Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/192
2025/235
13 Şubat 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/192 Esas
KARAR NO:2025/235 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2015/1121 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH:20/12/2024 (Ara Karar Tarihi)
DAVA:Tapu İptali Ve Tescil
BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2020/553 ESAS SAYILI DOSYASI
DAVA:Tapu İptali Ve Tescil
KARAR TARİHİ:13/02/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekili dilekçesinde özetle;Davalılar tarafından ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itiraz neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2024/1210 Esas ve 2024/1452 Karar sayılı ilamıyla "Somut olayda asıl ve birleşen dava davacılarının, dava konusu taşınmazların ait olduğunu belirttikleri dava dışı şirketin asıl ve birleşen dava tarihleri itibariyle ortağı olup olmadıklarına, bu şirket taşınmazlarının muvazaalı ve yetkisiz olarak şirket tarafından önce olarak asıl dava davalılarına, akabinde birleşen dava davalısına devredildiğine yönelik iddiaları ve asıl ve birleşen davalıların savunmalarına göre yargılamada tahkikat işlemlerinin devam ettiğinin anlaşıldığını, mevcut delil durumuna ve yargılamanın bulunduğu aşamaya göre; taşınmazların doğrudan uyuşmazlığın konusunu teşkil ettiği ve taşınmazların mülkiyet durumunda yargılama sırasında bir değişiklik meydana gelmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği hususunda yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluştuğu, mahkemece dava konusu taşınmazlar üzerine üçüncü kişilere rızai devir ve temlikleri önleyici mahiyette tedbir konulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığını, asıl davada davalılar ve birleşen davada davalı vekillerin buna yönelik istinaf sebeplerinin yerinde olmadığını, ne varki mahkemece HMK'nun 392 maddesi dayanak gösterilerek tedbir teminatsız olarak uygulanmış ise de, adli yardım isteminin yalnızca nispi harçla sınırlı olarak kabul edilmiş olması karşısında, adli yardım talebinin kabulüne ilişkin karar ile ihtiyati tedbirin kabulü kararının teminata ilişkin kısmının çelişki oluşturduğu anlaşıldığını, asıl ve bileşen dava davalılarının teminata yönelik itirazlarını da ileri sürmüş bulunmaları karşısında, mahkemece bu itiraz değerlendirilmeksizin ve yukarıda değinilen çelişki de giderilmeksizin itirazın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğunu, asıl davada davalılar ve birleşen davada davalı yanın bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde bulunduğunu, sonuç itibariyle; asıl davada davalılar ve birleşen davada davalı yanın 18/01/2024 tarihli ihtiyati tedbire itirazın reddine dair ara karara yönelik istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda teminata yönelik itirazlar değerlendirilmek üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerektiği şeklinde karar vermek suretiyle davalıların itirazını haksız ve hukuki dayanağı bulunmayan bir şekilde kesin olarak kabul ettiğini, bu durumda ihtiyati tedbir kararının verilmiş olduğu duruşma zaptında da açıkça yazılı olduğu üzere "İhtiyati tedbirin kaldırılması istemi yönünden iddianın oluş şekli, muvazaa iddiasının varlığı, tedbirin taşınmazın devri dışında bir etkisinin olmadığı, taşınmazların dava konusu oluşu, taşınmazların dava tarihinden 2 ay sonra birleşen dosya davalısına devredilmiş olması, dosyadaki mevcut delil durumu nazara alınarak ihtiyati tedbirin kaldırılması isteminin REDDİNE; " dair gerekçesi hali hazırda devam eden dosyada başkaca yeni bir delil bulunmadığından yeniden dava konusu tüm taşınmazlar üzerine 3. kişilere devrinin önlenmesi için yeniden ihtiyati tedbir kararı verilerek tapuya şerh edilmesini, mahkemece 07/10/2020 tarihli celsenin 2 nolu ara kararı ile "davacıların adli yardım talebinin kısmen kabulü ile davacıların (bilirkişi ücreti, gider avansı gibi diğer masraflar hariç) sadece nispi harç yönünden adli yardımın kabullerine," dair karar verildiğinin açık olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2024/1210 Esas ve 2024/1452 Karar sayılı ilamında yazılı olduğu üzere daire hukuki nitelemede hata yaptığını, mahkemece açıkça (bilirkişi ücreti, gider avansı gibi diğer masraflar hariç) derken sınırlı sayıda tedbir harici kalan kalemleri saydığını, tedbir karşılığı teminat olacak olanın harç olduğunu, kaldı ki dava konusu olaydaki tedbir eda amaçlı tedbir olduğunu, bu tedbir konusu edilen ihtilâf konusu olan hakkın geçici olarak ifa edilmesi, mahkemece tedbiren bir şeyin verilmesi, bir işin yapılması veya yapılmaması gibi taleplerin geçici olarak gerçekleştirilmesi amaçlanmakta olduğunu, dava konusu olayda mahkemece ihtiyati tedbir kararının tesis edilmesinde "yaklaşık ispat" kuralının incelendiğini ve bu olayda, mahkemenizce, 6100 Sayılı HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişesi aratarak devam ettiğinden ve mahkememizin 07/10/2020 tarihli celsenin 2 nolu ara kararı ile (bilirkişi ücreti, gider avansı gibi diğer masraflar hariç) olmak üzere davacı müvekkilleri hakkında adli yardım kabul edildiğinden mahkememizce tekrar dava konusu taşınmazlara dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş olduğu görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 20/12/2024 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2015/1121 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "Mahkememizin 13/11/2024 tarihli celsesinin 1 numaralı ara kararı ile "Davacılar vekilinin ihtiyati tedbir istemi yönünden 18/01/2024 tarihli ara kararı ile ATK raporu nazara alınarak teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine karar verilmiş olup; davalıların yaptığı ihtiyati tedbire itiraz da 03/04/2024 tarihli celsede duruşmalı olarak incelenmiş ve olayın oluş şekli, muvazaa iddiasının varlığı, mevcut delil durumu nazara alınarak tedbire itirazın reddine karar verilmiş; bu karar istinaf dairesince adli yardımın teminatı kapsamaması sebebiyle çelişki yaratıldığı gerekçesiyle kaldırılmıştır. Esasen adli yardım sebebiyle değil dosya durumu sebebiyle teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Bununla beraber birleşen dosya davalısının sunduğu dekontlar ile dosya kapsamında bir bilirkişi incelemesi yapılacak olup, bu husus gözetilerek takdiren 100.000 TL teminatla taşınmazların yargılama boyunca üçüncü kişilere tedbiren önlenmesinin durdurulmasına; 1 hafta içinde teminat şartının sağlanmaması halinde ihtiyati tedbirin kaldırılması için tapuya müzekkere yazılacağının ihtarına," şeklinde karar verilmiştir.Gerçekten de adli tıp kurumunun 16/10/2023 tarihli raporuna göre hisse devrinde yer alan imzanın davacı ... eli ürünü olmadığı anlaşıldığına göre, bu aşamada davacının aktif husumetinin mevcudiyeti, çok sayıda taşınmazın şirket yetkilisi ...'nun eşi ve oğluna (46 taşınmazın 34 tanesi 17/03/2011'de ...'na, davadan 2 ay sonra 18/05/2011 'de ondan ...'e devredilmiş; 12 tanesi 17/03/2011'de ...'ye, ondan da davadan 2 ay sonra 10/05/2011 de 6 tanesi ...'na, 6 tanesi ...'na devredilmiş,... ve ... kendi adlarına olan bu 6 şar taşınmazı 18/05/2012'de ...'e devretmişlerse de ondan da gersin geri 05/09/2012 'de kendilerine dönmüştür.) devrinin yapılmış olması nazara alınarak, ihtiyati tedbir istemi haklı görülmüştür.Adli yardım istemi harçlar yönünden kabul edilmiş ise de, önceki tedbir kararımızda adli yardım sebebiyle değil olayın oluş şekli ve iddianın şekli(muvazaa) sebebiyle takdiren teminat almaya gerek görülmeden tedbir kararı verilmiştir. Ancak istinaf kararı sonrasında yeniden yapılan değerlendirmede, halen tüm delillerin toplanmamış olması, tanık dinleneceği ve bilirkişi incelemesi yapılacağı nazara alınmış, takdiren 100.000 TL teminatla ihtiyati tedbir verilmesine karar verilmiştir. Taşınmazların sayıca fazla olması sebebiyle değerinin belli bir yüzdesel oranı şeklinde teminat alınması uygulaması, bu dosyada hakkaniyete uygun düşmeyeceğinden teminat tutarı sınırlı tutularak ihtiyati tedbir istemi kabul edilmiştir"gerekçesi ile, ''Davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin kabulüne;Mahkememizin 13/11/2024 tarihli celsesinin 1 nolu ara kararında belirtildiği gibi, takdiren 100.000 TL teminatla taşınmazların yargılama boyunca üçüncü kişilere tedbiren önlenmesinin durdurulmasına;1 hafta içinde teminat şartının sağlanmaması halinde ihtiyati tedbirin kaldırılması için tapuya müzekkere yazılacağının ihtarına, '' karar verilmiş ve karara karşı asıl davada davalılar vekili ve birleşen davada davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl davada davalılar ..., ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, İstanbul ili, Pendik ilçesi, ... mahallesi, ... ADA, ... PARSEL,... PARSEL ... DA kayıtlı arsa üzerinde b bloktaki 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45 VE 46 nolu bağımsız bölümlere ihtiyati tedbir konulması için belirlenen teminat bedeli toplam 100.000,00 TL gibi gerçek dışı ve hukuka, hayatın olağan akışına aykırı bir bedel olduğunu,İşbu tapu iptal davasını açmaya ve yürütmeye yetkileri olmayan davacıların haksız olarak ihtiyati tedbir taleplerinin kabul edildiğini; bu hususun dilekçelerinde daha detaylı açıklanacağını; tüm bunların yanında 46 adet taşınmaz için belirlenen teminat bedeli 100.000,00 TL gibi hayatın olağan akışına aykırı ve gerçek dışı bir bedel olduğunu, adli yardım talepleri açıkladıkları gerekçelerle hukuka aykırı olarak kabul edilen davacıların teminat bedelinin adli yardım kararları kapsamında olmadığı tespit edilmesine rağmen 100.000,00 TL gibi bir bedelin teminat olarak belirlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, açıklanan gerekçelerle ihtiyati tedbirin kaldırılması gerektiğini fakat aksi kanaat söz konusu ise teminat bedelinin 46 taşınmazı kapsayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini; günümüzde tek taşınmaz için bile az bulunan 100.000,00 TL teminat bedelinin 46 taşınmazı kapsayacak şekilde arttırılması gerektiğini, davacıların şirket adına tapu iptal davası açmaya ve yürütmeye yetkileri olmadığından davanın usulden reddinin gerektiğini; dava açma ve yürütme yetkisi olmayan davacıların talebi ile ihtiyati tedbir şerhi konulduğunu, taraf ehliyeti olmayan davacıların davasının HMK'nın 114. ve 115. Maddeleri uyarınca usulden reddi gerektiğini,Şirket ortaklarının (davacıların ortak dahi olmadıklarını), şirketin üçüncü şahıslarla yapmış olduğu işlemlerin iptalini isteme ve elden çıkarılan malların şirkete iadesini veya taşınmazın şirket adına tapuya tescilini isteme haklarının olmadığını; bu hakkın tüzel kişiliğe ait olduğunu; davacıların şirket adına tapu iptali ve tescil davası açmaya ve böyle bir davayı yürütmeye yetkileri bulunmamaktadır ifadesine yer verilerek, davanın usulden reddine karar verdiğini; şirket ortaklarının dahi böyle bir dava açma yetkisi bulunmazken, şirket ortağı olmayan davacıların böyle bir dava açma yetkisinin olmadığını,Prof. Dr....'ın mütalaasında ; "-Somut dava konusunda T.C. Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, T.18.10.2012, E.2012/328, S.2012/1130 sayılı kararının sonuç itibariyle yerinde olduğu, zira anonim şirketlerde şirket tüzel kişiliğini aktif ve pasif dava ehliyeti yönünden de yönetim kurulunun temsil edeceği, ortakların şirket iş ve hukuki işlemleri için birbirlerine dava açamayacakları, bu dava yerine eski kanun döneminde yürürlükte olan TTK. m. 336 vd.(6102 sayılı TTK. m. 553) hükümlerine göre şirket yönetim kuruluna sorumluluk davası açabilecekleri, ancak bunun için de hukuki yararlarını ispat açısından şirkette somut dava açısından ortak sıfatlarının bulunması gerektiği, hisselerini devrettikleri için bu dava açısından da hukuki yararlarının olmadığını, maddi hukuk açısından hisse devirlerinde iddia ettikleri gibi bir iptal sebebi var idiyse TBK m. 36 vd. hükümleri çerçevesinde ve hak düşümü süreleri içinde bu davayı açmaları gerektiği, kazandıkları takdirde anonim şirket yönetim kuruluna karşı sorumluluk davası açabilecekleri,-Yargıtay 11.HD. 07.05.2015 tarihli, E.2014/17786, K.2015/6517 sayılı kararının gerek usul hukuku ve gerekse maddi hukuk açısından isabetli olmadığı, Yargıtay’ın hukuki yarar kavramını taraf ehliyetinden de geniş yorumladığı, bunun hatalı olduğu zira hukuki yararın varlığının araştırılmasının taraf ehliyetinin var olduğunun tespitinden sonra yapılabileceği,-Öte yandan usul hukuku açısından davaların kural olarak öznel (sübjektif) olduğu, bir davada alınan ilamın kural olarak dava dışı üçüncü şahıslara bu davada ...’a zaten uygulanmasının mümkün olmadığı, bu itibarla davacıların usulen yanlış yoldan gittikleri" tespiti yapıldığını,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/721 E. , 2013/290 E. Sayılı 27/02/2013 tarihli ilamında, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/10366 E. , 2016/6884 K. Sayılı 22.6.2016 tarihli ilamında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/7-1828 E., 2018/1093 K., 16.5.2018 T.kararında, taraf ehliyeti noksanlığı durumunda davanın usulden reddi gerektiğinin içtihat edildiğini, ortak dahi olmayan davacıların ortaklık vasfının olup olmadığına bakılmaksızın işbu davayı açamayacakları ve yürütemeyecekleri sabit olduğundan davanın ivedilikle usulden reddini gerektiğini, Dava açma ve taraf olma ehliyeti olmayan davacıların ihtiyati tedbir talebinin 100.000,00-TL teminatla kabul edilmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Davacıların, yetkisiz yetki kullanıldığını, satışlardan bihaber olduklarını, taşınmazlarla alakalı bir paylaşıma katılmadıklarını ve bedel almadıklarını iddia ettiklerini; işbu hususların gerçeklikten uzak ve mesnetsiz olduğunu; davacıların bu haksız iddialarına istinaden ihtiyati tedbir kararı verildiğini; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 23.05.2008 tarihli olağan genel kurul ve ana sözleşme tadil metninin tescil ve ilanı 30.05.2008 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde yapıldığını; işbu tescil ve ilan metninin Ana sözleşme Tadil Tasarısı 3. Maddesinin k bendinde; Şirket konu ile ilgili olarak yurtiçi ve yurt dışında arazi, menkul, gayrimenkul, satış yerleri, bürolar, imalathane ve tesisler iktisap etmek, satın almak, satmak, kurmak, istetmek, bunlar üzerinde kendi veya üçüncü şahıslara inşaat yaptırmak, kiraya vermek, kurulmuş olanları kiralamak, finansal kiralama yapmak....Yukarıdaki gösterilen konulardan başka, şirket için faydalı ve lüzumlu görülen işlere girişilmek istenildiği takdirde ortaklar kurulunca karar alındıktan sonra dilediği diğer işleri yapabilecektir. " şeklinde açıkça yer aldığını, bu yetkiyi içerir yetki belgesinin İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu'ndan alınmak suretiyle tapuda satış işlemi gerçekleştiğini; yetkisiz işlem yapılmadığını, davacıların paylaşım hususunda tam mutabakat sağlayarak işlem tesis etmesine karşın, tüm süreçten habersiz olduklarını iddia ederek dürüstlük kuralına aykırı davranmakta olduklarını,
Davacı ..., davalı ..., Tanık ...'nin babası olan Tanık ..., Tanık ..., süresinde cevap dilekçesi vermeyen ... tarafından ismi tanık olarak verilen ve dinletilmesine muvafakat etmedikleri ..., müvekkili davalı ..., davalı ... ve ... vekili olan(huzurdaki davada) Av. ... arasında 01.11.2010 tarihinde bir sözleşme imza edildiğini, işbu sözleşmede tarafların şirketin mal varlıkları üzerinde bir paylaşım yapmak adına bazı kararlar aldıklarını; bu protokolde davacılar ve davalı ...'nin alması gereken taşınmazların ...'e satılması, ...'ün satış bedeli üzerinden bir kısmını davacılar ve davalı ...'nin hesabına yatırılması, belirli bir meblağı (kalan kredi borcu ve müvekkile düşen tapu masrafı düşülmek suretiyle) davacılar ve ...'nin ...'na olan borcuna istinaden ...'na ... tarafından ödenmesi, kalan satış bedelinin ödeme planı hususunda anlaştıklarını, (Dosyada mübrez - 01.11.2010 tarihli SÖZLEŞME), davacılar ve davalı ...'nin müvekkili ...'na borçlu oldukları sözleşmede belirtilmek suretiyle sabit olduğunu; müvekkilinin, sözleşme tarihinde davacılar ve davalı ...'den 3.500.000,00 TL (üçbuçukmilyon) alacaklı olduğunu; bu sözleşmede bu alacağın 2.500.000,00 TL'sinin müvekkile ödenmesi hususunda mutabık olunduğunu fakat satışın yapılmaması sebebiyle bu alacağın paylaşıma konu edildiğini, bu sözleşmenin imza edilmesinden sonra tapuda randevu alındığını, tapu harçlarının ödendiğini; tapu devir aşamasında ... edimini yerine getiremediğinden devirlerin yapılamadığını, piyasaya bir çok borcu olan ve kritik davaları olan davacıların, taşınmazları kendi üstlerine almak istemediklerini, 07.03.2011 tarihinde tarafların yeni bir sözleşme yaptıklarını; davacılar, davalı ..., alıcı adayı olan ...( davacıların alacaklısı)'a hisselerine düşen taşınmazların satışı hususunda tanık ... ve şahitler huzurunda mutabık olduklarını fakat, tapuya başvuru yapılmasına rağmen taşınmazların satışı alıcının şartları, bedeli karşılayamaması sebebiyle yapılamadığını, (Dosyada mübrez - 07.03.2011 tarihli Sözleşme), davacılar ve davalı ..., kendi hisselerine düşen taşınmazların satışı için ne kadar uğraşmışlarsa da taşınmazları satamadıklarını; satış olmadığı için de paylaşım yapılması talebinde bulunduklarını; taşınmazları borçları ve kritik davaları sebebiyle kendi üzerine alamayan davacılar ve ...'nin, kendi paylarına düşen taşınmazları yeğenleri ... üzerine alarak bir satış değil paylaşım yaptıklarını; ...'nin o dönemde alım gücü olmayan bir üniversite öğrencisi olduğunu; müvekkili ...'nun hissesine düşen taşınmazların şirket adına satışı yapacak olan yetkililerden birinin de ... olması sebebiyle eşi müvekkili ...'na devredilerek paylaşım gerçekleştiğini, ...'na ve ...'ye devir yapılmak suretiyle paylaşım yapıldığını fakat davacılar tarafından ...'nin herhangi bir davanın tarafı olarak gösterilmediğini; işbu hususun dahi haksız menfaat çabasını gözler önüne sermekte olduğunu,Davacıların taşınmazların bedelini almadıkları iddiasının gerçek dışı olduğunu, kendi hisselerine düşen taşınmazları yeğenleri ... üzerine devir alan davacılar ve davalı ...'nin, taşınmazları satmak istediklerini; taşınmazlar için istediği alıcıyı bulamayan tarafların, müvekkillere taşınmazları almaları için vekil vasıtasıyla teklif götürdüklerini; müvekkillerin ise ancak kredi kullanabilirlerse taşınmazları alabileceklerini söylediklerini; akabinde müvekkillerin, ...aşvuru yaparak alım için ilk adımı attıklarını, kredinin onaylanması üzerine davacıların ve davalı ...'nin taşınmazları üzerine devrettirdiği yeğenleri..., amcalarının yönlendirmesi ile ...'e satış vekaletnamesi verdiğini; satış işlemi gerçekleştikten sonra müvekkillerin kredi kullanmış olduğu ... Bankası A.Ş. , satış bedelinin tamamını bloke çek usulü ile vekil ...'e ödediğini; vekilin satış vekaletnamesi, satış bedelinin tarafına ödenmesini de içerdiğinden bankanın vekile ödeme yaptığını; müvekkillerin, satın aldıkları taşınmazların bedellerini ödediklerini; bankanın, satış işlemi gerçekleştikten sonra müvekkillleri kredi kullandırmak suretiyle borçlandırarak ve alıcı/vekile çek vererek ödemeyi tamamladığını, müvekkillerin duyumuna göre ve davacı vekilinin beyanlarından gördükleri kadarıyla vekil ...'ün, davacıların alacaklılarına satış bedelinden ödemeler yaptığını; hatta imzalanan 07.03.2011 tarihli sözleşmedeki alıcı adayı... , ...'ten 11.05.2011 tarihli çeklerden birini (hamili ... olan) davacıların borçlarına istinaden almış olduğunu müvekkilin duyduğunu, sözleşmede yazan diğer alacaklılardan birinin... olduğunu; davacıların 13.08.2012 tarihli dilekçelerindeki alacaklılar ile işbu ıslah dilekçeleri ekinde sunmuş oldukları 07.03.2011 tarihli sözleşmede(alacaklısına satacakken vazgeçmiş olduğu) yer alan davacıların alacaklılarının birbirleri ile örtüştüğünü; bu suretle davacıların paylaşım tarihi olan 17.03.2011 tarihinde mal kaçırmak niyetiyle dava konusu taşınmazları yeğenleri ...'ye devir ettirdiklerini, davacılar ve davalı ...'nin, tüm bu anlaşmaları kendilerine düşen taşınmazları alacaklılarından kaçırmak amacıyla yaptıklarını; davacıların tüm bunlardan haberdar olduğunu, daha açık bir tabir ile satışların başrolleri olmaları sebebiyle kötüniyetli olarak yeğenleri ...'yi hiçbir suretle dava etmediklerini, Yargıtay 11.HD. 07.05.2015 tarihli, E.2014/17786, K.2015/6517 sayılı hukuki olarak hiçbir dayanağı olmayan kararında sanki taşınmazlar davacılar ve davalı ...'nin yeğeni olan ...'ye devir olmamış gibi olayın özetlendiğini; müvekkili ..., taşınmazlarını ...'den bedelini ödemek suretiyle satın almış olmasına rağmen Yargıtay'ın ilamında bu hususun göz ardı edildiğini, kendilerini devir, paylaşım ve satışlardan bihaber olarak lanse eden davacıların ve davalı ...'nin tüm bunların başrolünde olduklarını; tüm bu hususların dürüstlük kuralına aykırı olmakla beraber hakkın kötüye kullanılması olduğunu; tüm bu hususlara rağmen davaya konu bağımsız bölümlerin üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulmasının hukuka aykırı olduğunu, Davacıların, hisse devir sözleşmeleri ile hisselerini devrettiklerini; davacıların, ... Şirketinde hissedar dahi olmadıklarını, davacıların, dava açmadan önce şirkete ait hisselerinin tamamını dava dışı ... ve ...’e bedelleri nakden ve derhal ödenmek suretiyle devrettiklerini, bu devir işleminini de 22.06.2011 tarihinde dava dışı ... A.Ş.’ye bildirdiklerini; davacıların davayı açtıkları tarih itibariyle hem dava dışı şirketin hissedarı olmayıp, hem de davaya konu bağımsız bölüm satışına karşı dava açma yetkilerinin bulunmamakta olduğunu( Hisse Devir Sözleşmesi ve şirkete bildirimi - Asılları dosyada mübrezdir.),Mahkeme Başkanlığı tarafından 100.000 TL gibi bir teminat ile verilen tedbir kararı hakkaniyete uygun olmadığını; davanın reddi halinde tedbir sebebiyle hak kaybı yaşanması durumunda müvekkilinin zararını karşılayacak teminat 100.000,00 TL olmadığını; tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, 46 adet taşınmaz için 100.000,00 TL gibi bir teminat ile tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, açıklanan nedenlerle, 100.000,00 TL teminat ile verilen ihtiyati tedbir kararını ve ara kararı istinaf etme zorunluluğunun doğduğunu,İleri sürerek, yukarıda kısaca arz ve izah olunan sebepler ve yargılama esnasında yapılacak diğer savunmalar ışığında, yukarıda arz ve izah etmiş olduğumuz sebeplerden ötürü, istinaf taleplerinin kabulü ile, İstanbul İli, Pendik İlçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel, ... parsel ... da kayıtlı arsa üzerinde ... Bloktaki 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45 ve 46 nolu bağımsız bölümlerin üzerine 100.000,00 TL teminat ile konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini, kaldırılmadığı takdirde, teminat miktarının 46 taşınmazı kapsayacak şekilde, hayatın olağan akışına ve hukuka uygun olarak arttırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, usul ve yasaya aykırı şekilde 46 adet gayrimenkul için sadece 100.000 TL teminat ile ihtiyati tedbir kararı verilmesinin kabul edilemeyeceğini, Yerel Mahkemede ki yargılamanın baştan aşağı usul ve yasalara aykırı olduğunu; mahkemece sadece 100.000-TL teminat ile müvekkilinin bugünkü değeri yaklaşık 250 milyon civarında olan 46 adet gayrimenkulüne tedbir koymak suretiyle müvekkilini telafisi imkansız zararlara uğratmakta olduğunu; dava açma ehliyeti dahi olmayan, kendi ve eşleri üzerlerine sayısız gayrimenkulleri olan davacıların, tedbir talepleri hakkaniyet ve de nesafet kuralları hiçe sayılarak kabul edilmek suretiyle 46 adet gayrimenkul için 100.000 TL teminatla tedbir kararı verilmesinin akılla izanla izah edilir tarafı olmadığını, Müvekkili kötü niyetli ve de mal kaçırma düşüncesine haiz birisi olsaydı, iş bu dava ikame edileli yıllar geçmiş olmasına rağmen tedbir konulan gayrimenkulleri pekala elinden çıkartabileceğini ancak böyle bir durumun söz konusu dahi olmadığın; tüm bunlara rağmen hiç bir hukuki dayanağı olmadan teminatsız tedbir konulmak suretiyle müvekkilinin adeta cezalandırıldığını; mahkemenin Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2024/1210 E 2024/1452 K sayılı istinaf ilamının ardından adli yardım talebi ile teminatsız koymuş olduğu karar kaldırılınca bu seferde 46 gayrimenkul için sadece 100.000 TL teminat belirlediğini,Davacı ...'nin iş bu davaya konu taşınmazlarda gayrimenkullerinin mevcut olduğunu; davaya konu taşınmazlardan "... (Bağımsız Bölüm No:...)ve ... (Bağımsız Bölüm No:...)numaralı iki adet taşınmazın eşi olan ... adına,"... ( Bağımsız Bölüm ...)" numaralı taşınmazın kızı ... Adına kayıtlı olduğunu, dava dosyasında tapular yer aldığından bahsettikleri işbu taşınmaz kayıtlarının da dosyaya mübrez olduğunu; bu taşınmazların taraflarınca bilinen kısım olduğunu; davacıların, aile fertleri üzerine malvarlığı yapmış oldukları için araştırıldığında başkaca taşınmazları olduğunun da görüleceğini; davacıların aynı zamanda Antalya'da faliyet gösteren, birçok faal projesi olan (... vs.)ve inşaat/taşınmaz satışı yapan ... Şirketi'nde ortak olduklarını, davacıların başkaca ortaklıklarının da söz konusu olduğunu, Ayrıca mahkemenin davacıların adli yardım taleplerinden sonra ... taşınmaz sorgusu yapmış olup; ...'nin, adli yardım talebi değerlendirildiği aşamada Antalya ili Aksu ilçesi, ... mahallesi, ... ada, ... Parsel'de No:...'de kayıtlı dubleks niteliğindeki taşınmazın, Antalya ili Muratpaşa ilçesi, ... mahallesi, ... ada, ... Parsel'de No:...'te kayıtlı DUBLEKS niteliğindeki taşınmazın, İstanbul ili, Esenyurt ilçesi, ... mahallesi, ... mevki, ... Ada, ... Parsel'de No:...'de kayıtlı Mesken niteliğindeki taşınmazın, İstanbul ili, Beylikdüzü ilçesi, ... mahallesi, ... mevki, ... Ada, ... Parsel'de No:...'da kayıtlı Mesken niteliğindeki taşınmazın maliki olduğunu, (Ek- Mahkemenin Takbis Sorgusu)Her ne kadar davacılar fakirlik belgesi alarak adli yardım talep etmişse de; davacıların HMK'nın 334. Maddesinde de belirtildiği üzere "Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkca dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabileceklerini; Yargıtay incelemesi öncesi yerel mahkemenin gerekçeli kararında belirtildiği üzere davacıların taraf sıfatları ve taraf olma ehliyetlerinin olmadığını; davacıların fakir durumda olmamakla birlikte, taleplerinin de açıkça dayanaktan yoksun olduğunu; davacıların ortak oldukları şirketleri ve aileleri üzerine yapmış oldukları malvarlıklarını gizleyerek adli yardım talebinde bulunduklarını; davacıların adli yardım taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olarak kabul edilmiş olup bir de 46 bağımsız bölümün üzerine ihtiyati tedbir şerhinin teminatsız olarak konulduğunu, işbu husus hakkın kötüye kullanılması olmakla beraber dürüstlük kuralına da aykırı ve ölçüsüz olduğunu,Davacıların dava açma ve yürütme yetkilerinin olmadığını; davanın usulden reddini talep ettiklerini, dosyayı incelediklerinde Mahkeme'nin 2012/1130 karar sayılı ve 18/10/2012 tarihi gerekçeli kararında “…Şirket ortaklarının, şirketin üçüncü şahıslarla yapmış olduğu işlemlerin iptalini isteme ve elden çıkarılan malların şirkete iadesini veya taşınmazın şirket adına tapuya tescilini isteme hakları yoktur. Bu hak tüzel kişiliğe aittir. Davacıların şirket adına tapu iptali ve tescil davası açmaya ve böyle bir davayı yürütmeye yetkileri bulunmamaktadır.” ifadesine yer verilerek, davanın usulden reddine karar verildiğni,Taraf ehliyeti olmayan davacıların davasının HMK'nın 114. ve 115. maddeleri uyarınca usulden reddi gerektiğini, dava açma ve yürütme ehliyeti olmayan davacının davasının dava şartı noksanlığından usulden reddi gerektiğini,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/721 E. , 2013/290 E. Sayılı 27/02/2013 Tarihli İlamında "Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür.." şeklinde hüküm verildiğini; tüm bu gerekçelerle dava açma ve yürütme ehliyeti olmayan davacının davasının dava şartı noksanlığından usulden reddi gerektiğini,Müvekkilinin taşınmazlarını edinmesi ile ilgili muvazaa iddiasının gerçek dışı ve ispata muhtaç olduğunu, müvekkilinin, uzun yıllardır Pendik ilçesinde yaşadığını, muhiti iyi bilen biri olarak dava konusu taşınmazların satılacağının bilgisini alınca taşınmazları gördüğünü, belediye ve tapudan kontrol ettiğini; taşınmazların projeye aykırı olarak inşa edilmiş olduğundan ayıplı olmasına rağmen müvekkili açısından yatırım amaçlı alındığını; müvekkili ile satıcı ... ve ... protokol doğrultusunda anlaşma sağladıklarını, İstanbul ili, Pendik ilçesi, ... Mahallesi, ... Ada, ..., ... parsel ...'da kayıtlı arsa üzerindeki ... blokta 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21,22,23,24,25,26,27,28,29,30,31,32,33,34,35,36,37,38,39,40,41,42,43,44,45,46 numaralı 46 tane bağımsız bölümü içeren taşınmazın alımı için müvekkil ... , diğer davalılar ... ve ... aralarında protokole imza atarak taşınmazların devri için mutabakat yaptıklarını; bu protokolde taşınmazların satış bedeli olarak 14.250.000,00 TL (ondörtmilyonikiyüzellibin TL) belirlendiğini, bu bedelin 4.250.760,00-TL'sinin müvekkilinin, diğer davalı ...'nun hesabına göndereceği, satış esnasında 5.250.000,00 TL'sini ... ve ...'na elden vereceği (130.000,00 TL tapu harcı da bu paraya dahildir.) , kalan 4.749.240,00 TL'sini de 01.09.2012 tarihine kadar ödeyecek şekilde senet yapacağı hususunda anlaşma sağladıklarını; müvekkili, satış bedelinin 4.250.760,00 TL'sini diğer davalı ...'nun ...., ... IBAN numaralı hesabına gönderdiğini, satış esnasında 5.250.000,00 TL'sini ... ve ...'na elden verdiğini; müvekkilinin, kalan 4.749.240,00 TL'yi 01.09.2012 tarihine kadar ödeme taahhüdünde bulunduğunu ve senet vermişse de finansal anlamda planlamasının buna müsaade etmediğini; müvekkilinin, bazı bağımsız bölümleri satarak bu bedeli diğer davalı ... ve ...'ya ödemeyi düşündüğünü, satın aldığı davalılara taşınmazın bazı bağımsız bölümlerini satma niyetinde olduğunu söylediğini; müvekkilinin 05.09.2012 tarihinde 4.250.000,00 TL'ye karşılık gelecek bağımsız bölümler olan 9,37,38,39,40,41 numaralı bağımsız bölümleri ...'na 10,42,43,44,45,46 numaralı bağımsız bölümleri ...'na geri devir ederek ve kalan fark tutarı olan 499.240,00 TL'yi nakden ödeyerek bakiyesini kapattığını,Müvekkilin ekonomik gücünün yerinde olduğunu, taşınmazlarını bedelini kendi ödeyerek satın aldığını; müvekkilinin, senelerdir bu taşınmazlarının vergilerini beyan ederek eksiksiz olarak ödemekte olduğunu; tüm bu hususların davanın konusunu da oluşturmamakta olduğunu, Müvekkili ile davalıların herhangi bir bağı olmamakla beraber davacının iddialarının gerçek dışı, mesnetsiz ve ispata muhtaç olduğunu; müvekkilinin, 2012 yılında almış olduğu taşınmazlarını hiç bir suretle kaçırmaya çalışmadığını, bedelini ödeyerek aldığı taşınmazları davalıların da kaçırmasına ön ayak olmadığını; bu iddiaları destekleyecek tek bir delil dahi sunmayan davacının haksız menfaat elde etmek istememekte olduğunu, iddiaların haksız, hukuka aykırı ve kötüniyetli olup davacı tarafça ispata muhtaç olduğunu, tapu iptal ve tescil davasının ön koşulunun; tapudaki işlemin muvazaalı olması ve bu hususun hiç tereddüt bırakmayacak şekilde iddia eden tarafından ortaya konabilmesi olduğunu, davacıların iddia ettiği tüm bu hususların ispat külfeti davacıda olmasına rağmen müvekkilinin taşınmazları bedelini ödeyerek satın aldığını, müvekkilin diğer davalılar ile bir ilgisi olmadığını, müvekkilinin taşınmazları almak için ekonomik gücünün olduğunu, davacıların tüm bu hususları ve müvekkilinin taşınmazı nasıl edindiğini bilmelerine rağmen ihtiyati tedbir tehditleri ile kazanım sağlama çabaları içinde olduklarını izah ve ispat etmiş bulunduklarını, Davacıların harca esas değeri bilerek fahiş düşük belirlediklerini; bunun da hakkın kötüye kullanılmasının bir örneği olduğunu, davaya konu taşınmazların tapu iptal ve tescili için açılan işbu davada davacının belirlediği harca esas değerin 10.000,00-TL olduğunu; işbu harca esas değerin dahi davacının kötüniyetli olarak haksız menfaat temin etmeye çalıştığının göstergesi olduğunu; işbu hususa da açıkça itiraz ettiklerini,İleri sürerek, yukarıda ve İstanbul Anadolu 3. Asiye Ticaret Mahkemesi 2015/ 1121 E sayılı dosyasında arz ve izah olunan gerekçelerle; istinaf başvurularının kabulü ile, İstanbul İli, Pendik İlçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel, ... parsel ... da kayıtlı arsa üzerinde ... Bloktaki 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45 ve 46 nolu bağımsız bölümlerin üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini, kaldırılmadığı takdirde, 46 adet gayrimenkul için yerel mahkemece belirlenen 100.000 TL teminat bedelinin kaldırılmasına, dairemizce belirlenecek hakkaniyetli teminat miktarının davacı tarafça dosyaya teminat olarak yatırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl ve birleşen davalar; geçersiz ve muvazaalı satış işlemleri nedeniyle davalılar adına oluşturulan tapu kayıtlarının iptali ve taşınmazların tekrar şirket adına tesciline karar verilmesi isteğine ilişkin olup, asıl ve birleşen davada davacılar vekilince dava konusu taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulması talep edilmiş, mahkemece 18/01/2024 tarihli ara kararı ile dava konusu taşınmazların yargılama sonuçlanıncaya kadar üçüncü kişilere devrinin tedbiren önlenmesine teminatsız olarak karar verilmiş, birleşen davada davalı vekilince tedbire yapılan itiraz 03/04/2024 tarihli celsenin 9 nolu ara kararı ile reddedilmiş, birleşen davalı vekilince bu red kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, asıl davalılar vekilince 18/01/2024 tarihli tedbir kararına yapılan itiraz ise 26/07/2024 tarihli celsenin 5 nolu ara kararı ile reddedilmiş, bu karara karşı da asıl davada davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur, dairemizin 2024/1210 esas,2024/1452 karar sayılı ilamı ile tedbirin teminatsız verilmesine ilişkin karara karşı yapılan itirazın değerlendirilmemiş olması, aynı zamanda teminat adli yardım kararı kapsamında olmamasına rağmen, adli yardım kararı gerekçe gösterilerek tedbire teminatsız hükmedilmesinin çelişki yarattığı gerekçeleriyle, itirazın reddine dair ara kararın kaldırılmasına karar verilmiş, ilk derece mahkemesince kaldırma kararı doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda,20/12/2024 tarihli ara kararı ile, ihtiyati tedbirin HMK'nun 392 maddesi uyarınca somut olayın koşullarına göre takdiren 100.000,00-TL teminatla kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı asıl davada davalılar ve birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Asıl ve birleşen davalarda davacılar; ortağı oldukları dava dışı... A.Ş.'ye ait İstanbul ... mah. Pafta ... ada ... parsel ... da kayıtlı arsa üzerinde 9 katlı 46 adet bağımsız bölümden oluşan binanın kat mülkiyeti kanununa göre tapuya tescil işlemlerinin yapıldığını, ancak tapudaki durumun gerçeği yansıtmadığını, taşınmazın gerçekte beş kat ve 22 bağımsız bölümden oluştuğunu, asıl davalıların 17/03/2011 tarihinde 12 adet bağımsız bölümü önce dava dışı ... adına tescil ettiklerini, daha sonra bu bağımsız bölümlerin davalı şirket ortağı ve yönetim kurulu başkanı ...'un oğlu diğer davalı ...'e devredildiğini, kalan 34 bağımsız bölümü ise şirket ortağı davalı ...'nun eşi davalı ...'ya devredildiğini, tüm bu devir işlemlerinin muvazaalı ve bedelsiz olarak yapıldığını, genel kuruldan özel yetki alınmadan şirketin tüm malvarlığının satılamayacağını, davalıların iddia ettikleri hisse devir işlemlerinin sahte olduğunu, halen şirkete ortak olduklarını ileri sürerek taşınmazların tapusunun iptali ile şirket adına tescilini talep ettikleri, mahkemece davayı açma yetkisinin şirkete ait olduğu gerekçesi ile asıl davanın aktif husumet yokluğundan reddedildiği, davacıların temyizi üzerine, şirkete ait taşınmazların muvazaalı olarak devredildiği ve şirkete iade edilmeleri gerektiği iddiası yönünden şirket ortaklarının dava açmakta hukuki yararları bulunduğu gerekçesi ile kararın bozulduğu ve iş bu esasa kaydedildiği, birleşen davada ise davacıların, birleşen davalıya asıl dava davalıları tarafından 46 adet bağımsız bölümün tamamının muvazaalı olarak satıldığını ileri sürerek, bu bağımsız bölümlerin birleşen davalı adına olan tapu kayıtlarının iptalini, asıl ve dava konusu bağımsız bölümler üzerine teminatsız tedbir konulmasını talep ettikleri anlaşılmıştır. Asıl davada davalılar tarafından; davacıların bu davanın açılmasından çok daha önceki bir tarihte şirket hisselerinin tamamını dava dışı ... ve ...'e satıp devrettikleri, davacıların hissedar olmamaları nedeniyle aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı, davalılardan ...'nin de davadan çok önce kendi hisselerini ...'e devrettiği, bu nedenle pasif dava ehliyetinin bulunmadığı, işlemlerde muvazaa bulunmadığı, taşınmazların belediye rayiç değerleri üzerinde bir bedelle satıldığı, bağımsız bölümlerden 34 adedinin ...'na, diğer 12 adedinin ise davalı ... ve davacıların öz yeğeni ...'ye satıldığı, ...'in daha sonra aldığı taşınmazları ... ve ...'na satıp devrettiği, bu hususta taraflar arasında sözleşmeler de yapıldığı savunularak davanın reddinin talep edildiği, istinaf konusu karar bakımından ise öncelikle tedbirin kaldırılmasının, aksi durumda mahkemece takdire edilen teminat tutarı az olduğundan, teminatın yüksek takdir edilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.Birleşen davada davalı yanın; davacıların taraf ehliyeti olmadığını, davalının bu taşınmazları yatırım amacı ile satıcı ... ve ... ile yatığı protokole istinaden 14.250.000,00-TL bedelle 2012 yılında aldığını, bu bedelin 4.250.760,00-TL'sinin ...'nun banka hesabına gönderdiğini, satış esnasında 5.250.000,00 TL'sinin ... ve ...'na elden verildiğini, kalan 4.749.240,00-TL'nin 01/09/2012 tarihine kadar ödenmesi taahhüdü ile satıcılara senet verdiğini, senetlerin ödenememesi nedeniyle 4.250.000,00 TL'ye karşılık gelecek bağımsız bölümler olan 9,37,38,39,40,41 numaralı bağımsız bölümlerin ...'na 10,42,43,44,45,46 numaralı bağımsız bölümlerin ...'na geri devir edildiğini ve kalan fark tutarı olan 499.240,00 TL nakden ödenerek bakiyenin kapatıldığını, davacıların muvazaa iddialarının ispata muhtaç olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep ettiği anlaşılmıştır. Mahkemece yaptırılan gayrımenkul değerlemesine yönelik keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde dava konusu taşınmazların toplam değerinin 45.573.240,00-TL olduğu sonuç ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır.6100 Sayılı HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. 6100 Sayılı HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Yine 6100 Sayılı HMK'nun 392/1 fıkrası uyarınca; ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorunda olup, talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez.Dairemizin 2024/1210 esas, 2024/1452 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; somut olayda asıl ve birleşen dava davacılarının, dava konusu taşınmazların ait olduğunu belirttikleri dava dışı şirketin asıl ve birleşen dava tarihleri itibariyle ortağı olup olmadıklarına, bu şirket taşınmazlarının muvazaalı ve yetkisiz olarak şirket tarafından önce olarak asıl dava davalılarına, akabinde birleşen dava davalısına devredildiğine yönelik iddiaları ve asıl ve birleşen davalıların savunmalarına göre yargılamada tahkikat işlemlerinin devam ettiği anlaşılmış olup, mevcut delil durumuna ve yargılamanın bulunduğu aşamaya göre; taşınmazların doğrudan uyuşmazlığın konusunu teşkil ettiği ve taşınmazların mülkiyet durumunda yargılama sırasında bir değişiklik meydana gelmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği hususunda yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluştuğu, mahkemece dava konusu taşınmazlar üzerine üçüncü kişilere rızai devir ve temlikleri önleyici mahiyette tedbir konulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dairemiz kararından delil durumunda tedbirin kaldırılmasını gerektirir bir değişiklik de bulunmadığı, asıl davada davalılar vekili ile birleşen davada davalı vekilinin tedbir kararına yönelik istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Asıl davada davalılar ve birleşen davada davalı vekilinin teminat tutarına yönelik istinaf sebebi değerlendirildiğinde, mahkemenin dairemizin kaldırma ilamı sonrası yaptığı değerlendirmede; asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin ihtiyati tedbir isteminin 18/01/2024 tarihli ara karar ile ATK raporu nazara alınarak teminatsız olarak kabul edildiği, asıl ve birleşen dava davalıların tedbire itirazlarının 03/04/2024 tarihli celsede duruşmalı olarak incelendiği ve olayın oluş şekli, muvazaa iddiasının varlığı, mevcut delil durumu nazara alınarak tedbire itirazın reddine karar verildiğini, bu kararın istinaf dairesince adli yardımın teminatı kapsamaması sebebiyle çelişki yaratıldığı gerekçesiyle kaldırıldığı, esasen adli yardım sebebiyle değil dosya durumu sebebiyle teminatsız ihtiyati tedbir kararı verildiği, bununla beraber birleşen dosya davalısının sunduğu dekontlar ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılacağı gerekçesi ile; takdiren 100.000,00-TL teminatla taşınmazların yargılama boyunca üçüncü kişilere devrinin tedbiren önlenmesine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, imza incelemesine yönelik adli tıp kurumu raporu, muvaaza iddiasının varlığı ve somut olayın özelliklerine göre teminatın düşük takdir edildiğinin açıklanmış olması, öte yandan asıl ve birleşen davalarda davacı yönünden mahkemece harçlar ile sınır olmak kaydıyla da olsa verilmiş ve kaldırılmamış bir adli yardım kararı bulunması karşısında, öte yandan HMK'nun 392 maddesi uyarınca mahkemenin somut olayın özelliklerine göre hiç teminat almaksızın uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verebileceği de gözetildiğinde, asıl dava davalılar vekili ile birleşen davada davalı vekilinin teminat tutarına yönelik istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle;ilk derece mahkemesi ara kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinde, asıl davada davalıların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Asıl davada davalıların ve birleşen davada davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40'ar-TL istinaf karar harcından, istinaf eden asıl davada davalılar tarafından peşin olarak yatırılan 427,60'ar-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80'şer -TL harcın asıl davada davalılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinaf eden birleşen davada davalı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80-TL harcın birleşen davada davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/02/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.