Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/535
2024/838
10 Aralık 2024
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/644
KARAR NO : 2024/865
DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/09/2023
KARAR TARİHİ : 18/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ---- 06.11.2017 tarih ----Yev numaralı satış sözleşmesi ile----- plaka sayılı aracı, 853.000 TL nakit ve ---- model -----plaka sayıl------ marka aracı ise 540.000 TL bedel üzerinden takas yaparak satın aldığı, müvekkili şirket tarafından kullanılan bu araç üzerine, satın alım tarihinden sonra öğrendikleri kadarıyla 30.10.2020 tarihinde, aracın ülkemize ithalatı sırasında eksik ÖTV ödenmiş olması sebebiyle ---. Ağır Ceza Mahkemesi ----. sayılı dosyası üzerinden aracın 3. kişilere satış ve devrini engelleyici tedbir şerhi işlendiği, mahkemece konulan bu tedbirin araç üzerindeki tasarruf etme yetkisini ortadan kaldırdığından müvekkili şirketin satın aldığı bu aracı üçüncü kişilere satamadığı araç üzerinde müvekkilinin tasarruf yetkisinin ortadan kalktığı, bu olumsuz durum üzerine müvekkili tarafından ---- Asliye Ticaret Mahkemesinin ---- sayılı dosyasıyla dava ikame edildiği davanın lehe sonuçlandığı, dava sonucunda verilen ilamın-----.İcra müdürlüğünün -----.sayılı dosyasıyla icra takibine geçildiği, ilgili dosyada da, 15.09.2023 tarihi itibariyle dosya borcu haricen kapatıldığı ve harçların borçlu/davalı şirket tarafından ödendiği, bu hususun ise dava sonucu hükmedilen borcu kabul ettiklerini ispat ettiğini, mahkemece kurulan ilam gereğince aracın bedeli olarak dava tarihindeki değeri olan 3.250,000 TL olarak belirlendiği ticari temerrüt faiziyle birlikte aracın bedelinin müvekkiline ödetilmesine karar verildiğini; mahkemece verilen bu ilam gereği tahsil edilen bedelin müvekkilinin zararını karşılamadığı, son yıllarda Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle dava konusu aracın değerinin takriben 10.000.000 (On milyon Türk lirası) TL olduğu, ilgili dosyadaki bilirkişi raporu kesin delil niteliğini haiz olduğu, bilirkişi tarafından yapılan incelemelerde, aracın hem dava tarihindeki hem de bilirkişi raporunun tanzim tarihindeki değeri hesap edildiği ve arada neredeyse iki kat bir fiyat farkı meydana geldiği, ----- Asliye Ticaret Mahkemesinin -----.sayılı dosyasının celbi ile bilirkişi raporunun tahlilinin önem arz ettiği, dava konusu aracın müvekkiline kusursuz olarak satılmış olsaydı değeri 10 milyonken mahkeme tarafından verilen karar gereği davalı tarafça, müvekkiline dava konusu aracın yarısından da az bir bedele tekabül eden bir bedel ödendiğini, araç kusurlu olduğundan ve müvekkili tarafından sözleşmeden dönüldüğünden dolayı müvekkili tarafından sözleşmenin feshi nedeniyle kaçırılan fırsat gereği müvekkilinin ciddi zarara uğradığı, sözleşme yerinde kalsaydı müvekkilinin aracının değerinin en az 10 milyon TL civarı da olacağını, bu sebeple müvekkilinin uğramış olduğu zararın giderimi gerektiğini; müvekkilinin zararının karşılanamadığını, bu sebeple munzam zararı tazmin yükümlüğü BK 105 gereği olduğunu, munzam zarar, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden ,asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğunu beyan ----- plakalı aracın değerinin işbu davanın ikame tarihindeki rayiç bedelinin tespiti ile müvekkilinin ---- Asliye Ticaret Mahkemesinin----- Dosyasında verilen ilam gereği karşılanmayan munzam zararın tazmini olarak, alacağının enflasyon karşısında kaybettiği değer tespit edilerek, şimdilik 5.000,00TL (Belirsiz alacak davasıdır.) enflasyon farkının taraflarına verilmesini, dava lehe sonuçlandığında alacağı tahsil etme zorluğu doğacağından ----plakalı aracın 3.kişilere devrinin engellenmesi amacıyla uygun bir teminat karşılığında veya teminatsız olarak aracın kaydına tedbir konulmasına bunun mümkün olmaması halinde davalıdır şerhi kaydı konulmasını, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davada uyuşmazlık konusu olan araçtaki gizli ayıp sebebi ile terditli davanın ilk talebi kabul edilerek aracın müvekkiline iadesine karar verildiğini, aracın iadesine ilişkin olarak ticari faiz ile birlikte müvekkili tarafından 5.028.000,00-TL bedelin davacıya ----- İcra Müdürlüğünün ----- numaralı dosyası üzerinden ödendiği, ancak aracın davacı tarafından müvekkiline teslim edilmediği, araçtaki gizli ayıpın ise ithalatı gerçekleşen aracın ülkeye girişinde ödenmesi gerektiğinden daha az ya da hiç ÖTV ödenmeden ülkeye sokulduğu ve bu durumun 2021 yılında müfettiş raporu ile ortaya çıkarılması sonucu açılan dava ile birleşen -----Ağır Ceza Mahkemesinin ----- sayılı dosyası üzerinden araca konulan tasarrufu engelleyici tedbire ilişkin olduğunu, aracın kullanılması ile ilgili bir sorun olmayıp, söz konusu şerhin sadece aracın devrini ve satışını önlediği, aracın teslimine ilişkin ---- İcra Müdürlüğünün -----numaralı dosyası ile takip başlatıldığı, aracın resmi olarak devrinin sağlanması amacı ile tedbir şerhi sahibi ---- Ağır Ceza Mahkemesine başvurulduğu ve ----- İş talep ile aracın devrine ilişkin talebin henüz karara bağlanmadığı, belirsiz alacak davası olarak açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile dava dilekçesinde de aracın değerinin 10.000.000,00-TL olduğunu iddia eden davacının dava değerini kendince belirleyebildiği açıkça göründüğü, müvekkilinin faaliyeti gereği aracı bir başka tüketiciden satın aldığı, 1 gün sonra da davacının talip olması üzerine satışını yaptığını, müvekkilinin zaten 1 gün kullandığı araca 5 milyondan fazla bir ücret ödediğini, aracı da iade alamadığını, davacı tarafın müvekkiline gönderdiği ilk ihtarnamede aracın 853.000,00-TL üzerinden iadesi talep edildiği, daha sonra dava değerinin 2.600.000,00-TL bedele yükseltildiği ve sonunda 3.250.000,00-TL bedel üzerinden karar verildiğini, dolayısı ile halihazırda enflasyon farkı nedeni ile oluşan munzam zarar davacı tarafından tahsil edildiğini, davanın tümden reddi gerektiğini beyan ile, davanın reddini ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, davacının ayıp nedeniyle munzam zarara uğrayıp uğramadığı, munzam zararı davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise zarar miktarının belirlenmesi istemine ilişkindir.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış dosya alanında uzman bilirkişiye tevdii edilmiştir. Bilirkişi 02.03.2024 tarihli raporunda özetle; "....1. Dava konusu ---- markaltip, ----- model aracın dava tarihindeki “18/09/2023” piyasa rayiç değerinin serbest piyasa koşullarında 9.000.000,00 TL olabileceği,
2. Yukarıda “Uyuşmazlığın İrdelenmesi” başlığı altında (1) sayılı bentte gösterilen uyuşmazlık konusunun bağlandığı teorik sorun (2) sayılı bentte tanıtılarak, somut olay özelinin (3) sayılı bentte yapılan incelemesinde açıklanan gerekçeler ve tanıtılan yüksek yargı uygulamasına nazaran, Ülkede meydana gelen ekonomik değişimlerin ve bu bağlamda para değerindeki düşüşlerin munzam zararı kanıtı olarak kabul edilmediği; bir başka anlatımla davalının davranışıyla, davacının uğradığı zararın faizle — karşılanmadığının somut olarak davacı özelinde kanıtlanması gerektiği; dosya da bu yönde somutlaşmış kanıt bulunmadığı;
3. Yukarıda işaret edilen bu durum saklı kalmak kaydıyla, soyut yönteme göre,
A) Karar altına alınan 3.250.000,00 TL'nin 5 değişik ekonomik parametre ortalamasına göre ulaştığı alım gücü olan 9.392.500,00 TL'ye nazaran, davacının takibindeki elde ettiği takip öncesi birikmiş faiz tutarı olan 1.028.847.60 TL ile anaparası olan 3.250.000,00 TL'nin tenzili sorusunda faizle karşılanmamış zararının 5.113,652,40 TL olduğu;
B) Davacının istem biçimi olan araç değerine göre faizle karşılanmayan zararın ise, işbu dava tarihinde aracın cari piyasa değeri olan 9.000.000,00 TL'ye nazaran, davacının takibindeki elde ettiği takip öncesi birikmiş faiz tutarı olan 1.028.847 60 TL ile anaparası olan 3.250.000,00 TL'nin tenzili sorusunda faizle karşılanmamış zararının 4.721,152,40 TL olduğu..." belirtilmiştir.
Davacının ---- plakalı aracı ------. Noterliğinin ----- yevmiye numaralı evrakına göre davalıdan 06.11.2017 tarihinde 853.000 TL bedel mukabilinde satın aldığı görülmüştür. Davalı vekili ise -----. Asliye Ticaret mahkemesinin ilamı gereği hakkında başlatılan takip dosyasında davacıya aracın ticari faizi ve ferileri ile birlikte 5.028.000 TL ödendiğini ancak aracın halen geri de alınamadığını belirtmiştir.Davacı TBK'nın 122. Maddesi gereği faiz ile karşılanmayan munzam zararını talep etmiş gerekçe olarak ülkede yaşanan yüksek enflasyon nedeni ile paranın alım değerinin düşmesini, mal ve emtia bedellerinin artmasını gerekçe göstermiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ----- esas, ----- Karar sayılı, 29/03/2022 tarihli ilamında belirtildiği üzere; borçlu temerrüdünün eldeki uyuşmazlık bakımından önem arzeden sonuçlarından ilki TBK'nun 120 maddesinde düzenlenen temerrüt faizi, ikincisi ise TBK'nun 122 maddesinde düzenlenen munzam zarar talebidir. Temerrüt faizi; para borcunu ifada temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın ödemekle yükümlü olduğu, temerrüt olgusunun gerçekleşmesi ile kendiliğinden işlemeye başlayan bir borç olup, bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. Maddesinde düzenlenmiştir. Temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. TBK'nun 122, mülga 818 Sayılı BK'nun 105 maddesinde düzenlenen munzam zarar ise; para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde ortaya çıkar ve borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsar. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Alacaklı munzam zarar talep edebilmek için borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğü altında değildir. Ancak temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın varlığını ve bu zarar ile temerrüt olgusu arasında illiyet bağı bulunduğu ispatla yükümlüdür. Bu iki hususun ispatı halinde borçlu; ancak temerrüde düşmekte kusurunun bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Varlığı iddia olunan munzam zararın, alacaklı tarafından HMK'nun 194 maddesine uygun şekilde yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen munzam zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği sürece, TBK’nın 122. maddesi kapsamında munzam zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Öte yandan bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.( Bkz. ----- Bölge adliye mahkemesi -----. Hukuk dairesi ---- Esas ----- Karar sayılı ilamı, Yargıtay -----. HD. ---- Esas ----- karar sayılı ilamı, Yargıtay ---- HD. ----- Sayılı ilamı ,Yargıtay ----HD. -----Sayılı ilamı, Yargıtay ---- HD. ----- Sayılı ilamı, Yargıtay -----HD. ----- Sayılı ilamları) Davacı her ne kadar Anayasa mahkemesinin 21.12.2017 tarih ----- başvuru numaralı kararını gerekçe göstererek davanın kabulünü dilemiş ise de bahsi geçen kararın yukarıda belirtilen Yargıtay ---- HD kararlarında karşı oy gerekçesi olduğu, heyet çoğunluğu tarafından kabul görmediği, Yargıtay'ın ve bölge adliye mahkemelerinin konuya bakış açısının yukarıda alıntılandığı şekilde olduğu görülmüştür. Mahkememiz de aynı görüşte olduğundan davacının bu itirazlarına itibar edilmemiştir. Öte yandan ----Asliye Ticaret mahkemesinin ---- Esas ----- karar sayılı ilamı incelendiğinde bu kararın esasen tarafların verdiklerini aynen geri almalarına dair bir ilam olmadığı bu dosyada davacının talebi üzerine aracın dava tarihindeki rayiç değerinin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ilişkin olduğu, tarafların kararı istinaf etmemesi üzerine kararın kesinleştiği görülmüştür. Bu kararda davacının zaten aracın değerinin yükselmiş olması nedeni ile talebi gereği dava tarihindeki rayiç değerinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Tüm bu anlatılan hususlar, denetime uygun bulunan bilirkişi raporu, yukarıda atıf yapılan emsal yüksek mahkeme kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının munzam zararın dayanağı olarak ileri sürdüğü iddia, ülkemizin ekonomik koşullarındaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın munzam zarara neden olduğu yönünde olup, davacının kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair iddiada bulunmadığı, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunmadığı; yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olguların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı ve herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, asıl alacağını işlemiş ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsil eden davacının munzam zararının varlığını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.Yürürlükte olan Avukatlık Asgari ücret tarifesinin 13/4. Maddesi maddi tazminat istemli davaların tümden reddine karar verilmesi halinde hükmedilecek vekalet ücretinin maktu olduğunu belirtmiştir. Munzam zarara dair davalar özünde bir tazminat davası olup bu davaların tümden reddine karar verilmesi halinde maktu vekalet ücretine hükmedilmelidir. Nitekim Yargıtayın kararları da bu yöndedir. Bu nedenle davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. ( Bkz. Yargıtay -----HD. ---- Ve aynı dairenin -----Sayılı ilamları )
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın Reddine,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu harcın peşin alınan 269,85 TL ve 86.836 TL ve 222,55 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 87.328,40 TL 'den mahsubu ile fazla yatırılan 86.900,80 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalı yanca yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının taraflara iadesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre 30.000,00TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya ödenmesine,
6-Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ----- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.