mahkeme 2022/157 E. 2025/81 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/157
2025/81
8 Nisan 2025
T.C.
İSTANBUL
4. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/157 Esas
KARAR NO : 2025/81
Kağıtbane İstanbul
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 13/09/2022
KARAR TARİHİ : 08/04/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava dilekçesinde özetle;müvekkillerine ait ... markasının 1998 yılında doğmuş bir marka olduğunu, ... markasının 20 yılı aşkındır giyim sektöründe yakından takip edilen, sektörde adeta “...” olarak nitelendirilebilecek bir arka olduğunu, ... markasının, tasarımcısının deyimiyle moda ve tasarım ünyasında üçüncü jenerasyonunu temsil ettiği ve müvekkilleri hakkında detaylı bilgiye... adresinde ulaşılabileceğini, müvekkillerinin tescilli “...” markası ile aynı ticaret unvanına sahip müvekkillerinin 30.06.1998 ılında ...’da kurulduğunu, müvekkillerinin ... markasının, 1998 yılından bu yana başta ... olmak üzere pek çok lkede tescilli olduğu ancak yurtdışındaki müvekkillerinin tescillerinin bir kısmının doğrudan şirket sahibi ... adına olduğunu, bu nedenle ... veya ... adına olan tüm tescillerin huzurdaki davada dayanak olduğunu, müvekkillerinin faturalarında telif hakları müvekkillerinin ait eseri kullanıldığını, müvekkillerinin hususiyetini taşıyan logosunun FSEK kapsamında eser korumasından yararlandığını son derece açık olduğunu, ayrıca, müvekkillerinin “...” ve “...” alan adlarına dair WHOIS kayıtları incelendiğinde de bu alan adlarının 2010 yılında müvekkillerinin kurucusu ve halen sahibi ... adına alındığını, yine bu alan adı tescillerinin de müvekkillerinin “...” markası üzerindeki haklarının bundan çok öncesine, 2010 yılına dayandığını gösterdiğini, müvekkillerinin “...” markasının ve aynı zamanda tüm telif hakları müvekkillerinin ait logosunun asli unsurlarından olan müvekkillerinin özgü (“...”) eserinin aynısının aleyhine tespit edilen tarafından izinsiz ve hukuka aykırı kullanılması, müvekkillerinin marka ve telif haklarını ihlal etmenin yanı sıra müvekkillerinin aleyhine haksız rekabet de yarattığını, davalının ... sayılı markasının; - müvekkillerinin gerçek hak sahibi olduğunu, dünya çapında tescilli ve ülkemizde de bilinen “...” markasını birebir olarak içermekte olduğunu (SMK. 6/3 – Gerçek Hak Sahipliği İlkesi), her türlü telif hakkı müvekkillerinin ait olan ve 2010 yılında müvekkillerinin tarafından yaratılan logosunu, her bir unsuru ile aynen içermekte olduğunu, (SMK. 6/6 – Telif Hakkı), müvekkillerinin ticaret unvanı “...” olmakla davalı markası müvekkillerinin ticaret unvanının bire bir aynısı için yapılmış olduğunu, (SMK. 6/6 – Ticaret Unvanı), müvekkillerinin “...” markası müvekkilinin dünya çapındaki tanıtım ve dağıtım faaliyetleri neticesinde dünya genelinde yüksek bilinirliği haiz olduğunu, (SMK. 6/4 – Tanınmışlık) davalı kendisinin de sözlü olarak ifade ettiği üzere, müvekkillerinin marka ve logosunu menşe ülkesi olan Fransa’da görmüş, beğenmiş ve Türkiye’ye gelip bire bir kopyaladığını, hatta tıpkı müvekkili gibi bu markalar ile takım elbise, pantolon ve ceket üretim ve satışı yaptığını, ihtar ve uyarılarına rağmen ihlal yaratan kullanımlara devam etmiş olmakla yetinmeyip dava konusu markayı müvekkillerinin ancak $750’000 (bugünkü kurdan yaklaşık 13’675’000.- TL) devir ücretinin kendisine ödenmesi ile gerçekleştirebileceğini belirttiğini, ama bu talebinden iki gün önce de “...” markası için bir kelime markası başvurusu da yaptığını, davalının müvekkillerinin markasının taklit etmek ve bundan haksız menfaat sağlamak konusunda ısrarla kötüniyetli eylemlerini sürdürdüğünü, (SMK. 6/9 – kötüniyet), tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalının dava konusu ... sayılı markasının hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkillerinin şirkete ait “...” kelime markasının ve aynı zamanda ... logosunun tek ve gerçek sahibi olduğu ve davalıların ise bu marka ve eseri müvekkillerinin haberi dahi olmaksızınmüvekkillerinin ticari görsel kimliğini de birebir suretle taklit etmesi müvekkillerinin marka ve telif haklarını ihlal etmekte ve aynı zamanda müvekkillerinin aleyhine haksız rekabet yarattığını, davalı ... adına ... sayı ile .... sınıfta yer alan mallar için tescilli “ ” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı adına tescilli ve hükümsüzlük talebine konu... sayı ile tescilli davalı markasının 3. kişilere devrinin önlenmesi için teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve bu amaçla Türk Patent ve Marka Kurumu'na müzekkere yazılmasını, davalıların hükümsüzlük talebine konu tescilinin ve fiillerinin kötü niyetli olduğunun tespitini, davalılara ait fiillerin davacıya ait telif haklarına tecavüz teşkil ettiği ile haksız rekabet yarattığının tespitini, davacıya ait “...” markasının ve/veya her türlü telif hakkı davacıya ait eserinin davalılara ait web sitelerinde, iş evrakı ve tanıtım vasıtalarında kullanılmasının durdurulmasını ve önlenmesini, müvekkillerinin marka ve telif haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını; bu amaçla, üzerinde “...” markası ve/veya eserinin bulunduğu ürün, ambalaj, etiket, kutu, iş evrakı, katalog, ve her türlü tanıtım ve promosyon araçlarına el koyularak imhasına; davacıya ait “...” markasını ve/veya her türlü telif hakkı müvekkillerinin ait eserini taşıyan ürünlerin davalılar tarafından ithalat ve ihracatının durdurulmasını ve önlenmesini, bu hususta verilecek kararın kesinleşmesi halinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na ithalat ve ihracatının durdurulmasını ve önlenmesni yönünde müzekkere yazılmasını, mahkeme karar özetinin tüm Türkiye'de yayınlanan ve en yüksek tiraja sahip ilk 3 gazeteden birinde bir kez ilanını, ilan ücretinin peşin olarak davalılardan alınmasını, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıların cevap dilekçesinde; müvekkillerinin uzun yıllardır gerek yurtiçinde gerçekleştirdikleri faaliyetler ile, gerekse de gerçekleştirdiği ihracatlar ile ülkemizin yüz akı olan işletmelerden birisi aline geldiği, müvekkillerinin markası ile arz edileceğini veçhile 2014 yılından bu yana ciddi bir ticaret hacmi kazandığını, ... kod numaralı marka 3.05.2014 tarihinde tescil başvurusuna konu edilmiş olmak ile birlikte mal ve hizmetlerin sınıflandırılmasına ilişkin tebliğ’in ... Sınıfında “Koruyucu amaçlı lanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar. ayak giysileri. aş giysileri.” emtiaları bakımından müvekkillerinin adına tescilli olduğunu, davacı yanın dava onusu iddialarını değerlendirebilmek için huzurda bulunan ihtilaf bakımından müvekkillerine ait olan markanın koruma süresinin başlamış olduğu 23.05.2014 tarihinden önce davacı yanın ibaresi bakımından ülkemizde korunması icap eden bir hakkının var olup olmadığını, var ise yurtdışında tescilli olan herhangi bir markasının ilgili tarihten önce ülkemize de sirayet edecek şekilde tanınmış olup olmadığının irdelenmesi gerektiğini, davacı yanın delilleri arasında davacı yana ait olduğu bildirilen uluslararası herhangi bir marka tescil bilgisi yer almadığı gibi, davacı yan dosyaya herhangi bir uluslararası tescil marka tescil belgesi sunmadığını, ülkemizde de ihtilaf konusu marka bakımından herhangi bir korumayı haiz olduğunu ispat edebilecek herhangi bir bilgi ve belgeyi dosya arasına ibraz edemediklerini, bu halde, ülkesellik prensibi gereği Türkiye’de tescili bulunmayan bir ibare bakımından (ilgili ibareyi Türkiye’de herhangi bir ticari faaliyetindemüvekkillerinden önce kullanmamış olan davacı yan tarafından – aşağıda arz edildiği üzere davacı yanın kullanım iddialarına konu evrak yalnızca “...” isimli firmanın vermiş olduğu yazı ve “...” firmasının davacı yana kestiği faturalardan ibaret olduğunu, ilgili faturalar yalnızca ...’in markasal kullanımını göstermeye yeterli olabileceğini, ilgili faturaların davacı yanın dava konusu markayı ülkemizde kullandığını işaret eder herhangi bir yanı bulunmamasına karşın sayın Mahkemenizin dosyasına yalnızca konu hakkında kafaların karışması arzusu nedeni ile sunulduğu tarafımızca değerlendirilmektedir )müvekkillerine karşı sayın mahkemenize arz edilen üstün hak iddialarının dinlenemeyeceğini, ...’in tek taraflı beyanı (ki ilgili beyanlarda dahi ... yalnızca ihracat yaptığını ikrar etmektedir.) huzurda bulunan yargılama bakımından ispat varakası olamayacak olmakla birlikte, dosyada bulunan ...’in davacı yan adına tanzim etmiş olduğu faturalar da davacı yanın dava konusu markayı ülkemizde kullandığı anlamında elbette yorumlanamayacağını, ilgili faturaların içerisinde “ ” ibareli herhangi bir ürünün bulunduğu ise davacı tarafından elbette ispat edilemediği zira böyle bir kullanımın bulunmadığı) 6769 sayılı SMK hükümleri kapsamında hak iddia edilmesi mümkün olmadığını, hal böyleyken, karşı yanın (tescilli hiçbir markaya dayanmaksızın) Fransa menşeili bir takım kullanımlarını gerekçe göstererek 23.05.2014 tarihinden önce ibaresinin Dünyada ve ayrıca Türkiye’de tanınmış olduğunu iddia ederek mevzuatımızın tanınmış markalar için sağladığı istisnai korumadan haksız olarak faydalanmaya çalışmakta olduğu noktasında herhangi bir duraksama bulunmadığını, karşı yan adına yurtdışında kullanıldığı iddia edilen – ancak uluslararası herhangi bir tescil belgesinin dosyaya arz edilemediği - ibaresinin müvekkillerine ait markanın koruma tarihi olan 23.05.2014 tarihinden önce tanınmış marka kriterlerini ihtiva ettiği iddiaları karşı yan tarafından ispatlanamadığını, müvekkillerinin markanın varlığından 2014 yılından bu yana haberdar olduğu tartışmasız olan davacının, müvekkillerinin dava konusu markaya yatırımlar yapması, ülkemizde ayırt edici hale getirmesi ve yoğun olarak ticari faaliyetlere konu etmesinden 8 sene sonra huzurda bulunan davayı başlatmış olmasının kötüniyetli olduğunu, “uzun süre sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğramış olan” davacı yanın haksız ve mesnetsiz taleplerinin dinlenemeyeceği noktasında herhangi bir duraksama bulunmadığını, bu halde davacı yanın taleplerinin; - davacı yana ait olmayan, davacı yanın yetkilisine ait olduğu bildirilen, Fransa menşeili tek bir markanın varlığı çerçevesinde; - ülkemizde Müvekkillerinin marka başvurusundan önce kullandığını hiçbir veri ile ortaya koyamadığı markanın 2014 yılında tanınmış olduğu ve bu tanınmışlığın ülkemize de sirayet eder mahiyette olduğu iddiası ile, - 8 yıldan uzun süredir varlığından haberdar oldukları aşikar olan markanın hükümsüz kılınması taleplerinden ibaret olduğu ve bu taleplerin dinlemeyecek olduğunu, itiraza konu markayı Türkiye’de kullanmayan/ticari faaliyete konu etmeyen karşı yanın, ülkesellik prensibi de göz önünde bulundurulduğunda, SMK 6/3 maddesi kapsamında gerçek hak sahipliği iddiasında bulunamayacağı açıkça ortada olup karşı yanın bu yöndeki itirazlarının da reddinin gerekliliği, huzurda bulunan dava 13.09.2022 tarihinde ikame edilmiş olmak ile birlikte halihazırda müvekkillerine ait olan markanın 23.05.2014 tarihinden bu yana ciddi yatırımlar ile ülkemizde kullanılmakta, tüketici nezdinde ayırt edicilik/farkındalık sağlamış bulunduğunu, huzurda bulunan dava 13.09.2022 tarihinde ikame edildiğini, dolayısıyla 13.09.2017 tarihinden önce tescil edilen markalar bakımından sessiz kalma yolu ile hak kaybı söz konusu olduğunu, hal böyle iken müvekkiline ait dava konusu markanın tescil başvurusunun 23.05.2014 tarihinde yapılmış olması ve ilgili markanın 12.05.2015 tarihinde tescil edilmiş olması çerçevesinde davacı yan tarafından ikame edilmiş olan davanın bu gerekçeler ile dinlenemeyeceği noktasında herhangi bir duraksama bulunmadığını, bu meyanda, 2014 yılından bu yana müvekkillerinin tarafından etkin bir şekilde kullanılmakta olan, müvekkillerinin yaptığı yatırımlar ile tüketici nezdinde ayırt edici hale gelmiş olmakla
birlikte her yıl milyonlarca liralık ticari hacme ulaşmış markaya karşı (uluslararası sahada pek çok farklı kişi ya da firma adına kayıtlı olmakla), ülkemizdemüvekkillerinin herhangi bir üstün hakkı bulunmayan davacı yan tarafından ikame edilmiş olan davanın mesnetsiz olduğunu, müvekkillerinin kötü niyetli olarak marka tescilinde bulunmadığını ve huzurdaki haksız davanın reddini ve vekâlet ücretinin davacı yana yükletilmesini talep etmiştir.
Davacının cevaba cevap dilekçesinde özetle;müvekkillerinin ... markasının, 1998 yılından bu yana pek çok ülkede tescilli olduğunu, “...” ibaresinin müvekkillerinin aynı zamanda ticaret unvanı olduğunu, müvekkillerinin jeancourcel.com’ alan adının da 2010 yılından bu yana müvekkillerinin sahibi adına kayıtlı olduğunu, müvekkillerinin bu logoyu en azından 2012 yılından bu yana fatura gibi ticari evraklarında kullandığını, müvekkillerinin davalının işbu dava konusu markasını kullandığını öğrendikten hemen sonra huzurdaki davayı ikame ettiği ve dolayısıyla, müvekkillerinin ‘sessiz kalma’ hususunun mevzu bahis olmadığını, müvekkillerinin marka ve logosunu aynen ve bir arada, hatta ‘...’ ibaresi dahi
ekleyerek müvekkilinin emtia grubu üzerinde (takım elbiseler) kullanması ve dava konusu tescilimüvekkillerinin $750’000 (yaklaşık 14 milyon TL) gibi fahiş bir tutarda satmayı teklif ederken aynı tarihte TÜRKPATENT nezdinde habersizce yeni bir marka başvurusunda daha bulunmuş olmasının davalının işbu dava konusu tescilini en başından beri kötü niyetli olarak iktisap ettiğinin açık kanıtı olduğunu, Fransız bir şirket olanmüvekkillerinin mağazalarının tabelalarında da “...” yazmakta olduğunu, dolayısıyla,müvekkillerinin aynı sektörde faaliyet gösteren ve hatta birebir aynı emtia grubunu satan davalılarınmüvekkillerinin haberdar olmamasının mümkün olamayacağını, Dünya genelinde tanınmış hale gelenmüvekkillerinin... markasının Türkiye’de tanınmakta ve kullanılmakta olduğunu, zira basit bir ... araştırması yapıldığında dahi “...” ibaresi ile birlikte müvekkilinin çıktığı görülmekte olduğunu, davalının dava konusu markada müvekkillerinin marka ve logosuna bir arada/yan yana yer vermesi ve markayı aynı emtia grubu üzerinde kullanmasının zaten davalıların damüvekkillerinin yakından haberdar olduğunun açık kanıtı olduğunu, davalının cevap dilekçesi okunduğunda da davalının, sınırsız seçenek özgürlüğü varken ürettiği veya ürettirdiği takım elbiseler için neden müvekkillerinin marka ve logosunu seçtiği konusuna bir açıklama getiremediğini, davalının beyan ve itirazlarının reddi ile davanın kabulünü karar verilmesi talep edilmiştir.
Davalılar ikinci cevap dilekçesinde ; davacının cevaba cevap dilekçesinde de ihtilaf konusu marka bakımından “gerçek hak sahibi” olduğunu iddia ettiği; ancak “ülkesellik ilkesi gereği yurtdışında yapıldığı iddia bulunan kullanımların hukukumuz bakımından herhangi bir öneminin bulunmadığı” önündeki beyanlarına herhangi bir cevap veremediğini, 23.05.2014 tarihinden önce davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği markalarının “tanınmış marka” uhteviyatında olmadıkları, bu halde haksız ve mesnetsiz taleplerinin dinlenemeyeceği önündeki cevaplarına da davacı tarafından hiçbir yaıt verilemediğini, müvekkillerinin markanın varlığını 2014 yılından bu yana; SMK 25/6 hükmü gereği
ilgili kullanımları 2014 yılından bu yana “bildiği veya bilmesi gerektiği” tartışmasız olan davacının, müvekkillerinin dava konusu markaya yatırımlar yapması, ülkemizde ayırt edici hale getirmesi ve yoğun olarak ticari faaliyetlere konu etmesinden sene sonra huzurda bulunan davayı başlatmış olmasının kötüniyetli olduğunu, “uzun süre essiz kalma yolu ile hak kaybına uğramış olan” davacının haksız ve mesnetsiz aleplerinin dinlenemeyeceği noktasında herhangi bir duraksama bulunmadığını, davalı evap dilekçesinde müvekkillerinin markadan haberdar olur olmaz davayı aşlattıklarını” iddia etmekte ise de; şirket yetkililerine ait markanın müvekkillerinin markası edeni ile 2014 yılında reddedilmiş olması karşısında müvekkillerinin bildiği ya da bilmesi gerektiği” yönündeki beyan ve gerçeklere de herhangi bir cevap veremedikleri ve davanın reddini talep edilmiştir.
14/04/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; “davacının davalının markasının tescilli olduğu 25. Sınıf hizmetler (Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar, Ayak giysileri, Baş giysileri) bakımından markayı Türkiye’de kullandığını gösterir herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığını, davacı tarafından dosyaya sunulan delillerin Türkiye’de markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıracak çapta ve nitelikte kullandığını ispata yeterli olmadığını, davacının markaya konu işareti Türkiye’de aktif ve yoğun ve diğer taraftan markaya ilişkin ticari etki oluşturacak, aktif ve süreklilik arz edecek şekilde markasal olarak kullandığını ispatlayamadığı kanaatine varıldığını, böylelikle, “eskiye dayalı kullanım” iddiasının değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosyada bulunmadığını, sonuç olarak 6769 sayılı SMK m. 6/3 anlamında davacının Türkiye’de önceki tarihli, markasal, ciddi kullanımının ve “geniş bir coğrafyada kullanım” koşullarını karşılayamadığını, bu bakımdan davacının gerçek hak sahipliğinden doğan haklarının ispatlanamadığını, davacının sunmuş olduğu deliller bir bütün olarak incelendiğinde, davacının ibareli logosunun SMK m.6/4 kapsamında değerlendirilmesine yeter somut delile dosya münderecatından ulaşılmadığını, dosya kapsamında davacı tarafça sunulan deliller incelendiğinde davacının ticaret unvanı itirazının davalının marka tescili kapsamında (25. Sınıf) iltibas tehlikesinin oluştuğu kanaati belirtilen emtialar içinde kalan emtialardan olup olmadığı sunulan Fransız sicil kaydının Türkçe tercümesi yer almadığından anlaşılamadığını, diğer yandan, Türkiye’deki Ticaret Sicil kayıtlarında davacının dava konusu ettiği ... ticaret unvanının kaydına ilişkin herhangi bir delile rastlanılmadığından SMK m. 6/6 kapsamındaki ticaret unvanı hakkına dayalı talebe ilişkin bu aşamada herhangi bir kanaate varılamadığını,
marka tescilinde kötü niyet, yerleşik Yargıtay kararlarında “tescil ile sağlanan korumanın amacına aykırı kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yarar sağlamak” şeklinde ifade edilmektedir.
Markalara karşı açılan hükümsüzlük davalarında, kötü niyetin belirlenmesi her olayın kendine özgü koşullarına göre mümkünolacağını, yukarıda verilen tespitler ışığında somut dosya kapsamında davalının kötü niyetli olup olmadığının ise Mahkemenin takdirine bırakıldığını, SMK’da sessiz kalma süresi 5 yıl olarak belirlendiğini, ancak sessiz kalma suretiyle hak kaybı süresi her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gereken hukuki bir olgu olduğunu, bu nedenle dosya kapsamına ve yüksek yargı içtihatlarına davacı yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunun Mahkememizin takdirine bırakıldığını, davaya konu logosunun eser niteliğine sahip olmadığını, ancak FSEK m.84 atfıyla haksız rekabet hükümleri kapsamında koruma görebileceğini, olayda davacının yurtdışında tescilli markası ve logosu ile karıştırılmaya yol açacak yöntemlere başvurulduğunu, bu şekilde karıştırılma ihtimali oluşturularak TTK m.55/I a-4’de düzenlenen haksız rekabet fiilinin işlendiği” görüş ve kanaatine varılmıştır.
06/02/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; haksız rekabet açısından yapılan incelemede; TTK m. 55/1/a/ 4 uyarınca “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” kapsamında davacı aleyhine haksız rekabet halinin oluştuğunu , bilirkişi heyeti üyesi ...’ın, rapor içeriğinde açıklanan gerekçelerle, davalının tescilli markasını kullanmasının haksız rekabet oluşturmadığını, buna karşın davacının markasını oluşturan logosunun grafik tasarımı uzmanı tarafından incelenmesi sonucunda eser niteliğinde ve telif koruması altında olduğu sonucuna varılması sebebiyle Sayın Mahkemeniz tarafından davalının markasının SMK m. 6/3’e aykırılık sebebiyle hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, davalının davacının markasını kullanmasının TTK m. 55/1-a-4 uyarınca haksız rekabet oluşturduğu değerlendirilmesinde bulunulabileceği görüşünde olduğu yönünde görüş kanaatlerini sunmuşlardır.
30/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; heyete verilen görev doğrultusunda yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda ve yukarıda açıklanan sebeplerle kök raporda yer alan ; - “ ...” markasının, davalı markasının başvurulduğu 25.03.2014 tarihinden önce davacı tarafından Türkiye’de, ... Sınıf kapsamındaki emtialar üzerinde marka fonksiyonunu yerine getirir şekilde kullanıldığının ispatlanamadığını, işbu davada ... sayılı marka açısından SMK m.6/3 uyarınca önceye dayalı kullanım/gerçek hak sahipliğine dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını,- davacının ...” markasının, davalı marka başvurusunun yapıldığı 25.03.2014 tarihinde tanınmış marka olduğunun ispatlanamadığını, işbu davada ... sayılı marka açısından SMK m.6/4 uyarınca tanınmışlığa dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, davacının, davalı marka başvurusunun yapıldığı 25.03.2014 tarihinden önce “...” ticaret unvanı ile Türkiye’de ticari kaynağa işaret eden faaliyetlerinin bulunduğunun ispatlanamadığını, işbu davada ... sayılı marka açısından SMK m.6/6 uyarınca ticaret unvanına dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, bilirkişi heyeti üyesi Dr. Öğretim Üyesi ... ve Dr. ...’in kötü niyet iddiasının kanıtlanamadığı görüşünde olduğunu, davacının kötü niyetli tescil iddialarına ilişkin olarak görüşlerinde herhangi bir değişiklik yapılmasını gerektirecek yeni bir bulgunun ortaya sunulmadığını, bilirkişi heyeti üyesi ...’ın ... sayılı markanın kötüniyetle başvurulduğu iddiasının kanıtlandığı ve SMK m.6/9 uyarınca kötüniyete ilişkin hükümsüzlük koşullarının oluştuğu görüşünde olduğunu, dosya kapsamında davalının ...sayılı markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerde ciddi ve kesintisiz bir şekilde kullandığı ve davacının da bu kullanımı bildiği ve bilmesi gerekmesine rağmen beş yıl boyunca kullanımlara katlandığını ispatlar delil bulunmadığını, davada sessiz kalma yoluyla hak kaybı koşullarının gerçekleşmediğini, Sayın Mahkemece davalı markasının tescilinde kötü niyet bulunduğu değerlendirildiği takdirde süreye tabi olmadan hükümsüzlük davası açılabileceğini, bilirkişi heyeti üyesi ... ve ...’ın TTK m. 55/1/a/ 4 uyarınca “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” kapsamında davacı aleyhine haksız rekabet halinin oluştuğunu,yönündeki tespitler aynı şekilde muhafaza edilerek, bu tespitlere ek olarak; Sayfa 11 / 12
- Heyetimize katılan Grafik Tasarım Uzmanı Sayın Bilirkişi ...tarafından yapılan inceleme neticesinde, taraflara ait logoların, logo şekli ve logo yazısı doğrultusunda birbirinin ayırt edilemeyecek derecede benzeri olduğunu, davacıya ait logoda, logo şeklinde ... ve ... harflerinin sahip olduğu yazı karakteri, birbirlerine göre hizalanış biçimlerinin bir fikri çaba sonucu oluştuğu ve eser niteliği taşıdığını, davacı logosunun FSEK m. 4 uyarınca güzel sanat eseri niteliğinde olduğu ve FSEK kapsamında koruma altıda olduğunu, davacının telif hakkı sahibi olduğu logosunun davalı tarafından marka olarak tescil edilmiş olması nedeniyle, işbu davada 2014 43767 sayılı marka açısından SMK m.6/6 uyarınca telif hakkına dayalı hükümsüzlük koşulunun oluştuğunu, Dr. Öğretim Üyesi ...’ın heyete katılan grafik tasarım uzmanı sayın bilirkişinin tespitleri doğrultusunda rapor içerisinde 1.2’de yapılan değerlendirme çerçevesinde, Sayın Mahkemeniz tarafından davalı markasının SMK m. 6/6’ya aykırılık sebebiyle hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, davalının davacının markasını kullanmasının TTK m. 55/1-a-4 uyarınca haksız rekabet oluşturduğu görüşünde olduğu, yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır.
20/03/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle; dava konusu logonun FSEK m. 4 kapsamında güzel sanat eseri niteliğinde olduğunu ve FSEK korumasından faydalanacağını, davacı ve davalının logolarının birebir aynı olduğu yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır.
KANAAT VE GEREKÇE
Uyuşmazlık, davalı adına TPMK nezdinde ... numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile birlikte davalı kullanımlarının davacıya ait telif haklarına ve tecavüz ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davalı adına 23.05.2014 başvuru tescilli hükümsüzlüğü talep edilen tarihli ve ... tescil numaralı ... ibareli marka; ...Sınıfta “Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar. Ayak giysileri. Baş giysileri.” emtialarında 12.05.2015 tarihinde tescil edilmiştir.
Hükümsüzlük Talepleri Bakımından Yapılan Değerlendirme
6769 sayılı SMK'nun 25.maddesinde "(1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.(2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir.(3) Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez.(4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz.(5) Hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez.(6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.(7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar."
6769 sayılı SMK'nun 6.maddesinde "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.(2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.(4) Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." belirtilmiştir.
Gerçek Hak Sahipliği İddiası Gerek mülga KHK gerekse 6769 sayılı SMK ile marka hukukumuzda tescil ilkesi kabul edilmiştir. Ancak tescil ilkesi kabul edilmesine rağmen sistemimiz getirilen istisnalar nedeniyle kullanma sistemine daha yakındır. Yargıtay da yerleşik uygulamasında gerçek hak sahipliği kuralını benimsemiş ve markayı ilk defa kullanıp ona ayırt edicilik kazandıranı gerçek hak sahibi olarak adlandırmıştır. Ancak bir kimsenin bir markayı sadece ilk defa kullanmaya başlaması ile o marka üzerinde önceye dayalı hak sahibi olduğu kabul edilemez.
Tescil edilmemiş markaya SMK ile koruma sağlanmasının sebebi sadece tescilsiz marka sahibinin markayı ilk kez kullanmaya başlaması değildir. Aksine markanın kullanımını haklı kılacak daha temel ve önemli bir sebep bulunmalıdır. Bu da markanın belli bir yer, bölge ve piyasada bilinir hale gelmesidir.
Doktrinde marufiyet kuralı olarak isimlendirilen bu şart hem Türk Patent ve Marka Kurumu uygulamasında hem de Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiş ve tescilsiz marka sahibinin kendisinden sonra yapılan tescilleri engelleyebilmesi veya hükümsüzlük davası açarak haksız yapılmış tescilleri ortadan kaldırabilmesi için tescilsiz markanın yoğun kullanımının kanıtlanması gerekmektedir.
Yargıtay 11. HD. ... esas, ... karar sayılı ve 06/07/1998 tarihli kararında, "İsviçre-Türk markalar hukuku, marka üzernideki hakkın iktisabı ve korunması ile ilgili olarak üç önemli ilkeye dayanır. Marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir. Buna 'gerçek hak sahibi' denilir ve bu tescil açıklayıcı etkiye sahiptir. Buna mukabil bir markayı ihdas etmeksizin seçip tescil ettiren kimsenin bu tescili kurucu etkiye sahiptir. Ancak, bu tescil sadece hak sahibine başlangıçta şarta bağlı bir hak sağlayabilir. Gerçek hak sahibinin dava açıp bu markayı tescil ettireceği tarihe kadar kurucu etkiye sahipliği devam eder. Çünkü, hakiki, gerçek hak sahipliği ikinci bir bağımsız ve münferit mülkiyete hak vermez. Markanın hakiki hak sahibi markasının aynısını veya tefrik edilemeyecek benzerini, her nasılsa marka olarak tescil ettiren kimsenin, sonradan tescil edilmiş markanın terkinin istenebileceği kabul edilmektedir." şeklinde karar verilmiştir.
Maddi anlamda hak sahipliği ilkesi de temel taş olarak kabul edildiği için tescilli hak sahipliğinin aksi ortaya konularak tescille elde edilen karinenin çürütülebilmesi mümkündür.” (Fatih BİLGİLİ, Marka Hukukunda Hakkın Kötüye Kullanılması, Ankara, 2006, s. 92)
Somut olayda, hükümsüzlüğü talep edilen ...tescil numaralı “...” ibareli marka .... Sınıfta yer alan “ Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar. Ayak giysileri. Baş giysileri.” emtialarında 25.03.2014 tarihinde başvurularak tescil edilmiştir. Buna göre gerçek hak sahipliği iddiasında bulunan davacının “...” ibaresini, davalı marka başvurusunun yapıldığı 25.03.2014 tarihinden önce Türkiye’de “Koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar. Ayak giysileri. Baş giysileri.” emtiaları üzerinde davacının Fransa ve bazı Afrika ülkelerindeki kullanımlarına ilişkin olduğu, Türkiye ile bağlantılı olarak sunulan ...A.Ş. tarafından “...” adına düzenlenen 2011 – 2014 yılları arasına tarihlenen faturalarda herhangi bir marka yer almadığı, satılan malın cinsi ve teslimat adresinin belli olmadığı, ... A.Ş. tarafından düzenlenen söz konusu faturalar ve 16.07.2021 tarihli yazının tek başına davacının “...” ibaresini Türkiye’de, 25.03.2014 tarihinden önce .... Sınıfta yer alan emtialar ile bağlantılı ve marka etkisi doğuracak şekilde kullanıldığının kanıtı açısından yeterli olmadığı, sonuç olarak davacının “...” ibaresi üzerinde SMK 6/3.maddesi kapsamında Türkiye’de önceye dayalı bir kullanımı bulunmadığından davada 2014 43767 sayılı marka açısından SMK m.6/3 uyarınca önceye dayalı kullanım/gerçek hak sahipliğine dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
Davacı Yanın Markalarının Tanınmışlığı İddiaları ve Bu Çerçevede Dava Konusu Markanın SMK 6/4 ve 6/5 Hükümleri Bakımından Hükümsüzlüğü Koşullarının Oluşup Oluşmadığı Hususunda Yapılan İnceleme
Tanınmış marka farklı mal veya hizmetler için de koruma sağladığından markanın aynı veya benzer ürünler için korunması kuralının istisnasını oluşturmaktadır.
6769 sayılı SMK'da ve taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere konu mahkeme içtihatları ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim Özel Daire ... tarih ve...s. bir kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" biçiminde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ilişkin olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tespiti cihetine gidilmektedir.
Doktrinde konuyla ilgili yapılan bir başka tanıma göre ise; "Bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunma markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesine üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markalar" tanınmış markalardır (Bkz. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 2012, s. 411).
SMK m.6/5'te yer alan "Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi" ibaresine temel teşkil eden düzenleme Paris Konvansiyonunun 1. mükerrer 6. maddesi hükmüdür. Bu hükümde tanınmış marka kavramına yönelik olarak verilen kriter "herkesçe bilindiği mütalaa edilen" kavramıdır. Antlaşmanın Fransızca metninde markayı ifade etmek "notoirement connue(s)" ifadesi, Almanca metninde ise Türk doktrininde de sıklıkla kullanılan "notorisch bekannte" ifadesi kullanılmaktadır. Yine Konvansiyon'un 29/1-(c) hükmünde muhtelif yorumlarda itirazlar olması halinde Fransızca metin kabul edilir denmek suretiyle, Fransızca (ve takiben Almanca) metnin esas alınmasının yanlış olmadığı söylenebilir. Hukukumuzdaki düzenlemeye de temel teşkil eden anılı hükümde yer alan ifadeler ise herkesçe bilindiği gibi anlamına gelmekte olup, tanınırlık kriteri olarak ilgili/ilgisiz herkesi yeni toplumu esas almaktadır. Bu kabulün ise tanınmış markanın bilinirlik eşiğini çok yukarı koyduğu ve maddenin uygulama alanını daralttığı muhakkaktır. Bir diğer uluslararası antlaşma olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Antlaşması (TRIPs) ise 16. maddesinde yer alan düzenleme ile tanınmışlık düzeyi (yüksek) marka kavramını gündeme getirmiştir. Bu düzenleme sebebiyle doktrinde ve yargı makamlarında farklı özelliklerine göre ve tanınmıştık derecelerine göre, farklı koruma düzeylerine sahip tanınmış marka çeşitlerinin olduğu öngörüsü egemendir. Ancak tanınmış marka huhuken farklı alt türlere ayrılmamakta, TRİPs Paris Konvansiyonu'ndan bağımsız, ayrı bir tanınmış marka kavramı ile ondan ayrı bir düzen getirmemekte, aksine hükmü tamamlamakta, tanınmış marka kavramının uygulama alanını genişletmektedir. Paris Konvansiyonu ve TRIPs bağlamında tanınmış marka tektir. TRIPs düzenlemesiyle tanınmış markanın herkesçe bilinirlik ölçütünü tüm toplum olmaktan çıkarmıştır. Bu bağlamda markanın ticarete konu yapıldığı ilgili sektörde bilinir olması tanınmış marka olarak kabul görmesinde yeterli olacaktır. İlgili sektörün tespitinde ise markanın kapsadığı ürünlerin hitap ettiği müşteriler yanında, rakip ürün müşterileri, alıcıları, satıcıları ve sektör içindeki ilgili kişiler nezdindeki bilinirlik dikkate alınacaktır. (Bkz. Paslı, 433- 440).
Tanınmışlığın tespitinde, marka sahibi tarafından yaptırılan promosyon ve tanıtım malzemeleri yanında ulusal basında veya gazetelerde markanın tanınmışlığını ortaya koyan reklam ve haberler de dikkate alınır. Bunun yanında yaygın kullanım alanı, toplum nazarındaki tanınmışlıkta dikkate alınır. Bir markanın tanınmış marka olarak belirlenmesinde, markanın toplumun ilgili kesiminde sahip olduğu yüksek bilinirlik düzeyi dikkate alınması gereken kriterlerden biridir.
Somut olaya dönüldüğünde, bilirkişi raporu ile de tevsik edildiği üzere, davacı tarafından sunulmuş ve markanın ilgili tüketici nezdinde bilinme derecesini, markaya ilişkin promosyonları (özellikle ülke çapında yayın yapan televizyon ve radyo kanallarında, yüksek tirajlı gazetelerde yayınlanan reklamlar), markanın değerini (değerlendirme kuruluşlarından alınan raporlar), pazar payını, markadan kaynaklanan hakların etkin kullanımı ve yetkili kuruluşlarca tanınmış marka olarak kabul edildiğini kanıtlar bir delil bulunmadığı davacının “...” markasının, davalı marka başvurusunun yapıldığı 25.03.2014 tarihinde tanınmış marka olduğunun ispatlanamadığı, işbu davada ... sayılı marka açısından SMK m.6/4 uyarınca davacı markasının tanınmışlığına dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK 6/6 Yönünden Yapılan Değerlendirme
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/3 hükmüne göre, “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir”.
Yine aynı kanunun 6/6 hükmüne göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir”.
Sınai Mülkiyet Kanunun 25/1 inci maddesine göre Sınai Mülkiyet Kanununun 6 ıncı maddesinde belirtilen hallerde markanın hükümsüzlüğü mahkemeden talep edilebilir.
Somut olayda, davacının, davalı marka başvurusunun yapıldığı 25.03.2014 tarihinden önce “...” ticaret unvanı ile Türkiye’de ticari kaynağa işaret eden faaliyetlerinin bulunduğunun ispatlanamadığı, davacı şirketin ülkemizde tescilli olmayan ... ticaret unvanı ile davalı ... markasının ayniyet derecesinde benzer olduğu tartışmasızdır. Bu durumda tescilli ticaret unvanına ait sicil kaydındaki faaliyet konuları ile markanın kapsadığı malların karşılaştırılarak, davalı markasının davacı ticaret unvanının faaliyet kapsamında kalıp kalmadığının incelenmesi gerekmektedir. Her ne kadar dosya kapsamında davacının Fransa’daki ticaret sicil kaydının Türkçe tercümesi bulunmasa da davacının giyim sektöründe özellikle takım elbise ve pantolon gibi erkek giysilerinin üretim ve ticareti konusunda faaliyet gösterdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ancak davacının ... ticaret unvanı altındaki bu faaliyetlerini Türkiye’de de gösterdiğini ispat edebilmesi gerekir; zira davacının ... ticaret unvanı ile Türkiye’de ticari kaynağa işaret eden fiili kullanımları olmaksızın salt yurt dışında tescilli ticaret unvanının bulunmasının davacıya SMK m. 6/6 hükmü kapsamında koruma sağlamayacağı, işbu davada ....sayılı marka açısından SMK m.6/6 uyarınca ticaret unvanına dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı; buna karşın davacının logosunun FSEK m. 4’e göre güzel sanat eseri niteliğinde olduğu ve FSEK kapsamında telif hakkı korumasına sahip olduğuna yönelik bilirkişi incelemesine itibar edilmiştir. Bu durumda davacının telif hakkı sahibi olduğu logosunun davalı tarafından marka olarak tescil edilmiş olmasının, FSEK m. 25/1 uyarınca hükümsüzlük nedeni olduğu kanaatine varılmıştır.
Kötü niyet Bakımından Yapılan Değerlendirme
Kötü niyetli marka tescili 556 S. KHK'da bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamış olmasına rağmen, doktrinde bir kısım yazarlar tarafından bu durum da hükümsüzlük nedeni olarak savunulmuş, nihayet SMK 6/9 maddesinde kötü niyetli tescil bir tescil engeli olarak yasal mevzuattaki yerini almıştır. Yargıtay HGK, 16.07.2008 tarih ve ... E.,...K. Sayılı kararı ile tescilde kötü niyetliliği markanın hükümsüzlüğüne yol açacağı yönünde içtihat oluşturmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de sonradan vermiş olduğu kararlarda bu hususu dikkate almıştır.
Bir markanın kötüniyetle tescil ettirildiğinden söz edebilmek için, o markanın tescil ettirilmesinin altında başkasına ait olduğunu bildiği bir markayı haksız olarak sahiplenme, başkasına ait markanın tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanma, başkasının markasının piyasaya girmesini engelleme, tescil ettirilen markayı gelecekte gerçek hak sahibine markadan doğan hakları kullanmakla tehdit ederek satma amacı gibi dürüstlük kuralı (MK m d. 2) ile bağdaşmayan kanıtlanabilir niyetlerin yatması gerekir.
Yine bu konuda Yargıtay HGK ... E., ... K sayılı 15.04.2015 tarihli emsal kararlarında, “...556 sayılı KHK'nın 35/l.maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın amacına uygundur. Çünkü, KHK'nîn 35/1. Ve 42/l-(a) maddelerindeki düzenlemelerde, esasen MK'nun 2.maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kütü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42.maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nun 2.maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nın ruhuna da uygundur. ... marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir.
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyi niyet iddiasında bulunamayacağına da şüphe yoktur (TMK. m. 2).
Somut olay içeriğinde göre; yurt dışında tescilli bir markanın aynısının tescil edilmesi durumunun başlı başına “kötü niyet” olarak nitelendirilmesini ve tescil engeli veya (tescil gerçekleşmişse) hükümsüzlük nedeni olarak kabul edilmediği, yurt dışında tescilli olup, Türkiye’de markasal bir etki yaratacak şekilde kullanılmayan ve Türkiye’de bilinirliği ispatlanamayan markanın, ülkesellik prensibi uyarınca sadece yurt dışında tescilli olmasının kötü niyetin ispatında yeterli olmadığına yönelik Yargıtay 11. HD. 01.03.2021 tarih ve ...E.... Tarihli karar içeriğindeki uygulaması, davalının markasının tescil edildiği tarihte tanınmış marka statüsünde ve Türkiye’de de bilinirliğinin olmadığı, davalının markasının tescil ettirdiği tarihte davacının markasını tanınmış marka olmaması nedeniyle davalının davaya konu markasını kötüniyetli olarak tescil ettirdiğine ilişkin herhangi bir delile rastlanmadığından ispat yükü davacıya ait olacağı, ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi ...D.İş sayılı dosyası ile davalıya ait iki ayrı mağazada yapılan delil tespitinde dava konusu markayı ciddi şekilde kullandığı davalının dava tarihinden önceki kullanımları da dikkate alındığında markanın kullanmak için alınmadığına yönelik ihtimali değerlendirmenin kötü niyet ispatı için yeterli olmadığı gerekçesi ile kötü niyet koşullarının somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
Davalının sessiz kalma yolu ile hak kaybı savunmasının incelenmesi :
556 sayılı KHK'da markanın hükümsüzlüğü davasının hangi süre içinde açılacağı veya ileri sürülebileceği açıkça düzenlenmemişse de Yargıtay uygulamalarında genel olarak markanın hükümsüzlüğü davasında tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin varlığı, 5 yıllık sürede kullanıma marka sahibince sessiz kalınmasından ve markaya yatırım yapılmasından sonra marka hakkına dayanarak hükümsüzlük davası açılmasının 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olduğu, tescilin kötü niyetli yapılması halinde açılacak hükümsüzlük davasının hak düşürücü süreye tabi olmadığı kabul edilmiştir. ( Bkz Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ...Esas, ... Karar sayılı kararı)
Somut olayda dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 6769 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin altıncı fıkrasında da "Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez." denilerek uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı hususu yasal düzenleme haline getirilmiştir.
Gerek 556 sayılı KHK, gerekse 6769 sayılı SMK'nın yürürlükte bulunduğu dönemde, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin hükümsüzlük davasında beş yıllık sürenin tescil tarihinden başlatılmasına yönelik uygulaması davacı yönünden beş yıllık sürenin dava konusu markanın tescil tarihi itibariyle başlatılmaktadır. Nitekim, 6102 sayılı TTK'nın 18/2.maddesindeki "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." hükmü ve SMK'nın 22.maddesi uyarınca marka tescilinin Bültende yayımlanması karşısında, tacir sıfatını haiz davacı yönünden beş yıllık sürenin markanın tescil tarihi itibariyle başladığının kabulü gerekir. (Yargıtay 11.HD ... E., ... K.; Yargıtay 11.HD ... E., ... K.; Yargıtay 11.HD ...E., ...K.; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.Hukuk Dairesi... E., ... K.)
Buna göre, somut olayda davacı şirketin TPMK nezdinde 30.07.2014 tarihinde “...” ibareli görselini ihtiva eden marka tescil başvurusu esnasında davalı markasında haberdar olduğu; yine dava konusu markanın tescil başvurusunun 23.05.2014 tarihinde yapılmış olduğu, markanın 12.05.2015 tarihinde tescil edilmiş olması karşısında) dava konusu marka yönünden dava tarihi itibariyle, tescil tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dolduğu, davalının marka tescilinin kötüniyetli olduğunun da ispat edilmediği, dava konusu markaların tescil tarihi ile dava tarihi arasında 6769 sayılı SMK'nın 25/6. maddesinde ön görülen beş yıllık süre geçmediğinden davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı gözetilerek dava konusu markanın hükümsüzlüğü talebinin reddi gerekmiş; davacının markasını oluşturan logosunun grafik tasarımı uzmanı tarafından incelenmesi sonucunda eser niteliğinde ve telif koruması altında olduğu sonucuna varılmasına rağmen, haksız ve telif koruması yönünden de davacının dava konusu eylemleri bilmesine, davacının yetkilisi ve eserin sahibi olduğu iddia olunan gerçek kişinin -tüzel kişinin eser sahibi olamayacağı da dikkate alınarak- ... başvuru numaralı marka başvurusunun davalı markası nedeniyle reddedildiği, marka içerisinde logonun dolayısıyla eserin de bulunduğu, davacının eserin markalaştırıldığından dahi haberinin olduğu, 2021 yılındaki ihtarnameye kadar sessiz kaldığı, uzun süre sessiz kaldıktan ve karşı tarafta artık dava açmayacağına dair güven oluşturduktan sonra işbu davayı açarak eser sahipliğine dayalı telif haklarını talep etmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğu, (bkz Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/03/2020 tarihli, ... Esas-...Karar, 21/11/2022 tarihli ... Esas-...Karar sayılı kararları), davacının sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradığı, davalının tescilli markası kullanması halinin de haksız rekabet teşkil etmediği anlaşılmakla davanın tümden reddine yönelik aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 615,40 TL karar harcından peşin yatırılan 80.70-TL'nin mahsubu ile kalan 534,70-TL bakiye karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tecavüz talebi yönünden davalılar yararına hesap olunan 40.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca marka hükümsüzlüğü talebi yönünden davalılar yararına hesap olunan 40.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
5-Davalılar tarafından yapılan 12.250,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
7-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Dair davacı vekili ve davalılar vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 08/04/2025
Katip ...
¸
Hakim ...
¸
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.