Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2021/420

Karar No

2025/77

Karar Tarihi

13 Şubat 2025

T.C.
İSTANBUL
9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2021/420 Esas
KARAR NO :2025/77

DAVA:İflas
DAVA TARİHİ:19/07/2017
KARAR TARİHİ:13/02/2025

Taraflar arasında görülen davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili Mahkememize verdiği dava dilekçesi ile; .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı genel iflas yoluyla takibin davalı ... ... A.Ş.’nin aynı şirketler grubu içinde yer alan ve kefili olduğu borcun asıl borçlusu olan ... ... San. ve Tic. A.Ş. tarafından ödenmemesi sebebiyle ikame edildiğini, müvekkili ... ve İnşaat A.Ş. ile dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş. arasında .... Noterliğinin 30.04.2013 tarih ve ... yevmiye nolu "Düzenleme Şeklinde Satış Vaadi Sözleşmesi" akdedildiğini, iş bu sözleşmeye göre, ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin satmayı vaad eden olduğunu, İstanbul ili, ... ilçesi, ... mahallesi, Aydınlık mevkii, 27 pafta, 33 ada, 31 parsel'de kayıtlı taşınmazda yapılacak inşaattan sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinde belirtilen miktardaki bağımsız bölümü kat irtifakının tesisi ile birlikte, 6.000.000 ABD Doları karşılığında satın almayı vaad eden müvekkili şirkete satmayı, inşaatı yapmayı, kat irtifakını 30.10.2013 tarihine kadar tesis etmeyi, 31.12.2014 tarihine kadar da inşaatı tamamlamayı ve iskan ruhsatı almayı taahhüt ettiğini, borcunu ifa edememesi halinde toplam 1.600.000 TL cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, müvekkili şirketin de, aynı koşullarla satın almayı vaad ettiğini, 6.000.000 ABD Doları tutarındaki satış bedelini banka yoluyla dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş.ye ödendiğini, satmayı vaad eden dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin satış vaadi sözleşmesinden doğan borçlarının teminat altına alınması amacıyla müvekkili şirket lehine; davanın davalısı ...’ın mülkiyetinde bulunan İstanbul ili, ... ilçesi, Yenibosna Mah, ... nolu parselin 51/100 hissesi üzerine, o tarihte kefil de olmadığından üçüncü kişi sıfatıyla- ... Tapu Müdürlüğünün 24.05.2013 tarih ve 13291 yevmiye numaralı işlemi ile 7.600.000 TL bedelli 1. derecede ipotek tesis edildiğini ve ... Tapu Müdürlüğünün 26.04.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı işlemi ile, üçüncü şahıs ... ... A.Ş.’ye ait bulunan Atariye Mah, 125 ada 41 nolu parselin tamamı üzerine KDV hariç 3.000.000 TL bedelli 1. derecede ve Atariye Mah. 125 ada 42 nolu parselin tamamı üzerine KDV hariç 2.000.000 TL bedelli 1. derecede ipotek tesis edildiğini, daha sonra satmayı vaad eden ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin sözleşmede belirlenen sürelerde edimlerini yerine getiremeyeceğinin anlaşılması üzerine, taraflar arasında 03.09.2014 tarihli bir ek sözleşme akdedilerek diğer hükümler saklı kalmak kaydıyla, kat irtifakı için öngörülen tarihin 31.10.2014, işin tamamlanması ve iskan ruhsatının alınması tarihinin de 31.12.2015 olarak değiştirildiğini, satış vaadi sözleşmesinin taraflarınca öngörülen süre uzatımına rağmen, ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin öngörülen sürelerde kat irtifakını tesis edemediğini ve inşaatı yapamadığını bu nedenle tarafların yaptıkları görüşmeler sonucunda, ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin sözleşme uyarınca aldığı 6.000.000 ABD Dolarını yıllık % 5,5 faizle ve sözleşmede öngörülen 1.600.000 TL lik cezai şartla birlikte müvekkili şirkete ödemesi konusunda mutabık kalındığını, ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin 23.03.2015 tarihinde müvekkili şirkete banka yoluyla 2.500.000 TL ödediğini, daha sonra müvekkili şirket tarafından ... ... San. ve Tic. A.Ş.ne 02.05.2016 tarihli bir hesap mutabakatı gönderilerek, 5.030.820 ABD Doları alacak ve 945.615,32 ABD Doları faiz ve cezai şart olmak üzere toplam alacağın 5.976.435,32 ABD Doları olduğunu bildirildiğini,... ... San. ve Tic. A.Ş.nin “mutabıkız” yazmak ve imzalamak suretiyle bu borç miktarını kayıtsız ve şartsız olarak kabul ettiğini, ilerleyen süreçte müvekkili şirket ile asıl borçlu ... ... San. ve Tic. A.Ş. ve müşterek borçlu müteselsil kefil olmayı kabul eden davalı ... ... A.Ş. arasında 11.10.2016 tarihli Borç Kabul ve Teminat Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme ile borçlu ... ... San. ve Tic. A.Ş.nin faiz, cezaî şart ve diğer alacaklar hariç ve saklı olmak üzere 5.030.820 ABD Doları tutarındaki borcun varlığını kayıtsız ve şartsız bir şekilde kabul ve ikrar ettiğini ve daha önce üçüncü şahıs sıfatıyla ipotek veren davalı ... ... A.Ş.nin de 5.030.820 ABD Doları tutarındaki borç için müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, davalı şirketin asıl borçlu şirketin kayıtsız ve şartsız olarak kabul ve ikrar ettiği borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından dolayı, azami 5.030.820 USD limitle sınırlı bir şekilde sorumlu olmayı kabul ettiğini, 11.10.2016 tarihli Borç Kabul ve Teminat Sözleşmesinin yapılmasından sonra asıl borçlu şirket tarafından borcun ödenmediğini ve bunun üzerine müvekkili şirket tarafından ipoteklerin paraya çevrilmesi yoluyla takipler başlatıldığını ve ipotek limitleri dışında kalan bakiye alacağın (2.738.016,74 ABD Doları) tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasıyla başlangıçta gerek asıl borçlu şirket, gerekse müşterek borçlu ve müteselsil kefil olan davalı şirket aleyhine genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, daha sonra bu genel haciz yoluyla takibin İİK.nın 43. maddesi uyarınca iflas yoluyla takibe dönüştürüldüğünü, iki takip borçlusu bulunduğundan dosyanın tefrik edilerek ve her bir borçlu için ayrı ayrı dosyalardan olmak üzere iflas ödeme emirlerinin gönderildiğini, müşterek borçlu müteselsil kefil davalı ... ... A.Ş.ye .... İcra Müdürlüğünün ...E. sayılı iflâs takibinden ödeme emri tebliğ edildiğini ve davalı şirketin takibe haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz etmesi üzerine iş bu iflas davasının ikame edildiğini belirterek, müvekkili tarafından borçlu ... ... A.Ş. aleyhine .... İcra Müdürlüğünün ...E. sayılı dosyasıyla ikame edilen genel iflas yoluyla icra takibine davalı şirketin haksız itirazının kaldırılarak, İİK.nın 158. maddesi doğrultusunda iflas talebinin ilanına, depo kararı oluşturulmasına ve takip konusu borcun ve ferilerinin depo edilmemesi halinde borçlu şirketin iflasının açılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili Mahkememize verdiği cevap dilekçesi ile; müvekkili aleyhine ....İcra Dairesinin ...E. sayılı iflas talepli ilamsız icra takibine karşı taraflarınca süresi içerisinde itiraz edildiğini, müvekkili aleyhine açılan söz konusu davada gayrimenkul satış vaadine dayalı bir sözleşme kapsamında kurulan hukuki bir ilişki neticesinde yapıldığını, dolayısıyla söz konusu gayrimenkul satış vaadi kapsamında kalmasından ötürü, doğrudan müvekkilinin aleyhine iflas davası açılmasının hukuka aykırı olduğunu, satış vaadi sözleşmesi kapsamında müvekkilinin hukuki durumunun yargılamaya bağlı olduğu için yargılama neticesinde müvekkilinin hukuki durumunun netleşmeden aleyhine söz konusu takibin yapılmasının yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından aynı hukuki olay nedeni ile aynı zamanda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takiplerin yapıldığını ve bu takiplere itirazların taraflarınca yapıldığını, halen daha söz konusu dava dosyaları olan ....İcra dairesinin ... E., ....İcra Dairesinin ... E., ....İcra Dairesinin ...E., ....İcra Dairesinin ... E.,....İcra Dairesinin ... E., ....İcra Dairesinin ...E., ....İcra Hukuk Mahkemesinin ... E. sayılı dosyalarının taraflar arasında aynı hukuki konu ile alakalı olup derdest vaziyette olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin aynı konuyla davacı ile aralarındaki hukuki ihtilaflar devam etmekte iken aynı zamanda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile müvekkili aleyhine takibe geçilmiş iken aynı zamanda huzurdaki davanın ikame edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca yine müvekkili aleyhine, ....Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını ve aynı hukuki konu ile alakalı bu davada devam etmekte olduğunu, bu davanın söz konusu tüm bu uyuşmazlıklar sebebiyle reddedilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde yargılamaların bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini, müvekkili şirketin hiçbir zaman iflas halinde olmadığını, aktiflerinin her zaman pasiflerinden fazla olduğunu, ticari ve ekonomik bütünlüğü ile aktif bir ticari şirketi konumunda olduğunu, taraflar arasında ipoteğin paraya çevrilme süreci mevcut iken ikame edilen huzurdaki iflas davasının hukuka uyar yanının olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı vekili Mahkememize verdiği cevap dilekçesinin ıslahı dilekçesi ile; davaya cevap dilekçelerinin ve itirazlarının HMK.nın 176 ve devamı maddeleri gereğince ıslah ettiklerini, Mahkememize sundukları cevap dilekçesinde belirtilen hususlara ek olarak cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen davanın esasına etkili ve incelenmesi zorunlu olan bir kısım beyanlarını bu dilekçe ile ileri sürerek davanın reddini talep ettiklerini, davacının icra takibine dayanak gösterdiği ve müvekkili şirketi borçtan sorumlu tutmak adına öne sürdüğü 11.10.2016 tarihli kefaletin, TBK.nın 583. maddesinin emredici hükmüne açıkça aykırı olmakla bu kapsamda müvekkilin şirketin sorumlu tutulamayacağını, iş bu davaya konu uyuşmazlık kapsamında davacı ile dava dışı şirket arasında 30.04.2013 tarih ve ... yevmiye sayılı düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesinin akdedildiğini, söz konusu sözleşmeden 3 yıl sonra ise, müvekkili şirketin kefil olarak gösterildiğini ve satış vaadi sözleşmesinin eki niteliğinde taraflar arasındaki borcun belirlenmesi konulu 11.10.2016 tarihli Borç Kabul ve Teminat Sözleşmesi akdedildiğini, davacı tarafından da bu ek sözleşme kapsamında müvekkilin kefaletten doğan sorumluluğu olduğu iddia edilerek .... İcra Müdürlüğünün ...E. sayılı dosyasında genel iflas yolu ile icra takibi başlatıldığını, ancak taraflar arasında akdedilen kefalet sözleşmesinin Borçlar Kanunun 583. maddesi kapsamında belirlenen kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına açıkça aykırı olduğunu, bu bağlamda şekil şartlarına açıkça aykırılık teşkil eden sözleşmenin Müvekkili kefil yönünden geçersiz olduğunun sabit olduğunu, Borçlar Kanunun 583. madde kapsamında kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının; Kefalet Sözleşmesinde: "Kefilin sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.'' şeklinde belirtilmekle olduğunu, işbu uyuşmazlığa konu kefalet sözlemesinin bu şartlara uymadığını, kefalet bedelinin ve tarihin kefil tarafından yazılmadığını, bilgisayar çıktısı olduğunun sabit olduğunu, davacının geçersiz kefalete dayalı kötü niyetli şekilde ikame ettiği işbu davanın reddi gerektiğini, taraflar arasında akdedilen kefalet sözleşmesinin dava dışı şirket ile davacı arasında akdedilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin eki niteliğinde olduğunu ve yeni yükümlülükler getirdiğinden bağlı olduğu sözleşmenin şekil şartına tabi olduğunu, dolayısıyla resmi yazılı şekilde noterde yapılmasının geçerlilik şartı olduğunu, bu bakımdan da geçerlilik şartı yerine getirilmeyen geçersiz sözleşme nedeniyle davacının hak iddia edemeyeceğini belirterek davanın reddi talep etmiştir.
Mahkememizde yapılan yargılama sonucunda Mahkememizin 26/12/2019 tarih ve .... sayılı kararı ile; "...TBK nın 583.maddesinde " Kefalet Sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiği kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtilmesi şarttır." hükmü bulunmaktadır. TBK.nın 583/1. maddesine göre kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için kefilin sorumlu olduğu azami miktarın, kefalet tarihinin ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğine ilişkin beyanın kefilin kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmektedir. Kefilin el yazısıyla bunların belirtilmemesi halinde kefalet sözleşmesinin geçerli olduğundan bahsedilemez. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21/02/2017 tarih ve 2017/3486 E. 2017/1775 K., 6. Hukuk Dairesinin 28/03/2016 tarih ve 2016/1902 E. 2016/2446 K., 8. Hukuk Dairesinin 23/05/2017 tarih ve 2017/2095 E. 2017/7610 K., 19 Hukuk Dairesinin 27/09/2018 tarih ve 2017/3217 E. 2018/4585 K. sayılı ilamları)
Taraflar arasındaki borç kabul ve teminat sözleşmesinin incelenmesinde; davalı şirketin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak sözleşmede yer aldığı, kefalet limiti 5.030.820 USD nin ve kefalet tarihi 11/10/2016 tarihinin el yazısıyla yazılmadığı, bilgisayar yazısı olduğu, bu nedenle davalı şirket yönünden kefalet sözleşmesinin TBK. nın 583/1. maddesine göre geçerli olmadığı, geçerli olmayan sözleşmeye dayalı olarak davalı hakkındaki takibin ve Mahkememizde açılan bu davanın hukuken yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkememizin bu kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf incelemesini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 27/05/2021 tarih ve 2020/2180 Esas ve 2021/553 Karar sayılı ilamıyla; "...Somut dosyada, davacı ile dava dışı şirket arasında daha önce imzalanmış olup ifa edilmediği için dava dışı şirketin borçlu hale geldiği, borçlu olduğunun ise miktarı ile taraflar arasında sabit olduğu bir durumda, davalı şirketin de katılımı ile, somut olaya özgü tarafların karşılıklı irade uyuşması sonucu imzalanan, borcun kabulüne yönelik bir sözleşme mevcuttur. Yani kefil olan davalı, borcun doğduğundan, borcun miktarından ve müteselsil kefil olduğundan haberdardır. Ayrıca sözleşmeyi davalı müteselsil kefil adına imzalayan kişi ile dava dışı borçlu şirket adına imzalayan kişi aynıdır.
4721 sayılı TMK'nun 2. maddesinde "Dürüst Davranma" başlığı altında "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü düzenlenmiştir.
Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, kanun hükümlerinin katı uygulanması nedeniyle meydana gelebilecek olan hakkaniyete, ahlak anlayışına ve adalete aykırı sonuçları önleyecek bir hukuk ilkesi niteliğindedir. Dürüstlük kuralı, bir hukuk ilkesi olmakla birlikte, tali nitelikte bir kural olduğu için önce, ilk olarak somut olaya uygulanması gereken özel kanun hükmünün değerlendirilmesi, özel kanun hükmü adalet duygusuna ve taraflar arasındaki menfaatler dengesine aykırı bir sonuç yaratıyorsa, o zaman istisnai olarak dürüstlük kuralına başvurulması gerekmektedir.
Hakkın kötüye kullanılması yasağının temel amacı, hakime özel ve istisnai hallerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme imkanını sağlamaktır. Madde hükmünün bu özelliği İsviçre Federal Kurulunun Medeni Kanun tasarısını Millet Meclisine sevkine ilişkin 1904 tarihli mesajında, "Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik teşkil ettiği ve gerçek hakkın tanınması ve ferdin korunması için bütün hukuki yolların kapalı bulunduğu hâllerde MK. m.2, f.2 hükmünün amacı, zaruretten doğan ve olağanüstü bir imkân sağlamaktır." şeklinde açıklanmıştır (30/09/1988 T., 1987/2 E., 1988/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı/İBK).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20/02/2020 tarih 2017/13-2618 E. 2020/184 K. sayılı ilamı; "...Kişiler arasındaki ihtilâflar ve dolayısıyla hukuk canlı ve değişkendir. Başlangıçta öngörülmesi mümkün olmayan değişim ve ihtiyaçların ortaya çıktığı bazı durumlarda kanunun harfi harfine uygulanması kimi zaman adaletin esaslı unsurlarından olan hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilir. Bu gibi hâllerde hukuk çerçevesinde tümüyle doğru olan bir karar, adil olmayabilir. Dürüstlük kuralı da adalet terazisinde, kanun önündeki hak ile vicdan nazarındaki hakkaniyet arasında, ince bir ayardır. Ancak bu dengede şu husus hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır. Dürüstlük kuralı bir ana kaide, bir çatı norm olmakla birlikte aynı zamanda ikincildir de. Aslonan rasyonel hukuk kurallarının uygulanmasıdır. Zira hukukun asıl anlam ve amacı, hukuki meseleleri kişiden kişiye değişebilecek hakkaniyet hisleriyle değil, kat’i ve açık, herkes için geçerli norm ve prensiplerle çözümlemektir. Hâkim, hayatın sayısız görünümüne kanun koyucunun öngördüğü kaidelerle çözüm bulmaya çalışırken, her hukuki meseleye ona uygun kanun hükmünü uygulamak yerine, dürüstlük kuralının taliliğini unutarak adaletini salt bu esasa dayandırırsa hukukun asıl anlam ve amacını tehlikeye atar. Bu sebepledir ki objektif normun varlığına rağmen dürüstlük kuralının esas alınması gibi çok istisnai olan bu hâlin takdirinde hâkimin azami seviyede ihtiyatlı ve basiretli davranması şarttır. Butlan sonucunu doğuran eksikliği etkisiz bırakabilecek takdir hakkının kullanılmasında her hukuki meselenin kendine özgü koşullarının titizlikle irdelenmesi zorunludur.
Türk Medeni Kanunu hakkın kötüye kullanılmasını tarif etmemiş, bir hakkın kullanılmasının hangi koşullarda kötüye kullanma sayılması gerektiği konusunda takdiri uygulayıcıya bırakmıştır. Hak sahibinin hakkını zamanında kullanmasına objektif olarak onda güven uyandıracak davranışlarda bulunmak suretiyle engel olmak, hakları sosyal amaçları dışında kalan başka çıkarları ve sonuçları elde etmek gayesiyle kullanmak, kanun koyucunun tarafları uyarıcı ve koruyucu fonksiyonları nedeniyle şekle tabi tuttuğu işlemleri o şekle uymadan ve bunun sonuçlarını bilmesine rağmen kendi isteğiyle ifa ettikten sonra şekil noksanlığı nedeniyle işlemin hükümsüzlüğünü ileri sürmek gibi dürüstlük kurallarına ters düşen, toplum içinde varlığı zorunlu güven duygusunu istismar eden ve hakların tanınış ve korunuş amaçları yanında sosyal fonksiyonlarıyla da bağdaşmayan davranışlar hakkın kötüye kullanılması yasağının işletilmesine neden olabilecektir (Feyzioğlu, F.N: Medeni Kanunun 50. Yıl Dönümünde Hakkın Kötüye Kullanılması, Medeni Kanunun 50. Yıl Dönümü Sempozyumu, 1. Tebliğler, İstanbul 1978, s. 166,167-Atıf yapan; Yavuz, N.: Tapulu Taşınmazların Haricen Satışı, Yargıtay Dergisi, Temmuz 1993, s. 284)....30.09.1988 tarihli, 1987/2 E., 1988/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise, tapulu taşınmaz üzerinde kat mülkiyetine tabi olmak üzere yapımına başlanan taşınmazdan harici sözleşme ile bağımsız bölüm satan kişinin sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralına aykırı olup olmadığı tartışılmış; alıcının tüm borçlarını ifa etmesi, satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının malik gibi kullanmasına izin vermesine rağmen sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek tapuda mülkiyetin devrini gerçekleştirmemesinin iyi niyetle bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır. Konuları benzer olmakla birlikte söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan eldeki davaya uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira somut uyuşmazlıkta davaya konu taşınmazın mahallinde yapılan keşifle su basmanı seviyesinde bırakıldığı tespit edilmiş olup satıcının edimini tümüyle ifa ettiğinden bahsedilemeyeceği açıktır. Buna rağmen karar gerekçesinin yol gösterici olduğu gözden kaçırılmamalıdır. İçtihadı birleştirme kararları, gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu itibariyle bağlayıcıdır.
Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında; sözleşmelerde şekil ile şekle aykırılığın hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı ile çatışması incelenmiş olup, söz konusu kararda özetle; şekle uyulmadan yapılan sözleşmelerin geçersiz olduğu belirtilmiş, devamında da “….nitelikleri itibariyle emredici bulunan ve hakim tarafından re'sen gözetilmesi gereken şekle aykırılık ile hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı bir uyuşmazlıkta çatıştığında; hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralıyla şekil şartı kuralının aşılabilmesi için olayın özelliği büyük önem taşımaktadır. Bu hal, Medeni Kanunun 2. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kuralın taliliğinin (ikincilliğinin) tabii bir sonucudur ve hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı ancak fevkalade zaruri hallerde uygulama yeri bulabilir.... MK.nun 2. maddesinin ikinci fıkrasıyla, suistimal karakteri doğrudan doğruya aşikar olan hallerde hakların istimali kanuni himayeden mahrum bırakılmıştır. Böyle uyuşmazlıklarda, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı değil, şekil şartı kuralı ihmal edilebilir. Zira İsviçreli Prof.Merz'in de dediği gibi (Medeni Kanun Şerhi art.2, Nr.21), şekli hukuktaki hakkı maddi adalet düşüncesi ve gerekleri sınırlar onu gerçek ölçülerine götürebilir; gerçek hak korunur, şekli veya görünen hak korunmaz. Gerçekten şekle ilişkin hükmün gayesi dışında menfaat temini yoluna gidilmek istenildiği durumlarda yargı hassas olmaya mecburdur. Zira hukuk ancak, meşru menfaatlerin tahminine (tatminine) yarar; başka bir şeye yaradığı taktirde ise mevcudiyet sebebini kaybeder. Öte yandan Medeni Kanunun 4. maddesi hükmüyle de hakim, adalete uygun karar vermeye çağırılmaktadır. O, menfaatlerin doğru ve adil bir muvazenesini yapmak ve gerçekleri gözetmek zorundadır. Açıklanan nedenlerle, içtihadı birleştirmenin konusu uyuşmazlıklarda ve onunla sınırlı olmak üzere, olayın özelliğine göre hakimin Medeni Kanunun 2. maddesini gözeterek açılan tescil davasını kabul edebileceği sonucuna varılmıştır.” şeklinde açıklanarak, satıcının sözleşmeden kurtulabilmek için kanunun öngördüğü resmî şekil şartına sığınması ve bu suretle mülkiyeti devir borcunu yerine getirmekten kaçınmasının, başka bir anlatımla şekil mecburiyeti koyan kanun hükmünden bu hususta korunmaya değer bir yararı olmaksızın faydalanmaya çalışmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralını ihlâl ettiği böyle durumlarda şekil şartı kuralının ihmal edilebileceği vurgulanmıştır..."
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 25/11/1980 tarih, 3905 E. 5629 K. sayılı ilamı; "...bir sözleşmenin taraflarından biri o sözleşmenin ifa olunacağı konusunda o güne kadar süregelen davranışları ile karşı tarafa tam bir güven vermiş ve karşı tarafa da sözleşmenin yerine getirileceği inancına iyiniyetle bağlanarak kendine düşen edimleri yerine getirmiş ise artık sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesini, hakkın kötüye kullanılması niteliği taşır...",
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 30/10/1995 tarih, 8582 E. 9381 K. sayılı ilamı; "...davacı, satıcı ve alıcı olan davalıların imzasını taşıyan 06/10/1993 tarihli sözleşmeye dayanmıştır. Bu sözleşmede davacı tellalın imzası yoktur. Tellallık sözleşmesinin hukuken geçerli olabilmesi için akdin yazılı şekilde yapılması gerekir (BK m. 404). Başka ifade ile bu sözleşmenin yazılı yapılması geçerlilik ve sıhhat şartıdır. Yazılı şekilde...sözleşmenin mahiyet ve konusu göstermeye yeterli olan...(açıklamaların) ve borç altına girenlerin imzalarının bulunması şarttır. Oysa sözleşme altında davacı tellalın imzası yoktur. Ne var ki davalı ... davacının da iddia ettiği gibi davacıya 2.000.000 Lira ücret ödediğini bildirmek suretiyle bu sözleşmeyi kısmen ifa ettiğini kabul etmiştir. Bu durumda sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmek objektif iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz (MK m. 2). İcra edilen bir akitte şekil eksikliği nazara alınamaz. Bu durumda sözleşmenin geçerli olduğunun kabulü zorunludur." şeklindedir.
Emsal ilamlarda da ifade edildiği gibi, şekle aykırılık ile hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı bir olayda çatıştığı takdirde, somut olayın özellikleri nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Davacı tarafça, davalı ...'ın % 99,9 pay oranı ile dava dışı asıl borçlu ...'ın tek ortağı olduğu, şirketler arasında hakim şirket/bağlı şirket ilişkisi bulunduğunu, asıl borçlunun davalı ... talimatları ile hareket ettiği, şirketler arasında menfaat birliği olduğu için müvekkili şirket tarafından yapılan ödemeden davalı şirketin de doğrudan veya dolaylı bir şekilde yararlandığı, davalı şirket tarafından KAP'a satış vaadi sözleşmesinin, asıl borçlunun temerrüt olgusunun, yapılan takiplerin bildirildiği, KAP'ta yayınlanan 01/01/2018-31/12/2018 dönemine ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporunda müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalanan sözleşme nedeniyle iflas yoluyla şirket hakkında takip başlatıldığının bildirildiği belirtilmiş ise de; bu hususların denetlenmesi yönünde dosya kapsamında, davalı şirket ve dava dışı şirkete ilişkin sicil kayıtları, davalı şirketin KAP'a yapmış olduğu bildirimler ve raporlara ilişkin ayrıntılı kayıtlar bulunmamaktadır. İlgili kayıtların mahkeme tarafından celbi ve yaptırılacak inceleme ile davalı şirket ve dava dışı şirket arasında ortaklık yönünden mevcut ilişkinin, ekonomik yönden bağlantının, davalı şirket tarafından kefilliğin benimsenerek hareket edilip edilmediğinin, davacı şirketin yapmış olduğu ödemelerin hangi şirket kayıtlarında yer aldığını tespit edilmesi, 6102 sayılı TTK'nun "Şirketler Topluluğu" başlığı altında 195 vd maddelerinde düzenlenen "hakim şirket-bağlı şirket" kavramları çerçevesinde tartışılarak somut olayın değerlendirilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Mahkemece davalı ve dava dışı şirket ait kayıtların, davalı şirketin KAP'a yapmış olduğu bildirimlerin dosyaya celp edilerek incelenmesi, şirketler arasındaki menfaat ilişkisinin, ekonomik bütünlük olup olmadığının değerlendirilmesi, hakim şirket/bağlı şirket kavramları üzerinde durulması, davacı şirket tarafından yapılan 6.000.000 TL ödemenin hangi şirket kayıtlarında yer aldığının tespit edilmesi, yapılacak araştırmalar sonucu dosyaya kazandırılacak kayıtlar incelenerek ve yukarıda açıklanan hususlar nazara alınarak; müteselsil kefalette şekil şartı ile hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının tartışılması suretiyle oluşacak sonuca göre işlem yapılması ve karar verilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle Mahkememiz kararı kaldırılmış ve dosya Mahkememize gönderilmiştir. İstinaf kaldırma kararı sonrası mahkememize gelen dosya 2021/420 Esasına kaydedilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Dava; itirazın kaldırılması suretiyle iflas davasıdır.
.... İcra Müdürlüğünün ... E. ve ...E. sayılı dosyaları, ticaret sicil dosyaları, KAP kayıtları celp edilmiş ve taraf delilleri toplanmıştır.
.... İcra Müdürlüğünün ...E. sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı şirket tarafından davalı ve dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş. aleyhine 2.İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile satış vaadi nedeniyle ödenen bedelin geri alınmasına ilişkin olarak 2.738.016,74 USD alacak için genel haciz yoluyla icra takibi yapıldığı, davacı vekilinin 26/05/2017 tarihli dilekçesiyle takip yolunun İİK nın 43. maddesi gereğince iflas yoluyla takibe dönüştürdüklerini ve davalıya iflas ödeme emrinin gönderilmesinin talep edildiği, borçlular hakkındaki takip dosyalarının tefrik edilerek davalı hakkındaki iflas yoluyla takibin 2. İcra müdürlüğünün ...E. sırasına kaydedildiği ve bu dosya üzerinden davalıya iflas yoluyla adi takipte ödeme emrinin tebliğ edildiği, davalının süresi içerisinde itiraz etmesi üzerine takibin durduğu ve bu davanın süresi içerisinde açıldığı, dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş. hakkındaki iflas yoluyla takibin .... İcra müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından devam ettiği ve bu şirket hakkında açılan iflas davası sonucunda .... Asliye Ticaret Mahkemesinin... E. sayılı dosyasında 27/11/2019 tarihinde dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş. nin iflasına karar verildiği görülmüştür.
Taraflar arasındaki borç kabul ve teminat sözleşmesinde kefil olarak yer alan davalı şirket yönünden kefaletin TBK.nın 583/1. maddesine göre geçerli olmadığından davanın reddine dair verilen karar İstanbul BAM 45.HD. tarafından kaldırılması sonrasında Mahkememizde yapılan yargılamada; ticaret sicil kayıtları, KAP kayıtları celp edilmiş ve bilirkişi heyetinden rapor ve ek rapor alınmıştır.
Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve ... Mahkememize sundukları 07/04/2023 tarihli raporlarında; "...Dosya kapsamında sunulan Davalı ... ... A.Ş.’nin 01.01.2013-31.12.2013 dönemi faaliyet raporlarında Selim ...’ın 27.06.2012-09.05.2013 tarihleri arası şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, Davalı ... ... A.Ş.’nin 31.12.2013 tarihi itibariyle Dava dışı ... şirketinde %99,90 oranın pay sahibi olduğunun görüldüğünü, Dosya kapsamında sunulan “... ... Anonim Şirketi ve Bağlı Ortaklıklarının 30 Eylül 2015 tarihinde Sona Eren Ara Hesap Dönemine ait Konsolide Finansal Tablolara İlişkin Dipnotlar”ında Dava dışı ... Şirketine ilişkin bilgilerin mevcut olduğunun görüldüğünü, dosya kapsamında sunulan ... ... A.Ş. ve Bağlı Ortaklıkları 31.12.2016 Tarihinde Sona Eren Hesap Dönemine Ait Konsolide Finansal Bilgilere İlişkin Bağımsız Denetçi Raporunun “Konsolidasyon Kapsamında Alınan Bağlı Ortaklıklar” başlıklı 4.4.1 maddesinde 31.12.2016 tarihi itibariyle Davalı ... ... A.Ş.’nin Dava dışı .... ve Tic. A.Ş.’de %99,94 oranında pay sahibi olduğunun görüldüğünü, Davalı ... ... A.Ş. tarafından KAP’a bildirilen Özel Durum Açıklamalarında, Dava dışı ... şirketi ile Davacı ... şirketi arasındaki ilişkinin akıbetine ilişkin bildirimlerde bulunduğunun görüldüğünü, alınan avanslara ve sözleşmelere atıfta bulunulduğunun tespit edildiğini, davalı ... şirketinin 30 Eylül 2017 tarihinde sona eren hesap dönemdeki dipnotlarında Davacı ... ile Dava dışı ... şirketi arasındaki sözleşmeye istinaden alınan 6.000.000,00 USD nakit avansa değinildiği, şirketin finansal tablolarının Ertelenmiş Gelirler hesabının Alınan Diğer Avanslar kaleminde işbu 6.000.000,00 USD nakit avansın bulunduğu anlaşılmış olup, şirketin finansal tablolarının konsolide olması sebebiyle bu hususta detaylı inceleme yapılamadığını, 30 Eylül 2017 tarihinde sona eren hesap dönemine ait dipnotlarda Davacı ... ile Dava dışı ... şirketi arasındaki sözleşmeye uyulmaması durumunda 1.000.000,00 TL cezai şart belirlendiğini, Dava dışı şirketin 2.500.000,00 TL karşılığı USD avansı Davacı ... turizme iade ettiği görülmüş olup, ilgili raporda 31 Aralık 2017 tarihi itibariyle sözleşmeye ilişkin avans tutarının 5.030.820 USD olduğunun belirtiltiğini, Aynı dipnotlarda Davacı ... Turizmin sözleşmenin süre ve şartlarına uyulmaması nedeniyle sözleşme kapsamında almış olduğu ipoteğe ilişkin “İpoteğin Paraya Çevrilmesi” yolu ile takip başlatıldığı, ayrıca Davacı ... tarafından Dava dışı ... Şirketi aleyhine 2.738.017 USD’lik “İlamsız Takipte Ödeme Emri” gönderdiğine ilişkin bilgilerin mevcut olduğunun görüldüğünü, Dosya kapsamında ek olarak sunulan .... İcra Müdürlüğünün ...İflas dosyası 09.03.2020 tarihli sorgulama tutanağında Dava dışı ... Şirketi yetkilisi Selim ...’ın, şirket hissedarı ... ... A.Ş.’nin 5.538.000,00 TL, diğer bir hissedarı ...’in 32.761,00 TL tutarında Dava dışı ... şirketine borcu olduğunu beyan ettiği,
Davalı ... ... A.Ş.’ye ait 31 Aralık 2019 Tarihli Konsolide Finansal Tablolara İlişkin Notlarında 31.12.2018 tarihi itibariyle diğer avansların Davacı ... ile Dava dışı ... şirketi arasında 30.04.2013 Tarihli “Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi”ne istinaden alınan 6.000.000,00 Amerikan Doları nakit avanstan kaynaklandığını, 31.12.2018 bakiyesinin 5.030.820 Amerikan Doları olduğu belirtilmiş olduğunu, bu kapsamda Davacı ve Dava dışı şirket arasında imzalanan sözleşmeye istinaden alınan 6.000.000,00 USD avansın Davalı ... şirketinin finansal tablolarında da mevcut olduğunun tespit edildiğini, ancak finansal tabloların konsolide olması sebebiyle 6.000.000,00 USD avansa ilişkin detaylı inceleme yapılamadığını, Dosya kapsamında sunulan ... ... A.Ş.’nin 14.11.2015 tarihli KAP’a yapmış olduğu Özel Durum Açıklamasında Selim ...’ın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, %99,90 oranında iştiraki olduğu ... şirketinin faaliyetlerinin hedeflenen karlılığı yakalayamaması nedeniyle durdurulduğu görüldüğünü, Davalı şirket tarafından dosya kapsamına sunulan KAP bildirimlerinde, Davacı şirketin Dava dışı ... aleyhine başlatmış olduğu 2.738.017,00 USD ilamsız takipte emrine gerekli itirazların yapıldığı ve ... şirketinin Davacı ... şirketine olan borcu nedeniyle .... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından iflasına karar verilmiş olduğu ve bu kararın Davalı ... şirketinin hukuki durum açısından menfi bir sonuç doğurmadığına ilişkin bildirimde bulunduğu görüldüğünü,
Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş.’nin 06.12.2021 tarih HHD/2021-4412 sayılı yazısında sunulan ... ... A.Ş. ve Bağlı Ortaklıkları 2015-2016-2017-2018 yılları Bağımsız Denetçi Raporlarının incelenmesi neticesinde; Davalı şirketin denetim ve faaliyet raporlarında Dava dışı ... şirketine ilişkin bilgilerin mevcut olduğu, Davalı şirketin bağlı ortaklıklarında dava dışı ... şirketinin görüldüğü ve dava dışı şirkette %99,94 oranın payının bulunduğu, davalı şirketin davacı şirket ile dava dışı şirket arasında akdedilen sözleşmeye istinaden Dava dışı şirkete verilen 6.000.000,00 USD avansa işbu denetçi raporunda yer verildiği, bu avansın Alınan Diğer Avanslar kaleminde takip edildiği görülmüş olmakla birlikte, bu hesap bakiyesinin kümülatif olduğu bu sebeple 6.000.000,00 USD nakit avans bakiyesinin ayrıştırılmasının mevcut durumda mümkün olmadığının görüldüğünü, yetkilendirme üzerine 22.07.2022 tarihinde Davalı ... ... A.Ş. adresi olan “... Mah. ... Sk. .. ... ... T2 Blok D:2 .../...” adresine dava konusu 6.000.000,00 USD avans alacağına ilişkin yerinde incelemeye gidildiğini, Dosya kapsamında 6.000.000,00 USD’lik avans ödemesinin 2013 yılında yapıldığı anlaşılmış olmakla birlikte, Davalı şirket adresinde ilgili yıllara ait ticari defter ve belgelerin mevcut olmadığı, eski yönetimin yeni yönetime ticari defterlerini teslim etmediği izah edildiği üzere Davalı şirketin ticari defterleri ve avans ödemesine dayanak belgeleri incelenemediği hususunda tutanak tutulmuş olup, işbu tutanak dosya kapsamında sunulduğunu,
Dosya kapsamında sunulan evrak ve belgelerin incelenmesi neticesinde, Davacı ... şirketi ile Davadışı ... şirketi arasında imzalanan 30.04.2013 tarihli “Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi”ne istinaden Dava dışı şirket adına 6.000.000,00 USD avans ödendiği, bu hususta bir uyuşmazlık bulunmadığı, yapılan 6.000.000,00 USD ödemeye ilişkin dekontların mevcut olduğu, bu sözleşmeye ilişkin olarak ek bir sözleşme akdedildiği, işbu sözleşmede Davalı ... ... A.Ş.’nin Müşterek Borçlu/Müteselsil Kefil sıfatıyla kaşe-imza bilgisinin mevcut olduğu, Sayın Mahkemenin yetkilendirmesi üzerine 2013 yılında gerçekleştirilen 6.000.000,00 USD avans ödemesine ilişkin olarak Davalı şirket adresinde yapılan yerinde incelemede, Davalı şirketin ilgili yıllara ait ticari defterlerin bulunmadığı ve eski yönetimin yeni yönetime ticari defterleri teslim etmediği şeklinde beyanda bulunduğu, Davalı şirkete ait Bağımsız Denetçi Raporları ve Kamu Aydınlatma Platformuna yapmış olduğu bildirimlerde Davalı şirketin Dava dışı şirkette hakim ortak olduğu, Davacı ... ile Dava dışı ... şirketi arasındaki ilişkinin akıbetine ilişkin bilgilerin mevcut olduğu, bu kapsamda dava konusu edilen 6.000.000,00 USD nakit avansa Bağımsız Denetçi Raporlarında değinildiği ancak sunulan raporda mali verilerin kümülatif (konsolide) olması sebebiyle dava konusu edilen avansa ilişkin menfaat ilişkisinin ve ekonomik bütünlük çerçevesinde tespitin mümkün olmadığı, Dava dışı ... şirketinin .../... adresinde olduğu ve yetki alanı dışında olması sebebiyle ticari defter ve belgelerinin incelenemediği, bu aşamada dava konusu edilen 6.000.000,00 USD avans ödemesinin Dava dışı ... şirketine ödendiğine dair tarafların uyuşmazlığının bulunmadığı ancak Davalı şirketin alınan bedelden menfaat sağladığı yönünden ticari defterlerin ibraz edilmemesi sebebi ile bir tespitinin mümkün olmadığı, dosya kapsamında yer alan KAP ve Bağımsız Denetim Raporlarının da konsolide olarak düzenlendiği anlaşıldığından somut olarak mali yönden tespit yapılamayacağını,
Dosyada mübrez belgelerden, davacı ... A.Ş. ile dava dışı ... ... A.Ş. arasında .... Noterliği’nin 30.04.2013 tarih ... Y. nolu “Düzenleme şeklinde satış vaadi Sözleşmesi” imzalandığı, sözleşme gereğince ... İstanbul/.../Aydınlık mevkii 33 ada 31 parselde kayıtlı taşınmazda yapılacak inşaatın sözleşme m. 2 ve m. 3’de belirtilen miktardaki bağımsız bölümü kat irtifakının teminiyle birlikte 6.000.000 ABD doları karşılığında satın almayı, ... A.Ş.’de bu bedelle ...’a taşınmazları satmayı, 30.10.2013 tarihine kadar kat irtifakını tesis etmeyi, 31.12.2014 tarihine kadar inşaatı tamamlamayı, aksi halde 1.000.000 TL cezai şart ödemeyi kabul ettiği, 6.000.000 ABD doları satış bedelinin banka vasıtasıyla dava dışı ...’a ödendiği, ...’ın davacı lehine satış vaadi sözleşmesinden doğan borçların teminat altına alınması için davacı lehine davalı ...’ın mülkiyetindeki İstanbul/... ... no’lu parselin 51/100 hissesi üzerine üçüncü kişi sıfatıyla ... Tapu Müdürlüğünün 24.03.2013 tarih 13291 Y. no’lu kaydı ile 7.000.000 TL’lik 1. Derecede ipotek tahsis edildiği ve ... Müdürlüğünün 26.04.2013 tarih ... Y. No’lu istemi ile 3. kişi Endeks A.Ş.’ne ait ... Mahallesi 41. Parselin tamamı üzerine KDV hariç 3.000.000 TL bedelle 1. Derece ipotek tesis edildiği, satış vaadi sözleşmesinde öngörülerek yapılan süre uzatımında ...’ın inşaatı bitiremediği, sözleşme uyarınca aldığı 6.000.000 ABD dolarının yıllık %5,5 faizle ve 1.000.000 TL cezai şart ödemede uzlaştıkları, 23.03.2015 tarihinde davacıya 2.500.000 TL ödendiği, taraflar arasında toplam alacağın 5.976.435,32 ABD doları olduğu hususunda “mutabıkız” ibaresiyle borç miktarının belirlendiği, davacı ..., davalı ... ile borçlu ... arasında ...’ın müşterek borçlu, müteselsil kefil olarak 11.10.2016 tarihli Borç kabul ve teminat sözleşmesi imzaladığı, borçlu ...’ın 5.030.320 ABD doları borcu kabul ettiği, ...’ın anılan tutarda borç için müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu kabul ettiği borcun ödenmediğinde davacının ipotek sınırları dışında kalan bakiye 2.738.016,74 ABD dolarının tahsili için .... İcra Müdürlüğünün ... E. no’lu dosyasıyla ... ve ... aleyhine genel haciz yoluyla takip başlatıldığı daha sonra ayrı ayrı olarak genel haczin iflas yoluyla takibe çevrildiği, ...’ın itirazı üzerine işbu iflas davasının açıldığının anlaşıldığını, önce, davacı ... A.Ş. ile ... A.Ş. arasında imzalanan .... Noterliği’nin 30.04.2013 tarihli “Düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi” akdedildiği, 30.04.2013 Tarihli “Düzenleme şeklinde Satış Vaadi Sözleşmesi” ne 10.08.2016 tarihli Ek Sözleşme “Borç Kabul ve Teminat Sözleşmesi” davacı ... A.Ş., davalı Kervasaray ... ve üçüncü kişi ... A.Ş. tarafından akdedilmiş olup sözleşmede ..., ... ... ve ... ...’ın borcuna müşterek borçlu ve müteselsil kefiller olarak yer aldığını, Borç tutarının, ...’ın ...’a bu sözleşmenin imza tarihi itibariyle satış vaadi sözleşmesinden doğan 5.030.820 ABD doları olup ...’ın cezai şart, faiz ve diğer alacak hakları saklı tutultuğunu, taraflar arasındaki Borç kabul ve teminat sözleşmesinde kefalet limiti 5.030.820 USD ve kefalet tarihi 11.10.2016 el yazısı ile değil bilgisayar suretiyle yazıldığını, bu durum TBK m. 583 uyarınca davalı bakımından kefalet sözleşmesinin geçersizliğine neden olacağı düşünülürse de Doktrin ve Yüksek Mahkemenin kararlarında belirtildiği üzere “şekil kurallarına aykırılığın ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması anlamına gelebiliceğini, Hakkın kötüye kullanıldığı savunma olarak ileri sürülmese dahi bu husus defi değil itiraz olarak kabul edileceğinden hakimin re’sen göz önüne alacağını, (YHGK 08.05.2002 tarih, 5-338/386 sayılı karar, Akyol Ş. “Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması”, İst. 1995,2; Oğuzman M. Kemal/Barlas Nami “Medeni Hukuk”, 24 B, İst 2018, 289). Somut olayda, 22.07.2022 tarihli tutanak da tespit edildiği üzere davalı şirket adresinde ilgili yıllara ait ticari defterler mevcut olmadığının beyan edildiğinden ticari defterler, belgelerde inceleme yapılamadığını, Merkezi kayıt (İstanbul) tarafından 29.07.2021 tarihinde gönderilen ... ... A.Ş.’nin kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapmış olduğu özel durum açıklamaları incelendiğinde; 23.05.2013 tarihli özel durum açıklaması ... ... A.Ş.: ... Tekstil Yatırımları San ve Tic. A.Ş.’nin sözleşmelerin teminatı olarak ipotek verilmesi, 14.11.2015 ... ... A.Ş.: İştirakimiz ... ... San. ve Tic. A.Ş.’nin ...’da bulunan üretim faaliyetlerinin durdurulması, 11.05.2017 ... ... A.Ş.: ... A.Ş.’nin iştirakimiz ... ... San. ve Tic. A.Ş.’nin satış vaadi sözleşmesi nedeniyle başlattığı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin devam ettiği,24.05.2017 ... ... A.Ş.: bağlı ortaklık ... A.Ş.’ne ait gayrimenkul için satış ve tescil işlemi, 21.10.2017 ... ... A.Ş.: bağlı ortaklık ... A.Ş.’ne ait gayrimenkulün satış ve tescil işlemlerinin tamamlandığı yönünde açıklamaların bulunduğunu, Diğer bir anlatımla müteselsil kefil TTK m. 18 gereği tacir olduğundan basiretli davranmak zorunda olduğunu, imzaladığı kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına uygun olup olmadığını bilmesi gerektiğini, mezkur sözleşmenin TBK m. 583 hükmüne aykırı olduğunu bilmesi/bilmesi gerekmesine rağmen şekil şartına aykırı olarak sözleşmeyi imzalayan davalının sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu kabulünün Mahkeme’nin taktirinde olduğunu, Yine, dosyaya sunu KAP’a ilişkin belgelerin ... A.Ş.’nin ... Holding, ... A.Ş.’nin iştiraki olduğu anlaşıldığını, Yani davalı ile ... ... San. ve Tic. A.Ş. arasında hukuki ve ekonomik menfaatin varlığının açık olduğunu, sonuç itibariyle; davalı ... ... A.Ş. ile dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş. arasında ortaklık yapısı bakımından hakim şirket-bağlı şirket ilişkisinin mevcut olduğunu, ekonomik yönden sıkı bir bağın görüldüğünü, tacir olan davalı ... Holding A.Ş.’nin mezkur kefalet sözleşmesinin geçersizliğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak kabulü gerektiğini belirtmişlerdir.
Bilirkişi heyeti sunduğu ek raporlarında; kök raporda yer alan görüşlerini değiştirecek bir hususun olmadığını belirtmişlerdir.
Davalı şirketin imzaladığı borç kabul ve teminat sözleşmesinde davalı şirketin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak sözleşmede yer aldığı, kefalet limiti 5.030.820 USD nin ve kefalet tarihi 11/10/2016 tarihinin el yazısıyla yazılmadığı, bilgisayar yazısı olduğu, bu nedenle davalı şirket yönünden kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığından davanın reddine dair verilen kararın İstinaf Mahkemesince kaldırılarak; müteselsil kefalette şekil şartı ile hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının tartışılması gerektiği bildirildiğinden buna ilişkin Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda; celp edilen ticaret sicil ve KAP kayıtları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı göre; bilirkişilerce davalı ... ... A.Ş. adresinde dava konusu 6.000.000 USD avans alacağına ilişkin yerinde incelemeye gidildiği, 6.000.000 USD’lik avans ödemesinin 2013 yılında yapıldığı, davalı şirket adresinde ilgili yıllara ait ticari defter ve belgelerin mevcut olmadığı, eski yönetimin yeni yönetime ticari defterlerini teslim etmediğinin izah edildiği bu nedenle Davalı şirketin ticari defterleri ve avans ödemesine dayanak belgelerin incelenemediği, asıl borçlu şirketin ticari defter ve belgelerinin incelenmesi için .... Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimata verilen cevapta; inceleme için defter ve kayıtların ibraz edilmediğinden inceleme yapılamadığı, ancak KAP' a yapılan bildirimler ve bilirkişi raporuna göre; Davalı ... ... A.Ş.’nin 01.01.2013-31.12.2013 dönemi faaliyet raporlarında Selim ...’ın 27.06.2012-09.05.2013 tarihleri arası şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, Davalı ... ... A.Ş.’nin 31.12.2013 tarihi itibariyle Dava dışı ... şirketinde %99,90 oranın pay sahibi olduğunun görüldüğü, ... ... Anonim Şirketi ve Bağlı Ortaklıklarının 30 Eylül 2015 tarihinde Sona Eren Ara Hesap Dönemine ait Konsolide Finansal Tablolara İlişkin Dipnotlarında Dava dışı ... Şirketine ilişkin bilgilerin mevcut olduğunun görüldüğü, ... ... A.Ş. ve Bağlı Ortaklıkları 31.12.2016 Tarihinde Sona Eren Hesap Dönemine Ait Konsolide Finansal Bilgilere İlişkin Bağımsız Denetçi Raporunun “Konsolidasyon Kapsamında Alınan Bağlı Ortaklıklar” başlıklı 4.4.1 maddesinde 31.12.2016 tarihi itibariyle Davalı ... ... A.Ş.’nin Dava dışı .... ve Tic. A.Ş.’de %99,94 oranında pay sahibi olduğunun görüldüğü, Davalı ... ... A.Ş. tarafından KAP’a bildirilen Özel Durum Açıklamalarında, Dava dışı ... şirketi ile Davacı ... şirketi arasındaki ilişkinin akıbetine ilişkin bildirimlerde bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; davalı ... ... A.Ş. ile dava dışı ... ... San. ve Tic. A.Ş. arasında ortaklık yapısı bakımından hakim şirket-bağlı şirket ilişkisinin mevcut olduğu, ekonomik yönden sıkı bir bağın bulunduğu anlaşıldığından, ayrıca davacı ile dava dışı şirket arasında daha önce imzalanmış olup ifa edilmediği için dava dışı şirketin borçlu hale geldiği, kefil olan davalı şirketin, borcun doğduğundan, borcun miktarından ve müteselsil kefil olduğundan haberdar olduğu, sözleşmeyi davalı müteselsil kefil adına imzalayan kişi ile dava dışı borçlu şirket adına imzalayan kişinin aynı olduğu hususları göz önüne alındığında; davalı ... Holding A.Ş.’nin kefalet sözleşmesinin geçersizliğini ileri sürmesinin objektif iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığı (TMK.nın 2. maddesi) ve hakkın kötüye kullanılması olarak kabulü gerektiği bu nedenle şekil eksikliğinin nazara alınamayacağı Mahkememizce kabul edilmiştir.
Davalı tarafından verilen kefaletin geçerli olduğu ve davacının kefile başvurmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve yasal şartların gerçekleştiği anlaşıldığından Mahkememizin 12.10.2023 tarihli celsesinde; davalı şirketin iflas yoluyla takibe yaptığı itirazın kaldırılmasına, İİK'nın 160. Maddesine göre ilk alacaklılar toplantısına kadar olan masraflar ile, kanun yolları için gerekte bütün tebligat masrafları için 50.000,00 TL avansın yatırılması için davacı vekiline süre verilmesine, İİK'nun 158/1 ve 166/2 maddesi gereğince iflas isteminin ilan edilmesine karar verilmiş, ara karar gereğince iflas ilanları yapılmış, davacı tarafından iflas avansı yatırılmıştır.
Davacı vekilinin talebi üzerine Mahkememizce 20/11/2023 tarihli depo emri düzenlenmiş, davalılar vekillerinin itirazı üzerine Mahkememizin 21/11/2023 tarihli ara kararıyla depo emri ara kararından vazgeçilmesine ve depo emrine esas alacağın tespiti için bilirkişi incelemesine karar verilmiştir. Bilirkişi ... 03/04/2024 tarihli raporunda 03/04/2024 tarihi itibariyle depo emrine esas alacağın 116.531.520,50 TL olduğunu belirtmiştir.
Bilirkişi raporuna itiraz üzerine bilirkişi heyetine Prof. Dr. ...'nın eklenmesi suretiyle 16/09/2024 tarihli ve 13/12/2024 tarihli ek raporlar alınmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından sunulan en son ek raporda 13/12/2024 tarihi itibariyle depo emrine esas alacağın 128.180.827,10 TL olduğu belirtilmiştir.
Davalı vekili, davacı vekillerinin Mahkememize sunduğu 23/12/2019 tarihli e- imzalı dilekçesinde, icra takibine yönelik itirazın 17.657.363,62 TL üzerinden kaldırılmasını talep edildiğini ve depo kararı tesis edileceği tarihe kadar geçecek süre bakımından faiz talebinin bulunmadığını açık ve kesin bir şekilde bildirdiğini, taleple bağlılık ilkesi gereğince depo emrine esas alınacak üst sınırın bu bedel olması gerektiğini belirtmiştir.
Davalı vekili tarafından sunulan Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve ...'ye ait uzman görüşünde, davalı vekilinin buna ilişkin iddiası ile ilgili olarak HMK'nın 26. maddesi gereği kamu düzeninden olan taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde mahkemenin davacının 23/12/2019 tarihli dilekçesinde yazılı talepten daha fazlasına hükmetmesinin mümkün olmayacağını belirtmişlerdir.
Mahkememizin ilk kararından önce yapılan yargılama sınasında, davacı vekilleri tarafından 23/12/2019 tarihinde e-imzalı olarak gönderilen dilekçesinde; "...23.12.2019 tarihli dilekçemizde arz ettiğimiz üzere, asıl borçlu hakkında görülen iflâs davasında .... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından dosya borcu hesaplattırılmış ve 30.09.2019 tarihi itibarıyle dosya borcu 17.657.363,62.-TL olarak hesaplanarak depo emrine rağmen borcun ödenmemesi üzerine 27.11.2019 tarihinde asıl borçlunun iflâsına karar verilmiştir. Gerek asıl borçlu ... ve gerekse kefil ... ... A.Ş. hakkında aynı tarihte ve aynı tutar için -tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- takip başlatıldığı dikkate alınarak, söz konusu tutar (17.657.363,62.-TL) üzerinden davalı ... ... A.Ş.’nin itirazının kaldırılmasına ve bu tutar (17.657.363,62.-TL) üzerinden depo emri tesis edilmesine karar verilmesini arz ve talep ederiz. Bu bağlamda, bu tutarın hesaplandığı 30.09.2019 tarihinden depo kararının tesis edileceği tarihe kadar geçecek süre bakımından faiz talebimizin bulunmadığını arz ederiz." şeklinde beyanda bulunduğu, yine aynı tarihte gönderilen e-imzalı dilekçede de aynı miktarda depo kararı verilmesi talep edildiği ve ekinde .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına ait dosya hesabı belgesini sunduğu görülmüştür.
Davalı şirkete verilecek depo emrindeki alacağın son duruşma tarihine göre hesaplanan miktar mı olacağı, yoksa davacı vekillerinin depo emri için talep ettikleri miktar mı olacağı hususunda yapılan incelemede; davacı vekillerinin dilekçelerinde açıkça 17.657.363,62 TL üzerinden depo emri verilmesini talep ettikleri, ayrıca depo kararının tesis edileceği tarihe kadar geçecek süre için faiz taleplerinde bulunmadıklarını bildirdikleri ve bu beyanlarının HMK.nın 26. maddesi gereğince gözönünde bulundurulması gerektiği anlaşılmıştır. HMK'nın 26. maddesinin; Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır, ondan fazlasına veya başkasına karar veremez hükmü gereğince, davacı vekillerinin taleplerini aşar şekilde depo emri verilemeyeceği Mahkememizce kabul edilmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 29/09/2021 tarih ve 2021/571 E.-2021/491 K. sayılı kararında ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/069/2012 tarih ve 2012/2284 E.-2012/4102 K. sayılı kararında, talepten daha fazlasına ilişkin depo emri verilmesinin mümkün olmadığı, talebin aşılamayacağı belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekillerinin 23/12/2019 tarihli dilekçeleri ve ekindeki dosya hesabı gözönüne alınarak, Mahkememizin 30/01/2025 tarihli celsesinde 17.657.363,62 TL üzerinden depo emri verilmiş, davalı tarafından süresi içerisinde depo emrinde belirtilen 17.657.363,62 TL mahkeme veznesine depo edildiğinden iflas davasının reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İflas davasının REDDİNE,
2-Dava tarihindeki haklılık durumuna göre; Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile geriye kalan 584 TL harcın davalıdan tahsiline,
3-Dava tarihindeki haklılık durumuna göre; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 30.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Dava tarihindeki haklılık durumuna göre; Davacı tarafından yatırılan 31,40 TL başvurma harcı, 31,40 TL peşin harç, 2.640 TL ilan gideri, 9.500 TL bilirkişi ücreti, 1.402,65 TL posta ve müzekkere giderleri olmak üzere toplam 13.605,45 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının ve iflas avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
6-Davalı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,
7-Davalı vekilinin depo emrine istinaden yatırılan paranın nemalandırılması talebinin kabulü ile; davalı vekili tarafından depo emrine istinaden İstanbul 3 nolu Mahkemeler veznesine 03.02.2025 tarihinde ... seri nolu, ... sıra nolu tahsilat makbuzu ile yatırılan 17.657.363,62 TL paranın, ... Bankası İstanbul ... Şubesinde Mahkememizin bu dava dosyası için açılacak birer aylık vadeli ve en yüksek faiz getiren vadeli bir hesaba yatırılmasına, bu konuda İstanbul 3 nolu Mahkemeler veznesine ve ... Bankası İstanbul ... Şubesine müzekkere yazılmasına, Mahkememiz veznesine depo edilen 17.657.363,62 TL'nin ve faiz getirilerinin karar kesinleştikten sonra ve talep halinde davacıya ödenmesine,
Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.13/02/2025

Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim