mahkeme 2023/1550 E. 2024/1543 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/1550
2024/1543
28 Ekim 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/1550
KARAR NO:2024/1543
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:19/01/2023
NUMARASI:2019/281Esas - 2023/31 Karar
DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:28/10/2024
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA:Davacılar vekili; davalının Almanya'da şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına giriştiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, şikete yatırım yapan yatırımcıların borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olması şartı ile yatırımlarını yaptıklarını, ancak borçlunun yatırımcıların sermayelerini başka amaçlarla kullandığını, davalının davacıya 5.197,92-Euro tutarında borcu bulunduğunu, bu borcun kesinleştiğini ve mahkeme iflas dosyasında kayıt altına alındığını, borcun tahsili amacıyla davalı aleyhine ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası üzerinden icra takibinde bulunduklarını, davalının 01.02.2017 tarihinde asıl alacağa, faize ve ferilerine itirazda bulunup takibin durduğunu, davalının vaki itirazın iptali ile takibin devamına alacağa takip talebi çerçevesinde öngörülen oranlarda asıl alacağa işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili; öncelikle husumet itirazında bulunmakla, davacının borçlusunun davadışı şirket olduğunu ,davaya konu ticari ilişki de taraf olmayan davalıya karşı husumet yönetilmesinin hukuken mümkün olmadığını ayrıca mahkemenin yetkisiz olduğunu, yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Berlin mahkemeleri olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını ve davanın da esastan reddine karar verilmesini ayrıca görev itirazında bulunarak davanın ticari alacaktan kaynaklandığından davaya Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından değil Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından bakılması gerektiğini,açılan iflas kararının tenfizi yoluna gidilmeden; yeniden dava açılmasının hukuka aykırı olduğunu ,davacı taarfından delil olarak dayanılan Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararının davadışı ... ye açıldığını ,müvekkiline ileri sürülemeyeceğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmadığı, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davanın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olduğu, ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olduğu, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı, alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporu kapsamına göre de; dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu, dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku’nun uygulanacağı, itirazın iptali davasında ispat yükü üzerine düşen takip alacaklısı tarafından sunulan belgelerin alacağı kesin olarak ispatlayan belgelerden olmadığı, özellikle davalı takip borçlusunun Almanya’daki iflas alacaklısı olan davacının, Alman hukukundaki iflas tasfiyenin kapanmasından sonra da halen davalıdan cüz’i icra yoluyla talep edebileceği bir alacağı olduğunu belgeleyemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili; Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 620/KLs 1/11 esas sayılı kararının VI. Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, davalı tarafından dosyaya delil olarak sunulmuş olan ve beraat kararı verildiği iddia edilen Federal Mahkeme ilamı ile davalı hakkında beraat kararı verilmediğini, dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...'nin beraatine değil dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar verildiğini, suçun nitelikli halinin de varlığının söz konusu olduğu ve cezanın artırım nedeninin de uygulanması gerekip gerekmeyeceği noktasında yeniden yargılama yapılması gerektiği belirtildiğini, ceza davasının ortadan kaldırılmadığını, tam aksine suça konu eylemlerinin sabit görüldüğünü, hakkında Türk hukuk sistemindeki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) benzeri bir kısım yükümlülükler yüklendiğinin görüleceğini, yani ilgili mahkeme kararında belirtilen ve ekte tercümesine yer verilen StPO § 153a Abs. 2'nin madde metninden de anlaşılacağı üzere davalıya yükümlülükler yüklendiğini, itirazın iptali talebinde bulunabilmesi için ise İİK 68 kapsamında belgenin bulunması zorunlu olmayıp her türlü delil ile alacaklı alacağını ispatlayabildiğini, Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu aposille şerhi ihtiva ettiği için Türk Hukuku ve Türk makamları nezdinde de resmi belge olarak kabul edilme zorunluluğu bulunduğunu, buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında resmi dairelerin veya yetkili makamlarının yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit bir alacak kabul edilmesi gerektiğini, davalının Almanya'da malvarlığının aktifi bulunmayıp iflas masası dahi oluşmadığından Almanya'da bu alacağını -kısmen dahi- tahsil edemediğini, davalı bu belgenin alman hukukuna göre geçersiz olduğunu ya da dava konusu tutarı tahsil etmediğini iddia etmediğini, davalı dava konusu alacağın doğumu ile ilgili olarak kusursuz olduğunu ispata yönelik esasa dair hiçbir geçerli delil gösteremediğini, davalının savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını, mahkeme tarafından mevcut hiçbir karar ve delil dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava; Almanya'da kurulan davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ... şirketi'ne yatırım yapan davacının yatırımcıların zararına olarak topladığı parayı şirketin amacına uygun olarak kullanılmadığının ceza yargılamasında tespit edildiğini ileri sürerek davacı zararının davalıdan tahsiline ilişkindir. Davalının kişisel iflas kararının, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği, bir malvarlığı olmadığından iflasının kapatıldığı hususunda uyuşmazlık yoktur.Dairemizce, istinaf incelemesinde olan benzer dava dosyalarında Ceza davasında yazılan gerekçeli kararın tamamı ve noter onaylı sureti bir kısım dosyalarda mevcut olup; davacı dahil 5411 yatırımcının yatırdığı paralar ve isimleri listeler halinde mevcut gerekçeli karar ekinde mevcut bulunmaktadır. (Örn,Hamburg Bölge Mahkemesinin 20 Büyük Ceza Dairesi'nin 9 nisan 2013 tarihli 620 KLS 1/11 5500 Js 24/06/5550 kararın tam metni, İstanbul 10. ATM'nin 2019/630 esas sayılı dosyası,İstanbul 6 ATM nin 2020/269 esas sayılı dosyaları ) Esasen davalının; davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itiraz olmayıp uyuşmazlık şirkete yatırılan para nedeniyle davalıdan talepte bulunulup, bulunulamayacağı noktasındadır.Davalı tarafça; açılan iflas kararının tenfizi yoluna gidilmeden; şirketin borcunun davalıdan tahsilinin istenilmeyeceği, davalının davacının zararından sorumlu olmadığı ileri sürülmüştür.Davacının kaydını talep ettiği alacağı davalının iflas masası tarafından reddedilmiş, mahkemece yapılan inceleme sonunda alacağın sebebi "haksız fiil "olarak belirtilerek kayıt edilmiş, iflas idaresinin ve müflis davalının itirazı reddedilmiştir. Eldeki dava; sadece davalının iflas idaresince yapılan 1.9.2008 tarihli alacak kayıt belgesine dayalı olarak açılmamış,ceza davasında verilen mahkumiyet kararına dayanılmıştır.İtirazın iptali davasında yargılama genel hükümlere göre yapılır.Davalının iflasını istemesi nedeniyle şahsi iflasının açıldığı ve malvarlığı olmadan kapatıldığı , iflas kayıt tablosu tek başına alacağı kanıtlamadığı açıktır. Somut olayda davalı yöneticinin haksız fiil sorumlulğu olup olmadığı tüm deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir. Uygulanacak hukukun Alman Hukuk olduğu bilirkişi tespitinden hareketle mahkemece de benimsenmiş ise de, bilirkişi tarafından uygulanacak kanun hükümleri irdelenmemiştir. Dava, haksız fiil hükümlerine dayalıdır. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca "Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna" tâbidir. Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir. Davanın nitelemesi, usulü itirazların halli; ispat kuralları, geçici hukuki koruma (ihtiyati haciz) aşamaları;hakimin hukukuna (lex fori )tabi olmasıdır. Bu aşamalar ile ilgili olarak yapılan istinaf incelemelerinde bu nedenle Türk Hukuku uygulanmıştır. MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular."Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacı zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür. Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkindir. Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir.Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu)de düzenlendiği ,ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından ,bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır.Alman Medenî Kanunu’nun(BGB) 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. ..’nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilen alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır. Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Bu kural iflas tasfiyesi prosedürü dışında bireysel takiplerde de uygulanacaktır.Buna göre iflas kapandıktan sonra da, alacak davası açılması durumunda iflas idaresinin kayıt kararı, alacaklı için (lehine)bir mahkeme kararı hükmündedir.Alman Medeni Kanunu (...) 849 madde bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. madde gereğince bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 orandadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporunda; dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu,iflas kayıt tablosunun delil olarak kullanılıp kullanmayacağının mahkemenin takdirinde olduğu , alacağı kesin olarak ispatlayan belge olmadığı, özellikle davalı takip borçlusunun Almanya’daki iflas alacaklısı olan davacının, Alman hukukundaki iflas tasfiyenin kapanmasından sonra da halen davalıdan cüz’i icra yoluyla talep edebileceği bir alacağı olduğunu belgeleyemediği yolunda kanaat belirtilmiş ise de; yeterli incelemeye dayanmayan alacağın ispatlanamadığı yolunda görüş bildiren yetersiz bilirkişi raporunun hükme esas alınarak davanın reddi doğru olmamıştır.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna(sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğunu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında Türkiye dışında iflas kararı verilmiş olsa dahi, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli ,2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı)"Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt, hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz. Çünkü, bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi ancak,iflas işlemlerin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla, tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ..Bu açıklamalara göre, somut olayda davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur."(Yargıtay HGK nın 2009/19-161,2009/207 karar 27.5.2009 tarihli ilamı) HGKna göre tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir. Yukarıda yazılan emsal kararlara göre, Davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp genel hükümlere göre alacağını ispatlayarak itirazın iptaline ilişkindir.İtirazın iptalini talep için elde İİK nın 68.maddesinde yazılı belge bulunması gerekmez.Davalının malvarlığı bulunmadığından iflasın kapatıldığı, davalının iflasının kapatılması iflas kararı hiç verilmemiş olmayacağından iflas masasına kayıt edilen alacak nedeniyle 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Hamburg Eyalet Mahkemesi 20 Büyük Ceza Dairesi'nin 9 nisan 2013 tarihli kararı ile " davalı ... ve şirketin diğer ortağı ...'nin yargılandığı davada davalının ;gerek ... gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip... nin yönetim kurulu üyesi oldukları,... (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde, ...'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu, 2004 yılının sonunda -Solar tahvilleri-ni yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, kasım 2004 tarihinden, mart 2006 tarihine kadar 5411 vakada toplam nominal değeri 49.369.000-Euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000-Euro yatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı, büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005 den Mart 2006 ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000-euro topladığı, ... açısından kendisinin en geç 2005 ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000-euro tahvil ödemesi yapıldığı, sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden yatırımcı Avukatları tarafından pek çok sayıda dava açıldığı ...'nin iflası ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunu kabul ile ... ortak ve yöneticileri davalı ve ...'nin dolandırıcılık suçu işlediğinden davalının 5 yıl, ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına "karar verilmiştir. Davacılar tarafından Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinin Dosya No: ... numaralı dosyasında ... aleyhinde açılan alacak davasında, 14.2..2008 tarihli ilam ile; davalı tarafından davacıya "güneş tahvili" adı altında nominal değeri toplam 5.000-Euro olan 15.11.2010 vadeli %8.25 faizlendirileceği, 6 ay ara ile ödeneceği, "ileriyi gören bir yatırımcının görüş açısına göre broşürün tamamı sadece toplanan sermayenin yenilebilir enerji piyasasında, özellikle güneş enerjisine değer vermek suretiyle yatırım yapıldığı, prospektüste sanat eserleri alımından bahsedilmediği, davalının yatırımcıların sermayeyi yenilenebilir enerji alanında kullanma kararına saygı göstermesi gerektiği dava değerinin 5.500-Euro olduğu gerekçesiyle, dava dışı şirket davacıya 31.8.2007 tarihinden itibaren baz faiz oranının 5 puan üzerinde faiz ödemeye mahkum edilmiştir.Alman Federal Mahkemesi 5 Ceza Dairesi; 18 şubat 2014 tarihli kararı ile; Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının sadece %20 si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği,..dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması, dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp riskidir. Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir... Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid") tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir. ..Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında sanat satışlarından 37,9 milyon Euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon Euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır. Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları doğrultusunda rakamlara dökülerek bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerektiği "..Davalı yanında yargılanan diğer ortak ... yönünden ise; "adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin Yoleri'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı ... ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir. Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir. Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır."denilerek karar bozulmuştur. Gerek Hamburg Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme; özellikle davalı yanında diğer ortak ...'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verildiği, ancak, davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. ... şirketinin, ... dışındaki tek ortak ve yetkilisi davalı ...'dir. Federal Mahkemenin, Eyalet Mahkemesi'nin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiği, faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği belirlenmektedir. Davalı vekilinin müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulduğundan ortadan kalktığı yolundaki itirazları bozma kararı içeriğine göre yerinde değildir. Davacılar tarafından Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinin Dosya No: ... numaralı dosyasında .. aleyhinde açılan alacak davasında, 14.2.2008 tarihli ilam ile; davalı tarafından davacıya "güneş tahvili" adı altında nominal değeri toplam 5.000-Euro olan 15.11.2010 vadeli %8.25 faizlendirileceği, 6 ay ara ile ödeneceği, "ileriyi gören bir yatırımcının görüş açısına göre broşürün tamamı sadece toplanan sermayenin yenilebilir enerji piyasasında, özellikle güneş enerjisine değer vermek suretiyle yatırım yapıldığı, prospektüste sanat eserleri alımından bahsedilmediği, davalının yatırımcıların sermayeyi yenilenebilir enerji alanında kullanma kararına saygı göstermesi gerektiği dava değerinin 5.500-Euro olduğu gerekçesiyle, dava dışı şirket davacıya 31.8.2007 tarihinden itibaren baz faiz oranının 5 puan üzerinde faiz ödemeye mahkum edilmiştir.Ceza yargılamasında tespit edilen maddi vakıalara göre davacının aldığı Solar tahvilleri için ... şirketine ödediği yatırım bedelinin davalının organizasyonunda amacı dışında tüketildiğinin belirlendiği; yatırım bedellerini sözleşme amacı dışında kullandığı sabit görülen davalı hakkında devam eden ceza davasının sonunda verilecek kararın sonuca bir etkisi olmayacağı,haksız fiil failinin sorumluluğu için ceza davasında tesbit olunan vakıaların değerledirilmesi gerektiği,davadışı şirket hakkında kesinleşen karar içeriği dikkate alınarak davalının; tek başına işlediği kusurlu eylemleriyle davacı yatırımcıların zararına sebep olduğunun kabulü ile; davacıların, davalının iflas masasından tahsil edemediği alacağını zararına sebebiyet veren davalıdan talep etmekte haklı olduklarının kabulü gerekir.Davalının, davacıların yatırım yaptığı şirketin beraat kararı verilen diğer ortak dışındaki tek ortağı ve yetkilisi olduğu, tahvillerden elde ettiği gelirleri amacı dışında büyük oranda sanat eserleri kullanarak tükettiğinin belirlendiği,şirket hakkında diğer yatırımcılar tarafından açılan hukuk davalarında 2005 yılında şirketin 25.milyon euroyu sanat eserleri alımına harcadığının yazılı olduğu ,davalıya atfedilen suçun yatırım veya makbuz dolandırıcılığı olarak nitelendirilmesinin, veya bozma kararından sonra hakkındaki ceza davasının durdurulmasının eldeki davaya etkisi olmadığı, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğundan davacının zararını tazmin ile yükümlü olduğu sonucuna varılmıştır.Davacıların yatırım nedeniyle 5.197,92 zararından davalının kusuruyla zararına sebep olduğu icra takibinde 3095 sayılı kanun gereği %7 ve üstü oranlarda işlemiş faiz(3.091,48) talep ettikleri, davalının %4 oranda faiz ödemekle yükümlü olduğu, buna icra takip tarihine kadar iflas masasına başvuru tarihi 15.9.2008 tarihinden itibaren 15.9.2016 tarihine kadar 8 yıl 127 gün işlemiş faiz talep hakkı olduğu, 5.197,92-Euro asıl alacağa 8 yıl 1.663.33-Euro, 127 gün 72,34-Euro olmak üzere toplam 1.735,67-Euro işlemiş faiz alacağı hesaplanmıştır.Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabulüne, işlemiş faiz bakımından fazla istemin reddi gerekirken davanın tümüyle reddine karar verilmesi doğru değil ise de yapılan hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, davacının zararı haksız fiil tarihi itibariyle doğduğu, talep gibi iflas masasına kayıt tarihi olan 15.9.2008 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/01/2023 Tarih 2019/281 Esas - 2023/31 Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın Kısmen Kabulüne; 5.197,92-Euro asıl alacak, 1.735,67-Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 6.933,59-Euro alacak bakımından itirazın iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduatlara verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilerek takibin devamına, fazla istemin reddine ,Koşulları olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine "İlk derece yargılamasına ilişkin olarak;"Alınması gereken 2.074,51-TL karar ve ilam harcından, davacılar tarafından yatırılan mahkeme veznesine yatırılan 620,05-TL ve icra veznesine yatırılan 168,08-TL olmak üzere toplam 788,13-TL'nin mahsubu ile kalan 1.286,38-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacılar tarafından yatırılan 819,53-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacılara verilmesine,Davacı vekili için takdir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara ödenmesine,Davalı vekili için takdir olunan 5.938,44-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya ödenmesine,Davacılar tarafından yapılan 3.000-TL bilirkişi ücreti ve 208,90-TL posta ve tebliğ gideri toplamı 3.208,90-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 2.665-TL'sinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,Davalı tarafından yapılan 200-TL yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 34-TL'sinin davacılardan alınarak davalıya ödenmesin"Yatırılan 179,90-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,Davacı tarafça yapılan 165-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 136,95-TL'sinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 28/10/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.