mahkeme 2022/47 E. 2023/2133 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/47
2023/2133
28 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/47
KARAR NO: 2023/2133
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/10/2021
NUMARASI: 2020/568 E. - 2021/769 K.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit ve Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki menfi tespit ve alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 04.04.2019 tarihli "mal alım sözleşmesi" ile müvekkilince imal edilecek avizelerin davalıya satışına ilişkin esasların düzenlendiğini, sözleşme kapsamında davalının 05.04.2019 tarihli 3 adet çekle toplam 600.000 TL avans ödemesi yaptığını, bu avans ödemesine karşılık müvekkilince davalıya 05.04.2019 düzenleme tarihli 600.000 TL bedelli avans teminat senedi verildiğini, daha sonra döviz kurundaki dalgalanma nedeniyle davalının talebi üzerine verilen ilk teminat senedinin iadesi karşılığında davalıya 2 adet 50.000 USD'lik avans teminat senedinin düzenleme ve vade tarihi olmaksızın verildiğini, o tarihteki kura göre yapılan hesaplamada 100.000 USD'lik iki adet senedin 600.000 USD bedelli senede denk geldiğinin açıkça anlaşılacağını, ancak davalının ilk senede iade etmediğini ve boş olarak verilen iki adet senedi de anlaşmaya aykırı doldurarak işleme koyduğunu, taraflar arasında düzenlenen 26.04.2019 tarihli mal alım sözleşmesi kapsamında ise, müvekkilince davalıya satılacak avize emtiası için davalı tarafça 26.04.2019 keşide tarihli 300.000 TL bedelli çek ve 29.04.2019 tarihinde 50.000 TL nakit olmak üzere toplam yapılan 350.000 TL avans ödemesi yapıldığını, bu avans ödemesinin teminatı olarak da müvekkilince 26.04.2019 tarihli ve 350.000 TL bedelli avans teminat senedi verildiğini, sözleşmeler ile senetlerin arka yüzünde bu senetlerin teminat amacıyla verildiğinin yazılı olduğunu, müvekkilinin sözleşmeler kapsamındaki edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının avans olarak verilen teminat senetlerinin iade edilmediğini ve cari hesap bakiye alacağını ödemediğini, müvekkilince keşide edilen Beyoğlu ...Noterliğinin 11.10.2019 tarihli ihtarı ile cari hesap borcunun ödenerek dört adet avans senedinin iadesinin istendiğini, davalının borcunu ödeyerek avans olarak verilen teminat senetlerini iade etmesi gerekirken İstanbul ....İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip başlattığını, takibe dayanak 4 adet avans teminat senedinden dolayı müvekkilinin davalı şirkete borçlu olmadığını, sunulan sözleşmelerin davalı tarafından hazırlanan matbu sözleşmeler olduğunu ve imzalanması için müvekkiline elektronik posta ile gönderildiğini, davalı tarafından imzalanıp taranarak gönderilen 04.04.2019 tarihli sözlemenin müvekkilince imzalanarak iade edildiğini, buna istinaden davalı şirketin de faktoring şirketine gönderdiği teyit yazısını da müvekkiline gönderdiğini, 26.04.2019 tarihli sözleşmenin de imzasız olarak davalı tarafından müvekkiline gönderildiğini ve sözleşmenin müvekkilince imzalandığını, sözleşmelerin bizzat davalı tarafından antetli kağıdına basılarak kod ve sayı numarası verildiğini, bu şekilde işlem yapılarak müvekkilinden emtia alınmasından sonra bedelinin ödenmeyerek, teminat senetlerinin iade edilmediğini, davaya konu mal alım sözleşmeleri dışında taraflar arasında bir ticari ilişki bulunmadığını ve müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunu ileri sürerek, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibine konu teminat senetlerinden dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespitine, cari hesap alacak bakiyesi yönünden şimdilik 10.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı 31.08.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak talebini 598.500 TL'sına yükseltmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin yerleşim yerinin 30.12.2019 tarihinde değişmesine rağmen önceki yerleşim yerine 07.12.2020 tarihinde TK'nın 35.maddesine göre yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, bu nedenle tebliğ tarihinin vekaletname sunulan 04.01.2021 tarihi olarak düzeltilmesi gerektiğini, taraflar arasında çok yönlü ticari ilişki bulunduğunu, davacının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle takip başlatıldığı, davacının teminat senedine ilişkin iddialarının yersiz olduğunu, bu iddianın senet metnindeki yazı veya bir sözleşme ile kanıtlanabileceğini, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 05.04.2019 keşide tarihli 600.000 TL, 26.04.2019 keşide tarihli 350.000 TL olmak üzere 950.000 TL ile iki adet 25.07.2018 ve 31.07.2018 vade tarihli toplam 100.000 USD bedelli dört adet bononun takibe konu edildiğini, sözleşmelerde yer alan soyut nitelikteki "avans teminat senedi" ibarelerinin takip konusu bonolarla ilişkilendirilmeye çalışıldığını, sözleşmelerde açıkça bono bilgilerinin yer almadığını, teminat senedi verilmesine ilişkin genel bir ibarenin bu senedi teminat senedi haline getirmeyeceğini, takip konusu iki adet Türk Lirası cinsi senede ilişkin davacı şirket yetkilisinin kabul beyanı bulunduğunu, icra dosyasındaki haciz zaptı ve kefalet beyanları dikkate alındığında davanın reddi gerektiğini, USD cinsi senetler yönünden herhangi bir ispat ileri sürülmediğini, kaldı ki senetlerin vade tarihlerinin sözleşmelerden önceki bir tarihe ilişkin olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Menfi tespit davası yönünden yapılan yargılama sonrasında; Taraflar arasında yapılmış 04/04/2019 ve 26/04/2019 tarihli Mal Alım Sözleşmeleri kapsamında, davacı tarafça satışı yapılan mallara ilişkin davalı tarafça yapılan avans ödemelerine karşılık takibe ve davaya konu bonoların davacı tarafça düzenlenerek davalıya verildiği anlaşılmış olup, benimsenen bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, davacı tarafça satışı yapılan ve davalıya teslim edilen mallara ilişkin düzenlenen -davalı ticari defterlerinde kayıtlı olan- fatura içeriğine davalı tarafça süresi içinde itiraz edilmediği, dolayısıyla sözleşmeler kapsamında malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerekmiştir. Diğer yandan davalı tarafça taraflar arasındaki 04/04/2019 ve 26/04/2019 tarihli sözleşmeler dışında, bono düzenlenmesini gerektirecek başka bir hukuki ilişki iddia ve ispat edilmemiş olup, bu durumda takibe ve davaya dayanak 15/08/2018 vade tarihli 50.000 USD bedelli 2 adet bono, 15/05/2019 vade tarihli 600.000 TL bedelli bono ve 15/07/2019 vade tarihli 350.000 TL bedelli bonoların bedelsiz kaldığı kanaatine varıldığından menfi tespit istemi yönünden açılan davanın kabulü ile takibe ve davaya dayanak bonolardan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine; davacı hakkında haksız takibe geçilmesi ve alacaklının takip konusu bonoların lehdarı olduğundan davacının borçlu olmadığını bilebilecek durumda olması nedeniyle takibe girişmekte kötü niyetli olduğundan İİK 72/5.maddesi gereğince tazminata mahkumiyetine karar vermek gerekmiştir. Alacak davası yönünden yapılan yargılama sonrasında; usulüne uygun tutulan tarafların ticari defterlerinde, taraflar arasındaki sözleşmeler kapsamında davacı tarafça satışı yapılan mallara ilişkin düzenlenen faturaların kayıtlı olduğu, davacı tarafça düzenlenen e-faturaya ilişkin davalının itirazını ispatlayan herhangi bir delil bulunmadığı, dolayısı ile TTK'nın 21/2.maddesi gereği faturalar kapsamındaki malların davalı tarafça teslim alınmış olduğunun kabulü gerektiği; benimsenen bilirkişi raporunda dayanak ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, incelenen ticari defter ve kayıtlara göre davacının davalıdan 598.500,00 TL cari hesap bakiye alacağının bulunduğu, davadan önce davalının temerrüde düşürülmediği anlaşıldığından ıslah edilen alacak davasının kabulüne..." gerekçesiyle menfi tespit davasının kabulü ile İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında takibe dayanak yapılan 4 adet bonodan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davanın açılışındaki 1.560.000,00 TL dava değerinden 10.000,00 TL'lik alacak davası değeri düşüldükten sonra menfi tespit istemine ilişkin olarak harçlandırılmış 1.550.000,00 TL üzerinden İİK.nın 72/5.maddesi gereğince %20 oranında hesaplanan 310.000,00 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, alacak davası yönünden davanın ıslah edilmiş şekli ile kabulü ile 598.500,00 TL'nin ıslah tarihi olan 31.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yetki itirazının süresinde yapılmadığına ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, oysa dava dilekçesinin 07.12.2020 tarihinde TK'nın. 35. maddesine göre müvekkilinin 30.12.2019 tarihli sicil gazetesinde ilan edilerek değiştirilen eski adresine yapıldığını, bu nedenle usulsüz olan tebligatın geçersiz sayılarak öğrenme tarihi olarak vekalet sunulan 04.01.2021 tarihinin tebligat tarihi olarak sayılması gerektiğini, 04.01.2021 tarihli süre uzatım dilekçesinin kabul edilmesi ile 11.01.2021 tarihli cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunulmasına karşın yetkisizlik kararı verilmemesinin hatalı olduğunu, süresinde bildirilen delillerin toplanmadığını, tanıkların dinlenmeden karar verildiğini, sadece davacının sunduğu belgelerin değerlendirilerek hatalı karar verildiğini, tek yanlı belgeler ve düzenlenen bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, müvekkilinin muvaffakı olmamasına karşın davacı tanıklarının dinlenildiğini; Menfi tespit davasında şirket yetkilisi ... 14.10.2019 tarihli haciz tutanağındaki beyanlarının dikkate alınmadığını, tutanakta borçlu vekilinin kendi el yazısı ile şahsi kefaleti olduğu ve borcun 900.000 TL'lik kısmının kabul edilmesi karşısında İİK'nın 38. maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletlerin ilam niteliğinde olduğunun dikkate alınmadığını, icra kefaletinin kabulünün davacı borçlu şirketi bağlayıcı olduğunu, 27.01.2020 tarihli haciz zaptında, davacı borçlu şirket yetkilisi ... tarafından "anladım biliyorum şu an ödeme yapacak durumumuz yok" denilmek suretiyle borcun zımnen ve alenen kabul dilmesine rağmen mahkemece menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece bu hususların tartışılmadığını, hukuki bilgisi olmayan ve bu konularda görüş açıklaması mümkün olmayan mali müşavir bilirkişinin raporunun esas alınarak menfi tespit talebinin kabul edilmesinin hatalı olduğunu, daha sonra bu beyanlarla bağlı olmamak için icra tehdidi altında beyanın sunulduğu, eş rızasının bulunmaması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğuna ilişkin taleplerle İstanbul 12. İcra Mahkemesinde açılan davanın mahkemenin 03.02.2020 tarih ve 2020/67 Esas, 2020/114 Karar sayılı ilamı ile reddedildiğini, kararda şirket yetkilisinin şirketin borcu için kefaletinde eş rızasının aranmayacağının kabul edildiğini, davalı asil tarafından borcun haciz tutanağı ile kabulünün ise ilam niteliğinde olduğunun kabul edildiğini; Takip konusu bonoların teminat senedi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, ihtiyati hacze ilişkin itirazın İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1369D.İş sayıı kararına yönelik itirazın reddedildiğini, istinaf isteminin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 16.04.2020 tarih ve 2020/350 E. 2020/410 K. Sayılı kararı ile reddedilmesi nedeniyle takibe konu senetlerin teminat senedi olmadığını kesin olarak belirlenmesine rağmen aksi karar vermesinin hatalı olduğunu, anılan yargılamada iki adet senede yönelik teminat senedi iddialarının ispat edilmediğini ve sözleşmelerde bu senede atıf yapılmadığının tespit edildiğini, kesin hükme rağmen tanıklar dinlenmeden verilen kararın hatalı olduğunu, senetlerin davacının ticari defterlerinde teminat olarak kaydedilmesinin teminat senedi olduğu anlamına gelmediğini, davacının bu senetlerin iki adet sözleşmeye istinaden teminat olarak verildiği iddiasının yerinde olmadığını, 21.10.2021 tarihli duruşmada sözleşmelerin kabul edilmediğinin belirtilmesine karşın sözleşmelere yönelik imza itirazının dikkate alınmadan karar verildiğini, 26.04.2019 tarihli sözleşmenin müvekkilin imzasını havi olmayıp davacının tek taraflı olarak düzenlediğini, şirket yetkilisine ait olduğu belirtilen 04.04.2019 tarihli sözleşmenin ıslak imzalı aslının dosyaya sunulmaması nedeniyle bu sözleşmenin dikkate alınamayacağını, daha önce taraflar arasında görülen davada sözleşmelerin ibraz edildiğini, ancak şu ana kadar imzasız belgelerin sunulduğunu, ilk kez bu davada dava dilekçesi ekinde imzasız sözleşme varken asıl evrak olmaksızın fotokopi sözleşmelerin sunulduğunu, mahkemece bu fotokopi sözleşmelerle bilirkişi incelemesi yapılmasının kabul edilemeyeceğini, kaldı ki sözleşmelerde yer alan “avans teminat senedi” ibareli kısım ile icra takibine konu senetler ilişkilendirilmeye çalışılmasına rağmen sunulan sözleşmelerin hiç bir yerinde takibe konu bonolara atıf yapılmadığını ve ihtiyati hacze ilişkin istinaf yargılamasında da bu senetlerin teminat senedi olarak kabul edilmediğini, sözleşmelerdeki senetlerde vade tarihi bulunmadığını, 04.04.2019 tarihli sözleşmenin “avans teminat senedi” ibareli kısmında yer alan miktar 300.000,00-TL iken davacının bu sözleşme ile ilişkilendirmeye çalıştığı bononun bedeli 600.000,00 TL bedelli olduğunu ve miktarın dahi tutarsız olduğunu, senet metninde de açıkça teminat senedi olduğuna ilişkin bir bilgi bulunmadığını, senedin arka yüzünde yazılan teminat senedi ibaresinin hukuken geçersiz olduğunu ve bu ibare ile senedin teminat senedi haline getirilemeyeceğini, senet metnindeki nakden ibaresinin dava dilekçesi ile malen ibaresine çevrilerek ihdas nedeninin talil edilmesi nedeniyle bu iddianın kesin delille kanıtlanmasının gerektiğini, kambiyo senedini defterlere kaydının zorunlu olmadığını, davacı defterindeki kaydın bağlayıcı olmadığını ve menfi tespit davasındaki ispat yükünün davacıda olduğunu, sözleşmelerdeki imzanın kabul edilmemesi nedeniyle bonoların sözleşme ile ilişkilendirilemeyeceğini, sözleşmeler geçerli kabul edilse dahi alacak davasına konu 589.000 TL tutar yönünden müvekkilinin defterinde kayıt bulunmadığını ve buna ilişkin emtianın müvekkiline teslim edilmediğini, bu dava ile bağlantılı olarak açılan ihtiyati hacze itiraz davası ile icra mahkemesindeki davaların reddedildiğini, sözleşmenin eser sözleşmesi olarak değerlendirilmesi sonucu davacının tanıklarının dinlenmesine rağmen, müvekkilinin tanıklarının dinlenmemesinin hatalı olduğunu, alacak iddiası yönünden fatura düzenlenmiş olmasının tek başına mal teslimi ile eşdeğer tutularak karar verilmesinin yerinde olmadığını, davacının fatura konusu bu emtiayı teslim ettiğine ilişkin belge sunmadığını, müvekkilinin 2019 yılında e fatura sistemine entegre olduğunu, bu tarihten önce faturaların fiziki olarak teslim edildiğini, müvekkilinin kendisine ulaşmayan bir faturadan sorumlu tutulmasının satım sözleşmesi ile uyumsuz olduğunu, tek taraflı düzenlenen fatura ile alacak oluşturulamayacağını, bu nedenle itirazın kabulü ile dosyanın yetkili olan Ankara mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiğini, tanıklar dinlenmeden ve teminat senedine ilişkin kesinleşen kararlar dikkate alınmadan verilen kararın hatalı olduğunu, şirket yetkilisinin kefaleti ve kabul beyanın dikkate alınmadan karar verildiğini, senet metninde teminat ibaresi bulunmadığını, sunulan sözleşmelerin inkar edilmesine rağmen bu sözleşmeleri itibar edilmesinin hatalı olduğunu, kalı ki sözleşmede de bu bonoların teminat bonosu olduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasında düzenlenen satım sözleşmesinin teminatı olarak verilen bonolara dayalı olarak başlatılan takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti ve satım sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, taraflar arasındaki satım sözleşmeleri uyarınca davacının avans ödemesi yaptığını, avans ödemelerinin teminat altına alınması için müvekkilinin davalıya çeşitli tarihlerde düzenlenen dört adet bono verdiğini, bonoların arka yüzünde teminat amacıyla verildiğinin düzenlendiğini, ayrıca sözleşmede de davacının yaptığı avans ödemelerinin teminat altına alınması için bono verileceğinin düzenlendiğini, satım sözleşmesi uyarınca müvekkilinin emtiayı satarak davalıya teslim etmesine rağmen, satım alacağının ödenmediğini ve sözleşme kapsamında alınan bonoların iade edilmeyerek İstanbul ... İcra Müdürlüğünün dosyasında takibe konu edildiğini ileri sürerek, takip konusu bonolar nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine, satım sözleşmesinin ödenmeyen kısmının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise, taraflar arasında çeşitli tarihlerde sözleşme ilişkisi bulunduğunu, davacının bu sözleşme ilişkisinden kaynaklı edimlerini yerine getirmediğini, bono veya sözleşmede takip konusu senetlerin teminat senedi olduğuna ilişkin bir iddia bulunmadığını, dava konusu takipte yapılan hacizde Türk Lirası cinsinden düzenlenen 950.000 TL bedelli iki adet senet yönünden davacı şirket yetkilisinin kabul beyanı bulunduğunu, yabancı para cinsi bonoların ise ibra edilen sözleşme tarihinden önce düzenlendiğini beyan etmiştir. Cevap dilekçesinde sözleşme ilişkisi kabul edilmiştir. Mahkemece yetki itirazı süre yönünden reddedilmiş ise de, menfi tespit davasında İİK'nın 72/son maddesi gereğince takibin yapıldığı yer mahkemesinin de yetkili olması nedeniyle, ilk derece mahkemesinin bu davada yetkili olduğu anlaşılmıştır. Diğer yandan taraflar arasındaki satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, para alacağı yönünden alacaklının yerleşim yeri mahkemesinin HMK'nın 10 ve TBK'nın 89. maddeleri uyarınca yetkili olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin yetkili olduğu anlaşılmıştır.Satım sözleşmesinden kaynaklı alacak ve ayıp iddialarının HMK'nın 200. maddesi gereğince senetle ispatı gerekmektedir. Mahkemece davacı tanıkları dinlenmiş ise de bu tanıkların beyanının hükme esas alınmamıştır. Somut olarak tanık dinlenmesini gerektiren hukuki bir fiil bulunduğu savunulup kanıtlanmadığından, davalının gösterdiği tanıkların dinlenilmemesi yerindedir. Mahkemece, tarafların ticari defterleri ile gösterilen deliller tam olarak toplanarak karar verilmiştir. Davalı vekilince taraflar arasında görülen icra mahkemesi dosyaları ile Dairemizce incelenen ihtiyati hacze yönelik itiraz başvurusuna ilişkin 16.04.2020 tarih ve 2020/350-410 E.K.sayılı ilamının kesin hüküm oluşturduğu savunulmuştur. İcra mahkemesinin sıra cetveline itiraz ve istirdat davası dışındaki kararlarının kesin hüküm oluşturmayacağı bu nedenle, icra emrine itiraz ile ilgili verilen kararların genel mahkemelerde yapılan yargılamada kesin hüküm olarak değerlendirilmeyecektir. Dairemizce ihtiyati haciz ile sınırlı olmak üzere istinaf incelemesi yapılmıştır. Haksız ihtiyati haciz talep edilerek uygulanmasının sonuçlarının yasada düzenlendiği dikkate alınarak, teminat iddiası yönünden kesin bir hüküm veya güçlü bir delil bulunmadığı anlaşılmakla bu yönlere ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı tarafından sunulan süre uzatım talebi ve 11.01.2021 tarihli cevap dilekçesinin üçüncü maddesi ile sözleşme ilişkisi kabul edilmiş, ancak sözleşmelerde ve bonolarda, bonoların açıkça hangi ilişkinin teminatı olduğunun belirtilmemesi ve İstanbul ....İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 600.000 TL ve 300.000 TL bedelli bonolar yönünden davalı şirket yetkilisi ...'in kabul beyanı nedeniyle bonoların teminat bonosu olmadığı savunulmuştur. Bu aşamadan sonra mahkemece ön inceleme duruşması yapılarak taraflar arasındaki uyuşmazlık 08.04.2021 tarihinde belirlenmiştir. HMK'nın 140. maddesi gereğince taraflar arasındaki yargılamanın bu aşamadan sonra ön inceleme tahkikat tutanağının esas alınarak yapılması gerekir. HMK'nın 141. maddesi gereğince, dilekçelerin teatisi aşamasının tamamlanmasından sonra tarafların iddia ve savunmalarını genişletmesi mümkün değildir. Bu nedenle, dava, cevap ve ön inceleme aşamasına kadar olan dilekçeler dikkate alınarak 08.04.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık noktaları dâhilinde yargılamanın yapılması gerekmektedir. Bu aşamaya kadar sözleşmenin inkar edilmemesi ve kabul edilmesi karşısında 21.10.2021 tarihli duruşmada tahkikat bitirildikten sonra sözleşme aslının istenilmesi dürüst davranma ilkesine aykırıdır. Bu şekilde bir işlemin kabul edilmesi hâlinde yargılamanın her aşamasında ortaya sürülecek bir hususun mahkemece araştırılması ve hukuk davalarının sonsuza kadar sürmesi sonucunu doğurur. Taraflar arasındaki sözleşmelerin davalı tarafından düzenlendiğinin davacı tarafından bildirdiği, davacının sözleşmeyi imzaladığı ve sözleşmelerin davalı tarafından kabul edildiğinin faktoring şirketine yazılan yazı ile teyit edildiği anlaşıldığından, davalının bu yöne ilişkin istinaf nedenleri yerinde değildir. Kaldı ki açıkça imzaya itiraz edilmeyerek, bir kısım yargılamalarda imzasız suret sunulması nedeniyle talepte bulunulması usule uygun değildir. Taraflar arasındaki satım sözleşmesinde davacı satıcı davalı ise alıcıdır. Cevap dilekçesinde satıcının edimlerini yerine getirmediği bu nedenle takip konusu bonolara dayanarak takip başlatıldığı savunulmuştur. Satım sözleşmesinde satıcının edimi satım konusu emtiayı ayıpsız bir şekilde ve süresinde teslim etmektir. Cevap dilekçesinde sözleşme tipine uygun olarak emtianın geç veya ayıplı teslim edildiği veya satıcının temerrütü nedeniyle alıcının zarara uğradığı somut bir şekilde savunulmamıştır. Ayrıca emtianın da teslim edilmediği davalı tarafından savunulmamış ve dosyada bulunan sevk irsaliyeleri ile davacı tarafından düzenlenen elektronik faturalarla emtianın teslim edildiği davacı tarafından kanıtlanmıştır. Bu nedenle başka bir araştırmaya gerek olmaksızın alacak talebinin kabul edilmesi yerindedir. Davalı şirket yetkilisinin borcu kabul ettiği belirtilmiş ise de icra baskısı altında yapılan bu beyanın kabul beyanı niteliğinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece bağlayıcılığı kabul edilen sözleşme hükümlerinde davalı alıcı tarafından yapılan avans ödemesine karşı teminat senedi verileceği kararlaştırılmıştır. Dava konusu bonolar sözleşmeye uygun olup, sözleşme ile bonoların arka yüzündeki kayıtlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve satım sözleşmesindeki davalının ediminin para borcuda olduğu dikkate alındığında, teminat iddiasının davacı tarafından kanıtlandığına ilişkin mahkeme kabulü yerindedir. Davalının savunmaları taraflar arasındaki sözleşmeye ve TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı görülmüştür. Dava konusu teminat bonoları davalı tarafından satım sözleşmesinin avansı olarak yapılan ödemenin teminatını oluşturmak üzere, satıcı olan davalı tarafından düzenlenerek davalı alıcıya verilmiş olması karşısında bonolarda nakden kaydının bulunması yerindedir. Temel ilişkinin alım satım sözleşmesi olduğunun savunulması senedin yukarıda belirtilen ihdas nedenine göre senedin ihdas nedeninin talili niteliğinde değildir. Az yukarıda belirtildiği üzere senedin ön yüzünde teminat olduğu yazılı değil ise de arka yüzünde yazılan ibarenin, taraflar arasında bulunan sözleşme hükümleri ve satım sözleşmesindeki satıcı ve alıcının edimleri dikkate alınarak değerlendirilmesinde tüm bonoların satım sözleşmeleri kapsamında alıcının verdiği avansın teminatı olarak düzenlenip verildiği, bonoların bu amaçla verildiğinin dosyadaki belgelerle kanıtlandığı, açık bono şeklinde verilen bonodaki düzenleme ve vade tarihlerinin davalı tarafından senedin işleme konulmasından önce farklı tarih yazılarak doldurulmasının sonuca etkili olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1. Maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı vekilince yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 110.073,04 TL nispi istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 28.12.2023 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.