mahkeme 2021/578 E. 2024/564 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2021/578
2024/564
4 Nisan 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/578
KARAR NO: 2024/564
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/10/2020
NUMARASI: 2017/1073 E. - 2020/496 K.
DAVANIN KONUSU: Denkleştirme alacağı (Acentelik sözleşmesinden kaynaklı)
Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını ve davacının 09.03.2009 tarihinde davalı şirketin acentesi olarak faaliyete başladığını, acenteliğin tesisinden itibaren davalı şirket nam ve hesabına poliçelerin tanziminde aracılık yaptığını ve acente komisyonları almaya hak kazandığını, davalının Beyoğlu ... Noterliğinin 24.07.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı fesih ihbarı ve yine Beyoğlu ... Noterliğinin 10.11.2017 tarih ve ... yevmiye nolu azilnamesi ile 10.11.2017 tarihinde sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih ettiğini, feshin iyiniyet kurallarına uymadığını, son dönemlerde davalının hedeflerin tutumamasını gerekçe göstererek acentelik sözleşmesini feshetmesinin haksız olduğunu, bir önceki yıla göre görülen üretim azalmasının şirketin poliçelendirme kriterlerinden kaynaklandığını, üretim azalmasını bahane göstererek sözleşmenin feshi yoluna gidilmesinin haksız ve yersiz olduğunu, müvekkilinin sözleşmesi ani olarak sonlandırıldığını ve müvekkilini ticari açıdan zor durumda bıraktığını, müşterileri karşısında da zor durumda kaldığını ve iş kaybına uğradığını, acenteliğin fesih öneline uyulmadan feshi ve davalıya hatırı sayılır sayıda sigortalı kazandırmış olması sebebiyle müvekkilinin TTK'nın 122.maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep etme hakkı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000,00 TL denkleştirme tazminatının acenteliğin feshi tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı acentenin müvekkili şirket ile imzalanan sözleşmedeki şartlara ve talimatlara uymadığından, müvekkili tarafından keşide edilen Beyoğlu ... Noterliğinin 24.07.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile taraflar arasındaki acentelik sözleşmesini ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren geçecek 3 ayın sonunda feshedileceği bildirildiğini ve sözleşmenin 10.11.2017 tarihinde feshedildiğini, davacının kendisine verilen hedefleri gerçekleştiremediğini, bu hususun fesihten önce 08.04.2017 tarihinde davacıya bildirildiğini, davacının üzerine düşen özen ve dikkati göstermediğini, acentelik sözleşmesinin de bu sebeple haklı nedenle feshedildiğini ve davacının portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağı bulunmadığını, davacının müvekkili şirket dışında başka sigorta şirketleriyle de çalıştığını, davacının halen tüm sigortacılık faaliyetlerini devam ettirdiğini, davacı tarafın taleplerini kabul anlamına gelmemek üzere davacı aracılığı ile gerekleştirilen poliçelerin çok büyük bir kısmının müvekkili şirketçe yenilenerek devam etmediğini ve bunlar nedeniyle önemli bir menfaat elde edilmediğini, bu nedenle davacı tarafın portföy tazminatı talebinin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ...Tüm dosya kapsamına göre ve bu bilgiler ışığında değerlendirme yapıldığında, Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesi; 'Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir." düzenlemesini ve Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi ' Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer." düzenlemesini haiz olup her iki kanun maddesi birlikte değerlendirildiğinde, acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sigorta şirketi tarafından haksız olarak feshedilmesi, sigorta şirketi tarafından acente tarafından kazandırılan yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Yapılan incelemeye göre, davacının 09/03/2009 tarihinden itibaren, ... acente kodu ile davalının acentesi olduğu, davalı tarafından acentelik sözleşmesinin 10/11/2017 tarihinde feshedildiği ancak davacının denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin, davalıya yeni bir müşteri çevresi kazandırdığının ve bundan davalının sözleşmenin feshinden sonra da fayda sağladığının ispatı ile mümkün olduğu ve dosya kapsamına göre, bu yönde veri bulunmadığı, davacı tarafça sunulan deliller kapsamında bu hususların ispat edilemediği anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi ek raporunda 24.05.2017 tarihli noter ihtarnamesi ile davacının trafik poliçesi düzenleme yetkisinin kaldırıldığı kabul edilse bile davacının prim üretimi düşüşü trafik poliçesi kesme yetkisinin elinden alınmasına bağlanamayacağı sonucunu doğurmaktadır görüşünün temelsiz bir görüş olduğunu, acentenin üretim düşüklüğünün poliçe kesme yetkisinin elinden alınması ile bağdaştıramamış olmanın dava konusu olaya taraflı bakıldığının bir göstergesi olduğunu, bu sebeple bilirkişi raporunun taraflı olduğunu, itirazlarında belirttikleri üzere üretiminin branş bazında incelenerek sebep ve sonuçlarının tespiti gerektiği hususunun incelenmediğini, bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verildiğini, ancak bilirkişinin sigorta şirketi kayıtlarını incelemek yerine dosya muhteviyatı üzerine kanaat oluşturduğunu, oysa ki bilirkişi incelemesi talepleri arasında sigorta şirketi kayıtları üzerinde inceleme yapılmasını talep etmiş ve mahkemenin ara kararında bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilerek sigorta şirketi kayıtları üzerinde inceleme yapmasına karar verildiğini, sigorta şirketi kayıtları üzerinde inceleme yapılmış olsa idi kök rapora itirazlarında belirttikleri acenteliğin devamı sırasında kazandırılan müşterilerin yan faydalarının da oluşmuş olduğunun tespit edilebileceğini, yan fayda ve acenteliğin feshinden sonra müvekkilinin kazandırmış olduğu müşterilerin poliçe tanzim ettirip ettirmediklerinin ancak yerinde ve sigorta şirketinin kayıtları üzerinde yapılacak bir inceleme ile tespit edilebileceğini, bilirkişinin bu hususların tespiti için yeni bir belge sunulması gerektiği yönündeki görüşünün de hatalı olduğunu, bu sebeplerle, kök rapora itirazlarını karşılamayan geçiştirme suretiyle hazırlanan kök ve ek rapora göre verilen hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı sigorta şirketinin fesih sonrası ve bilirkişi incelemesine kadar müvekkil acentenin kazandırmış olduğu 2 adet müşteriye toplamda 7 adet poliçe tanzim edilmiş olduğunun da sabit olduğunu, davacının poliçe tanzim etmekle sigorta şirketine müşteri datası kazandırdığını, dolayısıyla müşteri datası elinde bulunan sigorta şirketinin sigortalıların tüm bilgilerine sahip olduğunu, sigortalıların tüm kişisel verilerinin data halinde davalı şirkette oluşmuş olduğundan ileride bu sigortalıya verilecek fiyatlar ve poliçelendirme esaslarının belirlenmesi açısından bu müşteri datasının davalı şirket tarafından kullanılacağını, bu hususun bile müvekkilinin denkleştirme tazminatı hak edeceğinin bir göstergesi olduğunu, TTK'nın 122.maddesinin bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, acentenin davalı sigorta şirketine geçmiş dönemlerde birlikte çalışmaları sonucu elde etmiş olduğu menfaatlerin de değerlendirilmesi gerektiğini, bilirkişi incelemesi sırasında kesilen poliçeler dışında ilerleyen dönemde poliçe kesilmeyeceği anlamını çıkmadığını, ayrıca kararda ispat külfetine atıf yapılarak ispat yükünün sürekli davacıda olduğunun belirtilmesinin zorlama yorum olduğunu, fesihten sonra kesilen poliçelerin tespitinin ancak davalının kayıtlarının incelenmesi ile mümkün olduğunu, zorlama yorum ile daha fazla ve daha farklı poliçe kesilip kesilmediğinin ispatını davacıya yüklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zorlama yorum ile önemli menfaat elde edildiği kanıtlamamıştır demenin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı olarak denkleştirme alacağı (portföy tazminatı)'nın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanı reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı ile arasındaki 09.03.2009 tarihli acentelik sözleşmesinin 10.11.2017 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek, denkleştirme tazminatı talebinde bulunmuş ve bu talebini yasal süresi içinde belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürmüştür. Davalı ise, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin yasa ve sözleşmeye uygun şekilde süre verilerek ve haklı şekilde feshedildiğini, TTK'nın 122.maddesi ve Sigortacılık Kanunun 23.maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluşmadığını savunmuştur. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının alacağının belirlenmesi için alınan kök ve ek raporda; davacının 10.11.2017 olan fesih tarihinden önce Haziran 2017 döneminde fiilen gerçek kişi işletmesinin faaliyetine son verdiği, davacının fesih tarihinden sonra mali verisinin bulunmadığı, fesih sonrası herhangi bir gelir kaybına uğrayıp uğramadığının tespit edilemeyeceği, davacının davalı şirketten başka sigorta şirketlerinin acenteliğini devam ettirdiği, davacının dava dışı "... Limited Şirketi" üzerinden acente faaliyetine devam etmiş olabileceği, bu hususun bu aşamada tespit edilemeyeceği, dava dışı şirketin davacının devamı olduğu kabul edilse bile 2016 ve 2017 yıllarının son altı aylık komisyon gelirleri karşılaştırmalı olarak incelendiğinde 137.498,09 - 122.182,56 = 16.315,53-TL gelir farkı olduğu, ancak bu gelir düşüklüğünü, davalı şirketin feshine bağlayacak anlamlı bir veriye ulaşılamadığı, davacının inceleme tarihi itibariyle Gelir Vergisi, Stopaj ve KDV yönünden vergi kaydının kapalı olduğu, davacının, davalı sözleşmeyi feshetmeden önce Haziran 2017 döneminde davalı ile çalışmayı çok aza indirmek ve akabinde tamamen durdurmak sureti ile davalı ile çalışmasını tamamen kendisinin durdurduğu, davalının ticari defterlerine göre davacının 2017 yılında düzenlediği poliçe sayısı ve bedelinde dikey bir düşüş olduğu, 2016 yılında davacının ürettiği poliçeler tutarının 770.567-TL seviyesinde iken 2017 yılının ilk 6 ayında bu rakamın (yarıdan fazla bir düşüş ile) 175.153-TL'ye gerilediği, söz konusu düşüşün davacının prim tutarının yüksek olması ile açıklanamayacağı, ayrıca davacının poliçe düzenlediği müşterilerden fesih sonrasında, davalı tarafından yalnızca 2 adet müşteriye 7 adet poliçe düzenlendiği, bu itibarla davalının davacının portföyünden fesih sonrasında menfaat sağladığı yönünden anlamlı bir veriye ulaşılamadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece, bu bilirkişi raporu esas alınarak, davacının denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin, davalıya yeni bir müşteri çevresi kazandırdığının ve bundan davalının sözleşmenin feshinden sonra da fayda sağladığının ispatı ile mümkün olduğu ve dosya kapsamına göre, bu yönde veri bulunmadığı, davacı tarafça sunulan deliller kapsamında bu hususların ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir; 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle somut olayda bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmesi gerekmektedir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile (yani davalıya) devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır; Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır. Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır ve acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır'' Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır.Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; Öncelikle, portföy tazminatı talep edebilmenin ilk şartı, acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, yani sözleşmenin müvekkilce haksız şekilde feshedilmesidir. Somut olayda, mahkemece, acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ispat yükünün davacı tarafta olduğu ve davacının bunu ispat edemediği belirtilmiş ise de sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini davalı sigorta şirketi ispatla yükümlüdür. Zira fesih yazısında davalı tarafça, ''bildirilen hedeflerin gerçekleştirilememesi'' sözleşmenin fesih nedeni olarak ileri sürülmüş ve bu fesih sebebinin haklı sebep olduğu savunulmuştur. Ancak mahkemece, hem ispat yükünün davalıda olmasına rağmen davacıda olduğu belirtilerek ispat yükü konusunda hataya düşülmüş hem de feshin haklı olup olmadığı konusunda yeterli bir araştırma yapılmadığı gibi bu konuda bir değerlendirmeye de yer verilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece, sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini ispat yükünün davalıda olduğu nazara alınarak taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediği hususunun açıkça ortaya konulmaması hatalı olmuş ve kararın kaldırılması gerekmiştir. Öte yandan, davacı ''... Sigorta Acenteliği'' olup ticaret sicil kaydında bu unvan ile kayıtlıdır. Ticaret Sicil Gazetesinin 29.06.2017 tarihli nüshasında ise davacı ... tür değişikliği ile ... Limited.Şti.olduğu, tek hissedar ve yetkilisinin de ... olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili de bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde tür değişikliği bulunduğu ve acenteliğin de aynı koşullarda devam ettiği belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacı tacirin tür değişikliği ile limited şirket olduğu nazara alınmadan değerlendirme yapılması da hatalı olmuştur. Bu nedenlerle, mahkemece öncelikle, feshin haklı olduğunu ispat yükünün davalıda olduğu ve davacının tür değişikliği ile limited şirket olduğu dikkate alınarak, acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediğinin araştırılması gerekmektedir. Feshin haksız olduğu sonucuna ulaşılması halinde ise Mahkemece dosya, konusunda uzman bilirkişiye tevdi edilerek yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, eksik incelemeye dayalı olarak verilen istinafa konu kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.04.04.2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.