mahkeme 2024/28 E. 2024/402 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/28
2024/402
21 Mayıs 2024
T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/28 Esas
KARAR NO : 2024/402
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 23/03/2023
KARAR TARİHİ : 21/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda :
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA:
Dava dilekçesi özetle şöyledir:
"Müvekkilin Alacaklı olarak görünen ...’a herhangi bir borcu bulunmayıp Bononun verilme nedeni tamamen aile içi huzursuzluğun sona ermesi saikiyle, iade edileceği düşüncesi ile ve tamamen iyi niyetle ....’ın eşinden istediği para nedeniyle verilmiş bir senettir.Burada adeta bir inançlı işlem söz konusudur. Gerçekten de Müvekkilin Alacaklı olarak görünen ...’e herhangi bir borcunun bulunması söz konusu olmayıp aralarındaki gayrıresmi ortağının eşi olması dışında – tek münasebet ...’ın müvekkilin ortağı bulunduğu firmada istihdam ediliyor olmasıdır.
6....’ın bu faaliyeti (öğretmen) nedeniyle de Müvekkilden herhangi bir alacağı da bulunmamaktadır.Çalıştığı firmadan hakettiği tüm ücretleri de zaten kendisine ödenmiştir.
Müvekkil tarafından vade, miktar ve diğer kısımları tamamen boş olarak ve sadece Lehdar adı yazılarak ...’a verilen bu bono, çok sonra doldurularak icra takibine konu edilmiş ve bu tarihten sonra asıl muhatap olan ... ile sayısız görüşme yapılarak bu haksız ve mesnetsiz alacak talebinin sonlandırılması istenmiştir.
8.Alacaklı ... ile olmasa da ... ile aradaki hukuka güvenen Müvekkil, yıllardır hiçbir mesnede dayanmayan bu alacaktan vazgeçileceği düşüncesi ile işbu davayı açmayı düşünmemişse de Müvekkilin ve diğer varislerle birlikte hissedarı oldukları taşınmazların satışı aşamasına gelinmesi nedeniyle huzurdaki davayı açmak zorunda kalmıştır.
9.Yukarıda izah edildiği üzere ...’ın müvekkilden hiçbir hak ve alacağı bulunmadığı gibi böyle bir alacağın doğmasına neden olacak herhangi bir ticari ilişki, borç alışverişi de söz konusu değildir.Bir an için ...’ın borç vermiş olabileceği düşünülse de ne böyle bir nakit hareketi ne de ...’ın müvekkile verecek böyle bir parası söz konusu değildir. Kaldı ki aralarında ticari münasebet bulunan kişi ... değil eşi ...’dır. 10.Öte yandan davamızın konusu olmamakla birlikte Müvekkilin Murat’a dahi herhangi bir borcu bulunmayıp aksine bu kişiden muhtelif nedenlerden kaynaklı alacakları bulunmaktadır. Bu konuda ayrıca dava ve talep haklarımız saklıdır.
11.Sonuç olarak; tamamen iyiniyet ve insani duygularla verilmiş bulunan bir BONO, tamamen Müvekkilin arzusu hilafına doldurularak haksız kazanç temin edilmeye çalışılmaktadır.
12.Hayatın olağan akışında senedin alacaklıda olması borcun varlığı için bir delil olsa da davalının hesap ekstreleri incelendiğinde müvekkile böyle bir tutarın gönderilmediği, Davalının malvarlığında buna uygun bir hareketin var olmadığı da anlaşılacaktır. Dilekçemiz içeriğinde bahsettiğimiz üzere senet tamamen davalı ve ailesi ile olan iyi iletişimler sonucu davalının o anlık “aile içi” sorununu çözebilmek amacıyla ve verilmiş olmasına rağmen davalı durumu kendi lehine çevirmiştir. 13.Her ne kadar Müvekkilin süregelen iyiniyeti ve bu şekilde sorunun çözüleceğine olan inancı nedeniyle ne takipten önce ne de takipten sonra bugüne kadar dava açmamış ise de gelinen noktada tamamen uydurma bir borç nedeniyle taşınmazların (ortaklık nedeniyle yüzlerce taşınmaza haciz konulmuş 14 tanesi satışa çıkarılmıştır) satışı söz konusu olduğundan icranın durdurulması için tedbir talebi zaruri olmuştur.
14.Alacaklının da bu icra takibine girişmesine sebep olduğunu düşündüğümüz Müvekkile ait taşınmazların fazla sayıda olması ancak nakit olarak zor durumda bulunması da dikkate alınarak Müvekkilin muhtemel bir tedbir kararı nedeniyle vereceği teminatın taşınmaz olarak verilmesini..." talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Cevap dilekçesi özetle şöyledir;
"Huzurdaki davaya konu icra takibi 2015 yılında başlatılmış bir icra takibidir. Takipten hemen sonra davacının tüm taşınmazlarına haciz konmuş ve satış aşamasına geçilmiştir. Bunun için Van Sulh Hukuk Mahkemesinde "ortaklığın giderilmesi" davası açılmış, Ortaklığın giderilmesine kararı verilmiş, satış memurluğunca kıymet takdiri yapılmış, kıymet takdirine itiraz edilmiş, daha sonra tamamı kesinleşmiş ve bu süreçlerde borcu olmadığına ilişkin hiçbir itirazı olmayan davacının, taşınmaz yeniden satış aşamasına gelince huzurdaki davayı açmıştır. Açılan davanın dinlenme olanağı yoktur. Reddi gerekmektedir. Öncelikle zamanaşımı yönünde davanın reddini..." talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememizde görülmekte olan işbu dava kambiyo senedinden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti isteminden ibarettir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesinde; "(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/11-698 E 2022/1545 K sayılı ilamında özetle; "17. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
18. Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
19. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
20. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
21. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
22. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.
23. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir.
24. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693).
(...)
30. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminaten verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel def’înin sonraki hamillere ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedi iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür (Bono bakımından TTK’nın 778 maddesi atfıyla m. 687).
31. Bu itibarla gelinen aşamada kanun koyucunun takdiri hâkime bıraktığı “bile bile borçlunun zararına hareket” kavramı ve bu durumun ispatı hususuna değinmek yararlı olacaktır. Kambiyo senetlerinde kamu itimadına mazhar olma ilkesi çerçevesinde ortaya çıkmış olan kişisel def’îlerin sonraki hamillere ileri sürülememesinin bir istisnası olan bu kavram, TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralı ile ilişkilidir. İyiniyetin var olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiğinden bu kavramın içeriği uyuşmazlıklardaki oluşa göre farklılaşabilecektir.
32. İspat konusunda ise; niteliği gereği bile bile borçlu zararına hareketin varlığının senetle ispatı aranmaz. Yani, borçlu, hamil olan davalılara karşı kambiyo senedini iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini, kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu bilebilecek durumda olduğunu tanık dâhil her türlü delille ispat edebilir. Bununla birlikte, ispat yükü senet borçlusunun üzerinde olup, borçlu tarafından hem def’îlerin varlığı (ki bu def'î bedelsizlik ise senede karşı senetle ispat kuralları gereği kesin/yazılı delillerle ispatı gerekecektir) hem de bunların senedi iktisap ederken hamil tarafından bilindiğinin ispatlanması gerekmektedir. Bu kapsamda kişisel def’îlerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin keşideci ile lehtar arasındaki ilişkiyi bilmesi yeterli olmayıp sırf borçluyu ızrar etmek maksadıyla hareket etmiş, başka bir deyişle bu amaçla senet lehtarıyla gizli anlaşma içerisine girmiş olması da gerekir." şeklinde karar verilmiştir.
Bilindiği üzere HMK'nın 190. Maddesi uyarınca iddia ettiği vakıadan lehine hak elde eden kişi ispat yükü altındadır. Somut olayda da davacı tarafından takibe konu kambiyo senedi nedeniyle borçlu olmadığı iddia edilmiştir.
Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde; davacı tarafça bahse konu kambiyo senedinin boş olarak düzenlenip davalı yana verildiğine ilişkin bir yazılı delil ibraz edilmemiş, bu hususa ilişkin yazılı delil başlangıcı sayılabilecek herhangi bir delil sunulmamış ve kesin delil olarak kabul edilen yemin deliline de açıkça dayanmamış olduğu anlaşılmakla davacının borçlu olmadığı yazılı delil ya da kesin delil ile ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin ve HMK 329 uyarınca tazminat talebinin reddine,
3-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60TL karar harcından, 17.077,50TL peşin harcı toplamının mahsubu ile geriye kalan 16.649,90TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereği takdir ve tayin olunan 140.000,00-TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
5-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair; taraf vekilinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.