mahkeme 2022/210 E. 2025/249 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/210
2025/249
8 Nisan 2025
T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/210 Esas
KARAR NO :2025/249
DAVA:Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:08/03/2022
KARAR TARİHİ:08/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA/
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Müvekkili firma ile davalıların arasında ilk olarak 2015 yılında 5 yıllık bireysel bayilik sözleşmesi imzalandığını, müvekkili firmanın Balıkesir merkezli olarak Balıkesir, Bandırma ve Çanakkale bölgelerinde hizmet verdiğini, ...'ye bağlı her bir davalı tarafından da müvekkili firmanın çalışmalarının takdir gördüğünü ve başarılarının davalılar ve aynı alanda diğer çalışan firmalar tarafından bilindiğinin de kabul edildiğini, 2018 yılında işbu sözleşmenin, davalı ... tarafından tek taraflı olarak müvekkili açısından ağır yükümlülükler içeren kurumsal bayilik sözleşmesi haline getirildiğini, taraflarınca mecburen yenilenmek zorunda kalınan sözleşmenin süresi bir yıl olarak belirlendiğini ve bir yılın sonunda sözleşmenin devamı halinde sözleşmenin belirsiz süreli niteliği kazanacağının da belirtildiğini, müvekkili firmanın işbu sözleşmeyi, bunca ağır yükümlülüklerine rağmen, imzalamak zorunda kaldığını, nitekim sözleşmenin zayıf tarafında yer alan müvekkilinin imzalanan 2015 tarihli sözleşme sebebiyle müvekkilinin beyanlarına göre, milyonlarca yatırım yapıldığını ve sırf bu sözleşmeye dayanarak gelir ve gider planlamalarının yapıldığını, ayrıca sözleşmenin güçlü tarafında yer aldığı şüphesiz olan ...'nin, müvekkili firmanın 2018 senesinde mecburen yenilenen sözleşmenin müvekkili tarafından ileri sürülen koşullar olursa müvekkilinin bayiliğine son verileceği baskısı altında sözleşme imza edilmek zorunda kaldığını, halbuki müvekkilin 5 yıllık sözleşmesi halen o tarihte devam ettiğini, hem milyon liralar yatırım yapılmış olması, hem müvekkilinin firmanın zayıf konumda olması hem de imzalanan sözleşmenin uzun yıllar süreceğine inanmak zorunda oluşu ile bu ağır koşullar altında imzalanmış olan sözleşmenin, davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak ... 6. Noterliği'nin ... Yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshedildiğini, Müvekkilinin feshe kadar iş ve eylemleri dikkate alındığında işbu sözleşmenin feshi açısından hiçbir haklı neden görülemeyeceği Sayın Mahkemece de takdir edileceğini, bu nedenle davalılar tarafından gerçekleştirilen hukuka, hakkaniyete, iyi niyete ve usul ve yasalara aykırı fesih sebebiyle müvekkili firmanın uğradığı maddi ve manevi zararların tazmininin gerektiğini, fesihin hukuka aykırı olduğunu, haksız olarak sözleşmeyi fesheden davalıların müvekkiline maddi tazminat ödemesinin gerektiğini, Tüm bu nedenlerle müvekkilinin telafisi imkansız zararlara uğramaması adına davalıların tüm mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına, belirsiz alacak davalarının kabulüne, taraflar arasındaki sözleşmenin davalılar tarafından haksız olarak feshedildiğinin kabulü ile belirsiz alacak davamız kapsamında (hesaplama yapılarak tespit edilene kadar) şimdilik 150.000,00-TL norm kişi sayısının re'sen düşürülmesi nedeniyle sözleşme süresi içerisinde mahrum kalınan gelir sebebiyle uğranılan zarar, 50.000,00-TL araç satın alımı ve bundan dolayı yapılmak zorunda kalınan ödemeler, kiralaması, yakıt giderleri, davalıların sembol ve reklamlarının araca işlenmesi ve sökülmesi ve sair araç yatırımları sebebiyle uğranılan zarar, 10.000,00-TL (davalılarla yapılan sözleşme doğrultusunda imzalanması gereken) işyeri kira sözleşmesi sebebiyle uğranılan zarar ve 150.000,00-TL sözleşmenin haksız feshi sebebiyle müvekkilin mahrum kaldığı ve elde edemediği gelirler ve uğradığı zarar ve de ciro düşüşü nedeniyle gelir kaybı olmak üzere şimdilik toplam 360.000,00-tl maddi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizleriyle birlikte davalılardan alınarak müvekkil firmaya verilmesine, Davalıların haksız fesih gerçekleştirmesi sebebiyle müvekkil firmanın uğradığı manevi zararların tazmini için 400.000,00-TL manevi tazminatın haksız ve hukuka aykırı gerçekleşen eylem tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan alınarak müvekkil firmaya verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA/
Davalılar vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında akdedilen sözleşmenin tbk gereği genel işlem şartı olarak değerlendirilmesi ticari hayatın akışına aykırı olup tam anlamı ile abesle iştigal olduğunu, müvekkili ile davacı şirket arasında akdedilen sözleşme'nin tarafların hak ve yükümlülükleri başlıklı 6. maddesinin 4. hükmü gereği haksız ikame edilen davanın reddinin gerektiğini, davacının satış hedefi sisteminin sanki 2018 senesinde yeni bir yöntemmiş gibi sunmasının mahkemeyi yanıltıcı bir beyan olduğunu, zira 2015 tarihli sözleşmede de satış hedeflerinden bahsedildiğini ve hakedişlerin satış hedefine göre belirleneceğinin açıkça ifade edildiğini, davacı şirketin yine sözleşmenin eğitim, ofis personeli ve saha personeli başlıklı 12. maddesinin 3. 6. ve 7. hükmü gereği çalışanlarının her türlü hak, alacak ve taleplerinden kendisinin sorumlu olduğunu, sözleşmenin raporlama ve bildirim başlıklı maddesi uyarınca davacının iş durumunu müvekkiline bildirmesi gerekliliği ortaya konulmuş olmasına karşın davacının müvekkiline zarara uğradığına dair herhangi bir bildirimi veya sunduğu bir rapor mevcut olmadığını, davacı tarafın adeta pandemi sürecinin yarattığı durgunluğu yanlış yönetmesinin faturasını müvekkiline çıkartma gayretinde olduğunu, davacıya prim ve destek verilmesinin müvekkilinin inisiyatifinde olduğunu, bu husus açıkça 18. maddede düzenlendiğini, Müvekkilin davacının işini gerektirdiği hiçbir giderin kendisi tarafından karşılanacağını taahhüt etmediğini, Davacının iş yeri kiralama, çalışan istihdam etme veya araç kiralama / satın alma gibi her türlü operasyonel faaliyetinin kendi kararı olduğunu, bundan kaynaklı zarar veya zarar riski kendi üzerinde olduğunu, Müvekkilinin hiçbir surette bir ödül garantisi sunmadığını, operasyonlar kapsamında olması muhtemel ticari riski üstlenmediğini veya paylaşmadığını, bu çerçevede huzurda açılan işbu dava 18. maddeyi tamamen reddeder şekilde haksız menfaat sağlama çabası taşıdığını, davacı tarafın manevi tazminat taleplerinin hukuka uyar bir yönünün bulunmadığını, Tüm bu nedenlerle haksız gerekçesiz ve mesnetsiz açılan davanın hem maddi hem de manevi tazminatlar yönünden ayrı ayrı reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE/
Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafında tek taraflı feshedilmesi nedeni ile maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.
Davacı tarafından “2015 yılında 5 yıllık bireysel bayilik sözleşmesi imzalandığı, ancak 2018 yılında sözleşmenin, davalı ... tarafından tek taraflı olarak davacı açısından ağır yükümlülükler içeren kurumsal bayilik sözleşmesi haline getirildiği, davacı tarafça mecburen yenilenmek zorunda kalınan sözleşmenin süresinin bir yıl olarak belirlendiği ve bir yılın sonunda sözleşmenin devamı halinde sözleşmenin belirsiz süreli niteliği kazanacağının belirtildiği, ancak ilerleyen süreçte sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, akdedilen sözleşmelerin genel işlem koşulu niteliğini haiz olduğu, imzalanmak zorunda kalınan sözleşmeden evvel geçerli olan 5 yıllık sözleşmede davacının, ... tarafından verilecek sabit giderlere her halükarda hak kazanmakta ve bu sabit giderlere ek olarak satış primleri de davacıya verilmekteyken, imzalanmak durumunda bırakılan sözleşme sonrasında satış hedefi uygulamasının getirildiği, ve davacının sabit gelirinin elinden alındığı, ayrıca davacının yaptığı araç yatırımları ile kira külfetleri gibi zararlarının doğduğu” iddiası ile “sözleşmenin haklı sebebe dayanmaksızın feshedildiğinin tespiti ile davacının maddi ve manevi zararlarının tahsilini” talep ettiği görülmektedir.
Buna karşın davalılar tarafından “gerek sözleşmenin 25. maddesinin 4. hükmü, gerekse TTK m. 121/f.1 hükmünün kendisine tanıdığı hakkı usulüne uygun kullanarak sözleşmenin feshedildiği, davacının tacir olduğu ve sözleşmelerin genel işlem koşulu niteliğinde olduğunu ileri sürmesinin mümkün olmadığı, sözleşmede açıkça davacı uhdesinde gerçekleşecek gelir kaybı veya (işlerin durdurulmasından dolayı oluşan) zararın davalıya yükletilemeyeceğinin hüküm altına alındığı,” gerekçeleri ile davanın reddi talep edilmiştir.
Uyuşmazlık konusunun; taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesinin feshinin haklı olup olmadığının, feshin haklı sebebe dayanmaması durumunda davacının tazminat talebinde bulunmasının mümkün olup olmadığının tespiti noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından taraflar arasında akdedilen sözleşmenin TBK Hükümleri kapsamında genel işlem koşulu olarak değerlendirilmesine ilişkin iddiası bakımından yapılan incelemede, taraflar arasında imzalanan sözleşmede tarafların basiretli tacir olarak Borçlar Kanunu genel işlem koşullarına aykırılık teşkil edecek bir hüküm bulunmadığı; TTK 18/2 md gereğince "ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." hükmü de dikkate alındığında 6098 sayılı TBK'nun 20.maddesinde: "Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.
" şeklinde düzenleme kapsamında taraflar tacir olup sözleşmeyi serbest iradeleri ile imzaladıkları, diğer yandan genel işlem şartlarının çerçeve hüküm niteliğinde olup genellikle tüketici gibi hukuken daha zayıf ve korunmaya muhtaç kişi grubuna yönelik dayatmaların önüne geçmek amacı ile getirildiğinden, sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı olarak düzenlenmediği anlaşılmıştır.
Sürekli borç ilişkilerinin sona ermesi, bazı sebeplerin ortaya çıkmasıyla kendiliğinden gerçekleşir. Bir başka anlatımla, bu tür durumlarda borç ilişkisinin sona ermesi için herhangi bir hukuki işleme ihtiyaç duyulmamaktadır. Bazı sebeplerin gerçekleşmesi ise sürekli borç ilişkisini doğrudan sona erdirmeyip, sadece taraflardan birine veya her ikisine sözleşmeyi fesih hakkı doğurur. Bu ayrıma geçmeden önce, belirli ve belirsiz süreli borç ilişkileri arasındaki farkı ortaya koymak gerekir; zira bir sürekli borç ilişkisinin belirli veya belirsiz süreli olması, sona erme biçimi açısından önem taşımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'ndaki düzenlemelere göre, olağan fesih imkânı sadece belirsiz süreli borç ilişkilerinde mümkündür. Bir başka deyişle belirli süreli sözleşmeler olağan fesih yoluyla sona erdirilemez. O halde bu durumda belirli ve belirsiz süreli sözleşmelerden ne anlaşılması gerektiği ortaya konmalıdır. Bir borç ilişkisinde taraflar ifa süresini çeşitli şekillerde belirleyebilirler. Bu çerçevede sürekli borç ilişkileri, sona erme sürelerinin kesin olarak kararlaştırılmış olup olmamasına göre, “ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmiş sürekli sözleşmeler” ve “ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmemiş sürekli sözleşmeler” olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrımı yaparken, yani sürekli borç ilişkilerini yasal olağan fesih düzenlemelerine tâbi olup olmamaları açısından değerlendirirken, olağan fesih düzenlemelerinin kural olarak tamamlayıcı nitelikte olduklarını göz önünde bulundurmak gerekir. Bu niteliği itibariyle olağan fesih hükümleri, ancak tamamlanmaya muhtaç (ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmemiş) sözleşmelerde uygulama alanı bulurlar. Bu çerçevede, eğer taraflar sözleşmenin sona ermesini hiç veya başka bir sona erme sebebini bertaraf edecek tarzda düzenlememişlerse, ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmemiş sözleşmelerden bahsedilir.
Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; taraflar arasında akdedilen 01.01.2018 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin “Sözleşme'nin Yürürlüğe Girişi ve Süresi” başlıklı 4.2. maddesine göre:“İşbu Sözleşme'nin süresi, Sözleşme'nin imzalandığı tarihten itibaren 1 (bir) yıldır.” şeklinde düzenlendiği, ilgili hükümden anlaşılacağı üzere tarafların ne zaman sona ereceği kesin bir vade ile belirlenmiş sürekli bir sözleşme akdetmiş oldukları görülmektedir. Fakat davalı tarafından ... 6. Noterliğinden gönderilen ... yevmiye numaralı ihtarnamenin 2. Bendinde "Müvekkil Şirkerler ile akdedilen Sözleşmede yer alan “işbu sözleşmenin süresi, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 1(bir) yıldır” hükmü gereği 01.01.2019 tarihi itibariyle Müvekkil Şirketler ile imzalanmış olunan Sözleşme belirsiz süreli hale gelmiştir." şeklinde ihtarname keşide edildiği görülmekle, TTK 121. maddenin 2. fıkrasında yer alan "Belirli süre için yapılan bir acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi hâlinde, sözleşme belirsiz süreli hâle gelir." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, sözleşmenin artık belirsiz süreli hale geldiği, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmelerin belirsiz süreli sürekli borç ilişkisi kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Sürekli borç ilişkilerinin sona erme biçimlerini kendiliğinden yahut bir hukuki işleme dayalı olarak sona ermesi şeklinde incelemek mümkündür. Nitekim sürekli borç ilişkileri, bazı sebeplerin gerçekleşmesi ile kendiliğinden sona erebileceği gibi, bazı durumlarda sona ermesi için bir hukuki işleme ihtiyaç duyarlar. Doğrudan (kendiliğinden) sona erme sebeplerinin ortaya çıkması, sözleşme taraflarının herhangi bir davranışına gerek olmaksızın sözleşme ilişkisini sona erdirirken; dolaylı sona erme sebeplerinin sözleşmeyi sona erdirebilmesi için, taraflardan birinin tek taraflı irade beyanına ihtiyaç vardır. Somut ihtilaf özelinde taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi, taraflardan birinin iradesi (davalının fesih beyanı) ile sona erdiği anlaşılmaktadır. Bazı sebeplerin ortaya çıkması taraflardan biri açısından, tek taraflı irade beyanı (sözleşmenin feshi) ile sözleşmeyi sonlandırma imkânını doğurur. Bundan başka, sürekli borç ilişkisi niteliğinde bir sözleşmenin, her sözleşmede olduğu gibi tarafların yapacakları anlaşma ile sona ermesi de mümkündür. Bu itibarla sürekli borç ilişkilerinde fesih imkânı, olağan ve olağanüstü fesih olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Olağan fesih, belirsiz süreli bir sözleşmeyi, herhangi bir sebebe dayanmaya ihtiyaç olmaksızın, tek taraflı olarak ileriye etkili şekilde sona erdirmeye yarayan bir imkândır. Olağan fesih imkânı, belirsiz süreli borç ilişkilerinde taraflara, süreyi sınırlayarak sözleşmeden yeni edim borçlarının doğmasını önleyebilmeleri için tanınmış ilave bir yetki niteliğindedir. Fakat bu yetki olabildiğince sınırsız bir yetki kapsamında da değildir. İfa edilmekte olan belirsiz süreli bir borç ilişkisini taraflardan her biri, hiçbir sebebe dayanmaksızın feshedebilmektedir. Ancak sürekli borç ilişkilerindeki istikrar, olağan fesih hakkının kullanılmasında bazı sınırlandırmalara neden olmuştur. İlk sınırlandırma, fesih süre ve dönemlerinin öngörülmesi yoluyla getirilmiştir. Buna göre taraflar, sözleşmeyi ancak bu sürelere uymak şartıyla sona erdirebilecekler ve fesih, etkisini derhal değil, belirlenen sürelerin dolmasından sonra göstermeye başlayacaktır. Feshin hüküm doğurması için getirilen sürelerin amacı, fesih muhatabını borç ilişkisinin birdenbire sona ermesinden doğacak tehlikelerden korumak, sözleşme ilişkisinin tasfiyesini kolaylaştırmak ve her iki tarafa da yeni bir sözleşme partneri bulmak için gereken zamanı sağlamaktır. Nitekim bu hususta Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/5707 Esas, 2016/12723 Karar 28.09.2016 tarihli kararında; "Belirsiz süreli tek satıcılık sözleşmesinin TMK'nun 23. maddesi ve TMK'nun 2. Maddesi gereğince dürüstlük kuralına uymak suretiyle taraflarca tek taraflı irade beyanıyla ve herhangi bir sebebe dayanmak zorunda olmaksızın ileriye dönük olarak feshi mümkündür. Bu yola olağan fesih yolu denilmektedir. Olağan fesih hakkının nasıl kullanılacağı ve ihbar süresinin nasıl belirleneceği kanunda düzenlenmediğinden, bu konuda sözleşmede de bir hüküm yoksa, süre hakim tarafından belirlenecektir. " şeklindeki içtihat gözetildiğinde, sözleşmeyi fesheden tarafın, sözleşme ile kararlaştırılan fesih ihbar süresine riayet ederek akdi ilişkiyi sona erdirmesi halinde bu feshin olağan fesih yolu ile feshedildiğinin kabul edileceği ve sözleşmeyi fesheden tarafın, diğer tarafın fiili zararı ve kâr mahrumiyetini tazmin ile sorumlu olmayacağı, Nitekim TTK m. 121 gereğince de belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebileceği kanaatine varılmıştır.
Olağan fesih imkânına getirilen ikinci sınırlama ise hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Olağan fesih için herhangi bir sebep göstermek gerekmediğinden, hiçbir sebep göstermeksizin yapılan olağan fesih, hakkın kötüye kullanılması teşkil etmez. Ancak taraflar fesih hakkını ileri sürer iken; sözleşme ilişkisinin diğer yükümlüsüne zarar verme kastı ile de hareket etmemelidir. Aksi takdirde bu davranış hukuk düzeni tarafından korunmayacaktır.
Somut uyuşmazlığa bakıldığında; taraflar arasında akdedilen Bayilik Sözleşmesi'nin 24.5. Maddesinde; "Sözleşme süresi dolduktan sonra Sözleşme'nin uygulanmaya devam edilmesi halinde Taraflar'dan her biri herhangi bir sebep göstermeksizin Sözleşme'yi 3 (üç) ay önceden yazılı bildirimde bulunmak kaydıyla tazminatsız olarak feshedebilir. Bu halde Sözleşme, fesih bildiriminin karşı tarafa ulaştığı tarihten itibaren işleyecek sürenin sonu itibariyle sona erecektir. Bildirim öneli kapsamında yer alan zaman zarfında Taraflar'ın karşılıklı hak ve yükümlülükleri varlığını aynen sürdürecektir.” hükmü gözetildiğinde, tarafların sözleşme hükümleri ile aralarındaki akdi ilişkinin olağan fesih usulü ile sona erdirilmesini kararlaştırdıkları anlaşılmaktadır. Tarafların bu yöndeki iradeleri, yukarıda da ifade edildiği ve olağan fesih usulünde tanımlandığı üzere; taraflardan her birinin belirsiz süreli bir sözleşmeyi, herhangi bir sebebe dayanma ihtiyacı olmaksızın tek taraflı olarak ileriye etkili bir şekilde sona erdirme hakkına sahip olmalarının bir sonucudur.Ancak bu noktada açıklığa kavuşturulması gereken bir başka husus fesih hakkının ileri sürülmesi konusuna ilişkindir. Şöyle ki; fesih hakkı ileri sürülürken tarafların, sözleşmede kararlaştırılan ihbar sürelerine riayet etmesi ve bu hakkı, hakkın kötüye kullanması şeklinde ileri sürmemesi gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar muvacehesinde toplanan deliller ve hükme esas alınan bilirkişi raporları bir arada değerlendirildiğinde, davalının, sözleşme hükümlerinde yer alan sürelere riayet ederek davacı şirket ile aralarındaki belirsiz süreli akdi ilişkiyi sona erdirme iradesini ortaya koyduğu ve böylelikle sözleşmeyi feshettiği, ilgili hükümlere uygun olarak huzurdaki davada, keşidecisinin davalı olduğu, ... 6. Noterliğince düzenlenen ... yevmiye numaralı 27.09.2019 tarihli ihtarname ile taraflar arasındaki sözleşmenin 31.12.2019 tarihi itibariyle (24.5. madde hükmünde yer alan 3 aylık süreye riayet edilmiştir) feshedileceğinin bildirildiği, davalı şirketler grubunun, taraflar arasında akdedilen sözleşme ilişkisini sözleşme ve kanuni düzenlemelere uygun bir şekilde feshettiği, feshin haklı sebebe dayandığı kanaatine varıldığından, tazminat ve zararın kusur sorumluluğunun bir yansıması niteliğinde olduğu ve davalı şirketlerin sözleşmeyi feshinde bir kusurunun bulunmadığı değerlendirilmekle davacının, davalı şirketlerden zarara uğradığı gerekçesi ile tazminat talebinin yerinde olmadığı işbu nedenlerle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmekle aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davanın REDDİNE,
2-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 27.324,00 TL karar harcının peşin yatırılan 12.978,90-TL harçtan mahsubu ile noksan kalan 14.345,10-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-)Davalılar lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 64.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,
4-)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
5-)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-)Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 08/04/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.