Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/148

Karar No

2025/10

Karar Tarihi

21 Ocak 2025

T.C.
İSTANBUL
1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/148 Esas
KARAR NO : 2025/10

DAVA : Markanın Hükümsüzlüğü ve Unvan Terkini
DAVA TARİHİ : 15/06/2022
KARAR TARİHİ : 21/01/2025

Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlüğü ve Unvan Terkini davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin 2010'lu yılların başından bu yana, o tarihlerdeki paydaşlarının baş harflerinden esinlenilmek suretiyle edindiği "..." tanıtma vasıtası ile ticaret hayatına başladığını, 18 Aralık 2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde de bu unvan altındaki kuruluşunu tescil ettirmiş olduğunu, o tarihten bugüne kadar aralıksız olarak bu ticaret unvanı ile faaliyet göstermekte olduğunu, davacı, iştigal alanlarının değişik kısımlarında değişik markalar tescil ettirmiş ve kullanmış ise de, "... " olarak gerek tabelalarında gerek faturalarında gerekse diğer tanıtım faaliyetlerinde ve dahi internet alan adlarında, ticaret unvanının çekirdeği olan ... ibaresini markasal olarak da kullanmakta olduğunu, 2021 tarihinde bu markasal kullanımını Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde marka olarak da tescil ettirmek istediğini, bu müracaatına yapılan itiraz nedeniyle davalı adına 3 adet marka olduğundan haberdar olduklarını, davacının gerek markasal olarak gerekse ticaret unvanı kullanımı yoluyla önceliği kendisine ait bu ibareler ile davalıya ait markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer olup iltibas oluşturacağının açık olduğunu, Paris Sözleşmesi'nin 8. maddesi “Bir ticaret unvanı, bir ticaret markasının bir kısmını oluştursun veya oluşturmasın, tüm birlik ülkelerinde başvuru ve tescil zorunluluğu olmaksızın korunacaktır” düzenlemesini içermekte olduğunu, müvekkilleri şirketin 2012 tarihinden bu yana ticaret sicilde kayıtlı olduğunu, müvekkilinin markası ile benzer ... markasının davalı şirket tarafından tescil edildiğinin müvekkilince tespit edildiğini ve davalı şirketin söz konusu markasına dayanılarak, müvekkilinin marka başvurusuna karşı TPMK nezdinde itirazda bulunulduğunu, 6769 sayılı SMK hükümleri çerçevesinde davalının markalarının hükümsüzlüğüne ve davalının ticaret unvanının terkinine karar verilmesi gerektiğini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Ticaret unvanının terkinin mümkün olmadığını, davacı yanın uzun süre sessiz kaldığını, davacının farklı sınıflarda kullanım yaptığını, davacının tüm istemlerinin reddi gerektiğini beyan etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmazlık; Davalı ünvanının terkini, davalı adına ..., ..., ... nolu markaların hükümsüzlüğü sicilden terkini, hükmün ilanına karar verilmesi istemlidir.
Davanın açılmasını müteakip davacının dava, davalının cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, tarafların beyanlarında geçen deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş, HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur.
HMK 266. Madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır
Bilirkişiler ..., ..., ...'ın 20/12/2023 tarihli bilirkişi raporlarında; Davacı ve davalı markalarında “...” ibaresinin ortak ve ana unsur olarak kullanıldığı, taraf markalarının yazılış, okunuş, işitsel ve genel intiba olarak benzer oldukları ancak markaların farklı tüketici kesimine hitap etmeleri yanında farklı ürün ve hizmetlerde kullanıldığı ve aynı zamanda farklı ürün ve hizmetlerde tescil ettirildiği, ilk bakışta taraf markalarında ... Sınıf kapsamında çakışma varmış gibi gözükse de ... sınıfın alt emtialarında da çakışma olmadığını, Markaların farklı tüketici kesimine hitap etmeleri yanında farklı ürün ve hizmetlerde kullanılması ve aynı zamanda farklı ürün ve hizmetlerde tescil ettirilmesini göz önünde bulundurulduğunda ortalama zeka sahibi tüketiciler nezdinde bu markalar arasında bağlantı olduğunu düşünme ve karıştırma ihtimali bulunmadığını ve iltibas oluşmayacağı, markaların öncelik hakkı sahipliğini değerlendirmenin de gereği olmadığı yönünde görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
Bilirkişiler .., ..., ...'ın 29/07/2024 tarihli EK bilirkişi raporlarında; Söz konusu davada, davacı markasal kullanımı ile davalının tescilli olduğu ve kullandığı mal ve hizmetlerinin farklı olduğu yönünde görüşlerinin sabit olduğunu, davacı tarafın 25.12.2017 tarihinde... Sınıf kapsamında farklı ibareler (...) ile tescil başvurusunda bulunduğu, ... Sınıfta tescilli farklı markalarının olmasının ... ana unsuru altında da bu markayı kullandığını kanıtlayıp kanıtlamayacağı, davalı tarafın tescil aldığı her sınıf için fiili kullanımı olup olmadığı ve ticaret unvanı terkini ile ilgili hukuki değerlendirme ve nihai kararın mahkememize ait olduğu yönünde görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
Bilirkişiler ..., ..., ...'ın 14/11/2024 tarihli bilirkişi raporlarında; Davacı yanın gerçek hak sahipliği bakımından mesnet markaları dava konusu markaların başvuru tarihinden önce kullanım ile maruf hale getirdiği dosya münderecatından anlaşılamadığından davalı yana ait markaların SMK 6/3 hükmü kapsamında hükümsüzlükleri koşullarının oluşmadığı, Davacı ...Ltd. Şti. ticaret unvanının tescil tarihinin, davalı yanın ticaret unvanın tescilinden daha eski tarihli olduğu, davalı yanın ticaret unvanının tescilinden 7 yıl sonra ikame edilen huzurdaki dava bakımından uzun süre sessiz kalma sebebiyle hak kaybına uğradığından bahsedilebileceği, sessiz kalma yoluyla hak kaybının takdirinin mahkememize ait olduğu, mahkememizce davacı yanın uzun süre sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığının kabulü halinde ise takdirin mahkememize ait olacağı, mahkememizce davacı yanın ticaret unvanının tescilli olduğu iştigal alanı ile davalı yan markalarının tescilli olduğu sınıfların benzer olması halinde SMK 6/6 kapsamında markanın hükümsüz kılınması için mahkememizce ticaret unvanını markasal kullanma şartının aranması ihtimali halinde, davacı yanın sunmuş olduğu delillerden davacı yanın ... ibaresini markasal olarak yoğun şekilde kullandığının ispatlanamadığının değerlendirilmesi halinde 6/6 hükmü kapsamında davalı markalarının hükümsüz kılınamayacağı, mahkememizce SMK 6/6 hükmü kapsamında davacı yanın ticaret unvanının tescilli olduğu iştigal alanı ile davalı yan markalarının tescilli olduğu sınıfların benzer olması halinde gerçek hak sahipliğini ortaya koyacak kullanımın ispatının aranmaması ve SMK 6/6 kapsamında ticaret unvanının tescilli olduğu faaliyet alanları ile benzer sınıflarda tescil edilen markaların hükümsüz kılınması gerektiğini, davacı yana ait ticaret unvanının esas unsuru olan ... ibaresi ile benzer olan ve davacı yanın faaliyet alanı ile benzer sınıflarda tescile konu edilen davalı adına tescilli ... kod numaralı “...” ibareli görselini ihtiva eden, ... kod numaralı “...” ibareli ve görselini ihtiva eden, ... kod numaralı “...” ibareli ve görselini ihtiva eden markaların SMK 6/6. Fıkrası kapsamında ... sınıfta yer alan “cep telefonları ve bunların kılıfları, sabit telefonlar, telefon santralleri, ” Makine ve cihazların elektroniğinde kullanılan elemanlar: yarı iletkenler, elektronik devreler, entegreler, yongalar (çipler), diyotlar, transistörler, manyetik kafalar, saptırıcılar; elektronik kilitler, fotoseller, elektronik açma kapama mekanizmaları, algılayıcılar (sensörler). Elektrik enerjisini iletim, dönüştürme, depolama kontrol cihazları, fişler, buatlar, anahtarlar, şalterler, sigortalar, balastlar, starterler, elektrik panoları, rezistanslar, soketler, transformatörler, adaptörler, şarj cihazları, elektrik, elektronikte kullanılan kablolar, piller, aküler, elektrik enerjisi için güneş panelleri, ana fonksiyonu uyarı ve alarm olan cihazlar (taşıt alarmları hariç), elektrikli ziller.” emtiaları ile ... Sınıf kapsamında yer alan “cep telefonları ve bunların kılıfları, sabit telefonlar, telefon santralleri, bilgisayar yazıcıları, tarayıcılar, fotokopi makineleri. Makine ve cihazların elektroniğinde kullanılan elemanlar: yarı iletkenler, elektronik devreler, entegreler, yongalar (çipler), diyotlar, transistörler, manyetik kafalar, saptırıcılar; elektronik kilitler, fotoseller, elektronik açma kapama mekanizmaları, algılayıcılar (sensörler). Elektrik enerjisini iletim, dönüştürme, depolama kontrol cihazları ve araçları: fişler, buatlar, anahtarlar, şalterler, sigortalar, balastlar, starterler, elektrik panoları, rezistanslar, soketler, transformatörler, adaptörler, şarj cihazları, elektrik, elektronikte kullanılan kablolar, piller, aküler, elektrik enerjisi üretimi için güneş panelleri. Ana fonksiyonu uyarı ve alarm olan cihazlar (taşıt alarmları hariç), elektrikli ziller” emtia ve hizmetlerinde kısmen hükümsüz kılınmaları şartlarının oluştuğunun değerlendirilebileceği, davalı yana ait marka tescil tarihlerinden itibaren 5 yıllık sürenin geçmemiş olması nedeniyle marka hükümsüzlüğü talebi yönünden uzun süre sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşmayacağı nihai takdirin mahkemeye ait olacağı yönünde görüş ve kanaatlerini bildirmişlerdir.
Toplanan deliller, taraf iddia ve savunmaları, taraflara ait marka tescil belgesi,ticari sicil kayıtları, HMK 266 madde kapsamında dosyada sunulu deliller ile uyumlu, bilirkişilerin kök ve ek raporları incelendiğinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 282 inci maddesinde belirtilen "hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmünden hareketle bilirkişi raporundaki beyanların mahkemeye yol gösterme amaçlı olarak terditli olarak hazırlandığı gözetilerek hukukiki niteleme mahkememizce yapılmıştır.
TİCARET UNVAN TERKİNİ İSTEMİ YÖNÜNDEN İNCELEME:
Davacının ... ŞİRKETİ ticari ünvanını ... Ticaret Odasının 16.6.2022 tarihli yazılarına göre 13.12.2012 tarihinde tescil edildiği, faaliyet konusunun aksesuar ve iletişim olarak bildirildiği anlaşılmıştır.
Davalının ... ŞİRKETİ’nin ise 23.11.2015 tarihinde odaya kayıt olduğu ticaret odası uyap kaydından anlaşılmıştır. Davalının ise nice kodu olarak elektrik hatlarının inşaatı kodu ile kayıt olduğu anlaşılmıştır.
Ticaret unvanı, işletme adı ile hizmet markası, tacirin maddi olmayan mal varlıklarıdır. Seçilmeleri, tescilleri, korunmaları, kullanılmaları ve kullanım amaçları farklıdır. Birbirleri ile karışıklığa neden olacak şekilde kullanılmaları halinde sahibinin bu durumu önleme hakkı bulunmaktadır.
Ticaret unvanı, tacirin, ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isim olup, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırt etmeye yaran işlevi bulunmaktadır. Ticaret unvanı; çekirdek ve ek olarak iki kısımdan oluşur. Çekirdek; tüzel kişi tacirlerde, işletme konusu ile şirketin türünü gösteren kelimelerden oluşur. (Örneğin; "İthalat İhracat Limited Şirketi" ibaresi bir ticari unvanın çekirdeğidir.) Ek; ticaret unvanının kural olarak zorunlu unsuru olmayıp, ticaret unvanına, işletmenin niteliğini gösteren veya unvanda zikredilen kişilerin hüviyetlerini belirten ya da hayali adlardan oluşan sözcüklerdir. Kullanılan ekin; tacirin hüviyeti, mali durumu veya işletmesinin büyüklüğü, önemi bakımından üçüncü kişilerde yanlış bir izlenim yaratmaması, gerçeğe ya da kamu düzenine aykırı olmaması gerekir. (TTK m.46/1) Bir ticaret unvanının, Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş olan bir unvandan ayırt edilebilmesini sağlamak için ek yapılması gerekir. (TTK m.45)
Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanma hakkı sadece sahibine aittir. (TTK m.50) Tescil olunmuş ticaret unvanlar TTK m.52 hükmüne göre korunur. Bu hükme göre; Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir.
TTK m.52 hükmü bağlamında; unvanlar arasında iltibas tehlikesi bulunması ya da o biçimde kullanma zorunluluğu olmadığı halde, sırf hak sahibinin ticaret unvanından yararlanmak amacıyla ticaret unvanı tescili yaptırılması durumunda, önceki tarihli ticaret unvanı sahibi, sonraki tarihli ticaret unvanının kullanılmasını men edebilir. Bu hususta TTK m.52 hükmü uyarınca ve öncelik ilkesi bağlamında, önceki ticaret unvanı sahibinin sonraki tarihli ticaret unvanını yasaklama yetkisi bulunmaktadır.
Marka hakkına tecavüz sayılan haller, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun (SMK) 7.maddesine de atıf yapılmak suretiyle 29.maddesinde düzenlenmiştir. SMK m.29/1-a yollaması ile uygulanması gereken;
SMK m.7/2-b hükmüne göre;Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması,
SMK m.7/3-e hükmüne göre; İkinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilecek bir işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması, marka hakkını ihlal eylemi niteliğindedir.
SMK m.7/3-e düzenlemesi, ...sayılı AB Marka Direktifi'nin 10/3-d (aynı hükmün eşdeğeri Topluluk Tüzüğü m.9/3-d) maddesinin iç hukuka aktarılması ile ihdas edilmiştir. Burada tartışılması gereken husus, markanın veya benzerinin ticaret unvanında yer almasının mutlaka marka hakkı ihlali olarak görülüp görülmeyeceğidir. AB Marka Direktifi'nin 19.resitalinde böyle bir kullanımın marka hakkı kapsamında görülebilmesi için işaretin mal veya hizmetleri ayırt edecek biçimde kullanılması gerektiği belirtilmektedir. (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4.Baskı, 2018, İstanbul, s.554-555) Nitekim, marka bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğerlerinden ayırt etme işlevini görürken ticaret unvanı tacirleri ayırt etmeye yarayan işarettir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun ticaret unvanına ilişkin 39’uncu maddesine göre her tacir, ticari işletmesine ilişkin işlemleri, ticaret unvanıyla yapmak ve işletmesiyle ilgili senetlerle diğer belgeleri bu unvan altında imzalamak zorundadır. Marka bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğerlerinden ayırt etme işlevini görürken, ticaret unvanın tacirleri birbirinden ayırt etmeye yarar. Esasen bu iki ayırt edici işaretin işlevleri birbirinden farklıdır. Bu kapsamda belirtmek gerekir ki işaretin ticaret unvanı olarak tescil ettirilmesi başlı başına marka hakkı ihlali oluşturmamaktadır. Şöyle ki; marka hakkı kapsamında yasaklanabilecek haksız kullanım şekilleri SMK madde 7/3 hükmünde düzenlenmiş, ancak SMK’nın 7’nci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması halinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir.” denilmiştir. Dolayısı ile üçüncü fıkra kapsamında yasaklanabilecek durumlar 7’nci maddenin ikinci fıkrasından bağımsız şekilde düşünülmemelidir. Çünkü fıkrada, ikinci fıkra kapsamına giren işaretlerin ticaret alanında kullanılması halinde yasaklanabileceğinden bahsedilmektedir. Maddenin 2’nci fıkrası ise karıştırılma ihtimali bulunmasını şart koşmaktadır. Bu durumda da kullanılan işaretlerin benzer olması yanında, davalı kullanımlarının markanın fonksiyonlarını etkilemeye müsait olması ve kullanımın ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratması gerekmektedir.
Belirtilen açıklamalar ışığında; Davalı ise sessiz kalma ile hak kaybı savunmasında bulunduğundan bu itirazında res’en Mahkemece ön sorun olarak incelenmesi gereklidir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi hükümsüzlük , tecavüz ve unvan terkini davalarında da mahkemelerce res’en incelenmektedir. Gerçekten aynı veya benzer bir ticari ad ve işaretin başka bir kişi tarafından ticaret unvanında kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu unvanın terkinini veya değiştirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyi niyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir.
Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nin 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856).
Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle marka tescilinden/ticari unvandan doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmelidir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin ticari ad ve işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini veya başkaları tarafından kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalmış olması gereklidir. Buna karşın ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediği ileri sürülemeyecektir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için her şeyden önce ticaret unvanını sonradan tescil ettiren kişinin iyi niyetli olması gerekir. Zira ticaret unvanını sonradan tescil ettiren kişi kötü niyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemeyecek önceki hak sahibi ticaret unvanının yada markanın terkinini süre gözetilmeksizin her zaman talep edebilecektir. Önceki hak sahibi, ticari ad ve işaretin bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil edilmesine veya kullanılmasına sessiz kalmayarak dava yoluna başvurursa artık sessiz kalma sebebiyle hak kaybı söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte önceki hak sahibi dava yoluna başvurmadan önce ihtarname göndermesi de sessiz kalmadığı anlamına gelmelidir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan önceki hak sahibinin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. O hâlde kullanımın daha fazla devamını istemeyen önceki hak sahibi, bu arzusunu açıklayan bir ihtarname göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’î olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından re'sen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
Bu ilke ile işlem güvenliğinin de sağlandığını söylemek gerekir. Bunun sebebi markayı haksız kullanan kişiye karşı dava açılmaması ve onda bir güven oluşturulmasıdır. Böylesine güvenli bir ortam oluşturan hak sahibi, genel hükümler çerçevesinde de (Medeni Kanunun 2. maddesi) koruma bulamaz , Markasının yada ticaret unvanının izinsiz kullanıldığını öğrenmesine rağmen susan kişinin, aynı zamanda bu susmaya icazet gösterdiği ve dolayısıyla sessiz kalan hak sahibinin hakkını kaybetmesine yol açacağı kabul edilmelidir.
Huzurdaki dava kayden 15.6.2022 tarihinde açılmıştır. Davalının ticari sicile kayıt tarihi 23.11.2015 tarihidir. Davacı yaklaşık 6 yıl 7 ay sonra dava açmıştır. Dolayısıyla unvan terkini talebi yönünden davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı ve davanın reddinin gerektiği anlaşılmıştır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.37/2 hükmüne göre; Herkes ticaret sicilinin münderecatını ve dairede saklanan bütün senet ve vesikaları tetkik edebileceği gibi bunların tasdikli suretlerini de istiyebilir. Bir hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına dair tasdikname dahi istenebilir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.35/2 hükmüne göre de; Herkes ticaret sicilinin içeriğini ve müdürlükte saklanan tüm senet ve belgeleri inceleyebileceği gibi giderini ödeyerek bunların onaylı suretlerini de alabilir. Bir hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına dair onaylı belge de istenebilir. Dolayısıyla gerek mülga TTK döneminde, gerekse mer'i TTK döneminde, ticaret sicil kayıt bilgilerinin aleni olduğu, isteyen herkesin ticaret sicilinin içeriği hakkında bilgi sahibi olabileceği, buna bağlı olarak davacı şirketin, davalı şirkete ait ticari sicil bilgilerini inceleyebileceği ve bu bilgiler hakkında malumat sahibi olma imkânına sahip olduğu açıktır.
Ticaret sicilinin olumlu ve olumsuz olmak üzere üçüncü kişiler bakımından iki ayrı etkisi bulunmaktadır. Üçüncü kişilerin, kendileri hakkında hüküm ifade etmeye başlayan kayıtları bilmedikleri yolundaki iddiaları dinlenmez. (Tescilin Olumlu Etkisi Bkz; Mülga TTK m.38-39 / Mer'i TTK m.36)
Yargıtay HGK, 19.02.1969 tarihli, 1966/130 sayılı kararında “hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı durumuna son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin MK m.2’de anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığı ayrı bir sorundur. Aradan çok uzun süre geçtikten sonra, açmış olduğu dava, hakkın sınırları dışına çıkarak yaratılan mal varlığı değerinin yok olması veya sökülüp bozulması sonucuna yol açtığı için hakkaniyete aykırı görülebilirse bu takdirde el atanın gayretiyle elde ettiği bu durumdan istifadeye kalkışmak isteyen hak sahibinin bu hakkı MK m. 2 ‘ ye göre himaye edilmez”. Yargıtay 11. HD, 02.03.2000 tarihli, ... E.,... K. sayılı kararında, “dava açılmasının MK m. 2 ‘ye aykırı olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasına bağlı olduğu, davacının davalı tarafın ticaret unvanından haberdar olduğu halde uzun süre sessiz kalınmasının zımnen icazet anlamında olduğuna” karar vermiştir.
Hukukumuzda sessiz kalma nedeniyle hak kaybı müessesesi hakkaniyet ilkesine dayandırılmakta olup, kaynağını MK m. 2’deki dürüstlük kuralında bulur. Yine burada basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü hatırlanmalıdır. Fikri mülkiyet hukukumuzda bu konu düzenlenmemiştir. Ancak Yargıtay kararlarıyla sessiz kalma nedeniyle hak kaybı benimsenmiştir.
Yargıtay’a göre, özellikle başkasının hakkına iyi niyetle el atan kimsenin, büyük harcamalar yaparak yatırım yapmış olabileceği, bu durumda uzun süre sessiz kalmış kişinin bundan istifadeye kalkışmasının MK m. 2’ye aykırı olacağı üzerinde durulmaktadır. Yargıtay’a göre, uzun süre sessiz kalma zımnen icazet anlamına gelir. Aradan uzun süre geçtikten sonra açılacak dava, hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir. Ancak hak sahibinin gecikmede haklı bir nedeni bulunuyorsa hak kaybından söz edilemez. Bu halde hakka tecavüz eden kimse gecikmenin haklı bir nedeninin bulunmadığını ve gecikme nedeniyle kendisinin önemli derecede zarar göreceğini ispat etmesi gerekir. Diğer yandan ilkeye dayanan tecavüz edenin iyi niyetli olması gerekmektedir. Zira ilkenin temeli dürüstlük kuralına dayanmaktadır. Öte yandan davalının sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı savunması bir def’i olmayıp itirazdır. O nedenle mahkememizce res'en dikkate alınmıştır ve davacının süresi içinde ünvan terkini davası açmadığından sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulu somut olayda oluştuğundan, unvan terkini isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİNİN İNCELENMESİ:
Türk Patent ve Marka Kurumundan Marka Tescili Belgeleri celp edilmiştir.
Davacının; ... Başvuru Numaralı ... başvuru tarihli ... ibaresini ... Şeklinde ... Sınıflar kapsamında 25.10.2023 tarihinde tescil ettirdiği,
Davalının ise ; ... Başvuru Numaralı, 06.10.2017 başvuru tarihli ... şekil ibaresini ... Sınıflar kapsamında 15.03.2018 tarihinde tescil ettirdiği, ... Başvuru Numaralı, 06.10.2017 başvuru tarihli ... şekil ibaresini ... Sınıflar kapsamında 14.03.2018 tarihinde tescil ettirdiği, ... Başvuru Numaralı, 06.10.2017 başvuru tarihli .. şekil ibareli markayı ... Sınıflar kapsamında 26.11.2018 tarihinde tescil ettirdiği anlaşılmıştır.
Davacı ve davalı markalarında “...” ibaresinin ortak unsur olarak kullanıldığı, taraf markalarının tek başına ... ibaresi ile oluşturulmadığı, davalının ayrıca şekil unsuru ihtiva eden dünya şeklindeki bir yuvarlak ve içinde S benzeri bir hologram ile logo oluşturduğu, markaların farklı tüketici kesimine hitap etmeleri yanında farklı ürün ve hizmetlerde kullanıldığı ve aynı zamanda farklı ürün ve hizmetlerde tescil ettirildiğinin anlaşıldığı, Davacının ... Aksesuar ibaresini... Sınıflar kapsamında tescil ettirdiği, davalının ise ... ana unsurlu markalarını ... Sınıflar kapsamında tescil ettirdiği görülmektedir. İlk bakışta taraf markalarında 35. Sınıf kapsamında çakışma varmış gibi gözükse de ilk raporu düzenleyen bilirkişilerin ayrıntılı olarak raporlarında bildirdiği ... sınıfın alt emtialarında da bir çakışma olmadığı anlaşılmıştır.
Markaların farklı tüketici kesimine hitap etmeleri yanında farklı ürün ve hizmetlerde kullanılması ve aynı zamanda farklı ürün ve hizmetlerde tescil ettirilmesini göz önünde bulundurulduğunda ortalama tüketiciler nezdinde bu markalar arasında bağlantı olduğunu düşünme ve karıştırma ihtimali bulunmadığı ve iltibas oluşmayacağı ,keza mal ve ürünler kapsamında farklılık olduğu ve davacı ve davalı markalarının karıştırılmayacağı , markaların öncelik hakkı sahipliğinin değerlendirilmesinin ise sonuca etkisinin bulunmadığı, davanın hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacı yan markasının tanınmış marka olduğunu da iddia etmemiştir. Zira ancak tanınmış markalar için farklı emtia ve hizmet sınıflarında şartları varsa hükümsüzlük isteminde bulunabileceği gözetildiğinde, davalı kullanımının tescilli ticari unvan ve markasına dayalı olması, davacının ne şekilde zarar gördüğünü ispat edemediği anlaşılmıştır. İkinci raporda ise davacının ve davalının ticari unvanının faaliyet alanı ile çakışan davalı marka tescili varsa çakışan kısımlar yönünden mahkemenin kısmi hükümsüzlük kararı verebileceğini, ancak bu yöndeki takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmişse de ticaret unvan kullanımı ile marka kullanımının hukuki sonuçları tamamen birbirinden farklıdır. Bu bir hukuki yorum olduğundan takdiri mahkememize aittir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle artık ticaret unvanının özellikle "hizmet" sınıflarında sadece unvan biçiminde "kullanılması" durumunda , marka hakkına tecavüz teşkil edebilecektir. Dolayısıyla bir ticaret unvanının kullanılmasının, marka hakkına tecavüz teşkil etmesi için kullanımın ticaret sırasında olması, kullanım konusunda marka sahibinin izninin olmaması, kullanımın markanın tescil edildiği mallarla/hizmetlerle aynı veya benzer mallar/hizmetler için olması veya aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikte olması ve kullanımın markanın işlevlerini, özellikle tüketicilere malların veya hizmetlerin kaynağını garanti etme yönündeki temel işlevini yerine getirmeye müsait olması gereklidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2023 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararı).
... kod numaralı “...” ibareli ve şekil görselini ihtiva eden markaların SMK 6/6. Fıkrası kapsamında 9. sınıfta yer alan emtialar yönünden kısmen hükümsüz kılınması da mümkün değildir.
SMK madde 6/6 gereğince, Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir şeklindedir. Somut olayda davacının ticaret unvanı... LİMİTED ŞİRKETİ olup söz konusu ticaret unvanının başlangıç unsunu ... ibaresi ile başlamaktadır. Mahkememiz gerekçeli kararında da açıkça ifade edildiği üzere davalının marka başvurusu tek başına ... ibaresi ile değil şekil unsuru ile tescil edilmiş olmasından ötürü keza farklı sınıflarda tescil edilmiş olması, davacı markasının tanınmış olamaması, farklı sınıflarda tescil nedeniyle davacının zarar gördüğünü ispat edememesi keza davalının marka tescilindeki faaliyet alanları benzer olmadığından ticaret unvanına dayalı hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığı mahkememizce sabit kabul edilmiştir.
Tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu reddedilir denilmektedir. Bu anlamda dahi tanınmışlık için; yasanın aradığı koşullara ek olarak ulusal tescil şartı, niteliksel tanınmışlık ve markanın ününden haksız yararlanma olguları da aranır. Oysa somt olayda davacı markası tanınmış olmadığı gibi davalının da haksız yararlanma amacıyla hareket ettiği ispat edilmemiştir.
Bir markanın tanınmışlıktan yararlanması için yukarıda sayılan şartların gerçekleşmiş olması gerektiği, somut olay açısından ise davalının tecillerinin , davacı markaları açısından tanınmışlık düzeyi bulunmaması nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği kanaatine varılamadığından, dosyaya sunulan delillerin niteliği itibari ile davalının tescilli olduğu sınıflar itibarıyla bir karıştırılma tehlikesi olmadığı keza davacının salt ticaret unvanlarında bu ibarenin bulunmasından dolayı karıştırma ihtimali bulunduğundan hareket ile hükümsüzlük talep edemeyeceği anlaşılmıştır.
Somut olayda, davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut veriler dosya kapsamında bulunmamakla ve markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, davacı veya iyiniyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacına ilişkin herhangi bir olgu ve olay söz konusu olmadığından, davalı şirketin kötü niyetli olmadığı , dolayısıyla toplanan deliller kapsamına göre; Davacı ve davalı markalarında “...” ibaresinin kullanıldığı, ancak davalının markasının bir şekil markası olması, keza markaların farklı tüketici kesimine hitap etmeleri yanında farklı ürün ve hizmetlerde kullanıldığı ve aynı zamanda farklı ürün ve hizmetlerde tescil ettirildiği, öte yandan taraf markalarında 35. Sınıf kapsamında 35. sınıfın alt emtialarında da çakışma olmadığı, Markaların farklı tüketici kesimine hitap etmeleri yanında farklı ürün ve hizmetlerde kullanılması ve aynı zamanda farklı ürün ve hizmetlerde tescil ettirilmesini göz önünde bulundurulduğunda ortalama zeka sahibi tüketiciler nezdinde bu markalar arasında bağlantı olduğunu düşünme ve karıştırma ihtimali bulunmadığını ve iltibas oluşmayacağı gözetilerek hükümsüzlük isteminin yasal şartları oluşmadığından reddine, davacının uzun süre sessiz kalarak unvan terkini isteminde bulunduğu gözetildiğinde sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı gözetilerek unvan terkini isteminin de reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:
1-DAVANIN REDDİNE,
2-615.40 TL ilam harcının, 80.70 TL peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 534.70 TL harcın davacıdan tahsiline,
3-Avukatlık ücret tarifesi uyarınca unvan terkini isteminin reddi nedeniyle 40.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Avukatlık ücret tarifesi uyarınca hükümsüzlük isteminin reddi nedeniyle 40.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine
5-Davacı tarafın yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafın yargılama giderlerinden olan 115.75 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.

Katip
¸

Hakim
¸

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim