mahkeme 2020/2286 E. 2024/435 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2020/2286
2024/435
4 Nisan 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2286 Esas
KARAR NO: 2024/435
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 13/07/2020
NUMARASI: 2017/296 Esas, 2020/401 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 04/04/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 14/10/2016 başlangıç tarihli 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında iş yeri güvenliği ve iş yeri hekimliği hizmetlerinin verilmesine ilişkin sözleşme akdedildiğini, müvekkilinin, sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkili tarafından düzenlenen 23/12/2016 tarihli ve 42.453,60 TL bedelli faturanın davalı şirkete gönderildiğini, ancak fatura içeriğine itiraz edilmeksizin Bakırköy ... Noterliğinin 27/12/2016 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile sözleşmenin davalı tarafından feshedildiğini, sözleşmeye göre, taraflarına 1 ay öncesinden bir bildirim yapılmadığından fesih bildiriminin, ancak 2017 yılı Ocak ayı sonu itibariye hüküm doğuracağını, bu nedenle 2017 yılı Ocak ayı içinde hizmetin verilmeye devam edildiğini, bu aya ilişkinde müvekkili tarafından düzenlenen 23/01/2017 tarihli ve 42.453,60TL'lik faturanın davalıya gönderildiğini, bu faturaya da itiraz edilmediğini, ihtarname ile, 2 fatura bedelinin ödenmesi talep edilmiş ise de ödeme yapılmaması sebebiyle İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu, davalı şirketin, feshe yönelik ihtarnamesinde müvekkili şirketin bir kısım hizmetleri yerinde vermediğine yönelik iddialarının gerçeği yansıtmadığını, zira müvekkili şirketin, birçok uzman ve hekimiyle davalının birçok şubesinde iş güvenliği ve sağlığı eğitimi verdiğini belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin, 677 sayılı KHK ile TMSF'ye devredilmesi sebebiyle davanın, dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşme ile fiili durumun incelenmesi neticesinde davacının, sözleşmeye aykırılık teşkil edecek uygulama ve eylemlerde bulunduğunun belirlendiğini, Kasım ayında İstanbul genelindeki İSG Katip üzerinden ataması yapılan 17 noktadan hiçbirine fiilen gidilerek hizmet verilmemesine rağmen fatura düzenlendiğini, bu faturaların ise eksiksiz olarak ödendiğini, oysa sözleşmenin 7. maddesinde, verilen hizmet karşılığında kişi başı 35,00 TL + KDV ücret ödeneceği kararlaştırıldığından kümülatif bir ücret öngörülmediğini, davacı şirket tarafından verilen eğitimlerde bilgi olarak 25 kg'dan fazla yükü, personelin tek başına kaldıramayacağı şeklinde yasal mevzuatta yer almayan yanlış bilgiler verilmesi sebebiyle şubelerde bulunan personelleri ile yöneticiler arasında bu konuda tartışmalar yaşandığını ve bu durumun, işin yürütülmesinde aksamaya neden olduğunu, hizmetin verilişinde müvekkili şirketin mutad çalışma şekline uyulmayarak mesai saatleri ve çalışma düzenine müdahale oluşturacak şekilde hizmet verilmek istendiğini, bu konudaki uyarıların da dikkate alınmadığını, bu durumun, hizmetin aksamasına neden olduğunu, belirtilen hususların, davacının sözleşmeye açıkça aykırı davrandığını gösterdiğini, sözleşmenin, 10.6 maddesi uyarınca taraflarca her zaman feshedilebileceğini, faturaların kabul edilmeyerek ihtarname ile davacıya gönderildiğini belirterek davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; taraflar arasında yapılan sözleşmenin 7. maddesinde, sözleşme bedelinin aylık kişi başı 35 TL ve KDV olarak belirlenmesi sebebiyle kümülatif bir ücret belirlenmediğinin anlaşıldığı, 25/11/2019 tarihli ikinci ek bilirkişi raporunda, her iki faturanın da tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğunun tespit edildiği, ancak hazırlanan diğer bilirkişi raporlarından ise, davacı tarafın verdiği hizmet bedelinin, davaya konu iki fatura toplamı kadar olmadığının anlaşılması sebebiyle dava konusu uyuşmazlığın çözümünde, davaya konu faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olması yeterli olmayıp tarafların iddialarının da ayrıca araştırılması ve incelenmesi gerektiği, davalının, haklı nedenlerle sözleşmenin feshi yoluna gittiği, ancak fesih için sözleşmenin 10.6 maddesinde belirtilen bir aylık ihbar süresine ise uyulmadığı, bu sürenin, sözleşmenin taraflarca haklı neden olmaksızın feshedilmesini sağlamak üzere getirilmiş bir düzenleme olduğu, haklı nedenlerle fesih için bu süreye uyulmasına gerek bulunmadığı, bu durumda davalı şirketin ihtarnamede belirttiği haklı nedenlerin gerçekte var olması koşulu ile haklı nedenlerle sözleşmeyi istediği zaman feshetme yetkisinin bulunduğu, dolayısıyla davalı şirketin fesih ihtarnamesinde hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, davacı şirketin, davalının fesih ihtarnamesinden sonra da hizmet vermeye devam ettiği ve davalı şirketin de çalışanlarına bu hizmetlerin verilmesine itiraz etmeyerek sözleşmenin devamına izin verdiğinin anlaşıldığı, böylelikle sözleşmenin, Ocak 2017 dönemi içinde devam etmesinin sağlandığı, buna göre davacının Aralık 2016 ve Ocak 2017 dönemine ilişkin verdiği hizmetlerin karşılığının, davalı şirketin ödemesi gerektiği, hazırlanan 25/11/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre, bu bedelin, 2.601,90 TL temel iş güvenliği hizmet bedeli ile 12.100,90 TL iş yeri hekimliği hizmet bedeli olmak üzere toplam 14.702,80 TL'den oluştuğu, davalı şirketin, sözleşmeyi haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek feshetmiş olmasına karşın fesih tarihinden sonra da davacı şirketten hizmet almaya devam etmiş olması ve sözleşmenin devam etmesine kendisinin sebebiyet vermiş olması nedeniyle davalı şirketin fesih gerekçelerinin haklılığı konusunda araştırma yapılması yoluna gidilmediği gerekçelerine istinaden davanın kısmen kabulü ile, fazlaya ilişkin istemin reddine ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde taraf vekillerince istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; sözleşmenin, davalı şirkette çalışan kişi sayısına göre yapılmış olmasına rağmen müvekkili şirketin hak edişinin, sadece fatura aylarında imzalı belgesi sunulan davalı personel sayısı üzerinden hesaplandığını, oysa hesaplamanın, tüm çalışan sayısı üzerinden yapılması gerektiğini, müvekkilinin faturalandırma yaptığı dönemde davalı şirkette çalışan sayısının 1083 kişi olduğunu, bu hususun SGK'dan sorulması taleplerinin ise reddedildiğini, Mahkemenin, sözleşmede kümülatif ücret hesaplanmadığı yönündeki gerekçesinin hatalı olduğunu, zira "kişi başı" ibaresinin, aslında davalı şirkette çalışan her bir işçiyi anlattığını, sözleşmeye göre, fesih bildiriminin, ancak 2017 yılı Ocak ayı sonu itibariye hüküm doğuracağı tartışmasız iken bu hususun da Mahkemece göz ardı edildiğini, hizmetin tam ve eksiksiz verildiğinin, bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, müvekkilinin, davalı şirket çalışan sayısı ve tehlike sınıfına göre uzman bulundurduğunu ve buna göre maaş ödemesi yaparak faaliyetini yürüttüğünü, kanun ve yönetmelik uyarınca, çalışan sayısına göre işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurmanın zorunlu olduğunu ve sözleşmenin de bu şekilde düzenlendiğini, davalı şirket vekilinin cevap dilekçesinde, ücretin kişi başı olarak belirlendiğini kabul ettiğini, müvekkili şirketin, tüm çalışanlar için aynı anda işlem yapması ve eğitim vermesi mümkün olmadığından eğitim ve sağlık muayenelerinin ancak programlama yapılarak ve çalışan sayısına göre yapılabileceğini, müvekkili şirketin, uzman bulundurmaya başladığı andan itibaren tüm işçilerin güvenliğini taahhüt ettiğinden eğitimlerin tümünün aynı ay içinde verilmesinin de beklenemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının ayıplı hizmet verdiğini, davacının, istinaf dilekçesinde, personele eğitim vermediğini ikrar etmesinin hizmetin ayıplı olduğunu gösterdiğini, sözleşmeye aykırı düzenlenen faturaların, hizmetin ispatı anlamına gelmeyeceği, dilekçeler teatisi tamamlanmasına ve delil sunma hakkının sona ermesine rağmen davacı tarafından sunulan 1000'den fazla sayfadan oluşan 2 klasör belgeye muvafakatlerinin olmadığını bildirdiklerini, yerel Mahkemenin gerekçesinde, davacının hizmet iddiasını ispatlayamadığının sübuta erdiğini, 2016 Kasım ayında kesilen faturanın sehven ödendiğini ve istirdadı için dava açılacağının ihtarname ile davacıya ihtar edildiğini, davacının, ayıplı hizmet vermesi sebebiyle hizmet sözleşmesinin haklı nedenle ve derhal feshedildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiş olup ayrıca davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacının, davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 84.907,20 TL asıl alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalının takibe ve borca karşı itirazda bulunduğu, davacının ise İİK 67. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır. SMMM ve Hukukçu bilirkişi tarafından sunulan 03/12/2018 tarihli raporda; davacının ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin TTK hükümlerine göre belirtilen sürelerde yapıldığı ve usule uygun olduğu, resmi defter ve kayıtlarının birbirini doğruladığı ve icra takibine konu olan alacağının resmi kayıtlarında görüldüğü, davalı tarafın , e-defter beratları ve envanter defteri tasdiklerinin usule uygun olduğu, cari hesap dökümünde, davalının icra takibine konu borcunun mal/hizmet alımından kaynaklandığının görüldüğü, davalının icra konusu borcunun, resmi kayıtlarında yer aldığı ve borcunu ödediğine dair herhangi bir dayanak belgesine dava dosyasında rastlanılmadığı, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen belgelerin incelenmesinde, davacının bu hizmeti verdiğinin anlaşıldığı, ancak ibraz edilen bir kısım belgeler üzerinde hizmetin veriliş tarihi, yeri, süresi ve hizmeti alanlara ait bilgilerin gösterilmediği, belirsiz olduğu, bu nedenle fatura içeriğinin açıklanması halinde alacak tutarının ödenmesi gerektiği, bu nedenle, davacının düzenlemiş olduğu faturalarda yer alan hizmet bedeli karşılığının, dosyaya ibraz edilen belgelerden anlaşılmadığı, davacı tarafından bu hususa yeteri kadar açıklama getirilmediği, dava dosyasına ibraz edilen belgeler itibariyle davacının sözleşme şartlarına uymadığı, davalının zarara uğradığının ispatı halinde, sözleşmeyi haklı/geçerli nedenle feshinde gerçekleşebileceği, ayıplı hizmet nedeniyle talep halinde hakkaniyet ilkesi gereğince indirimin Mahkemenin takdirlerinde olduğu, dosya kapsamında yapılan incelemelerde davacı tarafından talep edilen takip konusu bedele ilişkin faturalarda yer alan hizmet bedellerinin sözleşme şartlarına göre karşılayacak belgelerin bulunmadığı bildirilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 02/09/2019 tarihli ek raporda; davacının, 22/12/2016 tarihli, ... nolu, 42.453,60 TL bedelli ve 23/01/2017 tarihli, ... nolu, 42.453,60 TL bedelli hizmet faturalarından oluşan ve icra konusu olan toplam 84.907,20 TL davalıdan alacağının olduğu, davalının icra konusu borcunun, ticari defterlerinde görüldüğü, davacı ve davalı yanın ticari defterlerinin birbirini doğruladığı, davalı yanın iddia ettiği gibi, davacının, davalıya ayıplı hizmet sunduğuna dair dava dosyası içerisinde herhangi bir belge ve bulguya rastlanmadığı, hizmet sözleşmesi kapsamında, davacı tarafından, davalıya sunulan hizmetlerin içeriğinin eksiksiz ve tam olduğu, ayrıca bu durumun davacı tarafından hizmet faturalarına yansıtıldığı bildirilmiştir. SMMM bilirkişisi tarafından sunulan 25/11/2019 tarihli raporda; Aralık/2016 ve Ocak/2017 dönemlerinde Temel İş Güvenliği Eğitimi Ölçme ve Değerlendirmesine tabii tutulan çalışan sayılarına göre (2016 Aralık'da 29 kişi ve 2017 Ocak'da 34 kişi) hizmet sözleşmesinin 7. maddesine göre (35,00 TL + KDV) hesaplanan tatarın KDV dahil 2,601,90 TL olduğu, davacı firma tarafından, 6331 sayılı Kanun kapsamında davalı firmaya sunulan hizmetlerin verildiği, bu hususun somut belgeler ile kanıtlandığı, davacı firmanın, davalı firmaya sunduğu hizmetlerden dolayı düzenlediği icra takibine konu Aralık/2016 ve Ocak/2017 dönemlerine ait 2 adet fatura karşılığı olan toplam 84.907,20 TL miktarın tarafların yasal defterlerinde kayıtlı bulunduğu, ancak davacının alacak miktarının net olarak belirlenebilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumundan, davalı firma çalışan sayılarını gösteren listenin istenilmesi halinde, söz konusu faturalarda yer alan hizmet bedeli karşılıklarının net olarak tespit edilebileceği bildirilmiştir. SMMM bilirkişisi tarafından sunulan 19/03/2020 tarihli ek raporda; işe giriş periyodik muayene formlarında tespit edildiği üzere, davalı firmanın Aralık/2016 döneminde 255 ve Ocak/ 2017 döneminde 38 çalışanın işe girişlerde muayenesinin yapıldığı, sözleşmenin 7. maddesine göre yapılan hesaplama sonucunda KDV dahil tutarın 12.100,90 TL olduğu bildirilmiştir. Somut olayda, taraflar arasında 14/10/2016 tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde iş güvenliği uzmanlığı ve işyeri hekimliği hizmetlerinin verilmesine ilişkin sözleşmenin akdedildiği konusunda bir ihtilaf yoktur. Sözleşmenin 4. maddesinde, sözleşme süresinin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl olduğu; sözleşmenin 7. maddesinde, davacının sağlayacağı hizmet karşılığında işverenin, davacıya her ay iş güvenliği ve işyeri hekimliği hizmeti için kişi başı 35 TL + KDV ücret ödeyeceği, tüm İstanbul ve Ankara şubelerine hizmet verileceği, yeni açılan ve kapanan şubeler ay sonunda güncellenerek hizmete devam edileceği; sözleşmenin 9/10.6 maddesinde, tarafların 1 ay öncesinden haber vermesi şartıyla sözleşmenin, o ayın hitamında sona ereceği kararlaştırılmıştır. Davacı, takip dayanağı olarak 22/12/2016 tarihli 42.453,60 TL bedelli (15.162,00 TL iş güvenliği uzmanlığı ve 22.743,00 TL işyeri hekimliği hizmet bedeli) ve 23/01/2017 tarihli 42.453,60 TL bedelli (15.162,00 TL iş güvenliği uzmanlığı ve 22.743,00 TL işyeri hekimliği hizmet bedeli) faturalara dayanmıştır. Davalı taraf, Bakırköy ... Noterliğinin 27/12/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, sözleşme ile fiili durumun incelenmesi neticesinde davacının, sözleşmeye aykırılık teşkil edecek uygulama ve eylemlerde bulunduğunu belirterek Kasım ayında İstanbul genelindeki İSG Katip üzerinden ataması yapılan 17 noktadan hiçbirine fiilen gidilerek hizmet verilmemesine rağmen hizmet verilmiş gibi fatura düzenlendiğini, davacı şirket tarafından verilen eğitimlerde bilgi olarak 25 kg'dan fazla yükü, personelin tek başına kaldıramayacağı şeklinde yasal mevzuatta yer almayan yanlış bilgiler verilmesi sebebiyle şubelerde bulunan personelleri ile yöneticiler arasında bu konuda tartışmalar yaşandığını ve bu durumun, işin yürütülmesinde aksamaya neden olduğunu, hizmetin verilişinde müvekkili şirketin mutad çalışma şekline uyulmayarak mesai saatleri ve çalışma düzenine müdahale oluşturacak şekilde hizmet verilmek istendiğini, bu konudaki uyarıların da dikkate alınmadığını, bu durumun, hizmetin aksamasına neden olduğunu bildirerek sözleşmeyi feshetmiştir. Davacı taraf, Kadıköy ... Noterliğinin 15/02/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, fesih ihtarnamesinde iddia edilenin aksine sözleşmeden doğan tüm edimlerini usulüne uygun olarak yerine getirdiğini, sözleşmeye göre, taraflarına 1 ay öncesinden bir bildirim yapılmadığından fesih bildiriminin, ancak 2017 yılı Ocak ayı sonu itibariye hüküm doğuracağını, bu nedenle sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirdiğinden 2017 yılı Ocak ayı ücretine de hak kazandığını bildirerek 22/12/2016 tarihli 42.453,60 TL bedelli fatura ile işbu ihtarname ekinde tebliğ edilen 23/01/2017 tarihli 42.453,60 TL bedelli faturaların tebliğden itibaren 3 gün içinde ödenmesini talep etmiştir. Davalı taraf, Bakırköy ... Noterliğinin 21/02/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, sözleşmenin Bakırköy ... Noterliğinin 27/12/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde belirtilen sebeplerle feshedildiği belirtilerek hizmet alınmamasına rağmen ödeme yapılan Kasım ayı fatura bedeli ile ilgili istirdat davası açılacağını, Aralık ayı fatura bedelini ve içeriğini kabul etmediklerinden ödeme yapılmayacağını, 23/01/2017 tarihli 42.453,60 TL bedelli faturayı ve içeriğini kabul edilmediğini, ihtarname ekinde iade edildiğini, ticari defter ve kayıtlara alınmadığını bildirmiştir. Somut olayda, Bakırköy ... Noterliğinin 27/12/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde yer alan fesih gerekçeleri dikkate alındığında, ihtilaflı olan faturalar ile ilgili hizmet almadığına -dava konusu olmayan Kasım 2016 faturası dışında- yönelik bir itirazı bulunmayan davalı, hizmetin ayıplı verildiğini ileri sürmüştür. 6102 Sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi tacirler arasındaki hizmetin ayıplı olması halinde yapılması gereken işlemleri düzenlemektedir. Anılan maddeye göre hizmet alan tacir, malın ayıplı olduğu açıkça belli değilse, malı teslim aldıktan sonra malı incelemek veya incelettirmek, malın ayıplı olması halinde 8 gün içinde bu durumu hizmet verene iletmek durumundadır (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/991 Esas 2018/5119 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, davalı tacir olup, hizmetin ayıplı verildiğine ilişkin davacıya ayıp ihbarında bulunduğunu beyan etmediği gibi varsa ayıp ihbarına ilişkin delil de sunmamıştır. Kaldı ki davalı, hizmetin ayıplı olduğuna yönelik bir delil sunmamış olup bilirkişi raporunda da, davacı tarafından sunulan hizmetlerin içeriğinin eksiz ve tam olduğu tespit edilmiştir. Öyleyse davalının, hizmetin ayıplı olduğuna yönelik ileri sürdüğü iddiaları yerinde değildir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır. Ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2017/1445 Esas 2018/1438 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, takibe konu 22/12/2016 tarihli 42.453,60 TL bedelli faturayı, yasal süresinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine borç kaydeden davalının, fatura münderecatını aynen kabul etmiş olduğundan, bu faturalar nedeniyle borçlu olmadığını, hizmet almadığını yahut eksik hizmet aldığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Ancak bir üst paragrafta açıklandığı üzere ayıp iddialarına itibar edilmeyen davalının, hizmet almadığına yönelik iddiasının da bulunmadığı dikkate alındığında söz konusu fatura yönünden borçlu olduğunu kabul etmek gerekir. Davalı taraf, Bakırköy ... Noterliğinin 27/12/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, sözleşmeyi feshettiğini bildirmiş ise de, davacıdan hizmet almaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple davacı da, takibe konu olan 23/01/2017 tarihli 42.453,60 TL bedelli diğer faturayı düzenlemiştir. Ancak bu fatura, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olsa da, davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı gibi Bakırköy ... Noterliğinin 21/02/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile kabul edilmediği bildirilerek davalı tarafından iade edilmiştir. Davalının, ayıp iddialarının ispatlanamaması ve hizmet almadığına yönelik iddiasının bulunmaması sebebiyle davacı, söz konusu fatura yönünden de talepte bulunmakta haklı olup Mahkemece, sözleşmenin 7. maddesinde, kümülatif bir ücret belirlenmediği, aylık kişi başı ücret belirlendiği kabul edilerek temel iş güvenliği eğitimi ölçme ve değerlendirmesine tabi tutulan çalışanlar ile işe giriş/periyodik muayene formu ile muayene edilen çalışan sayıları üzerinden hesaplama yapılması sonucunda davacının talep edebileceği ücretin tespiti yoluna gidilerek hüküm tesis edilmiştir. Öncelikle yukarıda belirtildiği üzere, davalı, takibe konu 22/12/2016 tarihli 42.453,60 TL bedelli faturayı, yasal süresinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine borç kaydettiğinden ve borcun bulunmadığına yönelik aksine bir delil ortaya koyamadığından içeriği kesinleşen bu faturaya konu hizmet bedelinin olduğu gibi kabul edilmesi gerekirken Mahkemece bu şekilde bir hesaplama yapılarak sonuca gidilmesi yerinde olmamıştır. Öte yandan 23/01/2017 tarihli 42.453,60 TL bedelli fatura bakımından ise Mahkemenin, sözleşmenin yorumuna dair değerlendirmesinin yerinde olup olmadığının tespiti gerekir. 6098 sayılı TBK'nun 19. maddesi uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Buna göre, sözleşmenin 7. maddesinde, iş güvenliği ve işyeri hekimliği hizmeti için her ay ödenmek üzere kişi başı 35 TL + KDV ücret belirlenmiş olup aynı zamanda yine bu maddede, personel sayısının yada hizmet süresinin artması durumunda aylık ücretin aynı oranda güncelleneceğinin ve sözleşme bedeline, hizmetleri sağlayacak iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve sağlık personelinin yol ve konaklama masrafları ile vergi ve SGK primlerinin dahil olduğunun kararlaştırıldığı dikkate alındığında ve buna göre madde bir bütün halinde değerlendirildiğinde söz konusu sözleşme hükmünün, Mahkemenin kabul ettiği şekilde yorumlanıp bu doğrultuda yapılan hesaba göre karar verilmesi doğru olmamıştır. Buna göre davacı, 23/01/2017 tarihli 42.453,60 TL bedelli fatura bakımından da davasında haklı olup bu miktarın tümünün hüküm altına alınması gerekir. Öte yandan davalı vekili, dilekçeler teatisi tamamlanarak delil sunma hakkının sona ermesinden sonra davacı tarafından, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile sunulan 2 klasör belgeye muvafakatlerinin olmadığını belirtmiş ise de, bu belgelere, ancak Mahkemenin kabul ettiği şekilde, çalışan sayıları üzerinden bir hesaplama yapılması durumunda ihtiyaç duyulacak olup yukarıda belirtildiği şekilde Mahkemenin bu kabulünün doğru olmadığı da açıklanmıştır. Ayrıca bu belgeler, davacının hizmeti sunduğunu ispata yarayacak ise de, zaten hizmeti almadığı noktasında bir itirazı bulunmayan davalı, hizmetin ayıplı olduğu iddiaları kapsamında ayıp ihbarında bulunduğunu ve hizmetin ayıplı olduğunu ispatlayabilmiş değildir. Bu nedenle söz konusu belgelerin sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Sonuç olarak, davacının, takibe konu alacağının varlığını ispatladığının kabulü gerektiği, ayrıca davalının, borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün olduğundan dava ve takip konusu alacağın likit olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken Mahkemece, yanılgılı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca Mahkemece tesis edilen karar tarihinden sonra davaya konu icra takibi kapsamında yapılan bir kısım tahsilatların İcra Müdürlüğünce kararın infazı aşamasında dikkate alınması gerekir.Açıklanan sebeplerle, davalının istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından, HMK'nun 353/1.b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, Davalının istinaf başvurusunun reddine, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/296 Esas 2020/401 Karar ve 13/07/2020 tarihli kararının HMK'nun 353/1b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-a)Davanın KABULÜ ile, davalının, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında yaptığı İTİRAZIN İPTALİNE, takibin, takip talebinde belirtilen şartlarla DEVAMINA, icra takibi kapsamında yapıldığı anlaşılan bir kısım tahsilatların İcra Müdürlüğünce kararın infazı aşamasında dikkate alınması b)Asıl alacağın % 20'si tutarında hesaplanan (16.981,44 TL) icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 5.800,00 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.025,47 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.774,53 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, d)Davacı tarafından başlangıçta yatırılan 31,40 TL başvurma harcı ve 1.025,47 TL peşin harç ile yine davacı tarafından yapılan 2.507,20 TL yargılama gideri (bilirkişi ücreti, tebliğ ve posta masrafları) olmak üzere toplam 3.564,07 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, e)Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince taktir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, f)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA,
İstinaf Giderleri Yönünden; 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Harçtan muaf olduğundan davalıdan harç alınmasına yer olmadığına, 6-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 148,60 TL istinaf karar harcı ve 58,00 TL istinaf yargılama giderinden oluşan toplam 261,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 7-HMK'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b/2 bendi ile aynı yasanın 362/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.04/04/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.