Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/197
2025/39
12 Şubat 2025
T.C.
İSTANBUL
3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/197 Esas
KARAR NO : 2025/39
DAVA : MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN ve HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ, ÖNLENMESİ, DURDURULMASI
DAVA TARİHİ : 03/11/2022
KARAR TARİHİ : 12/02/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... nolu "..." ibareli, ... nolu ... markanın, ... nolu ... tescilli markaların da sahibi olduğunu, müvekkili firma, kendi sektöründe yıllardır faaliyet gösteren, milyon liralarla ölçülen iş hacmi bulunan, herkesçe tanınmış büyük ve itibarlı bir firma olduğunu, ...adresinde faaliyet göstermekte olduğunu, ... internet adresini kullanmakta olduğunu, aynı zamanda "..." ibareli tescilli markanın sahibi olduğunu, Türkpatent ekran görüntüsünde davacının sahibi olduğu "..." ibareli tescilli markanın bilgileri yer almakta olduğunu, Nice sınıfı "..."olduğunu, davalının, Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan sorgulama sonucunda ticari ünvanında (... Şti.), işletme adında ve internet sitesinde (...) davacı şirketin sınai mülkiyet haklarına tecavüz eder şekilde "..." işaretini kullandığı tespit edilmiş olduğunu, (EK-1 Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Sureti) bununla birlikte karşı taraf, davacı ile aynı sektörde faaliyet göstermekle birlikte kendilerine ait internet sitesinde gerek alan adında gerekse de ana sayfasında ve muhtelif yerlerde "..." ibaresini, davacıya ait "..." tescilli markası ile karıştırılmaya (iltibas) yol açacak şekilde kullanmakta olduğunu, davalıya ait internet sitesinin görüntüleri ... 14. Noterliği ... Tarih ... Yevmiye numaralı e-tespit tutanağı ile tespit edilmiş, tutanak altına alınmış olduğunu, (EK-2 E-tespit tutanağı) davalı taraf kullanım hakları davacıya ait olan markaya/sınai mülkiyet hakkına, davacı firma bilgisi ve izni dışında hukuka aykırı ve kötü niyetli olarak tecavüz teşkil eden fiiller gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye de devam etmektedir. Bu suretle karşı taraf; davacıya ait markanın ününden, -tanınmışlığından yararlanmakta; iltibas yaratmakta, kendisine haksız çıkar sağlamakta olduğunu, ... 14. Noterliği ... tarih ve ... Yevmiye numaralı ihtarname ile karşı tarafa gerçekleştirdiği fiillerin hukuka aykırı olduğu, bu fiillere son vermesi gerektiği, hukuki ve cezai sorumluluğu bulunduğu ve bu fiillere son vermesi ihtar edilmiş olduğunu, (EK-3 İhtarname) ancak gelinen noktada, ihtarnamemiz cevapsız bırakıldığı gibi davalı tarafından anılan hukuka aykırı filler sona erdirilmemiş, işlenmeye devam edilmiş olduğunu, SMK m.29'a göre marka sahibinin izni olmaksızın markayı SMK m.7'de belirtilen biçimlerde kullanmak, marka ve marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek marka hakkına tecavüz sayılmakta olduğunu, HMK m. 392'de bazı durumlarda teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verilebileceği belirtilmiş olduğunu, buna göre, -Sayın Mahkemece teminat belirlendiğinde gereğini yapmaya hazır olduğumuzu belirtmekle birlikte- hukuka aykırı tecavüz fiili böylesine sarih iken durum ve koşullar teminat olmaksızın karar verilmesini gerektirmekte olup Mahkemece teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verilmesini talep ettiklerini, sonuç olarak mahkemece davalının, davacıya ait "..." markasına tecavüz teşkil eden fiillerinin tespit edilmesine, durdurulmasına ve sona erdirilmesine; karşı tarafın davacıya ait "..." markasını ticari ünvanında, işletme adında, internet sitesinde ve sair şekillerde kullanmaktan yasaklanmasına, ticari unvanından bu ibarenin çıkarılmasıyla ticari unvanın ticaret sicilinden terkinine, internet sitesi alan adından bu ibarenin çıkarılmasına ve terkinine karar verilmesini talep ettiklerini İhtiyati tedbir talebimizin kabulü ile dava sonuna kadar aleyhine ihtiyati tedbir talep edilen tarafından davacının sınai hakkına; tecavüz oluşturan fiillerin (ticari unvanda ve internet sitesi alan adında ve içeriğinde "..." işaretinin kullanılması) durdurulmasına karar verilmesini, davalının ticaret unvanında/işletme adında davacının tescilli markasına tecavüz teşkil eder, iltibas ve haksız rekabet oluşturur şekilde "..." işaretini kullanmasının; marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, bu fiillerin durdurulmasına ve sona erdirilmesine, bu kapsamda davalının ticaret unvanından "..." ibaresinin çıkarılmasıyla ticaret unvanının davalının internet sitesi alan adında, hukuki hakları bulunmaksızın, davacı tescilli markasına tecavüz teşkil eder, iltibas ve haksız rekabet oluşturur şekilde "..." ibaresini kullanmasının, marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, bu fiillerin durdurulmasına ve sona erdirilmesine, bu kapsamda "..." alan adlarının domain/hosting hizmetinin ve bu sitelere erişimin engellenmesine ve terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket, “....Ltd. Şti.” şeklindeki, davacı şirketin “...” ibaresini içermesi nedeniyle marka hakkını ihlal ettiğini iddia ettiği ticaret unvanını, 04/09/2012 tarihinden beri kullanmakta olduğunu, davacı şirket ise, dava dilekçesinden de anlaşılabildiği üzere, “...” markasını 2014 yılında tescil ettirmiş olduğunu, ancak davacı şirket sanki bu ibareyi davalı şirket'ten önce kullanmaya başladığını ve davalı şirket de davacı şirket'in markasının tanınırlığından istifade edebilmek adına, davacı şirket'in markasının tescil tarihinden sonra bu ticaret unvanını ve internet sitesini kullanmaya başlamış gibi bir algı yaratmaya çalışmakta olduğunu, halbuki, davalı şirket, resmi kayıtlardan da anlaşılacağı üzere, “...” ibaresini ticaret unvanında ve internet sitesinde, gerek davacı şirketin “...” ibaresini içeren ticaret unvanını kullanmaya başlamasından gerekse markasını tescil ettirdiği tarihten çok daha önce kullanmaya başlamış olduğunu, davacı şirket ise, eski ticaret unvanı “...ŞTİ.” iken, ...'de ... tarihinde ilan ettirdiği tür değişikliği işleminden sonra halihazırdaki ticaret unvanını kullanmaya başlamış olduğunu, başka bir anlatımla davacı Şirket tarafından marka olarak tescil ettirilen “...” ibaresi, ticaret unvanında bile davalı şirket'ten daha sonra kullanılmaya başlanmış olduğunu, bu kapsamda, davacı şirket'in, davalı şirket'in ticaret unvanına karşı, daha sonra tescil ettirdiği markasının üstünlük tanınmasından bahsedilebilmesi de Mahkemenizin de malumu olacağı üzere, hukuken mümkün olmadığını, başka bir anlatımla, aşağıda ayrı bir başlık altında, davalı şirket ile davacı şirket'in faaliyet alanlarının davacı şirket'in iddia ettiğinin aksine aynı olmadığı; taraflarca kullanılan logoların da son derece farklı olduğunu ve “...” ibaresinin kelime anlamının son derece yaygın bir özel ismin (Emine), yabancı bir dildeki karşılığından ibaret olduğu gözetildiğinde iltibas yaratacak nitelikte bulunmadığı hususları gözetildiğinde, zaten huzurdaki davanın her halükarda reddi gerektiği izah edilecek olsa da, tüm bunlar olmasaydı dahi, esas tartışılması gereken hususların, davacı şirket'in, dava konusu markayı tescil ettirmekte haklı bulunup bulunmadığı ve davalı şirket tarafından davacı şirket tarafından tescil edilen markanın hükümsüzlüğünün talep edilebilip edilemeyeceği olduğunu, davalı şirket, tekstil sektöründe; çorap boyama ve dikişsiz seamless boyama alanında faaliyet göstermekte olup ihracatçı firmaların ürünlerini boyayıp fason hizmet vermekte olduğunu, davalı şirket'in, paylaşılan kuruluş sözleşmesini içeren ilan incelendiğinde, esas faaliyet konusu olarak; her türlü tekstil ve tekstil ürünlerinin, her türlü kumaş örme iplik elyaflarının, her türlü iç ve dış giyim mamul ve ham maddelerinin, her türlü deri ürünlerinin boyanma, yıkama ve baskı işlemlerini yapma; her türlü elbise, iç ve dış giyim eşyaları, perde, halı, çarşaf, yorgan ve masaüstü tekstil ürünlerinin, kuru temizleme, yıkama, boyama, ütüleme ve kolalamasını yapma; işlerinin gösterildiği görülecek olduğunu, yani davalı şirket, başta çorap ve iç giyim olmak üzere tekstil ürünlerinin boyaması alanında uzmanlık alanına sahip olup davacı şirketin gerçek faaliyet alanıyla ilgili hiçbir faaliyeti de bulunmamakta olduğunu, bu husus da, huzurdaki davanın ikame edilme amacını, yani davanın kötü niyetli olarak açıldığını açık bir şekilde ortaya koymakta olduğunu, öyle ki, davalı şirket ile davacı şirket'in faaliyet alanları itibariyle, birbirlerine karıştırılma ihtimali hiçbir şekilde söz konusu olmadığını, davacı şirket ise, davalı şirket ile faaliyet alanları itibariyle bambaşka bir kesime yöneldiklerini bilmesine rağmen, “...” ibaresini kendisinden daha uzun bir zaman önce kullanmaya başlayan davalı şirket'e karşı huzurdaki haksız davayı yönelterek, davalı şirket'i baskı altına almaya ve markanın sağladığı hakları genişleterek sebepsiz şekilde zenginleşmeye çalışmakta olduğunu, bu noktada, davacı şirket ile davalı şirket'in, “...” ibaresini, logo olarak hangi şekillerde kullandıklarının değerlendirilmesi gerekmekte olduğunu, davacı Şirket adına tescilli markanın logosu; ... şeklinde olduğunu, davalı şirket'in davacı şirket'ten daha uzun süredir kullandığı ticaret unvanına ilişkin olarak, internet sitesinde ve faturalarında yer alan “...” ibaresinin logosu ise ... ŞTİ. şeklinde olduğunu, davacı şirket ile davalı şirketin logoları da hiçbir şekilde karıştırılma ihtimali bulunmayacak ölçüde farklı kullanılmakta olduğunu, gerek davalı şirket'in “...” ibaresini içeren ticaret unvanını, davacı şirketin “...” ibaresini hem ticaret unvanı olarak kullanmaya başladığı tarihten hem de iddia ettiği hakkın dayandığı markanın tescil tarihinden daha önce kullanmaya başladığı ve bu hususun resmi belgelerle sabit olduğunu, gerek davalı şirket ile davacı şirket'in ticari faaliyet alanlarının esas itibariyle son derece farklı olduğu ve davalı şirket'in esasen tekstil ürünlerinin boyaması işindeki uzmanlığı ve tecrübesi nedeniyle bu alanda faaliyet gösterdiğini, davalı şirket ile davacı şirket'in logolarının birbiriyle hiçbir şekilde herhangi bir karıştırmaya yer vermeyecek ölçüde farklı olduğunu, davacı şirket'in tescil ettirdiği markasının ayırt edici unsurunun son derece yaygın bir özel isim olan “...”nin yabancı bir dildeki karşılığı olan “...” ibaresi olarak kabul edilemeyeceği hususları dikkate alındığında, davacı şirket'in haksız davasının reddine karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, Mahkemenizin malumu olduğu üzere, HMK'nın 329/1. maddesi gereğince, kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebileceğini, davacı şirketin davadaki haksızlığı resmi kayıtlarla sabit olduğundan ve bu husus davacı şirket tarafından bilinmesine rağmen belki de haksız bir ihtiyati tedbir kararı elde edebilmek adına hiçbir şekilde bu husustan bahsedilmeksizin kaleme alınan dava dilekçesinden, davacı şirket'in huzurdaki davayı açmaktaki kötüniyeti ve sebepsiz zenginleşme kastı hiçbir şüphe mahal bırakmayacak şekilde anlaşılabileceğini, bu nedenle, HMK 329/1. maddesi gereğince davacı şirketin hiçbir hakkı olmadığı halde dava açtığı da, taraflarınca izah edilen hususlar ve sunulan deliller ile ispat edildiğinden, davacı şirketin, davalı şirket ile kararlaştırılan akdi vekalet ücretinin tamamını veya bir kısmını da ödemeye mahkum edilmesini, mahkemeyi yanıltarak davalı şirket aleyhine haksız ve sebepsiz zenginleşmeye gerçekleştirmeye çalışan davacı şirketin HMK'nın 329/2. maddesi gereğince 5.000-TL disiplin para cezası ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, davacı şirket'in ihtiyati tedbir talebinin reddine, “...” ibaresini içeren ticaret unvanını davacı şirketin “...” ibaresini hem ticaret unvanı olarak kullanmaya başladığı tarihten hem de iddia edilen hakkın dayandığı markanın tescilinden önceki tarihte kullanmaya başladığı ve bu hususun resmi belgelerle sabit olduğunu, müvekkili şirketi ile davacı şirketin ticari faaliyet alanlarının esas itibariyle son derece farklı olduğunu ve müvekkili şirket'in esas itibariyle tekstil ürünlerinin boyanması alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirket ile davacı şirketin logolarının birbiriyle hiçbir şekilde herhangi bir karıştırmaya yer vermeyecek ölçüde farklı olduğunu, müvekkili şirketin tescil ettirdiği markasının ayırt edici unsurunun son derece yaygın bir özel isim olan “...”nin yabancı bir dildeki karşılığı olan “...” ibaresi olarak kabul edilemeyeceği hususları gözetilerek davacı şirket'in haksız davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVABA CEVAP: Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin TPMK nezdinde ...numaralı "..." ibareli tescilli markanın sahibi olduğunu, davalının cevap dilekçesindeki davalı müvekkili şirketi ile davacı müvekkilinin logolarının ve faaliyet gösterdiği sektörlerin birbirinden farklı olduğu iddialarının kabul edilemeyeceğini, bu nedenle dava dilekçesindeki taleplerin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İKİNCİ CEVAP: Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddini, haksız davanın reddi ile davacı şirketin hiçbir hakkı bulunmamasına rağmen dava açtığı hususu gözetilerek müvekkili şirket ile aralarında kararlaştırılan akdi vekalet ücretini HMK nın 329/1 .maddesi uyarınca ödemeye mahkum edilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, davalı şirketin ticaret unvanından "..." ibaresinin terkini, "..." alan adlı internet sitesine erişimin engellenmesi ve hükmün ilanı istemlerine ilişkindir.
Davacı adına tescilli ... sayılı "..." ibareli marka ile ... tescil numaralı "..." ibareli markaya ait marka tescil kayıtları TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
TPMK'ya müzekkere yazılarak; davalı ... ŞİRKETİ adına kayıtlı "..." ibareli marka var ise marka tescil belgelerinin, başvuru ve tescil tarihlerinin, ürün listelerinin, varsa yenileme tarihlerinin, devir ve lisans belgelerinin, renkli ise renkli suretlerinin ve halen geçerli olup olmadığının bildirilmesinin ve onaylı suretlerinin gönderilmesinin istenmesine karar verilmiştir.
Davacı ...ŞİRKETİ ve davalı ... ŞİRKETİNİN ticaret sicil kayıtları celp ve tetkik edilmiştir.
HMK'nın 266. maddesi gereğince görevlendirilen marka vekili ..., Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim üyesi ... ve bilişim uzmanı ... tarafından düzenlenen 09/09/2023 havale tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında özetle; davacıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen “www...com” internet web sitesinin güncel olarak kullanımda ve aktif olduğu, alan adının whois (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 07.01.2003 tarihinin kayıt olunduğu ve internet sitesinin içerikleri detaylıca incelendiğinde genel olarak “...” adıyla özellikle “...” ile ilgili internet sitesi olarak kullanıldığı, davacıya ait olan ilgili internet web sitesinin “www...com” adresinde davacı tarafından beyan etmiş olduğu gibi uzun yıllardan bu yana yoğun bir şekilde kullanıp kullanılmadığını tespit edebilmek adına dünyanın en önde gelen web arşiv sistemi üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilgili internet sitesinin 2002 yılından bu yana arşiv kayıtlarına ulaşıldığı, ancak arşiv kayıtlarında 2012 öncesinde davacı tarafından kullanımların olmadığı, 2012 yılından bu yana davacı tarafından “...” adıyla "...” ile ilgili internet sitesi olarak yoğun ve aralıksız bir şekilde kullanıldığı tespit davalıya ait olduğu belirtilen bahsi geçen “...” internet web sitesinin güncel olarak kullanımda ve aktif olduğu, alan adının whois (sahip) bilgileri kontrol edildiğinde bu alan adının 21.12.2012 tarihinin kayıt olunduğu ve internet sitesinin içerikleri detaylıca incelendiğinde genel olarak “... adıyla “..." ile ilgili internet sitesi olarak kullanıldığı, davalıya ait olan ilgili internet web sitesinin “...” adresinde davalı tarafından beyan etmiş olduğu gibi uzun yıllardan bu yana yoğun bir şekilde kullanıp kullanılmadığını tespit edebilmek adına dünyanın en önde gelen web arşiv sistemi üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilgili internet sitesinin 2018 yılından bu yana arşiv kayıtlarına ulaşıldığı ve 2018 yılından bu yana davalı tarafından “... " adıyla “...” ile ilgili internet sitesi olarak yoğun ve aralıksız bir şekilde kullanıldığı tespit edildiği, davacıya ait ... dosya numaralı ... ibareli markanın TANINMIŞ marka statüsünde olduğuna, davacıya ait ... tescil numaralı ... ibareli, ... tescil numaralı ... ibareli markalarının, dava konusu Nice ... Sınıf “Kumaş işlem hizmetleri: boyama” kapsamında tescilli olduğu, koruma sürelerinin devam ettiğine, davalı tarafın ... ibaresi üzerinde öncelikli hak sahibi olduğuna dair dosyada yeterli delil bulunmadığı, davacı web sitesinin kayıt tarihinin 21.12.2012 olduğu, davacı web sitesinin kayıt tarihinin 07.01.2003 olduğu, yine davalının cevap dilekçesinde görselini sunduğu irsaliye tarihinin 07.12.2022 olduğu, bu yönüyle davalının gerçek hak sahipliği iddialarının heyetimizce olumlu karşılanmadığına, davacı markasının Türkçe karşılığının Emine olduğu, inanılır, güvenilir, sakıncasız, tehlikesiz, korkusuz anlamlarını taşıdığı, bu minvalde davacı markasının sektörü işaret edecek herhangi bir anlamının bulunmaması ve sektörsel bir terim olmamasından kaynaklı markanın ayırt edicilik vasfına haiz olduğuna, yapılan değerlendirmeler sonucunda : davacı ve davalı unvanlarındaki asli ibarenin(...) aynı olduğu, aynı/benzer sektörde faaliyet gösterdikleri, davacı markasının tanınmış marka statüsünde olduğu, davalı faaliyet alanlarının davacının tescilli markaları kapsamında olduğu bu sebeple karıştırılma ihtimali olduğu, nihai tüketiciler/hizmet alıcıları nezdinde gerek malların/hizmetlerin gerekse de müteşebbisinin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırabileceği, ortalama hizmet alıcılarının, tarafların unvanlarının birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen bunların kaynağının aynı işletme olduğunu veya aralarında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanabilecekleri bunun da iltibas ihtimali yaratacağı nedenleriyle davalı tarafın ... asli unsurunu barındıran ticaret unvanı kullanımının karışıklığa yol açarak iltibas oluşturacağı, detayları yukarı açıklandığı üzere, davalının faaliyetlerinin, davacının ürünleri ile karıştırılmaya yol açması sebebiyle, TTK md. 55/1-a-2 ve 4 hükmü gereğince haksız rekabete vücut verdiği, davacının ticaret unvanın çekirdek kısmını oluşturan ... ifadesi ile davalının ticaret unvanının çekirdek kısmı ile aynı olduğu, ayrıca tarafların sektörlerinin de benzerlik gösterdiği bu bağlamda TTK md.52 kapsamında bir ihlalin varlığından söz etmenin mümkün olduğunu bildirmişlerdir.
Marka vekili ..., Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim üyesi ... ve bilişim uzmanı ... tarafından düzenlenen 02/05/2024 havale tarihli bilirkişi ek raporunun sonuç kısmında özetle; kök raporda yer alan tespitlere ilişkin olarak tarafların itirazları, halihazırda dilekçeler teatisinde ileri sürülen iddia ve savunmaların genel olarak tekrarı mahiyetinde olduğu, itiraz dilekçesiyle birlikte yeni bilgi, belge ve olgular dosyaya sunulmadığı, davalı vekilinin, müvekkilinin markasal kullanımı bulunmadığı yönündeki iddialarının kök raporda gerekçeleri ile açıklandığı, bununla beraber Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen 08 Şubat 2023 tarihli ve ... E. - ... K. sayılı karar göz önüne alındığında, marka hakkına tecavüzün söz konusu olabilmesi için ticaret ünvanının markasal kullanımının zorunlu olmadığı, tecavüz iddiasının söz konusu olduğu markaların işlevlerinin zarar görme ihtimallerinin mevcudiyeti durumunda da marka hakkına tecavüzden söz edilebileceğine, bu yönüyle, detaylıca açıklandığı üzere, kök raporda ulaştıkları kanaatlerde herhangi bir değişiklik olmadığı bildirilmiştir.
Huzurdaki davada; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, davalı şirketin ticaret unvanından "..." ibaresinin terkini, "..." alan adlı internet sitesine erişimin engellenmesi ile kararın ilanı istemleri mevcut olup davalının ticaret unvanında ve alan adında davacının tescilli ... sayılı, ... sayılı, ... sayılı ''...'' markasına iltibas iddiasına dayalı kullanımının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği iddiasının ileri sürüldüğü görülmüştür. Davalı şirketin ise “... Ltd. Şti.” şeklindeki ticaret unvanını 04/09/2012 tarihinden beri kullandığını, davacının “...” markasını 2014 yılında tescil ettirdiği gibi iltibasın bulunmadığını savunduğu görülmüştür. Bu hâli ile somut olaydaki uyuşmazlığın; davalının ticaret unvanında ve alan adında ''...'' ibaresini kullanılmasına dayalı eyleminin davacının tescilli ... sayılı, ... sayılı, ... sayılı ''...'' markası ile iltibas oluşturup oluşturmadığı, davalı kullanımının ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratıp yaratmadığı, davacının marka hakkına tecavüz olup olmadığı, SMK'nın marka hakkına ilişkin hükümleri ile TTK'da düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin kümülatif tatbikinin gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda somut olaydaki uyuşmazlık yönünden ilk olarak marka hakkına tecavüz istemleri yönünden inceleme yapılmıştır. İşbu talepler kapsamında dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleri olarak belirtilmiştir.
SMK'nın 7. maddesine bakıldığında ise; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.
(2)Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
(3)Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.
(4)Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.
(5)Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a)Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b)Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. c)Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması'' hükümlerinin yer aldığı görülmektedir. SMK'nın 149. maddesi de; "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlık kapsamında SMK'nın 29 ve 7. maddeleri kapsamında davalının eyleminin davacının marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı meselesi tetkik edilmiştir. Marka hakkına tecavüz iddiası yönünden yapılan incelemede ise
inceleme konusu kullanım ve markaların benzerlik derecesi, inceleme konusu marka ve kullanım kapsamında
bulunan mal/hizmetlerin benzerlik derecesi, markanın ayırt edici gücünün, tanınmışlığının derecesi, inceleme konusu mal/hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ortalama
tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin esas alınması gerekmiştir. Bu kapsamda yapılan incelemede tespit edildiği üzere, teknik ve sektörel incelemeyi içerir bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporlardaki iltibasa yönelik değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olduğu, çelişki içermediği gibi dosyası kapsamı ile uyumlu olduğu saptanmakla, hükme esas alınmaya elverişli bulunmuştur. Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde tespit edildiği üzere; davacı markası ile ve davalı ticaret unvanı ve alan adındaki asli/öne çıkan ibarenin (...) aynı olduğu, aynı sektörde (tekstil) faaliyet gösterdikleri, (davalının tekstil sektöründe; çorap boyama ve dikişsiz seamless boyama alanında faaliyet göstermekte olup ihracatçı firmaların ürünlerini boyayıp fason hizmet verdiği beyan edilmiştir) davacıya ait ... dosya numaralı ibareli markanın tanınmış marka statüsünde olduğu, davacıya ait ...tescil numaralı, ... tescil numaralı ''...'' ibareli markaların Nice ... sınıf “Kumaş işlem hizmetleri:boyama” kapsamında tescilli olduğu, koruma sürelerinin devam ettiği, davalı tarafın ''...'' ibaresi üzerinde öncelikli hak sahibi olduğu savunmasına yönelik olarak dosyada yeterli delil bulunmadığı, davalı ticaret unvanının 2012 yılında tescil edildiği, web sitesinin kayıt tarihinin 21/12/2012 olduğu, davacının ilk marka tescilinin ... sayılı markaya ilişkin olup web sitesinin kayıt tarihinin 07/01/2003 olduğu, bu yönüyle davalının gerçek hak sahipliği iddialarına cevaz verilmesinin mümkün olmadığı, marka hakkına tecavüzün söz konusu olabilmesi için ticaret ünvanının markasal kullanımının zorunlu olmadığı, davacı markasının tanınmış marka statüsünde olmakla birlikte davalı faaliyet alanlarının davacının tescilli markaları kapsamında olduğu, bu sebeple karıştırılma ihtimali olduğu, nihai tüketiciler/hizmet alıcıları nezdinde gerek malların/hizmetlerin gerekse de müteşebbisinin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırabileceği, ortalama hizmet alıcılarının, tarafların kaynağının aynı işletme olduğunu veya aralarında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanabilecekleri bunun da iltibas ihtimali yaratacağı, bu durumun davacının markasının ayırt ediciliğini zedelediği, orta düzeydeki tüketiciler nezdinde karıştırmaya yol açabileceği kanaati oluşmakla; SMK'nın 29, 7 ve 149. maddeleri gereğince marka hakkına tecavüz istemleri yönünden davanın kabulü ile, davacının marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulmasına, bu kapsamda SMK'nın 7/3-e maddesi gereğince ''...'' ibaresinin davalı şirkete ait ticaret unvanından terkinine, karar kesinleştiğinde bağlı olduğu ticaret sicil müdürlüğüne kararın bildirilmesine, "..." alan adına erişimin ülkemizden engellenmesine, karar kesinleştiğinde bu hususta Erişim Sağlayıcıları Birliğine müzekkere yazılmasına, SMK'nın 149/1-g maddesi gereğince karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de en yüksek tiraja sahip ilk 5 gazeteden birinde bir kez ilanına dâir karar verilmesi gerekmiştir.
Davacı taraf SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... esas, ... karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin ...esas, ... karar sayılı kararında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı istemlerinin reddine dâir aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.
Ayrıca davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin ilerleyen tahkikat aşamalarında değerlendirilmesine karar verildiğinden son aşamada tetkik edilmesi gerekmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 159/1. maddesi gereğince bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişilerin, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edilebileceği, 159/3. maddesinde ise ihtiyati tedbirlerle ilgili bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda davacı tarafın HMK'nın 389 ve SMK'nın 159.maddesi kapsamında tedbir talebine cevaz verilebilmesi için davalı kullanımının, kendi markasına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmesi, mevcut durumda değişiklik olacağını, tedbir kararı verilmediği taktirde hükmün infazının zorlaşacağını, imkansız hale geleceğini, bu fiillerden zararının doğduğunu, doğma ihtimali bulunduğunu yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde kanıtlaması gerekmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi ile ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki koruma niteliğindedir. İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat şartı gerekmektedir. Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması sebebiyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; beyan dilekçeleri, marka tescil kayıtları, görseller, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde şartlara uygun ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde mevcut durumda olabilecek değişiklik sebebiyle hakkın elde edilmesinin zor hatta imkansız hale gelmesine yönelik kuvvetli endişenin bulunduğu, markalar arasında SMK'nın 7. maddesi kapsamında ortalama seviyedeki tüketiciler nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali yaratacağı kanaatine varılmakla; SMK'nın 159 ve 6100 sayılı HMK'nın 389-390. maddeleri ile HMK'nın 392. maddesi uyarınca takdiren teminatsız olarak ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile,
Davalının ticaret unvanı ve internet sitesi alan adında iltibas oluşturur şekilde "..." ibaresini kullanmasına dayalı eylemin davacının adına tescilli ... sayılı "..." ibareli tescilli marka ve ... sayılı "..." ibareli tescilli markadan doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün durdurulmasına, önlenmesine, bu kapsamda SMK'nın 7/3-e maddesi gereğince "..." ibaresinin davalı şirkete ait ticaret unvanından terkinine, karar kesinleştiğinde bağlı olduğu ticaret sicil müdürlüğüne kararın bildirilmesine, "..." alan adına erişimin ülkemizden engellenmesine, karar kesinleştiğinde bu hususta Erişim Sağlayıcıları Birliğine müzekkere yazılmasına,
2-SMK'nın marka hakkına yönelik hükümleri ile TTK'da düzenlenen haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin kümülatif olarak tatbiki TBK'nın 60. maddesi ışığında yerinde görülmediğinden davacının haksız rekabete yönelik istemlerinin reddine,
3- SMK'nın 149/1-g maddesi gereğince karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de en yüksek tiraja sahip ilk 5 gazeteden birinde bir kez ilanına, masrafın davalıdan tahsiline, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmezse ilan hakkının düşeceğine,
4- SMK'nın 159. ve 6100 sayılı HMK'nın 389-390. maddeleri gereğince davacı tarafın İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜNE,
Davalının ticaret unvanı ve internet sitesi alan adında iltibas oluşturur şekilde "..." ibaresini kullanmasına dayalı eyleminin (ticari unvanda ve internet sitesi alan adında ve içeriğinde "..." işaretinin kullanılması) tedbiren durdurulmasına,
5-HMK'nın 393/2 maddesi gereğince tedbir kararının İstanbul Nöbetçi İcra Dairesi aracılığıyla infazına,
6-HMK 398/1 maddesi gereği ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kişi/kişilerin, altı aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılacağı hususunun ihtarına,
7-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL ilam harcından peşin harcın mahsubu ile eksik 534,70 TL harcın davalıdan tahsiline,
8-Davacı yararına Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Davacı tarafın yaptığı 80,70 TL başvuru harcı, 80,70 peşin harç, 351 TL tebligat ve müzekkere masrafı, 6.000 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 6.512,40 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
10-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
11-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının karar kesinleştiğinde ödeyen tarafa iadesine,
Dâir; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 12/02/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.