Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/388
2025/139
17 Ocak 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2023/388 Esas
KARAR NO: 2025/139
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/11/2022
NUMARASI: 2020/414 E. - 2022/196 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/01/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın 1996 tarihinde kurulduğunu 1999 tarihinde unvan değişikliği ile “... MERKEZ POLİKLİNİĞİ” olarak başladığı faaliyetlerine devam ettiğini ve yaklaşık 20 yıldır ... markasının ... Merkez Polikliniği, Merkez ... Sondurak ... Merkezi gibi farklı tali unsurlarla birlikte ... İbaresinin koruyarak tıbbi hizmetler sınıfında 24.04.2008 tarihinde markasını ... no ile “sondurak ... MERKEZİ” olarak tescil ettirdiğini, Müvekkilinin yaklaşık 25 yıldır ... markası adı altında profesyonel sağlık hizmetleri Sonucunda haklı bir itibar ve güven kazandığını ve ... ibareli marka üzerinde de üstün hakkı bulunduğunu, Davalı şirketin sahibi ... 1999 -2016 tarihleri arasında davacı şirketin ana ortağı olduğunu ve ... markasının davacı şirket adına önceden onay verdiğini ancak bu onayı geri aldığını, Davalı şirketin sahibi Dr. ... 24.05.2016 tarihinde davacı şirketten ayrıldığını ve 02.06.2016 tarihinde davalı şirket adına ... markası için tescil başvurusun yaptığını, Davacı şirketin bu başvurudan sonra haberi olduğundan ... nolu başvuruya itiraz edilmediğinden davalı şirketin sahibinin ... markasını kötü niyetli tescil ettirdiğini, Davacı vekili müvekkili firmanın ... markası üzerinde öncelikle hak sahibi oludğunu bu sahipliğin davalı şirketin sahibi ile geçmişteki iş ilişkisinde de teyit edilerek ... markasını müvekkili firma adına tescil edildiğini, o dönemde bunu davalı şirketin de kabul ettiğini, Davalı şirket sahibi ile davacı şirket arasındaki iş ilişkisi sona erdiğini, sona ermesinden sonra da ... ifadesinin marka tescilini aldığını ve müvekkil grup firmalarına markanın kullanımı önlemek amacıyla dava açtığını, savcılığa şikayette bulunduğunu, davacı vekili müvekkili firmanın geçmişteki ilişkiye dayanarak öncelikle uyuşmazlığı sulh ile çözmek istediğini ancak davalı şirket sahibinin kötü eylemleri sonucu hükümsüzlük davacı açmak zorunda kaldıklarını, Davalı şirketin eylemlerinin TMK m. 2'ye aykırılık oluşturduğunu, davalı şirket sahibinin bilinçli ve sistemli bir şekilde kötü niyetli hareket ettiklerini, SMK'nın hükümsüzlük nedenleri arasında kötü niyet olduğunu, Kaldı ki, davalının ... markası üzerinde asıl hak sahibinin müvekkili davacı şirket olduğunu TPMK'nın davalı şirketin yeni marka başvurularını reddettiğini, buna karşılık davacı müvekkili şirketin başvurularını kabul ettiğini, zira marka üzerinde asıl hak sahibi müvekkili şirketin olduğunu, Taraflar arasındaki markaların benzer olduğunu markalarda esaslı unsurun ... ifadı olduğunu bu nedenle de davalı şirketin markasının hükümsüz kılınana kadar müvekkili davacı ve grup şirketleri aleyhine tescil belgesinin kullanılmamasını, Davalının eylemlerinin aynı zamanda SMK marka tecavüz şartlarını taşıdığını, aynı şekilde TTK m. 54 vd. haksız rekabet koşullarının oluştuğunu, ... nolu ... markasının hükümsüz kılınmasını, sicilden terkinini, www...com.tr ve www...com alan adlarının müvekkile devrine ve kapanmasını, talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davalı şirketin 1999 yılında ... Sağlık Dispanseri ibaresini kullandığı daha sonra markasını ... Poliklinik Özel ... Merkezi gibi farklı şekilde kullandığını, 1999 yılından beri ... ibaresini düzenli bir şekilde kullandığını, her iki firmada da ... ibaresinin ortak olarak kullanıldığını davacının ... Tıp Merkezi ibaresini davalının ise ... ibareli markayı kullandığını, bu fiili paylaşımın kendiliğinden gerçekleştiğini, davacı şirket ortağının davalı şirketten 2017 yılında ayrıldığını 2016 49234 numaralı marka tescilinden haberdar olduğunu, bu sebeple davalının kötü niyetli olmadığını ... ibaresi üzerinde davalı şirketin önceye dayalı gerçek hak sahipliği bulunduğunu, davaya konu edilen alan adlarının da hak sahibinin davalı şirket olduğunu, açılan davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Davanın REDDİNE," karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme kararının aksine marka hükümsüzlük davalarındaki sessiz kalma süresinin başlangıç anının marka tecavüz davalarından farklı olarak tescil tarihinden itibaren başlayacağını, tescilsiz kullanım döneminin hükümsüzlük davalarında hesaba katılmayacağını, davalı markasının 07.02.2017 tarihinde tescil edildiğini, hükümsüzlük davasının da 2020 yılında açıldığını, tescil tarihinin üzerinden sadece 3 yıl geçtiğini, 5 yıllık sessiz kalma nedeniyle hak kaybı oluşmadığını, taraf markalarının karıştırılabileceği de mahkeme tarafından kabul edildiğine göre başkaca bir sebep aranmaksızın aksi yöndeki karar kaldırılarak davalı markasının hükümsüz kılınması gerektiğini, sırf mütecaviz marka kullanımlarına karşı sessiz kalındı diye bu kişilere bir de marka tescil hakkı tanınamayacağını, -Davalı “...” markasını 2006 yılına kadar ancak izinle kullanabildiğini, müvekkilinin ise üstün hak sahibi olduğu markasını bugüne kadar bir izne tabi olmadan kullandığını, Mahkemenin de gerekçesine dayanak gösterdiği dosyada alınan ikinci bilirkişi raporunda, davalı ile dava dışı ... Vakfı arasında yargılaması devam eden Anadolu 1 FSHHM 2017/620-E. 2019/301 K. nolu dosya kararına atıf yapılarak, davalının 2006 yılına kadar anılan Vakfı'nın izniyle ancak ... markasını kullanabildiği tespiti yapıldığını (1.9.2022 tarihli Bilirkişi Raporu s.5), anılan mahkemenin karar gerekçesinde de açıkça; ... markasını davalı firmadan evvel tıbbi hizmetler alanında ilk defa ihdas edip kullananın dava dışı ... Vakfı olduğu, 1995 yılında kurulan bu Vakfın “... Sağlık Merkezi” adı altında Ümraniye Belediyesi adına faaliyet göstermeye başladığı, Belediyenin sağlık hizmeti sunamayacağına dair görüş bildirilmesi üzerine 1996 yılında bu Sağlık Merkezinin dava dışı ... Ltd. Şti. firmasına devredildiği, 11.08.2006 tarihinde ise bu işletmenin (huzurdaki davalı) ... Sağlık firmasına devredildiği, aralarındaki protokolle “...” ibaresinin sağlık hizmetleri için kullanımının ancak Vakfın izniyle olduğu belirtildiğini, dolayısıyla davalının 2006 tarihine kadar ... ibaresini ancak anılan Vakfın izniyle kullanabildiği, bu tarihten önce davalının iddia ettiği gibi kendisine ait bağımsız bir markası ve kullanımı olmadığı söz konusu yargılamada karara bağlandığını, davalının da anılan bu karara karşı bir itirazda bulunmadığını ve bu hususun huzurdaki dosyadaki bilirkişi raporuyla da tespit edildiğini, 2006 yılından sonra ise davalının yine müvekkili firmanın zimni izni sayesinde markayı kullanabildiğini, bu iznin de işbu dava ile sonlandırıldığını, Mahkeme gerekçesinde taraflar karıştırılarak davalı yerine müvekkili davacının anılan Vakfın izniyle ... markasını kullandığının belirtildiğini, markayı izinle kullanan tarafları karıştırdığını, mülga 556 sayılı KHK m.8/3 ve gerekse SMK m.6/3 kapsamında gerçek hak sahipliği kazanılabilmesi için, marka kullanımının başkasının izni ile gerçekleşmemiş olması gerektiğini, markayı ilk defa kullanan kişinin, kendi ad ve hesabına kullanması gerektiğini, somut olayda davalı tarafın, ... ibareli markayı 2006 yılına kadar dava dışı ... Vakfı’nın izniyle kullanabildiği, davalının ... ibareli kullanımı 1999-2006 yılları arasında kendi ad ve hesabına ilk defa gerçekleşmemiş olduğundan 2006 yılına kadar zaten gerçek hak sahipliğini edinmesinin mümkün olmadığı, 2006 yılından sonraki kullanımı ise müvekkili davacının marka hakkını ihlal edecek durumda olduğunu, anılan mahkeme ilamına göre ... Vakfı’nın tıbbi hizmetler bakımından tescilsiz ... ibareli marka üzerindeki sahipliğinin 2006 yılında bu markayı terk ettiği için son bulduğunu, buna karşın anılan tarihte (2001-2006 yılları arasında) ... ibareli markayı tescilsiz olarak tıbbi hizmetlerle ilgili olarak bağımsız ve kesintisiz biçimde kullanan müvekkilinin, marka üzerinde haksız rekabet hükümleriyle de korunan SMK m.6/3 kapsamında yasaklama yetkisini de içeren gerçek hak sahipliğini elde ettiğini, davalının 2006 yılından sonra ... markasını kullanımının, bu kez de müvekkilinin anılan hakkını ihlal edeceğini, davalının kullanımının “ilk defa kullanım" olmadığını, -Müvekkili firmaya ait 24.04.... sayılı markanın, ortaklarından ayrı ve bağımsız tüzel kişiliğe sahip müvekkili davacı ... şirketi adına tescilli olduğunu, müvekkili şirketin tüzel kişilik kazanmasından önceki dönemde, uyuşmazlık konusu “...” asli unsurlu markanın firmalarda ortaklığı bulunan ... ve ... tarafından birlikte veya ayrı ayrı şahıs firması ya da gerçek kişi tacir sıfatıyla tescilsiz olarak kullanıldığına ve müvekkili şirketin kurulması aşamasında da ortaklar tarafından şirkete ayni sermaye olarak konulduğuna ya da müvekkili şirket tarafından ortakların izniyle tescilsiz olarak kullanıldığına dair bir iddia ya da kanıt da olmadığını, anılan marka üzerinde yukarıda adı geçen gerçek kişi ortakların, bağımsız tüzel kişiliğe sahip müvekkili şirkete karşı öncelik ve üstün hakları bulunmadığını, ortakların gerek şirkette ortaklıkları devam ederken gerekse ortaklıktan ayrıldıktan sonra, bu markayı kendi adlarına kullanamayacaklarını ve yeniden tescil ettiremeyeceklerini, davalının markayı tescil ettirdiği tarihte, müvekkili şirket ortağı olan ...’ın, Davalı Şirkette kısmi hissedar olması, markanın tescili veya kullanımına izni verdiği sonucunu doğurmayacağını, Davalının markayı tescil ettirdiği 2017 yılında davacı şirketin hakim ortağının davalı şirkette de ortak olması ve uzun süre markayı kullanan davalıya itiraz etmemesi nedeniyle davalı marka tescilinin kötü niyetli olmadığı şeklindeki görüşün de isabetli olmadığını, Müvekkili firmanın 2001 yılından 2016 yılına kadar eşit hisseye sahip 1- ..., 2- ..., 3-... olmak üzere üç ortaktan oluştuğunu, buna karşı davalının ise hisse devirlerinin yapıldığı 2016 yılına kadar ... ve ...’dan oluşan iki ortaklı olduğunu, 2008 yılında müvekkili adına marka tescili yapıldığında da müvekkilinin eşit hisseye sahip 3 ortaklı bir firma olduğunu, 2016 yılında davalı firma ortaklarından ... müvekkili firmadaki %33.3 hissesini ...’a devrettiğini, buna karşı ...'ın da davalı firmadaki %50 hissesinin %15’ini ...’a devrettiğini, kalan %35 hissesinin devri için de ... ile ... arasında ödeme planları yapıldığını ve davalı firmadan ayrıldığını, hisse takasının yapılmasıyla ...’ın, ...’a ait hisselerin bir kısmını alıp davalı firmada hakim ortak konumuna geçtikten 9 gün sonra davalı firma adına marka tescil başvurusunda bulunmasıyla ortaya çıktığını, marka başvurusunun yapıldığı tarihte, müvekkili şirketin ortağı ...’ın, davalı şirketten resmen tam ayrılmadığını ve kısmi hisse devri prosedürünün henüz tamamlanmadığını gerekçe gösterilerek davalı şirketin müvekkili şirket adına tescilli olan bu markayı elde etmesine izin verildiği şeklinde değerlendirmenin hukuka ve ticari hayatın doğal akışına da aykırı olduğunu, marka sahibinin ortaklar değil müvekkili şirket tüzel kişiliği olduğunu, Müvekkil firmanın tüzel kişiliğinin veya ortaklarının özellikle de diğer ortak ...’in davalı firma adına 2016 tarihinde yapılan bu marka başvurusu için açık veya zimni bir izni veya onayı olmadığını, adı geçen müvekkil şirket ortağı ...’ın da bu yönde davalı şirkete vermiş olduğu bir onay ve izin olmadığını, Davalı şirketteki hisselerini devreden ve sadece süreç içerisinde devredilecek kısmi hissesi kalan ... zaten o tarihte fiilen davalı şirketten ayrılmış olup, azınlık hisse sahibi olduğu davalı şirketi temsil ve yönetim yetkisi de bulunmadığını, dolayısıyla temsil ve yönetiminde olmadığı davalı şirketin uyuşmazlık konusu marka tescil başvurusunda bulunduğunu bilmesi, onay vermesi ve tahkik etmesi de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, TTK hükümleri gereği şirket ve yöneticileri dışında kalan hissedarlar tacir hükümlerine tabi olmadıklarından, basiretli bir tacir gibi davranmaları ve şirket icra organlarının marka başvurusu yapma ve benzeri karar ve eylemlerinden daima haberdar olmaları kendilerinden beklenemeyeceğini, Davalı marka tescilinin yapıldığı 2016 tarihinde davalı şirkette hakim hisse sahibi konumunda bulunan ... olup, davalı şirketin temsil ve yönetim yetkisinin, ...’a ait olduğunu, bu sebeple iddia edildiği gibi ...’ın davalı adına marka tescilini yaptırma izin ve iradesine sahip olduğunun iddia edilmesinin hukuken de mümkün olmadığını, müvekkili şirketin temsile yetkili müdürünün ise ... olduğunu, ... ibareli markanın, müvekkil şirketin işletmelerinde kullandığı önemli bir malvarlığı değeri olduğunu, hükümsüzlüğü istenilen markanın başvuru ve tescil tarihinde, müvekkili şirketin ortağı olan ...’ın davalı şirkette de kısmi ortaklığının resmen henüz bitmemiş olmasının, davalı markasının tesciline izin verilme şeklinde değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını, hisse devirlerinin yapıldığı 2016 yılında yürürlükte bulunan mülga 556 sayılı KHK m.16/3 hükmü uyarınca markanın devri veya kullanım yetkisinin devrini içeren sözleşmelerin yazılı biçimde yapılmasının sıhhat şartı olduğunu, ortakları arasında, “...” ibaresinin davalı şirket tarafından bağımsız kullanılması hususunda yazılı bir kabul ya da izin içeren bir sözleşme de mevcut olmadığını, bu nedenle kötü niyet gerekçesiyle de hükümsüzlük koşullarının oluşmuş olduğunu, davalı şirketin ... sayılı markayı, hakim ortağı ...’ın müvekkili şirketteki hisselerini devretmesinden 9 gün gibi kısa bir süre sonra tescil ettirdiğini, marka tescilinden ve sahibinin ticari faaliyetlerinden haberdar olunmasına rağmen, tescilli ve ayırt ediciliği yüksek bir işaretin ayırt edilemeyecek derecede benzerinin, tescil kapsamında olan ve fiilen kullanıldığı hizmetleri de içerecek biçimde izinsiz ve habersiz rakip firma tarafından tescil ettirilmesi şüphesiz bir kötüniyetli bir davranış olduğunu, hisse devirlerine rağmen marka hakkının müvekkili üzerinde bırakıldığının da farkında olduğunu, kötüniyetli marka tescilinin, diğer mutlak veya nispi ret nedenleri ile birleşmeksizin başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olduğunu, somut olayda ise karşı tarafın markanın tescilinden sonra, müvekkille organik bağı bulunan şirketlere karşı anılan marka tescilinden doğan hakların ileri sürülmesi, ihtiyati tedbir kararlarıyla kullanımların engellenmeye çalışılmış olması da baştan beri sahip olunan sahiplenme amacını ortaya koyduğunu, Davalının adına ... esas unsurlu markayı tescil ettirmesinin zaten müvekkili adına tescilli, öncelik hakkı da bulunan marka hakkını ihlal ettiğini, davalı tarafa ait markanın kötüniyetli tescil ürünü olduğu, SMK m. 6/9 ve m. 25/1 hükümleri uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmesi şartları oluştuğunu, -Tecavüz davasında da sessiz kalma nedeniyle hak kaybı olmadığını, sessiz kalma nedeniyle hak kaybı için, mütecavizin başkası adına tescilli markayı izinsiz olarak kendi ad ve hesabına kullanması gerektiğini, davalının, ... ibareli markayı 2006 yılına kadar anılan Vakfın izniyle kullandığını, 2006 yılından sonraki kullanımının ise müvekkilinin zımni izniyle gerçekleştiğini, bir diğer deyişle müvekkilinin 2006 yılından bu yana davalının ... ibareli markayı kullanımına zımnen izin verdiğini, davalı tarafın, ... ibareli markanın müvekkili şirket tarafından uzun yıllardan beri kullanıldığını ve onun adına tescilli bir marka olduğunu zaten bildiğini, tecavüz bakımından sessiz kalma nedeniyle hak kaybının iyiniyetli olma koşulu da gerçekleşmediğini, -Davalıya ait ... markasının hükümsüzlüğü için açılan dava derdest olup işbu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, Davalı ile dava dışı ... Vakfı arasında yargılaması devam eden Anadolu 1 FSHHM 2017/620E. 2019/301K. sayılı dosyasında görülen davanın halen derdest olduğunu, Yargılamanın sonunda aynı zamanda işbu dava konusu da olan davalıya ait “...” markasının hükümsüz kılınma ihtimali bulunduğunu, ... markasının hükümsüzlüğü halinde huzurdaki davada davalının dayanak markası geriye etkili olarak hükümsüz kılınmış sayılacağı için marka tecavüz taleplerinin de haklılığı tespit edilecek ve yine aynı zamanda huzurdaki hükümsüzlük davasını da doğrudan etkileneceğini bu nedenlerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, SMK m. 35/6’hükmüne göre, Marka sahibinin, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceğini, Davacı şirketin hükümsüzlüğe dayanak olarak gösterdiği ... numaralı ... MERKEZİ markasını 2008 yılında tescil ettirdiğini, Müvekkilinin ise 1999 yılından itibaren fiilen sağlık sektöründe kullanmış olduğu ... numaralı ... markasını 2016 yılında tescil ettirdiğini ve bu davanın açılmış olduğu 21.12.2020 tarihine kadar nizasız fasılasız kullandığını, Davacı tarafın 2008 yılından 2020’nin sonuna kadar herhangi bir itirazda bulunmadığını, Davacı ve davalı şirket sahiplerinin birbirlerinin şirketlerinde ortaklık yaptığı, daha sonraları payları birbirlerine devrettikleri, davacı ve davalı şirketlerin aynı sektörde ve aynı bölgede faaliyet gösterdiği düşünüldüğünde birbirlerinden haberdar olmamaları gibi bir durum da söz konusu olamayacağına göre, davacı tarafın 2008 yılından itibaren sessiz kalarak davalı tarafın marka kullanımına ses çıkarmadığını, 2020 yılı sonu itibariyle markaya tecavüz ve hükümsüzlük davası açma hakkını kaybettiğini, “...” ibaresinin dava dışı ... Vakfı’nın izniyle kullanılmış olduğuna yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirket ile ... Vakfı arasında görülen 2017/620 E. ve 2019/301 K. Sayılı dosyada, mahkemece davalı ... Vakfının ... LAZER + Şekil ibareli markası üzerindeki tescilinin hükümsüzlüğüne karar verildiğini, müvekkilinin önceki tarihli kullanımının bu kararla ispatlandığını, ... LAZER + Şekil ibareli marka 10.08.2015 tarihinde ... numarası ile Dr. ... adlı kişi tarafından tescil ettirildiğini, ... Vakfı ise daha sonra bu markayı dava dışı Dr. ...’dan devraldığını, ... Vakfı’nın 2015 yılına kadar “...” ibareli bir markası bulunmadığını, ... Vakfı’nın markayı 2015 yılında devralması dışında “...” ibaresi üzerinde hiçbir surette bir hakkı söz konusu olmadığını, Davacı vekilinin sadece müvekkili şirket ana ortağı ...’ın davacı şirketten ayrılma tarihine yer verdiğini, davacı şirket ana ortağı ...’ın müvekkili şirketten ayrılma tarihine hiçbir şekilde yer verilmediğini, davacı şirket ana ortağı ...'ın, müvekkili şirketten 25.05.2017 tarihinde ayrıldığını, Müvekkili şirkete ait ... ibareli markanın ise ... numara ile 07.02.2017 tarihinde tescil edildiğini, yani davacı şirket ortağı ... henüz müvekkili şirket ortaklarından biri iken ... ibareli marka başvurusu yapıldığını ve akabinde tescil edildiğini bu nedenle ...’ın müvekkili şirketin o zamanki ortaklarından birisi olarak bundan haberdar olmadığının iddia edilmesinin gerçeği yansıtmayan temelsiz bir iddia olduğunu, müvekkili şirketin o zamanki ortaklarından birisi olan ...’ın onayı olmadan böyle bir tescil yaptırmasının mümkün olmadığını, sözü edilen her iki markanın da aynı bölgede yıllardır nizasız fasılasız kullanıldığını, davalı şirketin daha önce hiç kullanmadığı bir markayı değil, 1999 yılından beri fiilen sağlık hizmetlerinde kullanmış olduğu ... ibareli markayı tescil ettirdiğini, ...'ın davalı şirket olduğu dönemde tescilin onun da bilgisi ve onayı dâhilinde yapıldığını, o zamanlar davalı şirket ana ortaklarından biri olan ...’ın bu durumdan haberdar olmadığı iddiasının, şirket ortaklığı sorumluluğu ile bağdaşmadığı gibi hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, ... ibaresi üzerinde müvekkili şirketin geçmişe dayalı gerçek hak sahipliği söz konusu olduğunu, müvekkili şirketin 1999 yılından beri ... ibaresini açmış olduğu Tıp Merkezi bünyesinde sağlık sektöründe nizasız fasılasız günümüze kadar kullandığını ve 07.02.2017 tarihinde ... numara ile tescil ettirdiğini, Müvekkilinin ... ibareli marka kullanımı davacı şirketin kurulmasından bile çok önceye dayandığını, Sınai Mülkiyet Kanunu m. 6/3 ve sunulu Yargıtay kararları ışığında değerlendirme yapıldığında, müvekkilinin davacı tarafın tescilinden önce ... esas ibareli markasına davalının tescilinden çok önce ayırt edicilik ve bilinirlik kazandırdığını, 1999 yılına ait düzenlenen faturalarda ilk defa ... ibaresi kullanıldığını, daha sonraki yıllarda bunu ... MERKEZİ (2000), ... DİSPANSERİ (2000), ... POLİKLİNİĞİ (2004) ve ... MERKEZİ (2005, 2006) gibi ibarelerle günümüze kadar devam ettiğini, Müvekkili şirketin 2006 yılından itibaren günümüze kadar artık ... esas ibareli markasını ... MERKEZİ + Şekil ibaresi ile kullanmaya başladığını, Davacı şirket ortağı ... ile davalı müvekkil şirket ortağı ..., şu an ortağı oldukları şirketlerde yıllarca ortaklık yapmışlar ve ... ibareli markaları beraberce kullanmış olduklarını, taraflar birbirlerine hisse devirlerinden sonra ... davalı müvekkili ...nin sahibi, davacı şirket ortağı ... ise davacı ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi’nin sahibi olduğunu, taraflar birbirlerine hisse devri yaparken söz konusu markaları devretmediklerini, dolayısı ile her iki ortağın sahibi olduğu şirketlerin “...” ibareli kendi markalarını kullanmaya devam ettiklerini, müvekkili şirketin ... ibaresi üzerinde hak sahibi olduğunu ve tescilli markasını kullanmasının asla davacı markasına tecavüz olarak görülemeyeceğini, Müvekkili şirket “... Tic. Ltd. Şti.” ticaret unvanı ile 1998 yılında ticaret siciline kaydolarak tüzel kişilik kazandığını ve o günden bugüne kadar sağlık hizmetleri konusunda faaliyetlerine başladığını, kullandığı marka ... ibaresi olduğunu, Müvekkili şirket tarafından ilk defa düzenlenen 1999 yılına ait faturalarda “... Sağlık Dispanseri” ibaresi kullanıldığını, daha sonraki yıllar içinde müvekkili şirket markasını ... Polikliniği, ... ve ... MERKEZİ gibi farklı yan unsurlarla kullanmış olsa da ... ibaresi bu markalarda hep esas unsur olarak varlığını koruduğunu, müvekkilinin öncelikle geçmişe dayalı kullanım daha sonra ise tescilli ... markasından dolayı ... ibaresi üzerinde hak sahibi olduğunu, dosya içeriğinde bulunan fatura örneklerinden, müvekkili şirketin ... esas ibareli markasını davalı tescilinden çok önce sağlık hizmetlerinde kullanmış olduğunu, öncelik hakkının söz konusu olduğunu, ... markasının, karşı tarafa ait ... MERKEZİ + Şekil ibareli markasına tecavüz iddiasının herhangi bir hukuki temeli bulunmadığını, Dava dışı ... Vakfı’na ait “... Lazer” ibareli marka, müvekkilinin açmış olduğu davanın yerel mahkemece kabul edilmesiyle birlikte hükümsüzlüğüne karar verildiğini, her iki davanın tarafları farklı olup, davalar arasında birbirini etkileyecek bir bağlantı bulunmadığını, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, ... ibaresinin gerçek hak sahipliği, taraf markalarının benzer olması ayrıca kötü niyetli tescil iddiasıyla davalı adına tescilli ... sayılı ... markasının hükümsüzlüğü ve davalıya ait www...com ve www...com.tr alan adlarının davacıya devri olmadığı takdirde iptali taleplidir.Davalıya ait ... numaralı "..." markasının 02/06/2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle 44. sınıfta 07/02/2017 tarihinde tescil edildiği tespit edilmiştir.Mahkeme dosyasından aldırılan 31/03/2022 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak: Davalının markasının kullanımının haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılamamakla birlikte somut dosyada davalının davaya konu marka üzerinde markanın kullanım hakkını devrettiğine ilişkin bir bilgi ve belge tespit edilemediğinden davacı ile davalı şirket arasındaki geçmişteki ortaklık ilişkilerine dayalı olarak kullanımının haklı nedene dayandığının kabulü gerektiği görüşüaçıklanmıştır. Mahkemece aldırılan 01/09/2022 tarihli raporda sonuç olarak; Tarafların markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, olayda sessiz kalma nedeniyle hak kaybının şartlarının gerçekleştiği, yönünde raporu mahkememize sunmuşlardır. İstanbul Anadolu 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/620 Esas, 2019/301 Karar sayılı dosyasının kararının İstanbul BAM 16. HD 2020/30 Esas, 022/821 Karar sayılı kararın ile esastan reddine karar verildiği ve Yargıtay 11. HD. 2022/5192E. 2024/1210 K. Sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş olduğu, bu karara göre, dava dışı ... Vakfı'nın Ümraniye Belediye Başkanlığı adına sağlık hizmeti sunulması amacıyla kurulduğu, Vakfın adının kısaca "..." olduğunun açıkça belirtildiği, bir süre "... Merkezi" adı altında sağlık hizmeti sunduktan sonra, yapılan teftiş sonucunda Belediye'nin sağlık hizmeti sunamayacağına dair görüş bildirilmesi üzerine 1996 yılında sağlık merkezinin ... Hizmetleri Ltd. Şti'ne devredildiği, sağlık merkezinde bulunan Vakfa ait olan tıbbi araç ve gereçler için 05/11/1996-05/08/1997 tarihleri arasında aylık 250.000.000,00 Eski Türk Lirası kira parası ödenmesi konusunda protokol yaptıkları, ... Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti'nin "..." ibaresini sağlık hizmetleri için bu tarihten itibaren Vakfın izni ile kullanmaya başladığı, 11 Ağustos 2006 yılında ise ortakları ... Ltd. Şti. ile aynı olan ... şirketine tüm demirbaş eşyaların 15.150,00 TL bedelle satıldığı, ... şirketinin bu itibaren itibaren bağımsız olarak markayı kullanmaya devam ettiği, 2006 yılından bu yana "..." markasını kullanan ... şirketinin markaya 44. sınıf kapsamındaki mal ve hizmetler için ayırt edici nitelik kazandırdığı, tanınır ve bilinir hale getirdiği, gerçek hak sahibi olduğu tespitinin yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Bu karar kesinleşmiş olmakla, bekletici mesele yapılması gerekli bir husus kalmadığı, davacının bu yöndeki istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. İstanbul Anadolu 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/620 Esas, 2019/301 Karar sayılı kararının, İstanbul BAM 16. HD 2020/30 Esas, 022/821 Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verildiği ve Yargıtay 11. HD. 2022/5192E. 2024/1210 K. Sayılı kararı gerekçesinde; Davacı adına tescilli ... numaralı "..." markasının, davacı-karşı davalı tarafça ... markasının "...", "... MERKEZİ", "... SAĞLIK DİSPANSERİ" , "... POLİKLİNİĞİ" ibareleri ile 1999 yılından itibaren aralıksız olarak kullanıldığı, davacı-karşı davalının kullanımı yönünden 62 adet belge ibraz edildiği tespitinin yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafça kullanımdan kaynaklanan önceye dayalı hak sahipliğine ve kötü niyetli tescile dayanılmış olup, Yargıtay 11. HD. 