Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/268
2026/77
5 Şubat 2026
T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/268 Esas
KARAR NO:2026/77
DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
DAVA TARİHİ:03/05/2024
KARAR TARİHİ :05/02/2026
DAVA: Davacı vekilince mahkememize ibraz edilen dava dilekçesinde,"..., İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde ...-0 sicil numarası ile kayıtlı olup, ... adresinde faaliyet göstermektedir. Şirket, ... Vergi Dairesinin ... Sicil numaralı mükellefidir. Müvekkilim davacı ortak 2015 tarihinde şirketin %10'unu devren iktisap ederek pay sahibi olmuştur. Müvekkilim 2015 yılında şirkete ortak olmuştur. Kendisi gibi diğer ortaklar da hekimdir. Çoğunluk pay sahibi ... şirket müdürüdür. ... ... da müdür ...'ın eşidir. Şirketin yapısı aile şirketi tarzında olup yönetim açısından profesyonellikten; mali açıdan hesap verilebilirlik ve şeffaflıktan uzaktır. Ne yazık ki, müvekkilim şirkete ortak olduktan sonra bu durumu yaşayarak öğrenmiştir. Müvekkilim, şirketin çalışanlar ile ilgili politikalarına karışmamış olsa da, işten haksız ve hukuksuz olarak ayrılan/ayrılmak zorunda kalan bir doktorun davasında tanıklık yapmıştır. Tanıklık yaptığı tarihten sonra da şirketten uzaklaştırılmıştır. Çalışma ortamındaki huzuru bozulmuştur. İşten ayrılması için tüm şartlar yaratılmıştır. Müvekkilim de işten ayrılmıştır. Ancak ortaklık payı devam etmektedir. Müvekkilin çalıştığı dönemde diğer çalışanların da hakları ödenmemiştir. Müvekkil, kendi işçilik alacaklarını da tahsil edememiştir. Müvekkil, bu sorunu (işçilik alacağını) gündeme getirdiğinde ortaklıktan çıkarılmakla tehdit edilmiştir. Müvekkil ortak ile davalı şirket arasında işçilik alacakları ile ilgili uyuşmazlıklar devam etmektedir. Davalı şirket, 2021 yılı olağan genel kurul toplantısını 22.04.2022 tarihinde yapmıştır. Toplantının gündem maddeleri 28.03.2022 tarihli TTSG'de şu şekilde ilan edilmiştir: "1- Toplantı başkanının seçilmesi, 2- Faaliyet raporlarının okunması, 3- Bilanço ve kar/zarar tablolarının okunması, 4- Şirket ortağı A. ... ...'ın ortaklıktan çıkartılması, 5- Kapanış". Toplantı yapılmasının asıl sebebi, müvekkilim A. ... ...'ın, genel kurul kararı ile ortaklıktan çıkarılmasıdır. Zira, 2020 ve 2022 yıllarına dair genel kurulların yapılmaması dahi bunu göstermektedir. Davalı şirket müdürü ve çoğunluk pay sahibi ... tarafından, müvekkilin ortaklıktan çıkarılması için alelacele usul ve yasaya aykırı olarak genel kurul toplantısı yapılmıştır. Toplantıda, TTK ve ilgili mevzuata aykırı genel kurul kararları alınmıştır. Buna karşı açılan davada .... Asliye Ticaret Mahkemesince (E:...) müvekkilin ortaklıktan çıkarılması kararı iptal edilmiştir. Gelinen noktada müvekkil ile ... çifti arasındaki ortaklık ilişkisinin devamının çekilmez hal alması nedeniyle şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmesi gerektiğinden işbu dava açılmıştır. Aşağıda feshi gerektiren haklı nedenler ayrıntılı şekilde açıklanacaktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun limited şirketlerin sona erme hallerini düzenleyen "Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları" başlıklı 636. maddesinin 3. fıkrasında "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." denilmektedir. Haklı sebeple fesih davası, ortakları çoğunluğun gücünün olumsuz etkilerine karşı koruma, genel kurulda/yönetimde söz konusu olabilecek tıkanmaların önüne geçme/şirketin temel yapısını koruma, sürekli borç ilişkisi doğuran şirket sözleşmesinin sona erdirilmesi ve ortaklık malvarlığının ve tasfiye payının korunması gibi temel işlevleri nedeniyle önem arz etmektedir. (Pınar KOŞAN, Limited Şirketlerin Haklı Sebeple Feshi, YL Tezi, 2023, s.28 vd.) Limited şirketler kanunda sermaye şirketi olarak nitelendirilmiş ise de kişisel ilişkilerin ağırlık taşıması, ortaklar arasındaki güven ilişkisi, şirketin devamı ve amacına ulaşabilmesinde büyük önem taşımaktadır. Kişisel ilişkilerin bozulması, güven ilişkisinin zedelenmesi aynı amaç için birlikte çalışma isteğini ortadan kaldırabilmektedir. Amaç birlikteliğini yitiren ortakların, şirketi devam ettirme ve kuruluş amacını gerçekleştirmesi ise mümkün olmamaktadır. Böyle bir durumda, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak kişilik haklarına aykırılık teşkil etmektedir. (Zeynep MİNELİLER Yeni Türk Ticaret Kanunu’na Göre Limited Şirketlerin Haklı Sebeple Feshi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVI, Y. 2012, Sa. 3, s.96) Menfaat beklentisi kalmayan ortağın, sürekli borç ilişkisi yükleyen limited ortaklığın devamını istemesi beklenemez. Dolayısıyla her ortak haklı sebebe dayanarak şirketin feshini isteyebilir. Bu imkan, güvene dayalı ve pay devrinin zor olduğu limited ortaklıkta kendisi için çekilmez olan bir ilişkiyi devam ettirme zorunluluğunda kalmaması için kanunkoyucu tarafından tanınmıştır. TTK m. 636/3'te haklı sebep kavramı tanımlanmamış, sınırlanmamış ve kapsamı belirtilmemiştir. Bu konuda hâkimin takdir yetkisi söz konusu olacaktır. Zira maddenin gerekçesinde "Şirketin kişisel niteliği gözönünde tutularak ve 639. maddenin birinci fıkrası da dikkate alınarak her ortağa haklı sebeplerle şirketin feshini isteme hakkı tanınmıştır. İsviçre'nin öntasarısında da yer alan bu hak ortağın çoğunluğa karşı konumunu kuvvetlendirecektir. Ortağa tanınan bu hak anonim şirketlerdeki 531. maddede yer alan hükme paralel olarak düzenlenmiş ve yargıca şirketin yararına geniş müdahale hakkı tanınmıştır." denilmektedir. Bu bağlamda haklı sebep kavramı yorumlanırken temelinde, dürüstlük kuralı ve kişilik haklarının korunması ilkesinin yer aldığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bundan dolayı olayların ortaklık ilişkisini çekilmez hale getirdiği taraf için haklı sebebin oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Yargıtay HGK “Haklı sebepten ne anlaşılması gerektiği ise somut durumun ve ileri sürülen hususların niteliğine göre mahkemece takdir edilecek olup esasında dürüstlük kuralı temelinde ortaklık ilişkisinin devam ettirilemeyecek düzeyde zedelenmiş olması durumu, limited şirketin feshinin haklı nedenini oluşturur. Başka bir deyişle ortaklıktaki güven ilişkisinin ortadan kalkması veya ortaklığın devamının dürüstlük kuralı gereği ortaklar bakımından çekilmez hâle gelmesine neden olan olaylar, limited şirketin feshi için haklı neden olarak kabul edilebilirler. Zira hiçbir ortaktan, dürüstlük kuralı gereği kendisi için çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez. Haklı sebep kavramı, her somut olayın niteliğine göre farklı tanımları bünyesinde barındırır.” şeklinde bu durumu ifade etmiştir. (T:24.03.2022 E: 2019/795 K: 2022/374) Ortaklığın feshi kurumu açısından "haklı sebep" kavramı, kollektif şirkete ilişkin TTK m. 245'de örnekler de verilmek suretiyle tanımlanmıştır. Bu haliyle genel bir nitelik taşımakta olup hâkimin limited şirketin feshi için haklı sebebin var olup olmadığını belirlerken bu tanımdan yararlanması mümkündür. Bahsi geçen hükme göre; “haklı sebep, şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olmasıdır; özellikle, bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, bir ortağın, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi, gibi hâller haklı sebeplerdendir.” Anonim şirketlerin haklı sebeple feshine ilişkin TTK m.531'in gerekçesinde, haklı sebep kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakıldığı; İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalması, haklı sebep sayıldığı belirtilmiştir. Öğretide ve Yargıtay kararlarında ortaklığın sürekli zarar etmesi, sermaye şirketlerinin genel amacına aykırı olarak uzun yıllar kar dağıtılmaması, şirketin âtıl durumda olması, ortakların birbirlerine duydukları güven ortamının kaybolması, şirket ortaklığını çekilmez kılacak nitelikteki husumet, şirketin işleyişi, yönetimi ve faaliyetleri hakkında bilgi vermemenin süreklilik kazanması, ortakların şirketten dışlanması, şirket yöneticilerinin kişisel menfaatleri yönünde hareket edip şirketi borca batık hale sürüklemesi, şirkete ihanet etmesi, şirket kayıtlarının usulüne uygun tutulmaması, şirketin kötü yönetilmesi, genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, azlık hakları ile bireysel hakların sürekli ihlâli, pay sahipliği haklarının, bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, çoğunluk gücünün kötüye kullanılması, şirketin devamlı zarar etmesi, şirketin imkânlarının, kaynaklarının sistematik şekilde çoğunluğa aktarılması, azlık oluşturan pay sahiplerinin şirketteki yatırımlarının tehlikede olması gibi hususlar da haklı neden olarak sayılmaktadır. (Dağlar EKŞİ, Güncel Yargıtay Kararları Işığında Limited Şirketlerin Haklı Sebeple Feshi Davasında Haklı Sebep Teşkil Eden Durumların Değerlendirilmesi, ... Tam Metin Kitabı, s.218-225) Öte yandan, haklı sebebi oluşturan maddi olguların kusura dayanması zorunlu değildir. Hâkim söz konusu sebebin haklı olup olmadığını değerlendirirken yukarıdaki hususları ve ilgili limited şirketin yapısını da göz önünde bulunduracaktır. TTK m. 636/3 hükmü gereği hâkim şirketin haklı sebeple feshine veya davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de karar verebilmektedir. Bununla birlikte, şirketin sona ermesi başlığı altında yer alan düzenlemede haklı sebeple fesih ana istem olarak ele alınmıştır. Alternatif çözümlerin, ortağın hak ve menfaatlerini tam olarak koruyamadığı durumlarda haklı sebeple feshe karar verilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda öncelikle aşağıda açıklanacak haklı sebepler dolayısıyla ortaklığın feshine karar verilmesini, aksi kanaatte olunması halinde ise müvekkil payının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına karar verilmesini talep etmekteyiz. Limited ortaklıklarda, çoğunluk ortakların sürekli biçimde diğer ortakların menfaatlerine zarar verecek şekilde çoğunluğun gücünü kötüye kullanmaları başlıca haklı sebep hali olarak kabul edilmektedir. Somut olayda da, en fazla paya sahip ve şirketin müdürü olan ...'ın eşi de ikinci en fazla paya sahip ortaktır. Şirketin tüm imkanları anılan çiftin elinde olup elde ettikleri yetkileri ortaklığın çıkarları yerine kendi çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. Şöyle ki; Müvekkil, davalı şirkete bağlı tıp merkezinde 2013 yılında çalışmaya başlamış, 2015'te ortak olmuş, 2017 yılı sonuna kadar da çalışmıştır. Ne var ki, müvekkil hem kendisinin hem de diğer doktorların işçilik alacaklarına dair hukuksuzluklar yaşaması ve eski bir çalışanın iş davasında tanıklık yapması nedeniyle ... çiftiyle karşı karşıya gelmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 9.1.2018 tarih, E. 2016/6977 K. 2018/94 sayılı kararında da belirtildiği üzere şirket aleyhine dava açmak ve tanıklık yapmak şirketten ihraç için haklı sebep sayılamayacak olsa da, bu süreç müvekkilin önce tıp merkezinden ayrılmasına sonra ise genel kurul kararıyla ortaklıktan çıkarılmasına kadar uzamıştır. ... ..., yönetici, çoğunluk pay sahibi ve diğer ortağın eşi olmasının sağladığı imkan ile kurumsallıktan uzaklaştırdığı şirketi uzunca süredir keyfi şekilde yönetmektedir. Kendisinin beklentisi, yaptığı hukuksuzluklar da dahil olmak üzere tüm işlemlerinin onaylanmasıdır. Müvekkil, bu beklentiye uygun hareket etmediğinden şirketten dışlanmış, farklı bir hastanede çalışmak zorunda kalmıştır. 22.4.2022 tarihli Genel Kurul'da müvekkil, ... çiftinin oylarıyla şirket ortaklığından çıkarılmıştır. Buna karşı açılan davada .... Asliye Ticaret Mahkemesince (E:...) bu karar haksız bulunarak müvekkilin ortaklıktan çıkarılması iptal edilmiştir. Görüldüğü üzere, hukuksuzluklar neticesinde müvekkilin ortağı olduğu şirkete bağlı hastaneden işçilik alacaklarını dahi alamadan ayrılmak zorunda kalması, aradaki hukuki uyuşmazlıklar, diğer ortaklar tarafından müvekkilin ortaklıktan çıkarılması, bunun haksızlığının mahkeme kararıyla ortaya konulması aradaki güven ilişkisinin sona erdiğini, husumetli hale gelindiğini ve artık ortaklığın çekilmez bir hal aldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Limited şirketlerde bilgi alma ve inceleme hakkı TTK m. 614'te düzenlenmiştir. Davalı şirketin 2020 ve 2022 yılları olağan genel kurul toplantısı yapılmadığı gibi müvekkil, anılan yıllara ait şirket kayıtları hakkında bilgi sahibi olamamıştır. Yukarıda anlatıldığı üzere şirketten dışlanan müvekkil bilgi alma ve inceleme hakkını da kullanamamıştır. 2021 olağan genel kurul toplantısı için kendisine davet yapıldığında “ortaklıktan çıkarılması” gündemiyle karşılaşmıştır. Genel kurula temsilci aracılığıyla katılmıştır. Bilgi alma ve inceleme hakkını etkin kullanmak için finansal tabloları inceleyeceğini belirtmiştir. Bu sayede toplantı bir ay sonrasına ertelenmiştir. Ancak bu süre zarfında da şirket kayıtlarına erişememiştir. Davalı şirket bilgi veren kapsamında gerekli belge ve verileri paylaşmak yerine, müvekkile sadece genel kurul öncesi hazır bulundurulması gerekli faaliyet raporu ve birkaç belge vermiştir. Bu raporlar da gerçeklikten uzaktır. Müvekkilin bilgi alma ve inceleme hakkı sürekli biçimde engellenmiş ve kısıtlanmıştır. Şirketten elde edilen kısmi bilgiler ise hep uzun ve yorucu uğraşlar sonucu elde edilmiştir. Yani, genel olarak engelleyici, engellenemiyorsa bezdirici ve uğraştırıcı bir tutum benimsenmiştir. Bu nedenle şirketin ekonomik durumuna dair tüm bilgiye sahip değildir. Kaldı ki, elde edilen bilginin ise güvenilirliği şüphelidir. Zira, ... kurumsallıktan, denetimden, dürüstlükten ve şeffaflıktan uzak yönetim anlayışıyla verileri manipüle etme imkanına sahiptir. 01.01.2021-31.12.2021 Dönemi Faaliyet Raporundaki somut veriye dayanmayan tespitler, subjektif değerlendirmeler, çelişkili ve eksik bilgiler, husumeti rapora taşıyarak haksız şekilde müvekkili kınayan ifadeler bunun göstergesidir. Faaliyet Raporunun ikinci sayfasında, yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar başlığının altında şirketin bünyesinde üst yöneticilere mali menfaat sağlanmadığı, tam tersine üst yöneticilerin (emekli maaşı, bireysel borçlanma gibi) kendi bireysellerinden işletmeye maddi destek verdiği belirtilmiştir. Ancak faaliyet raporunda veya şirket kayıtlarında bu desteğe ilişkin tutar, zaman vs. ayrıntılar yer almamaktadır. Bu haliyle bilgi verme yükümlülüğü ihlal edilmiştir. Faaliyet raporunda "Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları" başlığı altında "şirket değişen sağlık teknolojileri alanında eksikliklerini bilmekte değişik finans araçlarıyla yatırım yapabilir, ancak şu anda şirketin mali politikaları buna cevaz vermemektedir." şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Bu açıklama şirketin finans ihtiyacını karşılayabileceği anlamına mı gelmektedir? Oysa şirket borca batıktır. Faaliyet raporu gerçeği yansıtmamaktadır. Faaliyet raporunda "Şirket aleyhine açılan ve şirketin mali durumunu ve faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikteki davalar ve olası sonuçlar hakkında bilgiler" başlıklı 4/e maddesinde şirket aleyhine açılmış davalar hukuk tevzi ve icra tevziden sorgulanmış halde mevcuttur. Ayrıca sonuçlanan davalar sonucu şirketimiz mali yönden etkilenmiş ve ödeme aciziyetine girmiştir. Şirket halen devam eden icra davaları ve hukuk davaları vardır." şeklinde açıklama yapılmıştır. Açılan dava ve icra takiplerinin müvekkille bir ilgisi bulunmamaktadır. Faaliyet raporunda "Şirket hissedarı ...’ın işten haksız ve hukuksuz ayrılan gerek doktor ... gereksede diğer işçilere şahitlik yaparak (mahkeme kayıtlarında görüleceği üzere şirketi mali yönden zor durumda bırakmıştır. Ayıca rekabet yasağına uymayarak aynı bölge sınırlarında (... Hastanesinde) dahiliye uzmanı olarak çalışarak şirketi çok zor durumda bırakmıştır." şeklindeki iddia da gerçeği yansıtmamaktadır. TTK m. 613 uyarınca; rekabet yasağının limited şirketlerde ortaklar açısından uygulanabilmesi için sözleşme ile bir alan yaratılması zorunludur. Sözleşmesel bir düzenleme olmadığı sürece ortaklar rekabet yasağına tabi tutulamayacaklardır. (Yargıtay 11. HD. 17.10.2014 tarih, 2013/11867 E., 2014/15911 K. - 08.06.2000 tarih, 2000/4138 E., 2000/5287 K.) Şirket sözleşmesinde rekabet yasağı ile ilgili madde yoktur. Müvekkilim, yönetimin haksız ve hukuksuz faaliyetleri sebebiyle şirketten ayrılmak zorunda kalmıştır. Limited şirketin kuruluşundan sonra şirkete giren ortaklar, genel kurulun ayrı bir kararı olmadıkça rekabet yasağı kapsamı dışında kalmaktadırlar (Bağrıaçık, Safiye Nur: Limited Şirkette Bağlılık Yükümü ve Rekabet Yasağı, Prof. Dr. Iur. Merih Kemal OMAĞ’a Armağan, Cilt I, Ankara, 2017s. 260.) Müvekkilim çalışmak ve hayatını idame ettirmek zorundadır. ... Hastanesi ile davalı şirketin işlettiği hastanenin lokasyonu ve müşteri profili farklıdır. Kaldı ki, önce müvekkilin şirkete bağlı tıp merkezinden ayrılarak şirketten uzak kalmasına sebep olan ve bundan memnuniyet duyan, bu nedenle 5 yıl süreyle sessiz kalınan hususun raporda ileri sürülmesi çelişkili davranış yasağı kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Faaliyet raporunun 4.maddesi g bendinde şu ifadeye yer verilmiştir: "şirket 2021 yılı hedeflerine aşağıdaki nedenlerden ötürü ulaşamamıştır. Şirket kurulum aşamasında ... Bankasından kullanmış olduğu krediyi şirket ortağı ... ...’ın 2018 yılında aniden ayrılarak şirketi zor durumda bırakması sonucu ödememiştir. ... şirket hesaplarına haciz koyması şirketi işlevsiz hale getirmiş ve nakit gücünde zincirleme reaksiyon yaratarak bütün branşlarında şirketimizi çalışamaz hale getirmiştir. Bölge halkı nezdinde yapılan karalamalar nezdinde şirket zor duruma düşmüştür. Şirket ortağının ayrılan personele şahitlik yapması bu süreci daha da hızlandırmış ve şirket ortakları tarafından böyle bir karar alınmasını zorunlu hale getirmiştir.". Müvekkilin şahit olduğu hukuksuzluğa ilişkin davada tanıklık yapması ile şirketin borca batık hale gelmesi arasında nedensellik bağı bulunmamaktadır. Zaten yer verilen kısımda da sadece iki husus alakasız şekilde beraber ifade edilmiş ama neden-sonuç ilişkisi kurulamamıştır. Bahsi geçen tablo, şirketin kötü yönetimine ilişkin olup bunun şirketten çıkarılmak istenen müvekkilin tanıklık yapmasına bağlanması açık bir çarpıtma örneğidir. Faaliyet raporunun 6.maddesi a bendine göre "şirket öncelikle borçlarından kurtulabilmesi için giderleri minimum seviyeye çekilmesi gerekmektedir. Şirket ortaklarının acilen sermaye koyması gerekmektedir. Ayrıcı şirket aleyhine faaliyet yürüten kişilerle ilgili olarak hukuki yollarla mücadele etmek gerekmektedir. Bu konuda şirket avukatına gerekli imtiyaz ve yetki verilmiştir." Bu açıklama ile, şirket müdürü sermaye artırımı yapılmasının gerekli olduğunu ilan etmektedir. Ancak şirketin sermaye artırımı yapmak yerine, şirketin çoğunluk pay sahiplerine borçlandığı iddia edilmektedir. Bu konuda bilgi alma inceleme hakkı kapsamında talep ettiğimiz belgeler tarafımıza sunulmamıştır. Faaliyet raporunda şirketin içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak adına şirket ortaklarından borçlandığı aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir: "... ve ... ... kendi adlarına kayıtlı İstanbul İli ... İlçesi ... Köydeki Villalarını Şirket adına ...’tan çekilmiş kat edilen krediyi karşılamak, iş yerinin birikmiş olan kira/ haciz ve icra ceza dosyalarını kapatmak, ... ödeme yapmak adına 3.500.000TL değerindeki evlerini 2.000.000TL ye satarak ödeme yapmışlardır. ... ve ... ... kendi adına kayıtlı İstanbul İli ... İlçesi İstinye deki dairelerini iş yeri kirasını karşılamak üzere 680.000,00-TL’ye satmışlardır. ... ve ... ... kendi adlarına kayıtlı İstanbul İli Kağıthanedeki dairelerini işyeri adına çekilmiş ve muaccel hale gelmiş kredileri kapatmak adına 500.000,00TL ye satarak kredileri kapatmıştır. ... ve ... ... kendi adlarına 1.derece akrabalarından evlerini bankalara ipotek vermişlerdir. Yaklaşık değerleri 6.000.000,00TL civarındadır. Ayrıca dostlarından bir arsayı bankaya ipotek vermişlerdir. Yaklaşık değeri 1.600.000TL civarıdır. ... ve ... ... kendi adlarına dostlarından kendi nam ve adlarına 3.000.000TL borçlanarak şirkete nakit sağlamışlardır. ... ve ... ... kendi adlarına şirket içerisinde mesleklerini icra etmişlerdir ve yaşamlarını temin dışında bir ücret almamışlardır. TOPLAMDA 13.780.000TL nakit girdisi sağlamışlardır. Şirketten alacaklı konumdadırlar. Konuyla ilgili bütün bilgiler ve ödeme dekontları mevcuttur". Talep edilmesine rağmen, bu dekontların hiçbiri müvekkilime teslim edilmemiştir. Şirketin hesaplarına ne kadar nakit getirildiği belli değildir. "İlave bilgiler şirket ortaklarından ... şirket ortaklığından itibaren bu güne kadar gerek hisse dağılımında gerekse diğer konularda şirkete maddi teminat sağlamamıştır. Aksine çalıştığı dönemler ait bütün ödemelerin dekontları, masraf dekontları mevcuttur." denilmekteyse de bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, şirketin sermaye ihtiyacı varsa, bu yasal yollarla temin edilmelidir. Şirket yöneticisi ve eşi şirketi kendi kasaları gibi kullanmaktadır. Şirkete borçlanma yasağı ihlal edilmiştir. Şirkete sermaye getirecek kişiler kötü niyetli olarak şirkete borç vererek şirketi kendilerine borçlandırmıştır. Faaliyet Raporunda, davacı ortağın şirkete para getirmediğinden bahsedilmiştir. Oysa şirketin aldığı bir ek ödeme veya yan edim yükümlülüğü bulunmamaktadır. Finansal yönden kötü duruma düşen, bilânço açığı bulunan limited şirketlerde, şirket esas sözleşmesinde şirket ortakları için ek ödeme yükümlülükleri öngörülebilir. Ortakların şirket sözleşmesinde belirtilen ek ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeleri ancak kanunda sayılan hallerde mümkündür. Bu haller şunlardır; şirket esas sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının şirketin zararını karşılayamaması, şirketin bu ek araçlar olmaksızın işlerine gereği gibi devamının mümkün olmaması, şirket sözleşmesinde tanımlanan ve özkaynak ihtiyacı doğuran diğer bir hâlin gerçekleşmiş bulunması. Bu haller dışında yönetim ya da ortaklar genel kurulunun uygun gördüğü başka bir halde ortaklardan ek ödeme yükümlülüklerini yerine getirmeleri talep edilemez. Ek ödeme yükümlülüğü şirket sözleşmesinde ancak esas sermaye payını esas alan belirli bir tutar olarak öngörülebilir. Bu tutar esas sermaye payının itibari değerinin iki katını aşamaz. Diğer ortakların şirkete borç vermesi de, eğer gerçekse, hukuka aykırıdır. Araştırılması gerekli bir konu da verilen borçların şirket hesaplarına aktarılıp aktarılmadığıdır. Ayrıca şirketin bu kadar kaynağa ihtiyaç duyup duymadığı da incelenmelidir. Şirkete aktarıldığı iddia edilen kaynağın şirket amaçlarına uygun kullanılıp kullanılmadığı da önemlidir. Örtülü sermaye aktarımı açısından da konunun incelenmesi gereklidir. 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinde örtülü sermaye, “Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.” şeklinde tanımlanmaktadır. Somut olayda şirket müdürü ve eşine olan borçların, oldukça yüksek seviyelere ulaştığı iddia edilmektedir. Ortaklara olan borç tutarı, şirketin öz sermayesinin 3 katına aşmıştır. Öz sermayenin 3 katını aşan “ortaklara borçlar” tutarı, kanun uygulamaları bakımından Örtülü Sermaye olarak değerlendirilmektedir. Yani; ortağın şirketine sağladığı parasal desteğin, artık bir finansman sağlamadan öte, bir nevi örtülü sermaye artırımı olduğu yönündedir. Ortağın şirkete borç para vermesinin, örtülü sermaye sayılması halinde vergi idaresince aşağıdaki işlemler yapılır: Gider yazılan faiz ve kur farkları gider kabul edilmeyerek, Kurumlar Vergisi tarhedilir ve vergi zıyaı cezası kesilir. Borcu veren şahıs ise, faiz tutarı alınan kar payı kabul edilip şirket tarafından %15 stopaja tabi tutulur, Gelir Stopajı Vergisi tarhedilir ve vergi zıyaı cezası kesilir. Borç verenin elde ettiği gelir, belli bir miktarı aşıyorsa gerçek kişi tarafından menkul sermaye iradı olarak beyan edilir. Bununla ilgili de gelir vergisi tarhedilir ve vergi zıyaı cezası kesilir “Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağına” aykırı davranış nedeniyle şirketin uğradığı/ uğrayacağı muhtemel zarara ilişkin gerektiğinde hukuki/cezai süreçler ile, her türlü yasal haklarımızı saklı tutmaktayız. Burada Faaliyet raporunun kanuna aykırı düzenlendiğini, bilanço ile faaliyet raporunun uyumlu olmadığını, şirkete borç verme iddiasının şirket kayıtlarından tespit edilemediğini belirtmek isteriz.22.4.2022 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul toplantısı ana gayesi müvekkilin haksız şekilde ortaklıktan çıkarılmasıdır. Bu karar, Mahkemece iptal edilse de güven ilişkisinin sona ererek kalıcı bir husumet halinin türediğini açık bir şekilde göstermektedir. Anılan genel kurul, sadece bu karar bakımından değil süreç olarak baştan sona çeşitli hukuka aykırılıklarla maluldür. Müvekkil yasal olanaklar çerçevesinde engel olmaya çalışsa da haklarını kötüye kullanan çoğunluk ortakları hukuka aykırılıklarda ısrarcı olmuşlardır. Şöyle ki; Genel kurul toplantısı, TTK ve Sicil Yönetmeliğine aykırıdır. Önceki yıllara ait genel kurullar yapılmadan 2021 yılı genel kurul toplantısı yapılmıştır. 2020 yılı olağan genel kurul toplantısı yapılmamıştır. Önceki faaliyet dönemlerinin genel kurul toplantıları yapılmadan, 2021 yılı olağan GK toplantısının yapılması hukuka aykırıdır. Müvekkilim, önceki genel kurullar yapılmadan, yapılan bu genel kurul toplantı kararlarının ticaret sicilinde tescil edilemeyeceğini şirket müdürüne belirtmiştir. Ancak müvekkilin itirazları dikkate alınmamıştır. Genel Kurul Toplantısının Yapılması TTK M.420'ye Aykırıdır. Ertelenen 2021 yılı olağan genel kurul toplantısı için 28.03.2022 tarihinde 2.kez çağrı yapılmıştır. Gündem maddeleri aynıdır. Müvekkilim, arada geçen bir aylık süreçte eksiklerin giderilmediğini, yapılacak toplantının TTK ve ilgili mevzuata, özellikle Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik hükümlerine aykırı olacağını belirterek, toplantının 2.kez ileri bir tarihe ertelenmesini talep etmiştir. Ancak 22.04.2022 tarih ve saat 14:00'te şirket merkezinde toplantı yapılmıştır. Olağan genel kurul toplantısı için yapılan ilk çağrıda eksik olan gündem maddeleri, ikinci çağrıda da mevcut değildir. Faaliyet raporu ve bilançonun onaylanması için şirket kayıtlarının tarafımıza sunulması talep edilmiştir. Müvekkilime sürekli şirkete nakit para girdisi yapıldığı söylenmiştir. Ancak şirket müdürü tarafından bu konuda herhangi bir belge gösterilmemiştir. Şirket kayıtlarından da bu durum teyit edilememiştir. Kısaca, pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı engellenmiş, şirket müdürü “dürüst resim ilkesine” uygun olarak cevap vermemiştir. Bu sebeple toplantının 2.kez ertelenmesi gündeme gelmiştir. Ancak toplantının TTK m. 420 hükümlerine göre 2.kez ileri bir tarihe ertelenmesi teklifi, Genel kurul toplantısında oylanmış; müvekkilin olumlu oyuna karşılık çoğunluk pay sahibi ... çiftinin olumsuz oyu ile reddedilmiştir. TTK m.420’de amaçlanan yönetimin sadece pay sahiplerine bilgi vermesi değil, denetlemeye olanak sağlayacak şekilde olguların açıklanması, şirketin gerçek durumunu gösterir rakamların şeffaf bir şekilde genel kurulda oy kullanacak pay sahipleriyle paylaşılmasıdır. Yöneticiler, dürüstlük kurallarına göre itiraz edilen konularda, denetlemeyi de sağlayacak biçimde şeffaf cevaplar vermelidir ki, bu cevaplar herkesçe kabul edilebilir nitelikte olsun. Bu söylenenlerin müdürler tarafından yerine getirilmemesi halinde azınlık pay sahibi müvekkilin müzakereleri ikinci defa erteletme hakkı doğmuştur. Yargıtay uygulamasında, azınlığın toplantıyı erteleme talebi varsa, finansal tabloların ve buna bağlı konuların görüşülmesine devam edilmesi ve bu konularda karar alınmasını hukuka aykırılık olarak nitelendirmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E:2015/5631, K:2015/13084; T:18.02.2014 E:2013/12519 K:2014/2803; T:25.01.2016 E:2015/6567 K:2016/674; T:29.06.2021 E: 2019/4620, K:2021/5396) Şirket müdürü dürüst resim ilkesine aykırı davrandığından toplantının 2.kez ertelenmesi gerekirken, genel kurulun toplanması ve karar alması hukuka aykırıdır. Genel kurul toplantısında bulundurulması gereken belgeler hazır edilmemiştir. GK toplantısının yapılması konusunda TTK ile birlikte Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik hükümlerine de uyulması gerekmektedir. Mezkur Yönetmelik'in 15. maddesinde de genel kurul toplantı yerinde hazır bulundurulması gereken belgeler sıralanmıştır. Bu belgeler toplantı yerinde ve saatinde hazır edilmemiştir. Talebimiz üzerine, toplantı esnasında temin edilmeye çalışılmıştır. Ancak, başta pay defteri aslı olmak üzere birçok belge eksik kalmıştır. Bu yönüyle genel kurul hukuka aykırı şekilde yapılmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 23.01.1990 tarih, E:1990/307 K:1990/113 sayılı kararında genel kurul toplantısından önce pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulması gereken belgelerin hazır bulundurulmaması halinin; 19.07.2007 tarih, E:2006/2171 K:2007/10775 sayılı kararında TTK m.437/1 gereğince yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun, denetçi raporunun ve net kazancın nasıl dağıtılacağına ilişkin tekliflerin şirketin genel kurul toplantısından en az on beş gün önce şirket merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine sunulmamasının hukuka aykırılık oluşturacağı hükme bağlanmıştır. Genel kurul toplantısının gündem maddeleri Kanuna ve ilgili Yönetmeliğe uygun değildir. Olağan GK toplantı gündeminde asgari olarak bulunması gereken hususlar, TTK. m.409/1’de organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konular olarak belirtilmiştir. Yine Genel Kurul Yönetmeliği m.13’te göre olağan genel kurul toplantısının gündeminde bulunması gereken hususlar sıralanmıştır. Yukarıdaki düzenlemeler gereğince olağan genel kurul toplantı gündeminde olması gerekli maddelerden biri de ibradır. Ancak ibra maddesi, TTK ve GK Yönetmeliğine aykırı olarak gündemde yer almamıştır. Yine olağan genel kurul toplantısından önce yönetim kar dağıtım kararı hakkında karı dağıtma ya da dağıtmama raporu hazırlamak zorundadır. Ancak somut davada yönetimin bu yönde bir kararı da yoktur. Tümüyle usule ve esasa aykırı bir genel kurul toplantısı yapılmış ve açıkça TTK ve ilgili mevzuata aykırı karar alınmıştır. Genel Kurul'da hukuka açık bir aykırılıkla ibra kararı alınmıştır. 22.04.2022 tarihli Olağan Genel Kurul toplantı gündeminde, yöneticilerin ibrasına ilişkin bir gündem yoktur. Müvekkilim adına, tarafımızca genel kurulda ibra oylaması için gündeme madde eklettirilmiştir. Ancak ibra kararı müvekkilin olumlu oyuna karşılık çoğunluk pay sahibi müdür ... ve eşi ... ...'ın olumsuz oyu ile reddedilmiştir. İbra oylamasında müdür ve eşi oy kullanamaz. (Aytaç, Zühtü, Anonim Ortaklıklarda İbra, 1982, s.119; Çamoğlu, Ersin, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, 2010, s.232; Çelik, Aydın, Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin İbrası, 2007, s.139; Domaniç, Hayri, Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması TTK Şerhi II, 1988, s.689; Poroy, R., Tekinalp, Ü. ve Çamoğlu, E. (2014). Ortaklıklar Hukuku I, 2014, s.409) Sadece müvekkilin oy hakkı mevcutken olumsuz oyuna karşılık aksi kabulle yönetici ibra edilmiş, bu hukuka aykırılık müvekkilce tutanağa geçirilmiştir. Yargıtay 11. HD., T. 26.12.2011, E. 2010/7064, K. 2011/17661 nolu kararında, oy hakkından yoksunluk hükümlerinin emredici niteliğine dikkat çekmiştir: “…Somut olayda, davalı şirketin 10.000 hissesinin bulunduğu, yönetim kurulu üyelerinin ibralarının ayrı ayrı oylandığı, davacı Y.K. dışındaki yönetim kurulu üyelerinin ibrasında verilen “evet” oylarının yönetim kurulu üyesi olan ortaklara ait olduğu, ibraya yönelik hisse nazara alındığında çoğunluk hissenin ibra edilmeme yönünde bulunduğu anlaşılmıştır….TTK’nun 374/2. madde hükmü karşısında, yönetim kurulu üyeleri kendilerinin ve birbirlerinin ibralarına ilişkin kararlarda oy hakkını haiz değillerdir. TTK’nun 374. maddesi hükmü buyurucu niteliktedir. Bu durumda, mahkemece iptali istenen genel kurulun yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin maddesinin yukarda yapılan açıklamalar ışığında iptaline karar verilmesi gerekirken,… reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”. Faaliyet Raporu, Bilanço ve Kar/Zarar Tablolarının Oylanması Hukuka Aykırıdır. Bilançonun, şirketin bir yıllık faaliyetini hiçbir konu gizlenmeksizin tam ve gerçeğe uygun şekilde aktarılması suretiyle düzenlenmesi gerekir. Şirketin bilançoları gerçeği yansıtmamaktadır. Şirketin finansal tabloları bilançolarıyla, mizanları finansal tabloları ile uyumlu değildir. Bilanço ya da faaliyet raporu ve yahut her ikisi de gerçeği yansıtmamaktadır. Gayri resmi satışlar mevcuttur. İşçilik hakları ödenmemektedir. Müvekkilim de eski bir çalışandır. İşçilerin kıdem ve ihbar tazminatları ödenmemektedir. Davalı şirket borca batıktır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.06.1980 tarih, 1980/2713 Esas ve 1980/3265 Karar nolu ilamında şirketin kar-zarar hesabının gerçek durumu yansıtmaması halinde bunun objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu vurgulamıştır. Kötü yönetimi “işletme iktisadı yönünden yerinde olmayan kararlar alınması, kâr elde etme amacına hizmet etmeyen işletme politikaları uygulanması ve ortaklığın iktisadi açıdan gereği gibi yönetilmemesi” olarak tanımlamak mümkündür. Bu kapsamda, müdürler veya genel kurul tarafından seçilen idareciler eliyle yapılan işlem ve eylemler kötü yönetim sonucunu doğurabilmektedir. Limited şirketin nihai amacı kâr elde edilmesi ve ortaklar arasında bu kârın paylaştırılmasıdır. Dolayısıyla, şirketin kâr elde edememesi ve bu halin devamlılık teşkil etmesi ortakların şirketten umdukları faydayı ortadan kaldırdığından haklı sebep teşkil etmektedir. Gerçekten de şirketin faaliyetlerinden sürekli bir biçimde yeterli verimin elde edilememesi ve bu halin ortadan kaldırılamaması hali ortaklık içerisinde meydana gelen bir haklı sebep olarak kabul edilebilir. Nitekim Yargıtay da birçok kararında şirketin sürekli bir biçimde zarar etmesinin haklı sebep teşkil edebileceğini belirtmiştir. Somut olayda, çoğunluk pay ile yöneticilik aynı kişide birleşmiştir. Şirketin tüm yönetiminden ... çifti, özellikle ... sorumludur. Şirketin iktisadi açıdan gereği gibi yönetilmediği aşikardır. Sebebi çarpıtılmış olmakla birlikte, şirketin işlevsiz kaldığı Faaliyet Raporu'nda (4/g) dahi itiraf edilmiştir. Şirket yıllardır kâr elde edememekte, müvekkile herhangi bir kazanç sağlamamaktadır. Ortaklığın, müvekkil için hiçbir ekonomik getirisi kalmamıştır. Bu durum da müvekkil için haklı sebep oluşturmaktadır. Müvekkilin öğrenebildiği kadarıyla sadece .... İcra Dairesi E:2024/... ve .... İcra Dairesi E:2019/... sayılı icra dosyaları kapsamında şirketin milyonlarca liralık borcu bulunmaktadır. Davaya konu şirket kötü yönetilmekte olup ağır borç yükü altındadır. Özetle; Çoğunluk pay sahibi ... çifti sahip olduğu gücü müvekkil aleyhine kötüye kullanmaktadır. Şirketi kişisel kasası gibi kullanan müdür ... çalışanların ve müvekkilin işçilik alacaklarını ödememiştir. Buna karşı çıkan müvekkili şirketten dışlamış ve uzaklaştırmış, şirkete ait tıp merkezinde çalışamaz hale getirmiştir. Sonrasında müvekkilin bilgi alma ve inceleme hakkını, engelleme, kısıtlama, manipülasyon, şirket kayıtlarının gerçeğe aykırı tutulması vs. şekillerde sürekli olarak ihlal etmiş ve bezdirmeye çalışmıştır. Nihai olarak, ... çifti 2021 yılına dair genel kurul toplantısında müvekkilin ortaklıktan çıkarılmasına karar vermiştir. Bu haksız ve dayanaksız karar Mahkemece iptal edilmiştir. 2020 ve 2022 yıllarına dair genel kurulları yapmayan şirket yönetimi bahsi geçen genel kurulu salt müvekkili ortaklıktan çıkarmak için düzenlemiştir. Bahsi geçen genel kurul süreci, müvekkilin tüm uyarılarına rağmen usul itibarıyla da hukuka aykırılıklarla doludur. Görüldüğü üzere çoğunluk pay sahibi ... çifti, şirket menfaatleri yerine kişisel faydalarını gözetmekte, müvekkili ortaklıktan çıkarmak için sistematik şekilde her türlü hukuksuzluğu ve keyfi uygulamayı hayata geçirmektedirler. Tüm bu süreçte, müvekkil ile anılan çift husumetli hale gelmiş, güven zedelenmiş, aynı amaç için birlikte çalışma isteği ortadan kalkmıştır. Şirketin kötü niyetli ve başarısız biçimde yönetilmesi neticesinde sürekli biçimde kâr elde edemez, kendinden ekonomik olarak beklenen faydayı sürekli biçimde sağlayamaz hale gelmiştir. Ortaklık, bu haliyle, müvekkil için birçok yönden çekilmez hale gelmiştir. Bu nedenlerle ortaklığın feshi için haklı nedenler bulunduğundan davamızın kabulü gerekmektedir. " diyerek dilekçesinin sonuç kısmında , davalı şirketin haklı sebep ile fesih ve tasfiyesine , mahkemenin aksi kanaate olması halinde müvekkilinin payının gerçek değerinin ödenerek şirket ortaklığından çıkartılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekilince mahkememize ibraz edilen cevap dilekçesinde, " Müvekkilimiz ..., kurulduğu 1996 yılından bu yana; bilimsel gelişmeler doğrultusunda, tıbbi etik ilkelerden taviz vermeden, hasta ve insan haklarına saygılı ve kaliteli sağlık hizmeti sunmaya devam etmeyi ilke olarak benimsemiştir. Müvekkil şirket, İstanbul ili Kağıthane ilçesinde bulunan ... Cerrahi Tıp Merkezi'nde üstün hizmet kalitesi, ileri teknolojik tıbbi donanım ve deneyimli hekim kadrosu ile Dahiliye, Ortopedi, KBB, Genel Cerrahi, Cildiye, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Diyetisyen ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) poliklinikleri cerrahi üniteler, ameliyathane, laboratuvar, radyoloji, endoskopi-kolonoskopi ünitesi, gözlem odaları, acil servis 24 saat açık müşahade odaları ile hastalarına sağlık hizmeti vermektedir. Davacı tarafın iddialarının aksine şirket; kurulduğu günden bu yana profesyonelce, mali açıdan hesap verebilir ve şeffaf biçimde yönetilmektedir. Davacı taraf, müvekkil şirkette sigortalı biçimde dahiliye uzmanı doktor olarak çalışmaktayken, müvekkil şirketin çoğunluk ortakları tarafından 2016 yılında bilabedel şirkete ortak olması teklif edilmiş ve bu şekilde şirkete ortak olmuştur. Ancak, bundan sonra davacı tarafın şirkete ve şirketin kurucuları da olan çoğunluk ortaklarına karşı tüm tutum ve tavrı birden değişmiş, gerçek yüzünü göstermiştir. Davacı taraf, iş yerindeki tüm çalışma huzurunu ve barışını bozmaya başlamış. Davacı taraf, uzmanlığının bulunduğu dahiliye branşında doktor bulunmasının zor olduğunu bilerek, bu durum sürekli olarak müvekkil şirket ortak ve yöneticilerine karşı kullanmıştır. Şirkete ortak olduğu tarihten sonra, şirketin 4/A sigortalı çalışanı olmaksızın doktorluk faaliyetini sürdürmesine rağmen, (İlgili SGK kayıtları celp edildiğinde bu durum sabit hale gelecektir.) her haftanın sonunda müvekkil şirketten para talebinde bulunmuş, sosyal baskılar yapmış, paranın ödenmemesi halinde müvekkil şirket çoğunluk ortaklarını ve yöneticilerini ayrılmakla tehdit etmiştir. Müvekkil şirket çoğunluk ortakları, şirketin menfaatlerini ve dahiliye branşında yeni doktor bulmanın zorluğunu göz önünde bulundurarak, davacı tarafın baskıları ve tehditleri üzerine bir süre şirket dışından ve kendi ceplerinden davacı tarafa ödeme yaparak durumu idare etmiş ise de durum artık çekilmez bir hale gelmiştir. Öyle ki davacı tarafın şahsi kongre masrafları ve çocuğunun okul ücreti dahi şirket çoğunluk ortaklarının şahsen yaptığı ödemelerle karşılanmıştır. Şirket yönetimi için görevlendirilen profesyonellerin, 2018 yılı Nisan ayında bir haftanın sonunda davacı tarafa bu baskılara karşılık şirketin veya şirket ortaklarının, kendisine ödeme yapamayacaklarını belirtmesi üzerine, davacı tarafın bizzat kendisi amiyane tabiriyle çekip gitmiştir ve şirketi terk etmiştir. O haftadan sonra bir daha şirketin iş yerine gelmeyen davacı taraf, daha sonra Kağıthane İlçe Sağlık Müdürlüğü'ne verdiği dilekçe ile şirkete ait tıp merkezinde faaliyet göstermediğini belirtmiş ve bunun Kağıthane İlçe Sağlık Müdürlüğünce müvekkil şirkete bildirilmesi üzerine, ilgili yasal mevzuat gereği, müvekkil şirketçe Kağıthane İlçe Sağlık Müdürlüğü nezdinde çıkış işlemleri yapılmıştır. Dolayısıyla, davacı tarafın iddialarının aksine, davacı taraf ortağı olduğu şirketten uzaklaştırılmamış, bizzat kendisi bu şirketin iş yerini terk ederek, şirketle ilişkisini kendisi kesmiştir. Kağıthane İlçe Sağlık Müdürlüğü'nden ilgili kayıtların celbi ile açıklamalarımız sabit hale gelecektir. Ayrıca, o dönem şirkette çalışan tanıklarımızın dinlenmesiyle de açıklığa kavuşacaktır. Müvekkil şirkete Kağıthane İlçe Sağlık Müdürlüğü'nden bu konuya dair gelen yazılar da dilekçemiz ekinde sunulmaktadır. Daha sonra, müvekkil şirketi terk eden davacı taraf, müvekkil şirketin çok yakınında bulunan ve müvekkil şirketin bulundukları semt ve büyüklük itibariyle rakibi olan ... Hastanesi'nde faaliyet göstermeye başlamış, müvekkil şirketin ortağı olmanın verdiği avantajlarla zamanında edindiği hasta çevresini de bu rakip hastaneye çekmeye çalışarak, müvekkil aleyhinde pek çok girişimde bulunmuştur. Bu süreçte müvekkil şirket hastalarını bizzat telefonla da aramıştır. Hatta, müvekkil şirketin tıp merkezi karşısına reklam afişi asılmıştır. Tanıklarımızın dinlenmesiyle bu hususlar açıklığa kavuşabilecektir. Müvekkil şirketten ayrılığı sonrasında, sistematik biçimde müvekkil aleyhine davranan davalı taraf iş mahkemelerinde de müvekkil şirket aleyhine kasten tanıklık yapmıştır. .... İş Mahkemesi ... E. sayılı dosyanın celbi halinde bu durum açıkça görülecektir. Her ne kadar davacı tarafça dilekçesi içeriğinde müvekkil şirket aleyhine tanıklık yapmasının şirketten uzaklaştırılmasına neden olduğu iddia edilmiş ise de görüleceği üzere, davacı tarafça 2018 Nisan ayında şirket ile fiili bağlantı kendisi tarafından kesilmiş olup davacı tarafın tanıklık yaptığı dosya, 2021 yılında açılmış bir davadır. Yalnızca bu durum dahi, davacı tarafın beyanlarının asılsız olduğunu gözler önüne sermektedir. Davacı tarafın iddialarının aksine, kendisi şirketten uzaklaşmış olup sistematik biçimde şirket aleyhinde davranışlarda bulunmuştur. Öyle ki, davacı taraf hisselerini gayri resmi biçimde mafyatik kimselere devretmiş, bu kişiler müvekkil şirket çoğunluk ortağı ve müdürü ...'ı tehdit ederek şirket hisselerini devraldıklarından bahisle para talebinde bulunmuşlardır. Buna ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde şikayetçi de olunmuştur. İlgili soruşturma dosyasının (İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2018/... Sor.) celbi ile bu durum sabit hale gelecektir. Davacı tarafın dava dilekçesindeki haksız iddialarının aksine, şirketin çoğunluk ortakları kurmuş oldukları şirketi, sağlık sektörünü doğrudan etkileyen COVID-19 Pandemisi ve devamındaki ekonomik sıkıntıların yaşandığı günlerde, şirketi yaşatmak için kendi şahsi malvarlıklarından feragat etmiş, taşınmazlarını ve araçlarını şirketin borçlarını kapatabilmek için satmışlardır. Hatta yakınlarından şahsi borçlar ve ipoteklerle de şirketin pek çok borcunun kapanmasını sağlamışlardır. Davacı taraf ise bu zor zamanlarda hiçbir zaman şirketin yanında olmamış, adeta şirkete sırtını dönmüştür. Şimdi ise şirketin durumunun düzelmesini fırsat bilerek, şirkette daha önce bilabedel sahip olduğu %10 oranındaki hisseyi kullanmaya çalışarak, şirket aleyhindeki eylemlerini yargıya taşımış, şahsi emeller ile kötü niyetli ve mesnetsiz davalar açarak şirket ortaklarını yıldırmaya çalışmaktadır. Davacı tarafça, şirket genel kurullarının yapılmadığı ve şirketteki bilgi edinme hakkının kendisine kullandırılmadığı iddia edilmiş ise de davacı tarafın müvekkil şirketten hiçbir zaman böyle bir talebi olmamıştır. Buna dair hiçbir belgenin de sunulmadığı ve bu hususun ispat edilemediği görülmektedir. Bu aşamadan sonra sunulmasına da muvafakat etmemekteyiz. Dolayısıyla davacı taraf, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 614. maddesinde yer alan bilgi alma ve inceleme hakkını kullanılmamış olduğundan; davacı yanın yönetiminden uzaklaştırılması, şirketin hileli işlemlerle kendisinden kar payı kaçırdığı ve şirket yönetimine dair bilgi edinemediği yönündeki tüm iddiaları asılsız olup, tarafımızca kabulü mümkün değildir. Hiçbir suretle somut uyuşmazlık bakımından haklı sebeplerin varlığını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı yanın haklı sebeple fesih talepleri iyi niyetten uzak ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK m.2'de düzenlenen Dürüstlük Kuralı ile bağdaşmamaktadır. Zira, davacı yanın yıllar geçmesine ve kendisinin de şirketin işlemlerine dahil olmasına rağmen, şirketin TTK gereği feshini gerektirecek haklı sebeplerin varlığını ileri sürmesi açıkça hisse oranı olarak azınlıkta kalmasından kaynaklanan hakkının kötüye kullanımı mahiyetindedir. Bu bakımdan, davanın her halükarda reddi gerekmektedir.Davacı yan, huzurdaki dava ile TTK gereği haklı sebeple şirketin feshini talep etmiş olsa da dava konusu şirketin feshini gerektirecek hiçbir haklı sebep bulunmamaktadır ve ilgili maddede aranan şartlar sağlanmamıştır. Nitekim davacı tarafça, dava dilekçesinde haklı sebeplerin varlığı somut bir şekilde ortaya konulamadığı gibi soyut ve hukuki dayanaktan yoksun iddialar ile haksız biçimde müvekkil şirketin feshi talep edilmektedir. davacının iddialarının aksine somut uyuşmazlık bakımından TTK m. 636 gereği şirketin feshini gerektirecek "haklı sebep" oluşmamıştır. Dolayısıyla davacı tarafın bu talepleri açıkça kötü niyetli olup gerçeğe aykırıdır. Bu kapsamda, haksız ve mesnetsiz olarak ikame edilen huzurdaki davanın reddine karar verilmesini talep ederiz." diyerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELLİLER VE GEREKÇE : Dava, haklı neden iddiası ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Deliller ; Davalı şirketin son sicil kaydı, sicil dosyası, ticari defter ve belgeleri, SGK kayıtları, davalı şirket tarafından kullanılan kredilere ilişkin evraklar, ... ATM'nin ... esas sayılı dosyası, ... icra müdürlüğünün 2019/... esas ve aynı icra müdürlüğünün 2024/... esas sayılı dosyaları, şirkete ait banka hesapları, davalı şirketin mal varlığına ilişkin evraklar, ... İş Mahkemesine ait ... esas sayılı dosya, tanık beyanları, bilirkişi.
Uyuşmazlık noktaları; Davalı şirketin fesih ve tasfiyesinde haklı neden olup olmadığı, haklı neden varsa TTK 636 maddesine göre davacı şirket ortaklığından çıkartıldığında şirketin devamında diğer ortaklar ve şirket açısından fayda olup olmadığı ve TTK 636 maddesine göre fesih ve tasfiye için haklı neden varsa ayrıca şirketin faaliyetini sürdürmesinde fayda da varsa , davacının rapor tarihi itibari ile payının gerçek/raiç değerinin saptanması noktalarında toplanmaktadır.
Davalı şirketin son sicil kaydı alınıp incelendiğinde, ortaklarının ... , ... ..., ... ... olduğu, şirketin merkez adresinin .... Kağıthane/İstanbul olması nedeniyle, iş bu davayı görmekle mahkememiz yetkilidir.
TTK'nun Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları başlıklı 636.maddesinde, "Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer: a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle. b) Genel kurul kararı ile. c) İflasın açılması ile. d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde. (2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. (3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. (4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. (5) Sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır." denilmiştir.
... icra müdürlüğüne ait 2024/... esas sayılı dosya alınıp incelendiğinde, ... Yönetimi tarafından , davalı şirket ile davalı şirketin ortakları hakkında toplam 14.513.904,11TL alacak için ilamsız takip başlatıldığı görülmüştür.
... icra müdürlüğüne ait 2019/... esas sayılı dosya alınıp incelendiğinde, ...Aş tarafından , davalı şirket ve davalı şirket ortakları hakkında ilamsız takip başlatıldığı görülmüştür.
... ATM ye ait ... esas ... karar sayılı dosya UYAP üzerinden alınmış, bilirkişi raporu ile bilirkişi raporunun bir sureti çıkartılarak dosyaya bırakılmış, mahkemece verilen gerekçeli karar incelendiğinde, ... tarafından .....Ltd Şti'ye karşı genel kurul kararının iptali için dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile, 22/04/2022 tarihli genel kurulun 4 nolu şirket ortağı davacının ortaklıktan çıkartılmasına ilişkin kararın iptaline karar verildiği görülmüştür.
... İş Mahkemesine ait ... esas sayılı dosyası alınıp incelendiğinde, davacılar ...ve ... tarafından ... ... Ltd Şti'ye karşı işçi ve iş veren ilişkisinden kaynaklanan alacak davası açıldığı ve mahkemece yapılan yargılama sonucunda , davacının davasının kısmen kabulüne karar verildiği görülmüştür.
İstanbul CBS'ye ait 2020/... soruşturma numaralı dosya UYAP üzerinden alınarak incelendiğinde, ... tarafından ... , ... isimli kişi hakkında suç işlemek için örgüt kurmak, tehdit, şantaj suçları istinatı ile şikayet dilekçesi verildiği, savcılık tarafından yapılan soruşturma akabinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği görülmüştür.
Her iki taraf vekiline, davalı şirketin menkul , gayrimenkul, alacak, borç , demirbaş , araç , taşınmaz vs gibi mal varlığı unsurlarını dilekçe ile dosyaya bildirmeleri için süre verilmiş, davalı vekilince 10/10/2024 tarihli dilekçe ile demirbaş listesi sunulmuştur. Yine davalı vekilince 13/02/2025 tarihli dilekçe de davalı şirketin mal varlığı ile ilgili yazılı açıklama yapılmıştır.
Kağıthane İlçe Sağlık Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen 25/10/2024 tarihli yazı cevabı incelendiğinde, davacının ... Cerrahi Tıp Merkezi'nde 22/08/2013 - 14/04/2018 tarihleri arasında kadrolu iş hastalıkları uzmanı olarak görev yaptığı, ... Hastanesi'nde ise 10/05/2018 - 21/01/2019 , 07/02/2019 - 31/07/2019 , 16/09/2019 - 21/02/2020 tarihleri arasında sözleşmeli iç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptığı bildirilerek davacının ... Cerrahi Tıp Merkezi'nden istifa gerekçesi ile görevinden ayrıldığına dair ayrılış evrakları ve çalışma durumunu gösterir evrakların gönderildiği bildirilmiştir.
Davalı şirketin , dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık kurumlar vergisi beyannameleri alınarak dosyaya bırakılmış, incelendiğinde firmanın 26/12/2024 tarihi itibari ile SGK'ya 4.629.389,90TL borcunun bulunduğu bildirilmiştir. 08/012025 tarihli yazı cevabında da , yazı tarihi itibari ile 5.016.917,37TL kesinleşmiş SGK borcu bulunduğu bildirilmiştir.
Mahkememizce dinlenen davacı tanığı ... ; "Davacı arkadaşım olur, davacı şuan ... Merkezinde doktor olarak çalışır, ben de doktorum, benim duyduğum ve bildiğim kadarıyla davacı tarafın maaşları davalı şirket tarafından ödenmemiştir, davacı davalı şirkette doktor olarak çalışmasına rağmen maaşı ödenmemiş ayrıca kar payı da verilmemiştir, bu şekilde 3,5 yıl davacı çalıştırılmıştır, eline bir kredi kartı verilerek bu karttan harcama yap denilerek davacı taraf bir nevi dolandırılmıştır. Davacı tarafın maaşları ödenmeyince geçimini temin etmek amacıyla 4. Yılın sonunda başka bir yerde çalışmaya başlamıştır. Ben bunları hem davacıdan hem de davalı şirketin yetkileri olan ... Bey ve eşi ... hanımdan bizzat duydum" şeklinde, Davacı tanığı ... ; "Davacı arkadaşım olur, ben de doktorum, çok önceden bir kaç sene aynı yerde çalışmışlığımız da vardır, ben de davalı şirkette doktor olarak çalıştım, davacıyı da bu şekilde tanıdım, benim ücretlerim de davalı şirket tarafından ödenmemiştir, maaşımı çoğu kez davalı taraftan alamadım, ben iş mahkemesinde davalı şirket hakkında dava açtım, mahkemece lehime karar verildi. Dosya numarası .... İş Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasıdır. Davacının maaşları da ödenmemiştir. Davacı ve benim dışımda da diğer doktor ve çalışanların da maaşları genelde ödenmemiştir, biz şirket yöneticilerinden para talep ettiğimiz de bize hakaret ediyorlardı, yöneticiler çocuklarını avrupa da okutuyorlardı parayı nereye harcadıklarını ben bilmiyorum." şeklinde , Davacı tanığı ... " Ben davalı şirkette diyetisyen olarak 2016-2018 yıllarında çalıştım, davacıyla aynı dönemde birlikte çalıştık, çalıştığımız dönemde ben de dahil olmak üzere çalışanların çoğu maaşını alamıyordu, çoğu kişi bu nedenle davalı şirketten ayrıldı, maaşlar ödenmediği için davacı ile davalı şirket yöneticisi ...'ın sırf bu nedenle tartışıp kavga ettiklerine tanık oldum, ... hastanenin parasal olarak döndürülemediğini, paraya sıkıştığını belirterek ödeme yapamayacağını söylüyordu, ben de maaşımı istediğim zaman şirket yöneticileri tarafından bana da kötü davranıldığı oluyordu, ödeyemeyeceğini söyleyerek herkes işine baksın şeklinde bize cevap veriliyordu." şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Mahkememizce dinlenen davalı tanığı ... ;"Davalı şirket yetkilisi benim aile dostumdur, davacıda benim dostumdur, hastanede çalışan doktorların ücretlerini ödenip ödenmediği ben bilmem, ayda 1-2 defa ben hastaneye ziyarete giderim bu konuda sıkıntı olsa ben duyardım, sadece 1-2 kişiden maaşlarının geç verildiğini duydum, bu konu hakkında başkaca bilgim yoktur, çalışanları kötü davranıldığına tanık olmadım, davacı doktor davalı hastanede çalışırken ...'te bulunan ... Hastanesinde çalışmaya başladı daha sonra da davalı tarafça işletilen hastanede çalışmaktan tamamen ayrıldı, davacı taraf ... hastanesinde çalışmaya başlayıp davalı şirketten ayrıldıktan sonra hastaları telefonla arayarak ... Hastanesinde muayene olmaları konusunda yönlendirdiğini duydum, ben de ... Hastanesine gittim ancak bana davacı taraf yönlendirme yapmadı, ... Hastanesine gel demedi ben kendiliğimden gittim." şeklinde , Davalı tanığı ... ; "Ben davalı şirkettin kuruluşundan buyana yani Ocak 2016 yılından itibaren davalı şirkette bilgi işlem sorumlusu olarak çalışırım, davacı taraf şirketten 2018 yılında sağlık müdürlüğüne müracaat vererek ayrıldı, davalı şirket tıp merkezi olarak çalışır, davacı da dahiliye doktorudur, ben davacının herhangi birinini açmış olduğu dava nedeniyle şahitlik yaptığını bilmiyorum, genel olarak şirket tarafından davacı ve diğer çalışanların ücretleri ekonomik durum nedeniyle geç ödenmiştir bunun dışında davacı tarafa karşı husumet beslendiğini ya da kötü davranıldığına tanık olmadım, davacı taraf davalı şirketten ayrılmadan önce ... Hastesinde çalışmaya başladığını duydum ancak sadece bu bilgi duyumdan ibarettir, davacının davalı şirkette etkisi büyük olup 2018 yılında ayrılınca tıp merkezi çok hasta kaybetti ayrılması davalı şirketin zararına oldu, benim bilgim bundan ibarettir, davacının genel kurulu kararı ile şirket ortaklığından çıkarılması konusunda bilgi sahibi değilim." şeklinde, Davalı tanığı ... ; " ben davalı şirkette 28 Ocak 2020 yılından itibaren muhasebeci olarak çalışmaktayım. Ben daha önce 5 ağustos 2019 ve 28 aralık 2019 tarihleri arasında ... Hastanesinde çalışmam nedeniyle davacı ...'ın da ... hastanesinde doktor olarak çalışması nedeniyle davacıyı ... hastanesinden dolayı tanırım, ben davalı şirkette çalışmaya başladığımda davacı davalı şirkette çalışmıyordu, benim bunun dışında başkaca hiçbir bilgim yoktur." şeklinde , Davalı tanığı ... "Ben davalı şirkette 1 Nisan 2019 tarihinden itibaren davalı şirkette idare işler sorumlusu olarak çalışırım. Ben çalışmaya başladığımda davacı doktor davalı tıp merkezinde değildi, bana, davacının ... hastanesinde çalıştığını söylediler, 2020 yılında davacı tarafın benimle görüşmek istemesi üzerine geldi, benim burada çalışıp çalışmadığımı sordu ben de çalıştığımı söyledim, biraz oturdu gitti, davalı şirket çalışanlarının ücretini öder bu konuda sıkıntı olmamıştır, davacı genel kurulu kararı ile şirket ortaklığından çıkartılması yönünde karar alındı, bununla ilgili evrakları ben hazırladım daha sonra davacı bu kararın iptali için .... ATM'de dava açtı, ... ATM'ye açılan dava üzerine bilirkişiler şirkete gelerek defterler üzerinde inceleme yaptı, davalı şirket çok iyi yönetilmektedir,borca batık değildir.soruldu:Biz genel kurul toplantısında davacının şirket ortaklığından çıkarılması için yöneticilere dava açmak için yetki yönünde karar almaya çalıştık ancak karar sırasında bir hatadan dolayı sanki davacı taraf ortaklıktan çıkarılmış gibi yazılmış bunun üzerine .... ATM'de davacı taraf genel kurul kararının iptali yönünde dava açtı." şeklinde beyanda bulundukları görülmüştür.
...İl Sağlık Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında (11/02/2025 tarihli yazı cevabı) ... Sağlık... Ltd Şti sahipliğinde faaliyet gösteren ... Cerrahi Tıp Merkezi'ne ait 30/04/2020 tarih 4716 sayılı ve ... numaralı Tıp Merkezi Ruhsatnamesi ile 25/09/2007 tarih 12501 sayılı Tıp Merkezi Faaliyet İzin Belgesi gönderildiği görülmüştür. Yine aynı birime yazı yazılarak, ruhsatname ile faaliyet izin belgesinin parasal değerinin bildirilmesi istenilmiş, ...İl Sağlık Müdürlüğü mahkememize göndermiş olduğu 14/02/2025 tarihli yazı cevabında ; " 15/02/2008 tarih ve 26788 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin, Amaç başlıklı 1 inci Maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın ülke düzeyinde dengeli, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak üzere ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının yapılandırılmaları, ruhsatlandırma işlemleri, faaliyetleri ve faaliyetlerine son verilmesi, denetimleri ve diğer hususlar ile ilgili usül ve esasları düzenlemektir."
Kapsam başlıklı 2 inci Maddesinde; "Bu Yönetmelik, ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sunulan ve özel sağlık kuruluşu olarak tanımlanan tıp merkezleri, poliklinikler, laboratuvarlar, müesseseler ve muayenehaneler ile bu kuruluşların işletenlerini kapsar."
Dayanak başlıklı 3 üncü Maddesinde; "Bu Yönetmelik; 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesi ile 9 uncu maddesinin (c) bendi ve Ek II inci maddesi, 19/4/1937 tarihli ve 3153 sayılı Radiyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun, 19/3/1927 tarihli ve 992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu ile (Değişik ibare:RG-1/10/2019-30905) 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 508 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır." denilmiştir.
10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan | sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü başlıklı 355 inci Maddesinin 1 inci fıkrasında; Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır:
a) bendinde; " Her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak,"
c) bendinde; ” Kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek," denilmiştir.
Yukarıda bahsedilen Yönetmelik maddeleri ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi maddelerinden de anlaşılacağı üzere, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğinde Müdürlüğümüz iş ve işlemleri ve yetkileri arasında özel sağlık kuruluşlarının ruhsatlarının mali değerini tayin etmeye ya da rayiç bedelini belirlemeye dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Bakanlığımız Hukuk ve Mevzuat Dairesi Başkanlığı'nın " Ruhsat Değeri " konulu 28/06/2019 tarih ve 3709 sayılı emsal görüş yazısı örneği yazımız ekinde sunulmuş olup, bahse konu ruhsatın parasal değerini hesaplayacak bilirkişinin tarafımızca belirlenemediği" bildirilerek yazı ekine Bakanlığın "Ruhsat Değeri " konulu 28/06/2019 tarih ve 3709 sayılı emsal görüş yazısı örneği eklenmiştir.
Davalı şirkete ait olup, hastane ile bağlantılı olan , uzaktan sağlık hizmeti faaliyet izin belgesi , uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi, tıp merkezi faaliyet izin belgesi, tıp merkezi ruhsatname sureti, davalı vekilince 21/03/2025 tarihli dilekçe ekinde dosyaya sunulmuştur.
...İl Sağlık Müdürlüğüne yazı yazılarak, ; " ... sahipliğindeki 124 ruhsat numaralı ... Cerrahi Tıp Merkezi'nin kıymet takdiri bilirkişi raporu hazırlanması gerektiğinden , 1)SKYS Kadro ve Kapasite Raporu, 2)SKYS Haciz bilgileri , 3)Faaliyet İzin Belgesi, 4)Ruhsat , 5)Son 1 yıla ait emsal... Merkezi Satış Sözleşmeleri'nin" gönderilmesi istenilmiş , mahkememiz yazısına cevaben İl Sağlık Müdürlüğü'nce 30/05/2025 havale tarihli yazı ile cevap verilmiştir.
Mahkememizce alınan 03/03/2025 tarihli ara kararı doğrultusunda, ; "Hastanenin bulunduğu yerde ; mali müşavir ..., Ticaret hukuku alanında nitelikli hesaplama uzmanı ..., Tıbbı Medikal Uzmanı ..., ruhsat ve belgelerin raiç değerinin hesaplanması amacıyla sağlık yönetimi / sağlık ekonomisi uzmanları ... Eşliğinde mahkememizce keşif yapılmasına, ve bilirkişilerin öncelikle , şirketin fesih ve tasfiyesi için haklı neden olup olmadığı, haklı neden var ise şirketin devamında ekonomik olarak ve diğer ortaklar açısından fayda olup olmadığı ayrıca her halükarda, davalı tarafın ticari defter ve belgeleri de incelenerek , keşif sureti ile de inceleme yapılan hususlar dikkate alınarak ,rapor tarihi itibariyle davacının ayrılma akçesinin rayiç değerinin tespit edilmesi gerektiğinden, hastaneye ait 1 adet araç , hastane ruhsatı, faaliyet izin belgesi, sağlık turizm belgesi, uzaktan hasta bakma belgeleri, hastane bünyesinde bulunan tıbbi cihazlar , davalı şirketin alacak ve borçları irdelenerek rapor tarihi itibari ile davacı tarafın ayrılma akçesinin parasal değerinin saptanmasının istenilmesine, " şeklinde ara kararı kurulmuştur.
Bilirkişilerce mahkememize sunulan raporda ; bilirkişiler tarafından öncelikle davacı iddiaları ile davalı savunmalarının irdelendiği, daha sonra tanık beyanlarının incelendiği, davalı şirkete ait ticari defter ve belgelerin incelendiği, keşif sonucu teknik değerlendirmeler kapsamında davalı şirketin demirbaşında yer alan ve keşif sureti ile bilirkişiler tarafından incelenen makine ve ekipmanların rayiç değerlemesinin yapıldığı, buna göre demirbaşların toplam değerinin 2.107.600,00TL olarak tespit edildiği, raporun devamında, ; " ... Tıp Merkezi Ruhsatı'nın rayiç değerlemesi , ... Sağlık Müdürlüğü'nün Ekip Sistemi üzerinden davalı ... Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzeme Tic. Ltd. Şti sahipliğindeki Tıp Merkezi Ruhsatının (Uygunluk Belgelerinin) son kadro ve ruhsat durumu bilgileri alınarak kıymet takdirine gidilmiştir. Dosya incelendiğinde ... Cerrahi Tıp Merkezi ruhsatının satışa uygun olduğu görülmüştür.Mahkemenin talebi üzerine, takdire konu edilmesi istenilen davalı şirkete ait ... Tıp Merkezi Faaliyet İzin Belgesinde kayıtlı olan Sağlık Bakanlığı tarafından izin verilen toplam branş sayısı ile kadrolu çalışan tabip ve uzman tabiplerce hasta kabul ve tedavi edilebilecek Uzmanlık dalları ve Sağlık Bakanlığı Ekip kayıtlarına göre 30.05.2025 tarihi itibari ile mevcut hekim sayıları ve davalı Tıp Merkezinin faaliyet gösterdiği bölgeler dikkate alınarak yukarıda sayılan değerin işletme hakkının ve Tıp Merkezi Ruhsatının rayiç bedelinin takdiri değerlendirilmiştir.
Tıp Merkezinin Satışa Konu Olabilecek Rayiç Değerleri : ...İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ilk olarak 30.04.2020 Tarih-4716 Sayı ve 124 ruhsat numarası düzenlenen ve daha sonra bir kaç kez revize edilen davalı ... Tıp Merkezine ait Özel Tıp Merkezi Faaliyet İzin Belgesi ve 30.05.2025 tarihinde Sağlık Bakanlığı Ekip Sisteminden yapılan kapasite formu sorgulamasına göre;
Kadrolu Uzmanlık Dalları; 1 İç Hastalıkları, 1 Genel Cerrahi, 1 Kadın Hastalıkları ve Doğum, 2 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, 1 Ortopedi ve Travmatoloji, 2 Genel Pratisyenlik, 1 Anesteziyoloji ve Reanimasyon, 1 Kulak Burun Boğaz, Şeklinde oldukları görülmüştür.
Özel Tıp Merkez Ruhsatlarının Açılış Ve Devri İle İlgili Yeni Mevzuat ; Ülkemizde Özel Hastane ve Tıp Merkezlerinin açılması ve faaliyetinin sürdürmesi Sağlık Bakanlığının izni ve denetimi altındadır. Geçen yıllarda mevzuatla belirlenen belli şartları taşıyan her tüzel kişilik Özel Hastane/Özel Tıp Merkezi açabilirken 15.02.2008 tarihinde Ayaktan Teşhis Tedavi Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle Sağlık Bakanlığı, Sağlık Kurum ve Kuruluşları için bir nevi tahdit koyarak planlama uygulaması başlatmıştır. Yani bu tarih itibariyle açık olan Özel Hastaneler ve Ayaktan Teşhis Tedavi Merkezleri faaliyetine devam etme ve işletme hakkını devretme izni vermiş sıfırdan yeni Özel Hastane ve Özel Tıp Merkezi açılmasına izin vermeyi durdurmuştur.(Planlamaya tabi izin verilmeye başlanmıştır).Takdir konusu Tıp Merkezini ilgilendiren Yönetmelik maddeleri aşağıda olduğu gibidir. 19 Nisan 2025 Cumartesi Resmi Gazetede Yayımlanan 32875 Sayılı Sağlık Bakanlığı Ayakta Teşhis Ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık kuruluşları Hakkında Yönetmelik ; İkinci Bölüm , Sağlık Kuruluşunun Temel Özellikleri, Tıbbi Hizmet Birimleri ve Nitelikleri, Sağlık Kuruluşu Açmaya ve İşletmeye Yetkili Kişiler , Sağlık Kuruluşunun Temel Özellikleri MADDE 5- (1) Sağlık kuruluşu, bu Yönetmelikte asgari olarak öngörülen bina, hizmet ve personel standartlarını haiz olmak kaydıyla bünyesindeki mevcut uzmanlık dallarıyla hastalara ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sunar. Sağlık kuruluşunda asgari olarak bulunması gereken tabip sayıları şunlardır: a) Tıp merkezi, en az iki farklı uzmanlık dalında olmak üzere en az beş uzman tabip kadrosuyla açılır ve faaliyette bulunur. (2) Tıp merkezi personeline, hastalara ve hasta yakınlarına hizmet vermek ve işletilmek üzere kafeterya, kantin gibi kısımlar kurulabilir veya bunların işletilmesi için hizmet satın alınabilir veya bu hizmetler başkalarına gördürülebilir. Bu kısımlar, tıbbi hizmet birimlerinin bulunduğu yerler ile hasta tedavi ve istirahatini engelleyecek yerlerde kurulamaz. (3) Sağlık kuruluşu binası içinde hiçbir surette başka amaca yönelik işyeri bulunamaz ve içerisindeki bir bölüm, ikinci fıkrada yer alan işletmeler dışındaki bir amaçla faaliyet göstermek üzere üçüncü kişilere kiralanamaz veya herhangi bir şekilde devredilemez. (4) Tıp merkezi, poliklinik ve müessese binalarının ilgili mevzuatı kapsamında deprem ve itfaiye raporunun bulunması zorunludur. (5) Tıp merkezi ruhsatlandırıldığı tarihten itibaren en geç üç yıl içinde TÜSKA' dan akreditasyon belgesi almak zorundadır. Akreditasyon belgesi alamayan Tıp Merkezine, hastaların görebileceği şekilde “Bu tıp merkezinin TÜSKA akreditasyon belgesi yoktur” ibareli Ek-16'da belirlenen standartlara uygun bilgilendirme tabelasının asılması zorunludur. Bakanlık tarafından .... akreditasyon belgesi olmayan tıp merkezi, her yıl ocak ayında Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilir. Sağlık kuruluşu açmaya ve işletmeye yetkili kişiler; MADDE 7- (1) Tıp merkezi, mesleğini serbest icra etme hak ve yetkisi olan tabip veya birden fazla tabip ve diş tabibi ortaklığı veya en az 9651 hissesi tabip ve diş tabibi ortaklığı bulunan tüzel kişiler tarafından açılır. (2) Poliklinik, mesleğini serbest icra etme hak ve yetkisi olan en az iki tabip tarafından Müştereken açılır. (3) Müessese, mesleğini serbest icra etme hak ve yetkisi olan fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlarınca açılır. (4) Tıp merkezi sahibi tabibin veya sahiplik şirket ise şirket ortağı olan tabibin/diş tabibinin ölümü halinde, eşi veya çocukları varsa bunlar hesabına en fazla beş yıl; mirasçılar arasında eş veya çocuk yok ise diğer mirasçılar hesabına en fazla bir yıl süreyle, mesul müdür sorumluluğu altında tıp merkezinin faaliyet göstermesine izin verilir. Mezkur süreler içinde ortaklık yapısının bu Yönetmeliğe uygun hale getirilmemesi halinde tıp merkezinin faaliyetine son verilir. Ölen tabip aynı zamanda tıp merkezinin mesul müdürü ise en geç on beş iş günü içinde durum Müdürlüğe bildirilir ve 14 üncü madde hükümlerine göre işlem yapılır. Sağlık Kuruluşunun Devri MADDE 11- (1) Sağlık kuruluşunun bu Yönetmelik kapsamındaki kişilere devri halinde, Ek-1/B'de yer alan belgeler ile birlikte Müdürlüğe başvurulur. Başvuru üzerine, 10 uncu maddeye göre işlem yapılarak yeni sahiplik adına ruhsat düzenlenir (2) Sağlık kuruluşunun devri halinde, son dört ay içinde yapılmış denetimde eksiklik veya uygunsuzluğunun bulunmadığı ve hizmet alanlarında değişikliğin olmadığı durumlarda, teknik inceleme ekibi tarafından yerinde incelemenin tekrarlanmasına gerek olmadan Ek-1/B'deki belgeler değerlendirilerek devralan adına ruhsat düzenlenir. (3) Sağlık Kuruluşunu devralan kişi, kesin devir tarihinden itibaren on beş iş günü içinde ruhsat almak amacıyla Müdürlüğe başvurmak zorundadır. Devralan kişi adına Bakanlık tarafından ruhsat düzenleninceye kadar sağlık kuruluşu yalnızca eski sahipliğin ve mesul müdürün sorumluluğunda faaliyetine devam edebilir. (4) Sağlık kuruluşunun denetimi sırasında tespit edilen eksiklik veya uygunsuzluklardan dolayı devralan, devredenin sorumluluklarını da almış sayılır. Denetim sırasında tespit edilen eksiklik veya uygunsuzluklardan dolayı devredene verilen süre, devralanın talebi halinde yeniden verilir. Sağlık kuruluşunun faaliyetinin durdurulması halinde devralan, faaliyet durdurma süresinin tamamlanmasını beklemek zorundadır. (5) Ruhsatı askıda olan sağlık kuruluşunun ruhsatı askı süresince sadece bir kez devredilebilir. (6) Bu madde hükmünce devralınan Sağlık Kuruluşu iki yıl içinde yeniden devredilemez. Genel Değerlendirme Ve Tespitler, Yukarıda gerekçeleri açıklandığı gibi 15.02.2008 tarihi itibariyle ilk defa Özel Tıp Merkezi açmak isteyen yatırımcılar için sınırlamalar getirilmiştir. Bu tarih itibariyle sadece Sağlık Bakanlığı Planlama ve İstihdam Komisyonu tarafından belirlenen daha önce hiç Özel Hastane açılmamış veya nüfusu çok düşük bölgelerde yatırım yapılmasına izin verilmektedir. Sağlık Bakanlığı mevcut Özel Hastanelerin ve Tıp Merkezlerinin devrine aynı ilde veya hekim yoğunluğu oranının birbirine yakın olduğu illerde taşımak suretiyle devrine izin vermektedir. Yani yatırımcılar kapanan hastaneleri devir alarak bulunduğu ilde veya başka illerde yeniden hastane açma hakkı kazanmaktadır. Planlama İstihdam Komisyonu toplantısında hekim yoğunluğu %30'un altında olarak Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Kocaeli, Muğla, Bursa Denizli, Yalova, Adana, Eskişehir harici 70 il kendi arasında hastane ruhsatı taşıyabilmektedir. Ayrıca son PİK toplantısında başvuru halinde tüm illerde birleşme şeklinde taşınmanın da değerlendirilmeye alınacağı belirtilmiştir. ... Tıp Merkezi Ruhsatının da bu şekilde Sağlık Bakanlığından konu ile alakalı izin alınarak başka illere taşınması veya aynı ilde yeniden açılması mümkündür. Nüfus yoğunluğu az olan illerde Hastane-Tıp Merkezi Ruhsatı ve hekim kadrosu fiyatları diğer büyük şehirlere göre daha düşüktür. İller arası taşınabilirlik için izin alındığında fiyatları da artmakta bu illerin tamamında yeniden açılabilmesi sayesinde alıcı bulma ihtimalini yükseltmektedir. Tıp Merkezlerinde geçici kadrolarda ve ünite eklemelerinde tahdit (planlama olmadığı) için değerleri ruhsat içerisinde sayılmakla birlikte, fazlaca bir değerleri bulunmamaktadır. Günümüzde A Tipi Tıp Merkezleri kalkmış olup yeni açılacak olan Tıp Merkezleri Yeni Tip Tıp Merkezi olarak Sağlık Bakanlığınca Ruhsatlandırılmaktadır. Günümüzde yeni Tıp Merkezi açmak için en az iki Tıp Merkezinin birleştirilmesi ve en az beş uzman kadrosu gerektiği gibi 3.000 m2 kapalı alan ve ilgili imar mevzuatında Sağlık Tesis Alanı şartı aranmaktadır. Yeni yayımlanan Yönetmeliğe göre Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik kapsamında tıp merkezlerinin devrine dair iş ve işlemlerde cerrahi ya da cerrahi olmayan tıp merkezine dair herhangi bir ayrım artık bulunmamaktadır. 2021,2022,2023,2024 ve sonlarına yaklaştığımız 2025 yıllarında enflasyondaki ve döviz kurlarındaki büyük artışlar ve fiyat davranışlarındaki meydana gelen ciddi bozulmalar nedeniyle satış konusu ruhsat piyasa rayiç bedellerinde yükselmeler meydana gelmiş olup, eder fiyatlar bu minval üzeri tespit edilmiş olup; Özel Hastane ve Özel Tıp Merkezi (Kadro durumlarına göre) Ruhsatlarında ciddi fiyat artışları meydana gelmiştir. Tıp Merkezlerinde geçici kadrolarda ve ünite eklemelerinde tahdit (planlama olmadığı) için değerleri ruhsat içerisinde sayılmakta olup , fazlaca bir değerleri bulunmamaktadır. Ayrılma akçesinin tutarı, ayrılan ortağın esas sermaye payının gerçek değeri temel alınarak hesaplanacaktır. TTK'nın 641. madde hükmünün gerekçesinde ifade edildiği üzere, "sermaye payının gerçek değeri" ile kastedilenin ne olduğu kanun tarafından tanımlanmamış olmasına rağmen, bunun tespitinde "bilanço değeri" esas alınacaktır. Şirket esas sözleşmelerinde, ayrılma akçesinin tutarının ne olacağı ya da nasıl hesaplanacağına ilişkin olarak düzenlemelere yer verilebilmesi mümkündür. Ancak şirket esas sözleşmesinde yer alacak bu konudaki düzenlemenin, ortaklara, genel hukuk ve nefaset ilkelerine aykırı olacak şekilde keyfi bir yetki bahsetmediğini de ifade etmeliyiz. TTK 641. Madde Gerekçesi: "İkinci fıkra ayrılma hakkının şirket sözleşmesinde özel bir şekilde düzenlenmiş olması halinde, ortaklara ayrılma akçesini, şirket sözleşmesindeki düzenlemeye uygun olarak kanundan farklı bir şekilde düzenleme olanağı vermektedir. Ancak, hüküm ortaklara keyfi, adalete tamamen ters ve müsadereye yakın bir düzenleme yapmak hakkını da vermez. Serbesti genel hukuk ilkeleri ile sınırlandırılmıştır." şeklindedir. Ruhsat arz izni T.C. Sağlık Bakanlığı (Kamu Otoritesince) tarafından planlamaya tabi tutulan Özel Tıp Merkezlerinin/Polikliniklerin piyasada kadro ve ruhsatların bedellerinin ortak bir payda da(arz ve talepte) buluşma imkânı bulunmamaktadır. Özel Sağlık Kuruluşunun uhdesinde bulunan doktor kadroları ve ruhsat düzenlemesi Sağlık Bakanlığına aittir. Uygulama da Özel Sağlık Ruhsatları üzerine konulan hacizler Sağlık Bakanlığınca ifa edilmektedir. Ruhsat devrinin haciz yoluyla veya devir sözleşmeleriyle el değiştirmesi sahiplik adına ruhsat düzenlenmesi Sağlık Bakanlığının uhdesindedir. Ayrıca sağlık hizmeti sunan sağlık tesisi sadece ticari bir ünite değildir. Türkiye de Sağlık kuruluşu açmak ve uygulama yapmak, ehliyetli olmakla başlayarak yasal düzenlemeler doğrultusunda belirlenmiş resmi ruhsatlı özel müessese olmaktan geçer. Özel Sağlık Kuruluşlarının asgari yıllık periyodik denetimleri T.C Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Piyasada satılık durumda olan Özel Hastane ve Özel Tıp Merkezi Ruhsat ve Hekim kadrolarının özellikle benzer durumdaki illerdekiler dikkate alınarak ... Merkezi kadroları ve ruhsatı aşağıdaki değerler üzerinden satılabileceği değerlendirilmiştir." denilerek rapor devamında ... Tıp Merkezi Ruhsatı ve Kadro Rayiç Bedelleri hesaplanmış olup, buna göre ruhsatın rayiç değerinin KDV hariç 18.050.000,00TL olarak belirlendiğinin görüldüğünü, keşif sonucu davalı şirketin Tesis Makine ve Cihazlar Demirbaşlar Güncel Değerinin 2.107.600,00 TL olarak hesaplandığı, defter değerinin 1.565.979,71 TL olduğu, aradaki 541.620,239 TL tutarlı değer artışının Ayrılma akçesine konu Değer üzerine eklenmesi gerektiği, davalı şirketin Ruhsatı Ve kadro Rayiç Bedeli toplamının 18.050.000,00 TL olarak hesaplandığı, davalı şirketin piyasa değerine eklenmesinin makul olacağı, değer artışlarının Net ÖZ Sermeye- Aktif değeri üzerine eklenmesi sonucunda davalı şirketin piyasada değerinin 15.826.981,50 TL olacağı, davacının %10 hissesine den gelen ayrılma akçesinin 1.582.698,15 TL olacağı yönünde belirleme yaptıkları, yine raporun devamında haklı neden kavramının değerlendirildiği, bu kapsamda davacının davalı şirkette çalışmadığı, şirketin faaliyetlerine devam ettiği, davacının davalı şirket ve ortağı olmasının her iki tarafa fayda sağlamayacağı, taraflar arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı, ortakların bir daha bir araya gelmeyecek şekilde uyuşmazlıklar yaşadığı, şirketin feshi yerine , davacının payının rayiç değerinin ödenerek şirketten çıkartılmasına karar verilebileceği yönünde görüş ve kanaat bildirdikleri görülmüştür.
Toplanan tüm deliller , dinlenen tanık beyanları ve alınan bilirkişi raporuna göre, davacının davalı şirket tarafından işletilen hastanede çalışmadığı, başka bir hastanede çalışmaya devam ettiği, taraflar arasındaki güvenin zedelendiği, tarafların bir araya gelerek şirketin faaliyetlerini yürütemeyeceklerinin anlaşıldığı, davalı şirketin limited şirketi olması nedeniyle , kişisel unsurun daha ağır bastığı ancak davalı şirketin faaliyetlerine devam etmesi nedeniyle, şirketin fesih ve tasfiyesi yerine TTK'nun 636/3.maddesine göre davacının rayiç pay devrinin kendisine ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-Davacının... Müdürlüğünün ...-0 sicil numaralı ... hakkında açmış olduğu fesih ve tasfiye davasının reddine, haklı sebepler bulunduğundan TTK 636/3. Maddesi gereğince davacı ... (TCKN: ...)'ın davalı şirket ortaklığından çıkartılmasına,
Davacıya 1.582.698,15 TL çıkma payının karar tarihi olan 05/02/2026 tarihinden başlayarak değişen oranda avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine,
Davacıya ait payların, davalı şirket adına kayıt ve tesciline, ticaret sicilinde ilanına,
2-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettiğinden 45.000,00TL vekalet ücretinin, davalı taraftan alınarak davacıya verilmesine,
3-Davacı tarafından yatırılan 427,60TL peşin karar ve ilam harcının, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 488,40 TL ilk masraf, 80.000,00 TL bilirkişi ücreti, 4.361,50TL keşif harcı, 3.000,00TL keşif araç ücreti, 1.788,50TL tebligat ve tezkere gideri olmak üzere toplam 89.638,40TL yargılama giderinin , davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde yazı işleri müdürü tarafından ilgilisine resen iadesine,
7-Bu dava sebebiyle 732,00TL karar ve ilam harcı alınması gerektiğinden , peşin alınan 427,60 TL'den mahsubu ile kalan 304,40TL karar ve ilam harcının , davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.05/02/2026
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır
¸
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.