mahkeme 2023/513 E. 2024/42 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/513
2024/42
18 Ocak 2024
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/513
KARAR NO : 2024/42
DAVA : Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 31/07/2023
KARAR TARİHİ : 18/01/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız-----. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Sigorta (Mal Sigortası Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Tapuda müvekkili ... adına kayıtlı olan;----- İlçesi -----Mahallesi 566 ada 47 parsel ----- nolu bağımsız bölümde bulunan taşınmaza -----aracılığı ile---- poliçe numarası ile ----- sigortası yapıldığını, ------ sigortası devam ederken, ülkede büyük yıkım ve zarara sebebiyet veren 6 Şubat 2023 tarihli deprem meydana geldiğini, sigortalanan taşınmazda da büyük zarar oluştuğunu müvekkili asilin, zarar sonrasında davalı kuruma yapmış olduğu başvuru üzerine hasar dosyası açılmış ve kendisine bir kısım ödeme yapıldığını, ancak anılan ödeme zararı karşılamadığı gibi, poliçe limiti sınırlarının da altında olduğunu, yaşanılan depremin ve meydana gelen zararın büyüklüğü dikkate alındığında, müvekkile zararının çok altında bir ödeme yapıldığı aşikar olduğunu, ------ ayrıca başvuru yapılmış ancak bundan da bir sonuç alınamadığını, dava şartı ara buluculuk yoluna başvurulduğunu, anlaşmama ile sonuçlanma üzerine huzurdaki dava açıldığını, yaşanılan depremin büyüklüğü, tüm ülkece bilinen bir gerçek olduğunu, yaşanılan deprem ve sonrasında meydana gelen hasar üzerine, huzurdaki dava ile; poliçe limitleri ve sigorta sözleşmesi kapsamında, müvekkile ödenmesi gereken ancak eksik ödenmiş olan zararların tazmini talep edildiğini, bu aşamada zararı tam olarak belirleyebilmemiz mümkün olmadığından, talep arttırım hakları saklı tutularak, HMK 107 md uyarınca belirsiz alacak davası açıldığını, Sigorta Hukuku TTK 1401 vd maddelerinde düzenlendiğini, TTK'nın 3. maddesine göre, TTK'da düzenlenen hususlar ticari iş olduğunu, davalı taraf da sigorta kurumu olduğunu, açıklanan nedenlerle ve re'sen gözetilecek sebeplerle, müvekkilinin bakiye zararının karşılanması adına, fazlaya ilişkin her türlü hak ve alacağımız saklı kalmak üzere, HMK 107 md. gereği açılan belirsiz alacak davamızın kabulü ile şimdilik; yaşanılan deprem ve sonrasında meydana gelen hasar üzerine; poliçe limitleri ve sigorta sözleşmesi kapsamında, müvekkile ödenmesi gereken ancak eksik ödenmiş olan zararların tazmininin karşılığı olarak şimdilik 1.000,00 TL'nin zarar tarihi olan 6 Şubat 2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte bunun kabul görmemesi halinde yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi, anlaşmama ile neticelenen dava şartı olan ara buluculuk sürecinde müvekkiller vekil eliyle temsil edildiğinden dolayı; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenecek ara buluculuk vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında kabul edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Müvekkili kurumun bir ticari işletme olmadığı için, kuruma karşı açılacak davalar hiçbir zaman nisbi ticari dava niteliğinde olamayacağını, kuruma karşı açılacak davalar ikinci tür ticari davalardan da olmadığını, mutlak ticari davalar, TTK m. 4/1’de 6 bent halinde sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ile özel kanun hükümleri gereği ticari sayılan davalar olduğunu, kuruma karşı açılacak davaların da mutlak ticari dava olduğu düşünülebileceğini, bununla birlikte -----özel kanun olan Afet Sigortaları Kanunu kapsamında kurulup faaliyet yürüttüğü için Sigortacılık Kanunu hükümlerine tabi olmadığı gibi, TTK hükümlerine de tabi olmadığını, ----- bir sigorta şirketi olmadığından ve dolayısıyla faaliyette bulunmak üzere ruhsatı da mevcut olmadığından, TTK m. 1401/2 uyarınca TTK hükümlerine tabi olmadığını, -----ile girilen hukuki ilişkilerden doğan uyuşmazlıklar hakkında Afet Sigortaları Kanunu ve diğer ikincil mevzuat uygulama alanı bulduğunu, dolayısıyla ----- karşı açılan davalar TTK’da öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları niteliğinde olmadığından ticari dava olmadığını, işbu davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddini talep ettiklerini, dava konusu meskene ilişkin tapu kaydında herhangi bir rehin alacaklısının yer alıp almadığı hususu araştırılması gerektiğini, davacının, sigorta poliçesinden kaynaklanan hasar tazminatı alacağı yönünden talepte bulunabilmesi için öncelikle rehin alacaklısının Türk Medeni Kanunu’nun 879. maddesi uyarınca bu konuda açık ve yazılı muvafakat vermesi gerektiğini, rehin alacaklısının açık ve yazılı muvafakat vermemesi halinde işbu davanın usulden reddi gerektiğini, işbu davanın “belirsiz alacak davası” olarak ikame edilmesi HMK’nın ilgili hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, HMK'nın 107. Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceğini,belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkili kurum tarafından deprem tarihini kapsayan ZDS poliçesi kapsamında tam hasar ödemesi yapıldığını, müvekkili kurumun herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından dolayı işbu başvurunun reddi gerektiğini, davayı kabul etmemekle birlikte, başvuranın zararı hasar tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuata göre tamamen karşılandığını, başvuranın zararı karşılanmış olduğundan haksız başvurunun reddini talep ettiklerini, müvekkili kurumca yapılan tespitler doğrultusunda, deprem tarihini kapsayan poliçeye istinaden tam hasar ödemesi yapılmış olup müvekkil kurumun başkaca bir sorumluluğu bulunmadığını, müvekkili kurumun tarafı olduğu gerek tahkim gerek mahkeme dosyalarının neredeyse tamamında poliçe teminat miktarının ----- sorumluluğunun üst sınırını teşkil ettiği hususuna yer verilmekte olup, zeyilname olmaksızın yenilenen tarife ve teminatlardan faydanılması hususuna ilişkin kuruluş tarihinden bugüne dek herhangi bir talep mevcut bulunmadığını, bununla birlikte belirtmek gerekir ki taraf olunan tüm uyuşmazlıklarda deprem tarihini kapsayan poliçe limitleri dahilinde hüküm kurulduğunu, -- zeyilinde dahi zeyilnameye ilişkin primin yatırılıp yatırılmadığına ilişkin ödeme belgelerinin temin edilmesi gerektiği sebebiyle hükmün bozulmasına karar verildiğini, sigorta hukukunda değişen şartlara uyum sağlanabilmesi adına, kural olarak, zeyilname diğer bir ifadeyle ek sözleşme yapılması gerektiğini, zeyilname yapılmasını gerektirmeyen durumlar ise istisnai nitelik arz etmekte olup, mevzuat kapsamında hüküm altına alınması gerektiğini, konuya ZDS poliçeleri açısından bakıldığında, istisnai olarak varsa zeyilname yapılması gerekmeyen poliçeler ilgili dönem mevzuatında her zaman açıkça yazıldığını, davaya konu meskenin yapım yılı araştırılmalıdır. Davaya konu meskenin bulunduğu binanın yapıldığı yılda yürürlükte bulunan deprem yönetmeliğine uygun olarak inşa edilip edilmediği hususu araştırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte; sigorta poliçesindeki deprem rizikosunun amacı riziko yani deprem nedeniyle oluşan gerçek zararın giderilmesi olup rizikonun yapının yapım eksikliği nedeniyle mi yoksa deprem nedeniyle mi meydana geldiği, zararın Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunup bulunmadığının tespiti gerektiğini, davacı tazminat taleplerine ilişkin olarak herhangi bir bilirkişi/uzman raporu sunmadığını, hal böyle iken; müvekkili kurum aleyhine tazminat hesaplaması yoluna gidilmesi durumunda dahi davaya konu dairede keşif yapılması gerektiğini, izah edilen nedenlerle; itiraz hususları dikkate alınarak poliçe ile teminat altına alınan taşınmaza ilişkin deprem nedeniyle ---- Bakanlığı ve Belediye tarafından düzenlenen hasar tespit raporları ile varsa yıkım kararları vs getirilip eksiklikler tamamlandıktan sonra, Üniversitelerin jeoloji mühendisliği ve inşaat mühendisliği bölümünden seçilecek konusunda uzman, akademik kariyere haiz bilirkişileri kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak rizikonun depremden meydana gelip gelmediği, zararın Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmasını talep ettiklerini, davacı vekilinin müvekkili kuruma yapmış olduğu huzurdaki haksız, usul ve yasaya aykırı davanın usulden reddine, aksi takdirde haksız ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacak nitelikteki talebinin esastan reddine, yargılama masraf ve vekalet ücretinin davacı üzerine yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Davacının Nüfus Aile Kayıt Tablosu, ----Sigorta Poliçesi ve Hasar dosyası, Hasar Fotoğrafları, Tapu Kaydı, Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ :
Dava,-----sözleşmesi kapsamında rizikonun gerçekleşmesi nedeniyle Maddi Tazminat istemine ilişkindir.(Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlandığı tespit edilmiş ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak resen incelemeye tabi başta arabuluculuk dava şartı olamak üzere HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince genel ve özel dava şartları incelenmiş ve olayda ilk incelemeye tabi görev dava şartı eksikliği tespit edilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Anayasa'nın 37. maddesine göre "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz". 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/(1)-c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Bu yasal çerçevede mahkemelerce görev konusu her aşamada resen gözetilmesi gerekmektedir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak da söz konusu değildir.6102 Sayılı TTK'nin 4.maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlığın konusu işin her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili olması yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Yine Kanunun 19/2.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri içinde ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmediği gibi görevin belirlenmesi yönünden bir etkisi de bulunmamaktadır. Öyleyse davanın açıldığı 19/10/2021 tarihinde yürürlükte olan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında görev hususu değerlendirilmeli ve belirlenmelidir.
28.11.2013 tarihli ----- yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun amaç başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanun'un amacı; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarının koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerinin korucuyu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir. hükmü, (TKHK) 2. maddesinde Kanunun kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Aynı kanunun “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde tüketicinin ''Ticari ve mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ve tüzel kişiyi' ifade edeceği, (l) bendinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukukî işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.6502 sayılı TKHK'nin 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanunun 83. maddesinde de taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
Bir hukukî işlemin sadece 6502 sayılı Kanunda düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir.Yukarıda anılan yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalara göre somut olayda; uyuşmazlığın ----- Sigortası kapsamında maddi tazminat isteminden kaynaklandığı ,davacının gerçek kişi olduğu, poliçe ve tapu kayıtlarına göre sigortalanan taşınmazın da konut niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davacı gerçek kişinin olayda ticari ve mesleki amaçlarla hareket etmediği sabit olup, kendisinin tüketici konumunda kabul edilmesi gerekmiştir. Bu tespitlere ve dosya kapsamına göre, davacının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında tüketici sıfatını sahip olması ve sigorta sözleşmesinin de bir tüketici işlemi olması nedeniyle uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesi tarafından görülüp sonuçlandırılması gerektiği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. (6502,2-73) Binaenaleyh; 6100 sayılı HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevli olmaması nedeniyle; davanın 6100 sayılı HMK'nin 115/1-2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir. (BKZ;----.BAM.----- HD.25/03/2021 T-----.)
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)6100 sayılı HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevli olmaması nedeniyle; davanın, 6100 sayılı HMK'nin 115/1-2 maddesi uyarınca DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE,
2-)6100 sayılı HMK'nin 114/1-c ve 6502 sayılı TKHK'nin 3/k,l 73/1,83/2 maddeleri uyarınca görevli mahkemenin ------ TÜKETİCİ MAHKEMESİ OLDUĞUNUN TESPİTİNE,
3-)6100 Sayılı HMK'nin 20/1 maddesi uyarınca taraflardan birininin, süresi içinde Kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; veya Kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak talepte bulunması halinde dava dosyasının GÖREVLİ ----- TÜKETİCİ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE
4-)Yargılama giderlerinin 6100 Sayılı HMK'nin 331/2 maddesi uyarınca görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesine, görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmezse talep halinde dosya üzerinden davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine,
5-)6100 Sayılı HMK'nin 20/1 maddesi uyarınca taraflardan birininin,süresi içinde Kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; Kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde mahkememiz tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek 6100 Sayılı HMK'nin 331/3 maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle----- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.