2015/6134 E. 2015 13829 K. Sayılı kararına göre ; "....Türk Marka Hukukunda “tescilde öncelik ve teklik ilkesi” geçerlidir. Yasa koyucu bu yolla piyasada aynı veya benzer mal ve hizmetler için mükerrer markanın varlığını önleyerek; bir yandan, önceki markaya yapılan yatırımı korurken diğer yandan da nihai alıcı olan tüketicilerin satın aldıkları mal veya hizmetin kökeni konusunda yanıltılmalarını önleyerek korunmalarını amaçlamıştır. Öte yandan Türk Marka Hukukunda “gerçek hak sahipliği ilkesi” de benimsenmiştir. Buna göre, bir markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişi, marka üzerinde gerçek hak sahibidir. Bu ilke uyarınca; 556 sayılı KHK'nın 8/3. maddesine göre, bir işaret üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olanların itirazı üzerine, maddede yazılı koşulların oluşması şartıyla, bu işaretin aynı veya benzeri olan işaretin başkası adına marka olarak tescil edilmesine karşı çıkma veya tescil edilmiş ise hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte önceye dayalı gerçek hak sahipliği, tescil edilmiş bir markayı hükümsüz kıldırmadan, hak sahibine kendi markasını tescil ettirme hakkı vermeyecektir." gerekçesinin bulunduğu, buna göre dosyaya sunulan belgeler ve mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalı tarafça ... markasının "...", "... MERKEZİ", "... SAĞLIK DİSPANSERİ" , "... POLİKLİNİĞİ" ibareleri ile 1999 yılından itibaren aralıksız olarak kullanıldığı ve 62 adet belge ibraz edildiği tespitine ilişkin kesinleşmiş Yargıtay kararı bulunuyor ise de, "marka tescilinde teklik ve öncelik ilkesi" gereğince davalının önceye dayalı hak sahibi olduğunun sunulu Yargıtay kararı gereği hükümsüzlük davasında dinlenemeyeceği, davacı markasının 44. Sınıfta tıbbi hizmetler yönünden tescilli olduğu ve davalının 44. Sınıfta tescilli markasının tescilde öncelik ve teklik ilkesine göre, aynı/benzer hizmetler yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.Davacı tarafça davalı marka tescilinin kötüniyetli olduğu ileri sürülerek hükümsüzlük talep edilmiştir. Dosya kapsamından davalı şirketin 2004 yılında kurulduğu, 2006 yılına kadar dava dışı ... Vakfı'nın izniyle ... tanıtım işaretini kullandığı, 2006 yılından itibaren de davacı şirketin izni ile ... markasını kullandığının anlaşıldığı, davacı şirket ortağı ...'ın davacı şirkette, davacı şirket ortağı ...'ın da davalı şirkette ortaklığının bulunduğu izinle kullanımın bu ortaklık yapısından kaynaklandığı ancak daha sonra tarafların karşılıklı olarak ortaklığını sona erdirdiği, davacı şirket ortağı ...'ın ortaklık hissesinin bir kısmını 02/06/2016, kalan kısmını ise 25/05/2017 tarihinde devrettiği, davalı şirket adına marka tescil başvurusunun 02/06/2016 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır. Davalı adına tescilli "...com" alan adının 13/04/2006 tarihinde ... ve ...'ın ortak olduğu dönemde ... adına tescil edildiği ancak davalı şirket tarafından kullanıldığı, ... başvuru numaralı markanın ortak adına değil davacı şirket adına tescil edildiği, şirket hisseleri devredilirken markanın ve alan adının kullanımı konusunda aralarında anlaşma yapılmadığı anlaşılmıştır. ...'ın hisselerinin tümüyle devrinden 1 ay 10 günlük süre sonra Davalı şirket adına ... sayılı 44. Sınıfta "..." markası tescil başvurusu yapılmıştır. YHGK'nun 16.07.2008 tarih ve E.2008/11-501, K. 2008/507 sayılı ilamında da benimsendiği üzere, marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması, tescil yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli tescil olarak kabul edilmektedir. Somut olayda davalı tarafın dava dışı Vakıf ve davacının izni ile uzun yıllar 44. Sınıfta tıbbi hizmetler alanında kullandığı ... ibareli markayı tescil ettirmek üzere başvuruda bulunmasının, yukarıda aktarılan kriterler kapsamında kötüniyetli tescil olarak değerlendirilemeyeceği ancak tescilde teklik ve öncelik ilkesi ve iltibas ihtimali kapsamında aynı/benzer hizmetler olan; "Tıbbi Hizmetler. Güzellik Hizmetleri. İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" sınıfında kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Davacı markasına tecavüz iddiası yönünden yapılan incelemede; yukarıda aktarıldığı şekilde, davalı şirketin 2006 yılına kadar dava dışı ... Vakfı'nın izniyle, 2006 yılından itibaren ise davacı şirketin izniyle "..." markasını kullandığı, ortakların davacı ve davalı şirketlerdeki hisselerini kısmen 24/05/2016 ve tümüyle devrettikleri 25/05/2017 tarihinden sonra da davalı şirketin bu ibareyi aynı şekilde kullanmaya devam ettiği, davanın ise 21/12/2020 tarihinde açıldığı, markaya tecavüz yönünden sessiz kalma nedeniyle hak kaybı ilkesinin 6769 Sayılı SMK'da düzenlenmediği, bu ilkenin temelini MK 2. Madde de düzenlenen iyiniyet ilkesi ve çelişkili davranış yasağından aldığı, hakkın kötüye kullanılmasının mahkemelerce korunamayacağı her ne kadar marka 44. Sınıfta davacı adına tescilli, davalının kullanımı tescilsiz ise de, daha önce barışçıl şekilde birlikte kullanılan ve ortaklar arasındaki ilişkinin sona ermesinden sonra da 3,5 yıl markanın kullanımına sessiz kalarak davalı şirketin yatırım yapmasına sebep olunduktan sonra, markaya tecavüzden kaynaklanan dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği kanaatiyle, markaya tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklanan davanın reddi gerektiği kanaatine varılmıştır. Davacı tarafça www...com ve www...com.tr alan adlarının davacıya devri, mümkün olmaması halinde terkini talep edilmiştir. www...com alan adının 13/04/2006 tarihinde ... ve ...'ın ortak olduğu dönemde dava dışı ... adına tescil edildiği ancak davalı şirket tarafından kullanıldığı anlaşılıyorsa da, ...'un davada taraf olmadığı gibi, alan adının tescil tarihi ve kullanım süresi göz önüne alındığında alan adlarında önce gelen alır prensibi gereği ve yukarıdaki açıklanan gerekçelerle de devir veya terkin talebinin yerinde olmadığı anlaşıldığından bu alan adına yönelik davanın reddi gerektiği kanaatine varılmıştır. www...com.tr alan adının 30/03/2017 tarihinde davalı şirket adına tescil edildiği, fiilen davalı şirketin www...com alan adlı web sitesine yönlendirilerek kullanıldığı, gerek alan adı gerek yönlendirilen web sitesi içeriğinde ... ibaresinin 44. Sınıfta markasal kullanıldığının anlaşıldığı, davalı şirketin kullandığı www...com alan adlı web sitesine yönelik açıklamaların bu alan adı yönünden de geçerli olup olmadığının incelenmesi gerekmiştir. Bu alan adının üçüncü kişi adına değil, davalı şirket adına tescil edildiği ve tescil tarihi itibarıyla dava tarihine kadar uzunca bir sürenin geçmediği anlaşılıyorsa da, aynı sektörde faaliyet gösteren davacının davalı alan adı ve kullanımından haberdar olmadığının düşünülemeyeceği, davacı tarafça tescil ve kullanıma 3,5 yıl sessiz kaldıktan sonra terkin davasının açılmasının TMK 2. Madde gereğince hakkın kötüye kullanımı teşkil edeceği göz önüne alınarak bu alan adına yönelik davanın da reddi gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf sebepleri kısmen yerinde görülmekle, mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,2- İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 24/11/2022 tarih, 2020/414 E., 2022/196 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davanın KISMEN KABULÜNE; -Davalı adına tescilli ... sayılı ... markasının "Tıbbi Hizmetler. Güzellik Hizmetleri. İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" sınıfında KISMEN HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, fazlaya ilişkin talebin reddine,-Davacı tarafın markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni ve refi talepli davasının reddine,-www...com.tr ve www...com alan adlarının devrine mümkün olmazsa terkinine yönelik talebin reddine, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile 561,00 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 54,40 TL başvurma harcı, 54,40 peşin harç, 7,80 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 116,60 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,4/c-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 6.250,00 TL bilirkişi ücreti, 285,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 6.535,00 TL'nin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle (%25) oranında 1.633,75 TL'lık kısmının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına, 4/ç-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, 23,50 posta giderinin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle, 17,63 TL'sinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine 13/(1). maddesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/e- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 45,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 537,00 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/01/2025
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.