağrılacağı düzenlendiğinden şirket yetkililerinin dinlenmesi gerektiğini, yine HMK 186 gereği sözlü yargılama için gün tayin edilmesi gerekirken usule uyulmadığını, doğrudan iflasın istenilmesine konu İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasında yapılan tebliğ işlemlerinin usulsüz olduğunu, usulüne uygun tebligat yapılmadan kesinleştirilen takipler için iflas talep edilemeyeceğini, yine yerel Mahkeme tarafından yapılan tebliğ işlemlerinin de usulsüz olduğunu, tebligatların yetkisiz kişilere yapılması sebebiyle müvekkili şirket yetkililerinin iş bu dava dosyasından çok sonra haberdar olduklarını, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması gerektiğini, usulsüz tebligatlar ile kesinleştirilen icra takip dosyası için müvekkili şirketin iflasının istenilmesinin hukuka açıkça aykırılık teşkil ettiğini, ne müvekkili şirkete ne de şirket yetkililerine dava dilekçesi ve tebligatların usulüne uygun yapılmadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi yönünden Av. ... istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle davalı ... Anonim Şirketi yönünden vekaletname sunmak için süre verilmesini talep etmiş, esasa yönelik yukarıda davalı ... Anonim Şirketi yönünden özetlenen istinaf sebeplerini tekrar ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece davalı ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi yönünden usulüne uygun düzenlenmiş vekaletnamesini sunmak üzere Av. ...'e 16/03/2023 tarihli muhtıra ile 1 haftalık kesin süre verilmiş, muhtıra Av. ...'e 21/03/2023 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ancak verilen kesin süre içerisinde vekaletnamenin ibraz edilmediği anlaşılmakla, istinaf incelemesi davalı ... Ticaret Anonim Şirketi yönünden yapılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Dava, ilama dayalı alacağın icra emriyle istenilmesine rağmen ödenmemesi sebebiyle 2004 sayılı İİK'nın 177. maddesi uyarınca açılan iflas davasıdır. İİK'nın 177. maddesinde; "1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yolulyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa, 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa, 3-308 inci maddedeki hal varsa, 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse" alacaklının, önceden takibe hacet kalmaksızın doğrudan borçlunun iflasını istemesi mümkündür. İlamların icrasına ilişkin hükümler İİK'nın 24 ile 41. maddeleri arasında düzenlenmiş, İİK'nın 32 ve devamı maddelerinde ise para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. İİK'nın 32. maddesinde; "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi..." hükmü, "Haciz veya iflas istemek yetkisi" başlıklı 37. maddesinde; "İcra emrinde yazılı müddet geçtiği halde borcunu ödemeyenlerin malları haczolunur yahut borçlu iflasa tabi eşhastan olup ta alacaklı isterse yetkili ticaret mahkemesince iflasına karar verilir." hükmü yer almaktadır. İlamı icraya koyarak borçluya icra emri gönderen alacaklı, icra emrine konu alacağın ödenmemesi üzerine haciz yolu ile takibe devam edebileceği gibi haciz yolu ile takibini İİK 43/2'ye göre iflas yoluna çevirmeden ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun doğrudan doğruya iflasına karar verilmesini isteyebilir. İİK'nın 177/1.4 maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas davası açmak için kural olarak ilamın kesinleşmesine gerek yoktur. Ancak, takibin dayanağı ilam için istinaf mahkemesinden ya da Yargıtay'dan "icranın geri bırakılması" kararı alınması halinde ticaret mahkemesi, ilamın kesinleşmesini "bekletici mesele" yapmalıdır (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2. Baskı, sayfa 726). İflas davasında yetkili mahkeme, İİK'nın 154/3 maddesi uyarınca borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesidir. Bu yetki, kamu düzenine ilişkindir. Davalı şirketlerin muamele merkezi Beşiktaş/İstanbul olup, dava görevli ve yetkili mahkemece açılmış, davacı tarafından İİK'nın 160.maddesi uyarınca iflas avansı yatırılmıştır. İİK 177/son maddesi göndermesi ile İİK 178/2 ve İİK 166.maddesi uyarınca Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde 16/05/2022 tarihinde, ... Gazetesinde 12/05/2022 tarihinde yasal ilanlar yapılmıştır. İstanbul 7. İş Mahkemesi'nin 17/01/2018 tarihli 2016/641 E. 2018/2 K. sayılı kararıyla; davacının aralarında organik bağ olan davalılar nezdinde çalıştığı ve iş akdinin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açmış olduğu dava neticesinde net 76.442,36 TL kıdem tazminatı, net 6.772,86 TL ihbar tazminatı, net 5.575,01 TL ücret alacağı, net 27.947,12 TL fazla mesai alacağı, net 6.923,01 TL hafta tatili alacağının faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip dosyasında; İstanbul 7. İş Mahkemesi'nin 17/01/2018 tarihli 2016/641 E. 2018/2 K. sayılı kararıyla hükmedilen alacaklar ile işlemiş faiz, yargılama gideri ve vekalet ücreti toplamı olan 164.588,83 TL alacağın ödenmesi için 20/04/2018 tarihinde düzenlenen icra emri, davalı ... Anonim Şirketi yönünden vekili Av. ...'a tebliğe çıkartılmış ve "gösterilen adreste daimi çalıştığını beyan eden evrakı almaya reşit ve ehil ...'e tebliğ edildi" açıklaması ile 27/04/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; icra emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür. 6100 sayılı HMK'nın 73/1. maddesinde; "Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar." hükmü yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02/07/2003 tarihli 2003/12-442 E. 2003/445 K. sayılı ilamında "...Nafaka alacağına ilişkin ilama dayalı takipte icra emri borçlunun kendisini vekille temsil ettirdiği ilam kapsamından açıkça belli olmasına karşın vekil yerine asile gönderilmiştir... icra emrinin vekile çıkarılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır... takip dayanağı ilam kapsamında davacı borçlunun kendini vekille temsil ettirdiği belirginken, vekil yerine asile yapılan tebligat hükümsüzdür. İcra dosyasında borçlu vekilinin vekaletnamesinin bulunup bulunmaması da sonuca etkili değildir...", Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02/05/2018 tarihli 2018/2245 E. 2018/4052 K. sayılı ilamında; "...Borçlu hakkında başlatılan ilamlı takipte, takip dayanağı ilamda borçlunun vekili olmasına rağmen takip talebinde ve icra emrinde borçlunun bu vekilinin isminin yazılmadığı ve icra emrinin borçlu vekiline tebliğ edilmediği, borçlu asile tebliğ edildiği anlaşılmıştır. HMK'nun 73, 81, 82, 83., Avukatlık Kanunu'nun 41., Tebligat Kanunu'nun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur. Anılan bu düzenlemeler gereğince, tebligatın vekile yapılması ile yasal süreler işlemeye başlar. Yine bu tarihe göre takip kesinleştirilerek takibe devam işlemleri yapılır. Ne var ki, vekile tebliğ zorunluluğunun bulunması, asile tebligat yapılması lüzumunu ortadan kaldırmaz. Şöyle ki, 2004 sayılı İcra-İflas Kanunu'nun 76. maddesinde mal beyanında bulunmamak suçu, 338. maddesinde düzenlenen hakikate muhalif beyanda bulunma suçu gibi icra-iflas suçlarında, borçlunun cezalandırılabilmesi için icra emrinin borçlunun vekiline değil, kendisine tebliğ edilmiş olması gerekir (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, cilt 2, sh: 1280). Cezaların şahsiliği kuralı gereğince, borçlu asilin cezai yönden sorumlu tutulabilmesi için icra emrinin borçlu asile tebliği zorunludur. Bu durumda, cezai yönden işlem yapılabilmesi için icra emrinin asile tebliğ işlemi usulsüz olmayıp, hukuki açıdan vekile de tebliğ edilmemesi noktasında tebliğ işlemi eksikliği söz konusudur..." denilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 25/09/2017 tarihli 2015/9043 E. 2017/11419 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11.maddesinde; "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." Yine Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18.maddesinde "(1) Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekile bürosunda yapılacak tebligat, resmî çalışma gün ve saatleri içinde yapılır." hükmü yer almaktadır. Yani vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Tebligatın vekile yapılması ile yasal süreler işlemeye başlar. Somut olayda, icra emri düzenlendiği sırada takip dayanağı ilamın kesinleşmediği, davalı ... Anonim Şirketi vekili Av. ...'ın vekalet ilişkisinin HMK'nın 73.maddesi uyarınca devam ettiği açık olup, bu durumda icra emrinin borçlu vekiline tebliğe çıkartılması usul ve yasaya uygundur. Tebligat Kanunu'nun 17.maddesinde; "Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.", Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 26.maddesinde; "(1) Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlere, o yerde de tebligat yapılabilir. (2) Muhatabın işyerinde bulunmaması halinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. (3) Muhatap, meslek veya sanatını konutunda icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Bunlardan hiç birinin bulunmaması durumunda tebliğ, aynı konutta sürekli olarak oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30/01/2013 tarihli 2012/6-644 E. 2013/164 K. sayılı ilamında; "...Tebliğin şekline ilişkin yasal düzenleme konusunda öncelikle belirtmelidir ki, tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde tutulmalıdır. Tebligat ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu (TK) ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır. Tebligat Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. TK’nun 20. maddesi aynen “13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır.” hükmünü içermektedir. Somut olayda bozma sonrası duruşma günü tebliğine ilişkin tebligat belgesinde “Daimi sekreteri ... imzasına tebliğ edildi” şeklinde posta dağıtıcı tarafından yazılan bir açıklama mevcut olmasına rağmen tebligatın yapılması gereken Avukatın belirtilen adreste olup olmadığı ve tebligatın niçin kendisine yapılmadığı açıklanmamıştır. Dosya içerisinde bulunan davalı vekiline yapılan diğer tüm tebligatlar da yukarıda açıklandığı üzere TK’nun 20. maddesinin öngördüğü şekilde tanzim olunmamış, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gidip gitmediği belirlenmeksizin sekreteri ... imzasına tebligat evrakları teslim edilmiştir. Dosyadaki davalı vekiline çıkartılan tebligatlar bu nedenle geçerli değildir..." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14/06/2023 tarihli 2023/4-243 E. 2023/637 K. sayılı ilamında; "...Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin bu konuda etkili önlemler almış olmasının amacı, tebligatın bir an evvel muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle, kanun ve yönetmelik hükümleri en küçük ayrıntısına kadar uygulanmalıdır. Tebligatın doğru kişiye ve kanunda gösterilen yönteme uygun olarak yapılması zorunludur. Aksi takdirde kanun ve yönetmeliğin gösterdiği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligat geçerli sayılmaz. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemenin 23.06.2016 tarihli ve 2016/269 Esas, 2016/371 Karar sayılı direnme kararı, davalı ... vekili ...’in daimi çalışanının imzasına 25.10.2016 tarihinde tebliğ edildiği belirtilmesine rağmen; vekilin tebligat sırasında adreste bulunmama sebebi tebliğ mazbatasına yazılmamıştır.Tebliğ memuru, muhatabın adreste bulunmaması hâlinde, hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazarak tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalatmak suretiyle tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunan kişiye vermelidir.Bu kişinin beyanını imzadan kaçınması ve tebliğ evrakını kabul etmemesi hâlinde, tebliğ memurunca bu husus tutanağa yazılıp imzalanarak tebligat evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti üyesinden birine ya da kolluk amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edilmeli ve teslim edilen kişinin adresini içeren ihbarname gösterilen adresin kapısına yapıştırılmalıdır. Bu durumda gerek TK’nın 17 ve 20 nci maddesi gerekse Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 26 ve 29 uncu maddeleri uyarınca, davalı idareye yapılmış usulüne uygun bir tebligattan söz edilemez..." Yani yasal düzenlemeler gereği usulüne uygun bir tebligattan söz edilebilmesi için öncelikle kendisine tebligat yapılacak olan muhatabın adreste olup olmadığının sorulması, adreste değil ise hangi sebeple adresten ayrıldığının sorulması, bu hususların tebligata yazılması, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatının tebliğ evrakına yazılması, tebliğ tutanağı beyanda bulunana imzalatılarak, tebliğ edilecek evrakın ise beyanda bulunan kişiye verilmesi gerekmektedir. Yukarıda yer verildiği üzere 20/04/2018 tarihinde düzenlenen icra emri, davalı ... Ticaret Anonim Şirketi yönünden vekili Av. ...'a tebliğe çıkartılmış ise de Av. ...'ın adreste olup olmadığı, adreste değil ise hangi sebeple adresten ayrıldığı tespit edilmeden ve bu hususlar tutanağa yazılmadan "gösterilen adreste daimi çalıştığını beyan eden evrakı almaya reşit ve ehil ...'e tebliğ edildi" açıklaması ile 27/04/2018 tarihinde tebliğ edildiği tespit edilmekle, icra emrinin tebliğinin usulsüz olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda İİK'nın 177/1.maddesinin 4.bendinde yer alan ilama müstenit bir alacağın icra emriyle istenildiği halde ödenmemesi halinin icra emri usulüne uygun tebliğ edilmediği için somut olay yönünden gerçekleşmediği tespit edildiğinden, işbu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Davalı vekili istinaf dilekçesinde karar tarihi 08/12/2022 olmasına rağmen gerekçeli kararın yazıldığı tarihin 06/12/2022 olması sebebiyle usulüne uygun bir yargılama yapılmadığı ve iflas kararının özensiz şekilde verildiği ileri sürülmüştür. Bu durum her ne kadar HMK'nın 297.maddesine aykırı ise de açık maddi hatadan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yine davalı vekili "...-... Limited Şirketi" hakkında bir karar verilmediğini ileri sürmüş ise de, anılan şirket hakkında açılan davanın tefrik edildiği ve eldeki davanın haklarında iflas kararı verilen şirketler önünden devam ettiği tespit edilmiş, ayrıca davalı ... Ticaret Anonim Şirketinin bu hususu ileri sürmekte hukuki yararı olmadığı anlaşılmakla bu istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklandığı üzere icra emri usulüne uygun tebliğ edilmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken iflas kararı verilmesi hatalı olup, davalı ... Ticaret Anonim Şirketi vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının davalı ... Ticaret Anonim Şirketi yönünden kaldırılmasına karar verilerek HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davanın reddine dair aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Davalı ... Ticaret Anonim Şirketinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca KABULÜ ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/746 E. 2022/998 K. sayılı ve 08/12/2022 karar tarihli kararının davalı ... Ticaret Anonim Şirketi yönünden KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLMESİNE, a-Davalı ... Ticaret Anonim Şirketi yönünden davanın REDDİNE, b-Kararın İstanbul ... İflas Dairesi'nin ... İflas sayılı dosyasına ve İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğüne bildirilmesine, 2-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden, a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, c-Davalı ... Anonim Şirketi tarafından yapılan 37,41 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... Anonim Şirketine verilmesine, ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Ticaret Anonim Şirketine verilmesine, d-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 3-İstinaf yargılama giderleri yönünden, a-Davalı ... Anonim Şirketi tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davalı ... Ticaret Anonim Şirketi tarafından yatırılan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, c-Davalı ... Anonim Şirketi tarafından sarfedilen 671,90 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ç-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iadesine, d-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 361/1. fıkrası ve 7499 sayılı Yasa'nın 37/1.a maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK'nın 164. maddesi uyarınca, kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 04/12/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.