mahkeme 2020/2008 E. 2023/2147 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2020/2008

Karar No

2023/2147

Karar Tarihi

29 Aralık 2023

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2008
KARAR NO: 2023/2147
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/06/2020
NUMARASI: 2016/448 E. - 2020/319 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin 2009 senesinin 6. ayında imzalamış bulunduğu ön sözleşme neticesinde davalının satış ve servis standartlarını yerine getirerek 2009 senesinin 9. ayında 400.000 US'den fazla masraf yapmak sureti ile tesisini tekamül ettirerek davalının yetkili servis ve satıcısı olarak faaliyete başladığını, 5 sene boyunca da satış ve servis grafiğini sürekli olarak yükselterek ... markasını yukarıya taşıdığını, çalışmaya başladıktan iki sene sonra 2011 senesinde hiç bir mecburiyeti olmamasına rağmen tamamen daha iyi hizmet ve müşteri memnuniyeti sağlama amaçlı olarak 150.000 USD ek yatırımla servis, boya, kaporta hizmetleri için ek 1100 m2 lik tesis kurduğunu, buna rağmen davalının sözleşmenin başlamasından üç sene sonra hiçbir haklı ve objektif gerekçe göstermeksizin yetkili servislik standartlarını değiştirdiğini beyan ederek davacıyı faaliyet gösterdiği bölgeden taşınmaya ve yeniden 2.000.000 TL'nin üzerinde bir yatırım yapmaya zorladığını, bu durumun Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanmış bulunan 2005/4 sayılı Tebliğe aykırı bir durum olduğunu, bu sebebe dayanılarak yapılan feshin geçersiz olduğunu, davalının kanuna aykırı bu dayatmalarına rağmen davacının merkezinin bulunduğu adresi değiştirmeyi ve yeniden 2.000.000 TL'nin üzerinde bir yatırım yapmayı kabul etmek zorunda kaldığını, bu yönde çalışmaya başlamış olmasına rağmen davalının bu kez şart koşmuş olduğu inşaat işleri devam ederken ortaya çıkan mücbir sebepler doğrultusunda oluşan gecikmeyi bahane ederek aynı durumdaki diğer yetkili satıcılarına vermiş bulunduğu ek süreyi tanımaksızın sözleşmesini tek taraflı olarak feshettiğini, davalının bu davranışının da başlı başına kanuna aykırı ve tazminatı gerektiren bir durum olduğunu, davalının hiçbir haklı ve objektif gerekçe olmaksızın müvekkili şirkete daha önce tamamen uyulan fiziki şartları ağırlaştırarak daha önce faaliyet gösterdiği ve belli bir müşteri portföyü oluşturduğu bölgeden taşınmak zorunda bırakacak değişiklikleri dayatarak sözleşmesini fesih etmesinin 2005/4 sayılı Tebliğe aykırı olduğunu, davalıyı tazminat yükümlülüğü altına sokacağını, bir an için davalının bu davranışı haklı görünse dahi müvekkili şirketin davalının şartlarını kabul etmiş ve bu konuda yatırımlarını yapmışken belediye ve zeminden oluşan ve tamamı ile müvekkili tarafından öngörülmesi mümkün olmayan bir mücbir sebep neticesinde oluşan 6 aylık gecikmeyi bahane ederek ve gene mücbir sebepleri kabul etmeyerek sözleşmeyi feshetmesinin Tebliğe göre ancak ve ancak diğer yetkili servislere de aynı şartları uygulaması kaydı ile mümkün olabilecekken diğer servislerine ek süreler tanıyarak müvekkilinin yapmış bulunduğu yatırımları yok saymasının da ilgili feshi geçersiz ve kanuna aykırı kıldığını, davalının davranışlarının sonuçlarının 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunda belirtildiğini, ortaya çıkan zararın, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakimin, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebileceğini, bu maddelerden de açıkça görüleceği gibi davalının kanuna aykırı ve haksız feshinden mütevellit davacıya 2 yıllık satış karı ve 10 yıllık servis ve yedek parça karı kaybını tazmin etme yükümlülüğü bulunduğunu, davalı tarafından haksız ve mesnetsiz olarak müvekkiline yeni bir inşaat yapma ve yer değiştirme zorunluluğu getirilmiş olması sebebi ile müvekkilinin, davalının bu taleplerini yerine getirebilmek için davalının da onay verdiği bir mecuru kiralayarak tekrar inşaatına başladığını, dava tarihine kadar mecura 400.000 TL'nin üzerinde ödeme yapıldığını, ayrıca inşaat için de 600.000 TL'nin üzerinde ödeme yapıldığını, davalının haksız ve mesnetsiz olarak sözleşmeyi feshi sebebi ile müvekkilinin tüm bu gayrimenkul yatırımlarnın atıl kaldığını, müvekkilinin yapmış bulunduğu 1.000.000 TL'lik atıl olan yatırım bedelinin tazmini gerektiğini, 2009 senesinde doğuş otomotivin yeterli satış miktarı olmadığı gerekçesi ile kendi bayilerinde satışı durdurmuşken 2016 senesinde müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünü kullanmak amacı ile yeniden kendine ait yetkili satıcılarda satış ve satış sonrası hizmetlere başladığını, davalının portföyünde oluşan bu artışın en büyük sebebinin müvekkili olduğunu, davalıya kayıtlı 7634 müşteri kazandırdığını, davalının sadece müvekkili tarafından yaratılan bu yeni müşteri kitlesinden 5 yıllık en az 110.000.000 TL karı bulunduğunu, bu kar nispetinde müvekkiline son 5 yıllık servis gelirleri hesap edilerek en az 20.000.000 TL portföy tazminatı ödemesi gerektiğini, davalının sözleşmenin devamı esnasında müvekkilinin çabaları sonucunda oluşan müşteri kitlesinden daha fazla yararlanmak için kendi gurubuna ait ve ... yetkili satıcısı olan birtakım bayiileri bölgeye atamakla kalmayıp bu yetkili satıcılara müvekkiline verdiğinden daha ucuza ürün temin ederek marka içi haksız rekabete yol açtığını, müvekkilinin satışlarını negatif yönde etkilediğini, davalının sözleşme içi haksız bu eylemleri nedeniyle gelir ve kar kaybını davalının tazminle yükümlü olduğunu, bu maddi zararlarının 44.600.000 TL olduğunu, şimdilik davalıdan 50.000,00 TL'sinin tahsilini talep ettiklerini, müvekkilinin kendi ticari itibar ve güvenlerini ortaya koyarak satışlarını yıllık 25 adetten 600 adede çıkarmışken hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yaşanan bu fesih ve yetki iptalinin müvekkili şirket yetkililerini müşterileri karşısında zor duruma düşürdüğünü, piyasada ki itibarlarını zedelediğini, bu durumun müvekkili şirket sahiplerinin yıllardır oluşturdukları güven ve itibarı bir anda sarsarak şirket sahiplerine adeta manevi bir çöküş yaşattığını, bu sebeple davalının 50.000,00 TL manevi zararı tazminle yükümlü olduğunu ileri sürerek, davacının oluşan 20.600.000 TL satış ve servis kar mahrumiyeti, 2.000.000 TL atıl kalan yatırımı bedeli, 20.000.000 TL portföy tazminatı ve 2.000.000 TL sözleşme içi ihlaller olarak ceman 44.600.000 TL'lik maddi zararının fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik ihtarname tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte 50.000 TL'sine ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 58. maddesinin 2. fıkrası uyarınca karar konusu tazminat bedelinin 3 katına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; basiretli bir tacirin, müvekkilinin iki yıllık bir zamana yaydığı ve tamamıyla karşılıklı mutabakatlara bağlı olarak yürüttüğü bu süreç ile ilgili "dayatma" iddiasının ve haksız kazanç gayesi açık olan fahiş taleplerinin hukuken korunup kabul edilebilir bir tarafı olmadığını, davanın haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, ... markasının kalite standartlarını tek taraflı belirleme hakkı olan davalının, davacıya da yeni standartları tüm ayrıntıları ile duyurup inceleme imkanı verdiğini, davacının kabulü ile tarafların bu konuda protokol imzaladığını, nihayetinde davacının üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediğinden iki yıl önceden bu sonucu bildiği üzere sözleşmelerin fesih olduğunu, tüm bu süreçte davacıya dayatma uygulandığı iddiasının abesle iştigal olduğunu, feshin haklı ve hukuki olduğunu, davanın bu nedenle reddi gerektiğini, davacının imzalı protokollerle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği için iki yıl önceden bu sonucu bildiği üzere sözleşmelerin fesih olduğunu, tüm bayi ve servisler için aynı şekilde şeffaf bir şekilde yürütülen süreç sonunda kendi yükümlülüklerini yerme getirmeyen davacının iddia ve taleplerinin maddi gerçeğe ve taraflar arasındaki sözleşme ile Protokollere aykırı olduğunu, davanın bu nedenle reddi gerektiğini, taraflar arasında acentelik sözfeşmesi bulunmadığını, davacının portföy tazminat talep etme hakkı olmadığını, aksi bir an için kabul edilse dahi portföy tazminatı için aranan şartların oluşmadığını, davacı şirketin sözleşme devam ederken yaptığı ihlaller nedeniyle gelir kaybı olduğunu da iddia ettiğini, maddi gerçeğe aykırı bu iddianın da ispatı kalbinden de hiçbir delil sunulmamış olduğunu, bu talebin de haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacının gönderdiği ihtarname ve dava dilekçesinin birbiri ile çeliştiğini, bu hususu davacının, tabiri caizse "ne koparırsam kardır" mantığı ile afaki ve fahiş taleplerde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davacı, taraflar arasında akdedilen yetkili servis sözleşmesinin, davalı tarafından haksız ve kötü niyetli fesh edildiği iddiasıyla 50.000 TL maddi tazminat(kar kaybı tazminatı, yatırım maliyeti tazminatı, portföy tazminatı ve sözleşme içi ihmaller bakımından) ve 50.000 TL manevi tazminat talep etmiş olup davalı ise sözleşmede kendilerine olağan fesih hakkı tanıdığını, pazar payını artırmak için tüm yetkili servislerle yapılmış sözleşmelerin fesih yolunun izlendiğini, feshin haksız olmadığını iddia ederek davanın reddini talep etmiştir. Uyuşmazlık; sözleşmenin feshinin haklı olup olmadğı, fesih hakkının dürüstlük kuralına uygun şekilde kullanılıp kullanılmadığı noktasında toplanmaktadır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan usul hükümleri doğrultusunda yazılı yargılama usulüne tabi olarak oluşturulan tensibe istinaden yargılamaya başlanmış yöntemine uygun ön inceleme duruşması açılarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, hukuki ihtilaf noktaları belirlenmek suretiyle tahkikat aşamasında deliller toplanmış, bilirkişi raporu alınmış, yargılama sırasında 28/02/2018 tarihinde kabul edilen 7101 sayılı kanunun 61. Maddesi ile 6102 sayılı T.T.K.'nın 4. Maddesinin 2. Fıkrasının değiştirilmesi sebebiyle basit yargılama usulüne geçilerek dava sonuçlandırılmıştır. Taraf delilleri toplanmış, dosya daha sonra davanın niteliği teknik incelemeye gerektirmesi göz önünde bulundurularak Mali Müşavir, inşaat mühendisi, Makine mühendisi ve Ticaret ve Borçlar Hukuku öğretim üyesi bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişilerden 11/03/2019 tarihli rapor alınmış, 11/03/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle,'' davacı yanın sunduğu ticari defterlerin TTK hükümlerine göre gerekli açılış ve kapanış onayına sahip olduğu, davacı defterlerinin HMK 222'ye göre delil niteliğinde olup olmadığı hususunun mahkemenin takdirinde olduğu, davacının 28/02/2014 ve 18/02/2015 tarihli protokollerle iş yerinin belirli standartlarla kavuşturulması yönünde tarihlerde bulunduğu, bu taahhütlerini yerine getiremediği, taahhütlerin yerine getirilmemesinin mücbir sebepten kaynaklığına ilişkin herhangi bir somut delil sunmadığı, yine yapılan protokellerin davalının tekel hakkının bulunması sonucu tek taraflı dayatma ile yapıldığına ilişkin ve herhangi bir somut delil sunulmadığı, bu durumda davacının yapmış olduğu fesih bildiriminin haklı olduğu dolayısıyla da davacının alacak taleplerinin yerinde olmadığına kanaatini bildirir'' yönünde rapor düzenlenmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalının yetkili servis ve satıcısı olduğu, taraflar arasında Yetkili Servis ve Yetkili Satıcı Sözleşmesinin akdedildiği, taraflar arasında sözleşmeye dayalı ticari bir ilişki olduğu, bu çerçevede davalı yanın ... marka araçların Türkiye distribütörü, davacı yanın ise yetkili servisi ve satıcısı olarak faaliyet gösterdiği, davalı şirketin davacıya göndermiş olduğu Beyoğlu ... Noterliği'nin 20.11.2013 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile yeni standartlara ilişkin protokol örnekleri ekli olarak bu çerçevede ek protokol yapılmasının talep edildiği, taraflar arasında 28/02/2014 tarihinde protokol yapıldığı, bu protokol gereği davacının standartlara uygun yeni bir iş yeri açmayı taahhüd ettiği, davacının bu taahhütleri yerine getirmemesi üzerine davalı tarafından 10.08.2015 tarihli ihtarname ile sözleşmedeki taahhütlerin 28.02.2016 tarihine kadar yerine getirilmesi aksi halde sözleşmenin feshedileceğinin bildirildiği, davacının 21.09.2015 tarihinde iş akış planında 14.12.2015 tarihinde işlerin tamamlanacağını taahhüt etmesine rağmen işlerin tamamlanmadığı ve davalının bunun üzerine sözleşmeyi feshettiği, davacının, davalı şirketin olağan fesih hakkını kötüye kullandığı iddiasıyla şimdilik 50.000,00 TL tutarındaki maddi ve 50,000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini, davalı ise sözleşmede olağan fesih hakkının bulunduğu ve piyasadaki pazar payını artırmak için tüm yetkili servislerle fesih yolunun izlendiği gerekçeleri ile davanın reddini karar verilmesini talep ettiği, Dosyada mevcut sözleşmenin "Süre ve Fesih" başlıklı 16. maddesinde sözleşmenin süresiz olduğu, ''Olağan Fesih'' başlıklı 17. maddesinde taraflardan her biri yirmidört (24)ay önceden yazılı bildirimde bulunmak koşuluyla sözleşmeyi feshetme hakkında sahip olduğu düzelenmiş olup taraflar arasındaki uyuşmazlığın; feshin haklı olup olmadığı ve davalının fesh hakkını kötüye kullanıp kullanmadığı noktalarında toplandığı, yine feshin haksız olması nedeniyle oluşan zararların ve portföy tazminatının ödenmesi talebine yönelik olduğu, ayrıca davacının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini mücbir sebeple yerine getiremediğini ve sözleşmenin davalının tek taraflı hakkını dayatması sonucunda imzaladığını ispatlaması gerektiği, Türk Medeni Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır." hükmümü içerdiği, hak sahiplerinin haklarını kullanırken ya da borçlarını ifa ederken hukuka, genel ahlaka, örf-adet kurallarına ve doğruluk ilkesine riayet etmeleri gerektiği, fesih hakkının kötüye kullanılmasından anlaşılması gerekenin feshin karşı tarafa zarar verme kastıyla yapılmış olması, hiçbir yasal olmayan menfaatin korunması öngörülmeden hakkın kullanılması, amaca aykırı hareket edilmesi gibi hallerin anlaşılabileceği, somut olayda, davalı şirket fesih iradesini kullanırken sebep olarak müşteri memnuniyetini arttırmak amacıyla yeniden yapılanma iradesini göstermiş, fesih ihbarında şirket internet sitesinde belirtilen şartları sağlayan kişiler ile ek protokol imzalanacağını bildirmiş, davacıyla aralarında yapılan ek protokolden sonra davacının anlaştıkları süre zarfında yükümlülüğünü yerine getiremeyeceği anlaşılınca ek süre verilmiş tüm bu hususlar davalının zarar verme kasdı ile fesih iradesinin kullanmadığına delalet teşkil ettiği, bu haliyle dava konusu olağan fesih beyanının hakkın kötüye kullanılması teşkil etmeyeceği kabul edilmiştir. Bu kapsamda; mahkememizce benimsenen bilirkişi raporunda davacının müspet zararı kapsamında kar mahrumiyeti talebinin davacının sözleşmeyi hukuka uygun olarak feshettiği, feshin hakkın kötüye kullanımı niteliği taşımadığı anlaşılmakla reddine karar verilmiş yine davacının kişilik haklarının zarar görmesinin söz konusu olmadığı kanaatine varıldığından, davacının manevi tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir. Davalının ihtarnamede internet sitesinde belirtilen standartları karşılayan firmalar ile yeniden servislik sözleşmesi imza edileceği konusunda davalı iradesini ortaya koymuş olmakla davacı ile yeni bir sözleşme imzalanacağı konusunda haklı bir güven oluşmuştur. Ancak davacı davalının belirttiği şartları yerine getiremediğinden yatırım bedeli zararlarını isteyemeyeceği anlaşılmakla bu talebinin de reddine karar verilmiştir. Zira davacı mücbir sebepten dolayı sözleşmedeki şartları yerine getiremediğini ileri sürmüş ancak bu iddiasını ispatlayamamıştır. Davacının portföy tazminatı talepleri bakımından ise TTK'nın 102. maddesinde "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir." hükmünün yer aldığı, bu hüküm dikkate alındığında taraflar arasındaki sözleşme itibariyle davacının acente olmadığı, TTK'nın 122. maddesi gereğince talep edilen portföy tazminatının acente tarafından istenebileceği dikkate alınarak davacının denkleştirme tazminatına yönelik talebinin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyada mevcut hukuki mütalaanın, davanın haklılığını kanıtlamasına rağmen ve aynı zamanda rapora yapmış oldukları hiç bir itiraz değerlendirilmediği halde, dosyanın karara çıkartıldığını, dosyanın yeniden bir bilirkişiye gönderilmesi talep edilmiş olmasına rağmen, taleplerinin değerlendirilmediğini, dosyaya sundukları mütalaada davadaki haklılıklarının ortaya çıktığını, mütalaa ve bilirkişi raporu arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin kabulünün aksine feshin müvekkiline zarar verme kastı ile yapıldığını, müvekkilinin, davalı tarafından zorlama ile tabi tutulan taahhütlerinin, mücbir sebep dolayısıyla yerine getirilemediğini ispat ettiğini, davalı tarafından, müvekkiline zorlama ile 28.02.2014 tarihli protokolün imzalanması gerektiği aksi halde sözleşmenin sona ereceğinin bildirildiğini, davalının tekel konumda bulunma hakkını kötüye kullanarak müvekkilini sözleşme yapmaya zorladığını, müvekkilinin, müşteri memnuniyeti sağlayarak 2009 senesinden itibaren davalı şirketin temsil ettiği ... markalı araçlarının yetkili satış ve servis işletmesini üstlendiğini, davalı tarafından öncelikle kalite standartlarının değiştiği ve buna istinaden protokol imzalanması gerektiği bildirildiğini, müvekkili ile protokol imzalanmaması halinde bayiliğin sona ereceğinin belirtildiğini, taraflar arasında 28.02.2014 tarihli ve tek taraflı davalı tarafça düzenlenen taahhütname imzalandığını, tekel hakkını kullanan davalı şirket tarafından müvekkilinin hem bölgesinin değiştirilmesinin talep edildiğini, hem de bu zamana kadar yapılan yatırımların tüm yükünün davacıya yüklendiğini, tek taraflı olarak düzenlenen ve karşılıklı mutabakat sonucu oluşturulmayan protokolün, davalı tarafın dayatması olmaksızın imzalanmayacağının sabit olduğunu, davalının amacının müvekkilinin yıllar içinde geliştirdiği müşteri portföyüne ve buradan gelecek gelire, müvekkilini devre dışı bırakarak kendisinin sahip olmak istemesinden başka bir şey olmadığını, bilirkişinin, hakim yerine geçerek objektiflikten uzak hukuki bir görüş belirttiğini, bu konunun ispatlanıp ispatlanmadığına ilişkin olarak karar ve görüş belirtme yetkisi mahkeme hakiminde olmasına rağmen bilirkişinin, karar merci gibi davranarak ve dosyayı hiç incelemeden rapor düzenlediğini, sundukları hukuki mütalaa ile bilirkişi raporu mukayese edildiğinde bilirkişi raporunun objektiflikten uzak olduğunun görüldüğünü, müvekkilinin davalı firma ile çalışmaya devam edebilmek adına 28.02.2014 tarihli Protokolü imzaladığını, tüm yatırımlarını heba ederek yeniden yatırım yapmaya zorlandığını, müvekkilinin, mevcut adresinde yaptığı tüm yatırımlar ile birlikte başka marka araçlara hizmet verebilecek iken, tüm yatırımlarını, davalı şirket ile sözleşmesine istinaden çalışmaya devam edebilmek adına gözardı etmek zorunda kaldığını, müvekkilinin, davalı ile sözleşmesinin devam edebileceği inancı ile birçok maliyet ve masrafa katlandığını, ancak davalının kötü niyetli olarak sözleşmeyi sona erdirdiğini, davalının, başka bayilere bu şekilde davranmadığını, delil listesinin 2. ve 3. maddelerinde standartları taşımamasına rağmen faaliyetine devam eden bayilerin listesinin verildiğini, delillerle davalının eşit davranma borcuna aykırı davrandığının ispat edildiğini, sadece müvekkilini bu şekilde dayatma ile yerinden ettiğini, davalı şirket tarafından, diğer yetkili satıcı ve bayilerin bölgelerinin değiştirilmediğini, yalnızca müvekkili şirketin bölgesinin değiştirilmesinin talep edildiğini, bunun dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin, davalı distribütörün yetkili satıcısı olarak Yenibosna’da hizmet vermekte iken ... yetkili satıcılarının 2014 tarihli satış kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere, davalı tarafından Ekim 2014 tarihinde, ... adlı yetkili satıcının, ... Mahallesi, ... Cd. No:..,... Bahçelievler/İstanbul adresinde yetkili satıcı olarak, ... markasına ait araç satışına başladığını, müvekkili şirkette çalışanlarının ise ... Bayisi tarafından “ ...” şeklinde telefonlar edildiğini, bu hususun tanık beyanları ile ortaya çıkacağı belirtilmesine rağmen tanıkları dahi dinlemeden karar verildiğini, anlaşılacağı üzere, daha müvekkilinin sözleşmesi devam ederken davalı müvekkiline karşı yıldırma politikasının 2014 yılından beri uygulanmaya başladığının görüldüğünü, davalının, müvekkilinin gerek satış artışlarına yönelik çabasını gerekse de oluşan müşteri portföyünü tamamen kendi bayileri olan ...’a devrolunması amacı ile müvekkiline zorunlu olarak Topkapı bölgesinde hizmet sunması gerektiğinin bildirildiğini, müvekkilinin bir çok maliyet ve masrafa katlanarak kurduğu işyerini Yenibosna'dan taşıdığını ve Topkapı bölgesinde arazi bulduğunu, ancak davalının gösterilen arsalar için “caddeye yakın değil, tabela değeri bulunmuyor” gibi gerekçeler ileri sürerek uygun bulmadığını belirtiğini, sürecin uzamasına sebebiyet verdiğini, davalı taraf bu süreçte, müvekkilinin aslen belirlenen süre içerisinde söz konusu edimleri yerine getirmesini engellediğini, müvekkiline sözde ek süreler verdiğini, ancak akabinde de müvekkiline ihtarnameler gönderdiğini, davalının müvekkilden yapması çok zor olan taahhütleri yerine getirmesini beklediğini, müvekkilinin, taahhütlerini, kendisinden kaynaklanmayan mücbir sebepler dolayısıyla geç de olsa yerine getirdiğini, ancak davalının buna rağmen sözleşmeyi feshettiğini, davalının, kötü niyetli davrandığını, müvekkilinin son olarak, “... mah. ... cad. ... Ada, ... Parsel, No:...''daki gayrimenkulü kiraladığını, davalı tarafından talep edildiği üzere inşaata başladığını, fakat Zeytinburnu Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından inşaatın durdurulduğunu, müvekkil şirkete 6.467,12 TL idari para cezası uygulanmasına karar verildiğini, müvekkil tarafından, inşaat projesi değiştirildiğini, Belediye tarafından talep edildiği üzere yola terk işlemine istinaden gerekli masraflar yapılarak mülk sahibine ödendiğini, hal böyle iken, davalı tarafından, bölge değişikliğine zorlanan müvekkilinin bu sebeple zarar ettiği ve kar kaybına uğradığının sabit olduğunu, davalının, tamamen planlı bir şekilde müvekkili şirket ile olan yetkili satıcılık sözleşmesini sonlandırmak istediğini, buna göre planlı bir şekilde hareket ettiğini, davalı tarafın gösterilen arsaların beğenmemesi akabinde, müvekkilinin, davalı tarafın istekleri uyarınca belirlenen Topkapı bölgesinde arsa bulamadığını, davalı tarafından ise 13.06.2014 tarihinden 31.12.2014 tarihine kadar yaklaşık 6 ay süreyle uygun yer bulunması için ek süre verildiğini, 18.02.2015 tarihinde tarafların ek protokol imzalamak sureti ile 30.04.2015 tarihine kadar projenin onaylanması için yaklaşık 2 ay ek süre tanındığını, bu halde, sözleşmeye eklenmesi gereken 8 aylık bir süre söz konusu olduğunu, bu ek protokolün taraflar arasında mevcut 23.08.2010 tarihli yetkili satıcı sözleşmesinin eki olduğunu, bu sözleşmenin 17.maddesine bakıldığında fesih süresinin 24 ay olduğunun görüldüğünü, tarafların 18.02.2015 tarihli ek protokolü ana protokole bağlı olduğundan fesih süresinin 30.04.2015 tarihinden ileriye doğru 24 ayda yani 30.04.2017 tarihinde yapılması gerekirken, davalının fesih süresi dolmadan 28.02.2016 tarihinde taraflar arasındaki sözleşmeyi feshettiğini, davalının basiretli bir tacir gibi davranmadığını, 28.02.2014 tarihli protokol ile projenin onaylanması ve inşaatın tamamlanması için verilen sürelerin, sözleşme süresinin bitimi olan 28.02.2016 tarihine, 8 ay eklenerek ek süre kavramının uygulanması gerekmekte iken, davalının bu hususa uygun hareket etmediğini, sözleşmede, kalite standartlarını belirleme noktasında, edimi belirleme yetkisinin davalıda olduğunu ancak edimi belirleme yetkisinin davalıya bırakılmış olmasının her türlü sözleşme değişikliği yapabileceği anlamına gelmediğini, edimi belirleme yetkisinin kötüye kullanılmaması gerektiğini, davalının, kalite standartlarını tespit etme yetkisi ile bölgesel değişiklik yapma yetkisi arasında ilişki olmadığı halde, davalının kalite standartları verisini kullanarak bölgesel değişiklik yaptığının üstünü kapatmaya çalıştığını, davalının, bölgesel yer değişikliği ile inşaat yapılması isteminin hukuka aykırı bir istek olduğunu, davacının sözleşmenin devam edeceği inancı ile birçok masraf ve yatırım maliyeti altına girdiğini, 4054 Sayılı Rekabetin korunması Hakkındaki Kanun ve bu kanun muvacehesinde yayımlanmış olan 2005/4 Sayılı Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere İlişkin Grup Muafiyeti hükümleri ile birlikte, dosyaya sunulan deliller birlikte değerlendirilmek zorundayken, Özel Kanun Hükümleri ve sunulan deliller değerlendirilmeden, davanın reddi kararı verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu kanunun 4.maddesinin “d” ve “e” bendine bakıldığında, davalının, bu kuralları ihlal ettiğinin görüleceğini, müvekkili haricindeki diğer bayi, yetkili satıcılara farklı davrandığı, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulandığını, 2005/4 sayılı Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlerine ilişkin Grup Muafiyet Tebliği yayınlanmış ise de Tebliğin 3/h bendinde; "Niteliksel seçici dağıtım sistemi, sağlayıcının, dağıtıcılar veya yetkili servisler için sadece niteliksel olan, anlaşma konusu mal veya hizmetlerin niteliğinin gerektirdiği, dağıtım sistemine katılmak için başvuran tüm aday teşebbüsler için aynı olacak şekilde belirlenen ve ortaya konan, ayrımcı bir biçimde uygulanmayan ve dağıtıcıların veya yetkili servislerin sayısını doğrudan sınırlamayan ölçütler kullandığı bir sistemdir." maddesi ile de eşit edime farklı muamele yasağının belirtildiğini, davalının, standartları taşımayan, aynı ek taahhüt ile yükümlendirilmiş servis/bayiler ile taahhütlerini yerine getirmemelerine rağmen sözleşmelerini sürdürmesinin gerek Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun gerekse de Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar Tebliği’ne aykırılık teşkil ettiğini, davada, bilirkişi, incelmesini yaparken davalı Yüce Auto tarafından yetkili satıcı ve servislere getirilen satış yeri ve servis yerine ilişkin kriterler çerçevesinde, bu kriterlerin hizmet gerekleriyle ilişkili olup olmadığının ve uygulamada inşaatların hangi ölçütlere göre tamamlanmış sayılıp sayılmayacağının, dolayısıyla bayiler arasında farklı uygulamalara gidilip gidilmediğine yönelik hiç bir inceleme yapılmadığını, fesih bildirimindeki gerekçelerin, anlaşma yükümlülüklerinin ihlali olup olmadığı veya feshin, gerçekten fesih bildiriminde yazan gerekçelerle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespit edilememiş olduğunu, davalı tarafından, tüm bayilere eşit davranılmadığı gerekçesi ile Rekabet Kuruluna birçok şikayet yapıldığını, bu şikayetlere bakıldığında davalının hep aynı tür işlemler ile yüksek prim yapan bayilerin kazançlarını engellemek için sözleşme şartlarını ağırlaştırdığının görüldüğünü, davalının, Yatırım İnşaat İş Programı uygulaması kapsamında inşaata başlamayan ya da başlamakla birlikte Protokol'de belirtilen süreyi aşan ve nihayetinde inşaatı tamamlayamayan kimi bayilere ek süre verdiğini, davalının fesih iradesinin, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, tüm şartlarını taşıdığı bir ihtimalde dahi, hemen sonuç doğurmayacağını, ancak ve ancak iki yıllık sürenin sonunda kendisinden beklenen sözleşmenin sona ermesi sonucunu doğurabileceğini, öyleyse, sözleşmenin sona ermediği bu dönemde, davalının bu tarz davranışlar sergileyerek, tek satıcılık sözleşmesinden doğan “sadakat ve tek satıcıyı destekleme yükümlülüğünü” ve “sözleşme bölgesinde satış yapmama yükümlülüğünü” ihlal ettiğini, bu durumun en önemli özelliğinin, müvekkilinin kar mahrumiyetine ilişkin zararı hesaplanırken dikkate alınması ve yapılan feshin haksız olduğunu ve davalının kendi kusuru ile feshin yapıldığını ve bunun sonucunda müvekkiline atfedilecek bir kusurun bulunmadığını açıkça gösterdiğini, mütalaada, ek protokolün de şarta bağlanması ve şartın gerçekleşmemesi sebebiyle ek protokolün taraflar arasında yürürlüğe girmediği, dolayısıyla artık ek protokolden kaynaklanan bir yükümlülükten bahsetmeye olanak bulunmadığının belirtildiğini, davalının feshin haklı bir sebebe dayandığını ispat edemediğini, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunu, portföy tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, sözleşme bölgesinin değiştirilmesinin, oldukça yüksek maliyetli yeni yatırımların yapılmasını gerektirdiğini, davacının kendi bölgesinde gerekli kalite standartlarını sağlayacak düzeyde faaliyet gösterdiğini, tek satıcının, kalite standartlarını sağlaması bakımından sözleşmeye aykırılık teşkil eden herhangi bir davranışının bulunduğuna dair delil bulunmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, yetkili satıcılık ve yetkili servis sözleşmesinin feshinin haksız olduğu iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı; davalı ile aralarında 2009 yılında imzalanan yetkili satıcılık ve yetkili servis sözleşmeleri bulunduğunu, davalının hiç bir geçerli objektif sebep yokken belli bir müşteri portföyünün oluştuğu bölgeden başka bir bölgeye taşınmak sonucunu doğuracak değişiklikler yaratarak kendisinden taleplerde bulunduğunu, davalının aralarındaki sözleşme şartlarını bu şekilde haksız olarak değiştirdiğini, bu nedenle kar kaybı yaşadığını, davalının kendisinden bu kapsamda talep ettiği yeni şartlara uymak için gerekli yatırımları yapmasına rağmen, mücbir sebepten kaynaklı gecikmeyi bahane ederek sözleşmeyi feshetmesinin haksız olduğunu, davalının davranışlarının 2005/4 sayılı Tebliğe, rekabet esaslarına aykırı olduğunu, davalının haksız feshi sebebiyle yaptığı yeni yatırımların atıl kaldığını, bunların bedelinin davalı tarafından tazmini gerektiğini, kendisinin oluşturduğu müşteri portföyü nedeniyle davalının portföy tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu, davalının sözleşmenin devamı süresince sözleşme içi haksız eylemleri bulunduğunu, başka bayilere kendisinden daha ucuza malzeme verdiğini, bu sebeple gelir kaybı yaşadığını, ayrıca haksız fesih nedeniyle manevi zarara uğradığını ileri sürmüştür. Davalı ise, ... markasının kalite standartlarını belirleme yetkisi bulunduğunu, bu kapsamda yeni standartları davacıya önceden duyurduğunu, inceleme imkanı verdiğini, davacıya gönderilen 20.11.2013 tarihli ihtarname ile yeni standartları sağlamak üzere yatırım iş programı ve yetkili satıcı/servis taahhüdüne ilişkin protokol örneklerinin davacıya gönderildiğini, bunun ardından davacı ile 28.02.2014 tarihli Protokolün imzalandığını, davalının bu Protokol ile ekinde iş akışı programı sunduğunu, ancak davacının Protokolde belirlenen sürede yeni yer bildirimini ve proje sunumunu yapamadığını, ek olarak verilen sürelere rağmen davacının yeni lokasyondaki yere ilişkin inşaatı tamamlayamadığını, davacının imzaladığı Protokolde taahhütlerin yerine getirilmemesi halinde 28.02.2016 tarihinde sözleşmenin fesih olmuş sayılacağının yazılı olduğunu, davacının bunu bildiğini, feshin haksız olmadığını savunmuştur. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davalının müşteri memnuniyetini arttırmak amacıyla yeniden yapılanma iradesi gösterdiğini, fesih ihbarında şirket internet sitesinde belirtilen şartları sağlayan kişiler ile ek protokol imzalanacağını bildirdiği, davacıyla aralarında yapılan ek protokolden sonra davacının anlaştıkları süre zarfında yükümlülüğünü yerine getiremeyeceği anlaşılınca ek süre verildiği, bu durumun davalının zarar verme kastı ile fesih yoluna başvurmadığının göstergesi olduğu, fesih hakkının kötüye kullanılmadığı, feshin haklı olduğu, bu sebeple müspet zararın tazminin mümkün olmadığı, davacının acente olmaması sebebiyle portföy tazminatı talep edemeyeceği, davalının mücbir sebepleri ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında bila tarihli yetkili satıcı ve yetkili servis sözleşmeleri bulunmakta olup yetkili satıcı sözleşmesinin 1.maddesi uyarınca sağlayıcı davalının, davacı yetkili satıcıya Türkiye'de ... markasının sözleşmeli ürünlerini satma sorumluluğunu vermiş, sözleşmenin 1.3.maddesinde sözleşmenin esasının uygun kalite standardının daima sağlanması olduğu belirtilmiş, ayrıca yeni model piyasaya sürülürken satış için gerekli olan kalite standartlarını belirleme yetkisine sağlayıcı davalının sahip olduğuna yer verilmiştir. Somut olayda, davalı tarafça davacıya gönderilen 20.11.2013 tarihli ihtarname ile; ... 'nun geçmiş yıllarda başlattığı küresel değişim ve gelişim stratejisinin son maddesi olan yetkili servis ve yetkili satıcı ağının hem fiziksel koşullarının iyileştirilmesi hem de işletim sisteminin güncel ihtiyaçları karşılayacak düzeye çıkarılması aşamasına gelindiği, sürdürülebilir gelişimin sağlanması gerektiği, 26.09.2013 tarihli toplantıda tüm satış/servis ağına temel noktaları aktarılan bu gelişmelerin gereği olan değişiklikleri içeren Kalite Standartları ve Yönetmelikler Kitapçığının (KSYK) internet üzerinden bildirildiği, yetkili servis/satıcı faaliyetine devam edebilmek için duyurulan kalite ve marka standartlarının tüm yetkili satıcı ve servisler bakımından eksiksiz yerine getirilmesinin sözleşmelerin devamı için şart olduğu hususları belirtilerek, bu kapsamda yetkili satıcı/servis taahhüdüne ilişkin Protokol ve yatırım inşaat işi programının öneri olarak davacıya gönderildiği, davacı tarafından da 28.02.2014 tarihinde Protokol ve yatırım inşaat işi programının imza edildiği görülmektedir. Davacı tarafından imza edilen 28.02.2014 tarihli Protokolde davacının yani yetkili satıcının, aksi yazılı olarak taraflarca kararlaştırılmadıkça KSYK'daki tüm standart ve yükümlülüklere, ekli yatırım inşaat işi programına uygun olarak ve bu Protokolün imzalanmasından itibaren 2 yıl içinde mücbir sebep ve olağanüstü haller de dahil olmak üzere herhangi bir nedenle eksiksiz yerine getirememesi halinde yetkili satıcılık sözleşmesinin, KSYK'nın ve dolayısıyla yetkili satıcılık sıfatının başkaca bir ihbara gerek kalmaksızın Protokolün imza tarihinden itibaren 2 yıl içinde kendiliğinden sona ereceği, bu durumda yatırım da dahil tüm zararlardan tek başına sorumlu olacağını taahhüt ettiği, bu Protokolün ekinde de yatırım inşaat işi programının yer aldığı, bu programa göre sürecin 31.05.2014 tarihinde arsanın bulunması ile başlayacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgi ve belgelere göre, davacının, davalı sağlayıcı tarafından talep edilen KSYK'daki standart ve yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt ettiği, Protokol ve ekindeki yatırım inşaat işi programına göre yer değişikliği talebini de kabul ederek bu yönde çalışmalara başladığı ancak davacı yetkili satıcının bu standart ve yükümlülükleri öngörülen ve taahhüt ettiği iki yıllık süre içinde yerine getiremediği anlaşılmaktadır. Davacı taraf, davalının yer değişikliği yapma yetkisi bulunmadığını ileri sürmekte ise de, taraflar arasındaki sözleşmenin 1.3.maddesinde sözleşmenin esasının uygun kalite standardının daima sağlanması olduğu belirtilmesi, ayrıca yeni model piyasaya sürülürken satış için gerekli olan kalite standartlarını belirleme yetkisine sağlayıcı davalının sahip olduğunun belirtilmesi karşısında, ayrıca davalının aradığı standartları davacının mevcut yerinin sağlayabildiği iddia ve ispat edilemediği de nazara alındığında davalının bu yönde değişiklik talep etme yetkisi bulunduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki davacı da imzaladığı 28.02.2014 tarihli Protokolde yer değişikliğini kabul ederek Protokol ekinde yatırım inşaat programı sunarak süreci başlatmıştır. Nitekim taraflar arasındaki email yazışmalarında yeni yer bulunması konusunun ele alındığı, davalı tarafından farklı tarihlerde davacının henüz yer bulamaması sebebiyle ek süreler verildiği de görülmektedir. Sonuç olarak, basiretli bir tacir gibi hareket etmek yükümlülüğü bulunan davacının, Protokol ve eki yatırım inşaat işi programı kapsamında taahhüt ettiği yükümlülüklerini yerine getiremediği anlaşıldığından mahkemece sözleşmenin feshinin haksız olmadığı ve davalının hakkını kötüye kullanmadığı yönündeki tespiti ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur. Davacı taraf, mücbir sebep iddiasında bulunmuş ise de, davacı bu iddiasını ispat edemediği gibi bu iddiasını ispat etmiş olsa dahi Protokolde standart ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi için öngörülen iki yıllık süreye mücbir sebep ve olağanüstü hallerin de dahil olduğu, davacının bu hallerde dahi standartları iki yıllık sürede yerine getireceğini taahhüt ettiği nazara alındığında bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı taraf her ne kadar, Protokolü tek taraflı dayatma ile imzaladığını ileri sürmekte ise de, iradesinin bu şekilde fesada uğratıldığına dair süresi içinde başvurusunun bulunduğuna ilişkin bir delili de dosyaya sunamadığından aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Öte yandan, uzman görüşü, bilirkişi raporu gibi takdiri delil olup takdiri mahkemeye aittir. Bu nedenle takdiri delil niteliğindeki uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığından davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Ayrıca mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli olduğundan yeni veya ek rapor alınması yönündeki istinaf sebebi de yerinde değildir. Davacı tarafından, davalının standart ve yükümlülükleri yerine getirmeyen başka yetkili bayilerin sözleşmesini feshetmediğini, eşit işlem yapmadığı ileri sürülmüş ise de, davacının bu konuya ilişkin iddialarını ispatlayamadığı görülmekle birlikte sözleşmelerin nispiliği ilkesi uyarınca diğer yetkili satıcı veya bayilerle davalı arasındaki sözleşmelerin taraflarını bağlayacağı ve şartlarının da değişebileceği, ayrıca davalının, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ve 2005/4 sayılı Tebliğ hükümlerini ihlal ettiğine dair somut bir delilin de dosyada bulunmadığı nazara alındığında aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiş ve davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine, 5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. 29.12.2023

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim