mahkeme 2025/624 E. 2025/562 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/624
2025/562
5 Eylül 2025
T.C.
İSTANBUL
19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/624 Esas
KARAR NO :2025/562
DAVA:Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ:26/08/2025
KARAR TARİHİ:05/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; 05.09.2023 tarihinde meydana gelen sel su baskını/ yağış sonrası davalı ...'nin alt yapı ve teknik donanım yetersizliği nedeniyle biriken sel sularının, ... adresinde bulunan dava dışı sigortalı işletmeye sirayet ederek muhtelif emtialarda hasara sebebiyet verdiğini, sigortalının zararının müvekkili şirket tarafından tazmin edildiğini, söz konusu tazminatın sorumluluğu bulunan davalıdan TTK 1472. Madde kapsamında rücuen tazmini için öncelikle arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, anlaşma sağlanamadığını, dava dışı sigortalı ... Ltd. Şti.'nin kiracı bulunduğu işyerinin 24.04.2023 – 24.04.2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... numaralı “Endüstriyel Paket Yangın Poliçesi ” ile müvekkili şirket nezdinde sigortalı olduğunu, hasar sonrası bağımsız ve tarafsız eksper tarafından hazırlanan ... ekspertiz raporuna göre sigortalı işletmede toplam 2.357.311,79 TL hasar tespit edildiğini, hasar bedelinin 02.01.2024 tarihinde sigortalıya ödendiğini, müvekkili sigorta şirketinin 2.357.311,79 TL tutarındaki sigorta tazminatını ödeyerek, TTK 1472. ve devamı maddeleri uyarınca sigortalısı yerine geçerek haklarına halef olduğunu, müvekkili şirketin, sigortalı iş yerinin gerçek zararını bağımsız ve tarafsızca tanzim edilen ekspertiz raporu doğrultusunda tazmin etmiş olduğundan sigortalısına ödediği sigorta tazminatını davalı yandan rücuen tahsil etme hakkına sahip olduğunu, davacı şirketin, bir yandan sigortalının haklarına halef olarak ve bir yandan da sigortalı tarafından imzalanan ibraname/temlikname vasıtasıyla Türk Borçlar Kanunu’ndaki alacağın devri hükümlerine dayanarak işbu davayı açtığını, 05.09.2023 tarihinde meydana gelen sel/seylap sonucunda hasarların meydana geldiğini, yapılan incelemede, 05.09.2023 tarihinde bölgede meydana gelen sel / seylap sonucunda yoldan taşan sel sularının işyerinin bodrum katında yerden yaklaşık 30-40cm yükseldiğini, palet üzerinde yer alan plastik hammadde (granül vb.), yarı mamül ve torba/poşet vb. mamul plastik emtealarının sel suları nedeniyle hasarlı olduklarının ekspertiz incelemesi ile tespit edildiğini, aynı bölgede farklı firmalarda geçmiş yıllarda benzer hadiselerin yaşandığını, davalı idare tarafından gerekli tedbirlerin alınmamasının benzer sonuçlara sebebiyet vereceğini, meydana gelen olay dolayısıyla davalı idarenin gerekli ve yeterli altyapı ve drenaj sistemini yapmayarak, yaptıysa da gerekli bakım ve denetimi yapmayarak sorumlu olduğunu, davacı şirket sigortalısının işyerinin uğramış olduğu hasarın, tamamen davalının bakım ve onarım yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklandığını, davalı idare tarafından gerekli önlemler alınmadan, alt yapı ve üst yapı çalışmaları yapılmadan, suyun doğal akışını gerçekleştirecek teknik donanım oluşturulmadığından davalının sorumluluğu olduğunu, bölgede yağmur sularını tahliye edebilecek yağmur drenaj sistemi mevcut olmadığını, suların geri tepmesi sebebiyle sigortalının kiracı olarak bulunduğu işyerinde hasar meydana geldiğini, geri tepmeyi önleyici vana sistemleri bulunmadığını, ... tarafından gerekli drenaj işlemleri ve suyun doğal akışını gerçekleştirecek tahliye sistemi olmadığından, yoldan taşan sel suları işyerinin bodrum katına sirayet ettiğini, TBK 69 Hükmü Uyarınca; davalı ...'nin, su ve kanalizasyon hizmetlerine ilişkin gerekli altyapıyı inşa etmekle görevli olduğu gibi kurulan altyapının da standartlara uygun bir biçimde işlemesini sağlamakla yükümlü kılındığını, davalı yanın ...'ne bağlı, müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olduğunu, ilgili kanun hükmü ile su ve kanalizasyon hizmetlerine ilişkin gerekli altyapı davalı idarenin mülkiyetinde bulunduğunu, davalı yanın Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesi hükmünce su ve kanalizasyon altyapılarının salt yapımından değil aynı zamanda bakımı, onarımı ve temizliğinden de bizzat sorumlu olduğunu, davaya konu olayda davalının sorumluluk sahasında bulunan altyapının yetersiz kalması dolayısıyla oluşan su basması olayında davalı ...'nin, inşa etmiş olduğu kanalizasyon şebekesinin düzenli olarak temizlemediğinden ve gerekli bakımın yapmadığından kaynaklı olarak meydana gelen hasardan TBK m.69 gereğince sorumlu olduğunu, dava dışı sigortalıda meydana gelen hasarın, davalı yanın gerekli altyapıyı sağlayamamış olması ve aynı zamanda yağmur sularının da gereğince tahliye edilebilmesi için su şebekesi ve kanalizasyon şebekesinin gerekli ve düzenli inşaa, bakım ile temizliğinin yapılmaması neticesinde gerçekleştiğini, TBK49 Ve Özel Kanuni düzenlemeler gereğince ve 2014 Faaliyet raporunda da atıksu toplama sistemi, yağmur suyu toplama ve deşarj sistemleri ile atık su arıtma tesislerinin her türlü proje ve inşaatlarının yapılması, bu sistemlerin bakım ve onarımını yapmak ve yaptırmanın da ...'nin görevleri arasında sayıldığını, 2560 sayılı yasa uyarınca; ...’nin mevcut su, kanalizasyon ve yağmur suyu deşarj şebekesinin işletilmesini ve bunun için gerekli bakımları yapmakla yükümlü olduğunu, Mahkemenin davalı ...’nin meydana gelen zarardan kusursuz sorumlu olduğunu kabul etmediği varsayılsa dahi; davalı yanın Kanun hükmünce kanalizasyon ve su şebekesinin bakımından doğrudan yükümlü kılındığından ve bakım yükümlülüğünü yerine getirmediğinden Türk Borçlar Kanunu’nun 46. Maddesi gereğince, tam kusurlu ile sebebiyet verdiği zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu, yüksek risk taşıyan hidrolojik alanların belirlenmemesi, bu alanların yapısal faaliyetlerle işgal edilmesi, güncellenmeyen ve yetersiz drenaj teknolojileri ve erozyon ve şev stabilite önlemlerinin alınmaması gibi nedenlerle ve öncesinde-sonrasında kurum ve kuruluşların yetki ve sorumlulukları açısından yanlış ve eksiklikleri ile bu doğa olayının bir afete dönüştüğünü, meydana gelen yağış olayının öngörülebilir nitelikte ve alınabilecek önlemlerle sonuçlarını azaltmanın mümkün olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, oluştuğu iddia edilen zararın sadece doğal afetten kaynaklanmadığı birden çok faktörün bir araya gelmesi ile oluştuğu açık olup oluşan zararın, davalının yürüttüğü hizmetten bağımsız düşünülemeyeceğinden, illiyet bağının kesildiğinin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili sigorta şirketinin 2.357.311,79 TL tutarındaki sigorta bedelini ödeyerek, TTK 1472. ve devamı maddeleri uyarınca sigortalısı yerine geçen ve haklarına halef olduğunu, müvekkili şirketin, sigortalısının gerçek zararını bağımsız ve tarafsızca tanzim edilen ekspertiz raporu ve tahkim kararı doğrultusunda belirlenen hasar bedelini tazmin etmiş olduğundan sigortalısına ödediği sigorta tazminatını davalı yandan rücuen tahsil etme hakkına sahip olduğunu, haksız fiilden doğan zararlarda faiz sorumluluğunun başlangıç tarihinin her ne kadar haksız fiilin meydana geldiği tarih olsa da, müvekkili şirketin zararı ödeme tarihi olan 02.01.2024 tarihinde doğduğundan bu tarihten itibaren avans faiz talep edildiğini beyan ederek; davanın kabulü ile, davalı ...’den, şimdilik 2.357.311,79 TL'nin, 02.01.2024 ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; işbu davada Adli Yargı / İdari Yargı yolu uyuşmazlığı söz konusu olduğunu, davanın istanbul idare mahkemelerinde açılması gerektiğini, davada adli yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle mahkemenin görevsizliğinden davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkili idarenin, 2560 sayılı Yasa ile kurulmuş olan ve kamu görevi yapan bir kamu tüzel kişiliğine haiz idare olduğunu, idare aleyhine açılan ve konusu tam yargı davası olan tüm davalarda görevli yargı yolunun idare mahkemeleri olduğunu, olayın meydana geliş şekliyle ilgili davacı taraf anlatımı dikkate alındığında, olayın hizmet kusuruna dayalı olduğunu, davanın tam yargı davası olarak idari yargıda açılması gerektiğini, müvekkili İdare ... Genel Müdürlüğü'nün 2560 Sayılı ... Müdürlüğü Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulduğunu, bu kanununun 1 inci maddesinin; "......, ... müstakil bütçeli ve KAMU TÜZEL KİŞİLİĞİNİ HAİZ bir kuruluştur. ... personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir. " şeklinde olduğunu, kamu tüzel kişisinin, devlet tarafından kanunla veya kanunun verdiği yetkiye dayanılarak idare tarafından kurulan, kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan, kamu gücü ve ayrıcalıklarına sahip olması dolayısıyla özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerinden üstün konumda olan hukuki varlık olduğunu, müvekkili idarenin, bütün hizmet, görev ve işlemlerini 2560 sayılı Kanun kapsamında yerine getirdiğini, personelinin de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gereği devlet memurları olduklarını, dolayısıyla davacı tarafın, sigortalısının uğradığını iddia ettiği hasarın meydana gelmesinde müvekkili idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığını, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin, 2021/602 Esas, 2021/612 Karar sayılı, 29.11.2021 tarihli ve 2021/608 Esas, 2021/680 Karar sayılı kararı gereğince İdari Yargıda GÖRÜLEREK ÇÖZÜME BAĞLANMASI GEREKtiğini ve mahkemeniz huzurunda davanın görülmesinin usule ve Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadına aykırı olacağını, davacının tazminat talebinin zamaşımına uğradığını ve davanın hak düşürücü süresi içerisinde açılmadığını, iddia olunan hasar tarihi itibariyle süresinde açılmayan davanın reddini talep ettiklerini, müvekkili idareye işbu davada husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu zararın meydana geldiği mahalin, yağmur sularının tahliyesinden sorumlu olan ... veya İLÇE BELEDİYESİ olan ... Belediyesi'nin sorumluluk alanında olduğundan müvekkili İdareye husumetin yöneltilmesinin haksız ve dayanaksız olduğunu, dava konusu tazminat talebinin kaynağını teşkil eden hadisenin, yağışlar neticesinde oluşan sel sularının, yağmur suyu kanal ve ızgaralarının hiç olmaması veya yetersizliği neticesinde ortaya çıkardığı zarar nedeniyle müvekkili idarenin sorumluluğu olan atık suların tahliyesi ile herhangi bir ilgisi olmadığını, davada, ilçe belediyesine veya İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne husumet yöneltilmesi gerektiğini, yağmur suyu kanallarının yapım, bakım ve işletmesinin ana arterlerde ..., diğer cadde ve sokaklarda ise ilçe belediyelerinin uhdesinde olduğunu, müvekkil idarenin, sadece içme suyu temininden ve atık suların tahliyesinden sorumlu olduğunu, yağmur sularının uzaklaştırılmasından sorumlu olmadığını, 2560 Sayılı ... Kuruluşu Hakkındaki Kanunun Yağmur Sularının Uzaklaştırılması başlıklı 25. madde hükmü değerlendirildiğinde, ...'nin yağmur sularından dolayı herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, ancak su işlerinde ihtisas sahibi bir kurum olmasından dolayı, gerekli inşaat ve işletme bedelleri ilgili belediyeler tarafından karşılanması şartıyla, yağmur sularının uzaklaştırılması için tesis yapımının ve işletmesinin kendisinden istenebileceğinin anlaşıldığını, böyle bir durumda dahi ilgili belediyenin asli sorumluluğunun ortadan kalkmayacağını, 2560 sayılı ... Müdürlüğü Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanunun Geçici Madde 1 ve Geçici Madde 2 ile ...'ye devredilen konular arasında yağmur suyunun yer almadığını ayrıca, davalı İdarenin bütçe kalemlerinde yağmur suyu gelirleri konusunda herhangi bir gelir kaleminin de bulunmadığını, davacı şirket tarafından davalı İdareye yapılan başvuruya ilişkin olarak; ... Genel Müdürlüğü Abone İşleri ... Dairesi Başkanlığı'nın 03.09.2025 tarih ve E-... sayılı yazısında özetle; İdareye yöneltilen zarar ve hasarların tazmininden İdarenin sorumlu olmadığı, bahse konu binanın yapılaşmasından önce alınan inşaat izinleri ve ruhsatlarının, iskan görüşlerinin ilgili ilçe belediyesinden alınması sebebiyle, İdareden bu bina için herhangi bir taşkın görüşü talep edilmediğinden, ilgili ilçe belediyesinden talep edilmesi gerektiği, söz konusu kuvvetli yağış ve selin, yağmur suyu hatlarından kaynaklandığı, yağmur suyu hatları bakım, onarım ve sorumluluğunun ana arterlerde ...'yi, ara sokaklarda ise ilçe belediyesine, site özelliği taşıyan özel kooperatif statüsünde olduğundan bağlı olduğu .... Başkanlığı'nın konunun sorumlusu olduğunun açıkça belirtildiğini, müvekkili idarenin olayda kusurlu olmadığını, gerçekleştiği iddia edilen hasar ile idarenin fiilleri arasında illiyet bağının kurulmasının mümkün olmadığını, somut olayda müvekkili idarenin fiili ile zarar arasında illiyet bağı olmadığından davanın müvekkili idareye yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, yağış sonucu meydana gelen zararlar açısından İdarenin sorumluluğunu ortadan kaldıracak nitelikte mücbir sebep niteliğinde olduğu, bu durumda illiyet bağının ortadan kalktığını, davacının davasını kabul anlamına gelmemek üzere, sigortalının kusur durumunun irdelenmesi ve davacının kusur oranının tespiti gerektiğini, davaya konu olayın meydana gelmesinden davalı idarenin sorumlu olmadığı gibi, sorumluların ve kusur oranlarının tespit edilmesi gerektiğini, kusur - zarar - illiyet bağı şartları bir arada bulunmadığından İdarenin hukuki sorumluluğu bulunmadığını, davalı İdarenin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiği gözönüne alındığında olayın meydana gelmesinde kusurlu ve sorumlu olanların tespit edilmesi, kusur ve sorumluluk durumuna göre dava konusu edilen bedelin sorumlulardan tazmin edilmesi gerektiğini, davacı tarafın davasını hasar dosyasına ve ekspertiz raporuna dayandırmakta ise de söz konusu raporun, sigorta eksperleri yönetmeliğine uygun olarak hazırlanmadığını ve tek taraflı oluşturulduğunu, bu nedenle ekspertiz raporunun tek başına huzurdaki davaya dayanak edilerek izafe edilmesinin kabul edilemeyeceğini, davacı vekilinin huzurdaki davaya dayanak ettiği ekspertiz raporunun oluşturulması esnasında müvekkili İdareden söz konusu hasarın oluşumuna dair hiçbir şekilde bilgi veya belge istenmediğini, müvekkili İdarenin meydana gelen hasar hakkında görüşlerini talep etmediğini, araştırılması özel uzmanlık gerektiren böylesi bir olayda müvekkili İdarenin uzman personelinin uzmanlık alanlarından faydalanmadığını, müvekkili İdarenin olay hakkındaki tutanak, görüş ve raporlarına hazırlanan hasar raporunda yer verilmediğini, böylesi bir ekspertiz raporunun huzurdaki davaya konu edilerek müvekkili İdarenin sorumlu olduğu şekilde bir ön kabulle hareket edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili İdarenin zarar verici eylemi olmadığı gibi, iddia edilen zarar ile idarenin eylemi arasında da illiyet bağı da bulunmadığını, ayrıca, davacının, zararın varlığını objektif belge ve deliller ile ispat etmesi gerektiğini, hasar miktarı, hasarın oluşumu ve sebepleri ile hasara neden olan sorumluların tespiti bakımından keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, keşif ve bilirkişi incelemesi ile dava konusu hasarın gerçekleşmesinde müvekkili İdarenin herhangi bir kusurlu davranışının söz konusu olmadığının ortaya çıkacağını, faiz başlangıcının ödeme tarihinden itibaren istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı İdarenin dava öncesinde kendisine yapılan bir başvuru olmadığı için açılan işbu dava ile birlikte mütemerrit hale geldiğini, faiz isteminde dava tarihinin esas alınması gerektiğini, ayrıca davalı İdareden faiz isteminin hukuka aykırı olduğunu, bu hususta da itirazları bulunduğunu, davacının, idareyi temerrüde düşürmüş olduğunu ispat etmek zorunda olduğunu, davalı İdarenin kamu görevi yürüttüğünü, bu itibarla, faiz isteminin, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek; davanın öncelikle, yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan, yetki yönünden, husumet yokluğu, zamanaşımı nedeniyle usulden reddine; davacının davasının esastan ve tümüyle reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Davacı vekilinin dava dilekçesi ekinde; arabuluculuk tutanağını, ... numaralı Endüstriyel Paket Yangın Poliçesi'nin fotokopisini, davacı sigorta şirketi tarafından dava dışı sigortalısına ödenen 02.01.2024 tarihli 2.357.311,79 TL bedelli ödemeye ilişkin dekont fotokopisini, 25.12.2023 tarihli İbranamenin fotokopisini, 16.12.2023 tarihli Ekspertiz Raporu'nun fotokopisini, dava dışı sigortalının davacı şirkete hitaben yazmış olduğu 23.11.2023 tarihli dilekçesinin fotokopisini, kira sözleşmesinin fotokopisini ve davaya konu hasara ilişkin olduğu bildirilen resimlerin sunulmuş olduğu görüldü.
Davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde; ... Genel Müdürlüğü Abone İşleri ... Dairesi Başkanlığı'nın 03.09.2025 tarihli yazısının fotokopisini, ... Genel Müdürlüğü'nün 02/12/2009 tarihli ... ... Sanayi Bölgesi konulu yazısının fotokopisini, eki 03/12/2009 tarih 2009/595 Karar sayılı ... Yönetim Kurulu Kararının fotokopisini, ... ve ... arasında imzalanan Yağmursuyu Tesislerinin Yapılmasına İlişkin Ortak Hizmet Protokolü'nün fotokopisini sunmuş olduğu görüldü.
Davacı sigorta şirketine yazılan yazıya verilen cevapta davaya konu hasara ilişkin hasar dosyasının sunulmuş olduğu görüldü.
Davacı, husumeti ...’ye yöneltmiştir. Davalının sorumluluğu hizmet kusuruna dayanmaktadır. Davalının hukuki konumu itibariyle yargı yolunun caiz olup olmadığı mahkememizce araştırılmıştır. HMK md. 114’te dava şartları düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının b bendi “yargı yolunun caiz olması” şeklindedir. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilmesi gereken unsurlardır. Bunlardan birinin eksik olması halinde davanın usulden reddine karar verilir.
Somut olayda davalı taraf ... olup, ... kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluştur. ...’nin kamu hizmeti görürken vermiş olduğu zararlar hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmektedir. Hizmet kusuruna ilişkin açılacak tam yargı davalarında ise idari yargı yoluna gidilmesi gerekir. Bu hususta Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilen 05/02/2024 tarihli .... sayılı ilamda “17. Yukarıda anılan mevzuat hükümleri ve yerleşik içtihatlar uyarınca, kamu tüzel kişiliğini haiz ... Müdürlüğünün (...) hizmet kusurundan kaynaklanan zararın ilamsız icra takibine ve dolayısıyla itirazın iptali davasına konu edilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.
18. Kamu hizmeti yürüten idarenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Kanun'un ilgili maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.
19. Bu durumda, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle verdiği ileri sürülen zararın tazmini istemi niteliğindeki davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde karar verilmiştir. Bu sebeple hizmet kusuruna ilişkin idari yargıda dava açılması gerekirken adli yargıda dava açılmasında HMK md. 114/1-b uyarınca yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine karar verilmiştir.
HUAK 18/A-(13) ve (14). Fıkrası hükümleri gereğince arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No: ... sayılı dosyasından arabulucuya 4.600,00 TL tarife bedeli üzerinden kesilen Serbest Meslek Makbuzu doğrultusunda ödeme yapıldığı tespit edilerek, davanın reddine karar verildiği de dikkate alınarak davacı aleyhine arabulucuk giderlerinin de yükletilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;
1-Davanın HMK. Madde 114/1-b ve 115/2 uyarınca yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu sebebiyle usulden REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 40.257,00 TL'den mahsup edilerek fazla yatırılan 39.641,60 TL harcın davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Zorunlu arabuluculuk başvurusu nedeniyle devletçe karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Karar kesinleştiğinde yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının yatıranlara iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/09/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.