mahkeme 2022/807 E. 2025/1400 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/807

Karar No

2025/1400

Karar Tarihi

12 Eylül 2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/807
KARAR NO : 2025/1400
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/02/2022
NUMARASI : 2021/778 E. - 2022/99 K.
DAVANIN KONUSU: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki istirdat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, takibin hukuka aykırı olarak kesinleştiğini, davalının yetkili hamili olduğu ve keşidecisi Metin ..., ciranta davacı ... ... olan bonolara ilişkin icra tehdidi altında bulunulması sebebiyle ödeme yapılmak durumunda kalındığını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına ödenen 74.075,48-TL 'nin ödeme gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; senetlere ilişkin icra takibinin 2016 yılında açıldığını, 2020 yılına kadar derdest kalan icra takibi kapsamında, keşideci/borçlu Metin ...'ün gayrimenkulüne haciz konulduğunu, kıymet takdiri yapıldığını ve satış aşamasına gelindiğini, bu aşamaların hiç birisinde, bonolardan kaynaklanan borcu davacıya ödediği iddia edilen keşideci Metin ...'ün böyle bir itiraz veya iddiası olmadığını, takip konusu bonoların bedellerini ödemiş bulunan bir borçlunun, bu bonolardan dolayı gayrimenkulünün satış aşamasına gelmesine rağmen, bu konuda en küçük bir itiraz veya hukuki girişimde bulunmamış olmasının davacının bu iddiasının gerçeğe aykırılığını ortaya koyduğunu savunarak, davanın reddine ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Bakırköy 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/535 Esas, 2021/225 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Görevsizlik kararı istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı tarafından Bakırköy 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile kambiyo senedine dayalı olarak aleyhine başlatılan icra takibine ödenen paranın iadesi istemli olarak huzurda görülen dava açılmıştır. Söz konusu icra dosyası mahkememizce celp edilmiş olup takibe dayanak yapılan 09/03/2016 tanzim, 30/04/2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli, 09/03/2016 tanzim, 30/05/2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli, 09/03/2016 tanzim, 30/06/2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli ve 09/03/2016 tanzim, 30/07/2016 vade tarihli 11.000,00 TL bedelli bonoların nakden kaydı içerdiği görülmüştür. Bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini içeren davada ispat yükü, kural olarak senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Her ne kadar davacı tarafından söz konusu bonoların gerçek bir borç ilişkisine dayalı olarak düzenlenmediği; tahsil edilmek üzere davalıya ciro edildiği iddia edilmiş ise de bu iddiaların ancak yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup davacı tarafından bu iddialarını ispatlayacak yazılı bir delil dosyamıza sunulmamıştır. Davacı tarafından her ne kadar tanık deliline dayanılmış ise de davacının tanık dinletme talebinin HMK'nın 200. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. Ayrıca davacı vekili tarafından dosyaya sunulan Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/34 E. dosyasındaki davalının mahkeme huzurundaki beyanları da işbu dava konusu bonoların ihdas sebebiyle ilgili olmadığından mahkememizce dikkate alınmamıştır. Davacı tarafından dava dilekçelerinde açıkça yemin deliline dayanıldığından davacıya iddialarının ispatı bakımından yemin deliline dayanıp dayanmayacağı konusunda süre verilmiş olmasına rağmen davacı tarafça mahkememizce verilen kesin sürede yemin deliline dayanılmamıştır. Açıklanan nedenlerle ispatlanamayan davanın reddi ile davalı vekilinin şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar verilerek..." gerekçesiyle davanın reddine, davalı vekilinin şartları oluşmayan icra inkâr tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Takibe dayanak senetlerin her ne kadar davalı adına ciro edilmiş ise de söz konusu cironun müvekkilinin o tarihlerde geçirdiği ceza soruşturması sebebiyle tahsil edilemeyecek olması nedenine dayanarak davalı ile ortak iş ve işlemlerde bulunulması hasebiyle yapılmış bir ciro olduğunu, müvekkili ile davalı arasında gerçek bir borç ilişkisinin bulunmadığını, taraflar arasındaki yaşanan husumet sebebiyle takiplerin başlatıldığının ortada olduğunu, her ne kadar yazılı bir kayıt sunulamasa da olmayan hukuki ilişkinin kanıtlanmasının mümkün olamayacağının açık olduğunu, ispat noktasında inceleme yapılmadığını, HMK 202.maddede; delil başlangıcı bulunan hallerde senetle ispat kuralının olması durumunda dahi tanık dinlenebileceğinin düzenlendiğini, 203.maddede ise senetle ispat zorunluluğunun istisnalarının düzenlenmiş olduğunu, (b) bendinde işin niteliği ve tarafların durumuna göre senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemleri ile (c) bendinde; senet alınmasında imkansızlık veya olağanüstü güçlü bulunan hallerde yapılan işlemler (ç) bendinde; aşırı yararlanma iddiaları ve (e) bendinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle şeklinde düzenlemelerin mevcut olduğunu, hukuk literatüründe kabul gören gizli tahsil cirosu kavramının değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin ... İnşaat Şirketinin yetkilisi olduğunu, inşaat işlerinin yürütülebilmesi konusunda gerektiğinde sektörden anlayan kişiler ile çalışma gereği duyduğunu bu kapsamda davalı ile sınırlı ortaklık yaptığını, senetlerin tahsilini sağlamak amacıyla davalıya ciro edildiğini, alacağın yine müvekkiline ait olması şart ve anlaşması ile ciro yapıldığını, gizli tahsil cirolarında inançlı işlemin olduğu şeklinde açıklamaların bulunduğunu, Metin ... imzalı senetlerin müvekkili ile dava dışı Metin ... arasında yapılan ticari işleme dayandığını, adı geçenin tanık olarak dinlenmesini talep ettiklerini, Metin ... imzalı senetlerin 12 adet seri senet olduğunu, bütün borcun müvekkili tarafından tahsil edildiğini, bir kısmının takibe konulduğunu, infazen kapatıldığını, bu durumun davalı tarafça bilinmesine rağmen tekerrüren takip yapıldığını, haksız kazanç elde edildiğini, ayrıca davalının müvekkilinin iş ve işlemlerinin takibi için verdiği vekaletnameleri müvekkili iradesi dışında kullandığını, müvekkili üzerinden kredi çektiğini, daire satışını eniştesi ve kardeşine yaptığını, suç duyurusunun halen derdest olduğunu, davanın istirdat davası olduğunu, istirdat davalarında kural olarak ispat yükünün davacı alacaklıda olduğunu, alacaklının alacağın varlığını kanıtlamak durumunda olduğunu iddia ederek ,kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı iddialarının isabetsiz ve dayanaksız olduğunu, taraflar arasında inançlı işlem veya tahsil cirosu gibi bir anlaşmanın mevcut olması halinde dahi bu anlaşmanın yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, davacı tarafından sadece soruşturmadan bahsedildiğini, tutuklu olduğu için senetlerin tahsilinin yapılamadığının iddia edildiğini, bir şahıs hakkında sadece ceza soruşturması olmasının onun günlük hayatını işlerini yürütmesini senetlerinin tahsilini engellemeyeceğinin açık olduğunu, her nasılsa ceza soruşturmasının 12 adetten ibaret olan senetlerin 8 tanesinin tahsilini engellemediğini sadece 4 tanesinin tahsilini engellediğini, ayrıca senetleri tahsil için müvekkiline veren davacının bu senetlerin arkasını ciro etmesinin mümkün olduğunu ama bu cironun tahsil için yapıldığını, senede karşı iddiaların senetle ispatı gerektiğini, 2016 yılında keşideci ve davacı ciranta aleyhine takibe konulan senetlerin gayrimenkule haciz konulup satış aşamasına kadar gelmiş bulunan keşideci tarafından icra dosyasına ödenmeyip senetler alınmadan doğrudan diğer takip borçlusu davacıya ödenmiş bulunmasının bu dava açısından hukuken bir anlam ifade etmemekle birlikte hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, istirdat davasında ispat külfeti ile ilgili iddiaların dayanaksız olduğunu, müvekkilinin alacaklı olduğunu, takip konusu senetler ve arkasındaki ciro ile ispat ettiğini, davacının bu senetlerin geçersiz olduğu, borç doğurmadığı veya tahsil için ciro edildiğine dair iddialarını yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini, söz konusu senetleri borcuna karşılık ciro edip müvekkiline verdiğini, resmi mercilere verilen dilekçeler ile beyan ve ikrar ettiğini, şikayet dilekçesinde ortak yapılan işlemlerin devamı için müvekkiline dava dışı borçlarına mahsuben emanet olarak verildiğinin beyan ettiğini, el yazılı beyanında ise borcuna mahsup verdiğini ifade ettiğini, davacı beyan ve iddialarının çeliştiğini, davacı beyan ve iddiaları ile ilgili üç ayrı dava daha açıldığını tümünün davacı aleyhine sonuçlanmış bulunduğunu, söz konusu davaların bu dava ile ilgisinin bulunmadığını belirterek, davacının istinaf talebinin reddine, dava konusu edilen alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, istirdat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacının davalı adına dava konusu bonoları ciro ettiği ciro yolu ile intikal eden bonolar icra takibi sonucunda tahsil edildiği, davacı tarafça davalı hakkında savcılığa şikayette bulunulduğu, taraflar arasında vekaletname ilişkisinin mevcut olduğu ,daha sonradan davacı tarafın davalıyı azil etmiş olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, icra takibi sonucunda davalı tarafça tahsil edilen bonoların davacının davalı ile yapmış olduğu inançlı işlem sonucunda gizli tahsil cirosu ile devredilip devredilmediği, davacı tarafın iddialarına dair ileri sürdüğü belgelerin yazılı delil olarak kabulü ile tanık dinlenilmesi, değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği, ispat külfetinin davalıda olup olmadığı ile iş bu davada davalı tarafın icra inkar tazminat talep hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, dava dışı Metin ... tarafından davacı ... adına 09.03.2016 tarihinde olmak üzere vadesi 30.07.2016 olan 11.000,00 TL, vadesi 30.04.2016 olan 11.000,00 TL bedelli, vadesi 30.05.2016 olan 11.000,00 TL bedelli ve vadesi 30.06.2016 olan 4 adet bono düzenlendiğini, bonoların nakden olduğu, davacı tarafça davalı adına ciro edildiği, ciro veya senetler üzerinde başkaca herhangi bir açıklamaya yer verilmediği veya davacının iddiasını teyit edecek şekilde ayrı bir yazılı sözleşmenin mevcut olmadığı, davalı tarafça dava konusu 4 adet nakden düzenlemeli bonodan kaynaklanan toplam 44.000,00 TL asıl alacak ile ferileri olmak üzere 42.203,60 TL alacağın davacı ve dava dışı bonoyu düzenleyen Metin ...'den tahsili amacı ile Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 08.09.2016 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlattığı, takip sonucunda alacağın tahsil edilmiş olduğu, davacının davalı adına 25.04.2016 tarihinde Bakırköy 5. Noterliğinde düzenlenen vekaletname ile vekil tayin ettiği, vekaletnamedeki yetkilerin ifraz, inşaat için geniş yetki, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, kat mülkiyeti, kentsel dönüşüm işlemleri, taşınmaz alımı, taşınmaz satışı gibi sınırlı ve açıkça belirlenmiş olduğu, Bakırköy 5. Noterliğinde düzenlenen 31.01.2017 tarihli azilname ile azledildiği, davacı ... ile ... İnşaat yetkilisi olarak dava dışı banka ve banka ile borç ve protokol işlemleri gerçekleştirilmiş olduğu, davacının davalı hakkında 20.01.2020 havale tarihli dilekçe ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına TCK 155/158.maddeleri gereğince cezalandırılması amacıyla ve vekili aracılığıyla şikayette bulunulduğu, şikayet dilekçesinde; müvekkilinin inşaat şirketi yetkilisi olduğunu, sektörden anlayan kişilerle çalışma gereği duyduğunu bu nedenle aslen ortak olmamakla birlikte bir takım işleri yürütmek için davalı ...'ın geniş yetki ile vekaletname verilerek yetkili kılındığını, adı geçenin vekaleti kötüye kullandığı, bir takım haksız eylemlerde bulunduğunu, ortak yapılan bir takım işlerin devamı için müvekkilinin Metin ...'e ait 4 adet çeki dava dışı borçlarına mahsuben emanet olarak ...'a verdiği, emanet çeklerin hiçbir haklı alacak verecek ilişkisi olmaksızın takibe konulduğunu, çeklerin tahsil edilmeye çalışıldığını, ileri davranışlar ve müvekkilini aldatarak zarara sebebiyet vermesi sebebiyle cezalandırılması gerektiğini iddia ettiği, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 08.06.2020 tarihli kararı ile şikayetle ilgili kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, müşteki itirazının ise Bakırköy 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 21.10.2020 tarihli 2020/5217 D.İş sayılı kararıyla reddine karar verildiği, davacı tarafça ödenen bedelin tahsili istemine ilişkin iş bu istirdat davasının açılmış olduğu anlaşılmıştır. Davacı delilleri arasında tanık ve tanık adreslerini bildirmiştir.Mahkemece, 16.11.2021 tarihli gerçekleştirilen ön inceleme duruşmasının 2 nolu ara kararı ile davacı vekilinin tanık dinletme talebinin HMK 200.maddesi ve karşı tarafın tanık dinlenmesine, açık muvafakatı olmaması nedeniyle reddine dair karar verilmiştir. Aynı celsedeki ara karar ile dava konusu bono asıllarının ibrazı ve davacı vekiline delilleri arasında yemin delilini belirtmesi sebebiyle yemin deliline dayanıp dayanmadıklarını bildirmesi ve gerekli açıklamayı yapmaları için süre verilmiştir. Davacı vekilinin yemin deliline dayanmaması üzerine yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden mahkeme tarafından ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmiştir. Ayrıca davalı tarafın şartları oluşmayan icra inkar tazminat talebininde reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Dava, istirdat davasıdır. İİK 72.maddesinde; menfi tespit ve istirdat davaları düzenlenmiştir. İİK 72/7.fıkrasında; takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahsın ödediği tarihten itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde paranın geriye alınmasını isteyebileceği belirtilmiştir. Somut davada, 27.07.2020 tarihinde icra dosya borcunu ödeyen davacı tarafça, yasada belirlenen süre içerisinde arabuluculuk başvurusu ile birlikte iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Öncelikle istirdat davasında ispat külfetinin hangi tarafta olduğunun tartışılması gerekecektir. Davacı takibe konu edilen icra takibi neticesinde ödemek zorunda kaldığını belirttiği bonoların davalı tarafa inançlı işlem ile ciro edildiğini iddia ederek istirdat talebinde bulunmuştur. Ancak talebe dayanak olarak bonolar haricinde yazılı bir sözleşme veya başka bir delil ibraz edilmemiştir. Taraflar arasında noterde düzenlenmiş olan vekaletname ve devamındaki azle ilişkin vekaletnameler ve diğer yargılama süreçleri dikkate alındığında hizmet ve/veya ticari ilişkinin mevcut olduğu, bu ilişki kapsamında davalı tarafın davacı vekili olarak vekaletnamede belirtilen bir kısım iş ve işlemleri davacı adına gerçekleştirdiği veya en azından bu konuda kendisine vekaletnamenin verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. İstirdat davasında ispat yükü kural olarak davacı durumunda olan borçluya düşmektedir. Davacı, borcu bulunmadığını, borcun hükümsüz olduğunu veyahut borcun sona erdiğini ispatlaması gerekmektedir. TMK 6. maddesine göre, kural olarak bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “İspat Yükü” başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda ise senedin gizli tahsil cirosu ile devredildiği iddiasına dayanılmıştır. Buna ilişkin TTK'da herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Diğer taraftan davacı gizli tahsil cirosuna, itimada dayanan ciro, inançlı tahsil cirosu da denildiğini iddia etmiştir. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem kazandırmayı yapan kişiyi yani inanana belirli şartlar gerçekleşince kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yolu ile hükmen yerine getirilmesi istenebilir. Hukuk sistemimizde herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen inanç sözleşmesi belirli ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı şekle bağlı olmayan yazılı delildir. Ayrıca inanç sözleşmesine dayanak belgenin taşınmazın temlikinden sonra düzenlenmemiş olması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2007/1 -756 Esas, 2007/848 Karar, 14.11.2007) inanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul hem içtihadı birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamayacağın belirtilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 05.02.1947 tarih, 1945/20 Esas, 1947/6 Karar sayılı kararında kabul edildiği üzere inanç sözleşmesinin varlığının mutlaka davacının inançlı işleme yönelik iddiasını tarafların imzasını içeren ve en geç işlem tarihinde düzenlenmiş yazılı delil ile ispat edilmesi gerekmektedir. Yazılı delil olmamakla birlikte HMK'nın 202.maddesinde tanımlandığı şekli ile yazılı delil başlangıcı niteliğindeki belgelerle de inançlı işlemin ispatı mümkündür. Yazılı delil başlangıcı, iddia konusunun ispatına tek başına yeterli olmamakla iddia konusunu olası gösteren ve karşı tarafça verilmiş veya yollanmış belgedir. Somut olayda, davacının iddia ettiği üzere söz konusu cironun inançlı işlem şeklinde yapıldığı iddiasını ortaya koyan her iki tarafın imzasını içeren herhangi bir yazılı delil mevcut olmadığı gibi dava konusu iddiaya dair yazılı delil başlangıcı da mevcut değildir. Yukarıda yer verildiği üzere iddianın yazılı delille ispatının gerektiği durumlarda HMK 200.maddesinin 2.fıkrası gereğince karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenmesi mümkün olduğundan ve karşı tarafın bu konuda açık muvafakatının bulunmadığı tespit edildiğinden davacı vekilinin buna dair aksine iddiaları yerinde görülmemiştir. Yukarıda da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. TMK’nın 6. ve HMK’nın 191. maddesi uyarınca ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın yer değiştirmeyeceği ve davacının senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerektiği kabul edilmelidir. Bu anlamda mahkemece, davacı tarafın yemin deliline de dayanmamış olması nedeni ile davanın reddedilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.Diğer taraftan davalı vekili kendileri lehine tazminata karar verilmesi gerektiğine dair katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunmuş ise de; istirdat davasının sonuçlanmasından sonra haksız çıkan taraf aleyhine tazminata hükmedilmesine dair İİK'da herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Dolayısıyla istirdat davasının somut olayda olduğu üzere borçlu lehine sonuçlanması durumunda alacaklı aleyhine tazminata hükmedilemeyecektir. Bu sebeple davalı vekilinin katılma yolu ile talep etmiş olduğu tazminat isteminin reddi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Resen yapılan incelemede, 09.09.2020 tarihinde arabuluculuk başvurusunun gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılmıştır. Dava asliye hukuk mahkemesine açılmış olmasına ve her ne kadar daha sonra görevsizlik kararı verilerek 16.06.2021 tarihli görevsizlik kararı sonrasında dosya asliye ticaret mahkemesinin intikal etmiş ise de istirdat davası yönünden söz konusu tarihler dikkate alındığında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı değildir. Yasa, 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir. Ancak arabuluculuk başvurusunda bulunan davacı tarafça HMK'nın 327.maddesi gereğince karşılanması gerekecektir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden olduğundan ve HMK 327/1.fıkrası gereğince gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraftan, yapılan giderin tahsili gerekeceği resen dikkate alınmış ve hüküm bu yönden de düzeltilerek, kamudan harcanan arabuluculuk giderinin davacıdan tahsiline karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2, 33 ve 355.maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, taraf vekillerinin istinaf başvuru nedenleri yerinde olmamakla birlikte HMK'nın 355. maddesi gereğince resen yapılan inceleme neticesinde, kamudan harcanan arabulucuk giderinin, arabuluculuğa başvuran taraftan tahsili amacı ile hükmün düzeltilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davacı ve davalı vekilleri tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesi kararının resen düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın reddine,2-Davalı vekilinin şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 1.265,03 TL nispi harçtan mahsubu ile fazla alınan 649,63 TL harcın, hükmün kesinleşmesinden sonra ve talep hâlinde davacıya iadesine,4-Davacı tarafından sarf olunan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafından yapılan herhangi bir masraf bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,6-Sarf olunmayan delil/gider avanslarının, karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,7-Kendisini vekil ile temsil ettiren davalı taraf lehine yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/1 maddesi gereğince takdir olunan 10.429,81 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,8-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücreti giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,9-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,c-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,10-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim