mahkeme 2025/620 E. 2025/564 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/620

Karar No

2025/564

Karar Tarihi

5 Eylül 2025

T.C.
İSTANBUL
19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2025/620 Esas
KARAR NO :2025/564

DAVA:Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ:25/08/2025
KARAR TARİHİ:05/09/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Dava dışı sigortalı ...'ın kiracı bulunduğu işyeri 05/09/2023 - 05/09/2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... numaralı “...Paket Sigorta Poliçesi ” ile müvekkili sigorta şirketi nezdinde sigortalı olduğunu, hasar sonrası bağımsız ve tarafsız eksper tarafından hazırlanan ... ekspertiz raporuna göre sigortalı işletmede toplam 7.921.525,80 TL hasar tespit edildiğini, hasar bedelinin 03.11.2023 tarihinde sigortalıya ödendiğini, müvekkili sigorta şirketi 7.921.525,80 TL tutarındaki sigorta tazminatını ödeyerek, TTK 1472. ve devamı maddeleri uyarınca sigortalısı yerine geçerek haklarına halef olduğunu, davacı sigorta şirketinin sigortalısına ödediği sigorta tazminatını davalı yandan rücuen tahsil etme hakkına sahip olduğunu, 05.09.2023 tarihinde meydana gelen sel/seylap sonucunda hasarların meydana geldiğini, sigortalı işletme binanın, bodrum + zemin + 2 normal katlarında bulunduğunu, kumaş ve örme imalathane ve depo olarak faaliyet gösterdiğini, bölgede meydana gelen sel nedeniyle işletmede dekorasyon, makine ve 3. şahıs mallarında hasarlarının meydana geldiği ekspertiz incelemesi ile tespit edildiğini, ekspertiz raporu objektif, tarafsız ve bağımsız bir şekilde tazminat yükümlüğünü ortaya koyduğundan müvekkili sigorta şirketince aynı tutar üzerinden ödenen sigorta tazminatını davalı yana rücu hakkını haiz olduğunun açık olduğunu, aynı bölgede farklı firmalarda geçmiş yıllarda benzer hadiselerin yaşandığını, alçak kodlu bölgelerde daha önceki yıllarda da sel ve su baskını hadiseleri meydana geldiğini, davalı idare tarafından gerekli tedbirlerin alınmamasının benzer sonuçlara sebebiyet verdiğini, meydana gelen olayda davalı idarenin gerekli ve yeterli altyapı ve drenaj sistemini yapmayarak, yaptıysa da gerekli bakım ve denetimi yapmayarak sorumlu olduğunu, müvekkili şirket sigortalısı işyerinin uğramış olduğu hasarın, tamamen davalının bakım ve onarım yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklandığını, davalı idare tarafından gerekli önlemler alınmadan, alt yapı ve üst yapı çalışmaları yapılmadan, suyun doğal akışını gerçekleştirecek teknik donanım oluşturulmadığından davalının sorumluluğu olduğunu, bölgede yağmur sularını tahliye edebilecek yağmur drenaj sistemi mevcut/yeterli olmadığını, suların geri tepmesi sebebiyle sigortalının kiracı olarak bulunduğu işyerinde hasar meydana geldiğini, geri tepmeyi önleyici vana sistemleri bulunmadığını, olayın akabinde sel sularının tahliyesi gereği gibi yapılamadığından geri tepme sebebiyle sigortalının işyeri hasar gördüğünü, davalı Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesi hükmünce ...'nin, su ve kanalizasyon hizmetlerine ilişkin gerekli altyapıyı inşa etmekle görevli olduğu gibi kurulan altyapının da standartlara uygun bir biçimde işlemesini sağlamakla yükümlü kılındığını, davaya konu olayda davalının sorumluluk sahasında bulunan altyapının yetersiz kalması dolayısıyla oluşan su basması olayında davalı ...'nin, inşa etmiş olduğu kanalizasyon şebekesinin düzenli olarak temizlemediğinden ve gerekli bakımın yapmadığından kaynaklı olarak meydana gelen hasardan TBK m. 69 gereğince kusursuz sorumlu olduğunu, ...'nin altyapıda kullanılan boruların standartlara uygunluğunu sağlamakla birlikte yağmur suların uzaklaştırılması için gerekli altyapının sağlanması ile kanalizasyon şebekesinin bakımı, onarımı ve temizliğinden de bilfiil sorumlu olduğunu, dava dışı sigortalıda meydana gelen hasarın, davalı yanın gerekli altyapıyı sağlayamamış olması ve aynı zamanda yağmur sularının da gereğince tahliye edilebilmesi için su şebekesi ve kanalizasyon şebekesinin gerekli ve düzenli inşaa, bakım ile temizliğinin yapılmaması neticesinde gerçekleştiğini, 2560 sayılı Kanun hasarın meydana geldiği meskun mahalde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan kuruluşu ... olarak tayin ettiğinden kanalizasyon ve su altyapısı ile atık su borularının olası tıkanıkları ve baskınları önlemek amaçlı düzenli olarak denetlenmesi ve temizlenmesi gerekliliği kamu, insan ve çevre sağlığı açısından hayati ve zaruri olduğunu, ... ... Kanalizasyona Deşarj Yönetmeliği ve 2014 Faaliyet raporunda da atıksu toplama sistemi, yağmur suyu toplama ve deşarj sistemleri ile atık su arıtma tesislerinin her türlü proje ve inşaatlarının yapılması, bu sistemlerin bakım ve onarımını yapmak ve yaptırmak ...'nin görevleri arasında sayıldığını, ...’nin mevcut su, kanalizasyon ve yağmur suyu deşarj şebekesinin işletilmesini ve bunun için gerekli bakımları yapmakla yükümlü olduğunu, bir an için mahkemenin davalı ...’nin meydana gelen zarardan kusursuz sorumlu olduğunu kabul etmediği varsayılsa dahi; davalı yanın Kanun hükmünce kanalizasyon ve su şebekesinin bakımından doğrudan yükümlü kılındığından ve bakım yükümlülüğünü yerine getirmediğinden Türk Borçlar Kanunu’nun 46. Maddesi gereğince, tam kusurlu ile sebebiyet verdiği zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu, davalı tarafın su ve kanalizasyon altyapısının düzenli olarak bakımını ve dolayısıyla temizliğini yapmayarak hem birey, toplum ve çevre sağlığını tehlikeye atmış hem de dava dışı sigortalıda zararın ortaya çıkmasına neden olduğunu, yüksek risk taşıyan hidrolojik alanların belirlenmemesi, bu alanların yapısal faaliyetlerle işgal edilmesi, güncellenmeyen ve yetersiz drenaj teknolojileri ve erozyon ve şev stabilite önlemlerinin alınmaması gibi nedenlerle ve öncesinde-sonrasında kurum ve kuruluşların yetki ve sorumlulukları açısından yanlış ve eksiklikleri ile bu doğa olayı bir ‘afete’ dönüştürdüğünü, somut olayda meydana gelen yağış olayının öngörülebilir nitelikte ve alınabilecek önlemlerle sonuçlarını azaltmanın mümkün olduğunu, yağış olayının bir doğa olayı olmasına rağmen afete dönüşmesinin çok büyük oranda beşerî kaynaklı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, oluştuğu iddia edilen zararın sadece doğal afetten kaynaklanmadığı birden çok faktörün bir araya gelmesi ile oluştuğunun açık olduğunu, oluşan zararın davalının yürüttüğü hizmetten bağımsız düşünülemeyeceğinden, illiyet bağının kesildiğinin kabulünün mümkün olamayacağını, müvekkili sigorta şirketinin, 7.921.525,80 TL tutarındaki sigortalısının gerçek zararını bağımsız ve tarafsızca tanzim edilen ekspertiz raporu ve tahkim kararı doğrultusunda belirlenen hasar bedelini tazmin etmiş olduğundan sigortalısına ödediği sigorta tazminatını davalı yandan rücuen tahsil etme hakkına sahip olduğunu, müvekkili şirketin zararı ödeme tarihi olan 03.11.2023 tarihinde doğduğundan bu tarihten itibaren avans faizi talep ettiklerini beyan ederek; davanın kabulü ile, davalı ...’den, şimdilik 7.921.525,80 TL'nin, 03.11.2023 ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, su baskını sebebiyle zarar gören sigortalıya ödenen tazminatın, kusurlu olduğu iddia edilen davalı idareden rücuen tazmin istemine ilişkindir.
Davacı vekilinin dava dilekçesi ekinde; Arabuluculuk Tutanağını, ... numaralı ...Paket Sigorta Poliçesi'nin fotokopisini, 17/10/2023 tarihli ekspertiz raporunun fotokopisini, davacı sigorta şirketinin dava dışı sigortalısına yaptığı ödemeye ilişkin ödeme dekontunun fotokopisini sunmuş olduğu görüldü.
Davacı sigorta şirketine yazılan yazıya verilen cevapta davaya konu hasara ilişkin hasar dosyasının sunulmuş olduğu görüldü.
Davacı, husumeti ...’ye yöneltmiştir. Davalının sorumluluğu hizmet kusuruna dayanmaktadır. Davalının hukuki konumu itibariyle yargı yolunun caiz olup olmadığı mahkememizce araştırılmıştır. HMK md. 114’te dava şartları düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının b bendi “yargı yolunun caiz olması” şeklindedir. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilmesi gereken unsurlardır. Bunlardan birinin eksik olması halinde davanın usulden reddine karar verilir.
Somut olayda davalı taraf ... olup, ... kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluştur. ...’nin kamu hizmeti görürken vermiş olduğu zararlar hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmektedir. Hizmet kusuruna ilişkin açılacak tam yargı davalarında ise idari yargı yoluna gidilmesi gerekir. Bu hususta Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilen 05/02/2024 tarihli 2023/545 E. ve 2024/40 K. sayılı ilamda “17. Yukarıda anılan mevzuat hükümleri ve yerleşik içtihatlar uyarınca, kamu tüzel kişiliğini haiz ... Müdürlüğünün (...) hizmet kusurundan kaynaklanan zararın ilamsız icra takibine ve dolayısıyla itirazın iptali davasına konu edilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.
18. Kamu hizmeti yürüten idarenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Kanun'un ilgili maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.
19. Bu durumda, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle verdiği ileri sürülen zararın tazmini istemi niteliğindeki davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde karar verilmiştir. Bu sebeple hizmet kusuruna ilişkin idari yargıda dava açılması gerekirken adli yargıda dava açılmasında HMK md. 114/1-b uyarınca yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine karar verilmiştir.
HUAK 18/A-(13) ve (14). Fıkrası hükümleri gereğince arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No: ... sayılı dosyasından arabulucuya 4.600,00 TL tarife bedeli üzerinden kesilen Serbest Meslek Makbuzu doğrultusunda ödeme yapıldığı tespit edilerek, davanın reddine karar verildiği de dikkate alınarak davacı aleyhine arabulucuk giderlerinin de yükletilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;
1-Davanın HMK. Madde 114/1-b ve 115/2 uyarınca yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğu sebebiyle REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 135.279,86 TL'den mahsup edilerek fazla yatırılan 134.664,46 TL harcın davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Zorunlu arabuluculuk başvurusu nedeniyle devletçe karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının yatıranlara iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/09/2025

Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim