mahkeme 2022/809 E. 2025/1401 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/809
2025/1401
12 Eylül 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/809
KARAR NO : 2025/1401
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 26/10/2021
NUMARASI : 2016/738 E. - 2021/734 K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Simsarlık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin Ebulula Cad. Çağlayan Sitesi A Blok No...Akatlar İstanbul adresinde bulunan işyerinde gayrimenkul komisyon ve aracılık işleri yaptığını, davalı ...'ın müvekkili şirkete müracaat ederek o tarihte çalışanı olduğu diğer davalı ... İnş. ve Tic. AŞ İçin büyük bir kiralık gayrimenkule ihtiyaçları olduğunu beyan ettiğini, müvekkili şirketin çalışanı ... vasıtası ile davalıya bir kısım gayrimenkullerin gösterildiğini, akabinde de taraflar arasında 09/04/2008 tarihli gayrimenkul tellallığına ilişkin sözleşme imzalandığını, anılan sözleşmeye göre davalı tarafın yıllık kira bedelinin %12'si ve bu tutarın KDV'sini hizmet bedeli olarak müvekkili şirkete ödemeyi kabul ettiğini, davalıların ... A Plaza'da Kavacık İstanbul adresinde bulunan ve aylık kira bedeli 100.000,00-USD olan gayrimenkulü beğendiklerini, müvekkili şirketin tarafları bir araya getirdikten sonra taraflar arasında kira sözleşmesinin de imzalandığını, müvekkili şirketin vermiş olduğu hizmet nedeniyle davalılardan yıllık kira bedelinin %12'si + KDV tutarı olan 169.920,00-USD alacağa hak kazandığını, ancak müvekkilinin hak kazandığı komisyon ücretinden 10.000,00 USD'nin müştereken ve müteselsilen tahsili için İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/155 Esas sayılı dosyası ile kısmi dava açıldığını ve yargılama sırasında 169.920,00 USD alacaklarının bilirkişi raporuyla tespit edildiğini, iş bu dava sonucunda ise davanın talepleri gibi kabul edildiğini belirterek, geriye kalan ve saklı tutulan 159.920,00-USD alacağın fazlaya dair her türlü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 159.920,00-USD alacağının 09/04/2008 tarihinden itibaren işlemiş ve işlemeye devam edecek olan ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle; HMK'nun 6. Maddesinde mahkemelerin yetki alanlarının düzenlendiğini, HMK 7. Maddesinde ise davalının birden fazla olması durumunda davanın, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceğinin düzenlendiğini, davacı tarafça açılan iş bu davanın davacının komisyon alacağının iddiasının konusu olan gayrimenkulün İstanbul ili Beykoz ilçesi Kavacık semtinde bulunduğunun davacı tarafça da bilinmesine rağmen iş bu davanın ve daha önce açılan İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davanın diğer davalı ... İnş. Ve Tic. AŞ'nin eski adresinin beyan edildiğini, iş bu davayı kabul anlamına gelmemek üzere mahkemenin davada yetkisiz olduğunu, öncelilke yetkisiz mahkemede açılan davanın reddine karar verilmesini, yine davanın kabulü anlamına gelmemek üzere davacı tarafın tüzel kişiliğine haiz bir ticaret şirketi olduğunu, diğer davalı ... İnş. Ve Tic. AŞ'nin de tacir vasfına haiz bir tüzel kişi şirketi olduğunu, TTK'nun 5. Maddesi uyarınca iş bu davanın Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde görülmesi gerektiğini, davacı yanca İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/155 Esas sayılı dosyasıyla alacaklarının sabit olduğu belirtilmiş ise de, iş bu dosyada verilen kararın kesinleşmiş bir karar olmadığını, temyiz edildiğini, kısmen müvekkili ile kısmen diğer davalı şiket ve kısmen de davacı lehine bozulduğunu, söz konusu gayrimenkulün kiralanmasında müvekkilinin veya davacı emlak şirketinin hiçbir alacağının söz konusu olmadığını, İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/155 Esas sayılı dosyasında dinlenen tanık beyanları ile davacı emlak şirketinin söz konusu gayrimenkulün kiralanması ile ilgili olarak herhangi bir aracılık faaliyeti yapmadığının açıkça ortaya konduğunu, ayrıca bu dosyadan alınan bilirkişi raporunda da davacı emlak şirketinin ücrete hak kazandığı bir tellallık sözleşmesinin bulunmadığının tespit edildiğini, dosyanın Yargıtay 11. Hukuk Dairesince verilen kararda davalı ... hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir şeklinde ilk derece mahkemesinin kararının bu yönüyle bozulduğunu belirterek, iş bu davanın gerek usul yönünden gerekse esas yönünden bütünü ile reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... İnş. ve Tic. AŞ vekili, savunmasında özetle; HMK'nun 6. Maddesinde mahkemelerin yetki alanlarının düzenlendiğini, HMK 7. Maddesinde ise davalının birden fazla olması durumunda davanın, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceğinin düzenlendiğini, davacı tarafça açılan iş bu davanın davacının komisyon alacağının iddiasının konusu olan gayrimenkulün İstanbul ili Beykoz ilçesi Kavacık semtinde bulunduğunun davacı tarafça da bilinmesine rağmen iş bu davanın ve daha önce açılan İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davada müvekkilinin eski adresinin beyan edildiğini, iş bu davayı kabul anlamına gelmemek üzere mahkemenin davada yetkisiz olduğunu, öncelikle yetkisiz mahkemede açılan davanın reddine karar verilmesini, yine davanın kabulü anlamına gelmemek üzere davacı tarafın tüzel kişiliğine haiz bir ticaret şirketi olduğunu, bu dava ile iddia edilen (taraflarınca hiçbir şekil ve surette kabul edilmeyen) komisyon alacağı iddiasının da esasen tacir vasfındaki davacı şirketin ticarethanesi ile ilgili bir alacak iddiası olduğunu, TTK'nun 5. Maddesi uyarınca iş bu davanın Asliye Ticaret Mahkemeleri nezdinde görülmesi gerektiğini, müvekkili şirketin kiraladığı gayrimenkulün kiralanması ile ilgili olarak diğer davalı .../veya davacı emlak şirketinin ve/veya herhangi bir elamanını hiçbir dahili ve /veya aracılığının söz konusu olmadığını belirterek, iş bu davanın gerek usul ve gerekse esas yönünden bütünü ile reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Aynı taraflar arasında aynı hukuki sebebe ilişkin daha önce ikame olunan kısmi talepli dava nedeniyle İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2016/259 E. 2017/1000 K. Sayılı dosyasından 20.12.2017 tarihinde aşağıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ve verilen karar Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2018/5483 E. 2019/6657 K. Sayılı 23.10.2019 tarihli onama ve 2020/139 E. 2021/2876 K. Sayılı 25.03.2021 tarihli tashihi karar talebinin red kararı ile mahkemece verilen kararı kesinleştiğinden, mahkememizce yapılan yargılama sırasında bekletici mesele yapılan anılan karar ve gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.Davalı şirket tarafından ihtilafın geçtiği döneme ilişkin şirketi temsile yetkili şahısların isimleri bildirilmiş ve ticaret sicilde de davalı ...'un şirket temsilcisi olmadığı anlaşılmıştır. Acaba söz konusu davalının ticari mümessil değil de ticari vekil olarak nitelendirilmesi mümkün müdür.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2014/7-325, Karar No: 2016/556 sayılı kararında "Ticari mümessil ve ticari vekile ilişkin açıklamalara gelince, ticari hayattaki yoğunluk ve karmaşıklık, ticari işletme sahibinin, belirli bir büyüklüğe ulaşmış olan işletmesini tek başma yönetmesini neredeyse imkânsızlaştırdığı için, yardımcı kullanması zorunlu hale gelmektedir. Ticari mümessil ve ticari vekil, bu yardımcılardan ikisidir.Gerek ticari mümessillik ve ticari vekillik; gerekse diğer yardımcılıklar (örneğin komisyoncu, acente gibi) dava konusu uyuşmazlığın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 32. maddesinde düzenlenmiş olan temsil müessesesinin, ticari hayatın söz konusu gereklerinden kaynaklanan, bu gerekliliklere uydurulmuş özel türleridir. Önemli bir ortak yön olarak, hem ticari mümessillik ve hem de ticari vekillik, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerirler ve bu temsil yetkisinin verilmesinde etken olan alt ilişkiden bağımsız bir nitelik taşırlar. Ticari mümessil, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449/1. maddesinde, “Bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimse” olarak tanımlanmış; maddenin 2. fıkrasında, “Müessese sahibi, vekâletnameyi ticaret siciline kaydettirmeye mecburdur. Ancak kayıttan evvel dahi mümessilin muameleleri ile mülzemdir.” hükmüne yer verilmiştir. Ticari vekil ise, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 453/1. maddesindeki tanıma göre, “Ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimse”dir. Maddenin 2. fıkrasında, ticari vekilin yetkilerinin mutad işlerin tümünü kapsadığı, ancak, açık bir yetki verilmedikçe ticari vekilin bazı işlemleri yapamayacağı belirtilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun bu tanımlamaları itibariyle, ticari mümessil ve ticari vekil arasında, ana hatlarıyla şu farkların bulunduğu görülmektedir: Ticari mümessilin, bir işletmenin tüm işlerini idareyle görevlendirilmesine ve böylece, işletmenin belirli yetkilere sahip “idarecisi” niteliğinde olmasına ve adeta işletmenin sahibiymiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 451. maddesindeki sınırlamalar dışında) yapabilme yetkisine sahip bulunmasına karşın, ticari vekilin temsil yetkisi, işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır; ticari vekil, işletmenin yönetimine ve yürütülmesine ilişkin yetkilere sahip değildir. Dolayısıyla, ticari mümessil işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisine sahip olduğu halde, ticari vekil, kural olarak sadece olağan işleri yapabilir; ticari vekilin, olağan işler dışında kalan alanlarda işletmeyi temsilen işlem yapabilmesi, ancak, işletme sahibince o konuda özel olarak yetkilendirilmesiyle mümkündür Bir başka fark da şudur: Ticari temsilcinin tersine ticari vekil, ticaret siciline tescil edilemez.Yukarıda değinildiği üzere, gerek ticari mümessilin ve gerekse ticari vekilin temsil yetkisi, işletme sahibinin (tüzel kişiliğe sahip işletmelerde, temsile yetkili olanın) tek taraflı bir hukuki felemine dayalıdır. Herhangi bir şekil şartına tabi olmamakla birlikte, yasal düzenlemeler Çerçevesindeki yerleşik uygulamada, işletme sahibinin bu konudaki tek taraflı hukuki işleminin, genellikle yazılı bir vekâletname verilmesi şeklinde tezahür ettiği bilinmektedir.Vurgulanmalıdır ki; yukarıda yapılan açıklamaların da ortaya koyduğu gibi, bir kişinin ticari vekil mi, yoksa ticari mümessil mi olduğunun çekişmeli bulunduğu hallerde öncelikle, o kişiye işletme sahibi (veya işletmeyi temsile yetkili kişi) tarafından verilen yetkilerin içerik ve kapsamları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır.Eğer, verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte ise, ortada ticari mümessilin bulunduğu; buna karşılık, sadece olağan işlerle sınırlı bir yetki verilmiş ise, ticari vekilden söz edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 19.04.2006 gün, 2006/19-165 E., 2006/213 K.; 29.11.2006 gün ve 2006/12-758 E., 2006/754 K; 05.11.2008 gün ve 2008/15-651 E, 2008/654 K.; 19.10.2011 gün 2011/12-549 E., 2011/644 sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.” içtihadına yer verilmiştir.6098 sayılı TBK’nun 551’nci maddesi bakımında davalı gerçek kişinin ticari vekil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Gayrimenkul kiralanması gibi yüklü borç doğuracak bir işlemin makul ve olağan işlem sayılması mümkün olmadığı gibi davalı şirket tarafından davalı gerçek kişinin bu işlerde sürekli olarak aracı gibi kullanıldığına dair dosya itibariyle de delil bulunmamaktadır. Aynı zamanda yer gösterme belgesine konu edilen taşınmaz davalı şirket ile dava dışı malik tarafından bizzat yapılan bir akitle kiraya konu edilmiş ve bu akitleşmede emlak komisyoncusu tarafından ve sayesinde sözleşmenin aktedildiği veya davacının iddiasına göre yer gösterme sonucunda kira ilişkisinin kurulduğu dosya kapsamı itibariyle sabit değildir. Davacının komisyona hak kazanabilmesi için kira ilişkisinin kendi emeği sonucunda kurulduğunun ispatı gerekmekle, yukarıda yapılan izah doğrultusunda ne ticari vekillik bakımından ne de davalı gerçek kişi bakımından bu ispat gerçekleşememektedir... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Davanın taraflarınca gayrimenkul tellalliğine ilişkin sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile açıldığını, davalılardan gerçek kişinin imzası ile taraflar arasında akdedilen 09.04.2008 tarihli gayrimenkul görme formunda gayrimenkulü gören kişinin veya bağlantılı olduğu kişilerin gayrimenkulü kiralaması halinde müvekkili şirkete yıllık kira bedelinin KDV dahil %12'sini hizmet bedeli olarak ödeyeceğinin belirtildiğini, daha sonra gezilip görülen yerin davalı şirketin ihtiyacına uygun bulunarak davalı şirket tarafından kiralandığını, gayrimenkul maliki olan dava dışı ... ...AŞ'ninde müvekkili şirketin verdiği hizmetten haberdar olduğunu, aksi halde müvekkili şirketin söz konusu gayrimenkulü 3.kişilere göstermek ve erişim imkanın olmayacağını, davalı şirketin müvekkili şirkete devre dışı bırakarak hizmet bedelini ödeme yükümlülüğünden kurtulmak amacı ile kötü niyetle dava dışı malik ile müvekkilinin verdiği hizmeti yok sayan bir kira sözleşmesi akdettiğini, mahkeme tarafından bu hususun göz ardı edilerek davanın reddine karar verildiğini, mahkeme tarafından tespit edildiği üzere ticari mümessilinin aksine ticari vekil atanmasının hiçbir şekil şartına bağlı olmadığını, davalı gerçek kişinin şirket bakımından vekil kabul edilebilmesi için ne ticaret siciline tescil edilmesi ne de yazılı vekaletnamenin belgenin şart olmadığını, davalıların kötü niyetli olarak 09.04.2008 tarihli sözleşmenin kendilerini bağlamadığını iddia ettiklerini, TMK'nın 2.maddeye aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, gayrimenkul simsarlığı sözleşmesinden doğan bakiye ücret alacağı istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davalılardan ... ile davacı arasında 09.04.2008 tarihinde gayrimenkul görme formunun düzenlendiği, dava dışı ... İnşaat ... AŞ ile davalı şirket arasında 18.06.2008 tarihinde kira sözleşmesinin kurulduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacının bakiye alacağından davalıların sorumlu olup olmadığı ile mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalılardan ... ile davacı arasında 09.04.2008 tarihinde gayrimenkul görme formunun düzenlendiği, davalı gerçek kişinin gayrimenkulleri gören kişi olarak formu imzaladığı, görülen gayrimenkulün formda ... AŞ Plaza Kavacık/İstanbul, fiyatın 100.000,00 USD olarak belirtildiği, görme formunda söz konusu gayrimenkulün görüldüğü, gayrimenkulü kendisi, ortağı veya çalışanı bulunduğu şirket, şirketin ortakları vb satın aldığı takdirde satış bedelinin %3+ KDV'sini, kiraladığı takdirde kira bedelinin %2 + KDV'sini davacı şirkete hizmet bedeli olarak derhal ve nakden başka bir ihtara gerek kalmaksızın ödeneceğinin kabul ve taahhüt edildiğinin belirtildiği, Beşiktaş 7. Noterliğinde onaylanan 18.06.2008 tarihli kira sözleşmesinin davalı şirket ile dava dışı ... İnşaat ... AŞ arasında gerçekleştirildiği, davalı şirketin kiracı, dava dışı şirketin ise kira veren olarak sözleşmede yer aldığı, gayrimenkul görme formunda formu imzalayan davalı gerçek kişiye ait bilgiler arasında iş yeri adı olarak davalı ... AŞ şirketinin bildirilmiş olduğu, davacı şirket tarafından 09.04.2008 tarihli gayrimenkul görme formundaki sözleşmeye istinaden sözleşmenin ihlali nedeniyle yıllık kira bedelinin %12 + KDV tutarı olan 169.920,00 ABD Doları hizmet bedeli alacağının şimdilik 10.000,00 ABD Dolarının tahsili amacı ile 04.06.2008 tarihinde alacak davası açtıkları, davanın her iki davalıya karşı yöneltilmiş olduğu, İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/155 Esas, 2010/453 Karar ve 29.12.2010 tarihli kararı ile davanın kabulüne dair hüküm tesis edildiği, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine "...1-Dava, taraflar arasında gayrimenkul tellallığı sözleşmesi bulunduğu iddiasına dayalı alacak istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, varlığı ileri sürülen hukuki ilişki nedeniyle davalıların sorumlu olup olmadıkları noktasında toplanmaktadır. Davalı ...Ş. vekili, müvekkili adına sözleşmeyi imzalayan diğer davalı ...’un yetkili temsilcisi olmadığını ve davalı şirketin yeri davacının aracılığı ile değil, doğrudan mal sahibi ile ilişki kurmak suretiyle kiraladığını savunmuştur. Olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 317. maddesi uyarınca, anonim şirketler, idare meclisi veya bu hususta yetkili temsilcileri tarafından temsil olunur. Dava konusu uyuşmazlıkta davalı ...’un bu şekilde bir yetkisinin bulunduğu kanıtlanmış değildir. Ancak, diğer davalı daha önce de şirket adına benzer muamelelerde bulunmuşsa ya da mevcut uyuşmazlıkta şirketin icazeti varsa şirketi bağlar. Bu durumda, mahkemece belirtilen savunma üzerinde durulmaksızın hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2–Öte yandan, davacının iddiasına göre diğer davalı ... sözleşmeyi şirket adına imzaladığına göre, sözleşmeden kaynaklanan hak ve borçlar şirket üzerine gerçekleşir. Nitekim mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Bu itibarla davalı ... hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi de doğru değildir. 3–6762 sayılı TTK’nın 4/1 maddesi uyarınca her iki taraf için ticari sayılan hususlardan doğan davalar ticari dava sayılır. İddianın ileri sürülüş şekline göre davalının işyeri ihtiyacı için kiralama yapılmıştır. Bu itibarla, davalılar tarafından ileri sürülen işbölümü itirazının kabulü ile sonuca gidilmek gerekirken bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. 4–Kabule göre de, sözleşme geçerli kabul edildiği ve sözleşme üzerinde bedel kararlaştırılmış olduğu halde ileride açılacak davayı etkileyecek şekilde fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi de doğru değildir....(1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı ...Ş. yararına, (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı ... yararına, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılar yararına, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulmasına..." karar verildiği, taraf vekillerinin bozma ilamına karşı karar düzeltme isteminin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/14650 Esas, 2014/418 Karar ve 10.01.2014 tarihli ilamı ile reddedildiği, İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin bozma ilamına uyarak 2014/82 Esas, 2014/452 Karar ve 18.11.2014 tarihli kararı ile davalının iş bölümü itirazının kabulüne ve dosyanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, kararın temyiz edilmeden kesinleşmiş olduğu, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/59 Esas, 2017/1000 Karar ve 20.12.2017 tarihli kararı ile davanın reddine dair hüküm tesis edildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/5483 Esas, 2019/6657 Karar ve 23.10.2019 tarihli ilamı ile onandığı, onama gerekçesinde; "...Mahkemece dosya kapsamı ve bozma ilamı çerçevesine göre; 6098 sayılı TBK'nın 551. maddesi bakımından davalı gerçek kişinin ticari vekil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, gayrimenkul kiralanması gibi yüklü ve borç doğuracak bir işlemin makul ve olağan işlem sayılamayacağı, davalı şirket tarafından davalı gerçek kişinin bu işlerde sürekli olarak aracı gibi kullanıldığına dair delil bulunmadığı, aynı zamanda yer gösterme belgesine konu edilen taşınmazın davalı şirket ile dava odışı malik tarafından bizzat yapılan akitle kiralandığı, kira ilişkisinin davacının yer göstermesi sonucunda kurulduğunun sabit olmadığı, davacının davalı gerçek kişinin ticari vekil olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve Daire'nin bozma kararı ile davalılar yararına usulü müktesep hak doğmasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir..." ifadelerine yer verildiği, onama ilamına karşı yapılan karar düzeltme isteminin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/139 Esas, 2021/2876 Karar ve 25.03.2021 tarihli ilamı ile reddedildiği, kararın 25.03.2021 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin bozma ilamı öncesinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/155 Esas, 2010/453 Karar sayılı dosyasını esas göstererek bakiye alacağın tahsili amacı ile 08.04.2013 tarihinde iş bu davayı açmış olduğu, davanın Yargıtay bozma ilamı öncesinde açıldığı, mahkemece İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/259 Esas sayılı dosyasının Yargıtay'dan dönüşümün beklenmesine karar verildiği, kararın kesinleşmesi üzerine yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddedilmiş olduğu anlaşılmıştır. Davacı şirket kısmi dava olarak simsarlık alacağına dair açmış olduğu davanın sonucunda iş bu davayı bakiye simsarlık alacağı için ek dava olarak açmıştır. Ancak davaya dayanak yapılan mahkeme ilamı yukarıda ayrıntılı şekilde yer verildiği üzere bozulmuş ve davacının açmış olduğu kısmi dava her iki davalı yönünden reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. HMK'nın 204. maddede; ilamların ve resmî senetlerin ispat gücü düzenlenmiştir. HMK'nın 204/1.fıkrada; ilamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetlerinin sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılacağına yer verilmiştir. Ayrıca, kesin hüküm bulunmaması HMK'nın 114/1.i hükmü uyarınca olumsuz dava şartlarındandır. Davacının bu ilişki nedeniyle bir alacağının bulunmadığı hususu ilk açılan kısmı dava ile kesinleşmiştir. Kesin delil niteliğindeki kısmı davaya dair ilam kapsamında mahkemenin ek dava yönünden vermiş olduğu ret kararında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.