mahkeme 2020/1841 E. 2023/1558 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2020/1841
2023/1558
29 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1841
KARAR NO: 2023/1558
KARAR TARİHİ: 29/12/2023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/12/2019
NUMARASI: 2014/1127 Esas - 2019/1044 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/12/2023
Taraflar arasındaki Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacı ... ile davalı ... Kargo AŞ arasında Eylül 2012'de Acentelik Sözleşmesi yapıldığını, davalının bu sözleşmenin teminat olarak davacı ...'ın keşideci ve ...'ın annesi diğer davacı ...'dan 2 adet boş teminat senedi aldığını ve bu senetlerden bir tanesini anlaşmaya aykırı olarak doldurmak suretiyle 06/12/2013 düzenleme, 06/01/2014 ödeme tarihli ve 180.000,00 TL miktarlı olarak İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibine koyduğunu, müvekkillerine boş olarak imzalatılan bu senetlerin karşılıksız teminat senedi olarak düzenlendiğinin açıkça ortada olduğunu,bu nedenle senetlerin iptali ile müvekkilinin davalı şirkete böyle bir borcu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek icra takibine konu yapılan senet ile diğer senedin de hukuka aykırı olarak müvekkiline boş olarak imzalatılmış olması ve davalı tarafından haksız olarak keşidecinin hilafına doldurulmuş olması, müvekkilinin böyle bir borcu bulunmaması sebebi ile senetlerin hepsinin iptaline, acentelik sözleşmesinden dolayı devralmış olduğu şubede yaptığı iyileştirme faaliyetleri nedeniyle haksız kesinti yapılan 77.093,00 TL alacağının davalıdan iş akdinin fesih tarihi olan 05/12/2013 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacılardan ... ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle bu kişi bakımından aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca konusu işbu dava ile aynı olmak kaydıyla İstanbul 39. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/141 Esas sayılı dosyası ile yine İstanbul Anadolu 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/159 Esas sayılı dosyası üzerinden iki dava açıldığını, öncelikle derdestlik dava şartı nedeniyle davanın reddini, davacı ... ile davalı şirket arasında akdedilen sözleşme kapsamında 10/06/2013 tarihinde Kavacık Şubesi'nde yapılan denetimde ve kasa sayımında bazı faturaların karşılığının davalı adına davacı ... tarafından tahsil edilmiş olmasına rağmen tahsil edilmemiş gibi gösterilerek zimmete geçirildiğini, bu nedenle davacı ...'ın 04/07/2013 tarihinde uyarıldığını, yine davacı ...'ın şubesi nezdinde 04/07/2013 tarih ve ... ve ... fatura nolu Marmara Merkez Kavacık Şubesi varışlı ve göndericisi .. AŞ olan ve alıcıları ... olan 30 adet Iphone 5 ve 2 adet ... marka cep telefonları ile 250 adet ... faturalı hattın 4 ayrı alıcıya ulaştırılmadan kaybolduğunu ve bu nedenle davalının ilgililere 68.703,48 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, ayrıca 25/11/2013 tarihinde Kavacık Şubesi'nde yapılan kontroller neticesinde yine davacının 14.736,74 TL'yi tahsil etmiş olmasına rağmen davalı şirkete ödemeyerek zimmetine geçirmiş olması nedeniyle sözleşmeyi ihlal etmiş olması nedeniyle Acentelik Sözleşmesi'nin Beyoğlu ... Noterliği'nin 02/12/2013 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarı ile feshedildiğini, davacının sorumluluğunda olan 70.000,00 TL alacağın ödenmemesi nedeniyle daha önce davacı tarafından keşide edilerek kendilerine verilen 06/12/2013 tanzim, 06/01/2014 vade ve 180.000,00 TL miktarlı senetten tahsili cihetine gidildiğini, bu nedenle davanın reddine, haksız ve kötü niyetli bu dava nedeniyle davacılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..Taraf beyanları kül halinde değerlendirildiğinde takip dayanağı bononun teminat senedi olarak verildiği davalı tarafından dolaylı olarak kabul edilmiş olduğundan davalı taraf alacaklı olduğunu ispat yükü altındadır... Öğr. Gör. ... ve muhasebe-finans uzmanı ...'ndan alınan 24/09/2019 tarihli raporu ile, taraflar arasında 20/09/2012 tarihli Acentelik Sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmenin davalı şirket tarafından Beyoğlu ... Noterliği'nin 02/12/2013 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile feshedilmiş olduğu, davacı ve davalının imzasına havi 10/06/2013 tarihli kasa sayım ve tespit tutanağı ile davacının kasa açığının tespit edilmiş olduğunu, yine davacı ve davalının imzasını havi 04/11/2013 ve 25/11/2013 tarihli tutanaklar ile kasa açığının tespit edilmiş olduğu, tutanağa konu bu hususlar ile davacının sözleşmeyi ihlal etmiş olduğu tespit edildiğinden Acentelik Sözleşmesi'nin sözleşmenin 5. ve 20. maddeleri kapsamında haklı olarak feshedildiği, 06/12/2013 tanzim, 06/01/2014 tediye, keşidecisinin ..., avalin ..., lehtarın ... Kargo ... AŞ ve 180.000,00 TL miktarlı senedin özellikle tanzim tarihi dikkate alındığında davacıların senedi sözleşmenin yapılmasından çok sonra davalı tarafa verdiği ve bu nedenle senedin teminat senedi olmadığının değerlendirildiği, davacının masraf olarak yaptığını iddia ettiği miktarın davalının sorumluluğunda kaldığına dair bir sözleşme hükmüne rastlanmadığı, taraflar arasındaki ilişki kapsamında davacının tanzim ettiği hakedişlerin ve bu hak edişlerden kaynaklanan kesintilerin tam olarak davacı ve davalı şirket defterinde kayıtlı olduğu, davalı şirketin usulüne uygun tutulan ve davalı lehine delil olma özelliğine haiz defterleri ile davalının davacıdan 63.583,30 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Dosya kapsamı ile son bilirkişi heyetinden alınan 24/09/2019 tarihli bilirkişi raporu denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğundan ve davacının davalıya borçlu olduğu tespit edildiğinden menfi tespit davasının ve davacının davalıdan yaptığını iddia ettiği masraflar bakımından davalının sorumlu olduğunu usulüne uygun yazılı delille ispat edemediğinden alacak davasının reddine " karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada, davacı ile aynı konumda olan diğer acente olan tanıklarının senetleri teminat senedi olarak aldıklarını bizzat huzurda ifade ederek ispatladıklarını, kaldı ki teminat senedinin kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine konu edilemeyeceğini, genel haciz yolu ile takip yapılabileceğini ya da bir alacak davasına konu edilebileceğini, davalı tarafça, acentelik süresi boyunca müvekkilinin hak edişlerinden haksız kesintiler yapıldığını ve bunlar sebebiyle müvekkilinin borçlandırıldığını , müvekkilinin şubeye ve acenteye yaptığı yatırımların ve masrafların bedelinin müvekkiline ödenmediğini, davalı şirketçe müvekkilinden yapılan kesintilerin tamamının haksız ve yersiz olup, bilirkişilerce bu hususta ayrıntılı inceleme yapılmadığını, dolayısıyla ilk derece mahkemesince işbu raporun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, ... bank A.Ş. ye müzekkere yazılarak müvekkili adına kayıtlı hesap dökümlerinin celbini, daha sonra bilirkişilerce hesap dökümlerinin ticari defter ve kayıtlarla birlikte incelenerek bu konuda ek rapor düzenlenmesini talep etseler de taleplerinin mahkemece karşılanmadığını, davalının defterlerinde istediği rakamları yazarak müvekkilini borçlu olarak gösterebileceğini ancak tek taraflı olarak yazılan bu rakamların böyle bir borcun bulunduğu anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin borçlu değil, alacaklı olduğunu, bu borç toplamının 17.04.2014 tarihine kadarki bir dönemi kapsadığını oysa acentelik ilişkisinin 25.11.2013 tarihinde sona erdiğinin de mahkemece göz ardı edildiğini, acentelik ilişkisinin 25.11.2013 tarihinde sona ermesine rağmen senedin tanzim tarihinin 06.12.2013 olarak yazıldığını, bu durumun ile senedin sonradan doldurulduğunun açık delili olduğunu, acentelik sözleşmesinin 39 uncu maddesine göre teminat senedi verilmesinin acentelik verilmesinin de geçerlilik şartı olduğunu, teminat verilmezse acentelik de hiç doğmamış olacağının belirtildiğini, bu durumda teminat senedi sözleşme tarihi olan 20.09.2012 tarihinde verildiğine göre 06.12.2013 tanzim tarihini taşıyan senedin sözleşme tarihinde boş olarak verildiğinin ve tanzim tarihinin sonradan doldurularak yazıldığının anlaşıldığını, bu hususun mahkemece göz ardı edildiğini, ödenmeyen veya geç ödenen her müşterinin faturasından hiçbir kanuni veya sözleşmesel sorumluluğu bulunmamasına rağmen müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, davalı şirketin kusurlu kişileri işten çıkarmakla yetindiğini, çalınan eşyaların bedellerini ise müvekkiline fatura ettiğini, hak edişlerinden kesinti yaptığını, acentenin dağıtım bölgesine gönderilen kargoların ... şirketi tarafından sigorta ettirilmesi gerektiğini, bilirkişilerce kesintilerin isim ve açıklamalarının belirtildiğini örneğin kesinti yapılan ve faiz, ceza vb. kalemlerin haklı veya haksız olduğuna ilişkin hiçbir açıklamada bulunulmadığını, müvekkili ile imzalanan acentelik sözleşmesinin, önüne matbu olarak sunulan ve önceden, tek başına davalının hazırlayarak müvekkiline sunduğu, "tip" sözleşme olduğunu, bu sebeple müvekkiline sözlü olarak vaat edilenden farklı, açıklanmayan ve aşırı yararlanma arz eden unsurların da Borçlar Kanunu gereği sözleşmeye yazılmamış sayıldığını, bu nedenle sözleşmedeki müvekkilinin zararına olan ve müvekkilinin asıl iradesini yansıtmayan şartların geçersiz sayılması gerektiğini beyan ederek İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1127 E. ve 2019/1044 K. Sayılı 18/12/2019 tarihli kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, haklı davalarının kabulüne, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, hükmün bozularak dosyanın yeniden karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, acentelik sözleşmesi nedeniyle yapılan masraflar ve hakedişten yapılan kesintiler nedeniyle ödenmeyen alacağın tahsili ve takibe konu edilen bono ile takibe konu edilmeyen bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının acentelik sözleşmesi nedeniyle yapılan masraflara ve haksız olarak yapılan kesintilere dair alacak talebinin yerinde olup olmadığı , dava konusu bononun teminat senedi olup olmadığı, davacıların bonolar nedeniyle borçlu olup olmadıkları noktasındadır. Davacı ile davalı arasında 20.09.2012 tarihinde süresiz olarak acentelik sözleşmesi ve ek olarak acentelik (Eşya) sözleşmesi ve 7 maddelik alt kira sözleşmesi imzalanmıştır. Daha sonra davalı şirket tarafından 02.12.2013 tarihli fesih ihbarı ile taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi feshedilmiştir. Davacı ... tarafından 06.12.2013 tarihinde davalı ... Taş. A.Ş lehine 180.000,00 TL bedelli ve 06.01.2014 vade tarihli bono keşide edilmiştir. Bononun ön yüzünü davacı ... avalist olarak imzalamış olup, bono üzerinde ayrıca nakden kaydı bulunmaktadır Davalı takip alacaklısı tarafından davacı takip borçlusu hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında bonoya dayalı olarak 70.000,00 TL asıl alacak ve 1.937,95 TL işlemiş faizin tahsili istemiyle kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla 02.04.2014 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.Maddesinde demirbaş ve araç temini kullanımı konusunda ... kargo tarafından belirlenen standartlarda demirbaş mefruşat kullanımının esas olduğu, bu nedenle davalının daha önce örgütlenmiş idari birimdeki halen mevcut bulunan tüm demirbaş araç mefruşat v.s. tutanakla devir almak sureti ile kullanılacağı , mevcut iş hacmi veya artan iş hacmi nedeniyle ... Kargo tarafından acenteye devredilen araç ve diğer demirbaşın yetersiz kalması halinde yeni araç ve demirbaş temininin acentenin sorumluluğunda olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin 12.Maddesinde acentenin, ... Kargonun nam ve hesabına elinde bulundurduğu emtiayı ve eşyayı korumak ve hiçbir hasara ve kayba uğramadan yerine ulaştırmak için basiretli bir tacirden beklenebilecek bütün tedbirleri almak zorunda olduğu, acente çalışanların taşınan kargolara vermiş bulundukları zarardan acentenin sorumlu olacağı belirlenmiştir. Acentenin ... kargonun müşterilerinin ve 3. Kişilerin uğrayacağı tüm zarar ve ziyanlardan sorumlu olacağı gibi zarar ve ziyanları miktarının acentenin komisyonundan kesileceği karşılıklı taahhüt altına alınmıştır.Sözleşmenin 20.maddesinde acentenin faturaların mukabilinde tahsil ettiği paraları ... kargonun nam ve hesabına gününde havale edeceği, bu sürenin kesin olduğu, ... kargonun hesabına yatırma aşamasında meydana gelebilecek gecikmelerde sayısına bakılmaksızın ... kargonun haklı nedenle fesih hakkının doğabileceği gibi gecikilen her gecen gün için geciken bedelin %0,1 oranında gecikme cezasının acenteye tahmil edileceği, tahsilatların nakit yapılması esas olduğunu çek veya senet ile olması halinde vadesinin 60 günden fazla olamayacağı esası benimsenmiştir. Sözleşmenin 21. maddesinde acentenin, büronun faaliyeti için her türlü gideri yapmak ve araçlara ve çalışanlara ait tüm giderler karşılamak ödemek durumunda bulunduğu, 28. maddesinde acente ile ilgili sigortaların ... kargo tarafından ödeneceği kararlaştırılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 20 vd. maddelerinde düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler hakkında da geçerli olmakla birlikte, genel işlem koşullarının TTK'nın 18/2. maddesinde düzenlenen her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda, davacının sözleşmeleri basiretli bir iş adamı gibi davranarak incelemiş olması gerektiği bir yana taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin 20.09.2012 tarihinde başladığı, fesih bildirim tarihine kadar davacının sözleşme metnine itiraz etmediği anlaşılmakla sözleşmede davacının zararına olduğu ve davacının asıl iradesini yansıtmadığı ileri sürülen maddelerin genel işlem koşulu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Sözleşmeyi sona erdirme, kapsamını belirleme serbestisi, sözleşme serbestisi kapsamında olup, sözleşmedeki maddelerin geçersiz olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. Taraflar arasındaki sözleşmede davacının işletme için yaptığı masrafların davalı tarafından karşılanacağına ilişkin hüküm bulunmadığı, araç tamir masrafları, kiralık araç gideri, araç trafik poliçesi yenileme masraflarının davacının sorumluluğunda olduğu, kaybolan kargoların sözleşmenin 12. maddesi gereğince davacının sorumluluk alanında kaldığı, sözleşme süresince düzenlenen hakediş raporlarındaki kesintilerin tamir bakım onarım giderleri, hasar tazmini, faizler ve cezalardan oluştuğu ve hakediş raporlarının altında kesintilere ilişkin açıklama dökümleri bulunduğu, bu açıklama dökümlerine ilişkin olarak davacının sözleşme süresince itirazda bulunmadığı, devir tarihinden önce ... Kargo müşterisinin ödeme yapmamasından dolayı oluşan borca ilişkin davalı tarafça kesinti yapıldığı, davalı şirket tarafından yapılan ve hakediş raporlarında belirtilen kesintiler nedeniyle tanzim edilen faturaların davacının defterlerinde kayıtlı olduğu gözetildiğinde mahkemece alınan 24.09.2019 tarihli yeterli bilirkişi raporu esas alınarak davacının alacak isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükü kaydın aksini iddia edene aittir. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191/2. ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir. Karine olarak bir kambiyo senedinin mevcut bir borcun ifası veya itfası amacıyla verildiği kabul edilir. Kambiyo senetleri birer ödeme aracıdır. Borçlu, bononun başka bir amaçla verildiği yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamalıdır. Bu konuda tanık dinletilmesi de mümkün değildir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 2018/2939 Esas, 2019/4786 Karar sayılı 2017/3521 Esas, 2019/1844 Karar sayılı kararları)Takip konusu bononun teminat senedi olduğuna ilişkin iddianın hangi ilişkinin teminatı olduğu, senet üzerine konulmuş bir kayıtla ya da takip dayanağı senedin tanzim ve vade tarihi ile miktarı belirtilmek suretiyle açık atıf yapılan bir sözleşme ile ispatlanması gerekir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2015/14658 Esas, 2015/27010 Karar sayılı ilamı) Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 39. Maddesinde, ... Kargonun doğabilecek muhtemel alacaklarına karşılık teminat verileceği düzenlenmiş olmakla birlikte takip konusu bonoya açık bir atıf bulunmamaktadır. Davacı ... takibe konu bonoda avalist olup, 6102 sayılı TTK'nın 702/2. maddesi uyarınca, aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. Dolayısıyla avalistin, keşideci ile lehtar arasında olan şahsi def'ilere dayanması mümkün değildir. Hal böyle olunca davacı ... lehine aval verdiği keşideci gibi bonodan dolayı sorumludur. Davacılar, bononun 20.09.2012 tarihli acentelik sözleşmesinin teminatı olduğunu iddia etmektedir. Davalı ise acentenin denetiminde tespit edilen kasa açığı (borcu) ve hem de taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine aykırı diğer fiil ve işlemlerinin karşılığı olarak 180.000 TL miktarlı bir adet senet tanzim ve imza olunarak davalı şirkete teslim edildiğini, senedin davacının kasa açığı sayım noksanları, müşteri mutabakatları sonucu çok sayıda fatura kesilerek tahsilat yapıldığı halde tahsil edilmemiş gösterilmesi, sözleşmenin hükümleri gereği acenteye yansıtılması gerekli olan tüm gider kalemleri ve acentenin mevcut hak edişlerinin mahsubu sonucu davacının borcuna karşılık verildiğini, teminat senedi olmadığını savunmaktadır. Davalının anılan ifadelerinin, nakden düzenlenen senedi talil mahiyetinde olmadığı açıktır (Bkz: Yargıtay 19. HD.nin 28/11/2016 tarih ve 3869/15212 sayılı kararı ile 04/07/2017 tarih ve 7760/5554 sayılı kararı). Bir an için, davalının beyanının talil niteliğinde olduğu kabul edilecek olsa dahi, davacı da teminat iddiasında bulunduğundan, olayda çift taraflı talilden söz edilecektir. Çift taraflı talilde ise ispat külfeti yer değiştirmez. Buna göre, somut olayda kambiyo senedine karşı ispat yükü her hâlde davacı borçluya aittir. 6102 sayılı TTK 778 yollamasıyla 680. maddesi gereğince açığa bono düzenlenmesi mümkün olduğundan boş bırakılan yerlerin sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu yolundaki iddianın tanık beyanıyla ispatı mümkün olmayıp, bu iddianın kanuni delillerle (kesin delillerle) ispat edebileceği gözetildiğinde bu yönde kesin delili bulunmayan davacı tarafça bu iddianın ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan gerek acentelik sözleşmesinde takibe konu bonoya ilişkin açık bir düzenleme olmaması gerekse bononun üzerinde nakden kaydının olması karşısında davacıların bu bononun teminat senedi olduğunu dava değeri gözetildiğinde HMK'nun 201. Maddesi uyarınca aynı kuvvet ve mahiyetteki yazılı delillerle ispat etmesi gerekir. Davacılar tarafından bu konuda ispata yarar yazılı bir delil sunulmamıştır. Ayrıca iki farklı bono bulunduğu iddiası da davacı tarafından usulüne uygun yazılı delillerle ispatlanmamıştır. Bu nedenle mahkemece menfi tespit talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72/4. Maddesinde, dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararının kalkacağı ve buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alacağı, alacaklının uğradığı zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı ve bu zararın herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemeyeceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere alacaklı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklı aleyhine uygulanmış bir ihtiyati tedbir bulunması gerekir. Eldeki davada verilmiş bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan 330 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 268,85 TL karar harcından mahsubu ile fazla yatırılan 61,15 TL harcın istemi halinde kendisine iadesine, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi 29/12/2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.