mahkeme 2022/400 E. 2025/502 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/400
2025/502
17 Haziran 2025
T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/400
KARAR NO : 2025/502
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 23/05/2022
KARAR TARİHİ : 17/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkili ile davalı ------ arasında 01/11/2021 başlangıç tarihli ve belirsiz süreli Elektrik Tedarik Abone Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme teminatı/güvence bedeli olarak ----- Şubesine ait ------ nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli teminat çekinin 29/09/2021 tarihinde ------ şirketine teslim edildiğini, çekin arkasına “ İş bu çek-------ile yapılmış olan elektrik tedarik sözleşmesine istinaden verilmiş teminat çekidir. Ciro edilemez" şerhinin düşüldüğünü, -----.Noterliği 25/01/2022 tarih ve ------ yevmiye nolu ihtarname ile davalı tarafından tanzim edilen 307.932,12 TL bedelli faturaya itiraz edildiğini, itiraz edilen kısım için 25/01/2022 tarihli ------- nolu ve 107.940,89 TL bedelli iade faturasının karşı tarafa gönderildiğini, itiraz edilmeyen 199.991,23 TL'nin ödenebilmesi için hesap numarası istendiğini, davalının hesap numarası bildirilmediği için ----.Sulh Hukuk Mahkemesinin ------- esas sayılı dosyası ile tevdi mahalli tayini talebinde bulunulduğunu, mahkemece bu davanın kabulüne karar verildiğini, bu dava devam ederken 03/01/2022 tarihli 307.932,12 TL bedelli faturanın itiraz edilmeyen kısmını ödemekte ısrar eden müvekkilinin kendi imkanları ile davalıya ait bir hesap numarası temin ettiğini ve itiraz edilmeyen 199.921,23 TL fatura bedelinin bu hesaba ödendiğini, müvekkilinin itiraz edilen 107.940,89 TL dışında fesih tarihine kadar olan tüm fatura bedellerini ödediğini, akabinde davalının 01/11/2021 başlangıç tarihli elektrik tedarik abone sözleşmesini feshettiğini, fesih sonrasında 548.417,06 TL bedelli fatura ile cayma bedeli talebinde bulunduğunu, davalı tarafından gönderilen 548.417,06 TL bedelli cayma bedeli talep edilen faturaya da ----.Noterliğinin ------ yevmiyeli ihtarnamesi ile itiraz edilerek faturanın iade edildiğini, kendisi tarafından feshedilen sözleşmeye ve hukuka aykırı ısrarını sürdüren davalının bu kez müvekkilini arayarak sözleşmenin teminatı olarak teslim edilen teminat çekini takastan tahsile koyacağının beyan ederek müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı menfaat temin etme niyetini ortaya koyduğunu, noterlik tarafından teminat çekinin iadesinin istendiğini, teminat çekinin müvekkiline teslim edilmediğini, müvekkilinin kullanımdan kaynaklanan tüm fatura bedellerinin ödendiğini, borcunun bulunmadığını, 01/11/2021 başlangıç tarihli Elektrik Abonelik sözleşmesinde her hangi bir süre belirtilmediğini, sözleşmenin teminatı olarak teslim edilen ----- Şubesine ait ------- nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli teminat çekin, kambiyo senetlerinin en önemli vasfı " kayıtsız şartsız borç ikrarına" havi olmadığını, sözleşmeden ayrı olarak çekinin arkasında “ İş bu çek -------. ile yapılmış olan elektrik tedarik sözleşmesine istinaden verilmiş teminat çekidir, Ciro edilemez “ şerhi düşüldüğünü, çekin kambiyo vasfına haiz olmaktan çıktığını, ihtiyati tedbir talebinde bulunduklarını iddia ederek; haksız fesih nedeniyle uğranılan zararlar ile sözleşmeden ve kanundan kaynaklanan her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, teminat olarak verilen çek hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davanın kabulünü, ----.-- Şubesine ait ------ nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli teminat çekinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitini ve ------- nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli teminat çekinin iptalini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekilinin cevap dilekçesinde, özetle, davacı ile müvekkili arasında 01/11/2021 tarihi itibariyle elektrik tedariki gerçekleştirmek için elektrik abonelik sözleşmesi imzalandığını, davacı abonenin faturalandırılmasına esas sözleşmenin tüketim yüksek (TY) kodlu sözleşme olduğunu, davacının dava dilekçesi ekinde sunduğu sözleşmenin geçerli sözleşme olmadığını, davacı iki sayacı için müvekkili ile sözleşme yaptığını ancak 2.sayacının portföye girişi sonrasında iptal edildiğini, davacının dava dilekçesinde sunduğu tüketim düşük (TD) kodlu sözleşmesinin portföye girişi iptal edilen sayaca ilişkin olduğunu, sayacın portföye girişi olmadığı için geçersiz sözleşme olduğunu, asıl sözleşmenin tüketim yüksek kodlu olan sözleşme olduğunu, davacı ile gerçekleştirilen sözleşmenin özel tarifeye tabi ve taahhüt içerdiğini, bu tarifenin-taahhüdün sona erme tarihine kadar sözleşme yapıldığının hukuken kabul edilen gerçek olduğunu, sözleşmenin "Aboneye Özel Koşullar" bölümünde 24 ay olarak taahhüt süresinin belirlendiğini, davacıya Kasım 2021 ayından Mart 2022 ayına kadar her ay kullanılan elektrik miktarı karşılığında fatura kesildiğini, davacının Kasım ayında abone olduğunu ancak 307.932,12 TL tutarlı Aralık ayı faturasını ödemediğini, davacının Aralık ayına ilişkin faturayı itiraz ederek ödememesine rağmen Ocak, Şubat ve Mart aylarına ait faturaları ödediğini, taraflar arasında imza altına alınan sözleşmenin aboneye özel koşullar bölümü 2.maddesinde de enerji birim fiyatı hesaplanması formülü açıkça yazıldığını, kesilen faturaların hiçbirinde herhangi bir hata bulunmadığını, davacının kötü niyetli olarak faturaya itiraz ettiğini, davacının ödememe sebebi olarak faturanın EPDK'nın fatura hesaplama modülündeki hesaplamaya uygun olmadığını ileri sürdüğünü, EPDK'nın fatura hesaplama sayfasında fatura bedeli olarak hesaplanan bedelin alt kısmındaki bilgilendirmelere davacı tarafından dikkat edilmediğini, hesaplanan bedeli alt kısmında bulunan bilgilendirmelerde "Bu sayfada elektrik faturanız ulusal tarife üzerinden hesaplanmaktadır. Eğer tedarikçiniz özel ise program size tüketiminizin ulusal tarife üzerinden hesaplanması durumunda oluşacak vergi ve fonlar dahil toplam fatura tutarınızı gösterecektir." ifadesi yer aldığını, "ulusal tarife" ifadesine dikkat edilmesi gerektiğini, davacının Aralık faturasına itiraz sonrası 307.932,12 TL bedelli faturanın 199.991,23 TL olarak düzenlenmesini iddia ettiği için Aralık ayı faturasının sadece 199.991,23 TL'lik kısmını ödediğini, kalan tutarın Mart ayına kadar ödenmediğini ve davacının faturaya itirazının kabul edilmediğinden dolayı davacının 31/03/2022 tarihi itibariyle haklı nedene dayanılarak portföyden çıkarıldığını, imzalanan sözleşmede "sözleşmenin süresi ve Fesih" durumunun açıkça belirtildiğini, haklı neden dayanak sözleşmenin feshedilmesi halinde abonenin müvekkiline iptal bedeli, cezai şart ve diğer bedelleri ödemekle yükümlü kılındığını, bu sebeple abone tarafından da kabul edilen bu koşula dayanarak sözleşmesi haklı nedenle feshedilen aboneye 548.417,06 TL tutarlı cayma bedeli-cezai şart faturasının kesildiğini, yapılan işlemlerin mevzuata ve ikili anlaşmaya aykırı bir işlem gerçekleştirilmediğini, davacının 307.932,12 TL tutarlı faturanın itiraz edilen 107.940,89 TL'lik kısmından ve 548.417,06 TL cayma faturasından ötürü müvekkiline borçlu olduğunu, müvekkilinin ticarethane olarak abonelik oluşturan tüm abonelerden herhangi bir olumsuzluk yaşanması riskine karşılık olarak teminat çeki/mektubu talep ettiğini, davacı aboneden de ticarethaneye sahip olmasından ve faturalarının da yüksek bedelli olacağından ötürü ödenmeme riskine karşılık olarak teminat çeki talep ettiğini ve teslim aldığını savunarak; davanın reddini, %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
DELİLLER:
-----Asliye Ticaret Mahkemesi, ------Vergi Dairesi Müdürlüğü, ----- Vergi Dairesi Müdürlüğü
, ----- Adliyesi Dış Kapı Ek Hizmet Binası Şubesi, -------Şirketi Genel Müdürlüğüne müzekkereler yazıldığı görüldü. SMMM Bilirkişi ------- 13/04/2023 tarihli raporunda aşağıdaki tespitlerin yapıldığı görülmüştür:¸¸-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
SMMM Bilirkişi ----- ve Elektrik Mühendisi Bilirkişi ------ 17/03/2023 tarihli raporunda aşağıdaki tespitlerin yapıldığı görülmüştür.
¸¸
¸¸
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Davacı vekilinin 10/04/2023 tarihli beyan dilekçesindeki itirazları üzerine dosya yeniden bilirkişiye verilmiştir.
Elektronik Mühendisi Bilirkişi -----, Elektrik Mühendisi Bilirkişi ---- ve Yüksek Elektrik Mühendisi Bilirkişi ------ tarafından hazırlanan 23/12/2023 tarihli heyet raporunda aşağıdaki tespitlerin yapıldığı görülmüştür: ¸
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Davacı vekilinin 03/01/2024 ve davalı vekilinin 08/01/2024 tarihli beyan dilekçesindeki itirazları üzerine dosya yeniden bilirkişiye verilmiştir.
Elektrik Mühendisi Bilirkişi -----, Elektrik Mühendisi Bilirkişi ------ ve Elektrik Mühendisi Bilirkişi ------- tarafından hazırlanan 02/09/2024 tarihli heyet raporunda aşağıdaki tespitlerin yapıldığı görülmüştür:
1.Elektrik Abonelik Sözleşmesi Davalı ------- tarafından Sözleşme Madde 4.11, Madde 5.8 ve Madde 6.2'ye göre fesih edilmiştir. 01.11.2021 tarihi ile başlayan sözleşme 13.05.2022 tarihinde tamamı ödenmeyen fatura nedeniyle fesih olmuştur. 307.932,12 TL tutarındaki faturadan kalan, 03.01.2022 tarihli itibariyle bakiye ödenmeyen 107.940,89 TL.'nin DAVACI -------- tarafından ödenmesi gerektiği,
2. ELEKTRİK PİYASASI TARİFELER YÖNETMELİĞİ'nde belirtilen: Ceza koşulu/cayma bedeli- MADDE 20 –(2) "....düşük serbest tüketicinin ödeyeceği cayma bedeli ve/veya ceza koşulu cayma tarihi ya da fesih tarihi öncesi tüketicinin son 12 aylık tüketim toplamı ile cayma tarihinde ya da fesih tarihinde uygulanan fiyat esas alınarak hesaplanan toplam tutarın %10’unu geçemez..." denilmekte olup; Raporumuzun "III. MEVZUAT OLARAK DEĞERLENDİRME:" Bölümünde 4.Maddesinde açıkladığımız üzere 20.04.2022 tarihi itibariyle ceza faturası bedeli 410.724,05 TL.' nin DAVACI (------.) tarafından ödenmesi gerektiği,
3. Sözleşmenin devamında bulunan ve DAVACI tarafından imzalı Formda gecikme cezası %5 olarak belirtilmiş olup, bu hesaplamanın yapılması Heyetimizin yetki alanına girmediği,
4. DAVACI tarafından DAVALI'ya verilen; ----- Şubesi, ------- no.lu 31.05.2022 tarihli 225.000,- TL.lik Teminat Çekinin ödenmesi veya iade edilmesi konusunda Kararın Mahkemeye ait olduğu,
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Davacı vekilinin 17/09/2024 ve davalı vekilinin 10/09/2024 tarihli beyan dilekçesindeki itirazları üzerine dosya yeniden bilirkişiye verilmiştir.SMMM Mali Müşavir -----, Yüksek Elektrik Elektronik Mühendisi Bilirkişi ----- ve Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı Bilirkişi Doç. Dr. ------- tarafından hazırlanan 15/04/2025 tarihli heyet raporunda aşağıdaki tespitlerin yapıldığı görülmüştür:
¸
¸
(...)
¸
¸
¸
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
Dava, taraflar arasındaki elektrik tedarik sözleşmesi kapsamında verilen ------- nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli çekin teminat çeki olmasından dolayı borçlu olmadığının tespitine dair takipten önce açılan menfi tespit davasıdır.Davacı tarafça davacı ile davalı arasında elektrik tedarik sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin güvencesi olarak ----- Şubesi ------ seri numaralı 225.000,00 TL bedelli çekin davalıya verildiği, davalının Seri------- numaralı 307.932,89 TL bedelli fatura tanzim ettiği, buna ----- Noterliği'nin 25/01/2022 tarih ve ------- yevmiye numarası ile itiraz edildiği, itiraz kapsamında 25/01/2022 tarihli ------- numaralı ve 107.940,89 TL bedelli iade faturası gönderildiği, itiraz edilmeyen kısım için IBAN talep edildiği, verilmediği, alacaklı temerrüdü olduğu, ----- SHM ------ Esas sayılı dosyasında tevdi mahalli talebinde bulunulduğu, ardından davalının sözleşmeyi feshettiği ve sonra cayma bedeli talebinde bulunduğu, buna itiraz edildiği, sözleşme kapsamında tüm fatura bedelleri ve borcun ödendiği, borç bulunmadığı ileri sürülmüştür. Davalı tarafça davacının dava dilekçesi ekinde sunduğu sözleşmenin geçerli olmadığı, davacının iki sayacı için sözleşme yaptığı, ancak ikinci sayacın portföye girişi sonrası sözleşmenin iptal edildiği, davacının sunduğu sözleşmenin portföye girişi iptal edilen sayaca ilişkin olduğu, sayacın portföye girişi olmadığı için geçersiz bir sözleşme olduğu, asıl sözleşme cevap dilekçesi ekinde sunulan sözleşme olduğu, davacının Seri ------- numaralı 307.932,89 TL bedelli faturaya dayalı borcunu ödemediği, aralık ayına ilişkin faturayı ödememesine rağmen, Ocak Şubat Mart aylarını ödediği, kendisiyle çeliştiği, faturaların hepsinin sözleşmeye dayalı kesildiği, davacının bunun sadece 199.991,23 TL kısmını ödediği, Mart ayına kadar kısım ödenmediğinden davacının portföyden çıkartıldığı, feshin geçerli olduğu, cayma bedelinin de geçerli olduğu, davacının bakiye fatura bedeli 107.940,89 TL ve cayma bedeli 548.417.06 TL borçlu olduğu savunulmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ----- Esas ve ------ Karar sayılı ilamında aşağıdaki şekilde içtihat geliştirilmiştir:
(...)
18. Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
19. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
20. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
21. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır------. Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
22. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.
23. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir.
24. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (------). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır ------. Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.
25. Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def’î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.
26. Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir.
27. Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
28. Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve------sayılı kararında da benimsenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir.
29. Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.
(...)Uyuşmazlığın esası yönünden Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davanın taraflar arasındaki elektrik tedarik sözleşmesi kapsamında verilen ----. Şubesine ait ------ nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli çekin teminat çeki olmasından dolayı borçlu olmadığının tespitine dair takipten önce açılan menfi tespit davası olduğu, davacı tarafça ve davalı tarafça sunulan sözleşmelerin farklı olduğu, davalı tarafça davacının sunduğu sözleşmenin geçerliliğini yitirdiği savunulduğu, davacı tarafça davalı tarafın sunduğu sözleşme altındaki imzanın inkar edilmediği, yine taraflar arasında davaya konu senedin elektrik tedarik sözleşmesinin teminatı kapsamında verildiği hususunda çekişme bulunmadığı, bu durumda taraflar arasında geçerli sözleşmenin hangisi olduğu hususunda kanaate varılması gerektiği, Yüksek Elektrik Elektronik Mühendisi Bilirkişi ------ 15/04/2025 tarihli raporunda tespit edildiği üzere davacının tüketim miktarı dikkate alındığında taraflar arasındaki geçerli sözleşmenin davalı tarafından sunulan TY (tüketimi yüksek) serbest tüketici sözleşmesi olduğu, bu sözleşmeye göre yapılan hesaplamalara göre, tüm bilirkişi raporlarının ittifak halinde olduğu, buna göre davacının Seri ------- numaralı 307.932,89 TL bedelli faturadan kaynaklanan bakiye bedelden sorumlu olduğu, buna ilişkin borcunu ödemede temerrüte düştüğü, bu sebeple davalının sözleşmeyi feshinin haklı ve geçerli olduğu, bu nedeniyle davacının 548.417.06 TL ceza bedelinden de sorumlu olduğu, yukarıda atıf yapılan 23/12/2023 tarihli heyet raporunda cezai şartın davacının ekonomik mahvına yol açacağından bahisle %50 tenzil edilmesi gerektiği yönündeki hukuki görüşün kabulünün mümkün olmadığı, zira tarafların tacir olduğu ve TTK'nun "Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun (...) 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında (...) yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez" hükmünü öngören 22. Maddesi uyarınca davacının bu böyle bir hakkının bulunmadığı, bu anlamda bilirkişi raporlarının çelişkili olduğundan da bahsedilemeyeceği, her ne kadar dava konusu senet teminat senedi olarak düzenlenmiş ise de yukarıda atıf yapılan Yargıtay HGK kararında da belirtildiği gibi temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusu olduğu, eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacağı, somut olayda ise davacının davalıya borçlu olduğu tespit edildiğine göre teminat senedi olarak düzenlenen senedin artık teminat senedi vasfından söz edilemeyeceği, senedin bedelsiz olmadığı, senetten dolayı davacının borçlu olduğu, bu sebeple davanın reddinin gerektiği kanaatine varılmış, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davalının icra inkar tazminatı yönünden;
Mahkemece 27/05/2022 tarihli ara kararla "Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin %15 (33.750,00 TL) teminat bedeli karşılığında KABULÜNE, ---- Şubesine ait ------- nolu, 31.05.2022 tarih ve 225.000 TL bedelli çekin bankaya ibrazı halinde davalı ile sınırlı olmak üzere ödenmemesi ve takibe konu edilememesine" karar verildiği görülmüştür.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. Maddesi uyarınca "(1)Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. (2)İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. (...) (4)Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (...)"
Davacı-borçlu, icra takibinden önce açtığı olumsuz tesbit davasında, alacaklının elindeki belgenin -örneğin; tahsile verdiği senedin, protesto ettirdiği senedin, bankaya ibraz ettiği çekin vb.- «icra takibine konu edilmemesi» yani «icraya konulmaması» hakkında mahkemeden ihtiyati tedbir kararı verilmesini isteyebilir mi? İİK. mad. 72/II'de, mahkemenin «icra takibinin durdurulması» hakkında karar vermesi öngörülmüş olduğu ve bundan önceki aşamadan bahsedilmemiş olduğu için uygulamada bu husus duraksama konusu olmaktadır. Kanımızca, mahkemelerin «icra takibi başlamadan önce de» İİK. mad. 72/II'deki diğer koşulların -örneğin, «teminat» ve «talep» koşulunun- gerçekleşmesi halinde, dava konusu belge (senet) hakkında, «alacaklı tarafından icra takibine konulmaması» hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilmesi gerekir. İİK. mad. 72/II hükmünün amacı ve konuluş nedeni bu doğrultuda bir yorum ve uygulamayı gerektirir. Hükmün belirttiğimiz şekilde yorumlanıp uygulanmaması, alacaklı için telafisi güç hatta imkânsız zararlara neden olur. Örneğin; alacaklının bankaya tahsile verdiği hatta protesto ettirdiği senet hakkında - bunun ödendiği, sahte olduğu vb. iddiaları ile- olumsuz tesbit davası açan borç- lu, pekâlâ bu senet hakkında henüz icraya konulmadan önce «icraya konulmaması» için mahkemeden ihtiyati tedbir kararı isteyebilmelidir. Bu aşamada davacı-borçluya bu hak ve mahkemeye de bu konuda olumlu karar verme görevi yüklenmez ve senet ancak icraya verildikten sonra, mahkemenin «başlamış icra takibinin durdurulması konusunda ihtiyati tedbir kararı verebileceği» ileri sürülürse, alacaklının bu senede dayanarak ihtiyati haciz kararı alıp borçlunun mallarını haczettirmesi hatta onları muhafaza altına alması halinde, davacı borçlunun istemi üzerine mahkeme İİK. mad. 72/II uyarınca «takibin durdu- rulması» konusunda ihtiyati tedbir kararı verse bile, borçlunun malları üzerindeki haciz kalkmayacağı ve daha kötüsü muhafaza altına alınan mallar borçluya -bu kararla- geri verilemeyeceğine göre, «icra takibinden önce -%15 teminat yatırarak- olumsuz tesbit davası açmış olmak borçluya hiçbir yarar sağlamayacak ve borçlu haczedilen (ve muhafaza altına alınan) mallarına kavuşabilmek için takip konusu borcun tamamını ödemek ve ondan sonra «geri alma» (istirdat) davası açmak zorunda kalacaktır. İleride borçlunun böyle bir durumla karşılaşmaması için, mahkemelerin, icra takibinden önce açılan olumsuz tesbit davalarında, dava konusu senet hakkında "icraya konulmaması" konusunda ihtiyati tedbir kararı verebileceklerinin kabulü yerinde olacaktır. ------Borçlunun (icra takibinden önce) açtığı menfi tespit davasına bakan mahkeme, alacaklının icra takibi yapamaması (elindeki senedi icraya koyamaması) hakkında ihtiyatî tedbir kararı (m.72,II) vermiş ise, bunun icra (ve iflâs) hukuku bakımında önemi vardır; bkz. meselå: aşa. dipnot 137). - Karş: HGK ------. (...) Alacaklının icra takibi yapamaması, mesela elındeki (veya tahsil için verdiği bankadaki) kambiyo senedine dayanarak icra takibi yapmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise, mahkemenin, menfi tespit davasını kazanan alacaklı lehine asgari yüzde yirmi tazminata hükmetmesi gerekir. Çünkü, bu halde de "alacaklı takibi yapamaması hakkındaki ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan" dolayı zarar görmüştür ------
Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davanın icra takibinden önce açılan menfi tespit davası niteliğinde olduğu, her ne kadar yasa maddesinde icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında icra takibinin durdurulması yönünden tedbir verileceğinden bahsedilse de, yukarıda ortaya konulan doktrin görüşleri ve bunlarda atıf yapılan yargı içtihatları dikkate alındığında, takip yapılmaması ve senedin ibraz edilememesi yönünde mahkemece verilen tedbir kararının temelsiz olmadığı ve takip hukukuna (İİK 72 maddesine) ilişkin olduğu ve takip hukuku bakımından anlam taşıdığı, davanın alacaklı lehine neticelenmesi nedeniyle davalının davaya konu senedi takibe koyamaması ve bankaya ibraz edememesi nedeniyle alacağını geç almış bulunmaktan dolayı zarar gördüğü, bu sebeple davacının icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiği kanaatine varılmış, bu gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının İİK'nun 72/4 maddesi uyarınca tazminat talebinin KABULÜ ile, dava konusu senet bedelinin (225.000,00 TL) yüzde 20'sine karşılık gelen 45.000,00 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının dava açılırken peşin olarak alınan 3.842,44 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.227,04 TL’nin hükmün kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan vekalet harcına ilişkin 11,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgilisine iadesine,
7-Davalı yapılan yargılamada kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (225.000,00 TL) üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 36.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Dava tarihi itibariyle uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı anlaşıldığından arabuluculuk ücreti konusunda karar verilmesine yer olmadığına,Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine sunulacak dilekçe ile ----- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.