Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2019/100

Karar No

2026/115

Karar Tarihi

5 Şubat 2026

T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2019/100 Esas
KARAR NO:2026/115

DAVA:Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:27/02/2019
KARAR TARİHİ:05/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ortalamanın üzerinde mal varlığına sahip olup, hiçbir zaman olağan mevduat faizi getirisi dışında riskli varlıklara yatırım yaparak olağan dışı getiri sağlama beklentisinde olmadığını, ... Bankası çalışanlarının davacının mevduatını türev işlem piyasası içine sürükleyerek ısrarlı yönlendirmeleri sonucunda davacı çoğunlukla ... Bankası nezdinde tezgahüstü Forward Sözleşmeleri ve Opsiyon Sözleşmeleri gerçekleştirdiğini, davacının isteği dışında hesap açtırılarak VİOP'da Futures Sözleşmeleri gerçekleştirilmesi sağlanmış ve ciddi kayba uğratılmış olduğunu, davacının 2006 yılında bu dava dışı ... Bankası nezdinde sadece mevduat hesabı açmış ve bu hesapta bir sene süreyle hiçbir yatırım işlemi yapmadığını ancak 2007 yılında hesabından para çekmek isterken işleme izin verilmemesi üzerine aslında hesabında bir opsiyon işlem yapıldığından ve bu nedenle parasının bloke olduğundan ilk kez haberdar olmuş ve derhal o zamanki şube müdürü ... ...'ı arayarak yapılan opsiyon işleminden haberdar olmadığını ve benzer işlem yapmak istemediğini bildirdiğini, nitekim 2007 yılından şubede 2010 yılında yaşanan müdür değişikliğine kadar kendisi aranmamış ve bu 3 yıllık sürede davacı herhangi bir yatırım işlemi de yapmadığını, ancak 2013 yılında altın opsiyonu yapması konusunda yoğun baskılı teklifler yapılarak dayanak varlığın altın olmasını avantaj ve ... gibi sunmak sureti ile altına dayalı bir işlem yaptırıldığını, davacı profiline uygun olmayan çeşitli forward ve opsiyon işlemleri yapılmış olup bu işlemler sonucunda davacı özellikle 2013 yılından 2017 yılına kadar çok büyük maddi zararlara uğratıldığını, ... Yatırım ilgili mevzuat uyarınca zorunlu olan sözleşme ve formları düzenlemeyerek usulsüz işlemler yaptığını, davacıyı bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kazanç elde edebilmek için davacıya olağan dışı sayıda kontrat alım satımı işlemi yaptırmış ve kuvvete muhtemel bu işlemlerin de karşı tarafında bulunarak davacı zarar uğratırken kendisinin kar elde ettiğini, 14.08.2018 tarihinde davacı ile davalı arasında telefon görüşmesi bulunmadığını, davanın kabulü ile davalı nezdinde gerçekleştirilen usulsüz sermaye piyasası işlemleri nedeni ile uğradığı zararlar karşılığı olarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 2.986.854,74-USD tutarındaki zararın tazmini ile davacıya ödenmesine, dava tarihinden başlamak üzere 2.986.854,74-USD tutarındaki zararına fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizin davacıya ödenmesine, manevi zararın tazmini için 250.000,00-TL davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının dilekçesinde sürekli olarak riskli yatırım işlemleri yapacak bilgi ve donanıma sahip olmadığı şeklinde tekrar ettiği cümlelerin bir değeri ve doğruluğu olmadığını, davalının ... Üniversitesi mezunu endüstri mühendisi olması nedeni ile gerekli hesaplamaları yapabildiği davalı yatırım danışmanları ile 30-40 dakikayı bulan değerlendirmeleri, testlerde en riskli yatırımları tercih etmiş olması ile mahkeme nezdinde bir mağduriyet yaratmak amacı taşıdığı anlaşılacağını davacı ile 29.11.2016 tarihli Türev araçlar Alım Satım İşlem Aracılık Sözleşmesi 08.10.2008 Sermaye Piyasası Araçları Alım Satım Aracılığı Çerçeve Sözleşmesi imzalanmış davacıya 27.09.2016 tarihli uygunluk testi ve 24.10.2017 tarihli yerindelik testi uygulandığını, sözleşmeleri "emir iletimine aracı" sıfatı ile ... Bankası imzalamış olup bu nedenle davalı tarafından ayrıca imzalanması gerekmediğini davacının VİOP işlemlerine ilk kez 20.01.2017 tarihinde başlayıp 03.10.2017 tarihine kadar 10 ay süre ile devam ettirdiğini, davacının 2017 yılında 10 ay boyunca "ihtiyacım yoktu neden bu işlemlere gireyim" dediği işlemlere devam etmiş bazen kar bazen zarar etmiş ve Ekim ayında sonlandırmış olduğunu, her ne kadar 2017 yılında gerçekleşen zararının 253,042,13-TL olduğunu iddia etmiş ise de gerçekleşen zararının 121,735,25-TL olduğunu, davacının sadece çok emin olduğu ve kendisinin bilinçli bir şekilde aldığı pozisyonlara ilişkin yanılması durumunda pişmanlık ifadeleri kullandığını, ... oldukça bilgili ve yetkin bir yatırımcı konumunda olduğunu, risklerin bilincinde bir yatırımcı olduğunu davacının başına gelenin piyasa riski olduğunu, işlemlerin süreci davacı kar elde ederken de zarar ederken de aynı şekilde ilerlediğini, tamamıyla davacının bilgisi ve isteği dahilinde tüm işlemlerin yapıldığını ses kayıtları incelendiğinde davacının haksız olduğunu anlaşılacağını, davacıya risk bildirim formu el yazısı ile imzasına tebliğ edilerek aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini, manevi tazminat şartları oluşmadığını, davanın reddini talep etmiştir.
Adli Bilişim Uzmanı bilirkişinin 05.06.2020 tarihli 238 sayfadan ibaret raporunda özetle; dosya ekinde bulunan DVD içerisinde bulunan 1177 adet ses kaydından, en eski tarihlisinden başlanarak 137 adedi çözümlenebilmiştir. Anlaşılmayan kelimeler "..." nokta şeklinde belirtilmiştir. Konuşmalar içerisinde çok sayıda borsa terimleri kullanılmakta ve bazıları anlaşılamamaktadır. İş yoğunluğu nedeniyle günlük 2-3 saat çalışarak bu kadar ses çözümlemesi yapılabildiğini belirterek ses kayıtları çözümlemesine ilişkin 238 sayfalık ses çözümlemesi tespit raporu sunulduğu belirtilmiştir.
Bilirkişi heyetinin 30.01.2024 tarihli 862 sayfadan ibaret raporunda özetle; tevdi edilen görüşme tarih/zaman sırasına göre 648-1.177 arası kayıtların çözümü yapılmakla, ses kayıtlarının çözümünde; kayıtların telefon görüşmesi olması, bir kısım görüşmelerde kısık sesli, hızlı ve aynı anda konuşmalar olması, çok sayıda borsa teriminin kullanılması ve bu terimlerin yabancı kelimelerden oluşması gibi sebepler nedeniyle anlaşılmayan kelimeler/kısımlar ilk ekte (648-843) "…" şeklinde ve ikinci (844-10112) ve üçüncü (1013-1177) eklerde ise "(anlaşılmadı)" şeklinde belirtilmiş olup; çözüme ilişkin ek üç parça şeklinde 862 sayfalık eklerin UYAP sisteminden sunulduğu görülmüştür.
Mali, SPK Uzmanı ve Konu Uzmanı bilirkişi heyetinin 01.09.2024 tarihli raporunda özetle; Dava dilekçesindeki anlatım ve talep sonucuna göre, davacının, hesabındaki işlemlere ilişkin olarak, biri genel mahiyette (işlemlerin hepsine yönelik), diğeri özel (belli bir tarihte - 14 Ağustos'ta- gerçekleştirilen işlemlere yönelik) iki temel iddiasının bulunduğu,
a) İşlemlerin geneline (tamamına) yönelik olarak, hesapta gerçekleştirilen tüm işlemlerin aslında yapmak istemediği halde, isteği/iradesi dışında banka/aracı kurum çalışanlarının baskısı ile kendisine zorla yaptırıldığı iddiasıyla, tüm işlemler sonucunda uğradığı zararını (USD cinsinden) talep ettiği,
- Dosya münderacatında bulunan ve (her sayfasında) davacının imzasını havi sözleşmeler ve risk bildirim formları, davacıya uygulanan testlere verdiği cevaplar ve sahip olduğu yatırımcı profili, tümü incelenen ve bir kısmı Rapora alıntılan görüşme kayıtları karşısında, işlemlerin bilgisi ve iradesi dahilinde gerçekleştirildiği, baskı ve zorlama ile iradesi dışında işlemlerin kendisine yaptırıldığı iddiasının kabul edilebilir bulunmadığı,
- Sözleşmelerde aracı kurumun imzasının bulunmadığı için, gerçekte davacı ile davalı arasında bir sözleşme ilişkisinin hiç kurulmadığı iddiasının, Bankanın emir iletimine aracı sıfatıyla aracılık sözleşmesini imzalamış olmasının 111-37.1 sayılı Tebliğ m.14/1- b bendine uygun olduğu, ayrıca şekle ait bir eksikliğin sözleşmeye bağlı birçok edim yerine getirildikten sonra ileri sürmenin genel hukuk ilkeleri kapsamında da dinlenebilir görülmediği,
- Davacı ile müşteri temsilcisi arasındaki konuşma kayıtları tetkik edildiğinde, yatırım danışmanlığı hizmeti için Tebliğ'de aranan müşteriyi yönlendirici nitelikte yorum ve tavsiye verme mahiyetinde değil, doların spot piyasadaki hareketinin ne yönde olabileceği kestirme ve buna bağlı olarak vadeli piyasada kazanç sağlayacak pozisyon alma fırsatının söz konusu olup olmadığını karşılıklı değerlendirme üzerine kurulu olduğu, bu nedenle somut olayda bir yatırım danışmanlığı hizmetinin söz konusu olmadığı,
b) Davacının özel iddiasına (hesabında 14 Ağustos'ta gerçekleştirilen pozisyon kapatma işlemlerine) ilişkin olarak;
- Anılan gün ve öncesindeki konuşma kayıtlarında, davacı ile müşteri temsilcisi arasında (bir kısmı Rapora da alıntılan) pek çok görüşme gerçekleştiği, belirtilen günün Rahip Brunson krizi diye literatüre geçen 13 Ağustos'taki krizin ertesi günü olduğu, söz konusu kriz neticesinde döviz kurlarındaki olağanüstü yükseliş neticesinde, davacının kısa pozisyonda olmasının, zarara uğramasının asıl nedeni olduğu, konuşma kayıtlarından pozisyonların kapatılmasının davacının bilgisi ve iradesi dahilinde gerçekleştirildiği (30 Temmuz'da aynı miktarda aldığı uzun pozisyonunun davacının çok daha büyük zarara uğramasını engellediği),
- Pozisyon kapatma işleminin “çift taraflı özel işlem” olarak gerçekleştiği ve Borsa İstanbul VİOP Prosedürü'ne uygun olduğu, bu itibarla işlemin karşı tarafında aracı kurumun yer almasının mevzuata aykırılık teşkil etmediği, konuşma kayıtları ve dosya mündericatında bulunan bilgi ve belgelerden davalı aracı kurumun çıkar çatışması içinde ve davacının zararına hareket ettiğine ilişkin bir bulguya rastlanmadığı,
Dosya münderacatındaki bilgi ve belgeler ve yukarıda özetlenen tespit ve değerlendirmelerimiz çerçevesinde, davacının davalı nezdindeki hesabında gerçekleştirilen türev işlemlerden doğan zararlar için davalı aracı kurumu sorumluluk altına sokan bir usulsüzlük ya da mevzuata aykırılığa ulaşılmadığı yönündeki tespit ve kanaatleri belirtilmiştir.
Mali, SPK Uzmanı ve Konu Uzmanı bilirkişi heyetinin 01.03.2025 tarihli ek raporunda özetle; Mahkemenin 30.10.204 tarihli ek görevlendirmesi kapsamında, Kök Rapora itirazlarda bulunan davacı vekilinin itiraz dilekçesinde ileri sürülen hususların incelenmesinde, kök raporumuzdaki tespit ve kanaatlerden ayrılınmasını gerektirir bir durum bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
Mali, SPK Uzmanı ve Konu Uzmanı bilirkişi heyetinin 20.10.2025 tarihli 2.ek raporunda özetle; itirazlar değerledirilmekle kök ve birinci ek rapordaki tespit ve kanaatlerden ayrılınmasını yahut itiraz edilen hususların haklı e yerinde görülmesini gerektirecek bir durum bulunmadığı belirtilmiştir.
Tanık: Mahkememizin 24.09.2020 tarihli celsesinde dinlenen tanık beyanlarında:
Tanık ...: "Ben 7 yıl kadar maliye de çalıştım, 23 yıl bankacılık yaptım, ... Bankasında çalışırken 2013 yılında davacının müşteri temsilcisi olarak müşteri portföyü devredildiği için ben bakmaya başladım, yatırım tutarının %30 u kadar bir ana para zararı vardı, kendisi türev piyasalara hakim olmamasına rağmen uzun vadeli ve riskli yatırımlar yapılmıştır, bu yatırımlar benden önce yapılmıştı, kendisi şikayetini banka üst yönetimine bildirmiş, bunun üzerine ben de alternatif riskli işlemlerle bu zararı kapatabileceğini özel bankacılık şube müdürü, birim müdürü, araştırma müdürü ve hazine müdürüyle birlikte davacının işyerine giderek söyledim, opsiyon, hisse senedi işlemleri, bono trade, döviz alım satımı, forward işlemlerinin yapılabileceğini söyledim, ... Hanım her ne kadar eğitimli bir müşterimiz olsa da finansal piyasalar konusunda bilgisi yoktur, kendisine döviz bilgisini nereden takip etmesini biz öğrettik, kaldıraşlı işlemlere ilişkin bilgisi yoktu, ayrıca biz anlatımımız da illa bu getiriyi elde edeceğiz şekilde anlattık, zararı kapatmamızın başka yolu yoktu, daha sonra kendisinin yatırım bölümüne yönlendirdik, çünkü yatırım bölümündeki kişiler hem teknik bilgisi daha iyiydi piyasayı daha yakından takip ediyorlardı, viop veya kaldıraçlı işlemlerle zararını giderebilirdi, bunun üzerine ... Yatırıma yönlendirdik, biz ... Yatırım'ın hesap işlemlerine aracılık etmekteyiz, zaten kendisi bizim iştirakimizdir, bir süre sonra davacı beni arayarak bunlar zararımı çıkarmak yerine trade ediyorlar, al-sat yapıyorlar demişti, kendisi bir süre işlemlerine ara verdi, ... Yatırımla bazı kişiler davacıyı ziyaret ederek yeniden işlemlerin başlaması konusunda görüşmüşler, ben de bundan haberdar olunca bizim bilgimiz olmaksızın sizle niye irtibat kuruyorlar ki dedim, çünkü böyle bir durumda birlikte ziyaret etmemiz gerekirdi, daha sonra sürekli olarak al-sat yapılmış.
... Yatırımda hesap açılmasına ilişkin sözleşmeyi biz imzalatmıştık hatırlıyorum, ancak bilgilendirme metinlerine ve risk anketini kim yaptı, nasıl yaptığını bilmiyorum ancak son bir iki yıla kadar ... Yatırım adına yatırım hesabı açılırken düzenlediğimiz sözleşmenin ekinde risk anketi de bulunmaktadır, ancak bu risk anketini davacı tarafından okunup tek tek işaretlenmesi gibi bir durum olmadı, topluca imza alınıp gerekirse daha sonra ilgili kısımlar dolduruyor, ... Yatırım sözleşmesinin imzalanması davacının evinde mi yoksa benim çalıştığım yerde mi oldu hatırlamıyorum, ayrıca ... Yatırım'dan Emin Bey veya Buğra Bey'den biri beni arayarak ve ayrıca operasyondaki arkadaşım ...'ı arayarak yatırım danışmanlığı sözleşmesinin bulunup bulunmadığını sordular ancak biz ... Yatırım adına sözleşmeyi imzalatırken yatırım danışmanlığı sözleşmesi hiç imzalatmadık, standart hesap açılmasına ilişkin bir işlem değildir.
... Bankası, ... Yatırım'ın acentasıdır, bu nedenle adına sözleşmeye imzaya yetkilidir, yatırım işlemleri yapma konusunda yetkili değiliz, ayrıca ... Yatırıma kendisini yönlendirdikten sonra da ... Yatırım tarafından kendilerini ziyarete gidildiğinde bize haber verilmesini beklememizin nedeni davacı aynı zamanda ... Bankasının halen önemli bir müşterisidir, ben Yeşilköy Özel Bankacılık Şubesinde çalıştım. Davalı vekilince risk bildirim formu gösterilerek tanıktan soruldu:bu belgedeki imza bana ait değildir, sermaye piyasası araçları alım satım çerçeve sözleşmesindeki imza bana aittir, bu belgedeki imzanın benim huzurumda atılıp atılmadığına ilişkin bir şey diyemem hatırlamıyorum, risk bildirim formlarıyla risk anketleri birbirinden farklıdır bu nedenle beyanlarımda çelişki yoktur" beyanlarında bulunduğu görüldü.
Dava, sermaye piyasası işlemlerinin usulsüz yapıldığı iddiasına dayalı tazminat talebi istemine ilişkindir.
Taraflar arasında aşağıdaki hususlarda uyuşmazlık bulunmamaktadır:
Davacının davalı aracı kurum nezdinde 2016 yılı sonundan 2018 yılı Ağustos ayına kadar Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda (VİOP) işlemler gerçekleştirdiği, bu işlemler neticesinde davacının mali kayba uğradığı, davacı ile davalı arasında Çerçeve Sözleşmesi ve eklerinin imzalandığı, söz konusu belgelerdeki imzaların davacıya ait olduğu hususları taraflar arasında çekişmesizdir.
Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık noktaları şunlardır:
Birincisi, davalı aracı kurumun sermaye piyasası mevzuatında öngörülen aydınlatma yükümlülüğünü usulüne uygun şekilde yerine getirip getirmediği; ikincisi, Uygunluk Testi, Yerindelik Testi ve Risk Profili Anket Formu gibi belgelerin mevzuata uygun şekilde doldurulup doldurulmadığı; üçüncüsü, davacının yatırımcı profili ve bilgi düzeyinin yapılan işlemlere uygun olup olmadığı; dördüncüsü, 14.08.2018 tarihli pozisyon kapatma işlemlerinin davacının bilgi ve onayı dahilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği; beşincisi, davalının işlemlerde çıkar çatışması yaratıp yaratmadığı ve bunu davacıya bildirip bildirmediği; son olarak, davacının uğradığı zararın davalının eylemleri ile uygun illiyet bağı içinde olup olmadığıdır.
Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak temel mevzuat hükümleri şunlardır:
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi haksız fiil sorumluluğunun temel şartlarını düzenlemekte olup, buna göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun'un 52. maddesi ise zarar görenin zararın doğmasında ya da artmasında etkili olması halinde hakimin tazminattan indirim yapabileceğini veya tazminata hiç hükmetmeyebileceğini öngörmektedir.
III-39.1 sayılı Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ'in 25. maddesi, yatırım kuruluşlarının genel müşterilerine sermaye piyasası araçları ile yatırım hizmet ve faaliyetlerine ilişkin genel riskleri açıklamasını, Risk Bildirim Formu'nun bir örneğini vermesini ve bu formun okunup anlaşıldığına dair yazılı beyan almasını zorunlu kılmaktadır. Burada iki ayrı yükümlülük mevcuttur: birincisi risklerin aktif olarak açıklanması, ikincisi formun okunup anlaşıldığına dair yazılı beyan alınmasıdır. Aynı Tebliğ'in 27. ve 28. maddeleri uygunluk ve yerindelik testlerinin uygulanma usulünü düzenlemekte olup, bu testlerin amacı müşterinin gerçek bilgi düzeyini, tecrübesini ve risk algısını tespit etmektir. Tebliğ'in 31. ve 32. maddeleri ise müşteri sınıflandırmasına ilişkin hükümleri içermekte olup, müşterilerin genel müşteri veya profesyonel müşteri olarak sınıflandırılmasının usul ve esaslarını düzenlemektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesi her tacirin ticaretine ait tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini hükme bağlamaktadır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 130. maddesi ise yatırım kuruluşlarının mesleki özen yükümlülüğünü düzenlemektedir.
Tazminat hukuku bakımından, haksız fiil sorumluluğunun doğması için kusur, hukuka aykırılık, zarar ve uygun illiyet bağı unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir. Uygun illiyet bağının varlığı için, "kesin illiyet" değil, "bu davranış olmasa zarar büyük olasılıkla gerçekleşmezdi veya bu boyutta olmayacaktı" denebilmesi yeterlidir. Bu unsurlardan birinin yokluğu halinde tazminat sorumluluğu doğmayacaktır.
Dosyaya sunulan kök bilirkişi raporu ile iki ek rapor, Doç. Dr. ..., ... ve ...'den oluşan heyet tarafından hazırlanmıştır. Bilirkişi heyeti üç ayrı raporda tutarlı şekilde; davacının eğitim durumu (... Üniversitesi Endüstri Mühendisliği lisans, ... Genel Finans yüksek lisans), bankada çalışma deneyimi, 2013-2016 döneminde banka nezdinde türev işlem deneyimi ve 1000 sayfayı bulan görüşme kayıtlarındaki piyasa bilgisini değerlendirerek davacının "alelade, finans piyasaları hakkında bilgisi sınırlı" bir yatırımcı olmadığı sonucuna varmıştır.
Bilirkişi heyeti, ses kayıtlarının bütüncül değerlendirmesinde davacının yurtdışı piyasaları takip eden, gelişmeleri analiz eden, müşteri temsilcisi ile tartışan, pozisyon kovalayan bir profil sergilediğini tespit etmiştir. Davacının III-39.1 sayılı Tebliğ'in 31. ve 32. maddeleri uyarınca "genel müşteri" sınıfında olduğu açıkça tespit edilmiş olup, profesyonel müşteri statüsünde olmadığı belirlenmiştir. Ancak genel müşteri sınıflandırması, otomatikman acemi veya bilgisiz olduğu anlamına gelmemekte olup, mesele profesyonel müşteri olup olmadığı değil, genel müşteri sınıfındaki davacının fiili bilgi ve tecrübe düzeyinin ne olduğudur.
Bilirkişi raporları, davacının 2013-2016 döneminde banka nezdinde gerçekleştirdiği türev işlemlerden zarar etmiş olmasına rağmen 2017 yılında tekrar türev işlemlere başlamış olmasını, riskleri bilmediği iddiasını zayıflatan bir olgu olarak değerlendirmiştir.
Davacı taraf, SPK raporuna itiraz etmiş ise de, bilirkişi heyetinin SPK raporundan bağımsız olarak kendi incelemesini yaptığı, ayrı ve müstakil değerlendirmelere ulaştığı görülmüştür. Bu nedenle SPK raporuna yönelik itirazlar bilirkişi raporunun geçerliliğini etkilememektedir.
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan rapor, belgelerin incelenmesi bakımından kritik bulgular içermektedir. Raporda; Risk Profili Anket Formu ve testlerdeki "okudum, anladım" yazıları ile imzaların davacının eli ürünü olduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Bununla birlikte, aynı raporda on ayrı belgedeki "..." isim yazılarının davacının eli ürünü olmadığı belirlenmiştir.
Adli Tıp Kurumu ayrıca Yerindelik Testindeki (x) işaretlemelerinin bilgisayar ortamında yapıldığını, Risk Anket Formu'ndaki işaretlemelerin altında kurşun kalem bakiyeleri (silinmiş izler) bulunduğunu tespit etmiştir. Bu bulgular, formların davacı tarafından değil, önceden hazırlanarak davacıya sadece imza için sunulduğuna işaret etmektedir.
Adli Tıp Kurumu bulguları ile tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde şu tablo ortaya çıkmaktadır: Formlar önceden banka/aracı kurum çalışanları tarafından hazırlanmış, hangi seçeneklerin işaretleneceği kurşun kalemle önceden belirlenmiş, sonra bu işaretlemeler kalemle üzerinden geçilmiş veya bilgisayar ortamında doldurulmuş, isim yazıları çalışanlar tarafından yazılmış ve davacıya sadece imza attırılmıştır.
Bu durum, imzanın geçerliliği ile aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun yerine getirilmesi meselelerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken iki ayrı hukuki mesele olduğunu ortaya koymaktadır. İmzaların davacıya ait olduğu sabittir ve imzanın bağlayıcılığı tartışmasızdır. Ancak imzanın varlığı, tek başına aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun şekilde yerine getirildiği anlamına gelmez. III-39.1 sayılı Tebliğ'in 25. maddesi salt imza almayı değil, risklerin açıklanmasını ve formun okunup anlaşıldığına dair beyan alınmasını zorunlu kılmaktadır. Önceden doldurulmuş formların sadece imzalatılması, bu yükümlülüğün şeklen yerine getirilmesi olup, özü itibarıyla aydınlatma amacını gerçekleştirmemektedir.
Aynı şekilde uygunluk ve yerindelik testlerinin amacı, müşterinin gerçek risk profilini kendi cevaplarına göre belirlemektir. Çalışanlar tarafından doldurulan testler, müşterinin gerçek risk profilini yansıtmaz ve mevzuatın öngördüğü koruma mekanizmasını işlevsiz kılar.
Bu itibarla, davalı aracı kurumun aydınlatma yükümlülüğünü usulüne uygun şekilde yerine getirmediği sonucuna varılmıştır. Bu tespit, davalının kusurunu oluşturmakla birlikte, tazminat sorumluluğu için illiyet bağının ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
Dosyaya sunulan ve hacmi 1000 sayfayı bulan görüşme kayıtları, hem davacının bilgi düzeyinin hem de davalı tarafından yapılan sözlü bilgilendirmenin değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Ses kayıtlarının incelenmesinde, davacıya türev işlemlerin riskleri, zarar kes (stop loss) mekanizması, teminat sistemi ve margin call hakkında çok sayıda görüşmede bilgi verildiği görülmektedir. Bilirkişi raporunda yer alan görüşme dökümlerinden tespit edilen başlıca bilgilendirmeler aşağıda özetlenmiştir:
Riskler ve zarar kes (stop loss) hakkında: 28.11.2016 tarihli (saat 15:09) hesap açılışı görüşmesinde müşteri temsilcisi davacıya VİOP'un işleyişi, riskler ve zarar kes mekanizması hakkında bilgi vermiştir. Müşteri temsilcisi bu görüşmede: "Her zaman yanılma payı var. Bizim de var sizin de var. (...) Daha dar marjlarda karları zararları kestirip karsa kar zararsa zarar cebimize koyup önümüzdeki pozisyonlara (...) Önemli olan para kaybetmemek diye düşünüyorum" şeklinde açıklamada bulunmuş, davacı da "Evet aynen öyle" diyerek karşılık vermiştir. Aynı görüşmede müşteri temsilcisi, cüzi bir miktarla başlayıp işleyişi deneyimleyerek anlamasını tavsiye etmiştir.
Müşteri temsilcisinin stop loss konusundaki uyarıları bir defaya mahsus olmayıp, birden çok görüşmede tekrarlanmıştır. Ocak 2018 tarihli bir görüşmede müşteri temsilcisi: "Yani şimdi burda stoploss uyguluyoruz ya ... hanım (...) zarar olur ya yani stoploss tamam bitti. Zarar bir buçuk kuruş stop loss keserim ben" şeklinde stop loss mekanizmasını anlatmış, davacı ise "Biliyorum... sizin dediğiniz mantıklı" diye cevap vermiştir. Yine aynı döneme ait bir görüşmede müşteri temsilcisi davacıya: "Yani dediğim gibi ben yine de sizin yerinizde olsam stoploss seviyesine tutarım. Stoploss'suz işlem yapmamayı tercih ederdim. Zararımı keserdim. (...) Ama genel itibariyle ben bunu söylemekle tekrar tekrar kafanızı şişirmeyim. Ama stoploss uygulamak doğrudur yani" demiş, davacı "Biliyorum" diyerek karşılık vermiştir.
Stop loss kullanılması önerilmesine rağmen davacının bu öneriyi kabul etmediği de ses kayıtlarından açıkça anlaşılmaktadır. Müşteri temsilcisinin "Stop yapmıyorsunuz hiçbir şekilde değil mi, düşerse taşıyacaksınız yani" sorusuna davacı "Düşerse taşıyacağım evet" cevabını vermiştir. Müşteri temsilcisi bunun üzerine "Hatalı buluyorum ama karar sizin sonuçta o da bir tercihtir" demiştir. Davacı stop loss kullanmama tercihini müşteri temsilcisinin açık uyarısına rağmen bizzat kendisi yapmıştır.
Teminat sistemi ve margin call hakkında: 19 Ocak 2018 tarihli görüşmede davacıya VİOP'un işleyişi kapsamında teminatıyla ne kadarlık işlem yapabileceği, kontrat vadeleri ve teminat tamamlama çağrısının ne zaman yapıldığı hakkında bilgi verildiği kayıtlıdır. 16 Mayıs 2018 tarihli görüşmede ise davacıya doğrudan margin call'a düştüğü bildirilmiş, davacının "Çok mu marjin call'um öf" şeklinde tepki verdiği, müşteri temsilcisinin "661 bin (...) bugün yatıracağız" diyerek teminat tamamlama tutarını açıkladığı, davacının "Her kuruşta 170.000 TL fark ediyor" ifadesine "7 daha ekleyin" diyerek ek teminat yatırma kararını bizzat kendisinin verdiği kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Kaldıraç ve teminat artışı hakkında: 13 Ağustos 2018 tarihli (saat 17:02) görüşmede müşteri temsilcisi davacıya ...'ın teminat artışını detaylı şekilde açıklamıştır: "Şimdi bu vadeli işlemler ve opsiyon piyasasıyla ilgili özellikle kaldıraçlı piyasa olduğu için bayağı bir düzenleme geliyor (...) 270 TL'den 370 TL'ye çıkıyor (...) bir de şimdi bugün ekstra yeni bir şey bilgilendirmeyle teminatları üç katına çıkardılar yani 370 TL olan çarpı 3, 1.110 TL'ye yükseldi her bir kontrat için". Davacının "Peki bu 370 olunca benim ne kadar getirmem gerekecek?" sorusuna müşteri temsilcisi "Aşağı yukarı her pozisyon için 100.000 Lira daha yani ne yapar bu 2.3 Milyon Lira para yapar" diye cevap vermiştir.
Öte yandan ses kayıtlarında, davacının "Ben trader değilim. Ben sadece bu işin içine düşmüş bir acemiyim" (05.07.2017), "Bu sizde yapılanlar türev işlem sınıfına girmiyor mu?" (13.08.2018), "Bunları bana daha iyi öğretseydiniz" (27.07.2018) gibi ifadeler kullandığı da görülmektedir.
Davacı taraf, bu ifadelerin davacının bilgi eksikliğini kanıtladığını ileri sürmüş ve "ses kayıtlarında öğrendiyse, demek ki daha önce bilmiyordu" argümanını dile getirmiştir. Bu argüman münferit ifadeler bazında mantıksal tutarlılık taşımakla birlikte, bilirkişi heyetinin kayıtları tek tek değil bütüncül olarak değerlendirmesi metodolojik olarak doğrudur. Ses kayıtlarının tamamında davacının yurtdışı piyasaları takip eden, gelişmeleri analiz eden (Merkez Bankası kararları, Cumhurbaşkanlığı açıklamaları, ... not indirimi, parite hareketleri gibi konularda kendi analizlerini yapan), müşteri temsilcisi ile aktif şekilde tartışan, müşteri temsilcisini bazı günlerde günde birkaç kez arayıp değerlendirmesini soran, pozisyon kovalayan bir profil sergilediği görülmekte olup, münferit ifadeler bu genel profilin aksini kanıtlamaya yetmemektedir. Bilirkişi heyetinin bu konudaki tespiti şu şekildedir: "Davacının görüşme kayıtlarında genel olarak müşteri temsilcisinin doların hareket yönü ile ilgili her gün fikrini sorduğu, pozisyon fırsatı kovaladığı, herhangi bir fırsat gördüklerinde kendisini hemen aramalarını istediği gözlemlenmiştir."
Ses kayıtlarının bütüncül değerlendirilmesinde, davacıya sözlü olarak risklere ilişkin kapsamlı bilgilendirme yapıldığı, ancak davacının bu uyarılara rağmen işlemlere devam ettiği, stop loss kullanması defalarca önerilmesine rağmen bu öneriyi açıkça reddederek "düşerse taşıyacağım" dediği, teminat artışları ve margin call bildirimleri karşısında ek teminat yatırarak veya pozisyon kapatarak işlemleri bizzat kendi iradesiyle yönettiği anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, sözlü bilgilendirmenin yazılı bilgilendirmenin yerini tam olarak tutamayacağı da gözetilmelidir. III-39.1 sayılı Tebliğ, yazılı bilgilendirmeyi tesadüfen değil, müşteriye düşünme süresi tanımak, kalıcı referans oluşturmak ve tüm risklerin sistematik şekilde aktarılmasını sağlamak amacıyla zorunlu kılmıştır. Risk Bildirim Formu'nda yer alan kaldıraç oranlarının matematiksel etkileri, farklı piyasa koşullarında olası senaryolar, likidite riski detayları, karşı taraf riski, operasyonel riskler, pozisyonun zorla kapatılması koşulları gibi onlarca maddenin tamamının sözlü olarak aktarılması fiilen mümkün değildir. Yazılı metin, müşterinin kendi hızında okuyup değerlendirmesini, tereddüt ettiği yerde durup soru sormasını ve bilinçli karar vermesini sağlarken, sözlü anlatım konuşmacının hızına bağımlı, anlık ve yüzeysel bir bilgi aktarımı yaratır.
Bu değerlendirme, davalının kusurunu teyit eden bir olgudur. Ancak illiyet bağı incelemesinde sözlü bilgilendirmenin varlığı ve davacının buna rağmen sergilediği davranışlar ayrıca değerlendirilecektir.
Dinlenen tanıklar ... ve diğer banka çalışanlarıdır. Tanık ... beyanında; "uygunluk testini müşteri adına biz kendimiz doldurduk, uygunluk testine ilişkin bilgileri müşteriye sormadık", "risk anketini davacı tarafından okunup tek tek işaretlenmesi gibi bir durum olmadı, topluca imza alınıp gerekirse daha sonra ilgili kısımlar dolduruyor", "risk analizine kendi bilgilerimize göre çıkartıyorduk, ayrıca bir risk anketi yapılmıyordu" şeklinde ifadelerde bulunmuştur.
Tanık beyanları, Adli Tıp Kurumu bulgularını destekler niteliktedir. Davacı taraf, banka sözleşmelerini esas alan davalının banka tanıklarını da dikkate alması gerektiğini ileri sürmüştür. Her ne kadar tanıklar banka çalışanı olup uyuşmazlık aracı kurum ile ilgili olsa da ve bilirkişi heyeti tanık beyanlarını farklı dönem ve farklı kuruma ilişkin olması nedeniyle doğrudan esas almamış olsa da, aracı kurum hesabının banka aracılığıyla açılmış olması ve formların aynı süreçte imzalatılması nedeniyle bu beyanlar aydınlatma yükümlülüğünün değerlendirilmesinde dikkate alınmıştır. Tanık beyanları, formların nasıl doldurulduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu bulgularını doğrulayan ve destekleyen nitelikte olup, davalının bilgilendirme prosedürünü usulüne uygun uygulamadığının ispatında değerlendirilmiştir.
14.08.2018 tarihli pozisyon kapatma işlemlerinin zamanlaması, taraflar arasında esaslı bir uyuşmazlık konusu olmuştur. Davacı taraf, söz konusu tarihte müşteri temsilcisi ile saat 15:06'da yapılan telefon görüşmesine rağmen VİOP İşlem Listesi'nde işlemlerin 18:49-18:56 saatlerinde gerçekleştirilmiş olarak göründüğünü, dolayısıyla görüşme ile işlem arasında yaklaşık üç saatlik açıklanamayan bir zaman boşluğu bulunduğunu ileri sürmüş ve bu durumun işlemlerin kendi bilgi ve onayı dışında yapıldığını kanıtladığını iddia etmiştir. Bu iddianın aydınlatılması amacıyla mahkememizce davalıdan işlem log kayıtları istenmiştir. Bilirkişi heyeti, 3. Ek Rapor'un C başlığı altında bu log kayıtlarını ayrıntılı şekilde incelemiştir. İnceleme sonucunda bilirkişi heyeti, VİOP İşlem Listesi'nde görünen 18:49-18:56 saatlerinin işlemlerin fiili gerçekleşme saatini değil, muhasebe kayıt sistemine yansıma saatini gösterdiğini tespit etmiştir. Log kayıtlarının incelenmesinde ise pozisyon kapatma işlemlerinin fiilen saat 12:56-13:01 aralığında gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Bu saatler, VİOP işlem saatleri olan 09:00-18:10 aralığında olup, aynı gün yapılan telefon görüşmeleri ile de uyumludur.
Bu tespit ile davacı tarafın "üç saatlik açıklanamayan boşluk" iddiası tamamen çürümüştür. Aksine, log kayıtları işlemlerin telefon görüşmesinden kısa süre sonra ve davacının bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. VİOP İşlem Listesi'ndeki 18:49-18:56 saatleri ile log kayıtlarındaki 12:56-13:01 saatleri arasındaki farklılık, muhasebe kaydı kaynaklı bir yansımadan ibarettir.
Davacı taraf ayrıca 14.08.2018 tarihli işlemlerin çift taraflı özel işlem niteliğinde olduğunu ve buna ilişkin usulüne uygun bildirim yapılmadığını ileri sürmüştür. Ses kayıtlarında müşteri temsilcisinin "piyasada fiyat bulunamadığını, banka hazinesinden fiyat soracağını" açıkça belirttiği görülmektedir. Davacı bu işlemi kabul etmiş olup, karşı tarafın kim olduğunu bilse dahi pozisyonu kapatmak zorunda kalacaktı; zira teminat yetersizliği mevcuttu ve pozisyon kapatma zorunluluğu karşı tarafın kimliğinden bağımsız bir olgudur. Bu nedenle çift taraflı özel işlem bildirimi iddiası ile zarar arasında illiyet bağı bulunmamaktadır.
Bilirkişi heyeti 3. Ek Rapor'un genel netice-i görüş bölümünde, 14.08.2018 tarihli işlemlere ilişkin itirazlar da dahil olmak üzere davacı vekilinin tüm itirazlarını değerlendirmiş ve kök rapor ile birinci ek rapordaki tespit ve kanaatlerden ayrılmasını ya da itiraz edilen hususların haklı ve yerinde görülmesini gerektirecek bir durum bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Davacı taraf, müşteri temsilcisi ile özel hatlardan yapılan ve kayıt altına alınmayan görüşmelerin bulunduğunu iddia etmiştir. Ancak davacı bu iddiasını destekleyecek herhangi bir somut delil sunmamıştır. İddianın soyut kalması ve davacının ispat yükünü taşımasına rağmen delil sunamaması nedeniyle bu iddia yerinde görülmemiştir.
Davacı taraf, log kayıtlarının yetersiz incelendiğini, Order engine logları, FIX protokol kayıtları gibi başka teknik kayıtların istenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Log kayıtları, işlemin sisteme girildiği tarih ve saati gösteren birincil kayıt niteliğindedir ve işlem saatini kesin olarak tespit etmeye yeterlidir. Somut olayda log kayıtları incelenmiş ve işlemlerin 12:56-13:01 saatlerinde gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Bu saatler, görüşme kayıtları ile uyumlu ve VİOP işlem saatleri içindedir. Davacının temel itirazı olan "üç saatlik boşluk" iddiası log kayıtları ile çürütülmüştür. Order engine logları emrin sisteme iletilme anını, FIX protokol kayıtları borsa ile aracı kurum arasındaki mesajlaşma kayıtlarını göstermekte olup, bu kayıtlar emrin sisteme hiç iletilmediği, emir manipülasyonu veya emrin borsaya ulaşıp ulaşmadığının tartışmalı olduğu hallerde gereklidir. Somut olayda davacı işlemin yapıldığını kabul etmekte, sadece saatini ve onay alınıp alınmadığını tartışmaktadır. İşlem saati log kayıtları ile kesin olarak tespit edilmiş olduğundan, bu ek teknik kayıtların istenmesi gereksiz olup, davanın uzamasına neden olacak niteliktedir. Bu talebin reddi gerekmiştir.
Dosya kapsamındaki delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda aşağıdaki vakıalar sabit kabul edilmiştir:
Davacının davalı aracı kurum nezdinde 2016 yılı sonundan 2018 yılı Ağustos ayına kadar VİOP'ta işlem yaptığı ve bu işlemler sonucunda zarara uğradığı sabittir.
Çerçeve Sözleşmesi, Risk Bildirim Formları, Uygunluk Testi ve Yerindelik Testi belgelerindeki imzaların davacıya ait olduğu sabittir.
Ancak bu belgelerdeki isim yazılarının davacıya ait olmadığı, işaretlemelerin bilgisayar ortamında veya önceden kurşun kalemle belirlenerek yapıldığı, dolayısıyla formların davacı tarafından okunup anlaşılarak değil, önceden doldurulmuş halde imzaya sunulduğu sabittir. Davalı aracı kurumun aydınlatma yükümlülüğünü usulüne uygun şekilde yerine getirmediği, formların şeklen imzalatılmış olmasının mevzuatın öngördüğü aydınlatma amacını gerçekleştirmediği sabittir.
Davacının 2013-2016 döneminde banka nezdinde türev işlem deneyimi bulunduğu ve bu işlemlerden zarar ettiği sabittir.

Davalı çalışanları tarafından ses kayıtlarında davacıya türev işlem riskleri, stop loss, margin call ve teminat sistemi hakkında sözlü bilgilendirme yapıldığı sabittir. Ancak sözlü bilgilendirmenin, yazılı bilgilendirmede yer alan tüm risk unsurlarını sistematik şekilde aktarmaya yeterli olmadığı da gözetilmiştir.
Davacının bu sözlü uyarılara rağmen işlemlere devam ettiği, kendisine önerilen stop loss mekanizmasını kullanmadığı, yaklaşık iki yıl boyunca aktif şekilde işlem yapmaya devam ettiği sabittir.
14.08.2018 tarihli pozisyon kapatma işlemlerinin, log kayıtlarına göre saat 12:56-13:01 aralığında gerçekleştirildiği; VİOP İşlem Listesi'nde görünen 18:49-18:56 saatlerinin muhasebe kaydı kaynaklı hatalı yansımadan ibaret olduğu; dolayısıyla davacı tarafın ileri sürdüğü "üç saatlik açıklanamayan boşluk" iddiasının yerinde olmadığı; işlemlerin aynı gün yapılan telefon görüşmesinden kısa süre sonra ve davacının bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği sabittir.
Tazminat sorumluluğunun ilk unsuru olan kusur bakımından değerlendirme yapılmalıdır.
Sabit görülen vakıalar çerçevesinde, davalı aracı kurumun sermaye piyasası mevzuatında öngörülen bilgilendirme yükümlülüğünü usulüne uygun şekilde yerine getirmediği sonucuna varılmıştır. III-39.1 sayılı Tebliğ'in 25. maddesi, Risk Bildirim Formu'nun müşteriye verilmesini ve "okunup anlaşıldığına dair yazılı beyan" alınmasını zorunlu kılmaktadır. Oysa somut olayda formlar önceden doldurulmuş, davacıya yalnızca imza attırılmıştır. Bu durum, mevzuatın öngördüğü usule aykırıdır. İmzanın varlığı, aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun yerine getirildiğini tek başına kanıtlamaya yeterli değildir; zira imzanın bağlayıcılığı ile aydınlatma yükümlülüğünün özüne uygun ifası birbirinden ayrı hukuki meselelerdir.
Aynı şekilde Tebliğ'in 27. ve 28. maddelerinde düzenlenen uygunluk ve yerindelik testlerinin amacı, müşterinin gerçek bilgi düzeyini, tecrübesini ve risk algısını tespit etmektir. Testlerin müşteriye sorulmadan, çalışanlar tarafından doldurulması bu amacı ortadan kaldırmaktadır. Tanık beyanları ve Adli Tıp Kurumu bulguları, testlerin usulüne uygun yapılmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Davalı aracı kurum, TTK m.18/2 uyarınca basiretli tacir sıfatını haiz olup, SPKn m.130 gereğince mesleki özen yükümlülüğü altındadır. Aracı kurumlar adi tacir değil, özel düzenlemeye tabi güven kurumu niteliğindedir. Sermaye piyasası ilişkisinde aracı kurum profesyonel, lisanslı ve denetlenen taraftır; genel müşteri ise eğitimli olsa bile profesyonel değildir. Profesyonel taraftan beklenen özen standardı, müşteriden beklenen dikkat standardından çok daha yüksektir. Sermaye piyasasında faaliyet gösteren bir aracı kurumun, bilgilendirme prosedürlerini bu şekilde ihlal etmesi ağır kusur teşkil etmektedir.
Sonuç olarak, davalının kusuru sabittir.
Tazminat sorumluluğunun ikinci unsuru olan zarar bakımından, davacının VİOP işlemleri nedeniyle mali kayba uğradığı tartışmasızdır. Zarar unsuru mevcuttur.
Tazminat sorumluluğunun üçüncü ve belirleyici unsuru olan uygun illiyet bağı bakımından ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Uygun illiyet bağının varlığı için, davalının kusurlu davranışının davacının zararını doğurmaya elverişli olması, başka bir ifadeyle "bu davranış olmasa zarar meydana gelmeyecekti veya bu boyutta olmayacaktı" denebilmesi gerekmektedir. Somut olayda cevaplanması gereken soru şudur: Davacı usulüne uygun şekilde bilgilendirilseydi, bu işlemleri yapmayacak mıydı veya zararı bu boyutta olmayacak mıydı?
Bu noktada iki karşıt argüman seti değerlendirilmelidir.
İlliyet bağının varlığını destekleyebilecek argümanlar şunlardır: Yazılı bilgilendirme, müşteriye kendi hızında okuma, değerlendirme ve bilinçli karar verme imkanı tanır; sözlü bilgilendirme bu işlevi tam olarak karşılayamaz. Risk Bildirim Formu'ndaki onlarca detaylı risk unsurunun tamamının sözlü olarak aktarılması fiilen mümkün değildir. İnsan bilişsel süreçleri karmaşıktır; yazılı bir metinde okunan bir bilginin hangi bağlantıları kuracağı ve ileride nasıl sonuç doğuracağı önceden öngörülemez. Davacı formları usulüne uygun şekilde okuyup anlasaydı belki hiç işlem yapmayacak, belki daha küçük pozisyon alacak, belki stop loss kullanacak, belki daha erken çıkacaktı.
Ancak bu teorik olasılıklar, somut olaydaki olgular karşısında desteklenmemektedir.
Birinci olarak, davacı 2013-2016 döneminde banka nezdinde türev işlemler yapmış ve bu işlemlerden fiilen zarar etmiştir. Gerçek hayatta yaşanan kayıp deneyimi, yazılı bir bilgilendirme formunun yaratabileceği etkiden çok daha güçlüdür. Buna rağmen davacı 2017 yılında tekrar türev işlemlere başlamıştır. Fiilen zarar deneyimi yaşamış bir kişinin, formu okusaydı işlem yapmayacağı varsayımı somut delillerle desteklenmemektedir. "Usulüne uygun bilgilendirilseydi işlem yapmayacaktı" çıkarımını bu olgu doğrudan çürütmektedir.
İkinci olarak, ses kayıtlarında davacıya sözlü olarak türev işlem riskleri, stop loss mekanizması, margin call sistemi ve teminat yapısı hakkında defalarca bilgi verildiği sabittir. Sözlü bilgilendirmenin yazılı bilgilendirmenin yerini tam olarak tutamayacağı teorik olarak doğru olmakla birlikte, somut olayda davacı sözlü uyarılara dahi uymamıştır. Müşteri temsilcisi "Stoploss'suz işlem yapmamayı tercih ederdim. Zararımı keserdim. (...) Ama stoploss uygulamak doğrudur yani" dediğinde davacı "Biliyorum" demiş; müşteri temsilcisi "Stop yapmıyorsunuz hiçbir şekilde değil mi, düşerse taşıyacaksınız yani" diye sorduğunda davacı "Düşerse taşıyacağım evet" diye cevap vermiş; müşteri temsilcisi "Hatalı buluyorum ama karar sizin" demiştir. Davacı, stop loss mekanizmasını bildiğini açıkça ifade etmesine ve müşteri temsilcisinin bu konudaki uyarısını "hatalı" bulduğunu bilmesine rağmen, bilinçli bir tercihle stop loss kullanmamayı seçmiştir. Sözlü uyarıları bu şekilde dikkate almayan bir kişinin, yazılı formu okuması halinde farklı davranacağını kabul etmek hayatın olağan akışına aykırıdır.
Üçüncü olarak, davacı yaklaşık iki yıl boyunca aktif şekilde işlem yapmıştır. Görüşme kayıtlarının 1000 sayfayı bulması, davacının piyasayı günlük takip ettiğini, kendi analizlerini yaptığını, pozisyon kararlarını verdiğini göstermektedir. Bu profil, "bilmeden sürüklenen pasif mağdur" değil, bilinçli tercihler yapan aktif bir yatırımcı profiline işaret etmektedir.
Dördüncü olarak, zararın kristalize olduğu 14.08.2018 tarihinde davacı karar sürecine dahil olmuştur. O gün yapılan telefon görüşmesinde pozisyon kapatma konuşulmuş, davacı onay vermiş ve log kayıtlarının ortaya koyduğu üzere işlem bu görüşmeden kısa süre sonra saat 12:56-13:01 aralığında gerçekleştirilmiştir. Davacı tarafın ileri sürdüğü "üç saatlik açıklanamayan boşluk" iddiası, bilirkişi heyetinin 3. Ek Rapor'da yaptığı log kaydı incelemesiyle çürütülmüş olup, zarar anında bile davacının karar mekanizmasının içinde olduğu sabittir.
Beşinci olarak, zararın asıl sebebi Ağustos 2018'de yaşanan olağanüstü piyasa koşullarıdır (Rahip Brunson krizi). Döviz kurlarındaki ani ve şiddetli hareket, teminat oranlarının artırılması ve buna bağlı pozisyon kapatma zorunluluğu, herhangi bir bilgilendirme belgesiyle öngörülmesi veya önlenmesi mümkün olmayan bir piyasa riskidir. Davacı, türev işlemlerin doğasında var olan bu riski üstlenmiştir.
Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, davalının bilgilendirme prosedürünü usulüne uygun şekilde yerine getirmiş olması halinde dahi davacının aynı işlemleri yapacağı ve aynı zarara uğrayacağı sonucuna varılmaktadır. "Bu davranış olmasa zarar büyük olasılıkla gerçekleşmezdi" demek için yeterli somut argüman bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, davalının kusurlu davranışı ile davacının zararı arasında uygun illiyet bağı kurulamamaktadır.
Kusur ve zarar unsurları mevcut olsa bile, illiyet bağı kurulamadığı hallerde tazminat sorumluluğu doğmaz. Bu nedenle davanın reddi gerekmektedir.
TBK m.52 çerçevesinde, zarar görenin zararın doğmasında ya da artmasında etkili olması halinde tazminattan indirim yapılabileceği veya tazminata hiç hükmetmeyebileceği öngörülmüştür. Bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle tazminat sorumluluğunun doğmuş olması, yani kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının bir arada bulunması gerekmektedir.
Davacı vekilinin bilirkişi raporlarına ve davanın esasına ilişkin itirazları, altı ana başlık altında sunulmuş olup aşağıda ayrı ayrı karşılanmıştır. Davacı tarafın itirazları esasen önceki raporlara yapılan itirazların tekrarı niteliğinde olup, bilirkişi heyetinin bu itirazları karşılamasına rağmen aynı argümanlar yeniden ileri sürülmüştür.
Davacı vekili, formların davacı tarafından bizzat doldurulmadığını ve Adli Tıp Kurumu raporundaki kurşun kalem bulgularının bunu kanıtladığını ileri sürmüştür. Bu iddia yerindedir ve mahkememizce de kabul edilmiştir. Formların usulsüz doldurulduğu, Adli Tıp Kurumu raporu ve tanık beyanları ile sabittir. Ancak bu tespit tek başına tazminata hükmedilmesi için yeterli değildir; tazminat için ayrıca illiyet bağının da bulunması gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere illiyet bağı kurulamamıştır.
Davacı vekili, müvekkiline türev işlem riskleri hakkında bilgi verilmediğini, margin call ve zarar kes (stop loss) kavramlarını bilmediğini ileri sürmüştür. Davacı taraf, ses kayıtlarındaki bilgi eksikliğine işaret eden ifadeleri ("Bu sizde yapılanlar türev işlem sınıfına girmiyor mu?", "Bunları bana daha iyi öğretseydiniz" vb.) bu iddiasının kanıtı olarak göstermiştir.
Ses kayıtlarının münferit ifadeler bazında değil bütüncül olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ses kayıtlarının tamamında davacının yurtdışı piyasaları takip eden, gelişmeleri analiz eden, müşteri temsilcisi ile aktif şekilde tartışan bir profil sergilediği, 28.11.2016 tarihli hesap açılışı görüşmesinden itibaren teminat sistemi, margin call, kaldıraç oranları hakkında detaylı bilgi verildiği, çok sayıda görüşmede stop loss kullanması konusunda uyarıldığı tespit edilmiştir. Münferit ifadeler, kayıtların bütünü ile ortaya çıkan bilgi ve tecrübe düzeyinin aksini kanıtlamaya yetmemektedir.
Sözlü bilgilendirmenin yazılı bilgilendirmenin yerini tutamayacağını hususu açısından ise: Bu argüman teorik olarak doğrudur; mevzuat yazılı bilgilendirmeyi müşteriye düşünme süresi tanımak, kalıcı referans oluşturmak ve tüm risklerin sistematik şekilde aktarılmasını sağlamak amacıyla zorunlu kılmıştır. Ancak somut olayda davacı, sözlü uyarılara dahi uymamıştır. Stop loss kullanması defalarca önerilmiş, müşteri temsilcisi "Stoploss uygulamak doğrudur yani" dediğinde davacı "Biliyorum" demiş, ancak kullanmamıştır. Müşteri temsilcisi stop loss kullanmama tercihini "Hatalı buluyorum ama karar sizin" diyerek açıkça eleştirmiş, davacı buna rağmen "Düşerse taşıyacağım" demiştir. Risklere ilişkin uyarılar yapılmış, işleme devam etmiştir. 2013-2016 döneminde fiilen zarar deneyimi yaşamış olmasına rağmen 2017'de tekrar türev işlemlere başlamıştır. Sözlü uyarıları ve fiili zarar deneyimini dikkate almayan bir kişinin, yazılı formu okuması halinde farklı davranacağı varsayımı somut delillerle desteklenmemektedir.
Davacı vekili, 14.08.2018 tarihli işlemlerin onayı alınmadan yapıldığını ileri sürmüştür. Davacı taraf bu iddiasını, VİOP İşlem Listesi'nde işlemlerin 18:49-18:56 saatlerinde göründüğü halde müşteri temsilcisi ile yapılan telefon görüşmesinin saat 15:06'da gerçekleştiği, dolayısıyla görüşme ile işlem arasında yaklaşık üç saatlik açıklanamayan bir zaman boşluğu bulunduğu olgusuna dayandırmıştır. Ancak bilirkişi heyetinin 3. Ek Rapor'un C başlığı altında yaptığı log kaydı incelemesinde, işlemlerin fiilen saat 12:56-13:01 aralığında gerçekleştirildiği, VİOP İşlem Listesi'ndeki 18:49-18:56 saatlerinin muhasebe kayıt sistemine yansıma saatinden ibaret olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit ile davacı tarafın "üç saatlik açıklanamayan boşluk" iddiası tamamen çürümüştür. Aksine, log kayıtları işlemlerin davacı ile yapılan telefon görüşmesinden kısa süre sonra ve davacının bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır.
Davacı vekili, log kayıtlarının yetersiz incelendiğini, Order engine logları, FIX protokol kayıtları gibi ek teknik kayıtların istenmesi gerektiğini de ileri sürmüştür. Log kayıtları işlemin sisteme girildiği anı gösteren birincil kayıt olup işlem saatini kesin olarak tespit etmeye yeterlidir. Order engine logları ve FIX protokol kayıtları, emrin sisteme hiç iletilmediği veya emir manipülasyonu iddia edildiği hallerde gereklidir. Somut olayda davacı işlemin yapıldığını kabul etmekte, sadece saatini tartışmaktadır. İşlem saati log kayıtları ile kesin olarak tespit edilmiş olduğundan, ek teknik kayıt istenmesi gereksiz olup davanın uzamasına neden olacak niteliktedir. Bu talebin reddi gerekmiştir.
Davacı vekili, davalının çıkar çatışması yarattığını ve çift taraflı özel işlem bildiriminin yapılmadığını ileri sürmüştür. Ses kayıtlarında müşteri temsilcisinin "piyasada fiyat bulunamadığını, banka hazinesinden fiyat soracağını" açıkça belirttiği görülmektedir. Kaldı ki, davacı bu işlemi kabul etmiş ve karşı tarafın kim olduğunu bilse de pozisyonu kapatmak zorunda kalacaktı çünkü teminat yetersizliği mevcuttu. Pozisyon kapatma zorunluluğu karşı tarafın kimliğinden bağımsız bir olgudur. Bu nedenle çıkar çatışması ve çift taraflı özel işlem bildirimi iddiaları ile zarar arasında illiyet bağı bulunmamaktadır.
Davacı vekili, banka sözleşmelerini esas alan davalının banka tanıklarını da dikkate alması gerektiğini, tanık beyanlarının hayatın olağan akışı gerekçesiyle reddedilmesinin tutarlı olmadığını ileri sürmüştür. Bu argüman tutarlılık açısından dikkat çekici olmakla birlikte, bilirkişi heyetinin tanık beyanlarını doğrudan esas almama gerekçeleri (farklı dönem, farklı kurum) savunulabilir niteliktedir. Bununla birlikte mahkememiz, tanık beyanlarını Adli Tıp Kurumu bulguları ile birlikte değerlendirmiş ve formların usulsüz doldurulduğu tespitinde bu beyanları dikkate almıştır. Tanık beyanlarının değerlendirilmesi meselesinin sonuca etkisi, formların usulsüz doldurulduğunun zaten Adli Tıp Kurumu raporu ile bağımsız olarak kanıtlanmış olması nedeniyle sınırlıdır.
Davacı vekili, müvekkilinin eğitim durumunun profesyonel yatırımcı anlamına gelmediğini ve Tebliğ'in 32. maddesinin yeterince incelenmediğini ileri sürmüştür. Davacının III-39.1 sayılı Tebliğ'in 31. ve 32. maddeleri uyarınca "genel müşteri" sınıfında olduğu, profesyonel müşteri statüsünde bulunmadığı açıkça tespit edilmiştir. Bu tespit doğrudur ve mahkememizce de kabul edilmektedir; davacı profesyonel müşteri değildir.
Ancak illiyet bağı değerlendirmesinde belirleyici olan profesyonel müşteri olup olmadığı değil, genel müşteri sınıfındaki davacının fiili bilgi ve tecrübe düzeyidir. Davacının 2013-2016 döneminde fiilen türev işlem yapıp zarar etmiş olması, buna rağmen 2017'de tekrar türev işlemlere başlamış olması, yaklaşık iki yıl boyunca aktif şekilde işlem yapmış olması, ses kayıtlarında piyasayı günlük takip edip kendi analizlerini yapan bir profil sergilemesi, "usulüne uygun bilgilendirilseydi işlem yapmayacaktı" çıkarımını desteklememektedir. Eğitim durumu bir tarafa, gerçek hayatta yaşanan kayıp deneyimi en güçlü uyarıdır.
Davacı vekili, bilirkişi heyetinin hukuki değerlendirme yaparak yetkisini aştığını ileri sürmüştür. Bu itiraz daha önce de yapılmış ve yerinde görülmemiştir. Sermaye piyasası hukukunun teknik yapısı nedeniyle bilirkişilerin mevzuat çerçevesinde değerlendirme yapması kaçınılmazdır. Kaldı ki, hukuki nitelendirme yetkisi münhasıran mahkemeye ait olup, bilirkişi görüşleri mahkemeyi bağlamamaktadır. Mahkememiz, bilirkişi raporlarını diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmiş ve yukarıda açıklanan gerekçelerle sonuca varmıştır.
Davacı vekili, yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep etmiştir. Dosyada kök rapor ve iki ek rapor olmak üzere üç ayrı bilirkişi raporu bulunmakta olup, bilirkişi heyeti üç raporda da tutarlı şekilde aynı sonuca varmıştır. Bilirkişi heyeti 3. Ek Rapor'un genel netice-i görüş bölümünde de, kök rapor ile birinci ek rapordaki tespit ve kanaatlerden ayrılmasını ya da itiraz edilen hususların haklı ve yerinde görülmesini gerektirecek bir durum bulunmadığını açıkça belirtmiştir. Bilirkişi raporları, Adli Tıp Kurumu raporu, ses kayıtları, tanık beyanları ve log kayıtları birlikte değerlendirildiğinde dosyanın karara bağlanması için yeterli delil bulunmaktadır. Yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması davanın uzamasına neden olacak olup, bu talebin reddi gerekmiştir.
Davalı aracı kurumun sermaye piyasası mevzuatını ihlal ettiği, formları usulüne uygun doldurmadığı, uygunluk ve yerindelik testlerini mevzuata aykırı şekilde gerçekleştirdiği dosya kapsamındaki delillerle sabittir. Bu ihlal, Adli Tıp Kurumu raporu ve tanık beyanları ile açıkça ortaya konmuştur.
Her ne kadar tazminat hukuku bakımından illiyet bağı kurulamadığından davanın reddine karar verilmiş ise de, davalının basiretli tacir ve mesleki özen yükümlülüklerini ihlal ettiği açıktır. Davanın reddi, davalının mevzuat ihlalinin aklanması anlamına gelmemektedir. Bu ihlalin münferit mi yoksa sistemik mi olduğu, aynı uygulamanın diğer müşterilere de yapılıp yapılmadığı, yetkili idari otorite olan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından değerlendirilmelidir.
III-39.1 sayılı Tebliğ'in 25., 27. ve 28. maddelerinde öngörülen bilgilendirme ve test yükümlülüklerinin ihlali, SPKn m.103 ve devamı maddeleri uyarınca idari yaptırım konusu olabilecek niteliktedir. Bu nedenle, davalı aracı kurum hakkında Sermaye Piyasası Kurulu'na bildirimde bulunulmasına karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar kesinleştiğinde davalı kurumun formların müşteri yerine doldurulması uygunluk, yerindelik testinin usulsüz yapılması, mesleki özen yükümlülüğü ihlali kapsamında hakkında tahkikat yapılmak üzere SPK'ya bildirilmesine,
3-Maddi tazminat talebi yönünden 732,00-TL ve manevi tazminat talebi yönünden 732,00-TL olmak üzere alınması gereken toplam 1.464,00-TL harcın peşin alınan 275.244,34-TL harçtan mahsubu ile bakiye 273.780,34-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
4-Maddi tazminat talebi yönünden; Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 1.187.347,34-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Manevi tazminat talebi yönünden; Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafından yapılan 1.087,40-TL yargılama giderinin, davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/02/2026

Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim