mahkeme 2021/1006 E. 2024/128 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2021/1006

Karar No

2024/128

Karar Tarihi

18 Ocak 2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1006
KARAR NO: 2024/128
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/11/2020
NUMARASI: 2014/945 Esas - 2020/565 Karar
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/01/2024
Asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararın davacı/birleşen davada davalı vekili ile davalı/birleşen davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacılar vekili; davacı gerçek kişilerin davalı firmanın bayisi olan diğer davacı ... Ltd. Şti'nin işletmekte olduğu benzin istasyonunun bulunduğu Nevşehir İli Ürgüp İlçesi ... Köyünde bulunan ... parsel sayılı taşınmazın malikleri olduğunu, müvekkili firma ile davalı arasında 29/09/2010 tarihli intifalı bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereğince müvekkiline ait Nevşehir İli Ürgüp İlçesi ... Köyünde bulunan ... parsel sayılı taşınmaz üzerine davalı firma lehine 04/11/2010 tarihinde 1. dereceden 750.000-TL bedelli ipotek tesis edildiğini, taraflarca imzalanan ön sözleşmede ipotek ve intifa sonrasında 200.000-TL intifa bedelini davalının müvekkiline vereceğinin, müvekkilinin ise bu bedeli 6 ay ödemesiz 24 ayda geri ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu ödemenin müvekkiline yapıldığını, yine ön sözleşmeye göre istasyonun faaliyete geçmesi ile 200.000-TL tutarında 6 ay ödemesiz 24 ay geri ödemeli akaryakıt ürünü verileceğini, ancak 200.000-TL tutarlı akaryakıt ürününün hiç verilmediğini, müvekkilinin 200.000-TL bedelli akaryakıtı talep etmesi üzerine davalının başka taşınmaz üzerine ipotek verilmesini istediğini, bu nedenle davalı lehine 6364 parsel sayılı taşınmaz üzerine 26.04.2011 tarihinde 750.000-TL bedelli 3. derece ipotek tesis edildiğini, davacının taahhüt ettiği 200.000-TL'lik akaryakıtı vermemesi, akaryakıt ikmal sorumluluğunu yerine getirmemesi veya geç getirmesi, sözleşmenin ilk 2,5 yılında vadeli alım yapılabileceği belirtildiği halde vadeli satış yapılmaması, 2011 yılı sonu ve 2012 yılı Ocak ayı itibariyle peşin parayla bile alım yapılamaması nedeniyle, müvekkilinin 02/02/2012 tarihli ihtarnameyle 15/02/2012 tarihli itibariyle bayilik sözleşmesi ve tüm eklerini feshettiğini, davalı firmanın bu dönemde bayilerine akaryakıt sağlayamadığı ve ekonomik güçlük çektiğinin tüm akaryakıt sektörünün bilgisi dahilinde olduğunu, davalının bu ihtara verdiği cevabında müvekkilinin 539.322,20-TL borcu bir hafta içerisinde ödemesini talep ettiğini, davalının müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, icra tehdidi altında haksız da olsa bir bedel ödemek zorunda olduğunu bilen müvekkilinin haksız borcu ödeyebilmek için istasyonu 22/10/2013 tarihli protokol ile dava dışı ... Ltd. Şti'ne sattığını, müvekkilinin icra tehdidi altında Bakırköy ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 1.341.176-TL, 2013/478 esas sayılı dosyasında 663.050-TL ve 2013/522 esas sayılı dosyasında 146.040-TL ödeme yaptığını, müvekkilinin bu ödemeler dışında da icra takiplerinden önce davalıya intifa bedeli borcuna istinaden bir kısım ödemeler yaptığını, davacının icra takipleriyle talep ettiği alacak miktarının gerçek borç miktarından fazla olduğunu, borç ödenmesine rağmen davalının ... parsel ve ... parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki ipoteği terkin etmediğini belirterek, davalı firmaya icra tehdidi altında yapılan fazla ödemelere ilişkin olarak fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 20.000-TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont-avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ... ve ... parsel sayılı taşınmazlar üzerine davalı firma lehine tesis edilen ipoteklerin terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı ... vekili; davacının taleplerinin mahiyeti bakımında açıkça bir istirdat davası olduğunu, borçlunun borcu ödeme emrine itiraz süresi içerisinde ödemesi halinde İİK'nın 72. maddesine dayalı istirdat davası açamayacağını, zira böyle bir ödemenin cebri icra tehdidi altında yapılmış bir ödeme olmadığını, söz konusu icra dosyaları incelendiğinde ödemelerin itiraz süresi içerisinde yapıldığını, bu sebeple davacının istirdat davası açamayacağı, ayrıca davanın istirdat davası olması ve ipotekli taşınmazların davacılara ait olmaması sebebi ile hukuki menfaatleri bulunmayan davacıların ipoteğin fekki taleplerinin dikkate alınmaması gerektiğini, bununla birlikte taşınmazlar üzerinde müvekkili lehine tesis edilmiş bir intifa hakkı bulunmadığını, bu nedenle davacının intifa bedeli ödenmediği iddiasına anlam verilemediğini, davacı ile müvekkili şirket arasında 29/09/2010 tarihli bayilik sözleşmesi akdedildiğini, davacının her yıl 800 metreküp beyaz mal satın alma taahhüdünde bulunduğunu, müvekkilince davacıya destek amaçlı 200.000-TL kredi verildiğini, ancak bu kredinin geri ödenmediğini, bu nedenle davacı aleyhine icra takipleri başlatıldığını, davacının satış taahhüdünü yerine getirmeyerek bayilik sözleşmesini süresinden önce feshettiğini, davacının delil olarak dayandığı ön sözleşme başlıklı belgede müvekkilinin imzasının bulunmadığını, bu nedenle belgenin delil olarak kabul edilmeyeceğini, davacıya ait taşınmazın tapu kaydına intifa hakkı şerh ettirilmemiş olduğundan, davacıya intifa bedeli ödenmesinin söz konusu olmadığını, müvekkilince davalıya verilen 200.000-TL'nin intifa bedeli olmayıp kredi olduğunu, davacının müvekkilince mal tedarik edilmediği iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, sözleşmedeki hükümler, cezai şart ve alacakların teminatı olarak davacı gerçek kişiler adına kayıtlı taşınmazlar üzerine müvekkili lehine ipotek tesis edildiğini, davacı şirketin müvekkiline borcunun bulunması nedeniyle ipoteğin fekki taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVA: Davacı ... vekili; davalı şirketin 29/09/2010 tarihli bayilik sözleşmesi ile müvekkilinin bayisi olduğunu, sözleşmenin 5 yıllığına akdedildiğini, davalı bayi tarafından her bir sözleşme yılında 800 m3 beyaz mal satın alma taahhüdünde bulunulduğunu, davalının sözleşmeyi 15.02.2012 tarihi itibariyle feshettiğini, sözleşmenin imzalanması sonrasında davalı tarafça sözleşmenin imzasından fesih tarihine kadar taahhüt edilen alımın yapılmadığını, ayrıca sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle davalının yükümlülükleri nedeniyle müvekkiline kar mahrumiyeti borcunun bulunduğunu, bayilik sözleşmesinin 12/d maddesi gereğince davalının kar mahrumiyeti ödemesi gerektiğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000-TL kar mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP: Davalı ... vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafça ön sözleşme gereği 200.000-TL intifa bedeli verildiğini, ancak ön sözleşmede taahhüt edilen 200.000-TL tutarlı akaryakıtın verilmediğini, yine davalının akaryakıt ikmal sorumluluğunu yerine getirmediğini, taahhüt ettiği halde vadeli satış yapmadığını, bu nedenle sözleşmenin müvekkilince haklı olarak feshedildiğini, haklı fesih nedeniyle davacının kar mahrumiyeti talep edemeyeceğini, davacının başlattığı takiplerde müvekkilince icra tehdidi altında davacıya ödemeler yapıldığını, davacının talep ettiği alacak miktarının gerçek alacak miktarından fazla olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; taraflara arasında bayilik sözleşmesi imzalandığı, ancak davacı tarafın satış taahhütlerine uymadığı halde sözleşmeyi feshettiği, davacının sözleşmeyi haklı olarak feshettiğine dair bir delil bulunmadığı, buna göre fesih nedeniyle uğranılan bir zararın da bulunmadığı, 29.09.2010 tarihli bayilik sözleşmesinin 12/d maddesinde kar mahrumiyetinin düzenlendiği, somut olayda buna ilişkin zararın da tespit edilemediği, davalı tarafından başlatılan icra takipleri sonucunda tahsil edilen bedellerin olması da dikkate alınarak, tarafların birbirlerinden borç ve alacaklarının bulunmadığına dair bilirkişi raporlarına itibar edilmesi gerektiği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı-birleşen davada davalı ... vekili; davalının fesih ihtarnamesine verdiği cevapta müvekkilinin 539.322,20-TL borcunun bulunduğunu ikrar ettiğini, bu nedenle davalının alacağından fazla bedel tahsili yaptığının mahkemece değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda 2013/123 esas sayılı icra takibine konu 539.322,20-TL bedelin içerisinde 221.651,30-TL cezai şart bedeli bulunduğunun tespit edildiğini, ... esas sayılı takipte fesih tarihi ile sözleşme sonu arası cezai şart bedelinin talep edildiğini, bu dosyada 663.05-TL ödeme yapıldığını, ... esas sayıl takipte ise 120.419,69-TL alacak talep edilmiş olup bu dosyaya 146.040-TL ödeme yapıldığını, sözleşmenin feshedildiği 15.02.2012 tarihinden sonra taraflar arasında bir ticari ilişkinin söz konusu olmadığını, bu nedenle ... esas sayılı dosyaya konu cari hesap alacağı dışında müvekkilinin davalıya borcunun bulunmadığını, bilirkişi raporunda, davalı defterlerinde 200.000-TL bedelin borç olarak kaydedildiği, ayrıca alınan senetlerin de kaydedilmesi suretiyle mükerrer borç kaydı yapıldığı, 200.000-TL bedelin intifa bedeli olarak değil borç verilmiş gibi işlem yapıldığı tespitlerinin belirtildiğini, 211.651,30-TL cezai şart bedelinin de tahsil edildiğinin belirtildiğini, asgari alım taahhüdüne uyulmadığı halde sonraki yıllarda çekince koymadan ifaya devam eden davacının önceki yıllara ilişkin cezai şart isteyemeyeceğini, bilirkişi raporunda fesih tarihine kadar 211.650,90-TL asgari alım taahhüdüne dayalı cezai şart tespit edildiğini, bu bedelin 2013/123 esas sayılı takip konusu edildiğini, sözleşmenin feshi ile sona erme tarihi arasındaki döneme ait cezai şart bedelinin 330.230,90-TL olarak tespit edildiğini, bu bedele ilişkin olarak işlemiş faiz dahil 597.717,91-TL üzerinden ... esas sayılı takibin başlatıldığını, icra dosyasına müvekkilince 663.050-TL ödeme yapıldığını, fesih sonrası dönem için asgari alım taahhüdüne dayalı cezai şart istenemeyeceğini, bu durumda asgari alım taahhüdünden kaynaklanan tahsil edilen cezai şart bedelinin haksız olduğunu, 2013/522 esas sayılı takibe konu borcun 120.419,69-TL olup müvekkilince 146.040-TL ödeme yapıldığını, ancak tahsil edilen bedelin neye ilişkin olduğunun davalı tarafça ortaya konulamadığını, ticari defterlerde gösterilmemiş bir ödemenin geçerli bir ödeme olması durumunda her zaman ileri sürülebileceğini, bu nedenle bilirkişilerce icra dosyalarına yapılmış olan ödemelerin ticari defterlerden tespit edilemediğinin belirtilmesi ile mahkemece buna istinaden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, bayilik sözleşmesinin müvekkilince, davacının taahhüt ettiği 200.000-TL'lik akaryakıtı vermemesi, akaryakıt ikmal sorumluluğunu yerine getirmemesi veya geç getirmesi, sözleşmenin ilk 2,5 yılında vadeli alım yapılabileceği belirtildiği halde vadeli satış yapılmaması, 2011 yılı sonu ve 2012 yılı Ocak ayı itibariyle peşin parayla bile alım yapılamaması nedeniyle haklı olarak feshedildiğini, bu nedenle feshin haksız olduğuna hükmedilmesinin hatalı olduğunu, 200.000-TL bedelin intifa bedeli olmayıp borç olarak ödendiği iddiasının davalı tarafça ispatlanması gerektiğini, ancak davalı tarafça bedelin kredi veya borç olarak ödendiğine dair belge ibraz edilmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-birleşen davada davacı ... vekili asıl davada; ödeme süresi içerisinde borcu kayıtsız şartsız ödeyen davacının istirdat davası açamayacağı gibi davayı süresinde açmadığını, asıl davanın reddi yerinde olmakla birlikte, müvekkili lehine nispi vekalet ücreti yerine maktu ücrete hükmedilmesinin hatalı olduğunu, birleşen davada; müvekkilinin tahsil edilen cezai şart bedellerinden ayrı olarak alınması gereken mal alımı yapılmadığından sözleşmenin 12/d maddesi gereğince kar mahrumiyeti talep hakkı bulunduğunu, sözleşmenin süresinden önce davalı tarafça haksız olarak feshi nedeniyle sözleşmenin 12/d maddesi gereğince hesaplama yapılması gerektiğini, sözleşme devam etseydi davalı tarafça alımı zorunlu akaryakıt miktarının hesaplanması, litre bazında kar oranı hesaplanmak üzere yoksun kalınan karın ödenmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE: Asıl dava, bayilik sözleşmesinin feshi sonucunda dağıtıcı tarafından başlatılan icra takiplerinde davacı bayi tarafından ödenen tutarın istirdatı, birleşen dava ise bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle uğranılan kar mahrumiyeti alacağının tahsili istemine ilişkindir. Asıl davada davacı gerçek kişiler tarafından ipoteğin kaldırılması istemiyle açılan dava, mahkemece yargılama sırasında işbu davadan ayrılarak ayrı bir esasa kaydedilmiştir. Somut olayda; davacı-birleşen davada davalı ... Ltd. Şti. ile davalı-birleşen davada davacı ... arasında 29.09.2010 tarihli bayilik sözleşmesi ile aynı tarihli asgari alım taahhütnamesi imzalandığı, davacı bayi tarafından keşide edilen 02.02.2012 tarihli ihtarname ile; sözleşme ve eklerinin akaryakıt ikmal yükümlülüğünün yerine getirilmediği, sözleşme hükmüne rağmen vadeli alım taleplerinin yerine getirilmediği, yine sözleşme ile taahhüt edilen 200.000-TL tutarlı 6 ay geri ödemesiz 24 ay vadeli akaryakıtın verilmediği gerekçesiyle 15.02.2012 tarihi itibariyle feshedildiği, sözleşmenin feshi sonrasında davalı-karşı davacı ... tarafından davacı aleyhine alacaklarının tahsili amacıyla 539.322,20-TL asıl alacak ve 239.099,51-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 778.421,71-TL alacak için Bakırköy ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında; 330.230,89-TL asıl alacak ve 267.487,02-TL işlemiş alacak olmak üzere toplam 597.717,91-TL alacak için ... esas sayılı dosyasında ve 120.419,69-TL alacak için ... esas sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, davacı-birleşen davada davacı borçlu bayi tarafından ... esas sayılı dosyada takibin kesinleşmesinden sonra 22.10.2013 tarihinde haciz tehdidi altında 1.341,176-TL ödeme yapıldığı, ... esas sayılı dosyada ödeme emri tebliğinden önce 11.11.2013 tarihinde 663.050-TL ödeme yapıldığı, ... esas sayılı dosyada ise borçlu şirkete ödeme emrinin tebliğ edilemediği ve şirket tarafından henüz borca itiraz süresi başlamadan 20.12.2013 tarihinde 146.040-TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Taraflarca imzalanan bayilik sözleşmesinin 5. maddesinde, şirketin tek taraflı olarak vade tanıma, vadeyi kısaltma veya ilave vade günleri tanıma yetkisine sahip olduğu; 12/d maddesinde ise, bayinin yükümlülüklerini ihlal etmesi halinde şirketin sözleşmeyi derhal tek taraflı feshedeceği, bayinin sözleşme başlangıç tarihinden sözleşme süresinin sonuna kadar olan dönemde satın alınması gereken malın alınmaması sonucu aradaki farktan doğan kar mahrumiyetini ödeyeceği hüküm altına alınmıştır. Asgari alım taahhütnamesinde ise, bayinin sözleşme süresinde şirketten her bir sözleşme yılında 800 metreküp beyaz mal almayı, taahhüdün altında kalınan her yıl için ödeme tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden metreküp başına 80-USD ödeyeceği, bayinin sözleşmenin süresinden önce feshine sebebiyet vermesi veya sözleşmeyi haksız feshetmesi halinde fesihten sonra kalan sözleşme süresince alınması gereken malın alınmaması sonucu satış taahhüdüne göre yukarıda yazılı miktarlar üzerinden hesaplanacak cezai şartı şirkete ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Davacı bayi tarafından fesih gerekçesi olarak; akaryakıt ikmal yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, sözleşme hükmüne rağmen vadeli alım taleplerinin yerine getirilmemesi, yine sözleşme ile taahhüt edilen 200.000-TL tutarlı 6 ay geri ödemesiz 24 ay vadeli akaryakıtın verilmemesi nedenlerine dayanılmıştır. Davacının ileri sürdüğü vadeli satış ve geri ödemesiz uzun vadeli satışın dayanağı olarak ön sözleşme başlıklı belgeye dayanılmış olup, bu belgede davalı tarafın imzası bulunmamaktadır. Bu yüzden bu belge hükümlerine dayalı olarak belirtilen olguların fesih gerekçesi olarak ileri sürülmesi mümkün değildir. Davacının ileri sürdüğü diğer fesih gerekçesi ise, davalının akaryakıt ikmal yükümlüğünü yerine getirmemesi veya geç getirmesi olgusudur. Ancak bu hususta davacı bayi tarafından iddiayı kanıtlayan herhangi bir delil ibraz edilmediği gibi geç veya hiç akaryakıt ikmali yapılmaması nedeniyle davalının temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir ihtar da bulunmamaktadır. Bu durumda davacı bayinin sözleşmeyi fesihte haksız olduğu sabittir. Bu nedenle kural olarak davalı-karşı davacı ...'ün bayilik sözleşmesi ve alım taahhüdüne dayalı olarak eksik alımdan kaynaklanan cezai şart ve sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kar mahrumiyeti talep hakkı bulunmaktadır. İİK'nın 72/7. madde hükmüne göre, borçlu, gerçekte borçlu olmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olması halinde bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde istirdat davası açabilecektir. TBK’nın 78/1 maddesi ise, "Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; borç olmayan şeyin ödenmesi hâlinde, sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak talepte bulunabilmesi için; borcun ifası amacıyla ödeme yapılması, gerçekte ödenmesi gereken bir borcun bulunmaması, ödemeyi yapan kimsenin yanılmak suretiyle kendisini borçlu sanarak ödemede bulunması gerekir. Eldeki davada, davacı-birleşen davada davacı bayi tarafından Bakırköy ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyada yapılan 663.050-TL ödeme ile ... esas sayılı dosyada yapılan 146.040-TL ödeme, ödeme emrine itiraz süresi içerisinde yapılmış olduğundan, bu ödemelerin haciz tehdidi altında yapıldığının kabulü mümkün değildir. Bu durumda ödemeyi yapan davacı bayi, TBK'nın 78. maddesi uyarınca gerçekte ödenmesi gereken bir borcun bulunmadığını ve ödemeyi yanılmak suretiyle kendisini borçlu sanarak yaptığını kanıtlamak zorunda olup, asıl davada bu hususta herhangi bir delil ibraz edilmemiştir. Bu durumda asıl davada davacının Bakırköy ... İcra Dairesinin ... esas sayılı ve ... esas sayılı dosyada yapmış olduğu ödemelerin istirdadını talep hakkı bulunmamaktadır. Bakırköy ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında yapılan 1.341,176-TL tutarlı ödeme ise takibin kesinleşmesinden sonra haciz tehdidi altında yapılmış olduğundan, kural olarak davacının bu ödemenin istirdadını talep hakkı bulunmaktadır. Burada ispat yükü, borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kaldığını iddia eden davacı borçlu üzerindedir. İstirdat istemine konu Bakırköy ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 539.322,20-TL asıl alacak ve 239.099,51-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 778.421,71-TL alacak talep edilmiş olup, bu dosya konusu alacağın dayanağının, fesih tarihi itibariyle kayıtlı olup önceki dönemden devreden 227.674,90-TL cari hesap alacağı, davacı bayi tarafından ödenmeyen senet bedelleri ile 211.651,30-TL'nin ise, bu tutarın davalı defterlerine kaydedildiği 15.11.2012 tarihine kadar olan dönem için hesaplanan eksik alımdan kaynaklanan cezai şart alacağına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mal alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart istemine ilişkin olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği; eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamayacağı, diğer yandan alacaklının, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemeyeceği, yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerektiği, çekince için bir şekil şartının getirilmediği, tedarikçinin, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebileceği, bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebileceği, sonraki yıllarda da aynı kuralın geçerli olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyeceği, çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği, TBK’nın 179/2. maddesi hükmü emredici nitelikte olmadığından, tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecekleri, örneğin sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğinin kararlaştırabileceği, ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, ceza koşulu istenmeyeceğine dair haklı bir güven oluşmuş ise, oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceği kabul edilmiştir. Somut olayda taraflarca kararlaştırılan cezai şart hükmü, ifaya ekli cezai şart niteliğinde olup, açıklanan yerleşik yargı uygulamasına göre, sözleşmedeki hükme dayalı olarak cezai şart istenilebilmesi için taahhüdün ihlal edildiği dönemden sonra ihtirazi kayıt konulması ve bundan sonra mal verilmeye devam olunması gerekir. Bu kapsamda somut olayda davacı bayinin yıllar bazında asgari alım taahhüdünde bulunduğu, davalı dağıtıcı tarafından eksik alımdan kaynaklanan cezai şart tutarının takip konusu edildiği anlaşılmasına rağmen, mahkemece davalı dağıtıcının bayiden talep edebileceği asgari alım taahhüdünden kaynaklanan cezai şart alacağının bulunup bulunmadığı ve mevcutsa miktarının tespiti konusunda bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu hususta hiç bir araştırma ve inceleme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, söz konusu icra takibine konu diğer alacaklar bakımından, davacının davalı ile olan ticari ilişkisini takip ettiği satıcılar hesabı cari hesap ekstresini sunmaması nedeniyle fazla ödeme tutarının tespit edilemediği bildirilmiştir. Davalı tarafça davacı bayiye 22.10.2010 tarihinde 200.000-TL ödeme yapıldığı sabit olup, taraf ticari defterlerinde bu bedelin intifa bedeli olduğuna dair bir kayıt bulunmadığı gibi taşınmaz üzerine intifa hakkı da tesis edilmemiştir. Davalı defterlerinde bu ödeme davacı aleyhine borç olarak kayıtlıdır. Dolayısıyla davacı bayinin, bu bedelin intifa bedeline ilişkin olduğuna yönelik iddiasına itibar edilmesi mümkün değildir. Her iki bilirkişi raporunda, davacı tarafça davalıya her biri 8.333-TL tutarlı 23 adet senet verildiği, bu senetlerden 16 adedinin ödenmediği, davacı tarafça davalıya banka yoluyla 8.350-TL ödeme yapıldığı belirtilmiştir. Bu ödeme ve senetler toplamı 200.009-TL'ye tekabül etmektedir. Davacı tarafça söz konusu senetlerin intifa bedeline ilişkin olarak davalıya verildiği ileri sürülmüştür. Bu durumda öncelikle bu senetlerin bayiye ödenen intifa bedeline ilişkin olarak verilip verilmediğinin üzerinde durulması ile taraf ticari defterlerinin eksiksiz olarak ibrazının sağlanarak, senetlerden 12 adedinin 2012 yılı içerisinde davalı defterlerine davacı aleyhine borç kaydedildiği de gözetilerek, davalı defterlerinde yer alan 2012 yılına devir bakiyesi olan 227.764,90-TL içerisinde ayrıca senet bedellerinin veya bayiye yapılan 200.000-TL ödemenin yer alıp almadığının tespiti ile hem intifa bedeli hem de ödenmeyen senet bedelleri davacı aleyhine borç olarak kaydedilmiş ise, mükerrer kayıt olarak kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi, bu tespit sonrasında davacının varsa eksik alımdan kaynaklanan cezai şart borcu ile birlikte ne kadar borcunun bulunduğunun tespiti ile, söz konusu icra dosyasına yapılan 1.341,176-TL ödemenin istirdadı koşullarının bulunup bulunmadığının tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle mahkemece eksik inceleme sonucunda tarafların ticari defterlerine göre kayden borç alacak bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Birleşen davada ise bayilik sözleşmesinin 12/d maddesine dayalı olarak kar mahrumiyeti talep edilmiştir. Bayilik sözleşmesinin 12/d maddesinde, bayinin yükümlülüklerini ihlal etmesi halinde şirketin sözleşmeyi derhal tek taraflı feshedeceği, bayinin sözleşme başlangıç tarihinden sözleşme süresinin sonuna kadar olan dönemde satın alınması gereken malın alınmaması sonucu aradaki farktan doğan kar mahrumiyetini ödeyeceği belirtilmiştir. Sözleşmenin birleşen davanın davalısı bayi tarafından haksız olarak feshedilmesi nedeniyle, davacı müspet zarar kapsamında kar mahrumiyeti talep edebilecektir. Kar mahrumiyeti süresinin hesabında ise, davacının aynı bölgede aynı şartlarla yeni bir bayilik ilişkisi kurabilmesi için gerekli olan makul süre belirlenerek, davacının talep edebileceği kar mahrumiyeti buna göre hesaplanmalıdır (Yargıtay 19. HD'nin 2016/2825 Esas, 9158 Karar sayılı ve 23/05/2016 tarihli, 2015/11965 Esas, 2016/6931 Karar sayılı ve 20/04/2016 sayılı, 2015/11090 Esas, 2016/1858 Karar sayılı ve 08/02/2016 ilamları). Ancak mahkemece bu hususta herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Buna göre davacının fesihten sonra aynı bölgede bayilik edinip edinmediği sorulup belirlenerek, bu hususta sektör bilirkişisinden ek rapor alınarak makul sürenin belirlenmesi, daha önce bayilik ihdas edilmişse yeni bayiliğin tesis edildiği tarihe kadar, aksi halde makul süre için sözleşmenin 12/d maddesi hükmü de gözetilerek kar kaybı hesabı yapılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu nedenle eksik inceleme sonucunda mahkemece birleşen davanın reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, taraf vekillerinin asıl ve birleşen davada verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya ilişkin istinaf başvurularının KABULÜNE, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/945 Esas - 2020/565 Karar sayılı 17/11/2020 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine," İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan (davacı/birleşen davada davalı 118,60-TL, davalı/ birleşen davada davacı 118,60-TL) peşin istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 18/01/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim