mahkeme 2024/525 E. 2025/247 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/525
2025/247
8 Nisan 2025
T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/525 Esas
KARAR NO : 2025/247
DAVA : İtirazın İptali (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/09/2024
KARAR TARİHİ : 08/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda :
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA: Davacı vekili tarafından Mahkememize sunulan dava dilekçesinde özetle; "müvekkil, aşağıda izah edeceğimiz üzere, davalıdan alacaklı olduğundan, davalıya karşı ... 22. icra dairesi'nin... e.sayıyla ilamsız icra takibi başlatmıştır.davalı/borçlu takibe haksız mahiyette itiraz ettiğinden,duran icra takibine yapılan itirazın iptaliyle takibin devamını sağlamak amacıyla, istanbul arabuluculuk bürosuna ...sayıyla başvurmuş isek de, başvurumuz anlaşmama olarak neticelendiğinden,iş bu davayı açmak zorunda kalmış bulunuyoruz. müvekkil, daha evvelce eğitimini almış olduğu "..." diye adlandırılan bir işyeri açma niyetiyle araştırmalara koyulmuştur. bu süreçte, 16-17- kasım 2023 tarihlerinde internette yapmakta olduğu araştırmada beşiktaş/istanbul'da bulunan ...hizm.tic.ltd.şti. ünvanlı bir şirketin devren satılık olduğunu ilan vasıtasıyla öğrenmiştir.akabinde ilanda yer alan ... telefon numarasından iletişime geçmiştir.telefondaki kişi, adının ayça ipek olduğunu ve şirketin yetkilisi olduğunu belirtmiştir.müvekkil de, ayça adlı kişiyle randevulaşarak yüzyüze görüşme yapmış ve adı geçen şirket bünyesindeki "..." adresindeki güzellik salonunda adı geçen kişiyle buluşmuşlardır.
3-)davalı (borçlu) şirket,söz konusu güzellik merkezi konulu işyerini paravan olarak kullanarak haksız gelir elde etmiştir.
mezkur şirkete bağlı işyerinin devrinden vazgeçmede müvekkilin kusuru bulunmamaktadır.
dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırı davranan,müvekkilin güvenini kötüye kullanan, gerçeği gizleyen davalıdır.olayda müvekkile atfı mümkün bir kusurdan söz etmek imkansızdır. davalının, kendi kusuruna dayanarak hak elde etmeye çalışması (müvekkilin yaptığı ödemeleri iadeden kaçınması) korunamaz.hatta, öğrendiğimize göre,söz konusu işyeri o zamandan bu zamana halen aynı şirket bünyesinde fillen faaliyet göstermeye devam etmektedir.bahse konu iş yeri devri ve verilen hizmetler meyanında davalının başkalarını da mağdur ettiğini haricen öğrendik. esasen davalılnın esas amacı, şirketin gerçekten devri değil, ilan yoluyla ağa düşen kişi veya kişileri,amiyane tabirle söylersek, tezgaha getirerek haksız kazanç elde etmeye dönüktür.
davamızın kabulüyle,davalı borçlunun ... 22. icra dairesi'nin...e. sayılı dosyaya yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatı ödemesine;
yargılama masrafı ve ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini..." talep ve dava etmiştir.
CEVAP; Davalı vekili tarafından Mahkememize sunulan cevap dilekçesinde özetle; "Somut olayda; hem hak düşürücü süre geçmiş hem de zamanaşımı gerçekleşmiştir, bu doğrultuda öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarımız nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca; davacı tarafın dava dilekçesi incelendiğinde, davanın ve itirazın iptaline konu icra takibinin dayanağının net bir şekilde belirtilmediği ve bu durumun usul kuralları açısından ciddi bir eksiklik teşkil ettiği görülmektedir. Davacı tarafın dava dilekçesinde hukuki bir gerekçe yer almaması karşısında bu durum davanın usulüne uygun bir şekilde yürütülmesine de engel teşkil etmektedir. Ayrıca; davacı taraf, dava dilekçesinde birtakım kötü niyet veya kusur iddialarında bulunmuşsa da, bu iddiaların hiçbirinde müvekkil işaret edilmemiştir. Tüm bu hususlar müvekkil açısından somut olayda husumet yokluğunun söz konusu olduğunu göstermekte olup davanın bu nedenle de reddi gerekmektedir. Husumet yönünden belirtilmesi gereken bir diğer önemli konu ise; davacı tarafın iddia ettiği ödemelerin dekontları incelendiğinde 18.11.2023 tarihli dekontta; "... Şirketi Kapora" , 20.11.2023 tarihli dekontta ise; "... şirketi devir bedeli" açıklaması yer almaktadır. Kaldı ki; davacı taraf, dava dilekçesinde de bu ödemelerin ...Şirketi'nin devrine ilişkin yapılar ödemeler olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda; yapılan ödemelerin muhatabı da açıkça ... Limited Şirketi'dir. Dolayısıyla, davacının iddia ettiği ödeme işlemleri müvekkilin şahsına yönelik olmayıp, tamamen şirket devri için yapılmış işlemlerdir. Bu nedenle davacı tarafın, müvekkilden herhangi bir hak iddia edebilmesi hukuken mümkün değildir ve davanın gerçek muhatabının ...Şirketi olması gerekmektedir. Yapılan ödemelerin açıklamalarında doğrudan şirket isminin belirtilmesi karşısında da davanın muhatabının müvekkil değil, ayrı bir hukuki varlığı ve tüzel kişiliği olan ilgili şirket olduğu açıkça ortadadır. Davanın bu gerekçelerle de husumet yönünden reddini..."talep etmiştir.
(II) YARGILAMA SÜRECİNDE TOPLANAN DELİLLER:
(1) Y a z ı l ı D e l i l l e r ;
... 22.İcra Dairesi'ne ait ...E.sayılı dosyasının mahkememize gönderilmesi istenilmiş olup gelen cevap dosyamız arasına alınarak incelenmiştir.
...'ya müzekkere yazılarak şirket kayıtlarının mahkememize gönderilmesi istenilmiş olup gelen cevap dosyamız arasına alınarak incelenmiştir.
... Bankası A.Ş.'ye müzekkere yazılarak ...'e(...) nolu hesaba ait 18/11/2023 ve 20/11/2023 tarihinde davacı tarafınca yatırılığı iddia edilen ücretlere ilişkin kayıtların mahkememize gönderilmesi istenilmiş olup gelen cevap dosyamız arasına alınarak incelenmiştir.
Tarafların gerçek kişi olduğu anlaşılmakla; davacı ve davalı için tacir/esnaf araştırması yapılmasına yönelik müzekkereler yazılarak mahkememize gönderilmesi istenilmiş olup gelen cevap dosyamız arasına alınarak incelenmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; işletme devri nedeniyle ödenen ücretin iadesi nedeniyle başlatılan icra takibine vakii itirazın İİK.m.67 hükmü doğrultusunda iptali istemine ilişkindir.
Tarafların gerçek kişi olması nedeni ile Mahkememizce öncelikle Mahkememizin işbu davaya bakmaya görevli olup olmadığının tespiti için tarafların tacir olup olmadığı hususunda araştırma yapılmıştır. ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün 02/04/2025 tarihli müzekkere cevabında davacı ...'in tacir kaydı bulunmadığı, ... Vergi Dairesinin 29/01/2025 tarihli müzekkere cevabında davacı ... 'in Potansiyel Mükellef (Gelir Getirici Kazanç Olmaksızın Bazı İş Ve İşlemlerde Kullanılan Potansiyel Vergi Kimlik Numarasına Haiz Mükellef) olduğu, Gerçek/Basit usul, tüzel kişi ortak ve/veya kanuni temsilciliğinin/ Adi Ortaklık kayıtlarının bulunmadığı bildirilmiştir. ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün 27/01/2025 tarihli müzekkere cevabında davalı ...'in gerçek kişi ticari işletme kaydı, ortağı olduğu kollektif, komandit ve limited şirket kaydı bulunamadığı; ... Vergi Dairesinin 23/01/2025 tarihli müzekkere cevabında davalının potansiyel mükellef (gelir getirici kazanç olmaksızın bazı iş ve işlemlerde kullanılan potansiyel vergi kimlik numarasına haiz mükellef) olduğu görülmüş olup herhangi bir mükellefiyet kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari ava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.
TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:
(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce re'sen incelenir.
... BAM 4. Hukuk Dairesinin ...Esas, ... Karar sayılı, 22/03/2022 tarihli kararında vurgulandığı üzere "... Dava, davacı tarafın dayanmış olduğu ödeme sözleşmesi başlıklı belge gereğince yapılan icra takibine itirazın iptaline ilişkindir. Gerçek kişi olan taraflar arasında yapıldığı belirtilen ödeme sözleşmesinde .... Ltd. Şti.'ne ait kaşenin bulunduğu, alcaklı gözüken gerçek kişilere ilişkin imza hanesi bulunmadığı tespit edilmiştir. Davalı taraf ödeme belgesinin .... Ltd. Şti. İle bağlantılı olduğunu belirterek ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, sözleşmenin taraflarınca kabul edilmediğini belirtmiştir. ... Somut olayda, davacı taraf ödeme sözleşmesi başlıklı belgeleye dayalı olarak takip yapmış, davalı taraf sözleşmeyi kabul etmediğini belirtmekle birlikte, sözleşmede ödemelerin ... Ltd. Şti.'nin faaliyetinin devam etmesi şartına bağlandığını belirterek ticaret mahkemesinin görevli olduğunu bildirmiştir. Dayanılan sözleşmenin tarafları gerçek kişiler olduğu gibi, belirtilen şirketin devredildiğine dair açık bir yazılı sözleşme de sunulmamıştır. Ödeme takviminin şirketin faaliyetinin devamına bağlanmış olması, mevcut delil durumu itibariyle şirket devri yapıldığının kesin bir göstergesi değildir. Kaldı ki; taraflardan birisi belirtilen şirketin yetkilisi/sahibi olsa dahi, her iki tarafın da tacir olmadığı, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir (Emsal;Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın ... E - ... K sayılı ilamı,...E - ... K sayılı ilamı) 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması..." gerekmektedir.
Tüm dosya kapsamından; tarafların gerçek kişi olduğu, ticaret siciline veya esnaf odasına kayıtlı olmadıkları, ilgili vergi dairelerinin müzekkere cevapları uyarınca mükellefiyet kayıtlarının olmadığı, taraflar arasındaki ilişki incelendiğinde; davacı vekilinin dava dışı işletmenin devri için davalı asile yapılan ödemelerin iadesi sebebiyle davalı aleyhine icra takibi başlattığı, davalı tarafça icra takibine itiraz edilmesi üzerine işbu itirazın iptali davasının ikame edildiği, dava ticari işletmenin devrini konu alsa dahi, davanın nispi ticari dava olabilmesi için, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olan ve her iki tarafı da tacir olan davaların ticari dava olabileceği, davanın tarafları gerçek kişi olup, her iki tarafın da tacir olmadığı, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı, ayrıca işbu davanın TTK' nun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari dava niteliğinde de olmadığı, TTK'nın 4. maddesindeki yasal düzenleme karşısında uyuşmazlığın 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği, görevin kamu düzeniyle ilgili olduğu, HMK'nın 115. ve 138. maddeleri gereği mahkemenin görev hususunu kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğu ve yargılamanın her aşamasında görevsizlik kararı verilebileceği dikkate alındığında, mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nun 114/1-c ve 115/2. Maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2-Mahkememizin görevsizliği nedeni ile HMK 20 mad. gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliği ile kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde talep edilmesi halinde dava dosyasının yetkili ve görevli İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, aksi halde davanın açılmamış sayılacağı hususunun gerekçeli kararın tebliği suretiyle ihtarına,
3-6100 sayılı HMK'nın 331/2. Maddesi uyarınca davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemece hükmedilmesine,
4-Sair hususların görevli mahkemece DEĞERLENDİRİLMESİNE,
Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı karar verildi. 08/04/2025
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.