Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2021/1759

Karar No

2025/146

Karar Tarihi

11 Şubat 2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1759
KARAR NO: 2025/146
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/02/2021
NUMARASI: 2019/201 Esas - 2021/185 Karar
DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/02/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket yetkilisinin davalıdan ... plakalı ... tipi aracı 2016 model sıfır olarak 140.971,51-TL bedelle satın aldığını, ancak araç seyir halindeyken direksiyon ve fren kitlenmesi yaşandığını, müvekkil şirket yetkilisinin ölümden döndüğünü, daha sonra aracın yetkili servise teslim edildiğini, Samsun 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/93 değişik sayılı dosyasındaki tespit talebinde bilirkişinin uzman olmaması nedeniyle bir değerlendirme yapılamadığını, aracın çekiciyle İstanbul'a getirildiğini, İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/40 Değişik sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırıldığını, bilirkişiler tarafından araçtaki direksiyon ve fren kilitlenmesinin tespit edildiğini, aracın otoparka bırakıldığını, araçta ki bu sorunların güvenliği tehlikeye attığını belirterek ... plakalı aracın davalıya iadesine, 140.971,51.TL araç bedelinin 29/12/2016 tarihinden itibaren faizi ile birlikte iadesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000-TL munzam zararın faiziyle birlikte, 20.000-TL araç kiralama, taşıma, delil tespiti ve benzeri maddi zararın faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, 500.000.TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 25/11/2020 tarihli dilekçesi ile; tazminat taleplerini ilişkin talep edilen faiz türünün ticari avans faizi, talep ettikleri munzam zarar bedelini 278.928,00-TL, maddi zarar bedelini 138.351,19-TL, araç satış bedelini 140.971,51-TL' olarak ıslah etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu araçta ayıp/gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını, U101100 hata kodunun aracın akü geriliminin düşük olmasından kaynaklandığını, bunun sebebinin aracın uzun süre hareketsiz kalması, araç park halindeyken teybin açık bırakılması, aracın uzun süre çalıştırılmamış olması gibi sebepler olduğunu, akü değerine bakıldığında 11,5-15 V.arası olması gereken değerin 8,5-9,1 V.arasında olduğunu, ... numaralı hata kodunun, araçta seyir halinde çok sert ve sık fren yapmaktan kaynaklı olarak fren balatalarının ısınması ile ortaya çıktığını, bu durumdan dolayı frenlerin %100 randımanlı çalışmamasına sebep olabileceğini, ... numaralı hata kodunun ise aracın lastiklerinden birinin basınç kaybı yaşamasından dolayı oluştunuğu, ... arızasının direksiyon servo desteğinin kesilerek direksiyonun kilitlenmesinin, sistemin motor çalıştığı sürece devrede olduğu düşünülecek olursa mümkün olmayacağını, fren servosunun çalışması için gereken vakumun ancak motorun çalışması sırasında üretildiğini, fren servosunun devre dışı kalması için motorun çalışmaması gerektiğini, ancak bahse konu araçta motorun durması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, yapılan delil tespitlerini kabul etmediklerin mahkemece ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, davacının dayanaksız tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, dava konusu araçta tekrarlayan, giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur, ayıp, gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde toplanan deliller, delil tespitleri ve mahkememizce araç üzerinde yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın davalıdan satın aldığı dava konusu ... plakalı ... tipi aracın davacı şirket yetkilisi tarafından kullanıldığı sırada direksiyon ve fren kilitlenmesi arızası geçirdiği, araç işletim hafızası kayıtlarına göre araçta çok sayıda arıza ve hata kodu kaydı oluştuğu açıktır, Samsun 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/40 D.İş sayılı dosyasında herhangi bir tespitte bulunulamamış ise de araçta oluşan arıza ve hata kodu kayıtları ile gerek İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/93 D.İş sayılı delil tespiti dosyasındaki bilirkişi raporundaki gerekse dava konusu araç üzerinde mahkememizce yapılan keşif sonrası makine mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporundaki tespitlerle dava konusu araçtaki elektrik sistemlerinde güç düşüklüğüne yol açan bir arızanın ortaya çıkmış olduğu, gerilim düşüklüğüne neden olan elektrik sistemindeki arızanın aracın direksiyon ve fren sistemini etkileyecek nitelikte olduğu, aracın kilometresi ve modeli göz önüne alındığında bu arızının oluşumunda kullanıcı etkisinin olamayacağı, araçtaki arızanın tekrarlamayacak şekilde giderilip giderilmeyeceğinin belirsiz olması karşısında araçtaki arızanın ayıp niteliğinde olduğunu tespit edildiği, bilirkişi raporlarının dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunmasından dolayı makine mühendisi bilirkişi raporuna itibar edilmiş, dava konusu araçtaki arıza nedeniyle aracın gizli ayıplı olduğu anlaşıldığından dava konusu aracın davalıya iadesi şartıyla dosya kapsamındaki faturaya göre davacı tarafça davalıya ödenen araç bedeli olan 140.971,51-TL'nin fatura tarihi olan 29/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir. Davacı tarafça munzam zarar talebinde bulunulmuş olup, bilindiği üzere, munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde; '' Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder'' şeklinde düzenlenmiştir. Munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını; bu alacağının geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüd faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek, zararın ortaya çıkışını belirleyen inandırıcı hükme esas tutulabilecek nitelikte maddi olguları da açıklamakla yükümlüdür. Borçlu, ancak temerrütündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Bu kapsamda dava konusu aracın gizli ayıplı olması nedeniyle satıcı olan davalının araç bedelini iade koşullarının oluştuğu, davacı tarafça ayıba neden olan arızaya ilişkin yetkili servise başvurulması ve delil tespiti sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun davalıya tebliğ edilmesine rağmen davalı tarafça davacının aracındaki ayıbın giderilmediği aracın misliyle değiştirilmediği gibi bedel iadesinin yapılmadığı bu haliyle davacının munzam zararının oluştuğu, davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesi ile bilirkişi tarafından rapor tarihindeki araç değeri üzerinden hesaplanan değer artış miktarı kadar talepte bulunulmuş ise davacının munzam zararının dava tarihindeki haklılığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğinden ve aracın dava tarihindeki değeri üzerinden hesaplanan değer artış miktarı olan 16.028,59-TL kadar davacının munzam zararının doğduğu, kaldı ki araç bedel iadesinin davalıdan ticari avans faiziyle tahsili kararı verildiği de göz önüne alındığında dava tarihindeki değer artış miktarı kadar davacının munzam zararı olacağından davacı tarafın uğradığı munzam zarar miktarı olan 16.028,59-TL'nin dava tarihi olan 15/11/2017 tarihinden tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine ve davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı tarafın uğradığı maddi zarara ilişkin dosya kapsamında belgelendirilmiş olan araç kiralama, çekici masrafından doğan maddi zararını da bulunduğu anlaşılmakla, buna ilişkin 8.351,19-TL maddi zararın dava tarihi olan 15/11/2017 tarihinden tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine ve davacının fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş davacının delil tespiti kapsamında yaptığı masraflar yargılama gideri niteliğinde olmasından dolayı davacının delil tespitine ilişkin değişik iş dosyalarında yaptığı masraflar yargılama gideri kısmında değerlendirilmiştir. Davacı tarafça manevi tazminat talep edilmiş ise de; dava konusu araçta meydana gelen arıza ve ayıbın davacı tüzel kişiliğin kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, araçtaki arıza nedeniyle davacı şirket yetkilisi seyir halinde tehlike atlatmış ise de varsa bu husustaki manevi zararın davacı şirket yetkilisinin şahsında doğmuş olabileceği açık olup, dava konusu aracın ayıplı olmasının davacı şirketin ticari itibarını zedeleyecek nitelikte haksız bir eylem olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından ve manevi tazminat koşullarının oluşmaması nedeniyle davacının manevi tazminat isteminin reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; araçtaki gizli ayıbın tespiti ve aracın iadesi şartıyla ödenen bedelin ticari avans faizi ile iadesine karar verilmesi isabetli ise de hükmedilen munzam zarar bedeli, gerçek zarara kıyasla kabul edilemez oranda düşük olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, araç piyasasındaki hızlı fiyat artışı izah edilmiş ve raporda da belirtildiğini, bu verilerin, dava konusu aracın davalı şirket tarafından yayınlanan satış bedelleri olup ihtilaflı da olmadığını, araç fiyatının, davacının araçtan mahrum kaldığı 4 yılda yaklaşık 3 misli arttığını, olayda davacının munzam zararın varlığını somut delillerle ispatlama yükümlülüğü bulunmamakta, herkesçe bilinen enflasyon ve döviz kurlarındaki yükseliş gibi objektif faktörlerle munzam zarar ispatlanabilmekte olduğunu, dava konusu araçta davalının kusurundan doğan bir ayıp ortaya çıkmasaydı ve davacının aracını 4 yıl kullandıktan sonra satmak isteseydi dahi araç için ödediği bedelin misliyle kazanç elde etme imkanı olacağını, oysa davacının, araçtaki ayıp yüzünden satın aldığı tarihten 6 ay sonra araç henüz 9.000km'de iken araçtan el çekmek zorunda kaldığını, araç dört yıldır davalının Maslak'taki satış ofisinde bulunan misafir otoparkında olduğunu, davacının 30.06.2017 tarihinden bu yana araçtan istifade etmediği halde zararı katlanığını, davacının araçta ayıp ortaya çıktıktan sonraki tüm sorumluluklarını eksiksiz yerine getirdiğini, buna rağmen davalının temerrüdü nedeniyle araçtan mahrum kalması ve bunun telafisi için ödediği bedellere eksik bir şekilde hükmedildiğini, davacının aracını kullanamadığı dönem için ikame araç kira bedeli maddi tazminat alacağı kalemi içinde talep edilmiş, bilirkişi raporunda bu yönde bir hesaplama yapılmış ve dava değeri usulüne uygun bir biçimde ıslah edilmiş olmasına rağmen ikame araç kira bedeline hükmedilmemesinin isabetsiz olduğunu, davacının aracından mahrum kaldığı döneme ilişkin zararı oluştuğu sabit olmasına rağmen bu husus mahkemece gözardı edildiğini, manevi tazminat isteminin reddinin hatalı olduğunu, davacı şirket yetkilisinin dava konusu araçtaki fren ve direksiyon kilitlenmesi sebebiyle ölümden döndüğü, yaşadığı travmanın etkisi ve satın alınan araç ayıpsız olsa idi yaşanmayacak olan külfetli yargılama süreci nedeniyle davacının manevi zararı doğduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; derhal ihbar şartının yerine getirilmediğini, araçta ayıp/gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını, dolayısıyla dava konusu araçta tekrarlayan / giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur / ayıp / gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını,davacının ayıp iddiasını, işbu dava açılmazdan evvel tek taraflı olarak yokluğumuzda yapılan 2017/93 d. iş sayılı delil tespiti ne dayandırmakta ise de, savunma hakkımızın kısıtlanması yolu ile alınan işbu raporun kabulüne usulen imkan bulunmadığını, tüketicinin seçimlik haklarını kullanma koşullarının gerçekleşmediğini, aleyhe bir kabul anlamına gelmemek ve beyanları ile çelişmemek kaydıyla, gerek tüketici yasası ve gerekse garanti yönetmeliği esasları uyarınca bedel iadesi için aranan şartların gerçekleşmediği ayrıca anlaşılmakta olup huzurdaki talepler MK 2 dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, dava konusu araçta ayıp / gizli ayıp / üretim hatası söz konusu olmamakla birlikte, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aracın teknik durumu itibariyle araç değişimi veya bedel iadesini gerektirir bir husus mevcut olmadığından, huzurdaki talepler medeni kanun md. 2’ye aykırılık teşkil ettiğini, bu nedenle, davacı iddialarının kabulü halinde, araç değişimi veya bedel iadesi yerine; ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım yönünde karar verilmesinin hakkaniyet gereği olup faiz talebi ve ödenmemiş peşin harcın taraflarından tahsiline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, nitekim faizin ancak dava konusu aracın davalıya iadesinden itibaren işletilebilmesi hukuken mümkün olduğunu, aracın her türlü takyidattan ari bir şekilde davalıya iadesi ile hukuken geçerli bir teslim söz konusu olmadığı sürece faize hükmedilmesinin olanaksız olduğunu, bir an için davanın kabulüne gidilecekse, davacı elindeki aracın müvekkile iadesi yönünde hüküm kurularak, araç iadesine bağlı işbu hususların da değerlendirilmesi gerekeceğini, ayıbın kabulü anlamına gelmemek üzere; davanın kabulü ile aracın davalı şirkete iadesi söz konusu olur ise; dava konusu araç üzerinde bulunan/sonradan ortaya çıkabilecek ve yükümlüsünün davacı olduğu; rehin, haciz, vergi borcu ve sair tahditlerin davacı tarafça kaldırılması ve takyidatlardan ari olarak iade edilmesi hususuna hükümde yer verilmesi gerektiğini, dayanaksız tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, davacı tarafça uğranıldığı iddia edilen zarar kalemlerinin açıkça belirtilmediğini, davacı yan talebini açıkça bildirmediği gibi bu yönde bir delil de sunmadığını, mübrez dosya içeriğindeki soyut beyanların gerçek bir zararı ortaya koymadığını yine davacı tarafça neye istinaden talep edildiği anlaşılamayan ve fahiş olan manevi tazminat talebinin de reddi gerektiğini, koşulları oluşmamakla birlikte, davacının tazminat taleplerine faiz işletilmesi talebi usule aykırı olmakla, haksız kazanç sağlamaya yönelik munzam zarar, maddi-manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, dava konusu araçta tekrarlayan/giderilemeyen ve araçtan faydalanmayı ortadan kaldıran bir kusur/ayıp/gizli ayıp veya üretim hatası bulunmadığını bu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, ticari satım sözleşmesi kapsamında satılanın ayıplı olarak teslim edilmesi nedeniyle satılanın iadesi ile bedelinin tahsili, uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, satılanın ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının bulunup bulunmadığı ile aracın satıcıya iadesi ile bedelinin tahsili şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve davacının munzam zarar, araç mahrumiyeti zararı, çekici masrafı ile manevi tazminat talep edip edemeyeceği noktasındadır.Davacı şirket, davalıdan 29/12/2016 tarihli faturaya göre dava konusu aracı 140.971,51 TL bedelle satın almıştır.Dava konusu araç, seyir halinde iken direksiyon ve firen kilitlenmesi sorunu ile davalının yetkili servisi ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye 30/06/2017 tarihinde getirilmiş ve iş emri açılmış, ancak müşteri isteği ile araçta tespit ve onarım yapılmamıştır.Davacı tarafça, satılanın ayıplı olması nedeniyle aracın satıcıya iadesi ile bedelinin tahsili ve uğranılan zararın tazmini istemiyle eldeki dava açılmıştır.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).Ayıba karşı tekeffül borcu, satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaat edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulmasını ifade eder. Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.Satış sözleşmesinde, satıcı zapttan ve ayıptan ari bir şekilde satılanın, mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. Satılanın ayıplı olması halinde alıcı TBK'nın 227/1. maddesinde düzenlenen seçimlik haklarını kullanabilir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklı tutulmuştur. Dönmenin sonuçları ise TBK'nın 229. Maddesinde düzenlenmiştir.Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanan seçimlik haklarını kullanabilmesi için muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmiş olması gerekir. TTK'nın 23/1-c maddesine göre ticari satımlarda ayıp teslim sırasında açıkça belli ise ihbar süresi iki gün; ayıp açıkça teslim sırasında belli değilse muayene ve ihbar süresi sekiz gündür. Gizli ayıplarda ise TBK'nın 223/2. maddesine göre ayıp ihbarı derhal yapılmalıdır. Eldeki davada, davacı, araç arızalandıktan sonra davalının yetkili servisine aracı götürmüş olup, bu suretle ayıp ihbarı yapılmış bulunmaktadır.Samsun 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/40 D.İş nolu dosyasına sunulan 11/08/2017 tarihli delil tespiti raporunda, fren ve direksiyon sisteminde meydana gelen kilitlenmenin bu aşamada tespitinin mümkün olmadığı ve keşif esnasında yapılan test sürüşünde fren ya da direksiyon sisteminde bir arıza gerçekleşmediği; İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/93 D.İş sayılı dosyasına sunulan 18/10/2017 tarihli delil tespiti raporunda, tespit esnasında araçla yapılan test sürüşünde teknik bir arıza bulgusu gözlemlenmediği, diagnostik verilerden gerilim düşüklüğüne neden olan elektriksel arızanın direksiyon kilit modülünün elektrik beslemesini kesecek ve aracın direksiyonunun kilitlenmesine neden olacak nitelikte olduğu, arıza kayıtlarından fren kilitlenmesi bulgusuna ulaşılamadığı, ancak fren servosunun devre dışı kalarak fren pedalının sertleşmesine yol açtığının anlaşıldığı, arızanın kaynağının mevcut verilerle belirlenemeyeceği, arızanın ileride tekrar edip etmeyeceğinin şüpheli olduğu ifade edilmiştir. Mahkemece alınan 19/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda ise, test sürüşü esnasında fren ve direksiyon kilitlenmesi gözlemlenmediği, araç kilometresi ile diyagnoz sistemi kilometresi arasında uyumsuzluk bulunduğu, çok düşük besleme gerilimi hatasının direksiyonun kilitlenmesine yol açacak tarzda sonuç doğurduğu, frenlerin yüksek sıcaklık nedeniyle fonksiyon kısıtlamasının da çok düşük besleme gerilimi nedeniyle ortaya çıktığı, bu durumun fren pedal etkisinin azalması ve setleşmesine neden olabileceği, söz konusu hususların gizli ayıp niteliğinde olduğu, araç üreticisi veya yetkili servisi tarafından detaylı bir kontrol ve onarım ile giderilebileceği, giderildikten sonra ise profesyoneller tarafından uygun ortam ve süre teste tabi tutularak tekrarlanmaması durumunda ancak onarılmış kabul edileceği, ancak fren ve direksiyon sistemindeki bahsedilen hataların, giderildiği düşünülen bir durumda dahi, bir kez de olsa tekrarlanması durumunda telafisi zor/imkansız bir kazaya sebebiyet verebileceği rapor edilmiştir.TBK'nın 227/1-1 maddesine göre, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir. TBK'nın 227/4. maddesine göre ise, alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.Dosyada bulunan raporlarda, keşif esnasında araçta fren ve direksiyon kilitlenmesi arızası gözlemlenmediği belirtilmiştir. Dava dosyasında mahkemece alınan raporda da araç üreticisi veya yetkili servisi tarafından detaylı bir kontrol ve onarım ile giderilebileceği beyan edilmiştir. Delil tespiti için alınan raporlarda da arızanın kaynağının mevcut verilerle tespit edilemeyeceği beyan edilmiştir. Buna göre bilirkişi incelemesinin aracın kendi sisteminin verdiği hata kodları üzerinden yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, arıza tespiti ve onarımın mümkün olup olmadığına ilişkin tespit içermeyen bilirkişi raporu karar vermeye elverişle değildir. Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.Bu halde, ilk derece mahkemesince, tarafların iddia ve savunmaları kapsamında, bilirkişinin " araç üreticisi veya yetkili servisi tarafından detaylı bir kontrol ve onarım ile giderilebileceği " yönündeki görüşü ve TBK'nın 227/4. maddesi göz önünde tutularak, aracın onarımının mümkün olup olmadığı ile onarım mümkün ise onarım bedeli de hesaplanarak sözleşmeden dönmenin makul-ölçülü olup olmadığının tespiti için yeni bir bilirkişi raporu alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin istinaf başvurusu bu aşamada incelenmeksizin davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,4-İstinaf başvurusu bu aşamada incelenmediğinden davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcı ile istinaf başvuru harcının istemi halinde kendisine iadesine,5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.11/02/2025

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim