Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2026/104
2026/98
6 Şubat 2026
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/104 Esas
KARAR NO : 2026/98
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 02/06/2025
KARAR TARİHİ : 06/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıya ait ... plakalı araç ile ... tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalanan, davalı ...'ın ruhsat sahibi olduğu ve davalı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç arasında 24.02.2023 tarihinde ...mevkisinde trafik kazası meydana geldiğini, kazanın meydana gelişinde her iki sürücünün de trafik kurallarına aykırı davranışları bulunduğunu, kusur dağılımının %50-%50 oranında takdir edilmesi gerektiğini, müvekkiline ait araçta oluşan araç mahrumiyet zararlarının 2918 sayılı KTK'na göre müteselsilen sorumlu olan davalılar tarafın tazmin edilmesi gerektiğini, yargılama sırasında alınacak bilirkişi raporuna göre artırılmak üzere belirsiz alacak olarak aracın onarım süresinde kullanılamamasından kaynaklanan 100,00 TL araç mahrumiyet bedeli zararlarının kazanın meydana gelmesinde kusurlu olan müteselsilen sorumlu olan davalı ruhsat sahibi ... ile diğer davalı ... sürücü tarafından, kaza tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte tazmin edilmesini, davalıların, alacağa yetecek miktarda menkulleri, gayrimenkulleri ile 3. Şahıslardaki hak ve alacaklarının teminatsız olarak ihtiyaten haczine, Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise uygun bir teminat karşılığı ihtiyaten haczine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı yan üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın oluşumunda ...'ın KTK 53/1-B maddesini açıkça ihlal ettiği polis tarafından tutulan kaza tespit tutanağına açıkça ortaya konulduğunu, kaza tespit tutanağından anlaşılacağı üzere kaza esnasında davacı tarafın aracının sürücüsü olan ...'ın kaza esnasında %100 oranında kusuru bulunduğunu, davacı taraf dava dilekçesinde uzman adli trafik bilirkişisinden uzman görüşü raporu aldığını ve işbu raporu dayanak göstererek müvekkili ... 'ın hatalı şerit takibi ve geçiş hakkına riayetsizlik ettiğini iddia ettiğini, dava dilekçe ekinde sunulan uzman görüşü objektiflikten uzak taraflı bir rapor olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde iddiaları ile iddialarının dayandırdığı uzman görüşü raporu arasında tutarlılık bulunmadığını, davacının dava delikçesinde uzman görüşü raporuna atıf yaparak müvekkilinin geçiş hakkına riayetsizlik ettiğini iddia ettiğini, ancak uzman görüşü incelendiğinde müvekkil ...'ın hatalı şerit takibi yaptığı iddiasının mevcut olduğunu, davacı tarafın kendisinin sunmuş olduğu uzman görüşü raporunda olmayan bir iddiayı varmış gibi dava dilekçesinde belirtmesinin dahi işbu davanın kötüniyetli olarak açıldığını gösterdiğini, uzman görüşü raporu belirtildiği üzere objektiflikten uzak, taraflı ve varsayımlara dayanılarak hazırlanmış bir rapor olduğunu, raporun içeriği incelendiğinde kazanın oluşumu varsayımlar üzerine kurulduğunu, varsayımlardan yola çıkarak somut gerçeğin ortaya çıkarılması mümkün olmadığını, uzman görüşünde yapılan hesaplamaların ise kaza anının hemen sonrasında çekilen fotoğraflar üzerinden yapılamadığını, gerek uzman görüşünde kullanılan gerekse dava dilekçesinin ekinde sunulan fotoğraflar incelendiğinde kaza sonrasında araçların birleşme anını gösteren herhangi bir fotoğraf karesi bulunmadığını, dosyaya sunulan fotoğraflar kaza yaşanması sonrası araçların açıkça trafiği engellememek üzere kaza anındaki yerlerinden oynatılması sonrasına ait olduğunu, davacının dosyaya sadece kendi lehleri olacağını düşündükleri kaza sonrasına ilişkin fotoğrafları dosyaya sunduklarını, cevap dilekçesi ekinde sunulan fotoğraf incelendiğinde müvekkil, ...'ın kaza esnasında kendi şeridinde seyir halinde olduğunu gösterdiğini, uzman görüşü raporunda müvekkili ...'ın hatalı şerit takibi yaptığı iddia edilerek kazanın oluşumu sebebiyle %50 kusurlu olduğu iddia edildiğini, dava dilekçesinde bu iddia tekrarlandığını ve kazaya karışan iki aracı sürücülerinin %50-%50 oranında asli kusurlu olduğu iddia edildiğini, gerek davacı tarafından işbu dava dosyasına sunulan uzman görüşü raporunda gerekse dava dilekeçesi ve eklerinde müvekkili ...'ın kazanın oluşumunda %50 kusurunun bulunduğuna ilişkin olarak somut bir delil bulunmamakta olduğunu, aksine müvekkilinin kazaya ilişkin herhangi bir kusurunun bulunmadığına ilişkin olartak olay yerine gelen polis ekiplerince hazırlanmış kaza tespit tutanağı dosyada mevcut olduğunu, kazada ... plakalı araç %100 kusurlu olduğunu, açıklanan nedenlerle müvekkillerinin davacı yana her hangi bir borcu bulunmadığından huzurdaki davanın ve ihtiyati haczi talebin reddi gerektiğini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile müvekkillerime ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Kaza tespit tutanağı, ekspertiz raporu, davalılar hakkında yapılan gerçek kişi tacir araştırmasına yönelik kurum ve kuruluşlara yazılan yazı cevapları celp edilmiş incelenmiştir.
Eldeki dava, Mahkememizin 2025/397 Esas sayılı dava dosyasından tefrik edilmiştir.
Bahsi geçen dosyada 04/02/2026 tarihli Ara Karar ile davacının dava dilekçesinin talep sonucunda araç mahrumiyet zararını davalılardan ... ile ... yönünden talep ettiği, başka bir anlatımla davacının araç mahrumiyet zararı için sigorta şirketinden herhangi bir talepte bulunmadığı, araç mahrumiyet zararı, hasar bedeli ve değer kaybı taleplerinde objektif dava yığılmasının söz konusu olduğu, her bir zarar kaleminin diğerinden bağımsız olduğu, öte yandan davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu, bu suretle mahkememizce davalılar ... ve ... için araç mahrumiyet tazminatı hakkında görevli mahkemenin tespit edilmesi noktasında gerçek kişi tacir araştırması yapıldığı belirtildikten ve bu araştırma yapıldıktan sonra "100,00 TL araç mahrumiyet bedeli zararının davalı ruhsat sahibi ... ile davalı ... sürücüden kaza tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte" şeklindeki araç mahrumiyet bedeli talebinin işbu davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine," şeklinde araç mahrumiyet bedeli talebi hakkında tefrik edilecek dosya üzerinden öncelikle görevli mahkemenin değerlendirilmesi hususunda inceleme yapılmasına ve tefrik kararı verilmiş, tefrik sonucu oluşturulan dosya mahkememizin işbu 2026/104 Esas sırasına kaydedilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, 2025/397 Esas sayılı dosyada; davacının dava dilekçesinin talep sonucunda yer alan (ve trafik sigortacısı ... A.Ş.den de tazmin isteminde bulunduğu) hasar bedeli ve değer kaybı tazminatı yönünden yargılamaya devam olunmaktadır.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan araç mahrumiyet bedeli tazminatı istemine ilişkindir.
Davanın esasına geçilmeden evvel, davaya konu talep bakımından öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi, Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur.
5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir. Ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemeleri görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,
6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı da ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasında trafik kazasından kaynaklanan araç mahrumiyet bedeli tazminatına yönelik davanın, trafik kazalarının TTK'da bentler halinde sayılan (TTK m.4/1) ya da bu Kanunda (6102 s. TTK) düzenlenen yahut diğer Kanunlarda belirtilen ticari dava olmadığından işbu davanın, mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Öte yandan, davacının istem sonucunda ... A.Ş. dışında yalnızca davalı sürücü ve davalı işletenden araç mahrumiyet tazminatı talebinde bulunduğu, yani davacı tarafça araç mahrumiyet zararı için sigorta şirketine herhangi bir husumet ve talep yöneltilmediğinden zorunlu trafik sigortasının - sigorta hukukunun- uygulanmayacağı, bu yönden de mutlak ticari davanın koşullarının bulunmadığı açıktır. Zira, eldeki davada davalı, sigorta şirketi dışında, araç sürücüsü ile işletendir. Nitekim, dava dilekçesinin talep sonucunda bu istek vurgulanmış, araç mahrumiyet zararının sigorta şirketi dışında yalnızca davalı işleten ve sürücüden talep edildiği belirtilmiştir.
Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, ... tarih ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir.
... tarih ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin DIŞINDA kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Davalılar ... ile ...'ın 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalıların VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Davalıların tacir olarak sicilde kayıtlı olmadığı ve ticari işletmesinin dahi bulunmadığı görülmüştür. Bu halde, yapılan araştırma sonucunda davalıların tacir sıfatı bulunmadığı için (mutlak ve nispi) ticari dava söz konusu olmadığından Mahkememizin görevli olmadığı aşikardır.
Diğer taraftan, trafik kazasında hasara uğrayan davacının aracının dosya kapsamında bulunan ruhsat sureti, araç resimleri ve trafik tescil kayıtları incelendiğinde aracın hususi araç - özel otomobil olduğu, bu suretle ticari bir araç olmadığı görülmüştür.
O halde, trafik kazasından kaynaklanan araç mahrumiyet tazminine yönelik davanın, trafik kazasının hukuki niteliği itibariyle haksız fiil olması, bu çerçevede haksız fiilden doğan uyuşmazlığın çözümünde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
Yargı uygulamasındaki misallere bakıldığında:
İSTANBUL BAM 9. HD. ... Esas. ... Karar sayılı ilamında;
"...Somut uyuşmazlıkta davacının tacir yada esnaf kaydı olup olmadığının araştırılması ve varsa kayıtların getirtilmesi ayrıca davacının işletmesinin bağlı olduğu Vergi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacının işletmesi bakımından basit usulde vergilendirilenlerden veya işletme hesabı esasına göre deftere tabi tutanlardan veya ticari bilanço esasına defter tutanlardan veyahut vergiden muaf kişilerden olup olmadığı sorularak gelen yazı cevaplarına göre davacının tacir olur olmadığı değerlendirilerek eğer davacı tacir ise davalı ...A.Ş. tüzel kişi tacir olması nedeniyle mahkemenin görevli olup olmadığı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır..."
İSTANBUL BAM 8. HD. ... Esas ...Karar sayılı ilamında:
"...Somut olayda; davacı tarafın gerçek kişi tacir olduğuna ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bununla birlikte davacıya ait kazaya karışan ... plaka sayılı araç; tescil kayıtlarında "yük nakli-hususi" araç olarak kayıtlıdır. Dolayısıyla, görülmekte olan dava nispi yada mutlak ticari dava olmadığından, davaya bakma hususunda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir..."
İSTANBUL BAM 37. HD. ...Esas... Karar sayılı ilamında:
"...Dava, davalı araç sürücüsünün, kendi şeridinde ilerleyen davacı aracını dikkate almaksızın hatalı U dönüşü yaparak maddi hasarlı kazanın oluşmasına sebebiyet vermiş olmasından kaynaklı ticari kazanç kaybının tahsili istemine ilişkin olup, dava, sigorta şirketine değil, karşı araç sürücüsü ve işletenine yöneltilerek açılmış olduğuna ve davacı ve davalının tacir olduğuna, bir başka ifadeyle kazaya karışan her iki aracın bir ticari işletme unsuru olduğuna dair dosya kapsamında bir bilgi ve belge bulunmadığına ve davanın mutlak ticari dava olmasını gerektiren bir yanı bulunmadığına göre haksız fiilden kaynaklı davaya bakmak görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait bulunmaktadır...." şeklindedir.
Yapılan açıklamalar ve emsal içtihatlar doğrultusunda, davalıların dosyadaki belgelere göre tacir sıfatının bulunmadığı, davacının aracının ticari araç olmadığı, olayın haksız fiilden kaynaklandığı, trafik kazasından kaynaklanan araç mahrumiyet bedeline ilişkin maddi tazminat istemli davada uyuşmazlığın mutlak ve nispi ticari dava kapsamında bulunmadığı, bu bağlamda eldeki davanın ticari dava olmadığı için Mahkememizin (Asliye Ticaret Mahkemesinin) görevli olmadığı, uyuşmazlığın çözümünde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla, HMK.'nın 114/1-c, 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: ( Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine,
2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine,
3-HMK 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.06/02/2026
Katip
Hakim
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.