Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/399
2024/1771
20 Kasım 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO:2023/399 Esas
KARAR NO:2024/1771 Karar
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ:07/12/2022
NUMARASI:2017/512 E. - 2022/204 K.
DAVANIN KONUSU:Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)
KARAR TARİHİ:20/11/2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin TPE nezdinde "..." ibaresini içeren ve 37. ve 42. sınıflar da dahil olmak üzere çeşitli sınıflarda ..., ..., ..., ... numaralı marka tescilleri bulunduğunu, "..." markalarının ... ve ... nezdinde de tescilli olduğunu, dünyanın birçok ülkesinde marka tescilleri bulunduğunu, 2000 yılından bu yana dünyanın birçok ülkesinde mimari projeler hazırladıklarını, "..." markasının Türkiye'de de tanınmış olduğunu, 2013 yılında İstanbul'da "..." adlı projeyi yaptıklarını, müvekkilinin ticaret unvanının asli unsurunun da "..." ibaresi olduğunu, ... ve...-....com web siteleri üzerinden Türkiye'de tanıtım yaptıklarını, dünya çapında ... web sitesi üzerinden faaliyet gösterdiklerini, müvekkilinin "..." markası ile "..." markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzerleri olan "... ", "...", "... " gibi marka başvurularının 37. ve 42. sınıftaki hizmetler yönünden TPE tarafından resen reddedildiğini, davalının 2007 yılında ilk tescil edilen unvanı ".... Şirketi" iken müvekkilinin Türkiye'deki faaliyetlerinden sonra davalının 09/06/2014'te unvan değişikliği yaparak ... A.Ş. unvanını aldığını, tüm bunlara rağmen davalının 37. ve 42. sınıflardaki inşaat hizmetleri, restorasyon hizmetleri, mühendislik hizmetleri gibi hizmetler üzerinde "..." markasını kullanmaya devam ettiğini, ihtarname gönderilmesine rağmen sonuç alınmadığını, davalının kullanımlarının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, davalının unvan tescilinin kötüniyetli olduğunu, davalının TPE nezdinde tescil ettirebildiği "..." ibaresini içeren markaların da 6769 sayılı SMK'nun 6/1, 6/4, 6/5, 6/3 ve 6/6 maddeleri gereği hükümsüz kılınması gerektiğini, davalının müvekkiline ait web sitesini bile taklit ettiğini iddia ederek, esasa dair diğer talepleri yanında ihtiyati tedbir kararı verilerek davalının "..." markasını ya da "..." ibaresini asli unsur olarak içeren markaları iş yerinde veya herhangi bir mecrada kullanmasının, hizmet vermesinin, "..." markasını... sitesinde, Facebook veya Linkedin, Instagram'da kullanmasının durdurulmasını, önlenmesini, davalının "..." markasını müvekkilinin marka tescilleri kapsamında kullandığı ilan, broşür, afiş, ambalaj, tabela ve benzeri malzemelerin toplatılmasını, muhafazasını, internet sitesine ve sosyal medya sitelerine erişimin tedbiren engellenmesini, davalının ... olan adının iptalini, ticaret unvanının iptal ve terkinini, TPE nezdindeki ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,... sayılı marka başvurularının ve ... numaralı marka tescilinin dava sonuna kadar 3. kişilere devrinin tedbiren önlenmesini ve bu markaların da hükümsüz kılınarak sicilden terkine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket kurucuları ..., ..., ...'ın soyadlarının baş harflerini içeren "..." markasıyla 10 yıldır nizasız fasılasız faaliyet gösterdiğini, eskiye dayalı kullanım ile gerçek hak sahibi olduğunu, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, davacının dayandığı "..." markalarını kullanmadığını, bizzat davacının yönetici ortağının 2015 tarihinde şirkete gönderdiği bir e-mailde tecavüzün olmadığının ikrar edildiğini, müvekkilinin "..." markasıyla onlarca proje gerçekleştirdiğini, davacının daha çok yatırım danışmanlığı, pazarlama, markalaştırma hizmetleri alanında faaliyet gösterdiğini, davacı markasının tanınmış olmadığını, gerçek hak sahipliğinin müvekkiline ait olduğunu, davacının marka tescilinden çok önce müvekkilinin "..." markasını kullanmaya başladığını, "..." markasını içeren ... alan adını 2010 yılında tescil ettirdiklerini, ... alan adının ise 2007 yılından beri tescilli olduğunu, daha sonra 2011 yılında da "..." ibareli diğer 4 internet sitesini tescil ettirdiklerini, davalının 2015 yılında gönderdiği e-mailde tecavüz iddiasında bulunmasına rağmen, aynı gün gönderdiği ikinci e-mailde özür dilediğini, böylece kullanıma icazet verdiğini, bu maillerden 2 sene sonra bu davayı açtıklarını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
MAHKEME KARARI:İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 07/12/2022 tarihli 2017/512 E. - 2022/204 K. sayılı kararıyla; "...Toplanan deliller, taraf iddia ve savunmaları, alan adı sahiplik kayıtları, marka tescil belgeleri, YİDK kararları, ticari sicil kayıtları, mail kayıtları(10 Mart 2015 ve 11. Mart 2015 tarihli davacı şirketin yönetici ortağı olduğu iddia edilen ... tarafından gönderildiği belirtilen e-posta) , davalı yanın markasal ve unvan kullanımına ilişkin sunduğu fatura kayıtları, HMK 266 madde kapsamında alınmış 4 bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde: HMK'nın 282. maddesi uyarınca hakim, bilirkişilerin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporu takdiri delil niteliğinde olup, mahkemece taraflar arasındaki hukuki ilişki, dosya kapsamındaki tüm belgelerle birlikte dikkate alınıp incelenmesi gerektiğinden Bilirkişi heyeti ..., ..., ... tarafından düzenlenen 20/06/2022 tarihli bilirkişi raporları marka hukuku ilkelerine ve dosyadaki deliller ile uyumlu olduğundan mahkememizce hükme dayanak yapılmış, diğer bilirkişi raporları tanınmışlık değerlendirmesi dışında sessiz kalma ile hak kaybı yönünden yeterli incelemeyi içermediği gibi, hükümsüzlük ve tecavüz değerlendirmelerinin de sessiz kalma yoluyla hak kaybı yönünden incelenmediği gözetildiğinde son rapor hükme dayanak olarak alınmış olup, davacının marka hakkına tecavüz, haksız rekabet ve unvan terkini taleplerinin süresi içinde talep edilmediğinden sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı gözetilerek reddine karar verilmesi gerekmiş. Hükümsüzlük istemi yönünden ise davalının marka tescil tarihleri gözetildiğinde dava süresinde açılmış olmakla birlikte somut olayda hükümsüzlük şartlarının gerçekleşmediği ,zira davacı markasının tanınmış marka olmadığı, davalının tescilde kötüniyetli olmadığı sabit olduğundan bu yöndeki hükümsüzlük istemlerinin yerinde olmadığı anlaşılmış, karıştırmaya dayalı hükümsüzlük iddiası yönünden ise; Davalı ve davacı markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu anlaşılmaktaysa da, hükümsüzlüğü istenen davalı markalarının ilk başvurusuna davacı tarafından Türk Patent nezdinde itiraz edildiği ve ... tarafından davacının tescilli olduğu hizmet alanları bakımından davalı başvurusunun reddine karar verildiği, aynı ya da benzer markaların farklı mal ve hizmet alanları bakımından tesciline bir engel bulunmadığı anlaşılmıştır.Huzurdaki davada karıştırma ihtimali ve gerçek hak sahipliği iddiaları yönünden davacının tanınmış marka olmadığı, davalının başvurusuna esas markalarının, davacının tescilli olduğu hizmet alanları bakımından YİDK incelemesi sonucunda reddedilmiş olmasından dolayı, aynı ya da benzer markaların farklı mal ve hizmet alanları bakımından tesciline bir engel bulunmadığı, bu nedenle davalı tarafın markalarının kurum tarafından tescile bağlandığı, Davacı markalarının tanınmış marka niteliğinde olmadığından, Davalının markalarını tescil ettirmiş olduğu faaliyet alanı dışında kullanmasının, davacı markası ile davalının kullandığı ibarenin esas unsurlarının ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunmasının tek başına hükümsüzlük sebebi olamayacağı, davalının tescilde kötüniyetli olduğunun da ispat edilemediği dolayısıyla 6769 sayılı SMK'nun 6/1, 6/3,6/4, 6/5, 6/6,6/9maddelerine dayalı hükümsüzlük sebeplerine dayalı taleplerin ispat edilemediğinden reddine, unvan terkini, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete dayalı talepler yönünden ise davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı gözetildiğinde davanın reddine... " karar verildiği görülmüştür.
İSTİNAF BAŞVURUSU:Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesindeki iddialarını tekrarla Mahkemece, davalının kapanış tasdikleri yapılmadığından usulüne uygun tutulmamış, bu nedenle davalı lehine delil olarak kabul edilemeyecek ticari defterlerine ve sunulan üç-beş adet faturaya dayanılarak yurt dışında mukim müvekkilinin sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığına dair gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemece üç bilirkişi raporu alındığını, bu raporların hüküm kurmaya elverişli olmasına rağmen, usul ekonomisine aykırı olarak 4. raporun alındığını, bu bilirkişi raporunun müvekkilinin davalıya ait ticaret unvanının terkini, alan adının iptali ve hükümsüzlük talepleriyle ilgili ciddi hata ve çelişkiler barındırdığını, ... isimli kişinin müvekkilinin temsilcisi ya da ortağı olmadığını, bu kişinin davalıya gönderdiği e-postaların müvekkili için sonuç doğurmayacağını, müvekkilinin davalının kullanımlarından haberdar olduğunu kanıtlamak için yeterli olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, Mart 2015 tarihinde gönderilen bu e-postalardan sonra Ocak 2016 tarihinde markalara itiraz ettiğini, Eylül ve Aralık 2016 tarihlerinde de davalıya ihtarname gönderdiklerini,Yurt dışında mukim müvekkilinin davalının yalnızca müşterilerinin erişiminde olan üç-beş faturadan ibaret marka kullanımlarından haberdar olduğunun kabul edilemeyeceğini, bu durumun davalı tarafça ispat edilmesi gerektiğini,Müvekkilinin davalının "..." ibareli marka başvurusunu Aralık 2015 tarihinde bültende yayınlanması ile haberdar olduğunu, derhal marka başvurularına itiraz ettiğini, Eylül 2016 ve Aralık 2016’da davalıya ihtarname gönderdiğini ve arkasından da işbu davayı açtığını, bu nedenle sessiz kaldığından söz edilemeyeceğini,Davalının "..." ibaresini içeren alan adlarını hangi tarihten itibaren kullandığını kanıtlayamadığını, müvekkilinin kullanılmayan alan adlarından haberdar olmasının beklenemeyeceğini, Mahkeme kararında alan adlarının yalnızca tescil tarihlerinden söz edildiğini, hangi tarihte ve hangi içerikte kullanıldıklarına, müvekkilinin bilmesi gerektiği kabul edilen yıllarda aktif şekilde kullanılıp kullanılmadıklarına dair bir gerekçe ve açıklama bulunmadığını,Müvekkilinin davalının marka başvuruları ile olaydan haberdar olduğunu ve derhal gerekli aksiyonları aldığını, Davalının marka başvurularına yaptıkları itirazlar sonucunda müvekkilinin markasının tescili kapsamında kalan mal ve hizmetler için davalının tescil başvurularının reddedildiğini, Davalının ... Şirketi olan unvanını 09/06/2014 tarihinde ... olarak değiştirdiğini, müvekkilinin davalının marka tescil başvurularına itiraz ettiğini, ardından davalıya ihtarname gönderdiğini ve bu davayı açtığını, örnek Yargıtay kararında da belirtildiği gibi ticaret unvanının terkini talebiyle ilgili sessiz kalma nedeniyle hak kaybının söz konusu olmadığını,Müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının marka tescili ve kullanımlarının kötüniyetli olduğunu, bu sebeple sessiz kalma nedeniyle hak kaybından söz edilemeyeceğini,Dosya kapsamında alınan dört bilirkişi raporunda da tespit edildiği gibi, davalının marka kullanımlarının müvekkilinin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini,Davalının inşaat ve mimarlık hizmetlerinde marka kullanımını halen devam ettirdiğini, bu durumun İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/132 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiğini,Dosyada mevcut tespitler doğrultusunda davalının markalarının SMK’nun 6/1, 6/4, 6/5, 6/6 ve 6/9. Maddeleri uyarınca hükümsüz kılınmaları gerektiğini belirterek, İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 07/12/2022 tarihli, 2017/512 Esas, 2022/204 Karar sayılı kararının tümden kaldırılmasına, davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Dosyada mevcut TPMK kayıtları incelendiğinde; ... başvuru numaralı “...” markasının 43. sınıfta tescili için başvuruda bulunduğu,Davacının ... numaralı “... ...” markasının 40,35,36,37,41,42,44. sınıflarda tescilli olduğu, ... numaralı “...” markasının 35. sınıfta tescilli olduğu,... numaralı “...” markasının 03, 04, 16, 20, 24, 35, 36, 37, 41, 42, 44. sınıflarda tescilli olduğu,19/03/2008 başvuru,... tescil tarihli, ... numaralı “...” markasının 20,36,37,42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının ... başvuru numaralı “...” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının ... başvuru numaralı “ ... ...” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu,Davalının ... başvuru numaralı “... ...” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının... başvuru numaralı “.... ” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu,Davalının... başvuru numaralı “... ” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının... başvuru numaralı “... ”markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının ... başvuru numaralı “... ” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının ... başvuru numaralı “... ” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu,Davalının... numaralı “...” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu, Davalının... numaralı “... A.Ş.” markasının 37, 42. sınıflarda tescilli olduğu tespit edilmiştir.Davalıya ait ticaret sicil kaydı incelendiğinde; .... Şirketi unvanı ile 10/07/2007 tarihinde ticaret sicile tescil edildiği, 09/06/2014 tarihinde ... A.Ş. olarak unvanını değiştirdiği tespit edilmiştir.İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/110 Esas, 2019/436 Karar sayılı kararı incelendiğinde; davacının ... A.Ş, davalının ... Limited olduğu, davalı adına tescilli ... tecsil numaralı "..." markasının kullanılmaması nedeniyle iptali için dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davalının markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerde ciddi ve etkin bir şekilde kullanıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, Dairemizin 2020/1004 Esas, 2022/1271 Karar sayılı kararı ile davacının istinaf taleplerinin reddine karar verildiği, kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine bu kez Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22/04/2024 tarihli, 2022/6494 Esas, 2024/3082 Karar sayılı kararı ile onandığı tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince..., ..., ...'ndan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 7/02/2019 havale tarihli raporda; Davacı taraf ait "..." markası ile davalı tarafın "..." esas unsurlu markasının ayırt edilemeyecek derecede aynı olduğu; markaların aynı sınıflarda tescilli olmalarına rağmen, birbiri ile benzerliği olmayan hizmetlerde tescilli olmaları sebebiyle aralarında iltibas veya karıştırılma ihtimali olmadığı, bu nedenle hükümsüzlük şartların oluşmadığı, davacıya ait "..." markasının ülkemizde kendi sektöründe tanınmış marka olduğu konusunda yeterli kanaate ulaşılamadığı, yüksek, iyi bilinen ve yaygın kullanılan davalı tarafın 2008 yılından önce "..." markası üzerinde önceye dayalı bir kullanım hakkı (gerçek hak sahipliği) olduğu konusunda yeterli kanaate ulaşılamadığı, davalı tarafın marka başvurusu esnasında kötüniyetli olduğu hususunun davacı tarafça ispat edilemediği, davalı tarafın ticaret unvanının terkini için gerekli şartların somut olayda oluşmadığı, nihai değerlendirmenin tamamen mahkemeye ait olduğu, davalının markasını tescil belgesinde yer alan hizmetler kapsamında kullanmayıp markalarının tescilli olmadığı 37. sınıfta yer alan "inşaat hizmetlerinde" ve 42. sınıfta yer alan "mimari tasarım hizmetlerinde" markasal olarak kullanması sebebiyle davacı tarafın marka haklarının ihlal edildiğine dair görüş bildirdikleri anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'den oluşan bilirkişi heyetinden alınan 28/09/2020 havale tarihli