Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2021/1615
2025/209
13 Şubat 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1615
KARAR NO:2025/209
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23/02/2021
NUMARASI:2019/919 E. - 2021/170 K.
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Ticari satımdan kaynaklı)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında, ... plakalı, ... şasi no'lu, 2012 model ... markalı aracın satışına dair 10/07/2017 tarihinde noterde yapılan sözleşme ile aracın müvekkilince satın alındığını, aracın müvekkili davacıya teslim edildiğini, ancak satılan aracın ayıplı olduğunun öğrenildiğini, satış sözleşmesinden önce herhangi bir ayıbın fark edilmediğini, davacının aracı başka bir kişiye satışı için notere gittiğinde üzerinde Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/220 Esas sayılı dosyasından ihtiyati tedbir konulduğunun görüldüğünü, hemen akabinde bu durumun davalıya bildirildiğini, davacının, Trabzon 3. Noterliğinin 28/01/2019 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesiyle, aracı geri vermeye hazır olduğunu, araç satış bedelinin ticari faiziyle ödenmesini istediğini, davalının ihtarnameye olumlu cevap vermediğini, Yargıtay HGK'nun 2011/19-597 Esas, 2012/80 Karar sayılı ilamında,''...Dolayısıyla, davacının satın aldığı mala, kendisinin herhangi bir kusuru olmaksızın, kamu gücüyle el konulmuş; tasarruf hakkı kısıtlanmıştır. Hal böyle olunca; satın alan davacı açısından, o maldan elde edeceği faydanın, dava konusu menkule resmi makamlarca kamu gücüne dayanılarak el konulması tarihinde ortadan kalktığının kabulü gerekir ve böylece ortaya çıkan hukuki ayıptan -satıcının ayıba karşı tekeffülüne ilişkin hükümlere göre davalı satıcı şirket sorumludur; burada davalının hukuki ayıbın ortaya çıkmasında kusurlu olup olmaması da sonuca etkili değildir. O halde, Bakırköy Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'nde davaya konu aracı ithal eden firma yetkilileri hakkında açılan kamu davasında verilecek kararın -ki bu dava satıcı hakkında olsa dahi- satıcının ayıba karşı tekeffülüne dayalı eldeki davaya herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Mahkemece, aynı hususlara işaretle, hukuki ayıbın varlığının ve davalı satıcının bu ayıp nedeniyle, kusurlu olup olmadığına da bakılmaksızın, sorumluluğunun kabulü ile ceza davasının sonucu beklenmeden, sonuçta; satıcının ayıba karşı tekeffülü hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılarak, hükme varılmış olması yerindedir.'' denildiğini, davacının, ayıplı şekilde satılan dava konusu araç nedeniyle, kanunda kendisine tanınan hak olan seçimlik haklardan sözleşmeden dönme hakkını kullanmak istediğini ileri sürerek, aracın davalıya iadesini ve davalının verdiği zarar nedeniyle, müvekkili şirkete ayıplı satılan aracın bedeli olan 282.500,00-TL'nin satış tarihinden itibaren yürütülmek üzere ticari faiziyle birlikte ödenmesini talep ve dava etmiş; 27.02.2020 tarihli dilekçesi ile, aracın davalıya iadesi ve bedelinin faiziyle birlikte ödenmesi taleplerini geri çekerek davalının, davacıya gizli ayıplı olarak sattığı araçtan kaynaklanan, müvekkilinin uğradığı zararın karşılığı 56.300,00 TL'nin satış tarihinden itibaren yürütülmek üzere ticari faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; araçla ilgili davalı şirket yetkilisi ile 06.07.2017 tarihinde ön satış protokolü düzenlendiğini, 10.07.2017 tarihinde Kartal ...Noterliğinin 10.07.2017 tarihli, ... yevmiye sayılı araç satış sözleşmesi ile aracın davacıya satıldığını, aracın satışı öncesinde satış işlemlerine davacı tarafından yetkili kılınan vekili... tarafından davacıya vekaleten imzalanan 10.07.2017 tarihli tutanakta aracın ithal olduğunu ve mevcut sorunlarını bilerek satın almayı kabul ettiğini beyan etmiş olduğunu, aracı bu sebeple piyasa değerinin çok altında satın aldığını, araçtaki hukuki ayıbın gizlendiği iddialarının gerçek dışı olduğunu, 12.04.2017 tarih ve 30036 sayılı RG'de yayımlanan Gümrük Kanununa Göre Mülkiyetin Kamuya Geçirilmesi Kararı Verilen Kara Taşıtlarının Sahiplerine İadesi Hakkında Yönetmeliğe göre davacıya satışı yapılan araç için bir düzenleme getirildiğini, 31.07.2017 tarihine kadar başvuru yapılması ve gerekli vergi ve harç ödemelerinin yapılması halinde araca ihtiyati tedbir konulmayacağı ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi işleminden muaf tutulacağının açıklandığını, davacının aracı müvekkilinden bu hususu bilerek satın aldıktan sonra 21 gün süresi bulunmasına rağmen başvuru yapmaması sebebiyle belirtilen Yasadan yararlanma hakkını kaybetmesinin sorumlusunun davalı olamayacağını, davacı şirketin yetkili vekilinin de bu hususu bildiğine ilişkin tutanağa imza attığını, davacının hukuki mevzuatı bilmediğini iddia edemeyeceğini, başvuru süresini kaçıran davacının aracı müvekkiline iade etme amacıyla açtığı bu davanın kötüniyetli olduğunu, Borçlar Kanunu'nun 214/2. maddesindeki "Alıcı, elinden alınma tehlikesinin sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan dolayı sorumlu olamaz" hükmü gereğince müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, kaldı ki, davacının tacir olduğunu, davacını ticari işletmesi için satın aldığı bir malı araştırıp incelemeden satın alması ve hukuki ayıplarını bilmemesinin hayatın olağan akışına da ters olduğunu, davalı ihtarnamesine Kartal ... Noterliğinin 07.02.2019 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesiyle cevap verildiğini, bir an için davacının araçtaki ayıbı bilmeden satın aldığı kabul edilse bile davacının "sözleşmeden dönerek satış bedelini ticari faiziyle iade edilmesi" talebinin de kabul edilemeyeceğini, TBK'nın 217.maddesi uyarınca davacının, dava konusu aracı satın aldığı 10.07.2017 tarihinden itibaren aracı kullanmasından doğan menfaatlerini satış bedelinden indirmesi gerektiğini, davacının halen aracı kullandığını, trafik kaydına konulan şerhin araçtan elde edilen menfaatleri engellemediğini, sadece üçüncü kişilere satış ve devre engel olduğunu, davacının aracı satın aldığı tarihten aracın müvekkiline teslimine kadar hesap edilecek kira bedelinin de satış bedelinden indirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava satım sözleşmesine konu aracın ayıplı olması nedeniyle iadesi ile satış bedelinin iadesine ilişkindir. Davacı vekili,27/02/2020 tarihli dilekçesi ile dava sırasında vergi borcunun 5607 sayılı kanuna eklenen 11.maddenin uygulanmasına yönelik 09/08/2019 tarihli 30857 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ÖTV affına ilişkin düzenlemeden yararlanılarak taraflarınca ödendiğini bildirerek taleplerini değiştirdiklerini belirtmiştir. Mahkememizin 05/03/2020 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin yukarıda belirtilen dilekçesindeki '' dava konusu taleplerimizin değiştirilmesi hakkında'' ifadesi açıkça ıslah kelimesi kullanılmasa da 6100 sayılı HMK'nın 180.maddesi uyarınca davanın tamamen ıslahı manasını içerdiği kabul edilmiştir.Nitekim Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 2016/1247E.-2018/11939K. Sayılı kararında da ıslah için açıkça ıslah kelimesinin kullanılmasının şart olmadığı belirtilmiştir. 03/07/2020 tarihli ara karar ile Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak dosyanın Makine Mühendisi bilirkişisine tevdi edilerek araç satım sözleşmesi tarihinde aracın piyasa değerinin belirlenmesi amacıyla bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 07/08/2020 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir. ... Dava konusu uyuşmazlığın çözümü için öncelikle somut olaya zapta karşı sorumluluk ile ayıba karşı sorumluluk hükümlerinden hangisinin uygulanacağının belirlenmesi gerekmektedir.Hukuki ayıp “zapt” mahiyetinde olmamakla beraber, zikir ve vaad edilmiş vasıfların yokluğunu intaç eden yahut şeyin değerine veya tahsis cihetinden beklenen faydalara tesir eden hukuk nizamında doğmuş noksanlıklardır. İşbu hukuk nizamından doğan noksanlıklar şeyin değerine veya ticarette alım satımına tahdit koyan yahut o şeyin alım ve satımını tamamen yasaklayan hükümler dolayısıyla ortaya çıkabilir(Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 14).Hukuki ayıp, satılanın mutlaka alıcının elinden alınması sonucunu doğurmaz. Bu hal satıcının zabta karşı tekeffül sorumluluğuna değil, ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna yol açar. Kamu hukukuna dayanan bir sınırlamanın varlığı; örneğin, ithal edilen bir aracın ithalatında problem olması ''hukuki ayıp'' olarak kabul edilebilir. Satıcının bu yükümlülüğünün ortaya çıkması için alıcının satılanı muayene etmesi ve iddia olunan ayıpları satıcıya ihbar etmesi gereklidir. Bunun aksine davranan alıcının ayıba karşı tekellüf hükümlerinden faydalanma olanağı yoktur. Ayıba karşı tekeffül borcuna ait TBK.'nın 219 ila 236. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir. ( YHGK 2011/19 -597 E-2012/2012/80 K)Dava konusu araç ithal edilmiş ve davacıya 282.500,00 TL bedel ile davacıya satılmıştır. Araç; davacı şirkete teslimi ve şirket adına tescilinden sonra; davacı yan yedinde iken İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü yurtdışı araştırmaları sonucu faturalardaki kıymet farkı gerekçesiyle Bakırköy 1. Ağır Ceza Mh. 2017/220 E. Sayılı dosyasında devir ve satış yasağı konulmuştur. Açıklanan tüm bu gelişmeler gözetildiğinde: davacı şirket ile davalı arasında satıma ve eldeki davaya konu aracın açık biçimde hukuken ayıplı olduğu, burada zapta değil ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı belirgin olup; her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ayıp nedeni ile davacının mülkiyet hakkının içeriğini düzenleyen 4721 sayılı TMK’nun 683. maddesinde belirtilen yetkilerine sahip olamadığı ve bunları kullanamadığı, tasarruf hakkının kısıtlandığı ve davalının ayıptan sorumlu tutulması gerektiği kuşkusuzdur. Belirtilen açıklamalar ışığında hukuki ayıp nedeniyle davalının ayıptan sorumlu olduğu anlaşılmış ve davacı vekilinin ıslah dilekçesinde belirtmiş olduğu ÖTV affı nedeniyle ödenen bedelin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı yargılama sırasında, 6770 sayılı yasa ile Gümrük Kanununa eklenen geçici yasa ile tanınan haktan faydalanarak 53.600,00 TL özel tüketim vergisi ödeyerek hukuki ayıbı ortadan kaldırmış ve talebini ayıbın izalesi için yaptığı masraf talebi şeklinde ıslah etmiştir. Davacı anılan yasa değişikliğinden faydalanmış, satış sözleşmesinin feshi yerine ayıbın izalesi yolunu seçmiştir.Bu hal davalının iddia ettiği gibi ıslah ile müddeabihin düşürülmesi-azaltılması değil, neticei talebin ıslahı niteliğindedir.Bu durum dava sırasında Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik nedeniyle tarafların iradesine bağlı olmayan şekilde vergi affı nedeniyle talep konusunun değişmesidir. Davanın konusuz kalan kısmının vergi affı nedeniyle ortaya çıktığı,dolayısıyla tarafların iradesine bağlı olmadığı gözetilerek konusuz kalan kısım açısından vekalet ücretine hükmedilmemiş olup yargılama giderleri ve vekalet ücreti hesaplaması davanın bir nevi 56.300,00 TL üzerinden tam kabulü şeklinde hesaplanmıştır." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 56.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Talebin artan kısmı yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının, dava konusu araçtaki hukuki ayıbı bilerek satın aldığını, mahkemece bu hususun hiç değerlendirilmediğini, 10.07.2017 tarihli tutanakta aracın ithal olduğunu ve mevcut sorunlarını bilerek satın almayı kabul ettiğini,12.04.2017 tarih ve 30036 sayılı RG'de yayımlanan Gümrük Kanununa Göre Mülkiyetin Kamuya Geçirilmesi Kararı Verilen Kara Taşıtlarının Sahiplerine İadesi Hakkında Yönetmeliğe göre davacıya satışı yapılan araç için bir düzenleme getirildiğini, 31.07.2017 tarihine kadar başvuru yapılması ve gerekli vergi ve harç ödemelerinin yapılması halinde araca ihtiyati tedbir konulmayacağı ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi işleminden muaf tutulacağının açıklandığını, davacının aracı müvekkilinden bu hususu bilerek satın aldıktan sonra 21 gün süresi bulunmasına rağmen başvuru yapmaması sebebiyle belirtilen Yasadan yararlanma hakkını kaybetmesinin sorumlusunun davalı olamayacağını, mahkemenin davacının hukuki ayıbını bilerek dava konusu aracı satın aldığına yönelik "10.07.2017 tarihli tutanak" belgesi ile tanık beyanını delil olarak değerlendirmemesinin hatalı olduğunu, davacının kendi kusuru ile araç satışının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan "ÖTV affı" uygulamasından yararlanmadığını, daha sonra yeniden çıkarılan 09.08.2019 tarihli ve 30857 sayılı RG'de yayımlanan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Göre Gümrük Vergilerinin Eksik Ödenmesi Nedeniyle Başlatılan Bir Soruşturma Veya Kovuşturmaya Konu Kara Taşıtlarının Sahiplerine İadesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin uygulamasından yararlanma yoluna gittiğini, davacının 2017 yılında çıkarılan aftan yararlanması halinde yaklaşık 15.000,00 TL harç ödeyecekken 2019 yılında çıkarılan Yönetmelik sebebiyle 56.300,00 TL harç ödediğini, davacının kendi kusuru sebebiyle fazla ödediği harçtan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davacının, 27.02.2020 tarihli dilekçesi ile "dava dilekçesinde 282.500,00 TL olarak bildirilen talebin geri çekildiğini ve talebin 56.316,00 TL olarak değiştirildiğini" beyan ettiğini, mahkemenin bu beyanı ıslah olarak yorumladığını, ıslah ile dava değerinin azaltılmasının mümkün olmadığını, davacının 27.02.2020 tarihli dilekçesinşn kısmi feragat niteliği taşıdığını, davacının dilekçesinde açıkça ifade ettiği üzere talebini geri çektiğini, yani davadan kısmen feragat ettiğini, davacının dilekçesinin ıslah dilekçesi olarak kabul edilemeyeceğini, ara karardan dönülmesi içerikli 09.3.2020 tarihli taleplerinin değerlendirilmediğini, mahkemece davacının dava değerini azaltmasının, çıkarılan yeni yönetmelik sebebiyle TBK'daki ayıba karşı tekeffül hükümlerine ilişkin seçimlik haklarından sözleşmeden dönme hakkından vazgeçerek ayıbın giderilmesini isteme hakkını seçmesi olarak yorumladığını, seçimlik borç kavramının TBK m. 87'de düzenlendiğini, seçimlik borcun birden çok edimin söz konusu olduğu durumlarda, edimlerden birinin ifasının yeterli olduğu haller olduğunu, TBK m. 227-230 arasında düzenlenen ayıba karşı sorumlulukta alıcının seçimlik haklarının da bu tür haklardan olduğunu, seçimlik hakların yenilik doğuran haklar olduğunu, tek tarafın kullanmasıyla tüketildiğini, ıslah ile Borçlar Kanunu'nda yer alan seçimlik hakların değiştirilemeyeceğini, mahkemenin davacının kısmi feragatini ıslah olarak yorumlaması, ıslah yorumunu da dava değerinin azaltılması değil seçimlik hakları değiştirmek olarak kabul etmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin tarafların beyanları ile bağlı olduğunu, davacının açık yazılı beyanını yorum yoluyla başka bir beyan olarak kabul etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının seçimlik hakkını gerek ihtarname ile gerek dava dilekçesi ile "sözleşmeden dönme ve satılanın iadesi" olarak seçtiğini, bu seçimini ıslahla dahi değiştiremeyeceğini, davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığı kararının hatalı olduğunu, davalı lehine de vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini, dava konusu araca Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/220 Esas sayılı dosyasından ihtiyati tedbir konulduğunu, bu davanın derdest olduğunu, bekletici mesele yapılması gerekirken bu taleplerinin mahkeme tarafından kabul edilmediğini, nitekim benzer dosyalarda yargılama sonucunda mahkemelerin bu tür ithal araçlara konulan ihtiyati tedbirleri kaldırdığını, dava konusu araçtaki ihtiyati tedbirin kaldırılması halinde hukuki ayıptan söz edilemeyeceğinden Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/220 Esas sayılı dosyasının sonucu beklenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve inceleme sonuçlanıncaya kadar ve temyiz etme süresi sonuna kadar geçerli olmak üzere icranın geri bıraktırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari satıma konu aracın ayıplı olması nedeniyle aracın iadesi ile ödenen bedelin faizi ile tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davacının davalıdan satın aldığı aracı daha sonra bir başka üçüncü kişiye satmak istediğinde araç trafik kaydında Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/220 Esas sayılı dosyasından ihtiyati tedbir konulduğunu öğrendiğini ve araç satışını gerçekleştiremediğini, aracın bu hâliyle hukuki ayıplı olduğunu ileri sürerek, aracın iadesi ile ödenen bedelin faizi ile tahsilini talep etmiş, daha sonra sunduğu 27.02.2020 tarihli dilekçesi ile aracın davalıya iadesi ve bedelinin faiziyle birlikte ödenmesi taleplerini geri çekerek, davalının davacıya gizli ayıplı olarak sattığı araçtan kaynaklanan zarar karşılığı 56.300,00 TL'nin satış tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.Davalı vekili; davacının 10.07.2017 tarihli tutanağa göre aracın ithal olduğunu ve mevcut sorunlarını bilerek satın aldığını, yasal düzenlemeler uyarınca davacının satıştan itibaren yirmi bir gün içinde gerekli harç ve ödemeleri yapsaydı araca tedbir konulmamış olacağını, davalının sorumlu olmadığını savunmuştur.Mahkemece, davacının 27.02.2020 tarihli dilekçesinin davanın tamamen ıslahı niteliğinde olduğu, aracın hukuken ayıplı olduğu, davalının bundan sorumlu olduğu, davacının yargılama sırasında 53.600,00 TL ÖTV ödeyerek hukuki ayıbı ortadan kaldırdığı, davacının yasa değişikliğinden yararlanarak hukuki ayıbı ortadan kaldırdığı, bu hâlin müddeabihin azaltılması olmadığı, netice-i talebin ıslahı niteliğinde olduğu, bu durumun dava sırasında Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelik nedeniyle tarafların iradesine bağlı olmayan şekilde vergi affı nedeniyle talep konusunun değişmesi olduğunu, davanın konusuz kalan kısmının vergi affı nedeniyle ortaya çıktığı, dolayısıyla tarafların iradesine bağlı olmadığı, konusuz kalan kısım açısından vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmediği, vekalet ücreti hesaplamasının davanın bir nevi 56.300,00 TL üzerinden tam kabulü şeklinde hesaplandığı belirtilerek davanın kısmen kabulü ile 56.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, arta kalan miktar yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Davacı, dava değerini araç satım bedeli olan 282.500,00 TL göstererek aracın iadesi karşılığında ödediği bu bedelin iadesini talep etmiş, daha sonra sunduğu dilekçe ile bu taleplerinin geri çektiğini belirtip yargılama sırasında ödeyerek hukuki ayıbı ortadan kaldırdığını belirttiği ÖTV bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama, bilgi verme ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.Satıcının diğer bir borçları ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 214 ilâ 218. maddelerinde düzenlenen zabta karşı tekeffül ve 219 ve devamı maddelerinde yer alan ayıba karşı tekeffül borcudur.Ayıba karşı tekeffül, satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaat edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin yahut değerinin akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanların bulunmasından satıcının sorumlu olmasıdır. Ayıba karşı tekeffül borcu mülkiyeti geçerime borcunun tamamlayıcısıdır. Ayıp sözüyle bir şeyde olmaması gereken objektif bozukluklar ve eksiklikler kastedilmektedir. Satım sözleşmesinin yerine getirilmesi için geçirilen hakkın, objektif bir hukuk kuralından ötürü sakatlanmış bulunması, satılanın objektif bir hukuk kuralı sebebiyle öngörülen amaca hizmet edememesi ise hukuki ayıp olarak nitelendirilmektedir. Satılan şeyin değerine ve ondan beklenen yarara etki eden ve objektif hukukun koyduğu bir takım sınırlama ve yasaklardan doğan eksikliler hukuki ayıp olarak ifade edilebilir. Somut olayda davacı, davalı satıcıdan 10.07.2017 tarihli noterde düzenlenen araç satış sözleşmesi ile dava konusu aracı 282.500,00 TL bedel karşılığında satın almış, davacı adına tescil ettirilmiştir. Trafik tescil kayıtlarına göre ise aracın kaydına Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/220 Esas sayılı dosyası üzerinden 15.11.2017 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf dosyaya sunduğu belgelere göre 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na eklenen Geçici 11. maddenin uygulamasına yönelik düzenlenen 09/08/2019 tarihli, 30857 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan ÖTV affına ilişkin düzenlemeden yararlanıldığını, yargılama sırasında dava konusu araç için ÖTV affından yararlanılarak araç üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması için 56.316,00 TL ÖTV ödemesi yapıldığını, tedbirin kaldırılma aşamasında olduğunu belirtmiştir.Bu bilgilere göre somut olayda, dava konusu aracın açık biçimde hukuken ayıplı olduğu, davacı tarafından yasal düzenlemeden faydalanılarak ÖTV ödemesi yapıldığı, araca el konulmadığı, bilakis davacının satılanın iadesi yerine sadece ödediği bu bedelin iadesini istemek şeklinde talep değişikliği yaptığı da dikkate alındığında, burada zapta değil ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı, bu ayıp nedeni ile davacının mülkiyet hakkının içeriğini düzenleyen 4721 sayılı TMK’nın 683. maddesinde belirtilen yetkilerine sahip olamadığı, bunları kullanamadığı da kuşkusuzdur.Hâl böyle olunca; satın alan davacı açısından, o maldan elde edeceği faydanın, dava konusu menkule resmî makamlarca kamu gücüne dayanılarak el konulması tarihinde ortadan kalktığının kabulü gerekir. Böylece ortaya çıkan hukuki ayıptan -satıcının ayıba karşı tekeffülüne ilişkin hükümlere göre- davalı satıcı şirket sorumludur.Mahkemece, davalı satıcının ayıba karşı tekeffül hükümleri kapsamında ayıbın giderilmesi için davacının ödediği bedelin tahsiline karar verilmesi yerinde olmuştur. Her ne kadar davalı vekili, davacının bu ayıbı bilerek satın aldığını ileri sürmüş ise de tutanaktaki aracın ithal olduğunun bilerek satın alındığı ifadesinden davacının araca ihtiyati tedbir konulacağını veya ithalat sırasında ödenmesi gereken vergilerinin ödenmediğini bildiği anlamı çıkmadığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.Yine davalı vekili ceza dava dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de çıkarılan vergi affı ve davacı yanca bu kapsamda ÖTV ödemesi yapılması sebebiyle bu davanın beklenmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığından bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Davalı satıcının ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca sorumlu olduğu tespiti yerinde olmakla birlikte; 6098 sayılı TBK’nın 227. maddesi uyarınca satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı: ''1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme'' seçimlik haklarından birini kullanabilir. Alıcının genel hükümlere göre uğradığı diğer zararlar için tazminat isteme hakkı saklıdır. Gerek ticari satım, gerek tüketicilere yönelik ticari olmayan satımlarda ayıp nedeniyle seçimlik hakların kullanılması yenilik doğurucu hak niteliğindedir. Gerek kurucu nitelikte, gerekse bozucu nitelikte olsun yenilik doğurucu haklar kural olarak bir kez kullanılmakla tükenirler. Bu kuralın istisnası ise tüketicinin kullandığı seçimlik yenilik doğurucu hakkının yerine getirilmemesi olup, bu durumunda Kanunun kendisine tanıdığı başka seçimlik bir hakkı kullanması mümkün olacaktır.Seçimlik yenilik doğurucu hakların bir kez kullanılması hâlinde, sonradan bu seçimden dönülmesi ve başka bir seçimde bulunulabilmesi mümkün değildir (Yargıtay 11. HD'nin 08.04.2021 T. ve 2019/4094 Esas, 2021/3484 Karars ayılı kararı).Seçim hakkının değiştirilmesi ''ıslah'' suretiyle bile mümkün olamaz (Yargıtay 11. HD'nin 12.11.2019 tarih ve 2019/296 Esas, 2019/7125 Karar sayılı, Yargıtay 13. HD’nin 05.06.2008 tarih ve 2008/1735 Esas, 2008/7867 Karar sayılı kararı). Islah ancak usul işlemlerinden geri dönmeyi sağlar. Islah, maddi hukuka dayalı yenilik doğurucu hak niteliğindeki seçimlik haklardan geri dönmeye imkan vermez. Somut olayda, davacı dava dilekçesinde aracın iadesi karşılığında ödediği bedelin iadesini istemiş, yani sözleşmeden dönme seçimlik hakkını kullanmıştır. Ancak davacı vekili 27.02.2020 tarihli dilekçesi ile aracın davalıya iadesi ve bedelinin faiziyle birlikte ödenmesi taleplerini geri çekerek davalının, davacıya gizli ayıplı olarak sattığı araçtan kaynaklanan, müvekkilinin uğradığı zararın karşılığı 56.300,00 TL'nin satış tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. Mahkemece davacı vekilinin bu dilekçesi her ne kadar ıslah olarak değerlendirilmiş ise de yukarıda belirtildiği üzere bu sözleşmeden dönme şeklinde kullanılan seçimlik hakka ilişkin eldeki davada bu seçimden ıslah ile dönülemez. Bu nedenle mahkemece, davacı vekilinin bu dilekçesinin ıslah olarak kabul edilmesi hatalı olmuştur. Nitekim davacı vekili de bu talebin ıslah olmadığını taleplerini geri çektiklerini belirtmiştir. Bu durumda davacının bu dilekçesinin hangi kapsamda değerlendirileceğinin ortaya konulması gerekir. Her ne kadar davacı vekili bu dilekçesinde sözleşmeden dönme taleplerinin geri çekilerek ödenen ÖTV bedelinin tahsili olduğu belirtilmiş ise de HMK'nın 123. maddesi uyarınca, davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir. Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Ancak davalı vekilince ön inceleme duruşmasında bu talebe muvafakat verilmediği anlaşıldığından davanın geri alınması kabul edilemez.HMK'nın 141. maddesine göre davacı, cevaba cevap dilekçesinde herhangi bir yasak ya da sınırlamaya tabi olmadan iddia ve savunmalarını değiştirebilir veya genişletebilir. Davacı bu şekilde talep sonucunu yeniden belirleme imkanına sahiptir. Bunun için karşı tarafın rızasına, feragate veya ıslaha gerek yoktur. Ancak somut olayda davacı ikinci cevap dilekçesi sunduktan çok zaman sonra sunduğu 27.02.2020 tarihli dilekçesi ile talep sonucunu daraltmıştır.Bu durumda, davacının dava dilekçesindeki açıklaması ve 27.02.2020 tarihli dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde, davacının talebi, bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragattir. Doktrinde buna talep sonucunun daraltılması (azaltılması) da denilmektedir. Davacının talep sonucunu azaltması, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmaz. Bu nedenle, mahkemece, ayıplı mal sebebiyle satıcının sorumluluğu hükümleri çerçevesinde davalının sorumluluğunun bulunduğu nazara alınarak, ayıbın giderilmesi için davacı tarafından ödenen 56.300,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi yerinde olmakla birlikte, davacı tarafın 27.02.2020 tarihli dilekçesiyle talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat olarak kabul edilerek, 56.316,00 TL dışında kalan kısma ilişkin davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bu kısma ilişkin davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ve bu kısma ilişkin davanın konusuz kalmasına karar verilmesi, ayrıca gerekçede bu dilekçe ıslah dilekçesi kabul edilip hüküm kısmında davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek hüküm ve gerekçe çelişkisi oluşturulması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde görüldüğünden mahkeme kararının gerekçesinin ve hüküm fıkrasının belirtilen şekilde düzeltilmesi gerekmiştir. Ancak HMK'nın 327/1 maddesi ''Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir.'' hükmünü içermektedir. Somut olayda, dava tarihi itibariyle aracın hukuki ayıplı olduğu, 10.07.2017 tarihinden davacıya satılan aracın üzerine 15.11.2017 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğu sabittir. Davalı, davacının aracı satın aldıktan sonra 31.07.2017 tarihine kadar başvuru yaparak gerekli harçları ödemesi hâlinde tedbir konulmasına engel olabileceği hâlde bunu yapmadığını ileri sürmüş ise de bu iddiasını ispatlayamamıştır. Sunduğu tutanakta davacının aracın ithal olduğunu bildiği ibaresi yer almakta olup yukarıda da belirtildiği üzere bu ibareden davacının araca ihtiyati tedbir konulacağını veya ithalat sırasında ödenmesi gereken vergilerinin ödenmediğini bildiği anlamı çıkmamaktadır.Yine TBK'nın 229/2. maddesine göre satıcı kendisine hiçbir kusur yükleneceğini ispat etmedikçe alıcının diğer zararlarını gidermekle de yükümlüdür. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, dava tarihinde davacının haklı olduğu, davalının kusurlu davranışları nedeniyle davdaki yargılama giderlerini yapılmak zorunda kalındığı nazara alındığında, HMK'nın 327/1 maddesi kıyasen somut olaya uygulanarak hakkaniyet ve oluşan vicdani kanat gereği davalı lehine yargılama gideri ile vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönününden kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yukarıda açıklanan gerekçeyle yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın kısmen kabulü ile 56.300,00 TL'nin, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,2-Dava dilekçesindeki bakiye kısmın feragat nedeniyle reddine, 3-Harçlar Kanunu uyarınca kabul edilen miktar üzerinden alınması gereken 3.845,85 TL harcın, davacı yanca peşin olarak yatırılan 4.824,40 TL harçtan mahsubu ile artan 978,55 TL harcın davacıya iadesine,4-Davacı tarafından harcanan 3.845,85 TL peşin harç, 44,40 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 3.890,25 TL harç giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, kabul edilen miktar üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-HMK'nın 327/1 maddesi kıyasen uygulanarak davacı tarafından yapılan toplam 800,00 TL bilirkişi ücreti ve 323,17 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.123,17 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-HMK'nın 327/1 maddesi kıyasen uygulanarak davalı yararına yargılama gideri ve avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 8-Kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazineye irad kaydına,10-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden a-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,b-Davalı tarafından harcanan kanun yolu giderlerinin, kararımızın mahiyetine göre takdiren davalı üzerinde bırakılmasına,11-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,12-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 13.02.2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.