mahkeme 2024/2472 E. 2025/1191 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/2472
2025/1191
9 Eylül 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2024/2472
KARAR NO: 2025/1191
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 21/06/2023
NUMARASI: 2020/186 (E) - 2023/528 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat
KARAR TARİHİ: 09/09/2025
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde:Davalı ...'in sevk ve idaresindeki, davalı ... adına kayıtlı ... plakalı taksinin 04/05/2018 günü, yaya olan davacı küçük ...'ya çarptığını ve hayati tehlike yaratacak şekilde yaralanmasına, kafa travmasına ve sağ kulağında sağırlık şeklinde daimi sakatlanmasına sebebiyet verdiğini, kaza tespit tutanağının, sürücünün gerçeğe aykırı ve tek taraflı beyanlarına göre düzenlendiğini, bu tutanakta davacı küçüğe kusur atfedilmesini kabul etmediklerini, kaza yeri krokisi çizimlerinin gerçeği yansıtmadığını, durakta minibüsten inen küçüğün, trafik ışıklarını kontrol ettiğini ve araçlara kırmızı ışık yanmış olması ve tüm araçların bekliyor olması nedeniyle karşıya geçmek istediğini, bu sırada duran trafikte hızla gelen taksinin çarptığını, bu nedenle davacı küçüğe atfedilecek hiçbir kusur bulunmadığını,davacının olay nedeniyle sınıf tekrarı yaparak eğitimini bir yıl uzatmak durumunda kaldığını, kazada kafa travması, yaygın ekimoz, sağ orbita medialinde maxiller kırıklığı ve neticede sağ kulağında oluşan işitme kaybı (daimi maluliyet) oluştuğunu belirterek, kazada yaralanan ve kalıcı şekilde sakat kalan davacı ... için, ileride bilirkişi raporuna göre miktarı artırılarak kaydıyla HMK m.107 uyarınca şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı sürücü, araç sahibi ve sigorta limitleri dahilinde davalı sigorta şirketinden; davacı ... için 100.000 TL, baba ... için 30.000 TL ve anne ... için 30.000TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı araç sahibinden ve sürücüsünden müştereken ve müteselsilen tahsiline tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 10/03/2023 tarihli dilekçesiyle de maddi tazminat değerini 714.837,42 TL olarak belirlemiştir. Davalılar vekilleri cevap dilekçelerinde davanın reddini savunmuşlardır. İlk derece mahkemesince: "Maddi tazminat talebinin kabulü ile 714.837,42-TL'nin (davalı ... Sigorta A.Ş'nin poliçe limiti olarak 360.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere) davalı sigorta şirketi bakımından temerrüt tarihi olan 24/09/2019 tarihinden, diğer davalılar ... ve ... yönünden ise kaza tarihi olan 04/05/2018 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, Manevi tazminat talebinin kabulü ile; davacı ... için 100.000 TL, davacı ... için 30.000 TL, davacı ... İçin 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/05/2018 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... yönünden alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," karar verilmiş, bu karara karşı davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde:Müvekkili davalının gerçekleşen kazada kusuru bulunmadığını, bilirkişi raporunun eksik inceleme neticesinde hazırlandığını, rapora itirazlarının mahkemece reddedilerek hukuka aykırı bu rapor hükme esas alınarak karar verildiğini, davalı tanığı ...'ın,müvekkilinin kontrolündeki aracın 40-50 km/s hızda ilerlediğini ve trafik ışığının yeşil olduğunu, minibüsün önünden davacı kazazedenin karşıdan karşıya geçmek üzere yola atladığını ve davalının aracının sağ çamurluğuna çarptığını belirttiğini, diğer tanık ...'ın da aynı ifadeleri verdiğini, davacı tarafın keşifte dinlettiği tanıkların çelişkili beyanları hükme esas alınarak müvekkiline kusur atfedildiğini, yola ani şekilde atlayan yayaya karşı müvekkilinin önlem alması imkanının bulunmadığını, yaya geçidi olmayan bir yerden yayanın karşıdan karşıya geçmesinin başlı başına yayayı kusurlu kıldığını, davacının yaya yolundan güvenli şekilde karşıya geçmediğini, trafik ışıklarının gerisinden yola çıktığını, davacı kazazedenin elinde telefon, kulağında kulaklığı ile sağını solunu kontrol etmeden sağ şeritteki minibüsün önünden yola atladığını ve neticesinde kazanın meydana geldiğini, İstanbul Anadolu C. Başsavcılığının 2018/136268 numaralı soruşturma dosyasından müvekkili hakkında 02/08/2018 tarihinde davacı tarafın şikayetçi olmaması sebebi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, davacı hakkında engel oranı belirlenirken eksik incelemeler yapıldığını, davacının kulağındaki işitme kaybının kaza ile arasındaki illiyet bağının tam olarak kurulamadığını, davacı kazazedenin kaza öncesi sağ kulağında işitme kaybı olup olmadığının incelenmediğini ve raporda bu hususa değinilmediğini, davacı kazazede ile diğer davacılar anne-baba lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının oldukça yüksek olduğunu, müvekkilinin çalışmadığını ve düzenli bir gelirinin bulunmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir. HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Öncelikle, mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin raporun dosyada bulunan kaza tespit tutanağındaki belirlemelere uygun olduğu, olayın oluşumu (olay yerinin fiziki durumu,çarpma noktası, mağdurun yaralanmasının şekli ve niteliği, çarpmanın etkisiyle mağdurun savrulduğu mesafe vs. itibarıyla) ile örtüşmeyen tanık beyanlarının irdelendiği, buna göre tarafların kusur oranlarının mevzuat çerçevesinde değerlendirilip belirlendiği anlaşılmakla, davalı ... vekilinin bu yöndeki itirazı kabul edilmemiştir.İstinaf başvurusunda bulunan davalı ... vekili, davacı ...'nın sağ kulağında işitme kaybı şeklindeki maluliyetinin, geçirdiği kaza ile arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığının tespit edilmediğini ileri sürmektedir. Davalı vekilinin bu iddiasını doğrulayan (davacıda olay öncesinde de işitme kaybı bulunduğu yönünde) somut hiç bir delil ileri sürülmediği gibi, yaralanan davacının olaydan hemen sonra götürüldüğü hastanedeki kayıtları ile dosya içeriğindeki tedavi evrakından davacının yaralanmasının özellikle baş bölgesinden olduğu ve bu doğrultuda Odyoloji ve KBB kliniklerinde tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Marmara Üniversitesi İstanbul Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı/Kliniğince düzenlenen raporda da söz edildiği üzere; "...'nın 23.08.2022 tarihli raporunda; Hastanın 23/08/2022 tarihli ...değerlendirmede ... test sonucu sağ kulakta V. Dalga eşiği maksimum uyaran (100 db) elde edilememiştir. Sol kulakta 20 db elde edilmiştir. Hastanın KBB muayenesi doğal. Sağ kulakta total sensörinöral işitme kaybı mevcut...” şeklinde tespit yapılması, davacının, aracın çarpması üzerine havalanıp başının da aracın ön camına çarpması, savrularak yere düşmesi ve bilincini kaybetmesi karşısında, işitme kaybının kazadan önce mevcut olabileceği, maluliyet ile ilgili eksik inceleme yapıldığı şeklindeki davalı... vekilinin itirazı reddedilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 56. maddesinin 1. fıkrasına göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Bir kimsenin, hukuka aykırı bir fiil yüzünden çektiği, bedeni acılarla ruhsal üzüntüye manevi zarar denir. Manevi zarar, gerçek anlamda zarar değildir;zira malvarlığında bir azalmayı ifade etmez. Bir acının veya üzüntünün maddi zarar gibi parayla ölçülmesine olanak bulunmamaktadır. Paranın manevi zararları karşılamak üzere kullanılabilmesi, hiçbir zaman manevi kaygı geri getirip yerine koyduğu veya manevi varlığın bir bölümünün onunla değiştirilebildiği anlamını taşımaz. Paranın bu anlamda gördüğü iş, kişilik hakları ve yararları zedelenen kimsenin duyduğu manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatıp yatıştırmakta; bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmekte; bir teselli, bir avunma, bir ruhsal tatmin aracı olmaktan ibarettir.Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır. Zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan ve özgün bir nitelik taşıyan hükmedilecek bu para, bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/6/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır.Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken; olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş biçimi ve tarafların kusur durumları göz önünde tutularak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde belirtildiği gibi, hukuka ve hakkaniyete uygun sonuca varılmalıdır. Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında değerlendirildiğinde; davacılar ile manevi tazminat talebinin yöneltildiği davalı sürücünün ve davalı araç malikinin sorumlu olmasının yerinde olmasına, dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına, olayın meydana geliş biçimine, kusur oranlarına, henüz çocuk yaşta olan davacının kaza nedeniyle sağ kulağındaki işitme kaybının davacı küçüğün gelecekteki yaşamı üzerindeki etkisine ve olayın meydana geldiği tarihe göre Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının, TBK'nin 56. maddesinde düzenlenen manevi tazminat müessesesinin amacına ve hakkaniyet ilkesine uygun olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki itirazının da yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Her ne kadar mahkemece davacıların manevi tazminat davalarının kabulüne karar verilmiş, bu talep yönünden dava kısmen reddedilmediği halde hükmün 2. bendinin son cümlesinde: "fazlaya ilişkin istemin reddine" sözcüklerine yer verilmiş ise de, bu ifadenin sehven yazılmış ve mahallinde düzeltilebilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
KARAR:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 59.760,14 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 59.332,54 TL istinaf karar ve ilam harcının davalı ...'ten tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davalı ...'in istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/09/2025
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.