raporda; TK. 52, 54, 55. maddeler ve SMK'nun. 5, 6 ve 25/1. maddeleri çerçevesinde davalının "..." esas unsurunu taşıyan markalarının ve "..." ibareli alan adının davacının ilk tescili 2008 yılında yapılan "..." ibareli markaları ile markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davacıya ait 2008 tarihinde ... tescil numaralı "..." markasının, 01.06.2009 tarihinde tescil edilmiş olduğunu, davanın 31.03.2017 tarihinde ikame edilmiş olması göz önüne alındığında, markanın tescilinden itibaren beş yıllık sürenin geçmiş olduğu hususundaki takdirin Mahkemeye ait olduğunu, davacının, bizzat kendisi ve grup şirketleri olduğunu belirttiği "... Limited" ve "... ... Limited" şirketlerinin üçüncü kişi konumundaki "... AŞ." ve "... A.Ş." ile imzalanan lisans sözleşmeleri kapsamında "..." markasının kullanıldığını beyan ettiğini, heyete tevdi edilen dosya kapsamında davacı tarafından sunulan belgeler arasında, davacı tarafça beyan edilen lisans sözleşmelerinin ibraz edilmemiş olduğunu, bu nedenle bu hususta heyetçe bir tespit yapılamadığı için davacının ilk tescili 2008 yılında yapılan "..." ibareli markaları ile markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmesine karşın davacı şirketin 3. şahıs ve/veya firmalarla yapıldığı belirtilerin sözleşmelerin noter onaylı tasdikli suretinin Mahkemeye sunulamaması durumunda davalı markalarının hükümsüzlüğünün talep edilemeyeceğini, bu husustaki kararın Mahkeme'nin takdirinde olduğunu bildirmişlerdir. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'den oluşan bilirkişi heyetinden alınan 01/11/2022 havale tarihli Ek raporda; davalının "..." esas unsurunu taşıyan markalarının ve "..." ibareli alan adının davacının 2002 yılından itibaren kullanmış olduğu ve ilk tescili 2008 yılında yapılan (davalı tarafça da 2014 yılından itibaren tescil edilmiş olduğu görülen,) ayrıca davacıya ait şirket ve grup şirketleri olarak belirtilen "... Limited" ve "... Limited" şirketlerinin üçüncü kişi konumundaki "... A.Ş" ve "... A.Ş." ile imzaladıkları lisans sözleşmeleri kapsamında kullanımdaki "..." ibareli markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, davacıya ait 2008 tarihinde ... tescil numaralı "..." markasının, 01.06.2009 tarihinde tescil edilmiş olduğu, dosya kapsamından anlaşılan huzurdaki açılan davanın 31.03.2017 tarihinde ikame edilmiş olması göz önüne alındığında, markanın tescilinden itibaren "beş yıllık sürenin geçmiş olduğu" hususundaki takdirinin Mahkemeye ait olduğu, davacının, bizzat kendisi ve grup şirketleri olduğunu belirttiği "... Limited" ve "... Limited" şirketlerinin üçüncü kişi konumundaki "... A.Ş." ve "... A.Ş." ile imzaladıkları lisans sözleşmeleri kapsamında "..." markasının kullanıldığı hususunda davacı vekillerince 09.10.2020 havale tarihli beyan dilekçesi ekinde, kök rapor döneminde dava doyasında mevcut olmayan "... Limited" ile 3. firmalarla yapılan "..." markası lisans sözleşmeleri ("..." ile "... Limited" şirketi arasında 12/01/2004 tarihinde imzalanan alt lisans sözleşmesinin imzalamış olduğu, davacı ... Limited bünyesine bağlı kuruluş olan ... Limited Şirketinin 14/12/2004-07/07/2008 tarihleri arasında ... Limited ile 07/07/2008 -09/06/2010 tarihleri arasında ise .... Limited ticaret ünvanını gösteren görsellerden oluşan belgelerin sunulduğu, ... Limited bünyesine bağlı kuruluş olan ... Şirketi ile ... şirketi arasında 17/10/2007 tarihli niyet mektubu ve 2007 tarihli lisans ve tasarım hizmetleri sözleşmesi imzalanmış olduğu ... Limited ile ... arasında imzalanan ve "..." markası altında sunduğu 29/02/2006 tarihli komisyon sözleşmesi imzalandığı, davacı ile ... arasında imzalanan ve "..." markası altında sunduğu 01/01/2013 tarihli komisyon sözleşmesinin imzalanmış olduğu ) sunulduğu, yasa gereği marka sahibinin marka tescilinden doğan hakkı üzerinde lisans hakkı tesis edebileceği, bu nedenle markanın lisans yoluyla kullanımının da, tescilli markanın fili olarak kullanılmış olabileceği hususunun kök raporda da belirtildiği gibi, markanın lisans yoluyla kullanılmış olabileceği, bu nedenle kök rapordaki belirttikleri görüşün davacı tarafça sunulmuş ilave belgelere istinaden davalı markalarının hükümsüzlüğü, sicilden terkini ile ihtiyati tedbir talep edilebileceğini, ancak nihai kararın Mahkemenin takdirinde olduğu hususunda heyet olarak görüş ve kanaate varıldığı bildirilmiştir.İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'ndan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 20/06/2022 tarihli raporda; Davalı ve davacı markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, davalı markalarının, davacının tescilli olduğu hizmet alanları bakımından reddedilmiş olmasından dolayı, aynı ya da benzer markaların farklı mal ve hizmet alanları bakımından tesciline bir engel bulunmadığı, bu nedenle davalı tarafın markalarının SMK m. 5/1-ç hükmüne göre hükümsüzlüğünün istenemeyeceği, davacı markalarının tanınmış marka niteliğinde olmadığı, davalının markalarını tescil ettirmiş olduğu faaliyet alanı dışında kullanması halinde, davacı markası ile davalının kullandığı ibarenin esas unsurlarının ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunması ve tarafların aynı sektörde benzer mal veya hizmetleri sunmalarından dolayı, firmaların farklı olmasına rağmen müşteriler nezdinde her iki firma arasında bağlantı olduğu düşüncesini ortaya çıkaracağını ve karıştırmaya sebebiyet verebileceğini, her ne kadar davalı taraf "..." ibaresini markasal olarak ilk defa kullanmış ise de, sadece ilk defa kullanımın yeterli olmadığı, aynı zamanda markanın kullanım yoluyla ayırt edici hale getirilmesi ve piyasada maruf hale getirilmesi gerektiği, oysa davalının ilk kullanımı ile davacı tescili arasında bir yıldan az bir süre bulunduğunu, bundan dolayı Yargıtay’ın aramış olduğu marufiyet şartının gerçekleşmemiş olduğunu, davacı tarafın ilk tescilini gerçekleştirdiği 2008 yılından başlamak üzere bu davanın açılmış olduğu 2017 yılına kadar herhangi bir dava açmamış olduğu, bu sürenin ortalama dokuz yıla tekabül etmekte olduğu, sessiz kalma başlangıç tarihini "..." ibaresinin kullanıldığı 2008 tarihi değil de, "... " markasının kullanılmış olduğu tarih olan 27.10.2010 tarihi esas alınsa bile, arada yedi yıldan fazla bir süre bulunduğu, davacı tarafın sessiz kalarak dava açma hakkını kaybetmiş olduğunu, "..." ibaresinin, davalı tarafından aynen ticaret unvanının bir eki olarak kullanılmış olmasının, kural olarak marka hakkına tecavüz teşkil etmeyeceği, ancak burada tespit edilmesi gereken hususun, davalı unvanının amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı olduğu, davalı taraf söz konusu ticaret unvanını davacının markalarını kullandığı faaliyet alanında markasal olarak, yani mal ve hizmetlerini ayırt etmek amacıyla kullanıyor ise, bu durumda marka hakkına tecavüzün varlığının söz konusu olabileceği, davalının markasını tescil ettirmiş olduğu 37 ve 42. hizmet sınıfları içinde belirtilmiş olan faaliyet alanlarını aşarak, davacının tescil edilmiş olduğu alanlarda markasını kullanmasının haksız rekabet teşkil edeceği, diğer taraftan bu konunun da, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramış olduğu gerçeğiyle birlikte ele alınması gerektiği, yani davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının kabul edilmesi halinde, davalının haksız rekabetinin de söz konusu olamayacağı, davalının ... alan adını, tescilli markalarının izin verdiği faaliyet alanında markasal olarak kullanabileceği, ancak web sitesindeki faaliyetlerin tescilli marka sınırlarını aşması halinde bu durumun davacı markalarını ihlal edebileceği, yine bu hususun da davacı tarafın sessiz kalarak hak kaybına uğramış olduğu gerçeğiyle birlikte ele alınması gerektiğine dair görüş ve kanaatine varıldığını bildirmişlerdir.
G E R E K Ç E :Dava konusu uyuşmazlık; "..." ve "..." esas unsurlu davacı marka haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men’i, ref’i, ... A.Ş. ticaret unvanının iptali ve sicilden terkini. ..., alan adının terkini; "... " isimli ..., ... ve ... hesaplarına erişimin engellenmesi, davalı adını tescilli ... numaralı marka ile dava dilekçesinde başvuru aşamasında olan markaların (..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ... ) tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosyada mevcut TPMK kayıtları ile; ... numaralı "..." markasının davalı tarafın marka tescil başvurularından, ticaret unvanının değiştirilmesinden ve... alan adının tahsisinden daha önce tescil edildiği tespit edilmiştir.Davalının daha sonra yaptığı marka tescil başvurularına davacının itiraz üzerine, davacının markasının 37. ve 42. sınıfta tescilli olduğu mal ve hizmetlerle ilgili davalının tescil talepleri reddedilmiş, davalının markaları aynı sınıflarda olmakla birlikte, farklı mal ve hizmetler için tescil edilmiştir.Davacı vekilinin ticaret unvanının terkini talebiyle ilgili istinaf taleplerinin incelenmesinde; davacı şirketin 2002 yılında İngiltere’de kurulduğu, 2008 yılında Türkiye'de "..." ibareli marka tescil bşavurusu yaptığı ve markasının tescil edildiği, davalı şirketin ise 09/06/2014 tarihinde ticaret unvanını değiştirerek "..." ibareli ticaret unvanını tescil ve ilan ettirdiği tespit edilmiştir. Davacı, davalının ticaret unvanının terkini talebini tescilli markasından kaynaklan haklarının yanı sıra, İngiltere’de tescilli olduğunu iddia ettiği ticaret unvanından kaynaklanan hakkına da dayandırmıştır. Her ne kadar davacı şirketin ticaret unvanı Türkiye'de tescilli olmasa dahi 2002 yılından bu yana kullandığı anlaşılan bu ticaret unvanının Paris Sözleşmesi'nin 8. maddesi gereğince Türkiye'de de korunması gerektiği, davalının ticaret unvanını değiştirdiği 09/06/2014 tarihinden 31/03/2017 dava tarihine kadar 3 yıldan az bir zaman geçtiği, davalının dosyaya sunulan bu tarihten önceki faturalarında "..." ibaresini markasal olarak kullandığı tespit edilmişse de, ticaret unvanı olarak ... Şirketi unvanını kullandığı anlaşılmıştır. Mahkemece davalıya ait olduğu tespit edilen internet sitelerinde bu konuda inceleme yaptırılmadığı, davalının "..." ibaresini ticaret unvanı olarak hangi tarihten itibaren kullandığına dair delillerin tam olarak toplanmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının ticaret unvanından kaynaklanan haklarıyla ilgili sessiz kalıp kalmadığının ve TTK’nun 52. maddesindeki ticaret unvanının silinmesi koşullarının mevcut olup olmadığının araştırılması ve kararda tartışılması gerektiği halde eksik inceleme ile, yalnızca marka haklarıyla ilgili değerlendirme yapılarak ticaret unvanının terkini talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin ticaret unvanının terkini talebiyle ilgili istinaf talebinin kabulüne karar verilmiştir.Tüm bu nedenlere; davacı vekilinin diğer istinaf talepleri bu aşamada incelenmeksizin, istinaf taleplerinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, Mahkemece İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/132 D.İş sayılı dosyasının dosya içine getirtilmesine, bir marka uzmanı, bir sektör uzmanı ve bir bilişim uzmanı bilirkişiden oluşacak yeni bir bilirkişi heyetinden delil tespiti dosyası ve davalıya ait ... alan adlı internet sitelerinin arşiv kayıtları da incelenerek, davalının bu internet alan adlarını hangi tarihten itibaren aktif olarak kullanmaya başladığına ve içeriğine dair rapor istenilmesi, davalının "..." ibaresini ticaret unvanında hangi tarihten itibaren kullanmaya başladığının incelenmesine, ayrıca hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında, davacı vekiline müvekkilinin İngiltere’de ki ticaret sicil kaydının onaylı örneğini ve tercümesini dosyaya sunması için kesin süre verilerek, sunulduğu takdirde davalı şirket ile aynı ticari faaliyetlerde bulunmak üzere tescil edilip edilmediği incelenerek, sonucuna göre ticaret unvanının terkini talebinin değerlendirilmesi, sunulmadığı takdirde mevcut dosya kapsamına göre değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince, İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 07/12/2022 tarihli 2017/512 E. - 2022/204 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Yukarıdaki gerekçede belirtildiği şekilde yargılamaya devam olunmak üzere dosyanın, karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-İstinaf talebi kabul edildiğinden, istinaf peşin harcının talebi halinde davacı tarafa iadesine, 4-İstinaf yargılama giderleri olarak; Davacı avansından kullanıldığı anlaşılan; 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 720,00 TL (posta-teb-müz) masrafının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 20/11/2024 tarihinde HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.