mahkeme 2021/57 E. 2023/964 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2021/57
2023/964
29 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/57 Esas
KARAR NO : 2023/964
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 26/01/2021
KARAR TARİHİ : 29/12/2023
DAVA: Davacı vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu dava dilekçesinde, Müvekkili ...'ın, 1980 yılından beri çalıştığı sigorta sektöründe, önde gelen pek çok kurum ve kuruluşta üst düzey yönetici olarak görev yaptığını, sektörde önemli yer edinen sayısız şirketin kuruluşunda yer aldığını ve yapmış olduğu girişimlerle yabancı iş ortaklarının da ilgisini çekerek Türkiye'de sigorta yatırımları yapmalarına öncülük ettiğini, bu doğrultuda müvekkilinin 2014 yılında, davalı şirketin de parçası olduğu dünyanın önde gelen brokerlik şirketi ... (“...”) ile ortaklık yaparak ...ve ...A.Ş.'yi (“...Türkiye” ya da “Şirket”) kurduğunu, müvekkilinin en başından beri...Türkiye'de %24,9 oranında hisse sahibiyken, şirketin geri kalan çoğunluk hissesi olan %75,1 oranındaki hisselerinin sahibi de davalı şirket olduğunu, müvekkilinin, ... Türkiye'de... ve yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığını, şirket'in kuruluşundan itibaren şirketin Yönetim Kurulu'nda...Grup'un üst düzey yetkililerinin de yer aldığını, ...Grup 2018 yılı sonlarına doğru, yine dünyanın önde gelen sigorta şirketlerinden olan... &... (“... Grup”) ile bir devir sürecine girdiğini ve bu süreç 01.04.2019 tarihinde 5.6 milyar USD karşılığında 30'dan fazla ülkede yer alan...Grup şirketlerinin...Grup'a devri ile sonuçlandığını, davalı şirketin de kontrolü bu tarih itibariyle ...Grup'a geçtiğini, hatta bu husus Türk Ticaret Kanunu'nun 198. maddesi uyarınca 13.06.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan olunduğunu, Globaldeki bu devir sebebiyle 2019 yılı Ocak ayı itibariyle...Türkiye'de de devre ilişkin süreçlerin başlatıldığını, şirkette inceleme ve denetimler yapıldıını, Globaldeki devrin tamamlanmasını takiben ise,...Türkiye gibi cüzi oranda hisse sahibi olan lokal hissedarların bulunduğu...Grup şirketlerinin küçük hissedarlarından hisse alım süreçlerinin başladığını ve müvekkilinin, 17.07.2019 tarihli Hisse Alım Satım Sözleşmesinin (“Sözleşme”) ise toplamda %24,9 hissedarı olduğu...Türkiye'deki hisselerinin tamamını, ... Grup ile...Grup arasında gerçekleşen devir sürecinin zorunlu bir parçası olarak davalı şirkete sattığını, müvekkilin davalı şirket ile olan hisse devir sürecini başından sonuna kadar ... Grup'un yürüttüğünü, hisse devir koşulları ... Grup tarafından belirlendiğini ve esasen Sözleşme de ... Grup tarafından hazırlandığını, Globaldeki devir kapsamında müvekkili bakımından zorunlu olarak gerçekleştirilen bu devir sürecinde müvekkilinin muhatap olduğu kişiler davalı şirket yetkilileri değil ... Grup yetkilileri olduğunu ve Sözleşme, ... Grup tarafından belirlenen şartlar dahilinde, taraflar arasında teknik anlamda bir müzakere süreci olmaksızın imzalandığını, sözleşme kapsamında tarafların, müvekkilinin...Türkiye'deki toplam %24,9 oranındaki hisselerinin tamamının, geri kalan %75,1 oranındaki hissenin sahibi olan davalı şirkete 1.500.000- USD (Birmilyonbeşyüzbin Amerikan Doları) bedelle (“Satış Bedeli”) satışı konusunda anlaştığını ve 25.07.2019 tarihinde (“Kapanış Günü”) Sözleşme'de öngörüldüğü şekilde kapanış işlemlerini yaparak hisse devir sürecini tamamladığını, Sözleşme'nin imzalanmasını takiben davalı şirket, ... Türkiye'nin tek hissedarı haline geldiğini ve bu husus 21.08.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi ile ilan olunduğunu, daha sonra...Türkiye'nin tüm hisseleri ... Grup şirketlerinden dava dışı... Sigorta ve... Brokerliği AŞ. (“... Türkiye”) tarafından davalı şirketten birleşme yoluyla devralındığını ve...Türkiye'nin tüzel kişiliğinn ortadan kalktığını, müvekkilinin, hisse devrini takiben... Türkiye ile 15.10.2019 tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'ni imzaladığını (“İş Sözleşmesi”) ve işbu İş Sözleşmesi kapsamında tarafların, müvekkilinin... Türkiye'de Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı pozisyonunda görevlendirileceği konusunda anlaştıklarını, Sözleşme'nin ödemelere ilişkin 4.2 (a) maddesinde Satış Bedeli'nin;- 750.000.- USD'sinin (Yediyüzellibin Amerikan Doları) Kapanış Günü'nde; 375.000.- USD'sinin (Üçyüzyetmişbeşbin Amerikan Doları) Kapanış Günü'nün irinci yıl dönümünde, Geri kalan 375.000.- USD'sinin (Üçyüzyetmişbeşbin Amerikan Doları) de Kapanış Gününün üçüncü yıl dönümünde ödenmesinin kararlaştırıldığını ve bu ödemelerin ABD devlet tahvillerine bileşik bazda uygulanan yıllık ortalama faiz oranı uyarınca uyarlanacağının öngörüldüğünü, buna göre Kapanış Günü'nün birinci yıl dönümü olan 25.07.2020 tarihinde müvekkiline, 375.000.- USD'nin (Üçyüzyetmişbeşbin Amerikan Doları) Sözleşme'nin 4.2 (a) (iv) maddesi uyarınca yapılacak uyarlama da dikkate alınarak ödenmesi gerektiğinin açık olduğunu, ancak Sözleşme'de kararlaştırılan ödeme günü olan 25.07.2020 tarihinden yalnızca bir gün önce davalı şirket yetkilisi tarafından müvekkiline gönderilen e-postada özetle, Şirket'in değeri hesaplanırken dikkate alınan birtakım finansal bilgilerin incelendiği; bu incelemenin, diğer hususlar ile birlikte, 2018 yılına ait yönetim hesaplarının doğruluğunu da kapsadığı ve bu nedenle Kapanış Günü'nün birinci yıl dönümü taksitinin, Sözleşme'de kararlaştırılan şekilde ödeme günü olan 25.07.2020 tarihinde ödenemeyeceğinin bildirildiğini, kapanış gününden bu yana bir seneyi aşkın bir süre geçmişken ne tür bir inceleme sebebiyle ödemesinin geciktirildiğini anlamayan ve durumdan ödeme gününden yalnızca bir gün önce haberdar edilen müvekkilinin, söz konusu taksitin ödenmemesi nedeniyle finansal zorluk yaşamasına rağmen iyi niyetle ödemenin yapılmasını beklediğini, daha sonra 12.08.2020 tarihinde gönderdiği e-mail ile yapılması gereken ödeme hakkında herhangi bir gelişme olup olmadığını sorduğunu ve 2017-2018 finansal kayıtlarının incelemesinin halen devam ettiği yönünde bir cevap aldığını, bu husustan ayrı olarak müvekkilinin, İş Sözleşmesi'nde kararlaştırılan Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı pozisyonuna atamasının yapılmayarak sözleşme koşullarının yerine getirilmemesi sebebiyle... Türkiye ile olan İş Sözleşmesini, 01.09.2020 tarihi itibariyle haklı nedenle feshettiğini, fesih bildiriminin... Türkiye tarafından tebliğ alınmasından hemen sonra, ... Grup'un hukuk müşaviri tarafından müvekkiline, davalı şirket yetkilisi ... ...imzalı 02.09.2020 tarihli bir yazı gönderildiğini, bu yazıda esasen 24.07.2020 tarihli e-mailde belirtilen hususlar tekrarlanarak söz konusu incelemenin halen devam ettiğini, ilgili hafta başında dikkatlerine sunulan başkaca bir durum daha olduğunu ve Sözleşme'deki taahhütlere aykırı herhangi bir durumun mevcut olduğu anlaşılırsa bu durum nedeniyle uğranılan zararın müvekkiline ödenmesi gereken taksitlerden mahsup edileceğinin bildirildiğini, müvekkiline ödenmesi gereken birinci yıl dönümü taksitinin ödeme gününün ne zaman olduğu bilinmesine rağmen, Kapanış Günü'nden itibaren geçen bir seneyi aşkın süredir yapılmayan ve yapılmakta olduğu iddia edilen incelemelerin ödeme gününden hemen önce yapılmaya başlanmasının, bu durumun müvekkiline ödeme gününden yalnızca bir gün önce haber verilmesi ve tüm bunların, müvekkilinin İş sözleşmesinde kararlaştırılan çalışma koşullarının yerine getirilerek Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak atamasının yapılması yönündeki 18.06.2020 tarihli ilk ihtarını takiben ortaya çıkmış olması ile müvekkilinin İş Sözleşmesi'ni aynı gerekçeyle haklı nedenle feshetmesinden hemen bir gün sonra ödemenin hiç yapılmayacağını veya eksik yapılabileceğini ima eden bir yazı daha gönderildiğini, davalı şirketin müvekkilinin alacağına kavuşmasını engellemeye çalışır bir yaklaşım içerisinde olduğu şüphesini doğurduğunu, bunun üzerine, birinci yıl dönümü ödemesi olan 375.000. USD'nin ivedilikle ödenmesi ve üçüncü yıl dönümü ödemesi bakımından da muarazadan kaçınılmasına ilişkin ihtarname davalı şirket yetkililerine müvekkili adına e-posta yoluyla gönderildiğini, bu ihtarnameye davalı şirket vekili tarafından 18.09.2020 tarihinde verilen cevapta özetle yürütülen incelemelerin halen devam ettiği ve bu incelemenin tamamlanmasının akabinde davalı şirketin ödeme hakkında karar vereceği bildirildiğini, daha sonra 08.10.2020 tarihinde ise bu sefer, bağımsız bir denetim şirketi tarafından Şirket'in finansal tablolarının denetlendiğini, bunun sonucuna göre finansal tablolardaki verilerin doğru olmadığını ve dolayısıyla şirket değerlemesinin doğru yapılmadığını, doğru finansal verilere göre şirket değerlemesi yapıldığında ...'nin müvekkiline herhangi bir borcunun olmadığını, müvekkili tarafından sağlanan verilerin fahiş derecede şirketi değerli göstermeye yönelik ve yanıltıcı olduğunu, bu nedenle ...'nin ağır zarara uğradığını ve ...'nin müvekkiline borçlu olmadığını, aksine müvekkilin ...'nin zararını tazmin yükümlülüğünde olduğunu ve sonuç olarak da hem Sözleşme'ye aykırılık hem de ayıp nedeniyle müvekkiline herhangi bir ek ödeme yapılmayacağı hususlarının ifade edildiğini sözde bir ayıp ihbarı gönderilerek bakiye Satış Bedeli ödemelerinin yapılmayacağını kesin olarak ortaya konduğunu, müvekkilin, Şirket'teki hisselerini devretmesinden bir sene sonra, tam da birinci yıl taksitinin ödeme zamanında yapıldığı iddia edilen incelemelere dayanılarak yöneltilen ayıp iddialarını hiçbir surette kabul etmediğini, gerek hisse devir sürecinde müvekkili tarafından davalı şirkete sağlanan ve esasen %75,1 pay sahibi olan ve Yönetim Kurulunda da temsil edilen davalı şirketin vakıf olduğu veriler gerekse Sözleşme kapsamında verilen beyan ve tekeffüller Şirket'in gerçek durumunu yansıttığını, bununla birlikte, hiçbir surette kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için ... tarafından yöneltilen ayıp iddialarının doğru olduğu düşünülse dahi, Şirket hisselerinin %75,1'inin sahibi olan, Şirket'in yönetim kurulunda ve tüm işleyişinde çoğunluğu elinde bulunduran, büyük hissedar konumundaki davalı şirketin böyle bir ayıptan haberdar olmamasının mümkün olmadığını, bu sebeple müvekkilinin, Sözleşme'den doğan alacağının tahsili ve henüz vadesi gelmemiş ödeme bakımından da gereksiz muarazadan kaçınılması amacıyla önce 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun m. 5/A hükmü uyarınca dava şartı zorunlu arabuluculuk başvurusu yapıldığını; ancak taraflar arasında arabuluculuk sürecinde de anlaşma sağlanamaması sebebiyle işbu davanın açılmasının zorunlu olduğunu, yukarıda da belirtildiği üzere davalı şirket, göndermiş olduğu ayıp ihbarında Şirketin finansal tablolarındaki verilerin doğru olmadığını ve bu verilerin fahiş derecede şirketi değerli göstermeye yönelik olduğunu ve yanıltıcı olduğunu iddia etmekte ve bu iddiasını uluslararası bir bağımsız denetim şirketi tarafından hazırlandığını ifade ettiği bir rapora dayandırdığını, müvekkiline tebliğ edilen ihbarın bir ayıp ihbarı olmadığını, davalı şirket tarafından alındığı iddia edilen bağımsız denetim raporu müvekkili ile hiçbir aşamada paylaşılmadığını ve ayıp ihbarında da yalnızca, oldukça genel ifadelerle şirketin finansal verilerinin doğru olmadığı ifade edilmekle yetinildiğini, oysa bilindiği üzere ayıp ihbarında alıcı, ayıbı somutlaştırmak mecburiyetinde olduğunu ve ayıbın kaba bir şekilde bildirilmesi, ayıptan doğan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuracağını, öte yandan, Sözleşme'nin 8. maddesinde de, bu tür iddia ve taleplere ilişkin özel bir prosedür öngörüldüğünü ve bu şekilde bir iddiası olan tarafın, iddiaya ilişkin tüm detayları, talep edilen tutarı ve ihlal edildiği düşünülen bir beyan ve tekeffül var ise bunların hangileri olduğuna ilişkin açıklamalarla birlikte karşı tarafa yazılı olarak iletmesinin kararlaştırıldığını, davalı şirketçe ileri sürülen ayıp iddiasının tam da bu madde ile kararlaştırılan prosedürün uygulanmasını gerektiren bir iddia olmasına rağmen, ayıp iddiasında neredeyse hiçbir detaya yer verilmediğini ve davalı şirketin, müvekkilden alacaklı olduğu iddiasında bulunmasına rağmen ne bu alacağın tutarını ne de şirketin, bağımsız denetim raporuyla tespit olunduğunu iddia ettiği değerini belirttiğini, dahası müvekkilin in vermiş olduğu hangi bilgilerin ayıplı olduğu ve bu bilgilerin satış fiyatını nasıl etkilediğinin de hiçbir şekilde açıklanmadığını, sırf bu hususlar dahi, gönderilen ayıp ihbarının Sözleşme'de kararlaştırılan içeriği haiz olmadığını gösterdiği gibi ayıp iddiasında samimi olunmadığını da ortaya koyduğunu, her ne kadar davalı şirket iddia olunan ayıbın niteliğini açıklamaktan imtina etmişse de, müvekkilinin ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu gerektirecek bir ayıp ya da Sözleşme'deki beyan ve tekeffüllere herhangi bir aykırılık da bulunmadığını, bu anlamda, tıpkı Sözleşme'nin, müvekkilinin beyan ve tekeffüllerinin yer aldığı 7.1/(d) maddesinde belirtildiği üzere, müvekkilce sağlanan her türlü bilginin alıcıya eksiksiz ve doğru şekilde sağlandığını, esasen davalı şirketin, Şirketin finansal tablolarındaki verilerin doğru olmadığını ve bu verilerin fahiş derecede şirketi değerli göstermeye yönelik olduğunu ve yanıltıcı olduğu iddiasının doğru olamayacağı sigortacılık mevzuatı uyarınca da açık olduğunu, regülatif bir sektörde faaliyet gösteren ve kuruluşları özel izne tabi olan sigorta şirketleri ve brokerler, başta 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu olmak üzere pek çok yasal düzenlemeyle getirilen sıkı denetim esaslarına tabi olarak faaliyet göstermekte ve bu kapsamda faaliyetleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından düzenli bir şekilde denetlendiğini, Sigortacılık Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca sigorta ve reasürans şirketleri, hesaplarını ve mali tablolarını, Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek esaslara ve örneğe uygun olarak düzenlemek, ilan ettirmek ve Müsteşarlığa göndermekle yükümlendirildiğini, sigorta şirketleri ve brokerlerinin bilançolarının, kâr ve zarar cetvellerinin ve Müsteşarlıkça uygun görülecek diğer mali tablolarının bağımsız denetim kuruluşlarına denetlettirilmesi ve ilan ettirilmesi zorunlu kılındığını ve ilan edilen mali tabloların gerçeğe aykırılığının tespiti halinde Müsteşarlığın, genel kabul görmüş muhasebe kural ve ilkelerini göz önünde bulundurarak söz konusu mali tabloları düzeltilmiş olarak yeniden ilan ettirebileceği düzenlendiği gibi, 34. ve 35. maddelerde de böyle bir aykırılık halinde uygulanacak idari ve adli para cezaları belirlendiğini, bununla birlikte, Sigortacılık Kanunu'nun 18/2. maddesi uyarınca çıkartılan ve 12 Temmuz 2008 tarih ve 26934 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Sigortacılık Bağımsız Denetim İlkelerine İlişkin Yönetmelik uyarınca, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetçi kuruluşlar tarafından yapılan denetimlerde, yine Yönetmelik uyarınca konsolide ve konsolide olmayan finansal tabloların çeşitli bakımlardan incelenmesi ve bir hata, suüstimal veya mevzuata aykırılık görüldüğü takdirde derhal şirket Yönetim Kurulu ve Müsteşarlığa bildirim yapılması ve bu bildirim yapılmadan denetim raporunun tamamlanmaması gerektiğinin de öngörüldüğünü, yine bu şekilde bulgular söz konusu ise bunlara denetim raporunda yer verilmesinin de zorunlu olduğunu, yukarıda bahsedilen yasal düzenlemeler, bu kapsamda sürekli olarak gerçekleştirilen denetimler ve bu denetimlerin şirketin defter, bilanço ve mali tabloları üzerinde gerçekleştirildiği dikkate alındığında, ... Türkiye'nin finansal tablolarında davalı şirketçe iddia edildiği şekilde bir gerçeğe aykırılık olması durumunda bunun, yine davalı şirketçe bağımsız bir denetim şirketinden alındığı iddia edilen rapordan çok daha önce, yasal düzenlemeler kapsamında zorunlu olarak gerçekleştirilen denetimler sırasında ortaya çıkacağını, bu durumun şirket kayıtları ile sabit olacağını ve hatta bu sebeple şirketin çeşitli yaptırımlara maruz kalmış olacağını, ... Türkiye'nin resmi muhasebesi Hazine Müsteşarlığı ve Maliye Bakanlığı'nın denetime tabii olarak Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları'na (IFRS) uygun olarak tutulduğunu ve bu kapsamda yapılan denetimlerde hiçbir zaman şirket kayıtlarında bir usulsüzlük tespit edilmediğini, bunların hiçbirinin gerçekleşmemiş olduğu bir durumda, şirketin finansallarında davalı şirketçe iddia olunduğu şekilde bir ayıbın bulunmasının söz konusu olamayacağını, davalı şirketin...Türkiye'nin finansal tablolarındaki verilerin doğru olmadığına ilişkin ayıp iddiası gerçeği yansıtmamakla birlikte, esasen somut olayda müvekkilin ayıp sorumluluğuna başvurulabilmesinin mümkün olmadığını, finansal tablolarının doğru olmadığı, bu sebeple değerlemesinin doğru yapılamadığı ifade edilen ve müvekkili tarafından yanıltıcı olarak sağlandığı iddia edilen verilerin ait olduğu Şirket'in, müvekkilin %24,9 oranındaki hissesinden geri kalan %75,1 oranındaki hissesinin sahibi bizzat davalı şirketin kendisi olduğunu, dolayısıyla burada, işletmenin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte devredildiği işletme devri niteliğinde, ekonomik bir bütünün devredildiği bir devir değil, ortaklık halinde işletilen işletmeye dair ortaklık haklarının devrinin söz konusu olduğunu, yani ortaklık haklarının devrinde söz konusu olan, bir mal satımı değil hak satımı olduğunu, dolayısıyla burada, işletmenin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte devredildiği işletme devri niteliğinde, ekonomik bir bütünün devredildiği bir devir değil, ortaklık halinde işletilen işletmeye dair ortaklık haklarının devrinin söz konusu olduğunu, yani ortaklık haklarının devrinde söz konusu olan, bir mal satımı değil hak satımı olduğunu, (işletmedeki) ayıp ve eksiklikler için bu hükümlere başvurulabilmesinin mümkün olmadığını, Pay devirlerinde devreden yalnızca pay sahipliği haklarının varlığından ve paylar senede bağlanmış ise pay senedinin gerçekliğinden dolayı sorumlu olup anonim ortaklığın malvarlığındaki eksikliklerden veya şirketin finansal durumuna yönelik maddi veya hukuki herhangi bir ayıptan sorumlu olmadığını, Ortaklık haklarının devrinde böyle bir sorumluluğun doğabilmesi için en azından payların çoğunluğunun devri ve devir sonucunda ortaklığın kontrolünün değişmiş olması gerektiğini, yine, ayıba karşı tekeffül hükümlerinin, sadece devredenin, mevcut kontrol sahibi olduğu blok devirlerde ve/veya karşılıklı görüşmelere dayalı işlemlerde uygulanmasının gündeme gelebileceği kabul edildiğini, somut olayda ise bu şekilde bir ortaklık kontrolü değişiminin tam aksine payların, zaten kontrolü elinde tutan diğer büyük ortağa devredildiğini, üstelik, aşağıda da açıklanacağı üzere, Sözleşme'nin hüküm ve koşulları olağan bir pay devrinde olduğu gibi müvekkili ile müzakere edilerek oluşturulmadığını, bu durumda müvekkilinin ayıba karşı tekeffül sorumluluğu ancak devrolunan payların sağladığı pay sahipliği haklarna ya da pay senetlerindeki fiziki ayıplara ilişkin olabilir ki davalı şirket tarafından müvekkiline karşı bu yönde yöneltilen bir sorumluğun bulunmadığını, hiçbir surette davalı şirketin ayıp iddialarını ve müvekkilinin devretmiş olduğu %24,9 oranındaki hisselerine karşı yöneltilen ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için bu yönde bir sorumluluğun söz konusu olabileceği düşünülse dahi, davalı şirketin ayıp ihbarını süresi içerisinde yapmadığını ve her halükarda, sözleşme hükümlerine dayanarak makul sürede inceleme ve ihbar külfetini yerine getirmemesinin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, her ne kadar taraflar, Sözleşme'nin 7.2. maddesinde, TBK m. 223 ve TTK m. 23'ün uygulanmayacağını kararlaştırarak davalı şirketin muayene ve ihbar külfeti yönünden kanunda belirlenen sürelere uyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmış olsa da, bu hükmün öncelikle gerek TBK m. 21 gerekse TBK m. 25 uyarınca bir geçerliliği bulunmadığını, TBK m.20'de açıkça düzenlendiği üzere genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olduğunu, yukarıda da kısaca bahsedildiği üzere, müvekkilinin %24,9 hisse sahibi olduğu...Türkiye'nin davalı şirkete devri, 30'dan fazla ülkede yer alan...Grup şirketlerinin, ... Grup tarafından devralındığı dünya çapında gerçekleşen bir devir sürecinin parçası olarak yapıldığını, bu kapsamda, davalı şirket gibi halihazırda kontrolü ... Grup şirketlerine geçen ve somut olayda olduğu gibi cüzi oranda hisse sahibi olan lokal ortakların bulunduğu...şirketlerinde hisselerin çoğunluğunu elinde bulunduran...Grup şirketleri, tek taraflı olarak hazırladıkları tip sözleşmelerle bu lokal ortakların hisselerini satın aldığını, somut olayda da müvekkilinin, davalı şirket adına ... Grup tarafından hazırlandığı anlaşılan Sözleşme'yi, hükümleri üzerinde herhangi bir müzakere yürütme fırsatı olmaksızın, zorunlu bir devir sürecinin zorunlu bir parçası olarak imzalamak durumunda kaldığını, buradan hareketle, müvekkili ile benzer statüde olan küçük hissedarlardan yapılan hisse alımlarında kullanılmak üzere tek taraflı olarak hazırlanmış olan Sözleşme'nin TBK'nın 20. maddesi uyarınca genel işlem şartı niteliğinde olduğunun açık olduğunu, bilindiği üzere kanun koyucu, genel işlem koşullarıyla ilgili olarak yürürlük denetimi (TBK m21), içerik denetimi (TBK m.25) ve yorum denetimi (TBK m.23) yapılmasını öngördüğünü, TBK m.21 uyarınca “Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır” doktrinde de ifade edildiği üzere genel işlem koşulu, sözleşme imzalanmadan önce karşı tarafça yeterince incelenip değerlendirilmemiş ve ileride doğuracağı tüm sonuçlar göz önüne alınmadan imzalanmışsa, yazılmamış sayılacağını, söz konusu genel işlem koşulunun karşı tarafça önceden yeterince incelenip değerlendirildiğini genel işlem koşulunu hazırlayan ve bundan yararlanacak olan taraf ispat edeceğini, ancak karşı tarafa TBK m.21 anlamında bir bilgilendirme yapılmış olması da genel işlem koşulu niteliğindeki aleyhe sözleşme hükmünün geçerliliği için yeterli olmadığını, Zira TBK m.25 uyarınca “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.” doktrinde de açıkça ifade edildiği üzere yedek hukuk kurallarından önemli ölçüde sapan genel işlem koşullarının dürüstlük kurallarına aykırı derecede karşı tarafın aleyhine olduğu kabul edildiğini, buradan hareketle Sözleşme'nin, davalı şirket bakımından TBK m. 223 ve TTK m. 23'ü uygulama dışı bırakan 7.2. maddesinin gerek TBK m. 21, gerekse TBK m.25 uyarınca yazılmamış sayılmasının gerektiğini, zira müvekkilinin, Sözleşme'nin yapılması sırasında bu hüküm ve sonuçları hakkında açıkça bilgilendirilmediğini, bunun da ötesinde, devir konusu hisselerin ait olduğu şirketin %75,1 oranında hisselerinin sahibi olan ve Yönetim Kurulu'nda çoğunluğu elinde bulunduran davalı şirketin, halihazırda Şirket'e ilişkin her türlü bilgi ve belgenin kontrol ve denetimine sahipken, muayene ve ihbar külfetine ilişkin süreleri tek taraflı olarak bertaraf etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu izahtan varest olduğunu, yine yedek hukuk kuralları olan TBK m. 223 ve TTK m23'ün tamamen bertaraf edilmiş olmasının, doktrinde ifade edilen yedek hukuk kurallarından önemli ölçüde sapılmış olma olgusunun da bir örneği niteliğinde olduğunu, Sözleşme'nin 7.2. maddesinin yazılmamış sayılması durumunda artık düzenleyici normdan sapan genel işlem koşulu değil, düzenleyici kural olarak muayene ve ihbar külfeti bakımından uygulanması gereken TTK m. 23 ve TBK m.223 uygulama bulacağını, bu hükümler uyarınca alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde satıcıya bildirmek zorunda olduğunu, bu durum karşısında, somut olayda olduğu gibi sözleşme'nin imzalanmasından bir seneyi aşkın süre sonunda yapılan bir ayıp ihbarının süresinde yapılan bir ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceğinin ortada olduğunu, davalı şirketin ayıp iddiasının hiçbir surette kabul etmemekle birlikte, süresinde yapılan bir ayıp ihbarının yokluğunda davalı şirket satılanı bu şekilde kabul etmiş sayılacağını, öte yandan, bir an için Sözleşme'nin 7.2. maddesinin geçerli olduğu düşünülecek olsa dahi, davalı şirketin bu hükme dayanarak müvekkilinin paylarının devrinden bir seneyi aşkın süre geçtikten sonra, tam da Satış Bedeli taksitinin ödeme zamanında yapmış olduğu ayıp ihbarının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin de kabulü gerektiğini, zira Şirketin %51 oranında hisselerinin sahibi olan ve Yönetim Kurulu'nda çoğunlukta yer alan üst düzey yöneticileriyle şirketin yönetiminde de etkin rol alan davalı şirketin, Sözleşme'nin imza tarihinden bir sene geçtiğini ve birinci yıl ödemesinin vadesi gelmişken ödemekten imtina etmek için incelenmekte olduğunu iddia ettiği verilerin, Sözleşme'nin imzalanmasından önce dahi davalı şirketin ve...Grup'un tabir-i caizse elinin altında olan, her zaman ulaşabileceği ve daha da önemlisi zaten vakıf olduğu veriler olduğunu, müvekkilinin hisselerinin davalı şirkete devrinin, globalde gerçekleşen devrin zorunlu bir parçası olarak gerçekleştiğini ve bu sebeple Sözleşme'nin hüküm ve şartlarının da, taraflar arasında olağan bir müzakereye tabi tutulmadığını, tamamen davalı şirketin ve hatta esasen dava dışı ... Grup'un belirlediği koşullarla oluşturulduğunu, hal böyle iken, bu şekilde oluşturulan bir sözleşmede TBK ve TTK'nın ilgili hükümlerinin uygulama dışı bırakılmış olmasına dayanarak, ayıp ihbarının Sözleşme'nin üzerinden bir seneyi aşkın süre geçmişken yapılmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, her ne kadar TBK ve TTK'nın ilgili hükümleri emredici düzenlemeler olmasa da muayene ve ihbar külfetlerinin yerine getirilmesi gereken süre bakımından makul süre kıstasının uygulanmasının dürüstlük kuralının bir gereği olduğunu, aksi yönde bir yorumun, taraflar arasındaki ticari ilişkinin belki senelerce açıklığa kavuşturulamaması gibi bir sonuç ortaya çıkaracağını, böyle bir sonucun hukuk düzeninde korunmasının mümkün olmadığını, her şeyden önce davalı şirketin, davaya konu pay devrinden önce de...Türkiye'nin %75,1 oranında hissesine sahip hakim ortağı olduğunu ve...Türkiye'nin kontrolüne sahip olduğunu, davalı şirket ve dolayısıyla...Grup sadece hakim ortak olarak kalmadığını, en başından itibaren şirketin yönetim kurulunda...Grup'un en üst düzey yöneticileri ile kendisini temsil ettirdiğini ve şirketin tüm yönetim faaliyetlerinde etkin bir rol oynadığını, her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği inceleme ve denetimlerle de Şirketi denetimi altında tuttuğunu, bu husus esasen, 2014 yılında şirket hisselerinin davalı şirket tarafından devralınmasını takiben imzalanan Ortaklık Sözleşmesi hükümleri ile de sabit olduğunu, buna göre; Yönetim Kurulu, müvekkili ile birlikte davalı şirket tarafından atanan üyelerden oluşacağını (m. 6.6), Yönetim Kurulu'nun toplanma yeter sayısı üye sayısının çoğunluğu olmakla birlikte, davalı şirketin atadığı en az bir Yönetim Kurulu üyesi bulunmadan toplantı yapılamayacağını (m. 6.13),Yönetim Kurulu'nun karar yeter sayısı toplantıya katılan üyelerin çoğunluğu olmakla birlikte, herhangi bir karar alınabilmesi için davalı şirketin atadığı üyelerden en az birinin olumlu oy kullanmasının gerekeceğini (m. 6.16), Şirket bütçesi ve iş planı Yönetim Kurulu tarafından onaylanacağını (m. 6.7.1),şirket'in yıllık bütçesi ve iş planlarına ilişkin alınacak kararlar ile şirket muhasebe hesaplama yöntemlerinde veya uygulamalarında herhangi bir değişiklik yapılmasına ilişkin kararlarda mutlaka Yönetim Kurulu kararı alınması gerekeceğini(m. 6.7), her mali dönem sonunda Şirket finansalları (bilanço, kar-zarar hesabı, nakit akış tablosu, özsermaye değişim tablosu), denetim raporları ve denetçilerle olan tüm yazışmalar; ilgili mali yılla ilgili iş planı ve bütçe ve her ay Şirket'in aylık finansal bilgileri davalı şirket ile paylaşılacağını (m. 10.1), şirket en az senede bir kez finansal denetleme ve...Grup iç denetimine tabi olacağını (m. 11.3), davalı şirketin ve...Grup'un, ... Türkiye'nin yönetim ve işleyişinde yer alacağı aktif rol Ortaklık Sözleşmesi ile belirlendiğini, buna uygun olarak şirketin Yönetim Kurulu'nda en başından itibaren müvekkili ile birlikte davalı şirket tarafından atanan üst düzey yöneticilerin yer aldığını ve özellikle finansal konularda şirket her zaman...Grup'un sıkı denetimine tabi olduğunu, yine Ortaklık Sözleşmesi ile yükümlendirildiği üzere, şirketin tüm finansalları düzenli olarak direkt olarak bağlı bulunular...Dubai'ye raporlandığını ve bu raporların...Dubai'nin denetimi ve onayından sonra...Dubai tarafından...İngiltere'ye aktarıldığını, öyle ki herhangi bir hata durumunda...Dubai, düzeltme yapılmaksızın...İngiltere'ye bildirim dahi yapmadığını, hatta raporlamalar konusunda...Türkiye ve Dubai arasında anlaşmazlık olması durumunda dahi, ... Türkiye ve Dubai'nin bulgularını ayrı ayrı gösteren iki rapor hazırlandığını ve bunlar konsolide edilmek suretiyle raporlaranarak farklılaşan hususlar da kayıt altına geçirilmekte ve böylece herkesin inceleme ve denetimine açık hale getirildiğini, böyle bir durumda, ... Türkiye'ye ilişkin herhangi bir verinin...Grup'un bilgisi dışında olamayacağını, kaldı ki, globalde başlayan ... Grup - ... Grup devir sürecinin bir parçası olarak 2019 yılı Ocak ayı itibariyle...Türkiye'de denetim ve incelemeler başladığını ve...Grup tarafından 2019 yılı Mart ayında bir iç denetim de gerçekleştirildiğini, Buradan hareketle, davalı şirketin Sözleşme'nin imza anı bir yana, ... Türkiye'nin hakim ortağı ve yönetim ve denetiminde aktif rol olan bir organı olarak...Türkiye'ye ilişkin her türlü bilgi ve belgeye her daim vakıf olduğu ve bunlara her zaman erişiminin bulunduğunun açık olduğunu , bu durumda, davalı şirketçe iddia olunduğu şekilde bir ayıp olsa dahi, şirketin finansallarında olduğu iddia edilen böyle bir ayıbı davalı şirketin bilmiyor olmasının mümkün olmadığını, kaldı ki, doktrinde ifade edildiği ve yukarıda 37 - 39 no'lu paragraflarda açıklandığı üzere, alıcının tüm bilgi ve belgelere ulaşma imkanına sahip olması dahi tek başına satıcının ayıp sorumluluğu ortadan kaldırdığını, bu durumda müvekkiline karşı herhangi bir surette ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun yöneltilmesinin mümkün olmadığını, öte yandan, taraflarınca davalı şirkete gönderilen ödeme ihtarına cevaben davalı şirket vekilince iletilen 18.09.2020 tarihli yazıda açıkça davalı şirketin, Sözleşme öncesinde veya sırasında kendi dikkatine sunulmuş olan finansal tablolardaki rakamların doğruluğuve tutarlılığıyla ilgili olarak özel inceleme (due diligence) çalışması yürütmediğini ve bilgilerin doğru kabul edildiğinin ifade edildiğini, Yargıtay'ın yukarıda 38 no'lu paragrafta alıntılanan içtihadında, basiretli tacir olarak hareket etmesi gereken alıcının, yapacağı inceleme yönünden satıcı tarafından kendisine sağlanan bilgiyle yetinmeksizin herkese açık bulunan kayıtları dahi incelemesi gerektiği ve alıcının gerekli özeni göstermediği durumda satıcının ayıptan sorumlu tutulamayacağına hükmedildiği dikkate alındığında, davalı şirketin hiçbir inceleme yapmamış olmasının müvekkilinin ayıp sorumluluğunu evleviyetle ortadan kaldıracağını, göndermiş olduğu ayıp ihbarında, davalı şirketin müvekkile borçlu değil, tam aksine müvekkilinin davalı şirketin zararını tazmin yükümlülüğü altında olduğunu iddia eden davalı şirketin, bu zamana kadar iddia ettiği zararların tazminine ilişkin olarak müvekkiline hiçbir bildirimde bulunmaması ve aksiyon almaması dahi tek başına, gönderilen ayıp ihbarının ve içeriğindeki iddiaların, müvekkilinin alacağına kavuşmasına engel olmak adına üretilmiş olduğunu ve davalı şirketin, haksız ve hukuka aykırı olarak ödeme yapmaktan kaçındığını ortaya koyduğunu, bu sebeple, Sözleşme'nin 4.2 (a) maddesi uyarınca ödenmesi gereken 25.07.2020 vade tarihli 375.000.- USD'nin, vade tarihinden ödeme gününe kadar avans faizi oranında işletilecek faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesi gerektiği; Sözleşme'nin 4.2 (a) (iv) maddesi uyarınca bu ödemede ABD devlet tahvillerine bileşik bazda uygulanan yıllık ortalama faiz oranı uyarınca uyarlama yapılması gerektiğini ve Sözleşme'nin 4.2 (a) (iii) maddesi uyarınca ödenecek olan üçüncü yıl dönümü ödemesinin de vadesi geldiğinde ödenmesi ve gereksiz muarazadan kaçınılması gerektiğini belirterek Sözleşme'nin 4.2 (a) maddesi uyarınca ödenmesi gereken 25.07.2020 vade tarihli Satıl Bedeli'nin birinci yıl dönümü ödemesi olan 375.000.- USD'nin, vade tarihinden ödeme gününe kadar avans faizi oranında işletilecek faiziyle birlikte ve Sözleşme'nin 4.2 (a) (iv) maddesi uyarınca ABD devlet tahvillerine bileşik bazda uygulanan yıllık ortalama faiz oranı uyarınca yapılacak uyarlama da dikkate alınarak müvekkiline ödenmesine, Sözleşme'nin 4.2 (a) (iii) maddesi uyarınca ödenecek olan üçüncü yıl dönümü ödemesi olan bakiye 375.000.- USD bakımından da müvekkilinin alacaklı olduğunun tespitine ve vadesi geldiğinde ödenmesi ve gereksiz muarazadan kaçınılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde, Davacı taraf dilekçesinde, Müvekkilince dava öncesi yapılan ihbar, ihtar ve yazışmalarda Sözleşmenin 8. maddesinde öngörülen usulün takip edilmediğini, bu nedenle de Müvekkilince iletilen tüm yazışmaların hukuki değerden yoksun olduğunun iddia edildiğini, Sözleşmenin 8. Maddesinin orijinal hali ve tercüme edilmiş halinin: 8.1 Bir Taraf (‘‘Talep Eden Taraf’’), diğer Taraf’a (‘‘Cevap Veren Taraf’’) bu Sözleşme uyarınca bir hak talebini doğuran herhangi bir olgu ve duruma ilişkin yazılı bildirim (‘‘Talep Bildirimi’’) yapabilir. Bu tür bir bildirimde, talebe yol açan konu, talebin niteliği, talep edilen miktar ve mümkünse, Talep Eden Taraf’ın ihlal edildiğini iddia ettiği beyan, tekeffül veya koşul ya da taahhüt makul ayrıntılarıyla belirtilecektir. Cevap Veren Taraf’ın tazminat yükümlülüğü aşağıdaki şartlara uygun olarak muaccel ve kesin olacaktır. a) Cevap Veren Taraf’ın talep edilen zararı onayladığı veya Talep Bildirimi’ni almasından sonra 30 (otuz) İş Günü içinde tepki göstermediği durumda, Cevap Veren Taraf’ın onay verdiği tarihte veya duruma göre söz konusu 30 İş Günü’nün sonunda, veya, b) Cevap Veren Taraf’ın, iddia edilen zararı kabul etmediğini Talep Eden Taraf’a bildirdiği durumda, söz konusu zarar nihali olarak madde 11(Uygulanacak Hukuk) uyarınca belirlenecektir." şeklinde olduğunu, yukarıdaki iddiadan davacı tarafın, Sözleşme’nin 8. maddesini çarpıtmaya çalıştığının net şekilde anlaşıldığını, Zira 8. madde, öncelikle Talep Eden Taraf’a bildirim yükümlülüğü yüklediğini, diğer bir ifadeyle bu yükümlülüğün “davacı” kim olacaksa o tarafın üzerinde olduğunu, olayda ise esas bu yükümlülüğün, davacı tarafça yerine getirmediğini, madde metninin devamı da dikkate alındığında talebe karşı diğer tarafın sessiz kalması halinde, talebin kesinleşmesi gibi bir müessesenin düzenlendiğinin anlaşıldığını, davalı konumundaki Müvekkili üzerinde böyle bir yükümlülük bulunmamasına karşın, Müvekkilince gerek vekil gerekse de temsilcileri vasıtasıyla tüm bildirimlerini gerekçeli şekilde ve süresinde davacıya ilettiğini, davacı, Müvekkilnce aşağıda sıralanan tüm bu bildirimlere karşı sessiz kaldığından, davacının kendince bunların anlaşılmaz olduğundan bahsetmesinün mümkün olmadığını, müvekkilince gayet açık şekilde kaleme alınan bildirimlere davacı tarafça yanıt dahi verilemediğini, esas Davacı “Talep Eden” olarak 8. maddede mekanizmayı işletmiş olsaydı, hem kendince “anlaşılmaz” bulduğu konulara açıklık getirmiş, hem de sözleşmeye uymuş olacağını, oysa davacı, “Talep Eden Taraf” olarak bizzat kendisi Sözleşmenin 8. maddesine uymadığından, tüm bildirimlerini usulüne uygun olarak yapmış Müvekkili aleyhine ileri sürebileceği herhangi bir hakkı olmadığını, bu kapsamda davacı tarafça da sunulmuş eklere bakıldığında, ilk olarak 24/07/2020 tarihinde davacı’ya e-mail yoluyla bildirimde bulunulduğunu (Dava Dilekçesi Ek-7), akabinde 13/08/2020 tarihinde ikinci bildirimde bulunduğunu (Dava Dilekçesi Ek-8), 02/09/2020 tarihinde üçüncü bildirimde bulunduğunu(Dava Dilekçesi Ek-10), 18/09/2020 tarihinde dördüncü bildirimde bulunduğu (Dava Dilekçesi Ek-12), 08/10/2020 tarihinde beşinci bildirimde bulunarak (Dava Dilekçesi Ek-13) ayıp ve sözleşmeye aykırılık bildiriminde bulunduğunu ve davacının cevap dahi veremediğinin tartışmasız olduğunu, dosya bütünlüğü açısından ilgili delillere, ekte yeniden yer verdiklerini, (EK 2: İhtilaf öncesinde Davacıya gönderilen yazılı bildirimler ve Davacı tarafça temin edilen tercümeleri) asıl bu bildirimler nedeniyle 8. maddedeki usulün işletilmesi ile birlikte, 30 gün içinde cevap verilmediğinden Müvekkilinin haklılığının da kesinleşmiş olduğunu, sözleşme sırasında Şirket’in taraf olduğu davalar Sözleşme’nin 7/h/ii maddesi kapsamında listelendiğini, davacı taraf ayrıca, burada listelenenden başka dava ve risk bulunmadığını (7/h/i) ve Şirket’in tüm çalışanlarının (7/g)
meri mevzuata uygun şekilde çalıştırıldığını da ayrıca tekeffül ettiğini, sözleşme’nin 7. Maddesinin içinde bulunan ilgili ifade ve tablonun dilekçenin 4. Ve 5. Sayfasında gösterildiğini, (i) Satıcı, aşağıda listelenen davaların olası olumsuz sonuçları nedeniyle Şirket’in zarar ve kayıplarını Şirket’teki hissesi oranında (24,9 %) tazmin edecektir, dilekçedeki tablo kapsamında kalan davalardan, İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ...E. sayılı dava dosyasında ilk derece Mahkemesi’nce 28/04/2021 tarihinde karar verilmiş olup Şirket’in yaklaşık 900.000 EURO (yaklaşık 1.100.000 USD) ödemesi gerektiğine hükmedildiğini, (Ek 3 - Mahkemece verilen kısa karar) şüphesiz Mahkemece hükmedilen bu tutarın %24,9’luk kısmından davacının bizzat sorumlu olduğunu, bu sorumluluğun hatırlatılması ve gerekli teminatın yatırılması konusunda davacı vekillerine 11/05/2021 tarihinde kısa karar gönderilmiş ise de kendilerince herhangi bir yanıt verilmediğini, (Ek 4 - 11/05/2021 tarihli e-mail) mahkeme kararının muhtemel kesinleşmesine müteakip İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/462 E. sayılı davasının davacısına ödenecek faiz, masraf, vekalet ücreti vs. tutarların %24,9’u davacının sorumluluğunda olduğunu, bugün itibarıyla bu tutarın en az 275.000 USD muadili olacağının öngörüldüğünü, davacı, ilgili dava dosyasındaki sorumluluğuna ilişkin olarak teminat yatırmaktan/ödeme yapmaktan da imtina ettiğine göre -hiçbir şekilde davacının müvekkilinden herhangi bir alacağı olduğunu kabul etmemekle beraber- vekil sorumluluğumuz çerçevesinde peşinen takas/mahsup definde bulunduklarını, bu kapsamda olası takas/mahsup tutarının netleşmesi ancak İstanbul Anadolu... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... E. sayılı dava dosyasının kesinleşmesi ve davacısına ödeme yapılması ile mümkün olacağından, bahsi geçen dosyanın işbu dava açısından bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, yine dilekçede tablo kapsamında kalan davalardan, İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E. sayılı dava dosyasında ilk derece Mahkemesi’nce 29/12/2020 tarihinde karar verilmiş olup Şirket’in yaklaşık 500.000 TL (yaklaşık 60.000 USD) ödemesi gerektiğine hükmedildiğini, (Ek 5 - Mahkemece verilen gerekçeli karar ve icra emri) şüphesiz bu tutarın da %24,9’luk kısmından davacının bizzat sorumlu olduğunu, bu sorumluluğun hatırlatılması ve gerekli teminatın yatırılması konusunda davacı vekillerine 12/03/2021 tarihinde gerekçeli karar gönderildiğini, (Ek 6 - 12/03/2021 tarihli e-mail) davacının vekilleri ise esasen sorumluluğu kabul etmekle beraber eldeki dava konusu sözde alacak nedeniyle ödeme yapılmayacağını beyan ettiklerini, (Ek 7 - 23/03/2021 tarihli e-mail) , mahkeme kararının muhtemel kesinleşmesine müteakip İstanbul Anadolu ...Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... E. sayılı davasının davacısına ödenecek faiz, masraf, vekalet ücreti vs. tutarların %24,9’u Davacının sorumluluğunda olduğunu, bugün itibarıyla bu tutarın en az 60.000 USD muadili olacağının öngörüldüğünü, davacı, ilgili dava dosyasındaki sorumluluğuna ilişkin olarak teminat yatırmaktan/ödeme yapmaktan da imtina ettiğine göre -hiçbir şekilde Davacının müvekkilinden alacaklı olduğunu kabul etmemekle beraber- vekil sorumlulukları çerçevesinde peşinen takas/mahsup definde bulunduklarını, bu kapsamda olası takas/mahsup tutarının netleşmesi ancak İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E. sayılı dava dosyasının kesinleşmesi ve davacısına ödeme yapılması ile mümkün olacağından, bahsi geçen dosyanın da işbu dava açısından bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, yine dilekçedeki liste kapsamında kalmak üzere, İstanbul Anadolu ... İş Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyasında da ilk derece Mahkemesi’nce davanın kabulüne karar verilmiş olup, işbu karar sonucu Şirket’in sorumlu olacağı tutarların %24,9’u Davacının sorumluluğunda olduğunu, aynı şekilde takas/mahsup defi ileri sürdükleri bu dosya kapsamındaki sorumluluğun da belirlenebilmesi için dava sonucunun mahkemece beklenmesi gerektiğini, dilekçedeki liste kapsamında olmamakla beraber, Şirket yöneticilerinden ..., Davacının yönetimindeki şirkette sigortasız şekilde istihdam edildiğini iddia ederek İstanbul ... İş Mahkemesi’nin ...E. sayılı davasını ikame ettiklerini, üstelik dosya kapsamında bizzat Davacının kararı nedeniyle bir süre sigortasız çalıştırıldığını iddia ettiğini, şüphesiz burada Şenol Kayıhan’ın iddiaları Davacının, Sözleşmenin 7/g maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğine işaret ettiğini, bu nedenle de “sigortasız çalıştırma” iddiası konusunda Şirket’in uğrayacağı tüm zararlardan davacının sorumlu olacağının doğal olduğunu, bu tazmin yükümlülüğü nedeniyle, Müvekkilince -yine Davacının alacağı olduğunu kabul anlamına gelmemek üzere- takas mahsup definde bulunulduğundan işbu davanın da sonucunun beklenmesi gerektiğini, dava dilekçesinde, Şirket’in Davacı ile...Grup arasında kurulan ortaklık neticesinde %25 Davacı, %75...Grup ortaklığı ile kurulduğu yazıldığını, öncelikle bu iddia tamamen yanlış olduğunu, Şirket, 1999 yılında ... Ailesi tarafından...Limited Şirketi ile unvanı ile kurulduğunu, davacının eşi de bir süre hissedar olduğunu, (Ek 8 - Ticaret Sicil Gazeteleri) müvekkilinin, Şirket’e dahli ise gerçekten 5 Kasım 2014 tarihinde imzalanan mübrez Ortaklık Sözleşmesi (“Ortaklık Sözleşmesi”) ile gerçekleştiğini, dolayısıyla ortada Davacı ile beraber kurulan bir şirket bulunmadığını, müvekkilinin halihazırda kurulu bulunan bu şirkete ortak olduğunu, (Ek 9 - 5 Kasım 2014 tarihli Ortaklık Sözleşmesi ve Davacı tarafından temin edilen tercümesi) tartışmasız mahiyetteki Ortaklık Sözleşmesi kapsamda Davacı’nın Müvekkilinden nasıl “hakim ortak” olduğunu iddia ettiğinin hiçbir şekilde Anlaşılamadığını, zira görünüşteki çoğunluk hisse Müvekkiline aitmiş gibi olsa da Şirket’in tüm temsil ve yönetim yetkileri duyulan geniş güven nedeniyle Davacıda toplandığını, müvekkilinin pozisyonunun tamamen yatırımcı ortak hüviyetinde kaldığını, hiçbir yönetimsel yetkinin Müvekkiline veya yönetim kurulundaki temsilcilerine verilmediğini, mübrez Ortaklık Sözleşmesi’nin 6.5 maddesine göre, Müvekkili tarafından atanan yönetim kurulu üyelerinin hiçbir temsil yetkileri olmadığını,tüm yetkinin davacıda olduğunu, 6.8. maddeye göre de bahsi geçen kararlar için davacının olumlu oyunun şart olduğunu, 7. maddeye göre, Şirket’in CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Davacı olduğunu, günlük işlerden de Davacının sorumlu olduğunu ve ...’nun atanması da ancak Davacıya danışıldıktan sonra mümkün olduğunu, görüldüğü gibi Davacı’nın “hakim ortak” tanımlaması ancak Davacının bizzat kendisi için mümkün olabileceğini, bu Ortaklık Sözleşmesi kapsamında müvekkilinin hakim ortak olmadığını, olsa olsa “yatırımcı ortak” olduğunun apaçık olduğunu, nitekim işlerin yürütümünde de Davacı, Şirket’in %100 ortağı gibi davrandığını, şekli raporlamalar haricinde Şirketi tamamen kendi inisiyatifi ile yönettiğini, bu çerçevede Şirket’e de sayısız zarar verdiğini, ancak işbu zararlardan kaynaklı davalar Şirket tarafından ikame edilecek olup işbu davanın konusu olmadığını, davacının düzenli şekilde gönderildiğini iddia ettiği finansal raporlar ise, aynı %24,9’luk hissenin satış fiyatı görüşmelerinde gönderilen finansal raporlar gibi Şirket’in gerçek durumunu yansıtmaktan çok uzak, “şişirilmiş” raporlar olduğunu, dikkat edilirse, Davacı düzenli raporlama yaptığından bahsetmekle beraber, bu raporlardan hiçbirini dilekçesine eklemediğini, gözden kaçabileceğini düşündüğünü, Oysa ki Davacı’nın münhasır yönetimindeki Şirket’ten gelen finansallara bakıldığında, bunların tamamen göz boyama amaçlı, gerçek verilerden alakasız, şirketin resmi defterlerinden farklı raporlar olduğunun anlaşıldığını, şirket’in yapısında CEO/Genel Müdür konumunda yıllarca bulunan Davacı, aynı zamanda ana Müvekkiline güvenerek yetkilendirdiği profesyonel yönetici olarak hareket etmekte ve ...ile birlikte tüm finans departmanına direktif verdiğini, şirketi tamamen “tek elden” davacının yönettiğini, Muhasebe kayıt ve raporlama sürecinde güçler ayrılığı ve kontrol fonksiyonunun hiçbir şekilde kurulmadığını, raporlamada tamamen Şirket performansının yüksek gösterilmesi için gelirin ve giderin kaydedilme zamanlaması ile oynandığını, Karlılığın arttırılması adına yıl sonlarında farazi ve fazla gelir tahakkuku yapıldığını, yazılması gereken giderlerin ise sebepsiz şekilde ötelendiğini, hisse devri görüşmeleri esnasında davacı tarafından verilen mali veriler kasten yüksek gösterilerek, şirket’in karlı bir şirket görüntüsü vermesi amaçlandığını, davacı, dava dilekçesinin birçok yerinde “mecbur” kalarak dava konusu hisse satış sözleşmesini imzalamış olduğuna yönelik beyanlara yer verdiğini, netice itibarıyla, dava konusu Sözleşme menkul mal niteliğindeki bir anonim şirket hissesinin iradi olarak satışından ibaret olduğunu, davacının Sözleşme’yi akdetmek için hiçbir mecburiyeti olmadığı gibi, izah edilecek yazışmalardan da anlaşılacağı üzere kendisi büyük bir “mutlulukla” Sözleşmeyi imzalandığını, dolayısıyla, davacının zorunda kalarak dava konusu Sözleşmeyi imzaladığına yönelik beyanlarının tümü hukuki değerden yoksun, gerçeklikten uzak olduğunu, Davacı, Sözleşmenin imzası esnasında bir irade sakatlığından bahsediyorsa, bunu açıkça dile getirmesi gerektiğini ya da nasıl “mecbur” kalarak bir Sözleşme imzaladığını izah etmesi gerektiğini, Aksine Davacı 03/06/2019 tarihli mailinde, satışı memnuniyetle kabul ettiğini açıkça yazdığını, (EK 10 - Davacının 03/06/2019 tarihli “memnuniyetle” satış yapmak istediğini gösterir e-mail) esasen Sözleşme müzakereleri de davacının iddia ettiğinin tam aksi şekilde gerçekleştiğini, Taraflar arasındaki Sözleşme öncesi müzakerelerinde davacı hiçbir zaman “mecbur” kalarak bir satış yaptığından bahsetmediğini, aksine yapılan yazışmalar tamamen Davacının yanlış finansal verilere dayanarak satış bedelini yükseltme çabası içinde olduğunu gösterdiğini, bu kapsamdaki başlıca yazışma, satış bedelinin nasıl hesaplanması gerektiğine yönelik olarak 12/04/2019 tarihinde gönderilen ve ekinde gerçek dışı finansal verilerin iletildiği e-mail olduğunu, Bu e-mailin içeriği ve ekindeki tablolar Bilirkişiler tarafından Şirketin gerçek verileriyle birlikte karşılaştırmalı olarak incelendiğinde Davacının nasıl bir plan dahilinde hatalı finansal verileri manipüle ettiği anlaşılacağını, (EK 11 - 12/04/2019 tarihli satış bedeline esas finansal verilerin Müvekkilimize iletildiği e-mail) yukarıdaki yazışmadan sonra da tarafların pazarlıklarının sürdüğünü, Davacının göndermiş olduğu dilekçedeki tablolara güvenilerek Davacıya 03/05/2019 tarihinde ekli e-mail ile teklifte bulunulduğunu, (EK 12 - 03/05/2019 tarihli teklif e-maili), davacı buna cevaben göndermiş olduğu 06/05/2019 tarihli e-mailde, müvekkilinin teklifinde dikkate alınan finansalların yanlış olduğunu, esas kendi belirttiği finansalların dikkate alınması gerektiğini açıkça beyan ettiğini, bu e-mailde Davacı açıkça 2018 yılı Şirket gelirinin 3.450.000 USD olduğunu, yine 2018 yılı Şirket EBİTDA’sının (FAVÖK) 448.283 USD olduğunu açıkça beyan ettiğini, Kendisinin bu beyanında güvenilmiş ise de sonradan bu beyanların çok yanlış olduğu anlaşıldığını, (EK 13 - Davacının Şirket finansallarını beyan ettiği 06/05/2019 tarihli e-maili) yukarıdaki mail silsilesinde görüldüğü gibi Sözleşme müzakerelerinin tamamen davacının temin etmiş olduğu finansallara güvenilerek ve bunlar üzerinden yürütüldüğünü, herhangi bir ek inceleme (due diligence) yapılmadığını, davacının beyanları esas kabul edilerek Sözleşmede yazılı bedel üzerinden anlaşma yapıldığını, nitekim Davacı da bu anlaşmayı “memnuniyetle” kabul ettiğini açıkça yazdığını, akabinde Davacıdan yalnızca Sözleşme’nin 7.
maddesi kapsamında genel “doğruluk” taahhüt, beyan ve tekeffülleri alındığını, sözleşmenin mübrez şekilde imzalanmasının ardından kısa bir süre sonra da hisse devri gerçekleştiğini ve Davacı’ya 750.000 USD ödendiğini, dava konusu sözleşme “genel işlem koşulu” sayılamayacağını, davacı, dava dilekçesinde Sözleşmenin TBK 20 vd. maddeleri uyarınca genel işlem koşulu sayılması gerektiğini iddia ettiğini, yukarıda özetlenen aşamalardan geçtikten sonra hazırlanan Sözleşme taslağı da 28/06/2019 tarihinde Davacıya e-mail ile gönderildiğini ve yorumları/soruları varsa dönüş yapması istendiğini, Sözleşmenin imzasından önce müzakere ile geçen 3 ay ve metin üzerinde de çalışmak için 20 gün Davacı gibi son derece tecrübeli bir iş insanı için fazlasıyla yeterli süreler olduğunu, ayrıca Davacıdan Sözleşmeyi incelemek için herhangi bir ek süre talebi vs. de olmadığını, dolayısıyla dava konusu Sözleşmeyi genel işlem koşulları olarak değerlendirmenin son derece hatalı olduğunu,(EK 14 - Sözleşme taslağının Davacı’ya gönderilmesine ilişkin 28/06/2019 tarihli e-mail) kaldı ki TBK 20. Maddesi hükmü uyarınca, “Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir.” denildiğini, dava konusu Sözleşmenin ise, münhasıran Davacı ile Müvekkili arasındaki hisse satışı için, bu işe özel olarak hazırlanmış bir sözleşme olduğunu, buna benzer başka bir sözleşme imzalanmadığı gibi ileride de hiçbir zaman kullanılmadığını, yukarıdaki yazışma trafiğinden de anlaşıldığı üzere Davacının esas hedefinin, satış bedelini istediği noktaya getirmek olduğunu, bunu da başardığını, burada özellikle 12/04/2019 tarihinde Müvekkiline gönderilmiş olan ve değerlemeye baz alınan finansal tablolara yeniden dikkat çekmek gerektiğini, hisse devri sonrasında Şirket’in, Marsh Sigorta ve Reasürans Brokerliği A.Ş. ile birleşmesi planlandığını, bu kapsamda birleşme süreci öncesi gerekli kontrollere başlandığını, ancak Şirket’in o dönemki çalışanlarından sürekli olarak finansal sistemlere giriş izni talep edildiğini ancak ne izin ne de herhangi bir bilgi alınabildiğini, (EK 15 - Şirket mali verilerine ilişkin bilgi istendiği fakat temin edilemediğine ilişkin 30/09/2019 tarihli e-mail) müvekkilince sürekli talep edilen verilere ancak Şubat/Mart 2020 döneminde finans departmanındaki çalışanların bilgisayarından ulaşılabildiğini ve birleşme sürecindeki finansal kontrol süreci ancak başlatıldığını, bilindiği üzere, global şirketlerde lokal mizan verileri üzerine yapılan raporlama düzeltme kayıtlarının girildiği çalışma dosyaları (amortisman, vergi, ertelenmiş vergi, gelir ve gider tahakkukları gibi kayıtlar bu dosya) raporlamanın esasını oluşturduğunu, olayda ise, Şirket grup raporlamasında (Müvekkilimizin incelediği raporlar ve satın almaya esas finansal sonuçları gösterdiğini düşündüğü raporlar) satış gelirleri, lokal cari sistemler üzerinden farazi gelirler yaratıldığını ve bu gelirler gerçekte bulunmayan bir reasürör hesabı üzerinden muhasebeleştirildiğini, detaylı şekilde izah etmek gerekirse, Şirket Bilançosunun incelenmesinde, zorunlu defterlerden silindiğini ve IFRS hesaplarında/raporlarında
bulunan Komisyon Alacakları hesabında bulunan 4,4 milyon TL’lik bir komisyon alacak kaydı bulunduğunu, bu gelirin kimden ve neden dolayı beklendiği Davacı ve ekibine sorulduğunu, böylece araştıra araştıra Davacı’nın Şirket mali verilerini şişirme planı gün yüzüne çıkartıldığını, anlaşılır bir şekilde izah etmek gerekirse, Davacı tarafından yasal defterlerde ve raporlamalarda Aralık/2018’de farazi ve hayali bir gelir tahakkuku yaratıldığını, Sonrasında, Şubat/2019’da yasal defterlerdeki bu kayıtlar tamamen silindiğini, (2018/4. Dönem geçici vergi çalışmaları nedeniyle), lokal mizandan da çıkarıltıldığını, Fakat bu farazi alacaklar Müvekkilinin baktığı IFRS raporlama sisteminde “komisyon alacakları” kalemine taşınarak, bilançodaki alacak kaydı Müvekkilini yanıltmak amacıyla muhafaza edildiğini, IFRS bazlı inceleme yapıldığından bu manipülasyonun o zaman anlaşılması neredeyse imkansız olduğunu, yasal defterlerden silinen bu alacak kalemleri ve gelirler, IFRS raporlama sistemindeki gelir tahakkuklarından silinmediğini, gelire negatif etkisi de yansıtılmadığını, Sanki halen bir komisyon alacağı varmış gibi IFRS bilançoda durmaya devam ettiğini, Oysa ki IFRS bilançosunda da bu düzeltme yapılmış olsaydı, gelirlerde çok önemli bir düzeyde azalma meydana geleceğini, bu durum da Şirket’in satışa esas kabul edilen ...’sı olması gerektiği düzeyine yaklaşacağını ancak davacı şirketi parlatmak adına bu düzeltmeyi asla yaptırmadığını, sonradan yapılan incelemelerde ulaşılan sonuçlara göre, tüm diğer düzeltmelerin de yapılması halinde Şirket’in gerçek değerlemesinin Satış Sözleşmesi’nde kararlaştırılan bedelin ancak yarısı olabileceğinin anlaşıldığını, şirket’in finansallarında dikkat çeken diğer bir husus da...Merkez ofis tarafından her yıl bütçelenen ve lokal şirketlere yansıtılan global yansıtma faturaları uzun yıllar boyunca sadece raporlama dosyasında global raporlara düzeltme kaydı olarak yansıtıldığını ancak faturalar temin edilerek yasal kayıtlara alınmadığını ve ödenmediğini, Hal böyle iken hisse devri müzakerelerinde, Davacı, Müvekkiline sağladığı katma değerler arasında bu gider kalemini de gösterdiğini, (EK 16 – Faturalar ve gider belgeleri) yaklaşık 1 Milyon GBP tutarındaki toplam yansıtma faturaları, esasen önceki hesap dönemlerinde hesaplara alınması gerekirken, 2020 Şubat döneminde ... Finans departmanı tarafından...İngiltere ofisinden temin edilerek sorumlu sıfatı ile KDV hesaplanmış ve kayıtlara alındığını, Faturaların daha önce kayıtlara alınmaması ile ilgili Davacı bu faturaları kayıtlara alma ve ödeme konusuna itiraz ettiği belirtildiğini ancak somut bir gerekçe ileri süremediğini, sonrasında, zorunlu olarak Şirket’te (Şubat 2020 döneminde) nakdi sermaye artışı yapılarak hem daha önce tahsil edilip sigorta şirketlerine aktarılmamış prim tutarları üzerinden harcanan müşteri paraları yerine konulduğunu hem de yaklaşık 1 milyon GBP tutarındaki global yansıtma faturaları ödendiğini, burada da giderlerin zamanında kaydedilmemesinden kaynaklı hem kur farkı hem de vergisel zarar oluştuğunu, (Faturalar döneminde kaydedilmediği için kanunen kabul edilmeyen gider olarak Kurumlar vergisinde dikkate alınmıştır.) Mayıs 2020 döneminde yoğunlaşan şüpheler üzerine...Türkiye CFO su ...’dan Şirket’in finansal verilerindeki farklılıklar konusunda açıklama istendiğini, ... ise, dilekçe ekinde mahkemeye sunulan cevabı göndererek yaratılan fazla gelir tahakkukunu kabul ettiğini, (EK 17 - ...’ın 21/05/2020 tarihli e-maili ve ekindeki tablolar [mailin ekindeki XML tablolar harici bellek içinde sunulmuştur) ..., 21/05/2020 tarihli e-mailinde aynen şu ifadelere yer verdiğini;“Aralık 2018 de tahakkuk yolu ile girilen gelirlerin bir kısmı tahakkuk tutarı kadar, bir kısmı da farklı tutarlarda gerçekleşti. Bunun yanı sıra tahakkuk yapıldığı halde gerçekleşmeyen işler de oldu. Tahakkuk yolu ile gelir yazılan tüm işler 2019 yılı içinde peyderpey gerçekleştikçe ilgili gelir kayıtları oluşturuldu ve tahakkuklar iptal edildi. Ancak, detaylarını aşağıda açıklayacağım teknik ve sehven oluşan hatalardan dolayı tahakkuk iptallerinin lokal kayıtlara yansırken HFM kayıtlarına yansımadığını sizin mailiniz üzerine yapmış olduğum inceleme ile tespit edebildim. Zira gerek Nisan 2019 – Nisan 2020 döneminde mevcut sorumluluklarımın üzerine, personel alımlarının durdurulması sebebiyle üstlenmek zorunda kaldığım yurtdışı raporlama işi gerekse...bünyesinde (Marsh’ta olduğu üzere) aylık bir bilanço mutabakatı istenmediğinden böyle bir çalışma yapma fırsatım olmamıştı. Çalışmam neticesinde gerekli reasürans kayıtları oluşturulduğu ve muhasebe transferleri yapıldığı halde üretim raporuna yansımayan toplamda 4,080,180 TL tutarında (2020 bütçe kuru ile yaklaşık USD 687K) bir tahakkuk iptali olduğunu gördüm…” dolayısıyla sehven oluşan bu hata sebebiyle, lokal muhasebe kayıtlarına yansıdığı halde ... (yurtdışı raporlamada) de gözükmeyen TRL 4,080,180 tutarındaki tahakkuk iptalinden kaynaklanan düzeltme işlemini teyit ettiğimi ve onayladığımı bildirmek isterim…..” görüldüğü gibi Şirket’in CFO’su yasal defterlerden silinen Aralık 2018 dönemi gelir tahakkuklarının varlığını teyit ettiğini, Şirket’in satış hacmi ve finansallarına oranla oldukça yüksek tutarda olan ve güya “gözden kaçırılan”, Excel, makro ve teknik birtakım bahanelerle açıklanmaya çalışılan bu durumun tek sebebi Şirket’in Müvekkiline karşı adeta parlatılması olduğunu, aşağıda izah edileceği gibi, bu durum hem “sözleşmeye aykırılık” hem de “ayıp” teşkil ettiğini, sözleşmenin 7.1.d maddesine de Davacı ve Davacı adına verilen tüm verilerin doğru, gerçek, eksiksiz ve yanıltıcı olmadığı açıkça taahhüt edildiğini, bu taahhüt kapsamında, “kapanış” olarak planlanan aşamanın da tamamlanmasıyla, hisse devri gerçekleştiğini ve Davacı’nın Şirketteki %24,9 oranındaki hissesi müvekkiline geçtiğini, ne var ki davacının tablolar üzerindeki bağımsız taahhüdün de yerine gelmediğinin sonradan anlaşıldığnı, davacı tarafından yapılan / yaptırılan raporlamalar ile gerçek müşteri hesapları üzerinden cari sistemler vasıtasıyla gelir tahakkuku girilip, gerçekleşecek gelirin çok üzerinde, hatta bazı müşteriler için 2 katı civarında gelir tahakkuk edildiğini ancak bu gelirlerin gerçekleşmediğini, aslında gerçekleşme ihtimalinin de olmadığı sonradan anlaşıldığını, (EK 18 - Finans analiz çalışmaları) şirket’in önceki yıllarda da var olan geliri erken raporlama eğilimi olmakla beraber özellikle satış öncesi son yıl olan 2018 kapanışında, ekli tablolardan da görüleceği gibi, Şirket’in aşırı karlı gözükmesi adına özellikle komisyon paylaşım giderlerini ötelediğini, gerçekleşmesi mümkün olmayan gelirleri ise sonradan çıkarmak üzere ve müvekkilini yanıltmak kastıyla tablolarına eklediğinin anlaşıldığını, Ötelenen komisyon giderlerinin en göze çarpan örneğinin, ...Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti.’ne kazanılan komisyonun tamamının geri ödenmesi olduğunu, tacirliğin doğasına da aykırı şekilde ... Bölgesi Çimento San. Ve Tic. A.Ş. (...) & ... Mahsülleri ...A.Ş.’den (...) kazanılan tüm gelirler aradaki aracıya bırakıldığını, gelir yazımı 2018 yılında iken, yazılan gelirin tamamı (%100) 2019 yılında yeniden geriye dönük sözleşme ile sonradan aracı şirkete ödendiğini, bu gider için karşılık da ayrılmadığından Şirket’in gelir tablosu gerçek dışı şekilde şiştiğini, (Ek 19 : Komisyon Gider Belgesi) delil listesi ile birlikte sunulmakta olan Müvekkiline sunulmuş yanıltıcı raporlar ile mahallinde yapılacak bilirkişi incelemesi esnasında tespit edilecek sair raporlar; Şirket’in gerçek finansal durumu, satış rakamları, asıl müşterilerden elde edilen gelirler ile birlikte karşılaştırmalı olarak incelendiğinde 2017 yılından bu yana Müvekkiline gönderilen raporlardaki finansalların doğru raporlanmadığını ve gerçek durumu yansıtmaktan çok uzak olduğunun anlaşılacağını, aşağıda detaylı şekilde izah edilecek süreç çerçevesinde Şirket’in Davacı tarafından görevlendirilen CFO’su ... tarafından gönderilen 21/05/2020 tarihli e-postasında, söz konusu “IFRS tablolarına hayali gelir yazma” durumunun ikrar edildiği açıkça görüldüğünü, Örneğin 2017-2018 yılı gelirleri konusunda, Şirket’in beklenen gelir olarak yazdığı aşağıdaki tabloda yer alan gelirlerin önemli bir kısmının gerçekleşmediğini, Şirket’in yasal defterlerinden gerçekleşmeyen gelirleri çıkardığı halde, IFRS sistemlerinde tutmaya devam ettiğinin anlaşıldığını, örneğin önemli gider kalemlerinden 2018 yılı takdimci ücretleri konusunda, bunların yazılması gereken şekil ve zamanda kaydedilmediğinin anlaşıldığını, 2020 yılında yapılan değerlendirmeler sonucunda dilekçedeki tabloda yer alan kalemlerin Şirketi karlı göstermek amacıyla ötelendiğinin anlaşıldığını, aynı amaçla dilekçdedeki tabloda yer alan yurtdışı faturaların ödenmesi gereken KDV giderleri kayıtlara alınmayarak Şirket karlı gösterilmeye çalışıldığını, Özetle, Davacının tüm finansalların 2017-2018-2019 yılları boyunca Müvekkili ile paylaşıldığını, bu nedenle de tüm bilgilerin müvekkilinde mevcut olduğu iddiası gerçekle bağdaşmadığını, çünkü Davacı kendisine duyulan güveni suiistimal ederek, çok planlı ve yıllara sari bir
şekilde Şirketin gelirlerini şişirdiğini, giderlerini ise sürekli erteleyerek gerçekten çok farklı finansal tabloların oluşmasını sağladığını, bu nedenle aynı amaçla hazırlanan yanıltıcı finansal tabloların, önceki dönemlerde müvekkili ile paylaşılmış olmasının Davacının sorumluluğunu yerine getirdiğini ve müvekkilinin Şirket’in finansalları hakkında bilgi sahibi olduğunu göstermekten ziyade, 2014 yılında imzalanan Ortaklık Sözleşmesini de ihlal ettiğini gösterdiğini, yukarıda kısaca özetlenen bulgulara ilişkin ilk sinyallerin gelmesinin akabinde, yoğunlaşan şüpheler nedeniyle hisse alım süreci ve Şirket değerlemesi süreçlerinin bağımsız denetime tabi tutulmasına karar verildiğini, böylece ortada gerçekten insani bir hata mı yoksa planlı bir Şirketi parlatma harekâtı mı olduğunun anlaşılmasının hedeflendiğini, bu çerçevede gelir ve gider kalemleri, grup raporlaması ve yasal kayıtlar incelenmiş olup bulgular neticesinde Davacının hisse bedelinde kullanılan finansalların olması gerektiği gibi raporlanmadığı, hem gelir fiktif olarak arttırıldığı hem de giderlerin fiktif olarak ötelendiği, saklandığı ayrıca gelir veya giderin raporlandığı dönem açısından da sorunlar olduğunun anlaşıldığını, yapılan hesaplamalar neticesinde gelir–gider farkı dikkate alındığında nette gelir olarak fazladan raporlama yapıldığını, bunun insani bir hata ile mümkün olmadığının anlaşıldığını, sözleşme görüşmelerinde ele alınan katsayı (FAVÖK/EBITDA çarpanı) sabit tutularak, yeniden yapılan hesaplama sonucunda, Davacı tarafından gönderilen kayıtlar baz alınarak yapılan hisse bedelinin olması gereken hisse bedelinden iki kat fazla olduğunun anlaşıldığını, müvekkili tarafından burada her kurumsal şirketin yapması gerektiği gibi konusunda uzman ve tarafsız bir kurum/denetçi tarafından incelenmesi için ...A.Ş. (... & ...) ile irtibata geçildiğini ve Özel Kapsamlı inceleme ve bağımsız görüşleri talep edildiğini,...’ın (... Bağımsız Denetim) uzmanları tarafından yapılan detaylı hesaplama ve hazırlanılan raporda da Müvekkilinin şüpheleri teyit edildiğini, bağımsız denetim şirketi tarafından hazırlanan rapora göre, Şirket finansallarında yapılan oynamalar neticesinde ortaya çıkan karşılaştırmalı tablo dilekçede bulunmakta olup satış bedeli hesaplamasına esas alınan 2017-2018 döneminde toplam FAVÖK farkı 3 milyon TL dolayında olduğunu, (Ek 20 – ... tarafından hazırlanan bağımsız denetim raporu) bu durumda aynı çarpan oranları dikkate alındığında, olması gereken azami satış bedeli dilekçedeki tabloda da izah edildiği gibi 768,102 USD olabileceğini, bunun üstündeki satış bedelinin gerek “Sözleşmeye aykırılık”,
gerekse de “ayıp” nedeniyle Müvekkilinden talep edilmesinin mümkün olmadığını, Sözleşme kapsamında Davacının hem açık ve bağımsız garanti taahhüdünü ihlal ettiğini hem de ayıplı mahiyetteki Şirket hisselerini Müvekkili değerinin yaklaşık iki katına sattığını, bu nedenle de Müvekkilince hem “Sözleşmeye aykırılık” hem de “ayıp” hukuki temellerine dayanıldığını, davacının sözleşmeye aykırı hareketleri nedeniyle müvekkilinin (müspet) zararları sözleşme bedelinden mahsup edilmesi gerektiğini, borcun tam ve doğru şekilde ifasına, “borcun gereği gibi ifası” denildiğini, borcun gereği gibi ifası, borçlanılan edimin, ifa tarz ve unsurlarına yani ifanın taraflarına, yer ve zamanına, miktar ve niteliğine uygun olarak eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi olduğunu, bu şart ve unsurlara uygun olmayan bir ifa, ifa olarak tanımlanamayacağı için “borcun ifa edilmemesi” söz konusu olacağını, TBK m. 123-126 hükümleri, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde bir tarafın asli edimi bakımından borçlu temerrüdüne düşmesi halinde karşı tarafa (alacaklıya), temerrüdün genel sonuçlarına göre ek imkânlar tanıdığını, TBK m.125 ile alacaklıya, ifa ve gecikme tazminatı dışında borcun ifasından vazgeçip, ifa etmeme nedeniyle tazminat isteme veya sözleşmeden dönme haklarını tanıdığını, bilindiği gibi hukukumuzda, borçlunun aleyhine bir kusur karinesi mevcut olduğunu, borçlu, ancak kusursuz olduğunu ispat etmek suretiyle bu karineyi çürütebileceğini, Müspet zarar, alacaklının borçlanılan edimin sözleşmeye uygun olarak ifa edilmesine ilişkin menfaatinin gerçekleşmemesi sebebiyle uğradığı Zarar olduğunu, Borca konu edim sözleşmeye uygun ifa edilmiş olsaydı alacaklının malvarlığının içinde bulunacağı durum ile borcun ifa edilmemesi halindeki mevcut durumu arasındaki farkın “müspet zarar” olarak tanımlanacağını, İfa etmeme nedeniyle alacaklıya tanınan tazminatın konusunu alacaklının ifadaki menfaati oluşturacağını, müspet zararın tazmini ile amaçlanan sadece alacaklının edimin ifa edilmesine ilişkin menfaati olmadığını, nitekim yalnızca bu amaç olsa idi ifa edilmeyen edimin değerinin tazmini yeterli olacağını, Oysaki burada asıl amaçlanan; alacaklının edimin tam ve doğru diğer bir deyişle, sözleşmeye uygun olarak ifa edilmesine ilişkin menfaati olduğunu, yukarıdaki teorik bilgilerin ışığında, dava konusu Sözleşmeye bakıldığında, aşağıdaki bağımsız garanti taahhüdünün Davacı tarafından açıkça ve yıllara sari şekilde ihlal edildiği anlaşıldığını, Sözleşmenin aynen alıntısı yapılan maddesinden de anlaşıldığı üzere, Davacı hiçbir koşul ve şart olmaksızın Sözleşmeden önceki üç yıllık süreçte müvekkiline verdiği tüm bilgi, belgelerin, olayların hem zamanında hem de Sözleşme anında gerçek, doğru, tam ve yanıltıcılıktan uzak olduğunu taahhüt ettiğini, işbu maddenin geçerliliğinde de herhangi bir tartışma olmadığını, 7. Madde çerçevesinde Davacı tarafından verilen garantilerin asli borç mahiyetinde olduğunu, bunların ihlali halinde Davacı’nın sorumluluğunun doğacağının da Sözleşme’nin 7.2. maddesinde düzenlendiğini, aynı şekilde Sözleşmenin aşağıda yer alan 7.3. ve 7.4 maddeleri de Davacı’nın tekeffül ettiği Şirket finansallarının doğruluğu konusunda herhangi bir ihlal bulunması halinde, Davacının buradan kaynaklı zararları tazmin etmesi gerektiğini düzenlediğini, müvekkilinin Davacı’nın ihlalleri nedeniyle uğradığı zararın başında, esasen Davacı’nın taahhüt ihlali olmasaydı, Bağımsız Denetim Şirketi tarafından tespit edilen Şirketin (Davacı hissesine tekabül eden) değeri ile Sözleşmede yazılı -şişirilmiş- değeri arasındaki farkın, müvekkilinin sözleşmenin ihlali nedeniyle uğradığı başlıca müspet zararı olduğunu, davacı hissesinin Sözleşmede yazılı tutarı olarak 1.500.000 USD belirlendiğini, ...’ın yaptığı objektif bağımsız denetim sonrasında ise taahhüt ihlalleri olmasaydı, yani Şirket finansalları şeffaf bir şekilde paylaşılmış olsaydı, davacı hissesinin sözleşmede uygulanılan sisteme sadık kalınarak azami 768.000 USD edebileceğinin saptandığını, dolayısıyla 1.500.000 USD – 768.000 USD = 732.000 USD müvekkilinin davacının taahhüt ihlalleri nedeniyle uğramış olduğu müspet zarar kalemlerinden biri olduğunu, bununla birlikte, davacının taahhüt ihlalleri nedeniyle yapılan bağımsız denetim giderleri de doğrudan davacının sözleşmeyi ihlaline bağlı olduğunu, bu kapsamda, ... A.Ş.’ye söz konusu inceleme için ödenen 26.763 EUR'nun da müvekkilinin tazmini gereken alacak kalemlerinden olduğunu, aşağıda izah edilecek “ayıp” hukuki argümanın yanı sıra, davacının sözleşme’de yer alan beyan ve taahhütlerini ihlal etmiş olması nedeniyle Müvekkilince en az 732.000 USD borçlu olduğunu, dolayısıyla, Sözleşmedeki 1.500.000 USD’lik hisse satışından halihazırda 750.000 USD’yi tahsil etmiş olan davacıya yukarıda izah edilen mahsuplar da dikkate alındığında müvekkilinin herhangi bir borcunun kalmadığını, aksine müvekkilinin alacaklı olduğunu, finansal raporlardaki gerçeğe aykırılıklar aynı zamanda ayıp da teşkil etmekte olup indirilmiş bedel dikkate alındığında müvekkilinin herhangi bir borcunun olmadığını, devredenin ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun varlığı, bu konuda sözleşmede açık bir beyanının bulunmasına bağlı olmadığını, bununla birlikte dava konusu hisse devrinin şirkette doğrudan bir yönetim değişikliğine yol açtığını, zira davacının mevcut %24,9 hissesine karşın, adeta %75 hissedar tüm yönetim, karar alma ve temsil yetkilerini doğrudan şahsında topladığının yukarıda açıklandığını, dolayısıyla davacının, dava konusu hisse devrinin Şirkette yönetim değişikliğine yol açmadığı gerekçesiyle ayıp hükümlerinden istifade edilemeyeceğine yönelik doktrin görüşlerinin de olay açısından uygulanabilirliğinin olmadığını, dava konusu hisselerinin satın alınması/devralınması işleminin, asla görünüşteki hisse devri ile sınırlı kabul edilmemesi gerektiğini, bu tür bir hisse satımında satım konusu şirketin esasen yönetim, idare ve temsil haklarının toplandığı imtiyazlı paylar olduğunu, bu sebeple anonim ortaklığın mal varlığına dâhil olan tüm unsurların; ortaklığın aktifleri, pasifleri ve bu arada işletmeleri dolaylı yoldan da olsa yapılan işlemin içinde olduğunu, dolayısıyla nasıl ki, işletmenin devrinde devreden/satıcı, işletmenin genel yapısı itibarıyla “ayıba karşı tekeffül” hükümleri ile bağlı olduğunu, anonim ortaklığın devrinde de devredenin, aynı yükümlülüğe tabi olduğunu, hisse devrinin, kontrol devri şeklinde olması durumunda, devredenin ...ortaklığın mal varlığı durumuna yönelik “tekeffül sorumluluğu”, ayrıca bir taahhütte bulunması gerekmeksizin, kanunen ortaya çıkacağını, zira bu ihtimalde devir konusu olan, anonim ortaklık olduğunu, diğer bir ifadeyle, ayıplardan sorumluluk da tasarruf işleminden değil, borç doğurucu işlemden kaynaklanan bir sorumluluk olduğu için her iki devri yönteminde de satıcının ayıplardan sorumluluğunun temeli borç doğurucu işlem olduğunu, borç doğurucu işlemin konusunun da ticari işletmenin kendisi olduğunu, buradan hareketle ayıp kavramının ticari işletmenin kendisine yönelik olması gerektiği sonucuna ulaşabileceğini, özetle, birleşme devralmalarda ayıbın, sözleşme konusu “şey”in sahip olması gereken (yani sözleşme ile kararlaştırılmış olan veya objektif olarak taşıması gereken) nitelikleriyle, teslim edilen nitelikler arasındaki fark olduğunu, davacının gerek Kasım 2014 tarihli Ortaklık Sözleşmesi çerçevesinde paylaştığı finansal verilerin, gerekse de sözleşme öncesi fiyat görüşmeleri esnasında satış bedeline esas olması için verdiği finansal tabloları ile gerçek durum arasında iki kat fark bulunmadığını, davacının yılda 100 TL kazandığına yönelik finansal tablolar ürettiği Şirketin, esasen 50 TL kazandığını ve tablolarda hayali gelirler yaratıldığını, gerçek giderlerin gizlendiğini, ötelendiğini, buna rağmen, davacının işletmenin bütününü ilgilendiren bir ayıp olmadığından, hisselerin mülkiyetinin devredildiğinden söz etmesinin, paylaşılan finansal verilerin doğruluğunu savunmasının hayret verici olduğunu, ... raporunda gösterilen bedele uygun olarak satış bedelinin 732.000 USD indirilerek, 768.000 USD olarak kabulünün zorunlu olduğunu, Bu durumun kabulü halinde, “sözleşmeye aykırılık” konu başlığı altında zikredilen 732.000 USD’lik zarar oluşmayacak ise de Müvekkilinin 26.763 EUR’luk denetim raporu masraflarına ve ilk bölümde izah edilen davalara yönelik takas/mahsup taleplerinin devam edeceğini, ayıp ihbarı gerekli olmamasına karşın bağımsız denetimi raporunun düzenlenmesinin hemen akabinde davacıya hem ayıp hem de sözleşmeye aykırılık bildirimi yapıldığını, davacı, Şirketin adeta bir sigorta şirketi gibi denetlendiğini, kamu otoriteleri tarafından herhangi bir bulgu saptanmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava , şirket hisse payının devri nedeniyle alacak istemine ilişkindir.
DELİLLER: Davacı ile davalı arasında imzalanan 05 Kasım 2014 tarihli ortaklık sözleşmesi, 17/07/2019 tarihli hisse alım satım sözleşmesi, sicil kayıtları ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi suretleri, davalı tarafından davacıya gönderilen 24/07/2020 tarihli e-posta, davacı tarafından gönderilen e-postalar, ihtarnameler, davalı tarafından bağımsız denetim şirketinden alınan denetim raporu, ticari defter ve belgeler, bilirkişi incelemesi.
Davaya konu olan , 17/07/2019 tarihli hisse alım satım sözleşmesi incelendiğinde, davacının satıcı konumunda, davalının ise alıcı konumunda olduğu, davacının ...Ticaret Siciline kayıtlı bir AŞ olan ...ve ...AŞ 'nin hissedarlarından biri olduğu, satıcı - davacının şirketin %24.9 oranında hissesine sahip olduğu, sözleşmenin konu ve amaç başlıklı 2.maddesine göre satıcının hisselerinin tamamını alıcıya satmayı kabul ettiği, alıcınında söz konusu hisseleri devir almayı kabul ettiği,
Sözleşmenin 4.1 Satıcı için Ücret Başlıklı Maddesinde "Şirket'teki satışa konu hisseler için ödenecek toplam ücret 1.500.000 USD (Bir Milyon Beş Yüz Bin Amerikan Doları) tutarında olacaktır " denildiği,
Sözleşmenin 4.2 Ödeme Başlıklı maddesinde "Madde 6.3 (Satıcının Kapanış İşlemleri) altında listelenen belgelerin sunulması üzerine , alıcı, burada belirtilen ödeme planına göre Satıcı'nın ücretini ödemek üzere bankaya geri alınamaz bir ödeme talimatı iletir: (i) Kapanış tarihinde 750.000 USD, (ii) Kapanış tarihinin birinci yıl döneminde 375.000 USD, (iii) Kapanış tarihinin üçüncü yıl dönümünde 375.000 USD, (iv) Madde 4.2 (a) (ii) ve 4.2 (a) (iii) altındaki ödemeler, ABD Devletler Tahvilleri'ne bileşik bazda uygulanan yıllık (1 yıl) ortalama faiz oranı uyarınca uyarlanır. (v) Madde 4.2 (a) (ii) ve (a) (iii) kapsamındaki ödemelerin zamanlaması, Satıcı'nın Kapanış tarihinden sonraki 24 ay boyunca iş bu sözleşmenin 10. Maddesi (Kısıtlayıcı hükümler) altında düzenlenen yükümlülüklerini ihlal etmemesi koşuluna tabidir. Satıcının kapanış tarihinden sonraki 24 ay içinde iş bu sözleşmenin 10. Maddesi altındaki yükümlülüklerden herhangi birini ihlal etmesi durumunda 4.2 (a) (ii) ve 4.2 (a) (iii) altındaki tüm ödenmemiş taksitlerin ödenmesi 3 (üç) yıl daha ertelenecektir. (Örneğin madde 4.2 (a) (iii)'teki ödeme kapanış tarihinin altında yıldönümü yapılılır). (vi) Faiz, 4.2 (a) (v) maddesi kapsamında belirtilen herhangi bir uzatılmış erteleme süresi için ödenmeye devam edecektir. Buna göre, erteleme ödemeleri ABD Devlet Tahvilleri'ne bileşik bazda uygulanan yıllık (1 yıl) ortalama faiz oranı uyarınca uygulanır. (Örnegin, ortalama faiz oranının ilk 3 yıl boyunca yılda %1 olduğunu varsayarsak, ertelenmiş ödeme 1 şekilde uygulanacaktır: 1.01 x 1.01 x 1.01 = 1.030301) (vii) Tüm ücretler ve işleyen faizler , satıcının burada belirtilen banka hesabına USD cinsinden ödenecektir " denildiği,
Sözleşmenin Ön Koşullar başlıklı 5.1 Maddesinde "......, 5.5 Maddesinde Bu Sözleşme Kapanış'ta aşağıdaki koşulların yerine gelmesine bağlıdır , (a) Beyan ve Tekeffüller'in ihlali de dahil olmak üzere bu Sözleşme'deki şartların ihlal edilmemesi ve tüm Beyan ve Tekeftüller'in Kapanış'ta veya Kapanış itibariyle herhangi bir esaslı açıdan doğru ve gerçek olması ve yanıltıcı olmaması...." denildiği,
Sözleşmenin Kapanış Başlıklı 6.1 Maddesinde "İşbu Sözleşme'nin hüküm ve koşullarına tabi olmak üzere, işbu Sözleşme'de öngörülen Kapanış (“Kapanış”), madde 5'teki tüm Ön Koşullar'ın yerine geldiği tarihte veya madde 5'te belirtilen tüm Ön Koşullar'ın yerine gelmesi veya bunlardan feragat edilmesi üzerine Taraflar tarafından karşılıklı olarak mutabık kalınabilecek, ancak Şirket merkezindeki veya Taraflar tarafından karşılıklı olarak mutabık kalınan başka bir yerde gerçekleşen İmza Günü'nden en geç 5 (beş) İş Günü sonraki bir tarihte gerçekleşecektir. Kapanış'ın gerçekten gerçekleştiği tarih, bu Sözleşme'de “Kapanış Tarihi” olarak anılmaktadır." denildiği,
Sözleşmenin Satıcının Beyan ve Tekeffülleri başlıklı 7.maddesinde "satıcı , burada belirtilen ifadelerin her birini (satıcının beyan ve tekeffülleri) imza tarihi itibari ile doğru ve gerçek olduğunu, alıcıya ve şirkete karşı tek başına beyan, taahhüt ve garanti eder" aynı maddenin 7/d bendinin başlığının Bilgilerin doğruluğu şeklinde olup, "(i) Kapanış Tarihi'nden önceki 3 (üç) yıl içinde ortaya çıkan ve işbu Sözleşme'ye giden müzakereler sırasında Satıcı tarafından veya Satıcı adına Alıcı'ya verilen herhangi bir olgu, konu veya durumla ilgili tüm bilgiler önceden, verildiğinde ve şu an doğru, gerçek ve eksiksizdir ve yanıltıcı değildir." "(ii) Satıcı, Alıcı'ya bildirseydi, Alıcı'nın İşbu Sözleşme'nin şartları (fiyatı dahil) uyarınca İşlem'i yapma isteğini makul ölçüde etkilemesi beklenebilecek herhangi bir olgu, Konu veya durumdan haberdar değildir." denildiği, bu maddenin devamında bir çok bent altında satıcının sattığı şirket hissesi ile ilgili vergi, mali veriler gibi hususlarda davalı tarafa verdiği bilgilerin doğru olduğu hususunda ayrıntılı düzenleme olduğu görülmüştür.
Sözleşmenin Uyuşmazlık Başlıklı h bendinde; "(i) Satıcı'nın sorumluluğu altında olan aşağıda listelenen davalar haricinde, Şirket'in dahil olduğu (hukuki, cezai, idari veya başka bir şekilde) herhangi bir dava veya tahkim yargılaması yoktur ve beklemede olan herhangi bir takip yoktur veya Satıcı'nın haberdar olduğu kadarıyla Şirket tarafından bu şekilde açılan veya Şirket aleyhinde tehlike bulunan herhangi bir takip yoktur ve Satıcı'nın haberdar olduğu kadarıyla (duruma bağlı olarak) Şirket'in bir yetkilisi, müdürü veya üst düzey yöneticisinin gerçekleştirdikleri faaliyetlerle bağlantılı olarak Şirket'in herhangi bir yetkilisi, müdürü veya üst düzey yöneticisi hakkında bekleyen veya böyle bir tehdit olan bir dava yoktur." (ii) Satıcı, aşağıda listelenen davalar nedeniyle Şirket'in olası olumsuz sonuçlarını ve kayıplarını, Şirket'teki payı oranında (%24,9) geri ödeyecektir. 1- Davacı ...Sigorta A.Ş. Davalı Şirket İstanbul Anadolu ...Asliye Ticaret Mahkemesi ...E., 2- Davacı ... Sigorta A.Ş. Davalı Şirket İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi ...2 E., 3- Davacı... Davalı Şirket İstanbul Anadolu .... İş Mahkemesi ...E., 4- Davacı ... Sigorta A.Ş. Davalı Şirket İstanbul Anadolu...İcra Mahkemesi... E., 5- Davacı ...Sigorta A Ş. Davalı Şirket İstanbul... Asliye ...Ticaret Mahkemesi ... E. "7.2 Maddesinde "Satıcı, Satıcı'nın Beyan ve Tekeffülleri'nin ana yükümlülüklerinin (asli borç) bir parçası olduğunu ve bunların ihlalinin herhangi bir hasar oluşursa Satıcı'nın yükümlülüğünü tetiklediğini beyan ve taahhüt eder. Satıcı'nın Beyan ve Tekeffülleri ve bağımsız garantileri için, ayıp sorumluluğuna (ayıptan sorumluluk) ilişkin TBK (özellikle 223 ve 231. maddeler) ve TTK (özellikle 23. Madde) hükümleri ve ayıp sorumluluğuna ilişkin ilgili bildirim süreleri ve zamanaşımı süreleri uygulanmaz." denildiği,
7.3 maddesinde, "Alıcının, niyeti işe yatırım yapmak olduğu için , satıcının beyan ve tekeffüllerinden herhangi bir ihlal veya sapma , satıcının sorumluluğunun, TBK'nun 112 maddesi anlamında satıcının bilgi ve hatasından (kusur) bağımsız olması şartı ile ihlal teşkil eder." denildiği,
7.4 maddesinde " Satıcı, satıcının beyan ve tekeffüllerinin ihlalinden veya ilgili olarak doğrudan veya dolaylı olarak kaynaklı tüm masraflar , kayıplar veya zararlardan (alıcının seçimine bağlı olarak ) alıcı ve/veya şirketin zararsız tutar ve tazmin eder " denildiği,
Sözleşmenin Tazminat Prosedürü başlıklı 9. Maddesinde "9.1 Satıcı, bu Sözleşme'de yer alan Satıcı'nın Beyan ve Tekeffülleri'nden, yükümlülüklerden, koşullardan veya taahhütlerden herhangi birinin ihlalinden veya bununla ilgili olarak doğrudan veya dolaylı olarak kaynaklanan tüm masraflar, kayıplar veya zararlardan, (Alıcı'nın seçimine bağlı olarak) Alıcı ve/veya Şirket'i zararsız tutar ve tazmin eder (geleceğe yönelik taahhütler). 9.2 Satıcı'nın Şirket'e karşı bu taahhüdü, TBK'nın 129. maddesi anlamında üçüncü kişi yararına tam sözleşme teşkil eder (üçüncü kişi yararına tam sözleşme) ve Alıcı ayrıca Satıcı'dan bu taahhütle ilgili tazminat yükümlülüğünü şirket veya uygun bulduğu başka bir üçüncü tarafın lehine yerine getirmesini isteyebilir. 9.3 Satıcı'nın Beyan ve Tekeffülleri'nin, yükümlülüklerin, koşulların veya taahhütlerin herhangi birinin ihlalinden kaynaklanan veya bunlarla ilgili olan doğrudan veya dolaylı masraf, kayıp veya zar uğranması durumunda, bu tür masraf, kayıp veya zarar, Alıcı tarafından 4.2 (a) (ii) ve 4.2 (a) (iii) maddelerinin altındaki ödemelerden mahsup edilecektir. Uğranılan masraf, kayıp veya zarar, 4.2 (a) (ii) ve 4.2 (a) (iii) maddelerinin altındaki ödeme tutarlarını aşarsa, Satıcı herhangi bir mahsup, karşı talep veya diğer kesintilerden ari olarak aşan tutarı için Alıcı'ya ve/veya Şirket'e ödeme yapmakla yükümlüdür, ve Satıcı, mahsup, karşı talep veya başka bir kesinti hakkını iddia ederek bu tür bir yükümlülüğün kısmen veya tamamen yerine getirilmesini reddetmeyecektir." denildiği tespit edilmiştir.
Davalı tarafça bağımsız denetim şirketine yaptırılan değerleme raporu, davalı tarafça dosyaya sunulmuş olup, söz konusu raporda tekrar hisse değerlemesinin yapıldığı buna göre finansal tablolarda tespit edilen aksaklıkların tek tek tespit edildiği, gelire ilişkin tespitler, direk giderlere ilişkin tespitlerin raporda yer aldığı, tespit edilen aksaklıkların şirket değerlemesine etkisinin yapıldığı ve sonuç olarak FAVÖK tutarlarının değişmesi nedeniyle...Türkiye'nin değerinin Altı Milyon USD'den , 3,08Milyon USD'ye düşürdüğü davacının hissesinin ise 1,5 Milyon USD'den 768.000USD'ye düşmesine neden olduğu şeklinde görüş bildirdiği görülmüştür.
Davalı tarafından alınan hukuki mütala dosyaya sunulmuş olup mütalanın sonuç kısmında " Davalı Alıcı'nın uyuşmazlık konusu hisse satımına ilişkin olarak TBK'nın ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre bedel indirimi ve ayıptan doğan zararının tazminini talep haklarının doğduğu; 2) Ayrıca tarafların arasındaki Satış Sözleşmesi hükümleri uyarınca mevcut garanti taahhüdünü ihlalden dolayı Davacı Satıcı'nın borca aykırılık hükümleri uyarınca da Davalı Alıcı'nın zararını tazmin borcunun doğduğu; 3) Bütün bu ayrı hukuki sebeplerden doğan borçların (Alıcı haklarının) yarışma halinde bulunduğu; tümünün şartları gerçekleşmiş olmakla birlikte; içlerinden birinin kullanılma şartlarının gerçekleşmemiş olmasının esasen diğerine göre talepte bulunmayı engellemeyeceği, 4) Bedel indirimi hakkının kullanılması üzerine esasen indirildiği ölçüde bedel ödeme borcu sona ereceği gibi: zararın tazminini talep hakkı kullanılmasının takas yoluyla gerçekleşei ödenmemiş bedel borcunun Alıcı'nın tazminat alacağı miktarında ortadan kalkacağı; 5) Taraflar arasındaki Sözleşme'de bu sonuçları engelleyecek veya değiştirecek hiçbir düzenleme bulunmadığı aksine mevcut hükümlerin bu sonuçları desteklediği," denildiği tespit edilmiştir.
Davacı tarafından dosyaya hukuki mütala ile, bağımsız denetim firması tarafından hazırlanan uzman raporu sunulmuş olup hukuki mütalanın sonuç kısmı incelendiğinde, " Davacı'ya...Türkiye'nin yönetimiyle ilgili yetki devri yapılmadığı, Davacı'nın...Türkiye'yi münferiden yönettiği iddiasının yerinde olmadığı; ...Türkiye'nin; esas sözleşmenin 7. maddesinde (Pay Sahipleri Sözleşmesi m. 6.6) tanınan yönetim imtiyazı gereği ... tarafından çoğunluğu atanan ve esas sözleşmenin 8. maddesi (Pay Sahipleri Sözleşmesi Madde 6.16) gereği kararlarında en az ... BV tatafından atanan üyelerden birinin olumlu oyu aranan yönetim kurulunca yönetildiği; yönetim kurulunun karar alma yetkisi üzerinde Davacı lehine getirilen sınırlamaların Pay Sahipleri Sözleşmesi'nin 5.1. ve 6.8. maddelerinden ibaret olduğu, fakat bu sınırlamaların Davacı'ya kontrol gücü tanımadığı; öte yandan zaten çoğunluk pay sahibi olarak yönetim kurulu üyelerini belirlemeye yetkili ... 'ye yönetim imtiyazı ve yönetim kurulu başkanını belirleme ve yönetim kurulu karar alma usulüne dair yetkilerin tanındığı; ... BV'nin yönetim üzerindeki kontrol araçları olmasaydı bile oy hakkının çoğunluğuna sahip olması nedeniyle hâkim ortak, dolayısıyla ...Şirket'in kontrol sahibi konumunda olduğu; Davacı ...'ın tek başına hareket ederek yönetimde ... nin iradesi dışında tasarruflarda bulunmasının mümkün olmadığı; ... Türkiye'nin finansallarına ilişkin uşulsüzlük iddialarının 2017 ve 2018 faaliyet yılı işlemlerini kapsadığı göz önüne alındığında, Davacı'nın özellikle de bu dönemde tek başına imza yetkilisi olduğu münhasır bir alanının bulunmadığı; kendisi gibi diğer 1. grup ve 2. grup imza yetkililerinin de tek başına işlem yapabileceği; 1. ve 2. grup imza yetkililerinin münterit imzayla Şirket'i temsil edebileceği işlemlerin, konu veya miktar bakımından...Türkiye için önemli bir risk oluşturmaya elverişli olmadığı; bu tür işlemlerin zaten yönetim kurulu kararı gerektirdiği; ... Türkiye üzerindeki kontrol değişikliğinin, ... BV payları...Grup'tan ... Grup'a geçtiğinde; Nisan 2019'da gerçekleştiği; uyuşmazlığa konu pay devrinin nispi müktesep hak niteliğindeki 9024,9 oranında kontrol gücü vermeyen ortaklık hakkını kapsadığı, bu payların olayda...Türkiye üzerinde hâkimiyet kurulmasında bir anlamı olmadığı ve ... BV”nin pay devri öncesinde de Şirket'in hâkim ortağı olduğu, kontrol değişikliği sağlamayan pay devri işleminin işletme devrine denk tutulmasının mümkün olmadığı ve alacağın devri yoluyla yapılacağı, bu nedenle ...şirket malvarlığına ilişkin taşırur satışına ilişkin ayıba karşı tekeffül hükümlerinin kıyasen dahi olaya uygulanamayacağı, ...-...ruüp arasındaki devralma sürecine yönelik ayıp iddialarının Davacı ...'a işlemin tarafı olmaması nedeniyle yöneltilmesinin mümkün olmadığı; bu nedenle Davalı'nın bakiye satış bedeli talebine karşı bedelde indirim seçimlik hakkını kullanamayacağı; Davalı ... BV'nin 17.07.2019 tarihli Sözleşme madde 7 altında serdedilen Beyan ve Tekeffüller çerçevesinde Davacı'nın 7.2., 7.3. 7.4. Maddeleri gereğince tazmin yükümlülüğünün bulunduğu yönündeki iddialarının ve buna dayanılarak madde 9.3.'e göre ileri sürülen mahsup talebinin isabetli olmadığı bu kapsamda; Sözleşme madde 7.1.(h)(ü)'de arılan davalar hakkında kesin hüküm kurulmadığı anlaşıldığından bu kapsamda mahsuba konu çekişmeli niteliği ortadan kalkmış bir kayıptan söz edilemeyeceği, Davacı'nın mevcut, gerçekleşme şüphesi bulunmayan finansal tablo kalemlerine dair açıklamalarının objektif veya sübjektif tehlike olarak addedilememesi nedeniyle, Sözleşme madde 7.1.(d) beyanı kapsamında bağımsız garanti taahhüdü oluşturmaya elverişli olmadığı; özellikle erken gelir tahakkuku yöntemiyle muhasebeleştirilen gelir kalemlerini de içeren 2018 yılı aktüel gelir tutarın beyan edilmesinin, bu gelirlerin sonraki dönemde gerçekleşmemesi — rizikosunun üstlenildiği şeklinde yoruma açık olmadığı; Sözleşme madde 7.2. lafzında geçen bağımsız garanti ifadesinin Sözleşme madde 7.1.(d) kapsamında verilen bilgileri garanti taahhüdü haline getirmeyeceği esasen madde 7.14dyde bilgilerin/olguların niteliğine dair bir taahhütte bulunulduğundan bu hükmün bir vasıf vaadi olarak değerlendirilebileceği; ancak Davacı'nın finansal tablo kalemlerine yönelik beyarıları işletme yapısıyla ilgili olmadığından vasıf vaadi nedeniyle sorumluluk doğuramayacağı, bunların işletme yapısıyla ilgili kabul edilmesi varsayımında — bile — vasıf — vaadinin — ayıba karşı — tekeffül sorumluluğundan bağımsız bir borç doğuramaması ve olayda ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinin tatbik kabiliyetinin bulunmaması nedenleriyle Davacı'nın tazmin yükümlülüğüne gidilemeyeceği; Davacı'nın grup finansal tabloları hakkındaki açıklamalarının 7.1.(d) (i) hükmüne — göre yanlış/gerçeğe aykırı — bilgi — olarak nitelendirilemeyeceği, zira grup finansal tablolarındaki kalemlerin lokal kayıtlarla birebir örtüştüğüne dair bir beyanda bulunulmadığı; grup raporları ve lokal defterlerdeki kayıtlar arasındaki uyumsuzluğun, Davacı'nın verdiği bilgileri 7.1.(d) (i) hükmüne göre eksik/yanıltıcı kılmadığı zira grup ve lokal kayıtlar arasında uyumsuzluğun Mart 2019 tarihli due diliğence raporunda işaret edilen hususlar olduğu ve Davalı'nın bu durumun bilincinde olarak Temmuz 2019 tarihli pay devri öncesinde grup ve lokal kayıtların uyumunu denetlemeyi ihmal ettiği, kaldı ki lokal kayıtlar, Davalı'nın erişimi ve denetimine açıkken grup raporlarına atıfla yapılan bir beyanın lokal kayıtlarla uyumsuzluğu nedeniyle eksik veya yanıltıcı kabul edilemeyeceği, Davacı'nın finansal tablolarla ilgili beyanlarının 7.d.(üi) hükmüne de aykırılık oluşturmadığı, zira Sözleşme'de Satış Bedeli ve getirisinin, Davacı'nın 5 Haziran 2019 tarihli e-postasında talep ettiği rakam ve faiz getirisinden daha düşük belirlendiği ve anılan bilgilerin Sözleşme koşulları üzerindeki etkisinin Davalı tarafından ortaya konulamadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır." denildiği tespit edilmiştir.
Taraflar tanık deliline dayanmaları nedeniyle, taraf tanıklarının beyanları alınmıştır.
Dosya mahkememizce belirlenen bir sigorta uzmanı, bir finans, bir ticaret hukuku alanında nitelikli hesaplama uzmanına tevdi edilerek, ... Sigorta.. Aş'nin ticari defter ve belgeleri incelenerek hisse alım satım sözleşmesi kapsamında davalı tarafın ileri sürdüğü ayıp durumunun olup olmadığı ve ayıp olması halinde hisse bedelinin tespiti hususunda rapor tanzim edilmesi istenilmiş olup, bilirkişi heyeti 15/11/2022 tarihli raporlarında hisse alım satım sözleşmesi kapsamında, ticari defter ve belgelerdeki hataları ve uyumsuzlukları tek tek inceleyerek değerlendirme yaptıkları raporun sonuç kısmında ise,
" Pay devrinin alelade bir satış ilişkisi olmadığı, davalının TTK m.18 bağlamında basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğu keza ticaret hukuku dahilinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarının söz konusu olduğu yönündeki iddiaları dikkate alarak, işbu raporun mali incelemeleri kapsamında açıklanan yanlış hesaplamaların, sözleşme kurulduğu sırada olağan bir inceleme ile tespit edilebileceği yönünde ise, TBK m. 222 bağlamında “Alıcının bildiği ayıplar” hükmü uygulama alanı bulabilecektir. Adı geçen hükme göre “(1) Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. (2) Satıcı, alıcının satılanı yeterince geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.” Ancak bu noktada dosyaya sunulan Hisse Alım Satım Sözleşmesi m. 7 çerçevesinde satıcının (davacının) “Beyan ve Tekeffül” konulu yükümlülüklerinin bulunduğu, konuya ilişkin olarak doktrinde TBK ve TTK'da hisse devrinde ayıba ilişkin özel düzenlemeler bulunmaması sebebiyle sözleşmelerde yer alan beyan ve tekeffül hususundaki düzenlemelerin “ayıp ” kurumunun çerçevesi açıdan önem taşıdığının belirtildiği, Mahkeme'nin görüşünün işbu raporun mali incelemeleri kapsamında açıklanan yanlış hesaplamaların gizli ayıp teşkil ettiği yönünde olması durumunda ise, ihbarın uygun süre içerisinde yapılıp yapılmadığı önem taşımaktadır. Bu noktada, Hisse Alım Satım Sözleşmesi m. 7.2 çerçevesinde tarafların TBK ve TTK bağlamında karar aldıkların, TBK m. 223 hükmü emredici sayılmadığı için aksinin kararlaştırılabileceği, ancak bunun TBK m. 231'de yer alan 2 yıllık zamanaşımı süresini ortadan kaldırmayacağı, keza gerçekleştirilecek bildirim açısından devre konu şirketin iş hacminin büyüklüğünün de önem taşıdığı, Mahkeme'nin görüşünün işbu raporun mali incelemeleri kapsamında açıklanan yanlış hesaplamaların satıcının ağır kusurundan kaynaklandığı yönünde olması durumunda ise, TBK m. 225'in uygulama alanı bulabileceği, bu noktada satıcının ayıba ilişkin olarak süresinde bildirim yapılmadığını ileri sürerek sorumluluktan kısmen dahi olsa kurtulamayacağı, ayrıca TBK m. 225/2 uyarınca satıcılığı meslek edinmiş kimselerin bilmesi gereken ayıpların da bu kapsamda yer aldığı, TBK m. 231/2”e göre satıcının satılanı ağır kusurlu devrinde 2 yıllık zamanaşımı süresinden de yararlanamayacağı huzurdaki uyuşmazlık dahilinde ise, davanın aynı zamanda devre konu şirketin CEO'su ve yönetim kurulu üyesi olduğu..." denildiği tespit edilmiştir.
Rapora itiraz edilmesi üzerine aynı heyetten 15 Nisan 2023 tarihli ek rapor alınarak dosyaya bırakılmıştır.
Mahkememizin 25/05/2023 tarihli duruşmasında alınan 1 nolu ara karar gereğince "1-Dosyanın tekrar aynı bilirkişi heyetine tevdi edilerek, takdiri mahkemeye ait olmak üzere cevap dilekçesi, ikinci cevap dilekçesi ve davalı tarafından ek 20 olarak sunulan denetim raporunda belirtilen ayıp durumları dikkate alınarak, davalı tarafa ait bu dilekçeler ve ek 20 olarak sunulan denetim raporunda bildirilmeyen ayıp iddiaları değerlendirilmeye alınmaksızın, sadece bu dilekçeler ve denetim raporundaki ayıp iddiaları değerlendirilerek davacının hissesinin satış tarihi itibari ile raiç değerlemesinin yapılmasına ayrıca , davacı vekilince raporlara karşı itirazlarının bilirkişilerce değerlendirilmediği iddia edildiğinden, kök rapora ve ek rapora davacı vekilince yapılan itiraz dilekçeleri de tek tek irdelenerek gerekçeli ve denetime el verişli ek rapor tanzim edilmesi" istenilmiştir.
Bilirkişi heyeti ikinci ek raporları olan 12/10/2023 tarihli raporlarında tekrar ticari defter ve belgeleri inceleyerek ...'ın sözleşmede yazılı hisse bedelinin 1.500.000,00USD olarak belirlendiği ancak ek raporda detaylı olarak gösterdikleri gibi hatalı finansal tablolar nedeniyle fazla hesaplanan hisse bedelinin 725.089USD olduğunu, 1.500.000,00USD'den fazla hesaplanan 725.089USD'nin mahsubu neticesinde davacının, satış tarihindeki hissesinin gerçek değerinin 774.901USD olduğunu, davalı tarafından sözleşme kapsamında davacıya 750.000USD ödendiğini, davacının kalan hisse bedeli alacağının 24.911USD olduğunun saptandığını, davalı tarafından takas ve mahsup defi kullanıldığını, davalı tarafından ayıp ihbarı kapsamında bağımsız denetim firmasından rapor alındığını, bu kapsamda bağımsız denetim firmasına 26.763EURO ödendiğini, ödeme tarihi itibari ile EURO'nun USD'ye çevrilmesi akabinde 26.763EURO karşılığının 26.388USD yaptığını, takas ve mahsup definin değerlendirilmesi hususunun mahkemece yapılması gerektiğini belirterek ayrıca tüm itirazlarını tek tek ek raporda değerlendirdikleri görülmüştür.
Dava dilekçesi ve cevap dilekçesi ve bazı maddeleri alınan yukarıdaki hisse alım satım sözleşmesine göre, ...ve ...Aş (... Türkiye)'nin %24.9 hissesinin davacıya ait olduğu geri kalan %75,1 hissesinin ise davalı ...'ye ait olduğu, daha sonra davacının bu şirketteki hissesinin 17/02/2019 tarihli hisse alım satım sözleşmesi ile davalı ...'ye devir ettiği, böylelikle ...ve ...Aş'nin tek pay sahibinin ... haline geldiği, daha sonrada ...ve ...Aş'nin , ( ...& ... (...GRUOP) şirketi olan ) Marsh Sigorta ve ...AŞ ile devir sureti ile birleştiği, davalının hisse alım satım sözleşmesi gereğince 750.000USD'yi davacıya ödediği, kapanış tarihinin birinci yıl dönümünde ödemesi gereken 375.000USD'nin ödenmesi aşamasında ise şirket kayıtları üzerinde finansal inceleme başlattığı, ödemeyi de finansal inceleme neticelenene kadar yapmayacağını bildirdiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 08/10/2020 tarihli e mailde'de tamamlanan finansal incelemeler neticesinde, şirket değerinin tespitinde kullanılan verilerin faiş derecede şirketi değerli göstermeye yönelik ve yanıltıcı olması nedeniyle müvekkilinin ağır zarara uğradığı, bu durumun sözleşmeye aykırılık ve ayıp durumunda olduğunu bu nedenle herhangi bir başka ödeme yapmayacaklarını bildirdikleri görülmüştür.
Davacı taraf ayıp ihbarını TBK ve TTK'da düzenlenen maddelerdeki sürelere uygun şekilde yapılmadığını ayrıca davalı tarafın söz konusu şirketin büyük hissedarı olması nedeniyle ayıp ihbarında bulunamayacağını iddia etmiş ise de taraflar arasında düzenlenen hisse alım satım sözleşmesinde ; satıcının beyan ve tekeffülleri başlıklı 7.maddesinde davacı - satıcı taraf satış kapsamında davalı tarafa verdiği şirket ile ilgili tüm finansal bilgilerin doğru olduğunu detaylı olarak beyan etmiş, sözlemenin 7.2 maddesinde ise ayıp sorumluluğuna ilişkin TBK (özellikle 223 ve 231 maddeler ) ve TTK (özellikle 23 madde ) hükümleri ve ayıp sorumluluğuna ilişkin bildirim süreleri ve zaman aşımı sürelerinin uygulanmayacağı yine 7.3.maddesinde "Alıcının, niyeti işe yatırım yapmak olduğu için , satıcının beyan ve tekeffüllerinden herhangi bir ihlal veya sapma , satıcının sorumluluğunun, TBK'nun 112 maddesi anlamında satıcının bilgi ve hatasından (kusur) bağımsız olması şartı ile ihlal teşkil eder." denildiği tespit edilmiştir. Davacı taraf ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını iddia etmiş ise de taraflarca düzenlenen sözleşmede ayıp sorumluluğuna ilişkin TBK ve TTK 'daki bildirim süreleri ve zaman aşımı sürelerinin uygulanmayacağının kararlaştırılması nedeniyle davacı tarafın buna yönelik iddiasına değer verilmemiştir. Davalı tarafın cevap dilekçesi incelendiğinde, davacının hisse karşılığının alınan denetçi raporu da dikkate alınarak ancak 768.102USD olabileceğini iddia etmesi nedeniyle davalı tarafından ayıp nedeniyle bedelde indirim talep edildiği sonucuna varıldığı, mahkememizce alınan bilirkişi raporunda da davacının hisse alım satım sözleşmesinin yapıldığı tarihteki hisse devrinin 774.911USD olarak belirlendiği, bunla davalı tarafından ödenen 750.000USD düşüldüğünde davacının alacağının 24.911USD olduğu sonucuna varılmıştır.
Davalı taraf birçok nedene dayalı olarak takas ve mahsup definde bulunmuş olup, bunlardan birisi de ayıp durumunun değerlendirilmesi için davalı tarafça bağımsız denetim şirketine müracaat edildiği, söz konusu incelemenin...Aş tarafından yapıldığı, bu rapora dayalı olarak davalı tarafından ayıp iddiasında bulunulduğu, sözleşmede davacının ayıp olması halinde davalı tarafın zararlarını karşılayacağı yönünde maddeler bulunduğu, davalı tarafın söz konusu şirkete 26.763EURO (karşılığı 26.388USD) ödeme yaptığı, dolayısı ile ödenen miktarın takas ve mahsup defi nedeniyle davacının kalan alacağından düşülmesi gerektiği sonucuna varılarak, davacının kalan 24.911USD'lik alacağının takas ve mahsup defi nedeniyle reddine, bunun dışındaki davacının fazlaya ilişkin talebinin ve diğer tüm taleplerinin aşağıdaki şekilde reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-Davacının davalıdan kısmi alacaklı olduğu, 24.911USD alacağından, davalının... Aş'ye ödediği (26.763Euro karşılığı = ) 26.388USD
alacağından dolayı davalı tarafın takas mahsup talebinde bulunması nedeniyle, davacının 24.911USD alacağının takas mahsup defi nedeniyle sakıt olduğundan davacının talebinin reddine,
2-Davacının fazlaya ilişkin talep ve diğer taleplerinin reddine,
3-Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden 353.266,77 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine ,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 4.500,00TL bilirkişi ücreti, 550,00TL tebligat ve tezkere gideri olmak üzere toplam 5.050,00TL'den takdiren 4.950,00TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına,
6-Zorunlu Arabulucuk kapsamında Adalet Bakanlığı Bütçesinden ödenen 1.320,00TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
7-Bu dava sebebiyle 269,85TL harç alınması gerektiğniden peşin alınan 94.739,14TL den mahsubu ile fazla alınan 94.469,29TL'nin karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 29/12/2023
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır
¸
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.