Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/16

Karar No

2025/218

Karar Tarihi

13 Şubat 2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/16 Esas
KARAR NO: 2025/218 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/11/2023
NUMARASI: 2022/293 Esas- 2023/832 Karar
DAVA: Tazminat
KARAR TARİHİ: 13/02/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının ... marka araçların Türkiye satışı ile aynı marka yedek parça ve servis hizmetlerini verdiğini, araç satışlarını yurt çapında sözleşmeli yetkili servis bayileri aracılığıyla, yedek parça, tamir ve servis hizmetlerini de sözleşmeli yetkili servisler aracılığıyla yaptığını, davacı ile davalı arasında akdedilen 30.04.2008 tarihli Yetkili Satış Bayilik Sözleşmesi ile davacının Diyarbakır Yetkili Satış Bayiliğini yaptığını, sözleşme öncesi 1995 yılından itibaren ... Bayii olarak hizmet verdiğini, ayrıca davacının 09/07/2007 tarihli Yetkili Tamirci Sözleşmesi ile uzun yıllar Diyarbakır Yetkili Tamircisi olarak hizmet verdiğini, 1990 yılından itibaren Yetkili Servis olarak hizmet verdiğini, 30/04/2008 tarihli Bayilik Sözleşmesinin davalının birtakım hatalı uygulamaları ve yanlış satış politikası neticesinde satışların azalmasının bayilere yansıdığını ve davacının da dahil olduğu bir kısım bayiinin ödeme zorluğuna düşmesi sonucunda davalı ile davacı arasında imzalanan 18.10.2012 tarihli Satış Bayiliği Fesih ve Tasfiye Protokolünün 4. maddesi ile karşılıklı feshedildiğini, protokol kapsamında davacının ödemelere başladığını, ancak maddi zorluklar nedeniyle ödemeleri vade tarihlerinde gerçekleştiremediğini, bunun üzerine davalının, davacının verdiği teminat mektuplarını nakde çevirmek suretiyle alacağını tahsil ettiğini ve taraflar arasındaki bayilik sözleşme ve ilişkisinin sona erdiğini, ancak yetkili tamirci sözleşmesi devam etmekte iken davalının, tek taraflı olarak tanzim ve imza ettiği 27.02.2013 tarihli bir başka protokolü davacıya göndererek imzalanmasını istediğini ve baskı yaptığını, davacının bu ikinci protokolü kabul etmediğini, Satış Bayiliği Sözleşmesinin karşılıklı feshedilmesine rağmen Tamirci Sözleşmesinin feshedilmeyerek uygulamaya devam edilmesine rağmen davalının bir oldu-bittiye getirerek tamirci sözleşmesini sona erdirip davacının bu sözleşmeden doğacak haklarını ortadan kaldırmaya ve kendisine menfaat elde etmeye çalıştığını, davalının davacıyı internetteki yetkili servisleri listesinden çıkararak davacının statüsünü ortadan kaldırdığını, davacının yedek parça stoklarının elinde kaldığını, iflasa zemin hazırlayıcı telafisi imkansız zararlar meydana geldiğini, yetkili tamirci sözleşmesinin süresiz olduğunu, ancak iki yıl önceden bildirmek suretiyle tek taraflı fesih hakkı, zorunlu hallerin varlığında ise 1 ve 3 aylık sürelere uyulmak kaydıyla zorunlu fesih hakkı bulunduğunu, fesih için başkaca bir yol öngörülmediğini, Diyarbakır ...Noterliğinin 13.03.2013 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile davalı şirkete davacıya yönelik haksız işlemlerin düzeltilmesinin ihtar edildiğini, davalının gönderdiği cevabi yazıda 18/10/2012 tarihli Protokolle karşılıklı mutabakatla taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, 18.10.2012 tarihli Protokolle sadece Satış Bayiliği Sözleşmesinin feshedildiğini, tamirci sözleşmesinin bağımsız bir sözleşme olduğunu, davalı tarafından tek taraflı ve haksız olarak feshedildiğini, bu haksız feshin Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ne de aykırı olduğunu, bu haksız fesih sonucu fesih süresi olan 2 yıllık kazanç kayıplarının yanısıra buna bağlı çok yönlü zararlara uğradığını, duruma göre arttırma veya eksiltme hakları ile fazlaya dair her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle şimdilik, 10.000 TL garanti kapsamındaki araçlara hizmet verilememesi nedeniyle mahrum kalınan kazanç kaybı, 10.000 TL yetkili tamirci hizmeti verilemediği için uğranılan müşteri kaybı sebebiyle mahrum kalınan 2 yıllık kazanç kaybı, 5.000 TL yetkili tamirci ile servis arasındaki yedek parça ve işçilik ücretleri yönünden özel servis aleyhine mevcut fark nedeniyle mahrum kalınan 2 yıllık kazanç kaybı, 5.000 TL elde kalan yedek parça ve stok maliyetleri, 5.000 TL davacının amorti edemediği her türlü yatırımları, 5.000 TL kurumsal görseller olmak üzere 40.000 TL maddi tazminatın ve 30.000 TL manevi tazminatın haksız fesih tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, iddialarının aksine taraflar arasında akdedilen sözleşmeler kapsamında davacı şirketin sorumluluklarını yerine getirememesi ve müvekkiline olan borçlarını ödeyememesi üzerine iş bu sözleşmelerin tarafların karşılıklı mutakabatı ile sonlandırıldığını, bu hususun taraflar arasında akdedilen 18/10/2012 tarihli protokol ile sabit olduğunu, davacı şirket gerek araç satışı, gerekse yedek parça satışı ile ilgili olarak ödemelerini gerçekleştiremediğini ve ödeme aczine düştüğünü, bu itibarla da taraflar arasındaki 18/10/2012 tarihli protokol ile davacı şirketin müvekkili şirkete olan borçlarının taksitlendirildiğini ve aynı protokol ile davacı arasındaki sözleşmelerin karşılıklı anlaşma ile sonlandırıldığını, 18/10/2012 tarihli protokolün akabinde davacı şirketin yedek parça sipariş talebinin olmamasının da taraflar arasındaki sözleşmelerin fiili olarak sona erdiğini açıkça ortaya koyduğunu, bu tarihten sonra davacı tarafın sessiz kalmasının sözleşmelerin sonlandırıldığını teyit ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin mutabakat ile sonuçlanması çerçevesinde motorlu taşıtlar sektöründeki dikey anlaşmalar ve uyumlu eylemlere ilişkin grup muafiyeti tebliğine aykırılıktan söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 09/11/2023 tarih ve 2022/293 Esas- 2023/832 Karar sayılı kararında;"....Mahkememiz kararının kaldırılmasından sonra yapılan yargılamada, davacı vekili müvekkilinde bulunan ve iade edilebilecek yedek parçalara ilişkin liste sunmuş ve bilirkişi raporları alınmıştır.Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Dr. ... ve ... Mahkememize sundukları 17/10/2022 tarihli ek raporlarında; davacının taleplerinin zamanaşımına uğramadığını, sözleşme ilişkisinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini bu nedenle davacının uğramış olduğu zararların tazmin edilmesi gerektiğini, davacının sözleşmenin feshiyle birlikte aynı nitelikte bir sözleşme imzaladığına ilişkin herhangi bir delile rastlanmadığını, davacının kazanç kaybının 6 ay makul süre göz önünde bulundurularak hesaplanması gerektiğini, buna göre 5.505,39 TL kazanç kaybı hesaplandığını, davacı tarafından dilekçe ekinde dosyaya sunulan 100.000 TL-150.000 TL tutarında yedek parça listesinin incelendiğini, barkot koduna göre 1 adet kutu halinde sunulan yedek parçanın, tek tek fiyatlarının olmadığının görüldüğünü, bilirkişi heyetinde yedek parça fiyatları konusunda malzeme satın alma uzmanı olmadığı için fiyat değerlemesi yapılamadığını, ayrıca davalının satış ve pazarlama birimi tarafından; listede yer alan barkot koduna göre piyasa yedek parça satış fiyatları üzerinde de ürünlerin fiyatlarının değerlenebileceğini belirtmişlerdir.Bilirkişi heyetine yedek parça fiyatlarını değerlendirmek üzere otomotiv bilirkişisi ...'ın eklenmesi suretiyle bilirkişilerden alınan 17/02/2023 tarihli ek raporda; dava dosyasında yapılan inceleme neticesinde; davacı tarafından sunulan parça numaralarına ait fiyatların 2012 yılı yetkili servis değerleri ile uyumlu olduğunu, dosyada verilmiş fiyatlara ait bedellerin kesin değerlerinin tespiti mümkün olmadığından daha sonraki tarihlere ait bedeller üzerinden hareketle ortalama fiyat artışına göre bedellerin belirlenme zarureti hasıl olduğunu, ekli tablo üzerinde tüm parçalara ait dönem birim bedellerinin verildiğini, parça adetlerine ilişkin tespit bulunmadığından mahal bilirkişisi tarafından, kutu içinde mevcut parça adetleri yerinde inceleme ile tespitinin gerektiğini, sayıların belirlenmesini müteakip belirlenen fiyatlar vasıtası ile toplam stok değerinin tespit edilebileceğini belirtmişlerdir. Bilirkişi raporuna itirazlar üzerine alınan 02/05/2023 tarihli ek raporda; sunulan yedek parça listesine göre yedek parça ve malzeme fiyatlarının bildirildiği görülmüştür.Bilirkişi raporuna itirazlar üzerine alınan 23/09/2023 tarihli ek raporda; sunulan yedek parça listesine göre 73 adet yedek parça ve malzeme fiyatlarının bildirildiği, buna göre bunların 2012 yılı fiyatlarına göre 19.343,19 TL, 2015 yılı fiyatlarına göre 35.397,98 TL ve 2022 yılı fiyatlarına göre 284.304,52 TL olduğunu belirtmişlerdir.Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında yapılan 24/04/2008 tarihli ... Satış Sözleşmesi ile davacının Diyarbakır yetkili satış bayii olmasının kararlaştırıldığı, taraflar arasında ayrıca 09/07/2007 tarihli ... Yetkili Tamirci sözleşmesinin bulunduğu, taraflar arasındaki 18/10/2012 tarihli protokolün 1. maddesinde ...'nın davacıdan olan yedek parça ve araç satışlarından doğan alacakların tahsiline ilişkin ödeme planının düzenlendiği, 4. maddesinde davacının Diyarbakır'da ... bayiliğinin sonlandırıldığının ve ...'nın yeni bir bayi atamakta serbest olduğunun düzenlendiği, buna göre yetkili satış bayi sözleşmesinin taraflar arasındaki 18/10/2012 tarihli protokol ile feshedildiği, yetkili tamirci sözleşmesinin feshine ilişkin herhangi bir hükmün bulunmadığı, her iki sözleşmenin birbirinden farklı sözleşmeler olduğu, yetkili tamirci anlaşmasının 16. maddesinde sözleşmenin süresiz olduğu ve her bir taraf dilediği zaman kendi iradesiyle 2 yıl önceden bildirmek kaydıyla anlaşmayı feshetme hakkında sahip olduğu, ayrıca yetkili tamirci ağının tamamını veya önemli bir bölümünü yeniden organize etmesi gerektiğinde veya kanunların gerektirdiği durumlarda veya bu anlaşmaya taraf olanların bu anlaşmanın feshedilmesi üzerine tamirciye gerekli tazminatı ödeyeceklerini kabul ettikleri durumda şirketin 1 yıl önceden bildirmek kaydıyla anlaşmayı feshetme hakkının bulunduğu, davalının sözleşmenin bu hükmüne riayet etmeksizin taraflar arasındaki yetkili tamirci sözleşmesini feshettiği, bu nedenle davalı tarafından yapılan feshin haksız fesih olduğu, haksız fesih nedeniyle davacının uğradığı zararların tazmini talep etme hakkının bulunduğu Mahkememizce kabul edilmiştir.Davacı vekili 26.01.2017 tarihinde ıslah dilekçesi ile, maddi tazminat taleplerini 324.727,10 TL'ye çıkarttıklarını bildirmiş ve ıslah harcını yatırmıştır. Davalı vekili ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından 18.10.2012 tarihinde feshedildiği, ıslah talebinin 26.01.2017 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olduğu anlaşılmakla davalı tarafın ıslaha karşı zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davacı haksız fesih nedeniyle garanti kapsamındaki araçlara hizmet verilememesi nedeniyle mahrum kalınan kazanç kaybı, yetkili tamirci hizmeti verilemediği için uğranılan müşteri kaybı sebebiyle mahrum kalınan 2 yıllık kazanç kaybı, yetkili tamirci ile servis arasındaki yedek parça ve işçilik ücretleri yönünden özel servis aleyhine mevcut fark nedeniyle mahrum kalınan 2 yıllık kazanç kaybı, elde kalan yedek parça ve stok maliyetleri, davacının amorti edemediği her türlü yatırımları, kurumsal görseller için maddi tazminat ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinden davacının müspet zarar kapsamında kar kaybını talep edebilir. (Yargıtay HGK.nın 22.02.2023 tarih ve 2021/(15) 6- 874 E. 2023/118 K.) Bölge Adliye Mahkemesinin kararında da kar kaybının ne şekilde hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere; davacının, sözleşmenin feshinden sonra aynı nitelikte bir sözleşme yaptığına dair somut bir delil bulunmamaktadır. Buna göre davacının emsal bir iş bulup bulamayacağının ve bulabileceğinin kabul edilmesi halinde hangi sürede bulabileceğinin belirlenerek, belirlenecek makul süre için kazanç kaybı zararının hesaplanması; bulamayacağının kabul edilmesi halinde ise bu durumda da ne kadarlık bir süre için (makul süre) söz konusu zararı isteyebileceğinin belirlenmesi, sonrasında ise belirlenen bu sürede özel servis olarak çalışması halinde elde edebileceği kazanç ile davalının yetkili servisi olarak çalışması halinde elde edebileceği kazancın tespit edilerek, davalının yetkili servisi olarak çalışması halinde kazancının daha fazla olacağının anlaşılması halinde özel servis olarak çalışması halinde elde edeceği miktarın yetkili servis olarak çalışması halinde elde edeceği miktardan mahsubunun yapılarak aradaki farkın davacının uğradığı kazanç kaybına ilişkin zarar olarak hüküm altına alınması gerektiği, Bilirkişilerce makul sürenin 6 ay olacağının belirlendiği, sözleşmenin feshinden önce yetkili bayi olarak çalıştığı dönemle, yetki sonrası faaliyetine devam ettiği özel servis olarak çalıştığı dönem arasındaki kazancın 2011 ve 2013 yıllarının esas alındığında 6 aylık yetkili Bayi olarak verilen hizmet süresi net kazancı: 8.140,06 TL - özel servis hizmet süresi net kazancı: 2.634,68 TL = 5.505,39 TL kazanç kaybı olduğu anlaşılmıştır. Buna göre garanti kapsamındaki araçlara hizmet verilmemesi, yetkili tamirci hizmeti verilmemesi nedeniyle, yetkili tamirci ile özel servis arasındaki yedek parça ve işçilik ücretleri yönünden özel servis aleyhine mevcut fark nedeniyle mahrum kalınan karın 5.505,39 TL olduğu, bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere yatırım maliyetleri olarak 101.106,94 TL, davacının görsel maliyetler için 7.138,91 TL olmak üzere toplam 113.751,24 TL maddi tazminat talep edebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Davacı elinde kalan yedek stok ve yedek parçalar nedeniyle alacak talebinde bulunmuştur. Davacı vekiline müvekkilinin elinde kalan yedek parça ve stoklara ilişkin beyanda bulunması için süre verilmiş ve davacı vekili tarafından buna ilişkin liste sunulmuş ve bilirkişi tarafından bu malzemelerin 73 adedinin fiyatları belirlendiğinden, fiyatları belirlenen malzemelerin sözleşmenin fesih tarihindeki bedeli olan 19.343,19 TL.nin malzemelerin davalıya teslim tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ve hükümde belirtilen 73 adet malzemelerin davacı tarafından davalıya iadesine karar verilmiştir. Davacı şirket her ne kadar manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de; sadece sözleşmenin fesih nedeniyle manevi tazminat talep edilemeyeceği, davacının uğramış olduğu zararlar var ise bunları maddi tazminat olarak talep edebileceği ve davacının manevi zararlarının bulunduğunu ispat edemediğinden koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir...."gerekçesi ile, ''1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, a) Mahrum kalınan kar için 5.505,39 TL, yatırım maliyetleri için 101.106,94 TL ve görsel maliyetleri için 7.138,91 TL olmak üzere toplam 113.751,24 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, b) Davacıda kalan stok ve yedek parça için 19.343,19 TL nin stok ve yedek parçaların davalıya teslim tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, Aşağıda belirtilen yedek parçaların davacı tarafından davalıya iadesine,
SIRA NO: PARÇA KOD NO: PARÇA ADI: ADET: DEĞERİ: 1- ... ... Salıncak 1 298,30 TL 2- ... Benzin Pompası 1 497,92 TL 3- ... Tampon Arka 1 197,03 TL 4- ... SAFT 1 315,95 TL 5- ... Dodik 1 306,51 TL 6- ... Mafsal (sağ) Direksiyon 1 494,78 TL 7- ... Dodik 1 297,64 TL 8- ... Jant 1 127,46 TL 9- ... Sol Arka Kapı Sacı 1 226,07 TL 10- ... Ön Panel 1 590,11 TL 11- ... MUHTELİF YEDEK 1 691,44 TL 12- ... Aks 1 691,44 TL 13- ... Disk 1 77,74 TL 14- ... Balata 1 151,68 TL 15- ... Kit 1 414,93 TL 16- ... Tampon Demiri 1 320,31 TL 17- ... Tampon Demiri 1 325,54 TL 18- ... Gövde Arka Kapı (R) 1 384,32 TL 19- ... Gövde Arka Kapı (L) 1 403,77 TL 20- ... Rotil 1 164,70 TL 21- ... Direksiyon Mili Rotil 1 164,57 TL 22- ... Silindir Merkez 1 489,60 TL 23- ... Mil Tahriği Sağ (R) 1 691,44 TL 24- ... Mil Tahriği Sol (L) 1 691,44 TL 25- ... Direk Sağ 1 273,52 TL 26- ... Arka Cam 1 148,31 TL 27- ... Debriyaj üst 1 212,86 TL 28- ... Kol Sol Alt 1 321,61 TL 29- ... Panel Dış Sağ 1 121,48 TL 30- ... Kontrol Ünitesi 1 574,10 TL 31- ... Sağ Yan Basamak 1 500,31 TL 32- ... Arka Küllük 1 47,36 TL 33- ... Küllük 1 68,96 TL 34- ... Motor Kaput Döşemesi 1 160,45 TL 35- ... Rekor 1 70,68 TL 36- ... Direk Sol 1 274,80 TL 37- ... Direk Saçı 1 98,01 TL 38- ... Fan Pervanesi 1 120,67 TL 39- ... Ön Panjur 1 346,57 TL 40- ... Bakalit (R) 1 65,17 TL 41- ... Bakalit (L) 1 38,55 TL 42- ... Emniyet Kemeri 1 27,50 TL 43- ... Emniyet Kemeri 1 62,55 TL 44- ... Tampon Köşe Bakaliti 1 60,96 TL 45- ... Sağ Dış Dikiz Aynası 1 326,99 TL 46- ... Sinyal 1 182,03 TL 47- ... Debriyaj Plakası 1 77,74 TL 48- ... Ön Fren Diski 1 71,34 TL 49- ... Piston 0,25 4 (200,56 TLx4)=802,24 TL 50- ... Dış Kapı Açma Kolu 1 45,02 TL 51- ... Arka Bagaj Açma Kolu 1 69,98 TL 52- ...Hava Filtresi Hortumu 2 (36,17 TLx2)=72,34 TL 53- ... Radyatör Hortumu 2 (10,00 TLx2)= 20,00 TL 54- ... Sol Ön Cam 1 549,78 TL 55- ... Sol Ön Cam 1 428,63 TL 56- ... Karbüratör Tamir 1 6,54 TL 57- ... Motor Kaput İç Bakalit 2 (36,80 TLx2)=73,60 TL 58- ... Cam Kenar Çıtası 1 38,83 TL 59- ... Jant Kapağı 3 (74,49 TLx3)= 223,47 TL 60- ... Tampon Sacı 1 63,93 TL 61- ... Cam Kenar Çıtası 1 77,44 TL 62- ... Ön Alt Cam Çıtası 1 98,01 TL 63- ... Radyatör 1 340,83 TL 64- ... Arka Balata 4 (41,08 TLx4)= 164,32 TL 65- ... Arka Balata 4 (41,81 TLx4)= 167,24 TL 66- ... Silecek Su Deposu 1 153,57 TL 67- ... Sol Arka Çamurluk 1 605,05 TL 68- ... Yedek Su Deposu 1 42,98 TL 69- ... Muhtelif Yedek 1 448,04 TL 70- ... Reınf.Rear 1 320,31 TL 71- ... Pump&Gage;, Fuel 1 677,32 TL 72- ... Çamurluk Sağ 1 288,87 TL 73- ... Çamurluk 1 297,64 TL d)Davacının fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin ve manevi tazminat talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;''... marka araçların Türkiye satışı ile yine aynı marka araçların yedek parça ve servis hizmetlerini veren ana firma olan davalı şirket ile müvekkil şirket, aralarında akdedilmiş 30.04.2008 tanzim tarihli “Yetkili Satış Bayilik Sözleşmesi” ile 09.07.2007 tanzim tarihli “Yetkili Tamirci Sözleşmesi” tahtında da yine uzun yıllar boyunca davalı şirketin "Diyarbakır Yetkili Satış Bayiliği" ve “Diyarbakır Yetkili Tamircisi” olarak hizmet vermiştir. Bu sözleşmelerden 30.04.2008 tarihli BAYİLİK sözleşmesi, davalı şirketin bir kısım hatalı uygulamaları ve yanlış satış politikaları neticesinde meydana gelen satış azalmasının bayilere yansıması ve bu sebeple müvekkilimizin de dahil olduğu bir kısım bayinin ödeme zorluğuna düşmesi neticesinde, davalı şirket ile müvekkil şirket arasında imzalanan 18.10.2012 tarihli “Protokol”ün 4. maddesi ile karşılıklı olarak feshedilmiştir. Anılan protokol, davalı/... ile müvekkil şirket arasındaki araç satış bayiliği satışlarından doğan ... alacağının tahsiline ve “Satış Bayiliği Sözleşmesi”nin feshine yönelik ve bu hususlara münhasır “satış bayiliği fesih ve tasfiye” protokolüdür.Buna mukabil, 09.07.2007 tanzim tarihli “YETKİLİ TAMİRCİ Sözleşmesi” tam ve eksiksiz olarak yürürlükte olup, Diyarbakır ve çevresindeki ... marka araçların yetkili servis ve tamir hizmetleri müvekkilimiz şirket tarafından verilmeye devam etmiştir.Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gibi, taraflar arasındaki satış bayiliği sözleşmesi sona ermiş ve fakat yetkili tamirci sözleşmesi devam etmekte iken, davalı şirket, tek taraflı olarak tanzim ve imza ettiği 27.02.2013 tarihli bir başka protokol metnini müvekkil şirkete göndererek bu protokolün müvekkilimiz tarafından da imzalanmasını istemiş ve bu hususta baskı yapmıştır.Müvekkil şirket, anılan protokol metnini tetkik ettiğinde AMAÇ başlıklı 1. maddesinde,“İşbu protokol, ... ve ... arasında akdedilen 17.07.2007 tarihli satış ve satış sonrası hizmet sözleşmelerinin 18.10.2012 tarihinde karşılıklı mutabakatla sonlandırılmasının ardından bölgede bulunan ... marka araç sahiplerinin ihtiyaçlarına cevap verebilmek amacıyla, ... tarafından ... marka araçların satış sonrası hizmetlerinin geçici bir süreyle gerçekleştirilmesi amacıyla hazırlanmıştır”(??) şeklinde bir hüküm içerdiğini görmüş ve 18.10.2012 günlü protokolle SADECE “Satış Bayiliği Sözleşmesi” DEĞİL, SANKİ Yetkili Tamirci Sözleşmesi de feshedilmiş gibi GERÇEĞE AYKIRI açıklamalar içeren işbu ikinci protokolü kabul etmeyerek imzalamamıştır.Bir başka deyişle, taraflar arasındaki sözleşmelerden yetkili bayilik sözleşmesi karşılıklı mutabakatla feshedilmiş; yetkili tamirci sözleşmesi ise feshedilmeyerek uygulanmaya devam edilmekte olmasına rağmen, davalı şirket bir oldu-bittiye getirip yetkili tamirci sözleşmesini sona erdirip müvekkilimizin bu sözleşmeden doğmuş ve doğacak haklarını ortadan kaldırmaya ve bu suretle kendisine menfaat temin etmeye çalışmıştır.Bununla da yetinmeyen davalı şirket, müvekkil şirketi, internet sitesindeki yetkili servisler listesinden çıkartmış, müvekkil şirketin Yetkili Tamirci statüsü, davalı şirketçe tek taraflı olarak ortadan kaldırılmış ve uzun yıllardan bu yana davalı şirkete ait araçlara tamir hizmeti veren müvekkil şirketin tüm müşteri portföyü bir anda ortadan kalkmış, yedek parça stokları elinde kalmış ve müvekkil şirket bakımından, iflasa zemin hazırlayıcı telafisi imkansız zararlar meydana gelmiştir.İzah olunan durum medeniyle müvekkil şirketin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebi ile görülen davada, yargılama aşamasında iki defa keşif icra edilmiş, 09.03.2015 tarihli kök rapor ile 06.11.2015 tarihli ek rapor, 21.12.2016 tarihli kök rapor ile 13.10.2017 tarihli ek rapor ve 09.04.2019 tarihli kök rapor olmak üzere üç adet kök iki adet ek rapor düzenlenmiş, bu rapor esas alınarak düzenlenen karar, İstinaf incelemesinden geçmiş ve karar kaldırılmakla dosya ilk derece mahkemesine yeniden gönderilmiştir. Yerel Mahkemece yeniden alınan bilirkişi raporları neticesinde düzenlenen karada, yetkili tamirci sözleşmesinin davalı tarafından feshinin haksız olduğu, dava konusu taleplerin zamanaşımına uğramadığı, mahrum kalınan kar, yatırım maliyetleri, görsel maliyetleri bakımından maddi zararın bulunduğu ve davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesi, yedek parça bedellerine dair, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiği tarih itibariyle değerleri nazara alınarak davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, buna göre, mahrum kalınan karın 5.505,39.TL, müvekkilin elinde kalan yedek parça ve stok maliyetleri yönünden 19.343,19.TL, yatırım maliyetleri olarak 101.106,94.TL, görsel maliyetleri için 7.138,91.TL olmak üzere toplam 133.094,43.TL maddi tazminat talep edilebileceğine hükmolunmuştur. Falzaya dair maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Yerel Mahkemece, manevi zararların bulunduğu ispat edilemediği gerekçesi ile manevi tazminat talebimizin reddine karar verilmiştir. Anılan karara ilişkin, aşağıda arz edeceğimiz istinaf sebepleri uyarınca, red olunan kısım bakımından istinaf kanun yoluna başvurma zarureti hasıl olmuştur. Yerel Mahkemece tespit edildiği üzere, taraflar arasında akdolunan Yetkili Tamirci Sözleşmesi, davalı şirket tarafından haksız şekilde tek taraflı olarak feshedilmiş olup, işbu haksız fesih nedeniyle müvekkil şirketin, uğradığı zararın tazminini talep hakkı bulunmaktadır. Bu çerçevede, dosyaya mübrez 21.12.2016 tarihli kök rapor ile 13.10.2017 tarihli ek raporda yapılan hesaplamalar nazara alınarak maddi tazminat kalemleri bakımından dava değeri, tarafımızdan 324.727,10.TL ye yükseltilmiştir. Buna mukabil, 17.10.2022, 17.02.2023, 02.05.2023 ve 23.09.2023 tarihli bilirkişi ek raporlarındaki hesaplamalar hükme esas alınarak, davamızın kabulüne karar verilmiş ise de, bu kabul kısmi olmuş ve 191.632,67.TL bakımından maddi tazminat talebimiz red olunmuştur. Müvekkil Şirketin Elinde Kalan Stok ve Yedek Parça Maliyetleri bakımından düzenlenen kararda, "bilirkişi tarafından bu malzemelerin 73 adedinin fiyatları belirlendiğinden, fiyatları belirlenen malzemelerin sözleşmenin fesih tarihindeki bedeli olan 19.343,19 TL.nin malzemelerin davalıya teslim tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ve hükümde belirtilen 73 adet malzemelerin davacı tarafından davalıya iadesine" şeklinde düzenlenen karar, adaletin tesisine imkan tanımamakla birlikte, günümüz ekonomiik koşullarına ve bu çerçevede mantığa uygun değildir. Öyle ki, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, söz konusu malzemelerin, 2015 yılı değerleri 35.397,98.TL ve 2022 yılı değerleri 284.304,52.TL olarak belirtilmiş olup, kaim davada iade edilebilecek yedek parçalar bakımından karar tarihindeki değerlerinin nazara alınması gerektiği, karar tarihindeki değerlerin tespiti imkan dahilinde olamaması halinde karar tarihine en yakın tarihli değerlerinin nazara alınması gerektiği, adaletin tesisi ve hakkaniyet gereğidir. Bilirkişi Heyeti tarafından düzenlenen raporda, değeri bildirilmeyen malzemeler bulunmakta ise de, tarafımızdan sunulan 104 farklı parçadan oluşan ve toplam 132 adet parçadan ibaret listede değeri bildirilen malzemelerin 2022 yılı değerlerinin 284.304,52.TL olduğu görülmekle, bu husustaki talebimizin 100.000.TL olduğu nazara alındığında, listede 100.000.TL ye karşılık gelen malzemelerin nazara alınması ile hüküm tesisi gerekirken, malzemelerin davacıya teslim tarihindeki değerlerinin esas alınması ve dahası malzemelerin davalıya teslim tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine karar verilmesi ,yargı kararı ile şirket zararına sebebiyet vermekten ibarettir. Öyle ki, mevcut parçaların serbest piyasada satılması halinde müvekkil şirketin daha az zarara uğrayacağı aşikar olmasına karşın, Yargı Merciine duyduğu güvenle malzemeleri elinde tutan ve teslim edilmesinin talep edilmesi halinde teslime hazır halde muhafaza eden müvekkil şirketin, yargıya duyduğu bu güvenin açıkça zararına sebebiyet verici sonuç doğurması, Hukuk Devleti İlkesi ile de bağdaşmaz. Yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesine ve devamla İnsan Hakları Tazminat Komisyonu nezdinde 2023/16302 sayılı dosyasında yaptığımız başvuru halihazırda derdest iken, bu kere, yargı kararı ile müvekkil şirketin haklı taleplerinin, 10 yıl önceki fiyatlar nazara alınarak kabul edilmesi, geçen 10 yılda enflasyonun on kattan daha fazla artması nedeniyle, adaletin tesisine imkan vermeyecektir ve maalesef bu husus bir başka Anayasa Mahkemesi nezdinde başvuru yapılmasına sebebiyet verebilecektir. Kaldı ki, Söz konusu malzemelerin değerlerinin, halihazırda davalı şirkete ait yedek parça fiyatlarına erişim imkanı olmayan müvekkil şirket tarafından da tespiti mümkün bulunmamakla birlikte, davalı şirket tarafından bu malzemelerin güncel fiyatlarına dair herhangi bir bilgi de dosyaya sunulmamış, bu yöndeki taleplerimize karşın Yerel Mahkemece bu hususta da ara karar düzenlenmemiştir. Bu hususta, 17.10.2022 tarihli bilirkişi raporunda izah edildiği üzere, davalı şirketin satış ve pazarlama birimince, söz konusu parçaların dava tarihinde ve güncel tarihli değerlerinin davalı şirket tarafından dosyaya sunulabileceği mütalaa edilmiş ise de, bu mütalaaya da Yerel Mahkemece itibar edilmemiştir. 09.11.2023 tarihli ulusal haberlerde yayınlandığı üzere "... Türkiye, satış operasyonlarını belirsiz bir süre için durdurma kararı almış ve Türkiye pazarından çekilmiştir." Bu aşamada aradan geçen 10 yıldan uzun sürede davamızın neticelendirilememesi, davalının Türkiye pazarından çekilmesi ile de tahsil imkanının ortadan kalkmasına sebebiyet verici olmakla, müvekkil şirket zararı, telafisi imkansız şekilde artmıştır. Yukarıda iazh olunan hususlar çerçevesinde, Yerel Mahkeme kararın istinafen tetkiki ile kaldırılmasına karar verilmesi arz olunur. Mahrum Kalınan Kar Yönünden : Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 6 aylık sürenin makul süre olarak değerlendirildiği ve bu çerçevede yapılan hesaplama ile 5.505,39.TL lik mahrum kalınan kar hesaplandığı mütalaa edilmiştir. Oysa ki, taraflar arasında ki sözleşme uyarınca, 2 yıl ihbar süresi göz önüne alınarak hesaplama yapılması gerektiği, ilgili sözleşme ve 2 yıllık ihbar bildirim şartını öngören yasal mevzuat gereğince müvekkil şirketin mahrum kalınan kar bedelinin, dosyaya mübrez 21.12.2016 tarihli bilirkişi heyet raporunda belirtildiği üzere 56.202,67.TL olması gerektiği tartışmasızdır. Şöyle ki, dosyaya mübrez 26.12.2016 tarihli bilirkişi raporunda izah edildiği üzere, yedek parça ve teknik servis hizmetinde %15 - %20 olan karlılık oranları nazara alındığında müvekkil şirketin kazanç kaybının, bu rakamın çok üzerinde olduğu, dosyaya mübrez önceki bilirkişi raporları ile sabittir. Sayın bilirkişiler her ne kadar, ticari defter ve kayıtları referans alarak bu hususta hesaplama yapmakta iseler de, 2011 yılında yapılan harcamalar bakımından genel giderlerin oldukça yüksek olduğu, 2012 yılında ise davalı şirketin haksız uygulamaları neticesinde hizmet veremez hale gelen müvekkil şirketin gelirinde ciddi oranda azalma meydana geldiği, rapora esas alınan, müvekkil şirket ve davalı şirket ticari defter kaydından da görülmektedir. Bu çerçevede sayın bilirkişilerce kazanç kaybı bakımından yapılan hesaplama hatalı olup, bu yönden 26.12.2016 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın nazara alınmaması, müvekkil aleyhine sonuç doğurmuştur. İşbu nedenle, garanti kapsamındaki araçlara hizmet verilememesi, yetkili tamirci hizmeti verilememesi, yetkili tamirci ile özel servis arasındaki yedek parça ve işçilik ücretleri yönünden özel servis aleyhine mevcut fark nedeniyle mahrum kalınan kar bakımından Yerel Mahkeme kararına karşı istinaf talebinde bulunulması gereği duyulmuştur.Müvekkil Şirketin Elinde Kalan Görsellerin Değeri bakımından, hükme esas alınan bilirkişi raporunda sayın bilirkişilerce 17.822,32.TL amortisman düşüldükten sonra, talep edilebilecek tutarın 7.138,91.TL olduğu mütalaa edilmiştir. Esasen, kanaatimizce amortisman bedeli oldukça yüksek olmakla, davalı tarafın haksız uygulamaları nedeniyle zaten mağdur olan müvekkil şirketin mağduriyetinin bu suretle artması hakkaniyete aykırıdır. Diğer taraftan dosyaya mübrez 21.12.2016 havale tarihli bilirkişi heyet raporunda belirtildiği üzere, yerinde yapılan keşif icrasında görseller Makine mühendisi bilirkişi tarafından incelenmiş, güncel değerinin 29.218,25.TL olduğu tespit edilmiş ve bu görsellerin mevcut bedele karşılık geleceği, güncel değeri bakımından herhangi bir amortismana tabi tutulmasına gerek bulunmadığı mütalaa edilmiştir. Bu kapsamda, söz konusu görseller bakımından ciddi miktarda amortisman uygulanarak belirlenen değerin hükme esas alınması, bu hususta istinaf talebinde bulunulmasını gerekli kılmıştır. İşyeri Yatırım Maliyetleri yönünden : Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, sayın bilirkişilerce bu hususta yapılan hesaplama, 26.12.2016 tarihli bilirkişi raporunu teyid edici şekilde 101.106,94.TL ve 18.199,24.TL KDV olmak üzere 119.306,18.TL olarak belirlenmiştir. Ancak devamla sayın bilirkişiler her ne kadar KDV beyannamesinde, KDV nin indirim konusu yapıldığından bahisle davalıdan sadece 101.106,94.TL talep edilebileceğini mütalaa etmiş iseler de, hatalı olan bu değerlendirmenin hükümde nazara alınması itirazı gerektiricidir. Şöyle ki, KDV, indirim konusu yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın davalı şirket tarafından ödenmek zorunda olunan, vergisel sorumluluk kapsamında bir bedeldir. Müvekkil şirket tarafından, iş yeri yatırım maliyeti olarak nitelendirilen ekipmanların satın alınmasında KDV ödendiği tartışmasızdır. Müvekkil şirket tarafından, KDV nin indirim konusu yapılması, kendi vergisel işlemlerinin gereğidir ve bu husus, davalı şirket tarafından, karşılanması gereken maliyet kaleminde KDV nin de söz konusu olduğu gerçeğini değiştirmez. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin, 2016/3869 Esas 2018/5901 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin, 2018/3755 Esas 2019/739 Karar sayılı kararında düzenlendiği üzere, KDV nin söz konusu olduğu ihtilaflarda, KDV nin indirim konusu yapılıp yapılmadığı hususu değerlendirilmeksizin, bedelin, KDV si ile birlikte ödenmesi hususunda karar verilmiştir. Bu çerçevede, iş yeri yatırım maliyetleri bakımından KDV dahil edilmek suretiyle talebimizin değerlendirilmesi ve hüküm tesisi yerine, bilirkişi raporunda yapılan değerlendirme esas alınarak 18.199,24.TL KDV düşüldükten sonra kalan tutar bakımından kısmi olarak kabul kararı verilmesi, bu hususta da istinaf talebinde bulunmayı gerektiricidir.
Manevi Tazminat Yönünden: Yerel Mahkemece, sadece sözleşmenin feshi nedeniyle manevi tazminata hükmedilemeyeceği, manevi zararlarımızın ispat edilemediği gerekçesi ile manevi tazminat talebimizin reddine karar verilmiş ise de, bu hususta Yerel Mahkemece hatalı tespit yapıldığı kanaatindeyiz. Şöyle ki, davalı şirketin, sözleşmenin haksız feshi ve sonrasında müvekkilin portföyünü elinden alması, bilgisayar sistemlerini kapatarak erişimini engellemesi, bu suretle piyasada hizmet verebileceği müşterilerinin tamamını kaybetmesine sebep olması, tek taraflı ve haksız bu işlemlerin ani gerçekleştirilmesi nedeniyle müvekkil şirketin iş yapamaz hale getirilmesi, portföyünün, başka bayiilere dağıtılarak ticari çalışma sahasının tamamen engellenmesi, bankalar nezdinde ödeme güçlüğüne düşerek teminat mektuplarının çözülmesi ve kredibilitesinin sıfırlanmasına sebep olması, geniş anlamda şirketi iş yapamaz hale getirmesi, açıkça şirketin ticari itibarını zedelemiş ve hatta ortadan kaldırmıştır. Bu çerçevede, sadece sözleşmenin feshi manevi tazminat gerektirmeyecek ise de, sözleşmenin haksız feshi sırasında davalı şirket tarafından yapılan haksız eylemler nedeniyle müvekkil şirketin ticari itibarının zedelendiği ve manevi olarak zarara uğradığı tartışmasızdır. Bu nedenle, Yerel Mahkemece, manevi tazminat talebimizin reddine dair düzenlenen karara karşı da istinaf yoluna başvurma gereği hasıl olmuştur.'' Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek,Yerel Mahkeme kararının reddolunan kısım ile alakalı düzenlemeler bakımından icrasının tehirine, saniyen, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/293 Esas 2023/832 Karar sayılı dosyasından düzenlenen "davanın kısmen kabulü" kararında, red olunan kısım bakımından dosyanın istinafen tetkiki ile Yerel Mahkeme kararının müvekkil şirket lehine kaldırılmasına ve davanın, maddi tazminat kalemleri bakımından, 26.12.2016 tarihli bilirkişi raporu ile belirlenen rakamlar nazara alınarak yükseltilen alacak talepleri çerçevesinde tamamıyla kabul edilmesine ve ayrıca manevi tazminat talepleri bakımından davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;'' Davacı taraf, müvekkilimiz ile aralarında akdedilen “Yetkili Tamirci Hizmetleri” sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek tazminat talebiyle dava açmış, ilk derece mahkemesince tazminat talebi önce kabul edilmiş bilahare tarafların istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce bozulmuş akabinde bozmaya uyulduktan sonra davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki;Taraflar arasında imzalanan protokolde, “yalnızca bayilik sözleşmesinin feshedildiği” ancak yetkili tamirci anlaşması’nın feshedilmediği yönündeki karar hatalıdır. ilk derece mahkemesi’nin bu hatalı kabulü nedeniyle kar kaybına hükmetmesi usul ve yasaya aykırıdır. karar öncelikle bu nedenle bozulmalıdır.Dosyaya sunulan ve taraflar arasında yapılmış olan 18.10.2012 tarihli Protokol, amaç itibariyle taraflar arasındaki (hem bayilik hem yetkili tamircilik) tüm ticari ilişkiyi tasfiyeye yönelik bir anlaşmadır. O tarihte davacının, müvekkilimize Bayilik ve Yetkili Tamirci Anlaşması kapsamında 337.096 TL borcu bulunmaktaydı. Nitekim Protokol’ün Konu başlıklı 1.maddesinde “İşbu Protokol’ün konusu ...’nın ...’dan olan yedek parça ve araç satışlarından doğan alacaklarının tahsiline ilişkin ödeme planının düzenlenmesidir” denilerek bu husus açıkça belirtilmiştir. Önemle belirtelim ki, taraflar arasındaki uygulama da bu yönde gelişmiştir. Davacı tarafın, protokol akabinde yedek parça siparişinin olmaması ve yedek parça siparişi talebi konusunda uzun bir süre sessiz kalması, taraflar arasındaki sözleşme süresi boyunca davacının 5 ay gibi uzun bir süre yedek parça sipariş talebinin olmaması, ilişkinin yalnız ve yalnız salt geçiş aşamasında “müşteri memnuniyeti”nin sağlanması açısından zorunluluk içeren parçaların satışına ilişkin birkaç satıştan ibaret kalması Protokolün amacına ulaştığının da en iyi kanıtıdır. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında 18.10.2012 tarihli protokolde, yalnızca bayilik sözleşmesinin feshedildiği ve fakat yetkili servis sözleşmesinin feshedilmediği yönündeki görüşüne dayanak aldıkları ...’in 2.12.2014 tarihli beyanı, bilirkişi görüşünü değil bizim savunmamızı destekler niteliklidir. Zira anılan beyanda, tanık; “..davalı şirketin yöneticileri tarafından Diyarbakır bölgesinde yeni bir yetkili servis sözleşmesi yapılıncaya kadar davacının yetkili servis olarak faaliyette bulunmasına izin verildi. Bunun nedeni ise parça temini ve müşterinin sıkıntı yaşamaması içindir, davacıya parça temini ve nakit ödeme yapılması hususu şart koşulmuştur” diyerek, esasında taraflar arasındaki ilişkinin SONA ERDİĞİNİ, ancak hem (o bölgede bulunan) müşterilerin memnuniyeti açısından hem de tasfiye sürecinde davacıya yardımcı olmak açısından, bazı yedek parçaların sağlandığı vurgulanmıştır. Dolayısıyla bilirkişilerin bu beyana dayanarak, yetkili servis sözleşmesinin halen devam ettiği sonucuna ulaşmaları hatalıdır. Rapor bu yönden hükme esas alınabilecek nitelikli değildir.Öte yandan Bayilik Sözleşmesi’nin “Yetkili Tamirci Hizmetleri” başlıklı 5/1.maddesinde;“... araçları için, Türkiye’de nerede ve ne zaman satıldıklarına bakılmaksızın, garanti, geri çağırma, özel servis programları ve teslim öncesi muayene de dâhil olmak üzere Yetkili Tamir Sözleşmesi kapsamındaki Yetkili Tamir Hizmetlerini sunacaktır. Ancak Bayi, söz konusu hizmetleri doğrudan kendisi sunmamaya karar verirse veya destek hizmetleri almak isterse, bunun gibi hizmetlerin tedariki için bir veya daha fazla Yetkili Tamirci’yle alt sözleşme yapabilir” denilmektedir. Görüldüğü üzere, Bayi’nin “Yetkili Tamirci Hizmetleri”ni yapabilmesinin ana temeli, taraflar arasında imzalanan “... Satış Bayiliği Sözleşmesi”nde verilen yetkiye dayanmaktadır. Bir başka değişle, Yetkili Tamirci Anlaşması, Bayilik sözleşmesinde verilen yetkiye binaen yapılmıştır. Dolayısıyla bir an için ve kesinlikle kabul etmemekle birlikte, taraflar arasında imzalanan 18.10.2012 tarihli Protokolde yalnızca Bayilik Sözleşmesi’nin feshinin öngörüldüğü şeklinde bir değerlendirme yapılsa bile, Bayilik Sözleşmesinin feshiyle zaten Bayi’ye “yetkili tamirci” olma yetkisi iptal olacağından, bu halde dahi davacının Yetkili Tamirci Anlaşması’nın ayrıca feshedilmediği yolundaki gerekçesi dinlenemeyecektir. Tarafların, Bayilik Sözleşmesindeki yetkiye dayanarak, ayrı bir Yetkili Tamirci Sözleşmesi yapması, bu hususların ayrıntıya bağlanması zorunluluğundan kaynaklıdır. Görüldüğü üzere ortada yetkili servis sözleşmesinin haksız feshi söz konusu değildir. Bu nedenle davacının haksız feshe dayalı kar kaybı talebinin reddi gerekirken bunun kabulü hatalı olmuştur.Kaldı ki tazminat hesabı da hatalıdır. borçlar hukukunda “müspet zarar” “menfi zarar” ayrımı söz konusu olup, davacı yalnızca bunlardan birini talep edebilir. her iki zararın bir arada talep edilmesi imkânsızdır, ilk derece mahkemesinin bu hususu gözardı ederek menfi zarar kalemi olan yatırım maliyetleri, görsel maliyetler, yedek parça bedelleri yönünden kısmen kabul kararı kurması usul ve yasaya aykırıdır.İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, alacaklı, temerrüde düşen (sözleşmeye aykırı davranan, sözleşmeyi fesheden) borçludan TBK 125. maddeleri çerçevesinde aynen ifa ve gecikmeden dolayı uğradığı zararının (TBK 125/1) veya aynen ifayı reddederek müspet zararının (TBK 125/II) yahut sözleşmeyi feshederek menfi zararının tazminini (TBK 125/III) seçimlik olarak isteyebilir. Bir başka değişle alacaklı aksi sözleşmeyle kararlaştırılmadığı sürece bu haklardan yalnızca bir tanesini seçebilir.Bilindiği gibi müspet zarar, sözleşme sebebiyle cebe girmesi gereken paranın, girmemesi sebebiyle meydana gelen zarardır. Bu niteliği gereği, müspet zarar daima ileriye dönük olup, bir beklenti kaybıdır. Diğer bir ifadeyle müspet zarar, akdin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarar şeklinde de tanımlanabilir. Kar kaybı, cezai şart alacağı, kira kaybı talebi gibi hususlar müspet zarar kapsamında değerlendirilmektedir.Menfi (olumsuz) zarar; sözleşmenin, karşı tarafça yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması sebebiyle uğranılan eylemli zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı, uğranılmayacak olan zarardır. Sözleşme nedeniyle yapılan yatırımlar, harcamalar, ödenmiş bedeller menfi zarar kapsamında değerlendirilmektedir. Kanun, menfi zararın talep edilebilmesini “sözleşmeyi feshetme (dönme)” şartına bağlamıştır. Başka bir deyişle sözleşmeyi fesheden taraf “menfi zarar” talep edebilir. Sözleşmeyi feshetmeyip, feshe uğrayan taraf ise “müspet zarar” talep edebilir.Somut olayda (yukarıda birinci bentte yapılan tüm açıklamalarımız baki kalmak ve davacının haklı olduğunu kabul etmek anlamına gelmemek kaydıyla) bir an için davacı tarafın zararlarını isteyebileceği düşünülse dahi davacı ancak “müspet zararı”nı talep edebilir. Zira davacı Bayi, sözleşmeyi feshetmemiştir. Sözleşmenin müvekkilimiz tarafından feshedildiğini iddia etmekte olup, feshe uğrayan taraftır ve ancak müspet zarar talebinde bulunabilir. Müspet zarar ise “kar kaybı”dır. Nitekim Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 2016/14741 E. 2017/2648 K. ve 4.5.2017 tarihli, benzer bir olayda verdiği; “..Somut olayda sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istenebilecek olup, davalının karşılamakla sorumlu olduğu zarar, alacaklının müspet zararıdır, davacı menfi zararını isteyemez….” şeklindeki kararında da bu husus açıkça kabul edilmiştir.Sözleşme sebebiyle davacı tarafça önceden satın alınan stok ve yedek parçalar, yatırım maliyetleri ile görseller “menfi zarar” olup, somut olayda müvekkilde talep edilmesi düşünülemez. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun 12.sayfasında bu kalemlerin “müspet zarar” olarak nitelendirilmesinin yerleşik yargı kararları çerçevesinde hiçbir hükmü yoktur. Zira bu kalemlerin, “sözleşme nedeniyle yapılan harcamalar” çerçevesinde değerlendirileceği tabii olup, sözleşme yapılmasaydı, ödenmeyecek olan masraflardır.İlk derece mahkemesi öncelikle bu nedenle bozulmalıdır.Davacının işyeri yatırım maliyetlerini talep edebilmesi mümkün değildir. bu maliyetler “menfi zarar” kapsamında olup, talebin kabulü yasaya aykırıdır. üstelik bu maliyetler, yetkili tamircilik sözleşmesi süresi boyunca zaten amorti edilmiştir. yatırım maliyetlerine hükmedilmesi davacının sebepsiz zenginleşmesi anlamına gelir.İlk derece mahkemesi, bu konuda istinaf mahkemesinin bozmasına uygun bir inceleme yapmamıştır. Bu kalem alacağa, esas olarak bozmadan önce alınan 9.4.2019 tarihli raporun 12.sayfasında; “davacının 20 yıldır ... marka araçlara yetkili servis olarak hizmet verdiği dikkate alındığında, işyerinde bu marka araçlara özgü alet edavat, ekipman ve diğer teknik donanımları davacının kullanamaz duruma düşeceği, bu nedenle bu ekipman için yaptığı harcamaları davalı şirketten talep edebileceği kanaatine varılmıştır” diyerek davacının 101.106,94 TL’lik yatırım maliyetini talep edebileceği şeklinde görüş bildirilmiştir. Bu görüş son derece hatalıdır.Her şeyden önce yukarıda belirttiğimiz üzere yatırım maliyetleri “menfi zarar” kapsamında olup, somut olayda müvekkilden talep edilmesi mümkün değildir. Öte yandan bayinin yaptığı yatırımları talep edebilmesi için, sözleşmenin “yatırımların maliyetlerinin karşılanamadığı” bir aşamada sona erdirilmiş olması gerekir. Örneğin 5 yıllık bir bayilik sözleşmesine güvenerek yatırımda bulunmuş bayinin sözleşmesinin distribütör tarafından 2.yılın sonunda feshedilmiş olması hali bu duruma örnektir. Oysa ki somut olayda taraflar arasındaki yetkili tamir sözleşmesinin tarihi 2007 olup, servis, bu tarihten itibaren 12 yıllık dönemde bu yatırımları her halükarda amorti etmiştir. Ekleyelim ki hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişilerin, söz konusu yatırımların ... markası nedeniyle yapıldığı ve bu yatırımların başka türlü değerlendirmeyeceği şeklinde görüşü de tamamen hatalıdır. Raporda sektör bilirkişisinin hiçbir rolü olmamıştır. Bu durum açıkça anlaşılmaktadır. Zira yetkili serviste kullanılan malzemelerin nerdeyse % 90’ı her araba için kullanılabilir. Örneğin (dosyada daha önce alınan bilirkişi kök raporunda fotoğraflarıyla birlikte belirtilen ve) bu maliyetler arasında yer aldığı bildirilen;Oto boya fırını, far ayar cihazı, 5 adet takım dolabı, 2 ve 2,5 tonluk liftler, 5 tonluk çalaska, metal çalışma masası, kaynak makinası ve “bilgisayar”ın ...’dan başka araçlar için kullanılamayacağı varsayılarak hesaplama yapılmıştır ki, bu ekipmanların ... dışında başka işlerde de kullanılabileceği düşünüldüğünde yatırımlarının karşılanamayacağı yönündeki kabulün tamamen hatalıdır. Kaldı ki bunlar dava boyunca da davacı tarafça kullanılmıştır.Hükme esas alınan raporda, Bilirkişilerce, bilimsel olmayan ve tamamen yuvarlak cümlelerle söz konusu yatırım maliyetlerinin davacı tarafça kullanılamayacağı şeklinde görüş bildirilerek işin içinden çıkılmıştır. Bu alet ve edavatların neden “özel servis faaliyeti” çerçevesinde kullanılamayacağı ve neden yalnızca ...’ya özgü olduğu, bilimsel ve objektif açıdan ve her bir alet için tek tek belirtilmemiştir. İlk derece mahkemesince, yatırım maliyetleri yönünden böyle bir raporun hükme esas alınması kararı sakatlamıştır. Davalının faaliyetine özel servis olarak devam ettiği 9.3.2015 tarihli raporda açıkça tespit edilmiştir.Öte yandan ilk derece mahkemesinin bu yöndeki bir talebi kabul etmesi, davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacaktır. Gerçekten davacının halen işyerinde bulunan bu marka araçlara özgü alet edavat, ekipman ve diğer teknik donanımları kullanması ve bunların halen davacıda kaldığı açık olup ayrıca bunların bedellerinin ...’dan alınması, davacı açısından sebepsiz zenginleşmedir. İlk derece mahkemesi kararı bu açıdan da yasaya ve hakkaniyete aykırıdır.Davacının stoğunda bulunan mallar nedeniyle müvekkilimizin 19.343,19 tl ödeme yapması gerektiği şeklindeki mahkeme kabulü, hatalıdır. bu talep, menfi zarar kapsamındadır ve talebin kabulü edilmesi açık yasa hükmüne aykırıdır. Yukarıda belirttiğimiz üzere sözleşmenin uygulanacağına güvenilerek yapılan ve sözleşme¬nin geçersizliği ya da ifa edilmemesi sonucu malvarlığını eksilten harcama ve giderlerin karşılığı zararlar “menfi zarar” kapsamındadır. Dolayısıyla herşeyden önce sözleşme nedeniyle davacının stoğundaki bu mallar, “menfi zarar” kapsamındadır ve somut olayda menfi zararın talep edilmesi mümkün değildir. Mahkeme kararı öncelikle bu yönden hatalıdır.Öte yandan taraflar arasındaki Yetkili Tamirci sözleşmesinde, sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde davacının stoğunda bulunan malların, müvekkilimiz tarafından geri alınması gerektiğine ilişkin hiçbir hüküm bulunmamaktadır.Keza davacı “özel servis” olma imkânına sahip olup, özel servislik faaliyeti esnasında tüm markaların bu arada müvekkilimizin de yedek parçalarını kullanabilir. Bu durum rekabet yasaları ile özel servislere getirilmiş bir imkândır. Dolayısıyla hükme esas alınan bilirkişi raporunda “davacının elinde kalan ve (artık davacının yetkili servis ve tamircisi olmadığına göre) kullanmasının mümkün olmadığı” yönündeki görüş tamamen hatalıdır. Servis, “özel servis” faaliyeti sırasında da bunları kullanabilecek ve satışını yapabilecektir.İlk derece mahkemesi kararı bu açıdan da hatalıdır.Davacının elinde kalan görsel malzemelerin bedeline hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. bu bedelin talebi “menfi zarar” kapsamındadır. ayrıca bu görsellerin çok büyük bir kısmı “bayilik çerçevesinde” yapılmıştır. dolayısıyla tüm görsellerin yetkili servis sözleşmesi kapsamında değerlendirilerek bedellerine hükmedilmesi hatalıdır. öte yandan bütün bu görsellerin mülkiyeti davacıdadır ve sökülmesi mümkün değildir. bunların bedeline hükmedilmesi hatalıdır.Keza davacının sözleşmeye güvenerek yaptırdığı tabela ve kurumsal görseller harcamaları da “menfi zarar” kapsamında olup, bunların da talep edilebilmesi mümkün değildir. Üstelik davacı bu ürünleri, 2007 yılından beri kullanmıştır. Söz konusu ürünlerin tamamının “yetkili servis”lik hizmeti nedeniyle kullanıldığı da düşünülemez. İlk derece mahkemesinin bu görseller yönünden hükme esas aldığı 9.4.2019 tarihli raporda bilirkişi heyetinin, aklın ve mantığın alamayacağı şekilde “davacı şirketin yaptırdığı görsel ve tabelaların sadece davacı şirketin tamirci servisi olması halinde kullanabileceği dikkate alındığında bu görsellerin yapılması için yapılan harcamaların davacı şirketçe karşılanması gerektiği de açıktır” şeklindeki görüşü gerçeklerle uyuşmamaktadır. Nitekim daha önce alınan bilirkişi kök raporunda bu görsellerin fotoğrafı bulunmakta olup, görsellerde “...-...” yazılıdır. Bilirkişilerin hangi nedene dayalı olarak bu görsellerin yalnızca “servis hizmeti” nedeniyle kullandığı sonucuna vardığı anlaşılamamaktadır. Tüm görsellerin yalnızca “yetkili servis” için geçerli olduğu şeklindeki görüş, yine sektör bilirkişisinin raporun hazırlanmasında hiçbir rolü olmadığını ya da yetersiz olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir. Zira her markanın “standartları” söz konusu olup, görsellerde de belli standartların varlığı bayilik sözleşmesinde de aranmaktadır.Dosyaya daha önce alınan Diyarbakır 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/66 Tal sayılı dosyasıyla aldırılan talimat bilirkişi kök raporunda görsellerin fotoğrafları bulunmaktadır. Bu görseller “...-...” yazısı yazan totem, yine “...-...” yazısı yazan alın tabelası, “...” ifadesi yazan ışıklı tabela, binadaki dış giydirmedir. Örneğin binadaki dış giydirmenin bedeli neden müvekkilimizden tahsil edilsin? Bu giydirmelerin davacı tarafça neden kullanılamayacak olmasına ilişkin hükme esas alınan raporda hiçbir görüş yoktur. Sonuçta bu giydirme binanın üzerinde durmaktadır ve sökülmesine gerek de yoktur. Öte yandan tabelalarda “servis” ifadesi yazılmamaktadır. Bilirkişiler nereden bu tabelaların yalnızca “yetkili servis” için geçerli olduğu kanaatine varmıştır? Görüldüğü üzere hükme esas alınan rapor, yetersiz ve sığdır. İlk derece mahkemesi kararı bu bakımdan da hatalıdır, bozulmalıdır.Ekleyelim ki bu görsellerin hepsi “Bayilik Sözleşmesi” kapsamında davacı tarafından yapılmış olup, en azından Bayilik Sözleşmesi’nin feshedilmesinin Protokol’ün konularından biri olduğunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Buna göre davacının, zamanında Bayilik Sözleşmesinin yapılması nedeniyle yaptığı yatırımları, işbu davada talep etmesinin hukuki ya da sözleşmesel hiçbir dayanağı yoktur.Davacının ticari defterleri usulüne uygun tutulmamıştır. bu husus ilk bilirkişi raporunda açıkça tespit edilmiştir, dolayısıyla hesaplamada davacı tarafın ticari defterlerinin esas alınması hatalıdır.Hükme esas alınan raporda (15.sayfa), davacının 2011, 2012, 2013 özel hesaplarına ilişkin tutmakla yükümlü olduğu ticari defterlerin TTK hükümlerine uygun tutulduğu belirtilmektedir. Oysa önceki bilirkişi kök raporunda (4.sayfa), davacının 2009, 2010 ve 2011 yıllarına ait yevmiye defterlerinin kapanış tasdikinin yapılmamış olduğu açıkça tespit edilmiştir. Başka bir deyişle, davacının en azından 2011 tarihli ticari defterlerinin usulüne uygun olmadığı açıkça tespit edilmiştir. Hal böyleyken zarar hesabında davacının ticari defterlerinin esas alınması usul ve yasaya aykırıdır.Somut olayda belirsiz alacak davasının şartları yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı gereği dava kısmi dava kabul edilerek sonuca bağlanmalıdır. nitekim bölge adliye mahkemesinin de bu davanın “belirsiz alacak davası” olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. dava, kısmi dava olduğundan tüm alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülemez. öte yandan zamanaşımı defimizin reddi de hatalıdır.Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Somut olayda davacı kar kaybı ile diğer kalemleri hesaplayabilecek durumdadır. Davacının alacaklarını hesaplayabilmesi noktasında objektif veya sübjektif imkânsızlıktan bahsedilemez.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2016/22-1166 E., 2019/576 K. ve 16.5.2019 tarihli kararında; “alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin 6100 sayılı HMK’nın 109’uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır” denilmiş olup, somut olayda dava konusu tazminatların belirsiz alacak davasına konu olamayacağı aşikar olduğuna göre, söz konusu Yargıtay kararı gereği, ilk derece mahkemesince davanın “kısmi dava” olarak nitelendirilip bu şekilde devaya devam edilmesi gerekirken bu yapılmamıştır. Nitekim ilk derece mahkemesinin verdiği ilk karar sonucu İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi’nin 2020/276 E., 2022/491 K sayılı ilamında da zamanaşımı definin incelenmesi gerektiği görüşünü belirtmiş olup, istinaf mahkemesinin de bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını kabul ettiği açıkça anlaşılmaktadır.Tarafımızca Mahkemece zamanaşımı defimiz tartışılmış ise de hatalı olarak reddedilmiştir. Islah edilen kısım için 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilmeden, zamanaşımı defimizin reddi usul ve yasaya aykırıdır.Keza Mahkemenin davayı kısmi dava olarak nitelendirmesi gerekmekte olup, bu çerçevede dava dilekçesinde belirtilen alacaklar için dava tarihinden, ıslah tarihinde artırılan alacak kısmı için ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken tüm alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi usul ve yasaya aykırıdır.'' Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, Öncelikle tehir-i icra kararı verilmesine, müteakiben İlk Derece Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın tümden reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dairemizin 30/03/2022 tarih ve 2020/276 Esas, 2022/491 Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir. Dava, taraflar arasında imzalanan yetkili tamirci sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı ile davalı arasında 24/04/2008 tarihli belirsiz süreli " ... Satış Bayiliği sözleşmesi" ile 09/07/2007 Tarihli belirsiz süreli ''... Yetkili Tamirci Sözleşmesi'' imzalanmıştır.Taraflar arasında 18/10/2012 tarihli PROTOKOL imzalanmıştır.Taraflar arasında imzalanan protokolün 4. Maddesi kapsamında taraflar arasında imzalanan 24/04/2008 tarihli belirsiz süreli " ... Satış Bayiliği sözleşmesi" nin sona erdiği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın, 09/07/2007 Tarihli belirsiz süreli ''... Yetkili Tamirci Sözleşmesi'' 'nin de protokolün 4. Madde kapsamında sona erip ermediği, bu kapsamda sona ermemiş ise taraflar arasında imzalanan yetkili tamirci sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin yerinde olup olmadığı noktasındadır. 18/10/2012 tarihli PROTOKOL'ün 4. Maddesinin bayilik satış sözleşmesini kapsadığı, yetkili tamirci sözleşmesini kapsamadığı, yetkili tamirci sözleşmesindeki fesih sürelerine uyulmadan davalı tarafça sözleşmenin feshedildiği anlaşılmakla, buna göre davalı tarafından yapılan feshin haksız olduğu anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki ''... Yetkili Tamirci Sözleşmesi''nin davalı tarafından haklı nedenle feshedilmediğine yönelik mahkemenin kabul ve gerekçesi dosya kapsamına,usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında 09/07/2007 tarihli yetkili tamircilik sözleşmesi kurulmuş olup, belirsiz süreli bu sözleşme, her iki taraf bakımından sürekli edimleri içeren bir sözleşme olduğundan, sözleşmenin feshi etkilerini ileriye yönelik doğurur. Sözleşme fesihten itibaren Sona erer. Davacının sürekli edim niteliğindeki ... marka araçların yetkili servis sıfatıyla, onarım işlemlerini gerçekleştirebilmesi için, bedelini davalıdan talep ettiği tamir ekipmanlarını bulundurması ve kullanması zorunludur. Diger ifade ile davacı borcunu ifa için bu ekipmanları zaten bulundurmalıdır. Aksi halde edim yerine getirilemez. Davacının sözleşmenin devamı süresince ifa için kullandığı ve davalıdan yatırım masrafı adı altında bedellerini talep ettiği bu ekipmanların maliyetini uzun yıllar devam eden sözleşme kapsamında elde ettiği kazançtan karşıladığının da kabulü gerekir. Bu masraflar sözleşmenin kurulabilmesi için veya kurulması aşamasında değil, sözleşme kurulduktan sonra borcun ifası için yapılan masraflardır. Maddi zarar altında davalıya yansıtılamaz.Somut olayda, sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istenebilecek olup, davalının karşılamakla sorumlu olduğu zarar, alacaklının müspet zararıdır, davacı menfi zararını isteyemez. Dolayısıyla sözleşmenin kurulması için yapılan giderlerden olan yatırım maliyetleri, görsel maliyetler ve yedek parça maliyeti davacının menfi zararı kapsamında olup talep edilmesi yerinde olmadığından, mahkemece, bu yöndeki tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçeyle kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde olmayıp davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinden davacının müspet zarar kapsamında kar kaybını talep edebilir.Somut olayda mahkemece, dairemizin kaldırma kararında belirtildiği üzere Yargıtay kararlarındaki kriterler doğrultusunda bilirkişi heyetinden kar mahrumiyetinin tespiti yönünde ek rapor alınmış, anılan ek raporda, davacının fesihten sonra aynı nitelikteki benzer bir bayilik ilişkisinin kurulması için gereken makul sürenin 6 ay olduğu tespit edilip bu süre için mahrum kalınan kar hesap edilip, mahkemece, bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda mahrum kalınan kâr kaybı alacağına yönelik hüküm ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. TBK’nın 114/2 fıkrası uyarınca, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanacağı; ancak, her sözleşmeye aykırılığın tek başına manevi tazminatı gerektirmediği, manevi tazminata hükmedilebilmesi için aynı zamanda TBK'nın 58. maddesinde belirtilen şartlar dahilinde kişilik haklarına yönelik bir saldırının mevcudiyetinin zorunlu olduğu, somut olayda davacının, haksız fesih nedeniyle ticari itibarının ne şekilde zedelendiğini ispat edemediği, mahkemece koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacı yanın aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden ve açıklanan gerekçe karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; A-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, B-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/11/2023 tarih ve 2022/293 Esas- 2023/832 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, Mahrum kalınan kar için 5.505,39 TL. maddi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 2-Davacının fazlaya ilişkin sair maddi tazminat ve manevi tazminat taleplerinin reddine,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 615,40-TL harcın, peşin alınan 1.195,45 TL ve 4.862,43 TL ıslah harcı toplamı olan 6.057,88 TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.442,48‬ TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden davacı lehine hesap ve takdir edilen 5.442,48 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maddi tazminatın reddedilen kısmı üzerinden davalı lehine hesap ve takdir edilen 51.075,47 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT' nin 10/1 maddesi, 10/3 maddesi ve 10/4 maddesi göz önüne alınarak reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davalı lehine hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 10.584,60 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 211,70 TL' sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 9-İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 4.299,10 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 4.213,12 TL' sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 10-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN:11-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 12-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 13-Davalı tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 14-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 132,00 TL posta/ tebligat gideri olmak üzere; toplam 870,00 TL' nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 15-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 16-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 13/02/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim