Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/1464
2025/205
13 Şubat 2025
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1464 Esas
KARAR NO: 2025/205 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/04/2022
NUMARASI: 2021/483 Esas- 2022/270 Karar
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:13/02/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında Bolu İli, Gerede İlçesi, ... Köyü, ... mevkiinde kayıtlı bulunan gayrimenkuldeki akaryakıt satış ve servis istasyonunun işletilmesi için 29/07/2008 tarihli ... A.Ş. bayilik anlaşması ve protokolün akdedildiğini, davalı tarafın müvekkiline vermiş olduğu taahhütname ile fiilen akaryakıt satış faaliyetine geçtiği tarih başlangıç alınmak üzere anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olacak şekilde birinci yıldan başlamak kaydı ile yıllık asgari 2.000 metre küp beyaz mal almayı, taahhüt ettiği yıllık mal alış miktarını gerçekleştirememesi halinde müvekkiline eksik kalan yıllık alım miktarı üzerinden 80 USD/ metreküp kar mahrumiyeti ödemeyi taahhüt ettiğini, müvekkili ile davalı arasında akdedilen protokol kapsamında davalı tarafa 550.000 USD + KDV tutarında peşin satış destek primi ödemesi yapıldığını, ödemenin taraflar arasındaki anlaşmanın 5 yıl süre yürürlükte kalacağı esası göz önüne alınarak yapıldığını, davalı yanın akaryakıt istasyonunda 30/07/2009 tarihinde fiilen akaryakıt satış faaliyetine başladığını, taraflar arasındaki anlaşmanın davalı tarafından Hendek Noterliğinin 04/06/2013 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 03/08/2013 tarihinden gerçekli olmak üzere feshedildiğini, taraflar arasındaki anlaşmanın 4 yıl yürürlükte kalması sebebiyle müvekkilinden tahsil edilen prim bedelinin 1 yıla isabet eden 110.000 USD + KDV sinin iadesinin gerektiğini, davalının taahhüt ettiği miktarda ürün almadığını, eksik aldığı ürün miktarı için hesaplanacak kar kaybını da müvekkiline ödemesi gerektiğini beyanla tahkikat sonucunda müvekkilinin alacağının değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğu anda arttırılmak üzere davalı tarafa ödenen prim bedelinin kullanılmayan sözleşme süresine tekabül eden 110.000 USD + KDV= 129.800 USD'nin, eksik ürün ikmalinden doğan kar kaybı alacağından şimdilik 10.000 USD'nin davalıdan ihtar tarihinden itibaren işleyecek avans ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 02/03/2016 tarihinde harçlandırılmış ıslah dilekçesi ile; İkame edilen davada eksik ikmalden doğan alacağın şimdilik 10.000,00 USD'sinin davalıdan temerrüt (ihtar ) tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiğini, bu talebe ilişkin alacağın bilirkişi raporunda 71.212,80 USD belirlendiğini, bilirkişi raporuna itiraz dilekçemizde detaylı olarak açıklandığı üzere eksik ikmalden kaynaklanan alacak tutarının eksik belirlendiğini, bu konudaki itirazlarını aynen tekrar ettiğini ve davalının eksik ürün ikmalinden doğan kar kaybı alacağının şimdilik 75.000,00 USD’sinin davalıdan temerrüt (ihtar) tarihinden itibaren işleyecek avans ile birlikte tahsil olunarak müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesi talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiş, duruşmada davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 07/04/2022 Tarih ve 2021/483 Esas -2022/270 Karar sayılı kararında;
"Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi uyarınca ödenen peşin satış destek priminin, sözleşmenin fiilen uygulanmayan süresine tekabül eden kısmının iadesi ile taahhüt edilen mal alım miktarına uyulmadığından bahisle cezai şart bedeli talebine ilişkindir.Mahkememizce tarafların delilleri toplanmış, ticari defterler ve dosya kapsamı üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış ve 26/04/2018 Tarihli, 2014/1035 Esas ve 2018/385 Karar sayılı karar ile "Davacı taraf her ne kadar yanlar arasındaki sözleşmenin 29/01/2008 tarihinde akdedildiğini ve 5 yıl için 550.000USD+KDV satış destek primi ödemesi yapılmasına rağmen istasyonda fiili satışın 30/07/2009 tarihinde başladığı ve yanlar arasındaki sözleşmenin de 03/08/2013 tarihi itibariyle sona erdiğini, dolayısıyla fiilen sözleşmenin uygulanmayan dönemine tekabül eden satış destek priminin iadesi talebinde bulunmuş ise de; mübrez raporda da belirtildiği üzere bu kapsamda, bayilik anlaşmasının imzalanmasından 1 yıl sonra fiilen akaryakıt satışına başlandığından taraflar arasındaki anlaşmaların fiilen 4 yıl yürürlükte kaldığı, davacının sözleşmeden beklenen faydayı temin ettiği, ayrıca davacının alacak kalemine dayanak yaptığı taahhütnamede belirtilen fiilen satışın başladığı tarihin esas alınacağı hususunun eksik tonaj taahhüdüne yönelik düzenleme olduğu, satış destek primi yönünden taahhütnamenin uygulama alanı bulamayacağı, davacı tarafın satış destek priminin uygulanmayan dönemi yönünden fiilen satışın başlayacağı tarihe kadar herhangi bir ihtirazi kayıt düşmediği, bu sebeple davalı yana ödenen 550.000 USD + KDV satış destek prim bedelinin 1 yıla isabet eden 110.000 USD+KDV bedelin davacı dağıtım şirketince davalı bayiden talep edilmesinin yerinde olmadığı, davacı yanın eksik tonaj taahhüdünden kaynaklı kar mahrumiyeti olarak nitelendirdiği alacak ise; anılı alacak kaleminin taraflar arasındaki taahhütnameye dayandığı ve taahhütnamede eksik tonaj taahhüdüne ilişkin maddenin düzenleme şeklinin cezai şart mahiyetinde olduğu görülmüş olup, davacı tarafın ancak ihtirazi kayıt düşmeksizin veya haklarını saklı tutmaksızın yeni dönem satışlarına devam etmesi halinde ancak taraflar arasındaki son yıl için eksik tonaj taahhüdünden kaynaklı cezai şart talebinde bulunulabileceği bu miktarında mübrez raporda da 71.212,80USD olarak hesaplandığı ve davalının ekonomik olarak mahvına sebep olmayacağının tespit edildiği" gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 71.212,80 USD'nin 30/07/2013 temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının 1 yıllık USD cinsi mevduata uyguladığı en yüksek faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, verilen kararın davacı tarafın vaki istinafı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2019/1541 Esas ve 2021/943 Karar sayılı kararı ile; "Taraflar arasında 29/07/2008 tarihli akaryakıt bayilik anlaşması, protokol ve taahhütname akdedildiği, protokol kapsamında davalı tarafa 550.000 USD + KDV tutarında peşin satış destek primi ödemesi yapıldığı, davalı tarafça sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık bir yıl sonra 30/07/2009 tarihinde davacıdan akaryakıt alınarak fiilen akaryakıt satış faaliyetine başlanıldığı, davalı tarafça "bayilik anlaşması" konulu Hendek Noterliğinin 04/06/2013 tarih ve ... yevmiye numaralı ihbarnamesi ile, sözleşmenin 12. maddesine göre sözleşmenin bitim tarihinden sonra aralarında tekrar bir sözleşme yapılması gerektiği, anlaşamamız halinde şirketleri ile yeniden bir bayilik sözleşmesinin imzalanacağı, anlaşamadıkları takdirde sözleşmenin tekrar yenilenmeyeceği, sözleşmenin yenilenmemesi halinde arsa üzerindeki intifa ve ipotekleri kaldırarak, davalı şirkete ait demirbaşların alınmasının ihbaren bildirildiği, Davalı tarafça cevaben davacıya gönderilen "bayilik sözleşmesi ve eklerinin feshi hakkında" konulu 23/07/2013 tarihli ihtarname içeriğinde "Müvekkil ile Muhatap Yatırım Protokolünün haklı nedenle feshedildiği, eksik alım nedeniyle kar mahrumiyeti, bakiye peşin satış teşvik primi bedelinin ödenmesinin ihtar edildiği, bu ihtarnamenin 26/07/2013 tarihinde davalı şirkete tebliğ edildiği görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davalının, sözleşmenin imzalanmasından itibaren yıllık 2000 m3 asgari alım taahhüdünü yerine getirmemiş olmasına rağmen davacı yanın işbu protokol ve eki niteliğindeki bayilik anlaşmasını feshetmediği gibi davalının satamadığı satış eksiği beyaz ürün nedeniyle davacı şirket tarafından uyarıldığına, kâr mahrumiyeti alacağını saklı tuttuğuna dair yazılı bir belgeye de rastlanılmadığı. 5 yıl eksik tonaja rağmen davalı bayinin ürün satmaya devam ettiği, bu nedenle davacı şirketin son yıla (01/01/2013-29/07/2013 dönemi için) ilişkin eksik alım için 71.212,80 USD olarak hesaplanan kar mahrumiyeti alacağını talep edebileceği belirtilmiş, mahkemece de rapordaki bu hesaplama doğrultusunda karar verilmiştir. Davacı vekilince ibraz edilen bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; eksik alımdan kaynaklanan müvekkili alacağının son yılla sınırlandırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gibi bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde sadece son yılda eksik alınan ürün miktarının talep edilebileceği kabul edilse dahi, bilirkişi raporunda son yılın başlangıcının hatalı belirlendiği, sözleşmenin son yılının Ağustos 2012- Temmuz 2013 olarak belirlenerek buna göre bir hesaplama yapılması gerektiği, bilirkişiler tarafından Ocak 2013-Temmuz 2013 dönemi için hesaplama yapılmış olması sebebiyle kar kaybı bedelinin eksik belirlendiği belirtilerek, itirazları kapsamında hesaplama yapılması için yeniden rapor alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin 01/12/2016 tarihli duruşmasında, rapor hazırlayan bilirkişilerden gerektiğinde davacı itirazlarının karşılanması ve cezai şart yönünden var ise ekonomik mahviyet ve tenkisin tartışılması gerekli görülmesi halinde tenkis oranının belirlenerek buna göre inceleme yapılması maksadıyla ek rapor alınmasına karar verilmiş ise de, ek raporda sadece cezai şartın davalının ekonomik mahviyetine sebep olup olmayacağı hususu tartışılmış, davacı vekilinin itirazları hususunda bir değerlendirme yapılmamıştır.Mahkemece, davacı vekilinin bilirkişi raporundaki hesaplamaya ilişkin somut itirazları hususunda, ara karar verilmesine rağmen ek rapor alınmadan veya ek rapor alınmasına gerek olmadığı kanaatinde ise, davacı vekilinin hesaplama hatasına ilişkin itirazlarının tamamı gerekçede tartışılıp değerlendirilmeksizin yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesi ile kaldırılmasına karar verilmiş olmakla Mahkememizce kaldırma kararı doğrultusunda yargılamaya devam edilmiştir. Dosya önceki raporları düzenleyen bilirkişi heyetine tevdi edilerek davacı vekilinin itirazları doğrultusunda ek rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti 11/01/2022 tarihli ek raporunda; sözleşme süresinin tamamı dikkate alındığında eksik alım nedeniyle uğranılan kar kaybının 636.842,40 USD, sadece son yıl dikkate alındığında davacının itirazları doğrultusunda yapılan hesaplamaya göre talep edilebilecek tutarın 120.579,20 USD olduğunu tespit ve beyan etmiştir. Rapor taraflara tebliğ edilmiş, Mahkememizce denetime açık görülmüştür.Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında 29/07/2008 tarihinde ... Anonim Şirketi Bayilik Sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin süresinin, 12. maddesine göre imza tarihinden itibaren 5 yıl olduğu, sözleşmenin eki olan protokolün özel şartlar başlıklı G maddesinde; davacı ...'nin davalı bayiye, akaryakıt satış ve servis istasyonunda anlaşma süresince ticari faaliyetine destek olması için, davacının tapuda hukuki tasarruf hakkını alması, anlaşmanın imzalanmasını müteakip ve gerekli teminatların davalı bayi tarafından davacıya ibraz edilmesi şartıyla ve fatura karşılığında 550.000 USD + KDV peşin satış destek primi ödemesi yapacağı ve peşin satış teşvik priminin, sözleşmenin 5 yıl süre ile yürürlükte kalacağı esasına göre belirlendiği ve bu esas dahilinde ödenmesine karar verildiğinin kabul edildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 04/06/2013 tarihli ihbarname ile bayilik sözleşmesinin 03/08/2013 tarihinde biteceği, bu sürenin sonunda yeni bir anlaşma yapılması gerektiği, anlaşma sağlanamaması halinde sözleşmenin yenilenmeyeceğini bildirdiği, davacı tarafından 550.000 USD + KDV'nin davalıya ödendiği ve davalının fiilen akaryakıt satışına 30/07/2009 tarihinde başladığı, sözleşmenin 03/08/2013 tarihinde sona ermesi sebebiyle 4 yıl süre ile yürürlükte kaldığından bahisle 1 yıla ilişkin peşin satış destek priminin iadesinin talep edildiği, sözleşmenin 12. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere süresini imza tarihinden itibaren 5 yıl olduğu, mezkur maddede sözleşmenin süresinin fiilen uygulanmaya başladığı tarih itibariyle başlayacağına dair bir hüküm olmadığı gibi davalıya ödenen primin dayanağı olan protokol maddesinde de, primin sözleşmenin fiilen uygulanacağı süre esas alınarak belirlendiğine dair bir hüküm olmadığı, sözleşmenin 29/07/2008 imza tarihinde yürürlüğe girdiği, 03/08/2013 tarihinde sona erdiği, 5 yıl süre ile yürürlükte kaldığı, dolayısıyla davacı tarafından iadesi talep edilebilecek bir peşin satış destek primi olmadığı anlaşılmakla bu talebin reddine karar verilmiştir. Davacının eksik ürün alımı nedeniyle talep ettiği cezai şart yönünden yapılan değerlendirmede; davalının sözleşmeye ek taahhütname ile, fiilen akaryakıt satışına geçtiği tarih başlangıç alınmak üzere anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olacak şekilde birinci yıldan başlamak kaydı ile yıllık asgari 2.000 metre küp beyaz mal almayı, yıllık mal alış miktarını gerçekleştirememesi halinde davacıya eksik kalan yıllık alım miktarı üzerinden 80 USD/ metreküp kar mahrumiyeti ödemeyi taahhüt ettiği, alınan kök bilirkişi raporunda davalının sözleşmenin yürürlüğe girdiği 29/07/2008 tarihinden Temmuz 2019'a kadar ürün alımı yapmadığının ve bundan sonraki her yıl için alınan ürün miktarının 2000 metreküpün altında olduğunun tespit edildiği, ilk yıl hiç ürün alınmaması ve devam eden yıllarda da eksik ürün alınmasına rağmen davacı tarafından davalıya yapılmış bir ihtar ve ihtirazi kayıt olmadığı, buna göre davacının, davalı tarafından asgari alım taahhüdüne uyulmadığı gerekçesiyle, sonraki yıllarda mal tedarikine devam edilmiş olması sebebiyle, taahhütnameye dayanılarak önceki yıllara ait cezai şart isteminde bulunamayacağı, ancak son yıla dair cezai şart isteminde bulunulabileceği, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2017/2369, K. 2018/3447, T. 20/06/2018) alınan ikinci ek bilirkişi raporunda da sözleşmenin yürürlük tarihi nazara alınarak son yılın 29/07/2012 ila 29/07/2013 tarihleri arasındaki alım miktarına göre hesaplama yapıldığı, davacının talep edebileceği cezai şart bedelinin 120.759,20 USD olduğu ancak ıslah dilekçesi ile 75.000 USD talep edilmiş olduğu anlaşılmakla ve davalı tarafça söz konusu cezai şart bedelinin ekonomik olarak mahvına sebep olacağı yönünde bir savunma ileri sürülmediğinden, talebin açıklanan miktar üzerinden kabulüne ve kabul edilen bedele temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesine, dava değerinin dava tarihindeki Merkez Bankası USD efektif satış kuru üzerinden belirlenmesi ile harç ve vekalet ücretine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir...."gerekçesi ile, '' 1-Davacının sözleşmenin kullanılmayan kısmına tekabül eden prim iadesi talebinin Reddine,2-Davacının eksik ürün alımından kaynaklı alacak talebinin Kısmen Kabulü ile 75.000 USD'nin 30/07/2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının 1 yıllık USD cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faiz işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
"TASHİH ŞERHİ" Mahkememizce verilen kararda davacının eksik ürün alımından kaynaklı alacak talebinin kabulüne karar verilmiş olup hükümde sehven kısmen kabulüne denildiği anlaşılmakla hükmün 2 nolu bendinin "2-Davacının eksik ürün alımından kaynaklı alacak talebinin Kabulü ile 75.000 USD'nin 30/07/2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının 1 yıllık USD cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faiz işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde tashihine karar verildi.Davalı Vekili 20.05.2022 Tarihli Tavzih Dilekçesi İle; Gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmemiş olup, HMK da belirlenen kararda düzeltme yapılabilmesi maddesi uyarınca;Yargıtay kararları ile sabit olduğu üzere vekalet ücretlerinin karar tarihindeki Merkez bankası Efektif Döviz kurları üzerinden TL ye çevrilerek vekalet ücreti tayin edilmesi gerekmekte iken, vekalet ücretlerinin dava tarihindeki kur baz alınarak hesaplanması hukuka aykırı olduğunu, red edilen miktardaki dövizin karar tarihindeki Merkez Bankası Efektif Döviz kurundan TL.'ye çevrilerek, bulanacak TL. rakam üzerinden vekalet ücretinin yeniden hesaplanarak belirlenmesi ve kararın bu şekli ile düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi 25/05/2022 Tarih ve 2021/483 Esas -2022/270 Karar sayılı ek kararı ile;'' Mahkememizce hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderleri ile vekalet ücretinin ne şekilde hesaplandığının gerekçe kısmında açıklandığı ve hüküm ile gerekçe arasında herhangi bir çelişki olmadığı gibi hükümde bir hata da olmadığı, talebin, hüküm fıkrasının değiştirilmesine yönelik olduğu ve ancak istinaf sebebi olarak ileri sürülebileceği anlaşılmakla reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.'' gerekçesi ile,Davalı vekilinin talebinin REDDİNE, karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme'nin, Protokol'de primin sözleşmenin fiilen uygulanacağı süre esas alınarak belirlendiğine dair bir hüküm olmadığı tespitinin dosya kapsamına aykırı olduğunu,Taraflar arasında akdedilen Protokol'ün II.A. maddesi "..., anılan SATIŞ YERİ'nin işleticiliğini, Standart Bayilik Anlaşması ve eki niteliğindeki Protokol hükümleri çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere BAYİ'ye tevdii edecektir." Şeklindeki düzenleme ile istasyonun faaliyette bulunmak üzere davalıya tevdii edilmesi kararlaştırılmış olup, bu kapsamda Protokol'ün davalının faaliyete başladığı tarih itibariyle yürürlüğe gireceğinin kabul edilmesi gerektiğini, Hal böyle iken, dosya kapsamına aykırı şekilde, Protokol'de primin sözleşmenin fiilen uygulanacağı süre esas alınarak belirlendiğine dair hüküm olmadığı gerekçesiyle ... tarafından iadesi talep edilebilecek bir peşin satış destek primi olmadığına karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmdığını, İstasyonda bayilik anlaşmasının imzalanmasından 1 yıl sonra 30.07.2009 tarihinde fiili satışa başlanmış olup, taraflar arasındaki anlaşmalar 4 yıl yürürlükte kaldığından son yıla ait satış teşvik prim bedelinin iadesi talebinin kabulü yerine reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığını,Yukarıda açıkladığı üzere satış teşvik primine dayanak Protokol'ün istasyonda faaliyete başlama tarihi itibariyle yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış; Protokol'ün II/G maddesinde peşin satış teşvik prim bedelin Protokol ve Bayilik Sözleşmesi'nin 5 yıl yürürlükte kalacağı esasına göre belirlendiği ve bu esas dahilinde ödendiği düzenlenmiş, Protokol kapsamında davalı şirkete 550.000 USD +KDV tutarında peşin satış teşvik prim ödemesi yapıldığını, "Peşin satış teşvik primi, BAYİ'nin iş bu Protokol ve eki niteliğindeki Standart Bayilik Sözleşmesi'nin 5 yıl yürürlükte kalacağı esasına göre belirlenmiş olup, bu esas dahilinde ödenmesine karar verildiğini,"Yerel Mahkeme, istinaf incelemesi öncesi tesis ettiği 2014/1035E. sayılı kararında "...İstasyonda fiili satışın 30/07/2009 tarihinde başladığı ve yanlar arasındaki sözleşmenin de 03/08/2013 tarihi itibariyle sona erdiği... bayilik anlaşmasının imzalanmasından 1 yıl sonra fiilen akaryakıt satışına başlandığından taraflar arasındaki anlaşmaların fiilen 4 yıl yürürlükte kaldığı...," demek suretiyle sözleşmenin fiilen 4 yıl yürürlükte kaldığını belirttiğini, bu kapsamda sözleşmenin davalı tarafça 1 yıl süre ile eksik ifa edildiğinin sabit olduğunu, Açıklanan nedenlerle, yerel Mahkeme'nin -Bayilik Anlaşması'nın imzalandığı 29.07.2008 tarihini esas alarak 03.08.2013 tarihinde sona eren anlaşmanın 5 yıl süreyle yürürlükte kaldığı gerekçesiyle- talep edilebilecek bir peşin satış teşvik primi olmadığına dair kararının kaldırılarak, davalıya 5 yıl için ödenen 550.000,00 USD +KDV tutarındaki bedelin ifa edilmeyen sözleşme ve protokol süresine tekabül eden kısmının, yani 110.000 USD +KDV'nin faiziyle birlikte müvekkili şirkete iadesine karar verilmesini talep etiğini,Kar kaybı talebinin cezai şart olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi, Bayilik Anlaşması'nın tamamı için eksik alımdan kaynaklanan 638.842,40 USD tutarındaki müvekkili şirket alacağının son 1 yılla sınırlandırılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu,Davaya konu talebinin davalının taahhüdüne rağmen eksik satış yaptığı ürün miktarı için müvekkili şirkete ödenmesi kararlaştırılan kar mahrumiyetinin tahsili iken, yerel Mahkeme'nin kar kaybı talebini cezai şart olarak nitelendirerek, sonraki yıllarda mal tedarikine devam edildiğinden önceki yıllara ait cezai şart istenemeyeceği, ancak son yıl için cezai şart talep edilebileceği yönünde tesis ettiği karar gerekçesinin kabulünün mümkün olmadığını, Davalı şirket müvekkil şirkete verdiği taahhütname ile; "... A.Ş. ile akdettiğimiz Bayilik Anlaşması ve eki niteliğindeki diğer anlaşmalara müsteniden, fiilen akaryakıt satış faaliyetine geçtiğimiz tarih başlangıç alınmak üzere anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olacak şekilde birinci yıldan başlamak kaydı ile yıllık asgari 2.000 m3 beyaz mal (kurşunsuz benzin+normal benzin+motorin almayı... İşbu taahhütname ile ürün alımı etmeyi kabul ve taahhüt ettiğimiz yıllık alış miktarı gerçekleştirmememiz halinde ... A.Ş.' ne eksik kalan yıllık alım miktarı üzerinden 80 USD/m3 tutarında kar mahrumiyeti ödemeyi..,." kabul ve taahhüt etmiş, ancak bilirkişi raporuyla sabit olduğu üzere taahhüt ettiği miktarda ürün alımı yapmadığını, Dosya kapsamında alınan 15.01.2016 tarihli bilirkişi raporunda 29.07.2008 tarihinden 29.07.2013 tarihine kadar olan süreçte davalının 7.960,53 m3 eksik alım yaptığı belirlenmiş, eksik alınan ürün nedeniyle ödemesi gereken tutarın 636.842,40 USD olarak hesaplandığını, Bu kapsamda davalı eksik ürün alımı nedeniyle kar kaybı alacağının tamamını ödemekle yükümlü olup, eksik alımın yapıldığı yılları takip eden yıllarda taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmiş olması müvekkilinin taraflar arasında akdedilen anlaşma, protokol ve taahhütnameden doğan haklarından vazgeçtiği sonucunu doğurmayacağını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin emsal nitelikteki 2012/13618E. 2013/1557K. sayılı 28.01.2013 tarihli kararında da belirtildiği üzere uzun müddet az alım yapılmasına rağmen sözleşmenin sürdürülmesi aykırı davranışa icazet gösterildiği anlamını taşımayacağını,"....Mahkemece toplanan delillere göre; hükme esas alınabilecek yeterlilikte bulunan bilirkişi raporuna göre davacının talebinin sözleşmenin feshine değil, sözleşmenin ifası sırasındaki akde aykırılıklara dayandığı, bu nedenle feshin mutabakat sonucu olup olmadığının öneminin bulunmadığı, davalının mal alımını gerçekleştirdiği 16 ay süre ile taahhüt miktarının altında lpg alımı gerçekleştirdiği ,her iki davalı yönünden tahsilde tekerrür etmemek şartıyla cezai şartın tahsilinin gerektiği, uzun müddet az alım yapılmasına rağmen davacının sözleşmeyi feshetmekte gecikme göstermesinin aykırı davranışa icazet anlamına gelmeyeceği, talep edilen cezai şartın davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA..." Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2010/10892E. 2011/4795K. sayılı ilamında da aynı şekilde taahhüt edilen miktarda ürün alınmamasına rağmen bayilik ilişkisinin sürdürmesinin taahhüde ve cezai şarta ilişkin hükümlerin uygulanmasından zımnen vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini,Ayrıca dava dilekçesinin ekinde sunmuş olduğu sözleşme, protokol ve taahhütnamede davalı şirketin taahhüdünü yerine getirmemesi durumunda müvekkili şirketin sözleşmeyi feshetme hakkı bulunduğu düzenlenmiş ve fakat sunulan hiçbir sözleşmede davalının eksik ürün alımı yaptığı yılın bitimi ile eksik ürün alımına ilişkin müvekkili şirketçe davalıdan bir talepte bulunulmaması halinde, müvekkili şirketin işbu alacağını talep hakkından vazgeçmiş sayılacağına dair bir hüküm bulunmadığını, Ticari ilişki başlarken taraflarca mutabık kalınan sözleşme, protokol ve taahhütname hükümleri sebebiyle taraflardan birinin kazandığı bir hakkın -veya somut olayda olduğu gibi sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle taraflardan birinin ticari kaybının tazminine yönelik talep hakkının- belirli bir süre talep edilmemesi halinde (belirtilen sürenin Kanun'da düzenlenmiş bir süre olmadığı dikkate alındığında) ortadan kalkmasının hukuka aykırılık teşkil edeceğini, bu nedenle müvekkilinin kar kaybı alacağının tamamını talep edebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini,
İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararında davanın reddine karar verilen kısmın kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1035 esas, 2018/385 karar sayılı kararı ile sonuçlandırılan yargılama da müvekkil şirkete Tebligat kanunu 35. Maddeye göre tebligatlar yapılarak yargılama yapıldığından yargılamanın bu aşamasında müvekkili şirketin cevap ve delil verme imkanı olmadığını, Mahkemenin davacı tarafın takip ettiği yargılama sonucunda verdiği kararı ile eksik tonajlı satıştan kaynaklanan cezai şart talebi 72.212,80 USD olarak kabul edilmiş, satış destek primi adı altında iadesini talep ettikleri 110.000 USD+KDV talepleri ise ret edildiğini, Bu aşamada davacı vekilinin istinaf talebi üzerine İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 2019/1541 esas, 2021/943 karar sayılı kararı ile yerel mahkeme kararı kaldırılarak, sadece davacı vekilinin bilirkişi raporuna itirazlarının irdelenmesi gerektiği yönünde bir gerekçe ile karar verildiğini, Bu kaldırma kararı üzerine mahkemece ek bilirkişi raporu alınmak sureti ile BAM kararı uyarınca talepler irdelendiğini, Ancak mahkeme bilirkişi raporları doğrultusunda son yıl eksik tonajlı satış dolayısı ile davacının cezai şart talebini kabul etmek sureti ile hatılı karar verdiğini, Zira, davacı şirket 5 yıllık sözleşme süresi boyunca talep etmediği eksik tonajlı satış ile ilgili talebini son yıla hasretme hakkına sahip olmadığını, çünkü sözleşme ile başlayan bayilik çalışmasının ilk gününden sözleşmenin fesih edildiği tarihe kadar bayinin sürekli eksik tonajlı satış yaptığını, bunun da benzin istasyonunun lokasyonu, hava şartlarının kış aylarında aşırı sert olmasından dolayı hizmet vereceği sürelerin kısa olduğunu bilen davacı bu istasyonun bu kadar satış yapabileceğini bildiğinden işbu dava tarihine kadar eksik tonajlı satış sebebi ile cezai şart talep etmemiş iken, sözleşmenin feshi sonrası davalı şirketi cezalandırmak amaçlı bu talebinin iyi niyetli ve basiretli tüccar olarak hareket etmediği, aksine kötü niyetli olduğu sabit iken bu talepleri yönünden kısmen kabul kararı vererek 75.000 USD nin 2013 yılından itibaren faizi ile birlikte ödenmesine karar vermesinin taraflar arasındaki sözleşmenin her iki tarafın kabulü ile uygulana geldiği hale aykırı olması, adil olmaması sebebi ile haksız ve yersiz bir karar olduğunu, Sözleşmenin devamı süresince her yıl sonu taahhütlerinin yerine gelmediğinin tespiti yaparak talepte bulunması gereken davacı bu talepte bulunmadığını, kaldı ki sözleşmede davalı yanın hangi miktarda hangi ürünü satmayı taahhüt ettiğinin yazmadığını, Bayilik sözleşmesi yürürlüğe girecek iken imzalattırılan taahhütname ise bayilik alabilmek için baskı oluşturulan davalı şirketin iradesine aykırı, bayilik verilmeyeceği baskısı ile imzalattırılmış belge olup geçerli sayılmasının mümkün olmadığını, Bu hali ile sözleşmede satılacak ürünlerin çeşidi ve tonajı yazmıyor iken, ayrı bir taahhüt ile bayilik alamama baskısı altındaki davalı şirket yetkililerine imzalattırılan bir belgenin de geçerliliğinin olmayacağının sabit olduğunu,Bu sebeple eksik tonajlı satıştan kaynaklanan cezai şart talebinin kısmen kabulü kararının kaldırılarak davacının bu talebinin de reddine, karar verilmesi gerektiğini, Yerel mahkeme kısmen kabul kısmen red kararında harçları dava tarihindeki döviz kurları üzerinden oluşan tutar üzerinden hesaplamak ile doğru yapmış olmasına rağmen, vekalet ücretini hesaplar iken karar tarihindeki döviz kurlarını baz alarak oluşan rakam üzerinden vekalet ücreti hesaplaması gerekir iken dava tarihindeki döviz kuru üzerinden oluşan rakam ile vekalet ücreti hesaplamak ile de hata yaptığını, zira Yargıtay kararlarında bu hususun açıkça ortaya konulduğunu, Davacı vekilinin daha önceki istinaf dilekçesinde talepte bulunmadığı ve davalı şirket lehine olan uygulama yönünden müvekkili şirket lehine kazanılmış hak oluştuğunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini, Yukarıda talep ettiği üzere yerel mahkeme kararının kısmen kabul kısmının da incelenerek kaldırılması ve davanın tümden reddine karar verilmesi için yeniden hüküm kurulması talebinin kabulü halinde vekalet ücretinin karar tarihindeki döviz kurları karşılığı ile oluşacak rakamlar esas alınarak hesaplanması ve bu yönde düzeltilmesini, Kısmen kabul yönünden yerel mahkeme kararının kaldırılması talebimizin kabul edilmemesi halinde ise, davalı vekili olarak vekalet ücretinin ret edilen kısmın karar tarihindeki döviz kurları karşılığı TL tutarı ile oluşacak rakam üzerinden karar tarihindeki AAÜT gereğince hesaplanmasına karar verilerek kararın bu yönü ile kaldırılarak düzeltilmesine karar verilmesini talep ettiğini, İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın tümden reddine, yerel mahkeme kararının hukuka uygun bulunması halinde ise, vekalet ücretinin ret edilen 110.000 USD+KDV yönünden karar tarihindeki döviz kurları karşılığı TL değeri üzerinden karar tarihindeki AAÜT uyarınca vekalet ücretinin hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dairemizin 17/06/2021 Tarih ve 2019/1541 Esas ve 2021/943 Karar sayılı kararımız ile; Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile; İlk derece mahkemesi kararının HMK. 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine, karar verilmiş, dairemiz kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir. Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinden kaynaklanan satış destek priminin sözleşmenin fiilen uygulanmayan dönemine tekabül eden kısmının iadesi ile eksik ürün alımı nedeniyle kar kaybının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, 1-)Davacının sözleşmenin kullanılmayan kısmına tekabül eden prim iadesi talebinin Reddine, 2-)Davacının eksik ürün alımından kaynaklı alacak talebinin Kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı dağıtım şirketi ile davalı bayii arasında Bolu ili, Gerede ilçesi, ... Köyü, ... Mevkii'nde kain ve tapu sicilinde ... parselde kayıtlı bulunan gayrimenkuldeki akaryakıt satış ve servis istasyonunun işletilmesi için 29.07.2008 tarihli bayilik anlaşması, protokol ve ürün alım mıktarına ilişkin Taahhütnamesinin imzalandığı anlaşılmıştır. Davalı bayi tarafından davacı muhataba Hendek Noterliğinden gönderdiği 04/06/2013 tarih ve ... yevmiye numaralı "bayilik anlaşması" konulu ihbarname ile; '' Kadıköy ...Noterilği'nde 03.03.2008 tarihli ve ... yevmiye numaralı olarak tanzim edilmiş Bayilik anlaşmasının 03.08.2013 tarihinde biteceğini, sözleşmenin 12. maddesine göre sözleşmenin bitim tarihinden sonra aralarında tekrar bir sözleşme yapılması gerektiği, anlaşamamaları halinde şirketiniz ile yeniden bir bayilik sözleşmesinin imzalanacağı, anlaşamadıkları takdirde sözleşmenin tekrar yenilenmeyeceği, sözleşmenin yenilenmemesi halinde arsa üzerindeki intifa ve ipotekleri kaldırarak, davacı şirkete ait demirbaşların alınmasının ihbaren,'' bildirilmiştir.Davacı şirket vekili tarafından davalı muhataba Kadıköy ... Noterliğinden gönderilen 23/07/2013 tarih ve ... yevmiye nolu "bayilik sözleşmesi ve eklerinin feshi, " konulu ihtarname ile; "Müvekkili ile Muhatap arasındaki Yatırım Protokolünün haklı nedenle feshedildiği, eksik alım nedeniyle kar mahrumiyeti, bakiye peşin satış teşvik primi bedelinin işbu ihtarnamenin tebliğini müteakip engeç 3 (üç) gün İçerisinde müvekkiline ödenmesinin,'' ihtar edildiği ve iş bu ihtarnamenin 26/07/2013 tarihinde davalı şirkete tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Davalı taraf, yargılama aşamasında taraflarına usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edilmediğinden davaya cevap verilmediği ileri sürülmüş isede; Yerel Mahkeme'nin istinaf öncesi 2014/1035E. sayılı dosyasından (devrolunan İst. 21. Asl. Tic. Mahk. 2014/197E.) davalının "Karacadağ ... Köyü ... Yolu ... Km 14900 Gerede/Bolu" adresine dava dilekçesi ve tensip zaptı tebligat gönderildiği, tebligatın bila tebliğ iade döndüğü, mahkemece 13.04.2015 tarihli ara karar ile; Söz konusu adresin davalının ticari sicil müdürlüğüne kayıtlı adresi olması sebebiyle Tebligat Kanunu 35. maddesi uyarınca davalının aynı adresine dava dilekçesinin tebliğe çıkartıldığı ve davalıya gönderilen dava dilekçesi TK. 35 maddesine göre tebliğ edildiğinden, davalının davaya cevap verme ve delil sunma imkanı olmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı taraf, dairemizin 17/06/2021 Tarihli kararına konu İDM.'nin 6/04/2018 tarih ve 2014/1035 Esas - 2018/385 Karar sayılı kararını istinaf etmediği gözetildiğinde, yerel mahkemenin davanın kısmen kabulü ile; 71.212,80USD her ne kadar davacı tarafça kar mahrumiyeti olarak nitelendirilmiş ise de tonaj eksikliğinden kaynaklı cezai şart alacak talebinin oluştuğuna ilişkin tespiti ve kabul ettiği alacak talebi açısından davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuş, alacağın 71.212,80USD'si yönünden karar kesinleşmiştir. Davalı vekilinin eksik alım nedeniyle davacının ceza-i şart alacak talebinin yerinde olmadığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Dava konusu alacak yabancı para cinsinden olup, davalı yararına hükmedilecek nisbi vekalet ücreti yabancı paranın dava tarihindeki Merkez Bankası USD efektif satış kuru üzerinden karar tarihindeki A.A.Ü.T. göre hükmolunması gerektiği, mahkemece ret edilen miktar yönünden davalı lehine bu tespite göre vekalet ücretine hükmedilmiş olup davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.( Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/3473 Esas - 2020/2039 Karar sayılı 25.2.2020 tarihli kararı benzer mahiyettedir.) Taraflar arasında akdedilen Protokolün özel şartlar başlıklı G maddesinde; Peşin satış teşvik primi, BAYİ'nin iş bu Protokol ve eki niteliğindeki Standart Bayilik Sözleşmesi'nin 5 yıl yürürlükte kalacağı esasına göre belirlenmiş olup, bu esas dahilinde ödenmesine karar verilmiş olup bayilik sözleşmenin 12. maddesinde açıkça; İşbu anlaşmanın müddeti imza tarihinden itibaren 5 (BEŞ) yıl olduğu düzenlenmiş, sözleşmede, sürenin sözleşmenin fiilen uygulanmaya başladığı tarih itibariyle başlayacağına dair açık bir hüküm olmadığı gibi davalıya ödenen primin dayanağı olan protokolün G/2 Maddesinde de de, primin sözleşmenin fiilen uygulanacağı süre esas alınarak belirlendiğine dair bir hüküm olmadığı, sözleşmenin 29/07/2008 imza tarihinde yürürlüğe girdiği, 03/08/2013 tarihinde sona erdiği, 5 yıl süre ile yürürlükte kaldığı, dolayısıyla davacı tarafından iadesi talep edilebilecek bir peşin satış destek primi olmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, bu talebin reddine karar verildiğine yönelik hüküm ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında akdedilen taahhütnamede; Fiilen akaryakıt satışına geçtiği tarih başlangıç alınmak üzere anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olacak şekilde birinci yıldan başlamak kaydı ile yıllık asgari 2.000 metre küp beyaz mal almayı, yıllık mal alış miktarını gerçekleştirememesi halinde davacıya eksik kalan yıllık alım miktarı üzerinden 80 USD/ metreküp kar mahrumiyeti ödeme yapılacağı kararlaştırılmış olup, bu taahhüt TBK'nun 179/2 maddesinde düzenlenen ifaya ekli cezai şart niteliğindedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin son dönem istikrarlı içtihatlarına göre; cezai şart alacağı talep hakkının ihtirazi kayıt ileri sürülmesine gerek olmaksızın sözleşme ile saklı tutulması veya ihtirazi kayıt aranmayacağı hususunda taahhütte bulunulması halinde, bir yıllık dönemler sonunda cezai şart alacağının yazılı olarak talep edilmemesi zımnen feragat olarak nitelendirilemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14/02/2024 tarih ve 2023/11-560 esas, 2024/100 karar sayılı ilamı ile Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2023/5036 esas, 2024/7016 karar sayılı ilamları). Somut olayda, davacı tarafın, davalının ihbarına kadar davalının eksik alımı nedeniyle çekince koymadan ifaya devam ettiği, davacı yanca sözleşmenin feshedilmeyerek ifanın beklendiği, davalının ihbarı üzerine sözleşme süresinin fiilen 5 yıllık süresinin bitimine 6 gün kala 23/07/2013 tarihli ihtar ile sözleşmeyi feshedip eksik ürün bedelini talep ettiği, ihtarnamenin de 26/07/2013 tarihinde davalı şirkete tebliğ edildiği, taraflar arasındaki sözleşmeye bağlı taahhütnamede açıkça eksik ürün bedelinin ödenmemesi halinde şirketin bu hakkından feragat ettiği anlamına gelmeyeceğine ilişkin düzenleme olmadığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, dosya kapsamında alınan 15.01.2016 tarihli bilirkişi raporunda, davalının 7.960,53 m3 eksik alım yaptığı belirlenmiş, eksik alınan ürün nedeniyle ödemesi gereken tutarın 636.842,40 USD olarak hesaplandığını, bu kapsamda davalı eksik ürün alımı nedeniyle kar kaybı alacağının tamamını ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürmüş ise de, davacı taraf dava dilekçesi ile, eksik ürün alımı nedeniyle şimdilik 10.000,00 USD talep ettiğini belirtmiş ve ıslah dilekçesi ile de, talebini artırarak 75.000 USD talep edilmiş olduğu ve mahkemece de ıslah edilen miktar üzerinden davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla; Davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.İlk derece mahkemesine sunulan deliller ışığında, mahkemece, davacının sözleşmenin kullanılmayan kısmına tekabül eden prim iadesi talebinin reddine, eksik ürün alımından kaynaklı alacak talebinin kabulüne, yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine göre, davacı vekili ve davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 10.912,52 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 2.728,13 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.184,39 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması durumunda karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 13/02/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.