mahkeme 2025/177 E. 2025/261 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/177

Karar No

2025/261

Karar Tarihi

8 Nisan 2025

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/177
KARAR NO : 2025/261

DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 03/10/2017
KARAR TARİHİ : 08/04/2025

Mahkememizde görülmekte olan alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili sunduğu dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 01/03/2016 tarihinde sermaye ortaklığı ve/veya proje finansmanı kanalı ile form yaratılması öncesi hazırlıklar ve işlerin gerçekleştirilmesi konusunda danışmanlık hizmet sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin davalı tarafından 01/10/2017 tarihi itibariyle feshedildiğini, sözleşme gereğince müvekkilinin sabit bir ücret ve ek başarı primi alması gerektiğini, buna göre hakedilen 283.200,00.-USD'nin ödenmesi bakımından davalıya ihtar gönderildiğini, davalı ihtara cevap vererek itirazda bulunduğunu belirterek 283.200.-USD ücretin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; başarı priminin davacı şirketin aracılık ettiği ve gerçekleştirdiği iş ve işlemler sonucunda davalı için oluşturulacak fayda, yaratılacak finansman sonrasında kazanılacak bir ödeme olduğunu, oysa ...'tan sağlanan finansmana ilişkin davacı şirketin hiçbir aşamada katılımı ve katkısı olmadığını, bu nedenle başarı primi koşullarının oluşmadığını, sözleşmede genel işlem şartı mahiyetinde hükümler bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Dava, alacak talebine ilişkindir.
Uyuşmazlık davalının ...'tan sağladığı finansman üzerinden davacının başarı primine hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır.
"MAHKEMEMİZCE İLK OLUŞTURULAN 12/07/2018 TARİHLİ VE ...E. ...K.SAYILI KARAR İLE İRDELENEN GEREKÇEYE GÖRE;
(...)
"TARAFLAR ARASINDA İMZALANAN SÖZLEŞMENİN;
"II. Aşama: İşin Gerçekleşmesi" başlığı altında: "...işin gerçekleşmesi için 1. Aşamada hazırlıklar tamamlandığında ...yatırımcılarla ...'in onayını almak suretiyle temaslar kurulacak, gizlilik anlaşmaları imzalanarak ilk aşamada yukarıda hazırlanan yatırımcı sunumunun ve daha sonra istenen diğer bilgi ve dokümanların paylaşılması sureti ile görüşmeler başlatacak ve işin gerçekleşmesine yönelik çalışmalar yapacaktır..."
14. Maddesinde: "...'e potansiyel alıcılarla yapılacak ön anlaşma veya iyi niyet anlaşmaların öncesi müzakerelerde destek olunması..."
15. Maddesinde: "...ön anlaşmaların imzalanmasıyla birlikte şirketin potansiyel adaylar tarafından incelenmesi aşamasında destek olunması..."
16. Maddesinde: "... ortaklık anlaşmalarının madde madde müzakere edilmesi işinin şirket avukatları ile beraber yürütülmesi..."
19. Maddesinde: "...işin sonuçlandırılması için gereken tüm aşamalarda destek olunması..." ön görülmüştür.
Davacı tarafından verilecek hizmetler karşılığında davalının ödeyeceği hizmet bedeli sözleşmenin HİZMET BEDELİ başlığı altında 1. ve 2. Maddelerde düzenlenmiştir. 1. Maddede, davacıya ödenecek aylık maktu ücret tutarı düzenlenmiştir. Davacının hakkettiği aylık maktu ücret konusunda uyuşmazlık bulunmadığından bu madde görülmekte olan dava yönünden bir önem taşımamaktadır.
HİZMET BEDELİ başlıklı kısmın 2. Maddesi davamıza da konu edilen başarı primini düzenlemektedir. Bu kapsamda maktu ücret dışında "...yapılacak çalışmalar sırasında yatırımcılardan ve finansal kuruluşlardan ... için yaratılacak olan finansman üzerinden başarı primi talep edileceği..." ifade edilmektedir.
Sözleşmenin HİZMET BEDELİ başlıklı kısmının 2. Maddesi kapsamında, "...söz konusu başarı primine, bu anlaşma çerçevesinde veya yürürlükte olduğu süre içinde yapılan çalışmalar sırasında yine ... kanalıyla sözlü veya yazılı temasa geçilen veya ...'in veya ortaklarının dikkatine gelen ve ...'in bilgisine sunulan veya sunulması ihmal edilmiş olan herhangi bir kuruluştan bu anlaşmanın sona ermesinden sonra 18 ay içinde finansman yaratılma anlaşması sağlandığı takdirde dahi hak kazanılacaktır...." ibareleri yer almaktadır.
Yukarıda aktarılan sözleşme hükümleri, tarafların sözleşme düzenlerken içinde bulundukları koşullar, tarafların gerçek iradeleri dikkate alarak değerlendirildiğinde; sözleşmenin iki ayrı yönünün bulunduğu, buna göre davacının davalıya finansman sağlanması, fon yaratılması gibi konularda belirli bir süre hizmet vermesinin kararlaştırıldığı, bunun için her ay için maktu bir tutar belirlendiği, bu kısmın dava konusu dışında olduğu, yine sözleşme ile başarı primi düzenlemesi getirildiği, sözleşme hükümlerinin tümü birlikte değerlendirildiğinde aylık maktu danışmanlık bedelini zaten almakta olan davacının ekstra bir çabası, katılımı, yönlendirmesi ve desteğiyle finansman yaratılması halinde yaratılan finansman üzerinden başarı primi adı altında bir tutarın ödenmesinin kararlaştırıldığı, taraflardan, sözleşmenin kurulması aşamasında davacının emek ve mesaisinden kaynaklanmayan, onun katılımı ve katkısı olmaksızın yaratılan finansman üzerinden bir bedel ödemesinin kararlaştırmalarının beklenemeyeceği, böyle bir bedelin ödenmesi kararlaştırılacak olsa bile bu bedelin "başarı" primi olarak nitelendirilmeyeceği kabul edilmiştir.
Sözleşmenin yukarıda ifade edilen HİZMET BEDELİ başlıklı kısmın 2. Maddesindeki "...'in veya ortaklarının dikkatine gelen ve ...'in bilgisine sunulan veya sunulması ihmal edilmiş kuruluştan finansman sağlanması...." konusundaki düzenleme de, maddenin bütünü dikkate alındığında; önceden davacının ...'la finansman konusunda temas kurması, bu temas nedeniyle ...'tan finansman önerisi gelmesi ancak bu önerinin davacının bilgisine sunulmaması ve benzeri halleri öngörmekte olup dosya kapsamında davacı tarafından ... ile temas kurulmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmadığından anılan düzenleme gereğince davacının başarı primine hak kazandığı kabul edilemez. Bu nedenle talebin reddine karar vermek gerekmiştir" şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF TALEBİ ÜZERİNE İSTANBUL BAM 45.HD 09/02/2022 TARİHLİ VE ...E. ...K.SAYILI KARARINDA İSE;
"Somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin, davalının, güneş enerjisi yatırımı için yatırımcı/yatırım bulması veya finansman sağlaması amacıyla düzenlendiği, ortada iki aşamadan oluşan (hazırlık ve işin gerçekleşme aşaması) tek hizmetin bulunduğu, verilen hizmetler karşılığında aylık maktu ücrete ek olarak yapılan çalışmalar neticesinde yatırımcılardan ve finansal kuruluşlardan temin edilecek finansman üzerinden başarı primi de ödeneceği kararlaştırılmış olduğu anlaşılmıştır. O halde başarı primine esas alınan ... Bankası'nda temin edildiği iddia olunan finansmana ilişkin davacının sözleşmede kararlaştırılan birinci ve ikinci aşamadaki hizmetleri (İhtiyaç duyulan finansmanın sonuçlandırılması için gereken tüm aşamalarda destek olunması, "2. Aşama: İşin Gerçekleşmesi, 19. madde") yerine getirdiği tespiti halinde davacının sözleşmenin hizmet bedeli başlıklı 2. maddesindeki başarı primini hak ettiği kabulü gerekmektedir. Dosya kapsamına göre ...'a yazılan müzekkere cevabında, "bankaca, davalı şirketin aralarında bulunduğu bir takım şirketlere, grup limiti niteliğinde bir kredi tahsis edilmiş olmakla birlikte, işbu yazının tarihi itibariyle, banka tarafından davalı şirkete kullandırılmış herhangi bir kredi ve dolayısıyla davalı şirket tarafından bankaya iletilen bir kredi başvurusu bulunmadığı" bildirilmiş olup limit tahsisi kapsamında davalı ve grup şirketlerin bulunduğu bir takım evraklar gönderilmiştir. Söz konusu belgeler incelendiğinde; davalı şirketçe imzalanmış genel kredi sözleşmesi bulunmadığı, davalının sözleşmelerin birinde kefil olduğu 100.000,00 USD miktarından az olmamak üzere çok sayıda muhtelif miktarlarda grup şirketleri ile imzalanmış genel kredi sözleşmeleri olduğu anlaşılmıştır. Ancak davalı vekili cevap dilekçesinde, ...'tan sağlanan finansmana ilişkin davacı şirketin hiç bir aşamada dahli ve katkısı olmadığı, söz konusu finansmanın sağlanmasına dair tüm görüşmeler, ön hazırlıklar ve anlaşma süreçleri ile neticede finansmanın sağlanmasında, davacı şirketin katkısı ve bu konuda bir çalışması olmaksızın sadece müvekkil şirketin çaba ve çalışmaları ile gerçekleştiği savunması karşısında, ...'tan, davalı ve/veya hangi grup şirketine kredi finansmanı sağlandığı tespiti ile, hazırlık aşamaları dahil kredi kullanımına ilişkin tüm belgeler ilgili bankadan celp edilerek davalı ve/veya grup şirketlerine ...'tan sağlanan finansmanda, davacının sözleşmede kararlaştırılan hizmetleri ( ön hazırlık ve anlaşma sürecinde yapmış olduğu çalışmalar ) yerine getirip getirmediği hususunda tarafların delilleri toplandıktan sonra bankacılık alanında uzman bilirkişiden alınacak rapor sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hukuki yanılgı ve eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur."
şeklinde ve kesin olarak karar verilmiştir.
BUNUN ÜZERİNE VE BAM KARARI ÇERÇEVESİNDE DELİLLERİN TOPLANMASINA MÜTEAKİBEN MAHKEMEMİZCE OLUŞTURULAN 23/03/2023 TARİHLİ VE ...E....K.SAYILI KARARINDA BELİRTİLEN GEREKÇEDE İSE;
(...)
"Oluşturulan bu ara karar çerçevesinde ise "davalı vekilinin talebi doğrultusunda ve ayrıca dosyamız tarafları arasında 01/03/2016 tarihli "Sermaye Ortaklığı ve/veya proje finansmanı kanalı ile fon yaratılması öncesi hazırlıklar ve işlemin gerçekleştirilmesi konulu "danışmanlık hizmet sözleşmesi çerçevesinde, davacı şirketin sözleşme hükümleri gereği davalı şirket lehine 01/03/2016 tarihi sonrası itibariyle finansman sağlanmasında herhangi bir rolünün olup olmadığı, finansman sağlanma hususunda rolü var ise davacı şirketin hangi tarihlerde, kimlerle temasta bulunduğu, finansmanın ne şekilde, hangi tarihte ve nasıl verildiği hususlarının araştırılması ve dayanak belge suretlerinin mahkememize iki hafta içinde gönderilmesi, ayrıca davacı şirketin finansman sağlayan...A.Ş'nin hangi yetkilisi ile hangi tarihte ve davalı şirket hakkında hangi hususlarda görüştüğü, hangi projenin ...'a sunulduğu hususlarının dahi araştırılması ve dayanak belge suretlerinin mahkememize iki hafta içinde gönderilmesi" noktasında müzekkere yazılmış ve gerekli cevaplar alınmıştır.
Nitekim ...'dan gönderilen 17/04/2018 tarihli cevabi yazı içeriği ve yine 11/05/2022 tarihli cevabi yazı içeriği dikkate alındığında davalı şirketin aralarında bulunduğu bir takım şirketlere, grup limiti niteliğinde bir kredi tahsis edilmiş olmakla birlikte davalı şirkete kullandırılmış herhangi bir kredi ve dolayısıyla davalı şirket tarafından bankaya iletilen bir kredi başvurusu olmadığı bildirilmiş, ayrıca kullandırılan kredilere ilişkin ekstreler ayrıntılı olarak gönderilmiş, yine bankadan gönderilen 07/04/2022 tarihli cevabi yazıda da kredinin kullandırılması hususunda yetkili ve sorumlu olan ekiplerin değiştiği, araştırmaya konu hususlarla ilgili herhangi bir görüşme ve sair madde hususlar hakkında herhangi bilgiye ulaşılamadığı, ayrıca davacı şirketin kendisine kredi tahsis edilen ...A.Ş.ye verilen şirketin doğrudan ve dolaylı iştiraklerine finansman sağladığına dair veri kaydına rastlanmadığı açıkça belirtilmiştir.
Taraflar arasındaki somut uyuşmazlıkta sözleşmede taraf olan şirketlerin dava dosyasındaki taraflar olduğu, sözleşmenin güneş enerjisi yatırımlarına finans yatırılması amacı taşıdığı, sözleşmenin ön hazırlıklar ve işin gerçekleştirilmesi başlıkları ile iki aşamadan oluştuğu anlaşılmakta olup davacının sağlamış olduğu hizmetler nedeniyle davacı aylık maktu ücret alacak ve ayrıca aynı zamanda davalı ek olarak temin edilecek finansman üzerinden başarı primi dahi ödemekle yükümlü olacaktır.
Taraflar arasındaki sözleşme bir bütün olarak dikkate alındığında, iş görme edimi niteliğinde ise de, "işin gerçekleştirilmesi" başlıklı kısımda yer alan hükümler taraflar arasında dava konusu alacak ile ilgili bir simsarlık sözleşmesinin var olduğunu göstermektedir. Zira davacı taraf, davalı lehine ...'dan sağlanan kredi nedeniyle başarı prim bedeli talep etmektedir. Ancak burada önemli olan, sözleşmede öngörülen bedelin talep edilebilme şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin karma nitelik taşıdığı anlaşılmıştır. Talebe konu alacağın simsarlık ücret alacağı olup doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi durumunda ödeneceğini de kararlaştırabilirler.
b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir (m. 521/1). Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.
c) Anılan Kanun’un 523. maddesinde (BK. m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd) . Anılan mevzuat hükümlerinde kanun koyucu tellallık sözleşmesinin genel hatlarını çizmiş olup tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereği bu sınırlar dâhilinde hukuki ilişkilerini şekillendirebileceği açıktır. Simsarlığın önem ve yararı şu şekilde açıklanmaktadır: Bir akdin yapılması için tarafların birbirleriyle buluşmaları lazımdır. Fakat bu buluşma her zaman kolay bir şekilde olmaz; hatta çoğu zaman bazı zorluklarla karşılaşılabilir. Mesela taraf olacakların birbirlerini tanımamaları, ayrı ayrı mahallerde bulunmaları, aynı dili konuşmamaları gibi sebepler onların birbirini bulmalarına ve sözleşmeyi yapmalarına mani olabilir. İşte çeşitli sebeplerden ötürü bir araya gelemeyen kimseleri birbirlerine yaklaştırmak hususunda aracılık yapmayı kendilerine meslek edinen şahıslardan müteşekkil bir sınıf olup, eski zamanlardan beri mevcuttur. Zamanımızda iş âleminin zaruri kıldığı ihtisaslaşma ve iş bölümü dolayısıyla tellallık mesleği ticaret hayatının vazgeçilmez bir unsuru hâline gelmiştir. Simsarlık sözleşmesi, simsar ile iş sahibi arasında haklar ve borçlar meydana getirmektedir. Kanun’un 521-525. maddeleri arasında sadece simsarın ücret alacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Simsarlık sözleşmesi ile ilgili diğer hususlarda, 520/2. maddesinin yollaması gereği vekâlete ilişkin TBK’nın 502. ve devamı hükümleri uygulama alanı bulacaktır.
Simsarın ücrete hak kazanma zamanı ve giderlere ilişkin alacağını düzenleyen TBK’nın 521. maddesine göre "simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır" (521/1). Böylece simsar, sözleşme konusu hizmetin bir akdin kurulmasıyla sonuçlanması durumunda ücrete hak kazanmaktadır. Simsar söz konusu hizmeti yerine getirmezse ücret alacağı elde edemeyecektir. Ancak sözleşmede aksi kararlaştırılabileceği gibi işin niteliğinden de aksi sonuca varılabilir. (Yargıtay HGK...E. ...K.sayılı ilamı)
Bu çerçevede;
A)Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmenin "hizmet bedeli" başlığını taşıyan hükümlere göre davacının başarı primi elde edebilmesi ve hak kazanabilmesi açısından öncelikle ...'dan sağlanan finansman konusunda çalışmasının olması yani bir katkısının varlığının ispat olunması zorunludur.
Davacının hizmet bedeli başlıklı maddenin ikinci maddesi uyarınca ancak "çalışma yapması" halinde başarı primi talep edebileceği açıkta düzenlenmiştir.
Bu durumda davacının bu noktada üzerine düşen ispat yükünü yerine getirip getirmediği önem arz etmektedir.
Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi gerekir. HMK’nın “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesinde bu husus “(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” şeklinde ifade edilmiştir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK m. 194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Buna karşılık, hâkim, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalarla bağlı olup, davacının bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dâhi bulunamaz (HMK m. 25). Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir. Çünkü sadece bu vakıalar davanın sınırını çizmekte, hâkim ancak bu vakıalar hakkında inceleme yapabilmektedir. Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse ve bu vakıalar davacıyı talep sonucunda haklı gösteriyorsa, mahkeme davacının davasını kabul ederek davayı davacı lehine karara bağlar. (Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı)
Yazılı yargılama usulüne tabi davada davacı vekili, davacı tarafın çalışması nedeniyle yaratılmış bir finansman bulunup bulunmadığını ispat yükü altındadır. Davacı vekilinin dilekçelerin verilmesi aşamasında sunmuş olduğu dilekçesi ile proje finansmanını ne şekilde sağladığı konusunda somutlaştırılmış bir vakıayı yer, zaman, konu, kişi, eylem unsurlarını belirtmek suretiyle öncelikle somutlaştırmadığı ortadadır. Dilekçenin verilmesi aşamasında davacının soyut olarak dava dışı ...'dan proje finansmanı sağlandığı yönündeki iddiası davacının haklı olup olmadığının tespiti açısından soyut niteliktedir. Ancak ve daha önemlisi tarafların imzalamış olduğu belgeler faturalardan ibaret olup davacı vekili dilekçenin verilme aşamasında başkaca bir belge veya belgeler zincirine delil olarak dayanmamış ve delil olarak göstermemiştir.
O halde dilekçenin verilmesi aşamasında; dayanılan vakıalar ve somutlaştırılan delillerin içerikleri dikkate alındığında, davacı tarafından davalı lehine finans yaratılması noktasında davacının katkı sunduğunu gösterir bir vakıa veya delil durumu yoktur. "Davanın temelini vakıalar oluşturur. Vakıa tarafların iddia ve savunmasını dayandırdığı olaylardır. HMK’nın 194, 119/e, f ve 129/d, e maddelerine göre taraflar dava ve cevap dilekçelerinde dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Ayrıca tarafların dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. HMK’nın 25. maddesine göre, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Ayrıca kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. HMK’nın 187. maddesine göre, ispatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Aynı Kanun’un 189/4. maddesine göre ise bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir". (Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı) Buna göre davacının, davalı lehine finans yaratılması halinde davalı tarafından başarı primi ödenmesi noktasında gösterilen ve ispatlanan bir vakıa söz konusu değildir.
Taraflar arasındaki ilişkide alacağın dayanağı simsarlık sözleşmesi olarak kabul olunduğunda, davacının söz konusu finansmanın sağlanması sonucunda bir başarı göstermesi gerekmektedir. Bu başarı ise, davacının faaliyeti sonucunda sözleşmede belirtilen finansmanın sağlanmasıdır. Şüphesiz bu finansman niteliği gereği ancak bir sözleşme ilişkisinin kurulmasıyla söz konusu olabilecektir. Oysaki somutlaştırılan deliller, bu noktada açıklandığı üzere nedensellik bağının varlığını ortaya koymaktan uzaktır. Nitekim yukarıda irdelendiği üzere ve ayrıca BAM kararında da belirtildiği gibi dava dışı şirket lehine finansman sağlayan ...'dan gelen cevabi yazı içerikleri dikkate alındığında ...'dan kredinin sağlanmasında, davacının sözleşmede kararlaştırılan hizmetleri yerine getirdiğine dair davacı lehine herhangi bir kayıt ve bilgi bulunmadığı açıkça bildirilmiştir. Bu nedenlerle ve öncelikle bu yönden davacının dava dışı ...'dan sağlanan finansman konusunda bir katkısının varlığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Esasen davalının baştan beri inkarı ise bu yöndedir.
B)Zaten Mahkememizce kayıt ve belgelerin incelenmesi amacıyla atanan bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 16/0/2023 tarihli raporunda da, davacının bu krediye aracılık ettiğine dair dava dosyasına sunulan e-postalar dışında herhangi bir somut delil bulunmadığı, yerinde inceleme esnasında da başkaca belge bulunmadığının teyit olunduğu, ayrıca söz konusu kredinin ...'dan sağlanmasında yerinde yapılan incelemeye rağmen davacının bir katkısının tespit edilemediği, tüm görüşmelerin bizzat davalı tarafça gerçekleştirildiği, davacının hiçbir görüşmeye katılmadığı, bunu ispatlayacak belge olmadığı, yine banka nezdinde yapılan inceleme sırasında da dava dışı ... ile görüşme yapılan yetkililerin görevde bulunduğu bildirilmiştir. Nitekim ...'dan gelen 04/07/2022 tarihli cevabi yazı içeriği bilirkişi tespitleriyle uyumlu olduğu gibi kredinin kullandırılmasıyla ilgili bilgi sahibi olabilecek ekiplerin dahi bulunmadığı, sorulan hususların banka bilgisi dışında bulunduğu, herhangi verinin bulunmadığı açıkça bellidir.
C)Kaldı ki bilirkişi kurulu, e-postalar içeriklerine dayanılarak davacının başarı primine hak kazandığını hukuki yorum olarak belirtmiş ise de söz konusu e-posta içeriklerine göre başarı primine hak kazanılmasına esas olan husususun, dava dışı ...'ın içinde yer aldığı ... finansal ilişkiler direktörü ...'ın davacı olan şirket yetkilisine "Sayın", "Bey" yerine "Barışçım nasılsın" ile başlayıp "sevgiler" ifadesiyle gönderdiği e-posta içerikleri olduğuna vurgu yapılmıştır. Yapılan bu vurgu ile daha sonradan sağlanan kredinin gerçekleştiği hususu düşünülmüş ve bu durumun illiyet bağına karine teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Ancak yukarıda da irdelendiği üzere yazılı yargılama usulüne tabi davada ve dilekçenin verilmesi aşamasında, bilirkişi raporunda atıf yapılan e-posta görüşmesinin varlığına delil olarak dayanılmamış, en önemlisi adı geçen belge delil olarak sunulmamıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında dilekçenin verilme aşamasında dayanılmayan ve gösterilmeyen delilin kural olarak delil niteliğinin bulunabilmesi ve ispat hukuku çerçevesinde bu belgeye itibar olunabilmesi dahi usuli açıdan mümkün değildir. Zira "ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir. Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760). Anlaşılacağı üzere gerek davacı gerekse davalı bakımından delil gösterme ile delil sunma ayrı kavramlardır. Dava ve cevap dilekçelerinde iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının belirtilmesi zorunlu olmakla eldeki belgelerin de dilekçelere eklenmesi, elde olmayan belgeler için ise nereden getirtileceği konusunda mahkemeye bilgi verilmesi gerekmektedir. Öte yandan kanun koyucu tarafların belirli bir süreden sonra delil göstermelerini emredici hükümle yasakladıktan sonra belirli şartlar altında sunulan yeni delilin sonradan gösterilmesine HMK’nın 145. maddesinde istisnai olarak izin vermiştir. Sözü edilen maddede yer verilen istisnai düzenleme dosyaya sonradan delil sunulmasına ilişkin olup tarafların dilekçelerine ekledikleri veya dilekçelerinde belirttikleri deliller yönünden uygulanması mümkün değildir. (Yargıtay HGK ...E ...K.sayılı kararı)
Hal böyle olunca somut olayda Mahkememizce itibar olunmayan bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta çıktısı kanunda belirtilen sürelerden sonra sunulan delil niteliğinde olduğundan dolayı dahi bu delile itibar olunamaz. Öte yandan söz konusun delilin sonradan ileri sürülmüş olması karşısında ise davacının HMK m.145 hükmü çerçevesinde ve somut koşul vakıaları belirterek dayanmış olduğu bir delil niteliğinde bulunmadığı ise açıktır. Ancak ve daha önemlisi atıf yapılan Yargıtay HGK kararında da belirtilmiş olduğu üzere, bilirkişi raporunda illiyet bağına esas olarak değerlendirilen e-postaların, yargılama aşamasında sunulmuş olması mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye ve benzeri bir nedene dayalı olduğu anlaşamamış, bu yönde bir vakıaya dahi dayanılmamıştır. Bu nedenle davacının bu noktadaki bir ihmalkarlığı, dava öncesi gerekli hazırlığı yapmamış olması ve yeterli araştırmanın bulunmamış olmasının somut olayda söz konusu olduğu anlaşılmakla HMK m.145 hükmünün uygulanma kabiliyeti dahi bulunmamaktadır.
D)Nihayet söz konusu e-posta içeriği davalı aleyhine bir senet veya belge niteliği taşımadığı gibi davalı tarafından dahi bu belgenin sözleşme gereği yapılan bir görüşme olduğu hususu ve içeriği açıkça inkar edilmektedir. Söz konusu e-posta içeriği, aralarında belirli bir samimiyet ilişkisi olan kişiler arasında olsa da dava dışı şirket lehine kredi sağlanması noktasında davalı aleyhine delil teşkil edebilecek bir içerik taşımadığı anlaşılmaktadır. Esasen bu görüşmenin hangi nedenle yapıldığı noktasında davalı aleyhine ispatlanmış bir halin varlığı söz konusu değildir. Bu noktada tahmine dayalı olarak davalı aleyhine ispat koşulunun gerçekleştiği kabul edilemez. Zaten davalı taraf söz konusu e-postaların müvekkilinin bilgisi haricinde bulunduğunu, müvekkilce kabul edilmediğini belirterek e-posta içeriğini dahi ısrarla inkar etmiştir.
E)Ayrıca davacının talebinin kabulünün mümkün olup olmadığı konusunda sözleşmedeki taraf iradelerinin de gözetilmesi gerekir.
Alacak talebine esas olan sözleşmenin "hizmet" başlıklı bölümünün ikinci maddesinde davacı tarafın başarı primi talep edebilmesi, davacının potansiyel yatırımcılardan ve-vaya finansman kuruluşlarından "..." için yaratılacak finansmana bağlanmıştır. Bu noktada gözden kaçırılmamalıdır ki adı geçen sözleşmeyi imzalayan davalı şirket ise de kendisine finansman sağlanan şirket davalı değil dava dışı ... A.Ş.'dir. Sözleşmenin lafzi olarak yorumlanması durumunda, sözleşmeyi imzalayan davalı için herhangi bir potansiyel yatırımcıdan ve/veya finansal kuruluştan sağlanan bir finansman olması halinde davacı başarı pirimi talep edebilecektir. Sözleşmenin 4.sayfasının "hizmet bedeli başlıklı" 2.maddesinin birinci paragrafı bu noktada açıktır. Oysaki sözleşmeyi imzalayan davalı ... için yaratılmış bir finansman yoktur. Yaratılmış olan finansman dava dışı ve ilintili şirket için söz konusudur. Bu nedenle bu paragrafa dayalı olarak davacı başarı primi talep edemeyecektir.
Öte yandan aynı maddenin ikinci ve üçüncü paragrafları gözetildiğinde bu paragrafların birbirleriyle ilintili, birbirinden ayrılamaz düzenlemeler olduğu görülmektedir. Bu düzenlemelere göre davacı şirket primin tamamını, ancak ve sadece imzaların atılmasına müteakip (yatırımcılardan) gelecek olan ilk ödemenin davalı ...nin ve/veya ilintili şirketlerinin ve/veya ortaklarının eline geçmesiyle eş anlamlı olarak hak etmiş olacaktır. Bir başka deyişle sözleşmeyi imzalayan davalı şirketin ve/veya ilintili şirketlerinin ve/veya ortaklarının eline ödemenin geçmesiyle birlikte primin ödeneceği belirtilmiş ise de sözleşmenin 4.sayfasının 2.maddesinin ikinci ve üçüncü paragrafları dikkate alındığında, bu primin tamamının ödenmesi "yatırımcıdan" gelecek ödemenin adı geçenlerin eline geçmesinden sonra olacağı açıkça düzenlenmiştir. Finansman sağlanan şirket, sözleşmeyi imzalayan davalı şirket ile ilintili olsa dahi finansman sözleşmenin ilgili hükmünde de belirtildiği üzere "yatırımcıdan" sağlanmamıştır. Bir başka deyişle söz konusu finansman bankadan sağlanmıştır. Somut olayda dava dışı bankanın 5411 sayılı Bankacılık mevzuatı uygulaması gereği ise "yatırımcı" olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira 5411 sayılı Bankacılık Kanununun m.4 hükmü uyarınca bankaların faaliyet alanları tek tek ve açık olarak belirlenmiş olup, bu kapsamda bankaların yatırımcı sıfatını taşıyabilmesi de zaten mümkün değildir. Her ne kadar, bankalar yatırım danışmanlığı işlemleri veya yatırım kredisi verebilir ise de bu durum bankanın "yatırımcı" olarak kabulünü gerektirmemektedir.
Yukarıda belirtilen sözleşme hükümleri karşısında taraflar, davalı olan şirket ile ilintili olan şirkete finansman olarak ödemenin yapılması durumunda başarı priminin tamamının, bu ödemenin ele geçmesiyle eş zamanlı ödeneceğini kararlaştırmışlardır. Ne var ki davalı olan şirket ile ilintili olan, sözleşmeyi imzalayan şirket konumunda bulunmayan dava dışı şirkete ödeme yapılmış olsa bile bu ödemeyi yatırımcı değil yatırımcı sıfatı olmayan banka yapmıştır. Oysaki başarı primine bu noktada hak kazanabilmesi için yatırımcıdan gelecek ödemeyi müteakiben bu ücrete hak kazanılacaktır. Söz konusu sözleşme hükmü dikkate alındığında bu yönden dahi davacının dava konusu ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Zira Roma Hukukundaki ifade ile "anlaşma kanundur". Anlaşma yaparken tarafların sözleşmede ön görmeleri mümkün olan fakat düzenlenmeyen hususlar ile ilgili birbirlerinden kural olarak hak talep edebilmeleri mümkün görülemez. Bu itibarla da davacı şirketin sözleşmede ön görülmesi mümkün olan hususlarla ilgili yani davalı şirket ile ilintili olan şirketlere adı geçen maddenin ilk paragrafında belirtildiği üzere "finansal kuruluşlardan gelecek ilk ödemenin ilintili şirket eline geçmesi ile birlikte dahi ödeme yapılacağı hususunun" düzenlenmediği, bu nedenle sözleşmede düzenlenmeyen bu husus ile ilgili dahi davacının dava dışı ...'dan ilintili şirkete yapılan ödeme nedeniyle dahi başarı primini talep edemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Sözleşmenin davacı şirket tarafından düzenlendiği, sözleşmenin ilk sayfasının başlığından ve ayrıca sözleşmenin içeriğinden ve davacının konumundan açıkça anlaşılmaktadır. Sözleşmeyi düzenleyen davacı şirketin, davalı şirket dışında ilintili şirketlere veya ortaklarına "yatırımcı dışındaki finansal kuruluşlardan gelecek ödemelerin varlığı halinde davacının başarı primini hak edeceği" yönünde bir düzenleme getirmediği ise açıktır. "Sözleşmede açık olmayan ve duraksamaya neden olan hallerde, sözleşme hükümlerinin düzenleyen aleyhine yorumlanması esastır." Kaldı ki davacı şirket olarak basiretli bir tacir olmak zorundadır. İlintili olan şirketlere dava dışı bankadan ödeme yapılması halinde, davalıya ödeme olmasa dahi davacının primi hak edeceğine yönelik açık, duraksamaya yer vermeyen bir düzenlemenin varlığı anlaşılamamaktadır.
Hal böyle olunca sözleşmedeki düzenlemelerin, içerik olarak somut olay yönünden davacıya başarı primini sağlaması ile ilgili somut koşul vakıaların oluşmadığı dahi anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu husus ile ilgili, dilekçenin verilmesi aşamasında yemin deliline dayanan davacıya yemin teklif etme hakkı tanınmış ise de yemin teklif etme hakkına sahip davacı vekili, yemin teklif etme hakkını kullanmamıştır.
Mevcut açıklamalar ve gerekçeler karşısında, bilirkişi raporunun davacının ücret hak ettiğine dair sonuç kısmına ve bununla ilgili hukuksal değerlendirmelere itibar olunmamıştır. Öte yandan uzman kişi görüşü HMK anlamında bir delil niteliğinde ise de taraflar dilekçenin verilmesi aşamasında bu delile dayanmadıklarından yukarıda e-posta ile ilgili yapılan usuli ve teorik açıklamalar uzman kişi görüşleri yönünden dahi aynen geçerlidir. Bu nedenle öncelikle usuli açıdan bu raporların içeriğine delil olarak itibar edilebilmesi mümkün görülmemiştir. Zaten Mahkememizce açıklanan gerekçeler dikkate alındığında davacı lehine sunulan uzman kişi görüşüne itibar olunabilmesi mümkün bulunmamış; ancak davalı lehine sunulan uzman kişi görüşüne sonuç olarak itibar edilmiştir."
şeklinde ve davacının sübut bulmayan davasının oy çokluğuyla reddine dair hüküm oluşturulmuştur.
MAHKEMEMİZCE OLUŞTURULAN 23/03/2023 TARİHLİ VE ...E. ...K.SAYILI KARARIN DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İSTİNAF OLUNMASI ÜZERİNE BU DEFA İSTANBUL BAM 45.HD 21/09/2023 TARİHLİ VE ...E ...K.SAYILI GEREKÇELİ KARARINDA:
"(...)
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemenin amacı da dikkate alındığında delilin sonradan sunulması, o delile önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye dayanıyorsa mümkündür. Somut olayda ise bu yönde bir iddia ileri sürülmediği gibi dava dilekçesi içeriğinde yada ön inceleme duruşmasında dahi delilin varlığından bahsedilmemiştir. O halde, her ne kadar bilirkişi raporunda esas alınan sonradan e-posta yazışmaları, davalı delilleri arasında ibrazı mümkün ise de HMK 140/5 maddesi uyarınca yasal süresi içerisinde mahkemeye sunulmadığından ve HMK'nun 145.maddesinin uygulanma şartları da oluşmadığından HMK 141. maddesi uyarınca, iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamında karşı tarafın muvafakati halinde ispat hukuku açısından değerlendirilmesi mümkündür.
Bu nedenle, davacı, davalının açık muvafakati ile iddiasını genişletip değiştirebileceğinden, davacının iddiasını genişletmesi üzerine, hakimin, davayı aydınlatma görevi gereğince davalıya iddianın genişletilmesine muvafakat edip etmediğini sorması ve davalının vereceği cevabı tutanağa yazdırması gerekmektedir. ( Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt I, s.514)
Açıklanan nedenlerle, iddianın genişletilmesi kapsamında bulunan bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta yazışmalarına davalı vekilinin muvafakat edip etmediği sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1).a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine karar veriliş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
şeklinde iade gerekçesini açıklamıştır.
Adı geçen BAM kararında maddi hata olmasına binaen yazı yazılmış olup düzeltme olmadığından dava mahkememizin 2024/116E.sayılı numarasına kaydedilmek suretiyle yargılamaya devam olunmuştur.
BU DEFA MAHKEMEMİZCE OLUŞTURULAN 21/03/2024 TARİHLİ VE ...E....K.SAYILI GEREKÇELİ KARARDA:
(...)
Bu çerçevede "mahkeme kararlarına saygı gereği" taraf vekillerinin beyanları dahi alınmıştır. Ne var ki BAM kararına esas olan mahkememizin ...E ...K.sayılı ve 21/03/2023 tarihli gerekçeli kararından ve dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere "iddianın genişletilmesi kapsamında bulunan, bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmeye esas alınan e-posta yazışmalarına davalı vekilinin 16/02/2023 tarihli dilekçesinde kesin, açık, tartışmasız şekilde olmak üzere muvafakat etmediği, iddianın bu şekilde genişletilmesini kabul etmediği zaten beyan olunmuştur. Hatta yine davalı vekili 21/03/2023 tarihli duruşmada dahi, yazılı beyanlarını tekrar etmiş, duruşma tutanağına bu beyanını aynen yazdırmıştır. Zaten mahkememizin adı geçen 21/03/2023 tarihli gerekçeli kararının 6.ve7.sayfasındaki (C) ve (D) bendleriyle dahi bu durum ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Bu irdelemede ayrıntılı şekilde e-posta yazışmalarının delil olarak itibar edilemeyeceği HMK m.145 hükmü çerçevesinde değerlendirilmiştir. Yine aynı bendlerde, davalı tarafın e-posta yazışmalarının sunulması noktasında kabulünün olmadığı, içeriğinin inkar olunduğu açıklanmıştır. Ancak daha da önemlisi, adı geçen bendlerde e-posta yazışmalarının içerik itibariyle davalı aleyhine her halükarda delil değerinin bulunmadığı, davalı aleyhine ispat koşulu oluşmadığı dahi vurgulanmıştır. Bu noktada davalı vekilinin yukarıda belirtilen dilekçesi ve beyanları karşısında, zaten BAM kararının gereği, BAM kararı öncesi tam ve eksiksiz yerine getirilmiştir.
Bununla birlikte BAM kararı sonrası "mahkeme kararlarına saygı gereği" beyanı alınan davalı vekili BAM kararı öncesi sunmuş olduğu dilekçeler ve yine duruşma tutanağında geçen beyanlar dikkate alındığında tekraren ve yeniden delil sunulmasına muvafakat etmediklerini yeniden ve ayrıca açıklamıştır.
Hal böyle olunca mahkememizin ...E....K.sayılı ve 21/03/2023 tarihli kararının, İstanbul BAM 45.HD ...E ...K.sayılı ve 05/09/2023 tarihli kararı ile kaldırılmasına esas olan iade nedeni BAM kararı öncesi zaten eksiksiz tamamlanmış olduğu gibi, BAM kararı sonrası yeniden ve tekraren tamamlanmıştır.
Vakıa ve hukuki denetim yapan BAM karar içeriği ve yukarıda açıklanan gerekçe karşısında, mahkememizce oluşturulan ...E ...K.sayılı ve 21/03/2023 tarihli kararda değişiklik yapılmasını gerektiren herhangi bir veri değişikliği (kanun değişikliği Yargıtay İBK gibi) bulunmadığı dikkate alındığında davanın reddine dair gerekçe ve hüküm fıkrasında herhangi bir değişikliğe gidilmesini gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Ancak "mahkeme kararlarına saygı gereği" BAM kararı çerçevesinde davalı vekilinin beyanı yeniden ve tekraren alınmıştır. Davalı vekili son BAM kararı öncesi olduğu gibi e-posta yazışmalarına muvafakat etmediğini yeniden ve tekraren açıklamıştır.
Bu nedenle 21/03/2023 tarihli gerekçeli karardaki tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkındaki toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler bu noktada aynen geçerliliğini sürdürmektedir.
Yukarıda ise 21/03/2023 tarihli kararın gerekçe kısmı ile aynen belirtilmiş, son BAM kararının gereği ise icra edilmiştir. Böylece BAM kararının gereği, bu karara esas olan Mahkememizdeki yargılamada icra olunduğu halde yeniden ve tekraren icra olunmuştur. Mahkememizce açıklanan 21/02/2023 tarihli gerekçe içeriği karşısında ise davacı lehine bir durum oluşmadığı ise yine sabittir.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının sübut bulmayan davasının reddine dair karar vermek gerekmiştir."
şeklinde yeniden aynı hüküm oluşturulmuştur.
MAHKEMEMİZCE VERİLEN KARARA YÖNELİK YİNE DAVACI VEKİLİNİN İSTİNAF TALEPLERİ ÜZERİNE BU DEFA İNCELEME YAPAN İSTANBUL BAM 45.HD 18/09/2024 TARİHLİ VE ...E. ...K.SAYILI KARARINDA;
"Dairemizin önceki kaldırma kararında ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere davacının, esas sözleşmenin kurulmasında yani finansman sağlanması bakımından aracılık faaliyetini yerine getirdiğini usulüne uygun yasal delillerle kanıtlayamadığı, iddianın ve savunmanın genişletilmesi kapsamındaki sonradan sunulan delillere (e-posta yazışmaları) davalı tarafça muvafakat edilmemesi nedeniyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak, ilk derece mahkemesince, dairemizin kaldırma kararında belirtilen hususların öncesinde yerine getirildiğinden bahisle "Mahkeme Kararlarına Saygı Gereği" dairemiz kararı doğrultusunda işlem yapıldığı ifadesi Usul Hukukuna aykırı olup amacını aşan bir ifade olmuştur. Zira ilk derece mahkemesinin, dairemiz kararına saygı göstermesinin ötesinde bundan çok daha önemli ve öncelikli direnme hakkı bulunmadığından kaldırma kararının gereklerini yerine getirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Velev ki dairemiz kararında, ilk derece mahkemesinin kararında olmasına rağmen fark edilmeyen kaldırma gerekçesi yönünden hata edilmiş olsun, ilk derece mahkemesinin bir lütufmuş gibi saygıdan bahsederek gerekçe oluşturması dairemiz ile ilk derece mahkemesi arasındaki yasal düzenlemenin anlaşılamış olması ya da dikkate alınmaması sonucuna götürür ki bu ise yargı kurumları arasındaki ilişkinin zedelenmesine, kurallara, kanunlara aykırılığa yol açacak olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin bu minvaldeki gerekçeleri eleştirilmek zorunda kalınmıştır.
Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
gerekçesiyle istinaf taleplerini red etmiştir.
İSTİNAF KARARINA YÖNELİK OLARAK DAVACI VEKİLİNİN TEMYİZ TALEPLERİ ÜZERİNE İNCELEME YAPAN YARGITAY 6.HD 25/12/2024 TTARİHLİ VE ...E....K.SAYILI VE OY ÇOKLUĞUYLA VERDİĞİ BOZMA KARARINDA;
"Tüm dosya kapsamına göre, davacı vekili ön inceleme duruşması sonrasında e-mail yazışmaları sunmuş, ancak mahkemece bu deliller sonradan ibraz edildiği ve usulen değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle deliller değerlendirilmeksizin davanın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145. maddesinde “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir” hükmü yer almaktadır. Delilin davacı tarafından sunulduğu ve ön inceleme duruşmasından hemen sonra ibraz edildiği hususları birlikte dikkate alındığında, yargılamayı geciktirme amacı taşıdığından söz edilemez. Bu nedenle davacı vekilince sunulan bu deliller de dikkate almak suretiyle, dava konusu Aktifbanktan sağlanan kredinin sözleşmenin 4. sayfası 2. maddesinde belirtildiği şekilde borç veya proje finansmanı niteliğinde olup olmadığı, bu kredinin sağlanmasında davacının katkısının bulunup bulunmadığı hususları değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile verilen İlk Derece Mahkemesi kararı ve bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararı usul ve yasaya aykırı görülmüş, kararın bozulması gerekmiştir."
şeklinde bozma gerekçesini açıklamıştır.
Dava dosyasının 2025/177E.sayılı numarasını almasını müteakiben duruşma gün ve saati taraf vekillerine tebliğ olunmuş, beyan süreleri beklenmiş, davacı vekili bozma ilamına uyulmasını, davalı vekili ise direnilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce, bozma ilamına uyulup uyulmayacağı değerlendirilmiş, 08/04/2025 tarihli duruşmada ise direnme kararı verilmesi noktasında oybirliği ile ara karar oluşturulmuştur.
Adı geçen duruşmada oluşturulan ara kararda;
"Mahkememizin 21/03/2024 tarihli kararının, özellikle 6.ve 7.sayfasındaki (C), (D),(E) bendi, yine (C) bendindeki atıf yapılan YGHK kararı, ayrıca bu karar ile uyumlu ilgili bozma ilamındaki karşı oy kullanan Yargıtay üye görüşü ile tam uyumlu olan Yargıtay HGK ... E.-...K.,(Paragraf 23,24,25,33,35,37),Yargıtay HGK ... E.-... K.(Paragraf 35,36,37) Yargıtay HGK...E.... K.-....paragrafları, Yargıtay HGK ... E.-... E., ... K.(Paragraf 135,136,138, Yargıtay HGK,... E...K., (...) Y.HGK ...E.-...K. yine bu karar ile uyumlu olan Yargıtay 3.HD ... E.-...K.sayılı kararları, bu kararlar ile uyumlu olarak mahkememizce en başta oluşturulan ve HMK ya uygun nitelik taşıyan 13/10/2017 tarihli tensip tutanağının 5.madde içerikleri karşısında ön inceleme duruşmasına kadar sunulmayan, ayrıca HMK m.145 hükmündeki istisnai hallerin mevcudiyetine dair iddia ileri sürülmeyen ve dahi bu noktada yaklaşık ispat çerçevesinde bu iddiaya ilişkin delil olarak dahi ortaya konulmayan ve duruşmalı ön inceleme sonrası sunulan e-posta yazışmalarının HMK m.145 çerçevesinde delil olarak değerlendirilemeyeceği, kaldı ki ve bir an için HMK m.145 hükmünün uygulanma şartlarının varlığı kabul olunsa dahi mahkememizce oluşturulan 21/03/2023 tarihli kararın (D) ve (E) bentlerindeki ayrıntılı gerekçelerin varlığı karşısında bu belgenin yine davacı lehine dahi sonuç doğuramayacağı dikkate alındığında, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin ...E. ... K.sayılı ve oy çokluğuyla verilen bozma ilamı usul ve yasaya aykırı görüldüğünden Yargıtayın oy çokluğuyla verilen ilgili bozma ilamına oy birliği ile uyulmamasına ve mahkememizin 21/03/2024 tarihli kararında direnilmesine,
dair ara karar oluşturulmuştur.
Mahkememizce direnme kararı verilmiş olması karşısında, yukarıda açıklanan kararda yer alan hususlar dışında ve ayrıca Mahkememizin 21/03/2024 tarihli kararındaki gerekçesi değiştirilmemiştir. Fakat neden yeniden aynı kararın verildiği, yani neden ilk kararda direnildiği ve Yargıtay bozma kararına neden uyulmadığı noktasında ilgili doktrin ve Yargıtay kararlarına atıf yapılarak somut ek gerekçe belirtilmiştir. Bu suretle ilk gerekçeli kararda herhangi bir şekilde yer almayan yeni bir gerekçeler değil sadece ve sadece ilk karardaki direnme nedeni ve bozma kararına neden uyulmadığı noktasında benzer doktrin ve Yargıtay uygulaması özellikle eklenmiştir.
Bu şekilde bozmadan esinlenip herhangi bir yeni delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar verilmiş, gerekçe önceki karara göre genişletilse de değiştirilmemiştir. Nitekim bu çerçevede mahkememizce önceki deliller çerçevesinde direnme kararı verilmiş, mahkememizin ek gerekçesi sadece önceki karara göre ilmi ve kazai içtihatlarla ve Yargıtay kararlarıyla genişletilmiştir.
DİRENME SONRASI, DİRENMEYE ESAS OLAN 21/03/2024 TARİHLİ GEREKÇELİ KARAR İLE UYUMLU OLARAK EK DİRENME GEREKÇESİ ŞU ŞEKİLDEDİR:
Direnmeye esas olan 21/03/2024 tarihli kararın (C) bendi, (D) bendi, (E) bendi nedeniyle direnme kararı verilmiştir. Esasen adı geçen (C) bendinde atıf yapılan Yargıtay HGK'nin ...E. ...K.sayılı kararı, Yargıtay HGK'nin yerleşik kararı olup somut olayda uygulanma imkânına haizdir. Adı geçen Yargıtay HGK ile uyumlu olan diğer kararlar dahi ayrıca dikkate alınmalıdır.
Nitekim mahkememizin 21/07/2024 tarihli kararının (C) bendinde atıf yapılan karar ile uyumlu ve aynı içerikteki Yargıtay HGK...E. ...K.sayılı kararı:
"(...)
23. Ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, 6100 sayılı Kanun'un “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145 inci maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
24. Tarafların 6100 sayılı Kanun'da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme hakının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
25. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Oğuz Atalay, Pekcanıtez Usûl Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul, 15. Bası, 2017, s.1760).
(...)
33. Belirtmek gerekir ki Özel Daire tarafından da davalı şirket ile dava dışı ...arasında organik bağ bulunduğu kabul edildiğinden bu konuda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Diğer taraftan davacı vekilince 27.06.2020 havale tarihli dilekçe ekinde üzerinde "..." yazılı kart örneği 6100 sayılı Kanun'da delillerin ibrazı için öngörülen yasal süresi içinde sunulmadığı gibi süresinde sunulamadığına ilişkin herhangi bir gerekçe de ileri sürülmemiştir. Bu nedenle 6100 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinde düzenlenen durumların da mevcut olmadığı anlaşılmıştır."
şeklindedir.
Yine Yargıtay HGK ... E.-... K.sayılı kararı:
"(...)
35. Ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir.
36. Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
37. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760)." anlaşılmıştır.
Yine Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı şu şekildedir.
"(...)
40. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ön inceleme duruşmasına davet” başlıklı 139. maddesi, yargılama sırasında tamamlanmış işler bakımından uygulanması gereken ve 7251 sayılı Kanunun 13. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hâliyle; “(1)Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
(...)
50. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760)."
şeklindedir.
Yine Yargıtay HGK, ...E....K.sayılı kararı:
"(...)
39. Bu husus HMK’nın “sonradan delil gösterilmesi” başlıklı 145. maddesinde “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” düzenlemesiyle bir kez daha vurgulanmıştır. Sözü edilen maddede tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145. maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması hâlinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenilme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir.
40. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145. madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Özekes, Pekcanıtez Usul, s.1339)."
şeklindedir.
Yine Y.HGK ... E.-...K.sayılı kararı ise;
"(...)
Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK. m.140/5).
Bu madde metninde vurgulanması gereken husus “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır.
6100 sayılı HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sisteminde, ön inceleme duruşmasında tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak, davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira, dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön incelemede ek olarak bildirilen süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak (m. 145, c. 1) dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi halde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple, 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması halinde bu deliller dikkate alınmamalıdır (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2015, 3. Bası, s. 328, 332).
Dilekçelerin teatisi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, “delil” bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. Anılan hüküm aynen; “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir.
Yukarıda belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere gerek davacı gerekse davalı bakımından delil gösterme ile delil sunma ayrı olarak ele alınmış; dava ve cevap dilekçelerinde iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispatlanacağının belirtilmesi zorunluluğundan söz edildikten sonra, eldeki belgelerin dilekçelere eklenmesi, elde bulunmayan belgeler için ise nereden getirtileceği konusunda bilgi verilmesi gerektiği açıkça öngörülmüştür. HMK’nın 140/5. maddesinde de dilekçelerde belirtilen ve fakat henüz sunulmayan belgelerin süresinde sunulmaması halinde uygulanacak yaptırımı açıklamıştır.
Tekrar edilmesinde yarar vardır ki; yasa koyucu, tarafların, kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyecek olmalarını emredici bir düzenlemeyle (m.145) benimsedikten sonra, bunun istisnalarını da belirtmiştir. Buna göre, ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilecektir.
Bu aşamada bir diğer istisnai hükmün açıklanması gereklidir. O da “iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. madde hükmü olup, yasa hükmü; “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir.
Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir ....şüphesiz bu imkan, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında, ancak karşı tarafın açık muvafakati (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir.
Görüldüğü üzere, 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan hususların özetlenmesi gerekirse; AİHS'nin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılamanın etkin ve makul bir süre içinde bitirilmesi için 6100 sayılı HMK’da düzenlemelere yer verilmiş olup, bu bağlamda delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Tarafların, Kanunda belirtilen bu sürelerden sonra delil gösterebilmeleri ancak iki yasa maddesinde belirtilen hallerle sınırlıdır. Onlar da; iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde ile sonradan delil gösterilmesinin hüküm altına alındığı 145. maddedeki durumlardır.
Bu açıklamalar ışında somut olay incelendiğinde; davalının cevap dilekçesi vermediği hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Dava dilekçesinin usule uygun ihtar içerir şekilde tebliğinden sonra iki haftalık süre içerisinde delillerini bildirmeyen davalının sonradan delil gösterebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hallerin mevcudiyeti de somut olayda ileri sürülmüş değildir. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde koşulları da oluşmamıştır. Kaldı ki somut olayda davalı, cevap ve delil bildirmek için mehil talebini 18.09.2012 tarihli ön inceleme duruşmasından sonra tahkikat aşamasında 02.11.2012 tarihli duruşmada ileri sürmüştür.
Bu durumda; dava dilekçesinin davalıya 31.05.2012 tarihinde usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğinden savunmanın dayanağı olarak süresinde ileri sürülen bir delil (HMK. m. 129/1-e) bulunmadığından yerel mahkemenin davalıya delil göstermesi için süre vermesine yasal olarak imkân bulunmadığının kabulü gerekir."
şeklindedir.
Yargıtay 3.HD'nin ...E....K.sayılı kararında ise;
"(...)
HMK 145. madde hükmü, “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.”; HMK 141. madde hükmü ise, “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir.
Bu açıklamalar ışında somut olay incelendiğinde; davalının cevap dilekçesi vermediği hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Dava dilekçesinin usule uygun ihtar içerir şekilde tebliğinden sonra iki haftalık süre içerisinde delillerini bildirmeyen davalının sonradan delil gösterebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hallerin mevcudiyeti de somut olayda ileri sürülmüş değildir. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde koşulları da oluşmamıştır. Usulüne uygun tebligata rağmen yasal süresi içinde davaya cevap vermediği gibi herhangi bir delil de bildirmeyen davalının, bozma ilamından sonra bildirdiği tanıkların dinlenilmesi mümkün değildir. (HGK 20/04/2016 tarih, ... Esas,... Karar)" şeklindedir.
Esasen yukarıda atıf yapılan Yargıtay karar içerikleri, direnme kararına esas olan mahkememizin 21/03/2024 tarihli gerekçeli kararının (C) bendinde açıklanan ve açıkça atıf yapılan genel kurul kararıyla aynı niteliktedir. Nitekim adı geçen mahkememizin gerekçeli kararında da belirtilmiş olduğu üzere bozma kararında adı geçen e-postalar, duruşmalı ön inceleme sonrası hatta davalı vekilinin son duruşmada belirttiği gibi ön inceleme duruşmasının icra olunmasından yaklaşık sekiz ay sonra sunulmuştur. Bu nedenle gerek 21/03/2024 tarihli gerekçeli kararda atıf yapılan Yargıtay HGK kararı ve gerekse bu kararla uyum içinde olan Yargıtay HKG kararları dikkate alındığında, 21/03/2024 tarihli kararda belirtildiği üzere e-posta yazışmalarının sunulduğu tarih itibariyle maruz görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye ve benzeri bir nedene dayalı olduğu yönünde bir vakıa dahi ileri sürülmemiştir.
Yine adı geçen 21/03/2024 tarihli gerekçeli kararda da belirtildiği üzere bu noktada davacının ihmalkarlığı, dava öncesi gerekli araştırmayı yapmamış olması ve dava öncesi elinde mevcut olan belgeyi sunma imkânı olduğu halde sunmaması halinde HMK m.145 uygulanamaz. Davacının davayı uzatma amacı olmaması bu noktada önemli değildir. Aksi halde HMK m.145 hükmü hemen hemen her durumda davacı lehine uygulanacak, istisnai olan hüküm genel hüküm haline gelecek, HMK'da yer alan delikçelerin verilme aşamalarına dair tüm hükümler ve kanun koyucunun amacı fiilen uygulanamaz hale gelecektir.
Somut olayda da olduğu üzere, HMK m.145 hükmünde seçenekli olarak belirtilen hallerden biri yani delilin süresinde ileri sürülmemesi, sunulamaması davacı kusurundan kaynaklanmakla HMK m.145 hükmü uygulanamaz. Yargıtay HGK kararları da bu yöndedir.
Hal böyle olunca, Yargıtay 6.HD'nin oy çokluğuyla vermiş olduğu kararda belirtildiği üzere HMK m.145 hükmü çerçevesinde davacı tarafından ön inceleme sonrası sunulan bu delilin dikkate alınabilmesi gerek açıklanan Yargıtay HGK kararlarına, gerek bu kararlarda atıf yapılan doktrin görüşüne gerek yabancı ülkelerdeki muadil olan hükmün yorum şekline ve en önemlisi kanun koyucunun amacına aykırıdır.
Kaldı ki ve bir an için HMK m.145 hükmü uygulanabileceği kabul edilecek olsa dahi 21/03/2024 tarihli gerekçeli kararın sekizinci sayfasının (D) ve (E) bendinde açıklanan gerekçeler karşısında bu e-postaların yine davacı lehine delil teşkil edebilmesi mümkün değildir. Zira e-posta içeriği açıklandığı üzere dava dışı şirket lehine kredi sağlanması noktasında bir içerik taşımamaktadır. Daha da önemlisi yine açıklandığı üzere gerekçeli kararın (E) bendinde açıklandığı üzere ve sözleşme hükümleri dikkate alındığında davacı ancak ve sadece davalı lehine yatırımcıdan gelecek ödemeler nedeniyle davacıya bir başarı pirimi ödeyecektir. Oysaki tarafların sıfatı, faaliyet alanı, sözleşme hükmü dikkate alındığında davalıya sağlanan mali imkan "bir yatırımcı"dan değil bir bankadan sağlanmıştır. Bankanın ise yine gerekçeli kararda açıklandığı üzere "yatırımcı" sıfatını taşıyabilmesi kesin ve açık olarak mümkün değildir.
Nihayet yine gerekçeli kararın (E) bendinde açıklandığı üzere davacıya hatırlatıldığı halde davacı yemin teklif etme hakkını dahi kullanmamıştır.
Bu durumda davacının üzerine düşen ispat yükümlülüğünü usulüne uygun olarak yerine getiremediği, HMK m.145 hükmünün lehine uygulanmasının mümkün olmadığı, bir an için davacı lehine uygulanacak olsa dahi davacı lehine sözleşme içeriği karşısında lehe yorum yapılabilmesinin yine mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yapılan açıklamalar karşısında, Mahkememizin ...E.-...K.sayılı ve 21/03/2024 tarihli kararına yönelik Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin ... E.... K.sayılı oy çokluğu ile verdiği bozma kararına direnilmesine, davacının sübut bulmayan davasının reddine, kararın bir suretinin ayrıca kararı kaldırılan ... 45.Hukuk Dairesine bilgi amaçlı gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Mahkememizin iş ve kadro durumu karşısında ve gerekçesi sonradan açıklanmak üzere;
1-Mahkememizin ...E.-...K.sayılı ve 21/03/2024 tarihli kararına yönelik Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin...E.-... K.sayılı bozma kararına direnilmesine,
Davacının sübut bulmayan davasının reddine,
2-492 Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40TL red harcının peşin alınan 17.324,77TL'den mahsup edilerek bakiye 16.709,37‬TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından harcanan 14,75 TL tebligat ve posta gideri, 500,00TL bilirkişi ücreti gideri toplamı olan 514,75TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince dava değeri olan 1.014.479,04 TL üzerinden hesaplanan hüküm tarihi itibariyle 154.027,07TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
7-Kararın bir suretinin ayrıca kararı kaldırılan İstanbul 45.Hukuk Dairesine bilgi amaçlı gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliğiyle karar verildi. 08/04/2025

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim