Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/163

Karar No

2026/76

Karar Tarihi

3 Şubat 2026

T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/163 Esas
KARAR NO : 2026/76

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 06/03/2025
KARAR TARİHİ : 03/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA/
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; 30.06.2019 tarihinde davalı ... Sigorta A.Ş. nezdinde sigortalı araç sürücüsünün sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla meydana gelen kazada davacı ...'ın sürekli şekilde malul olduğu, 11.03.2021 tarihinde davacının davalı şirkete başvurduğu ve sürekli ve geçici iş göremezlik ile bakıcı gideri ve tedavi giderleri talep ettiği, Daha sonra 22.03.2021 tarihli...Üniversitesi Araştırma Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen maluliyet raporunun şirkete sunulmuş olup sulh görüşmeleri neticesinde davacı ile davalının anlaşamadığı, bu sebeple davacının 07.05.2021 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yaptığı,Sigorta Tahkim Komisyonu'nun ... sayılı dosyasında 14.07.2021 tarihinde verilen karar ile davacı lehine 57.022,00 TL tazminata hükmedildi sigorta şirketi tarafından itiraz edilmesi üzerine yargılamanın uzadığı,... sayılı dosyada 08.10.2021 tarih ve ... sayılı itiraz kararı ile Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının asıl alacak yönünden onandığı, anılan kararın da davalı şirket tarafından temyiz edildiği, 02.12.2021 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurulan dosyaya ilişkin Yargıtay ilamının 24.01.2024 tarihinde geldiği, karar sonrasında 06.03.2024 tarihinde ... 1. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası kapsamında ödeme yapıldığı, Ülkemizde uzun yıllardır yüksek seyreden enflasyon oranları nedeniyle paranın alım gücünün önemli ölçüde azaldığı, her ne kadar alacağa faiz işletilmiş olsa da bu faizin davacının uğradığı zararı tam olarak karşılamadığı, Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının Mal varlığında oluşacak durum ile temerrüt sonunda oluşan durum arasındaki farkın, temerrüt faiziyle karşılanmayan kısmı olarak tanımlandığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, ... E. ve ...K. sayılı kararında da belirtildiği üzere munzam zarar, borçlunun kusura dayanan temerrüdünün bir sonucu olup alacaklının faizle karşılanmayan zararını ifade ettiği, Anayasa Mahkemesi'nin 19.03.2024 tarihli ve ...başvuru numaralı kararında da munzam zarar talebinin kabulü gerektiği yönünde değerlendirmelere yer verildiği, Yargıtay'ın yakın tarihli kararlarında da belirtildiği üzere, yüksek enflasyon ortamında alacaklının uğradığı zararın yalnızca temerrüt faiziyle giderilmesinin yeterli olmadığı, bu nedenle davacı yönünden munzam zararın doğduğunu kabul ettiği, Dosya kapsamına göre, davacının alacağının muaccel olduğu tarihten itibaren geçen sürede enflasyon oranları ve döviz kurlarındaki artış dikkate alındığında davacının önemli ölçüde bir zararının bulunduğunun görüldüğü, Bu nedenle, davacı lehine munzam zarar bedelinin tahsilinin gerektiği, ayrıca munzam zararın varlığı için ayrıca bir ispat koşulu aranmadığı, güncel Yargıtay içtihatları uyarınca yalnızca enflasyonist ortamın bulunmasının munzam zararın varlığı için yeterli kabul edildiği, bu nedenlerle, Davalı şirketin temerrüt tarihi olan 22.03.2021 tarihinden bu yana oluşan munzam zararın (enflasyon farkı) alanında uzman bir bilirkişi tarafından hesaplanarak belirlenen tutarın davacı adına tahsiline karar verilmesi, Davanın kabulü şimdilik 30.000 TL munzam zararın hesaplanarak davacının adına dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte tahsili, Tüm yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA/
Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın davalı sigorta şirketine yaptığı başvuru sonucunda belirlenen tazminat tutarı ile Sigorta Tahkim Hakem Heyeti'nin... sayılı ilamı ve davacı tarafından bu ilamla başlatılan icra takibi sonucunda belirlenen tutarın davalı şirket tarafından davacıya eksiksiz olarak ödendiği, yapılan ödemeler neticesinde davacının tüm zararının karşılandığı, munzam zarar oluştuğu yönündeki iddianın soyut nitelikte olduğu ve davalı şirketin tüm yükümlülüklerini zamanında yerine getirdiği, Davacı tarafından ileri sürülen munzam zarar iddiasının ispatlanamadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, Dilekçede, aşkın (munzam) zararın temerrüt faizini aşan zararları ifade ettiği, bu zararın yalnızca para alacaklarından doğabileceği ve temerrüde düşen borçlunun kusursuz olduğunu ispatlaması halinde bu zarardan sorumlu olmayacağı, Ayrıca Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ... E., ...K. sayılı ilamı ile Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin ... E.,... K. sayılı ilamına atıf yapılarak, munzam zararın ispatının davacıya ait olduğu ve genel ekonomik olguların (enflasyon, faiz, döviz artışı vb.) zararın varlığını kanıtlamaya yeterli olmadığının ifade edildiği, Davacı tarafından ileri sürülen munzam zararın somut verilerle ispat edilmesi gerektiği, soyut ekonomik göstergelere dayanılarak böyle bir zararın kabul edilemeyeceği, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca borçlunun temerrüt faizini aşan zarardan kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe sorumlu olduğu, ancak zararın somut olgularla ortaya konulması gerektiğinin ifade edildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 31.10.2007 tarihli ... E., ... K. sayılı ilamı ile diğer çeşitli Yargıtay daire kararlarına atıf yapılarak, enflasyon, döviz kuru veya faiz artışı gibi genel ekonomik göstergelerin tek başına munzam zarar ispatı için yeterli olmadığının savunulduğu, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesi uyarınca uyuşmazlık konusu kazaya ilişkin taleplerin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (ZMMS) Genel Şartları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu genel şartların Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından etkilenmediği, taraflar arasında yapılan sözleşmelerin bağlayıcılığını koruduğu ve sigorta sözleşmesinin şartlarının emredici hukuk kurallarına aykırı olmadığı, Bu kapsamda, yargılamanın ZMMS Genel Şartları dikkate alınarak sürdürülmesinin talep edildiği, davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalı aracın kazadaki kusur oranı nispetinde sorumluluk bulunduğu, kusur oranının Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Kurulu'ndan alınacak raporla belirlenmesi gerektiği, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin ... E., ... K. sayılı ilamına atıf yapılarak, kusur oranlarının tespiti için Adli Tıp Kurumu veya ilgili bilirkişi heyetinden rapor alınmasının yerinde olacağı, Sigorta şirketinin bir zenginleşme aracı olmadığı, davacı tarafın taleplerinin sebepsiz zenginleşme niteliğinde bulunduğu, yapılan ödemeler sonucunda borcun sona erdiği ve ek bir ödeme talebinin kötü niyetli, Türk Borçlar Kanunu'nun 77. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşmenin koşulları belirtilerek, talebin reddi gerektiği, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davanın kabulü halinde uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklanması nedeniyle yasal faize hükmedilmesi gerektiği, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin ....E., ... K. sayılı ilamı başta olmak üzere çeşitli içtihatlara atıf yapılarak bu görüşün desteklendiği, Yine kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davanın kabulü halinde davalı sigorta şirketinin faiz sorumluluğunun ancak dava tarihinden itibaren başlaması gerektiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 20.10.2011 tarihli ... E., ...K. Sayılı ilamına atıfla, sigorta şirketinin temerrüdünün başvuru tarihinden itibaren sekiz iş günü içinde ödeme yapılmaması halinde oluşacağı, aksi halde faiz başlangıcının dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, cevap ve beyanlarıyla; Davanın reddine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE/
Dava, tazminat davasıdır.
Dava konusu uyuşmazlığın davacının geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle, davalı sigorta şirketi tarafından geç ödeme yapıldığı iddiasına dayalı, geç ödenen tazminata ilişkin munzam zarar taleplerine ilişkin hususlarından kaynaklandığı görülmüştür.
30.06.2019 tarihinde davalı ... Sigorta A.Ş. nezdinde sigortalı araç sürücüsünün sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla meydana gelen kazada davacı ...'ın sürekli şekilde malul olduğu, 11.03.2021 tarihinde davacının davalı şirkete başvurduğu ve sürekli ve geçici iş göremezlik ile bakıcı gideri ve tedavi giderleri talep ettiği, Daha sonra 22.03.2021 tarihli ... Üniversitesi Araştırma Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen maluliyet raporunun şirkete sunulmuş olup sulh görüşmeleri neticesinde davacı ile davalının anlaşamadığı, bu sebeple davacının 07.05.2021 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yaptığı,Sigorta Tahkim Komisyonu'nun ... sayılı dosyasında 14.07.2021 tarihinde verilen karar ile davacı lehine 57.022,00 TL tazminata hükmedildiği, bu karara davalı sigorta şirketi tarafından itiraz edilmesi üzerine yargılamanın uzadığı, ...sayılı dosyada 08.10.2021 tarih ve...sayılı itiraz kararı ile Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının asıl alacak yönünden onandığı, anılan kararın da davalı şirket tarafından temyiz edildiği, 02.12.2021 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurulan dosyaya ilişkin Yargıtay ilamının 24.01.2024 tarihinde geldiği, karar sonrasında 06.03.2024 tarihinde ... 1. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası kapsamında Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararıyla davacı lehine hükmedilen 57.022,00 TL tutar, karar sonrası temerrüde düşmüş ve üzerinde yasal faiz işletilerek 06.03.2024 tarihinde toplam 86.425,34 TL ödeme yapıldığı, borcun ödenmesi üç yılı aşkın bir süreyi bulduğundan ve bu dönemde yüksek enflasyon yaşandığından, alacaklının yasal faizle sınırlı kalan tazminatının enflasyon karşısında eridiği, dolayısıyla “munzam zarar” kapsamında alacak talebinde bulunduğu görülmüştür.
Davalı tarafça da; davacı tarafın davalı sigorta şirketine yaptığı başvuru sonucunda belirlenen tazminat tutarı ile Sigorta Tahkim Hakem Heyeti'nin ...sayılı ilamı ve davacı tarafından bu ilamla başlatılan icra takibi sonucunda belirlenen tutarın davalı şirket tarafından davacıya eksiksiz olarak ödendiği, yapılan ödemeler neticesinde davacının tüm zararının karşılandığı, munzam zarar oluştuğu yönündeki iddianın soyut nitelikte olduğu ve davalı şirketin tüm yükümlülüklerini zamanında yerine getirdiği gerekçesi ile davanın reddini savunmuştur.
Mahkememizin 01/07/2025 tarihli duruşmasının 3 nolu ara kararı ile dosyanın mahkememizce resen seçilecek 1 nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişiye tevdi ile tarafların iddia ve savunmaları, sunulan deliler kapsamında davacının munzam iddiaları bakımından alacak talebinde bulunup bulunamayacağı, zararın davacı tarafça ispat edilip edilmediği konusunda rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişi ...'a tevdi edilmiş ve bilirkişi tarafından düzenlenen 16/10/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle: " Sayın Mahkeme'nin kararı doğrultusunda tarafımıza verilen görev çerçevesinde dosya kapsamında yer alan tüm belgelerin üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Yukarıda arz ve izah olunan açıklamalar çerçevesinde, heyetimizce yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; Davacının 14.07.2021 tarihinde muaccel hale gelen 57.022 TL tutarındaki alacağı, 24.01.2024 tarihine kadar ödenmediği, bu dönemde yasal faiz işletilmesine rağmen, son yıllardaki ekonomik koşullar karşısında alacaklının parası reel olarak değer kaybettiği, İnceleme doğrultusunda beş farklı yöntemle yapılan hesaplamalarda, 14.07.2021 itibariyle 57.022 TL olan alacağın 24.01.2024 itibariyle reel değeri arası yaklaşık 200.000 - 336.500 TL arasında değişmekte olduğu, Ödenen 86.425,34 TL düşüldüğünde ilave zararın yaklaşık 98.204 TL ile 250.119 TL aralığında olduğu; Farklı ekonomik göstergelerle yapılan bu hesaplamaların birlikte değerlendirildiği, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca; yalnızca fiyat artışlarını değil, paranın reel değerindeki değişimi ve ülke ekonomisinin genel seyrini de yansıtan göstergeler arasında ağırlıklı bir denge kurulduğu, Bu kapsamda, farklı yöntemlerle elde edilen değerlerin ortalaması dikkate alındığında ilave zararın yaklaşık 147.133 TL düzeyinde gerçekleştiğinin hesaplandığı, Hesaplamaların TÜİK ve TCMB verilerine dayanmakta olduğu ve sonuçların ekonomik göstergeler doğrultusunda davacının ilave zararının yaklaşık 147.133 TL reel zararının oluştuğunu gösterdiği sonuç ve kanaatine varılmıştır." yönünde rapor düzenlendiği görülmüştür.
Uyuşmazlığa konu mevzuat hükümlerine bakılacak olursa, Munzam zarar 6098 sayılı TBK'nın 122.madddesinde düzenlenmiş olup borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindedir. TBK'nın 122.maddesinde; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir. Munzam zarar; borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farkı ifade etmektedir.
Munzam zararın şartları; 1-Munzam zarar talebine konu borcun bir para borcu olması, 2- Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca borçlunun temerrüde düşürülmesi, 3-Temerrüt faizi aşan bir zararın bulunması, 4-Alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunması, 5-Borçlunun kusurlu olması şeklindedir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 13/01/2025 tarihli ...E. ...5 K. sayılı ilamında da yukarıda açıklanan ilkelere yer verilerek, devamında; "...Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Normal Enflasyon Döneminde; Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve 1988/4 esas 1989/3 karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve ... sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi'nin ...başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ... başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler; 1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları 5. Asgari ücret artışı 6. Altın fiyatlarındaki artış Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir..." şeklinde açıklanmıştır.
Yukarıda yer verilen Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin kararında açıklandığı üzere, munzam zarar iddiasının her somut olay yönünden değerlendirilmesi, munzam zararın ispatının davacıya yüklenmemesi için alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, alacak 14.07.2021 tarihli Sigorta Tahkim Komisyonu kararıyla muaccel hale gelmiş, davalı borçlu yönünden temerrüt bu tarihte başlamıştır. Dosya kapsamına göre borç,Yargıtay ilamının 24.01.2024 tarihinde kesinleşmesi ile ödenebilir hâle gelmiştir. Bu sebeple munzam zarar hesabı bu tarihler arasındaki süre için yapılacak olup, bilirkişi tarafından TÜFE ve Yİ-ÜFE verilerinden, TCMB kurlarından (USD, EUR) ve BİST-100 endeksinden faydalanılarak beş farklı yöntemle yapılan munzam zarar hesaplamasında, 14.07.2021 itibariyle 57.022 TL olan alacağın 24.01.2024 itibariyle reel değeri arası yaklaşık 200.000 — 336.500 TL arasında değişmekte olduğu, ödenen 86.425,34 TL düşüldüğünde ilave zararın yaklaşık 98.204 TL ile 250.119 TL aralığında olduğu; farklı ekonomik göstergelerle yapılan bu hesaplamaların birlikte değerlendirildiği, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca; yalnızca fiyat artışlarını değil, paranın reel değerindeki değişimi ve ülke ekonomisinin genel seyrini de yansıtan göstergeler arasında ağırlıklı bir denge kurulduğu, bu kapsamda, farklı yöntemlerle elde edilen değerlerin ortalaması dikkate alındığında ilave zararın yaklaşık 147.133 TL düzeyinde gerçekleştiğinin hesaplandığı mahkememizce alınan raporun denetime elverişli bulunup hükme esas alındığı, davacı vekili tarafından sunulan 03/12/2025 tarihli ıslah dilekçesi doğrultusunda, Mahkememizce tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davanın kabulü ile 147.133,00-TL munzam zarar tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davanın KABULÜ ile 147.133,00-TL munzam zarar tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 10.050,66-TL karar harcının, peşin yatırılan 615,40TL harçtan mahsubu ile noksan kalan 9.435,26-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-)Davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-)Davacı tarafından yatırılan 7.350,50-TL yargılama gideri ile 615,40-TL peşin harç, 615,40-TL başvurma harcı ve 2.513,00-TL ıslah harcı toplamı 11.094,30-TL'nin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,
5-)6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
6-)Taraflarca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde kendilerine iadesine,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 03/02/2026

Katip
¸e-imzalıdır

Hakim
¸e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim