Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/830

Karar No

2025/131

Karar Tarihi

13 Şubat 2025

T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2022/830 Esas
KARAR NO :2025/131

DAVA:Tazminat (Munzam Zarar)
DAVA TARİHİ:09/12/2022
KARAR TARİHİ:13/02/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Munzam Zarar) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacı müvekkili şirket ile davalı arasında ...Tic.Mhk.nin .... Sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda müvekkil talebi kısmen kabul edilmiş ve aşağıda alıntısı yapıldığı şekilde hüküm kurulduğu,"358.235,77TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," Sayın Mahkemenin yukarıda numarası bildirilen dosyası, Yargıtay bozmasından sonra almış olduğu esas numarası olup gerekçeli kararda da belirtildiği üzere asıl dava tarihi 08.05.2007 dir ve bu tarihten itibaren alacağa faiz işletilmesi gerektiği hükme bağlandığı, Bozmadan önce verilen ilk kararda müvekkili şirketin 144.252,71.-TL alacaklı olduğuna karar verildiği ve işbu alacak .... İcra Md.nün .... Sayılı dosyasından 123.664,64.-TL faizi ile birlikte 15.02.2011 tarihinde tahsil edildiği, Bozmadan sonra verilen .... As.Tic.Mhk. nin kararının da ... İcra Md.nün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibine konulduğu ve neticeten 08.05.2007 tarih itibariyle oluşan alacağın yaklaşık 15 sene sonunda 04.01.2022 tarihinde tahsil edilebildiği, Huzurdaki davanın, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 gün ve ... sayılı başvuru nolu kararına dayalı olarak oluşan içtihatlar doğrultusunda ikame edildiği, Anayasa Mahkemesinin anılan kararından sonra oluşan içtihatlara göre artık başvurucuların zarara uğradığını ayrıca ispat etmesi yorumundan dönüldüğü ve enflasyon, döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerin temerrüt faizinden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsendiği, 08.05.2077 tarihinde oluşan 358.235,77.- TL alacak iki bölümde, birinci bölümü 144.252,71.- TL si 2011 yılının Şubat ayında ve bakiyesi 2022 yılının Ocak ayı içinde tahsil edilebildiği, alacağa ilave edilen faiz toplamının, aradan geçen süre içinde esas alacak miktarını koruyamadığı ve dolayısıyla müvekkili şirketin faizi aşan bir zararının olduğu her türlü izahtan vareste olduğu, bu sebeple de huzurdaki davanın ikamesi ile bilirkişi marifetiyle hesaplanacak aşkın zararın tahsili için dava açılması zorunlu olduğu, TTK 5/a maddesi gereğince dava şartı olarak arabulucu süreci uzlaşmazlık ile tamamlanmış olup buna ilişkin 13.11.2022 tarihli tutanak ekte sunulduğu, İddia ve beyanlarıyla, Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenecek miktar üzerinden müddeabihi artırmak üzere ve HMK 107 md. Kapsamında belirsiz alacak davası olarak şimdilik 5.000.-TL munzam zarar alacağımızın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi, yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmektedir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; talebin, belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülmesi usul ve yasaya aykırı olduğu, HMK.'nun 107. Maddesinin, alacaklıya tanıdığı belirsiz alacak davası açma hakkı, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerle sınırlandırıldığı, talep sonucunun belirlenmesinin imkansız olmasıyla kastedilen, davacının, talep sonucunu hiçbir şekilde belirleyemediği haller olduğu, bu hal, fiili olduğu gibi hukuki de olabileceği, davacı vekilince varlığı iddia edilen munzam zarar miktarın hesaplanabilmesi için hukuki ya da fiili bir imkansızlık bulunmadığı, var olduğu ileri sürülen zararın belirlenmesinde bir imkansızlık bulunmadığı gibi bir zararın bulunması halinde bunun hesabında kullanılacak veriler de müvekkili uhdesinde olmadığı, bu verilere internet yoluyla ulaşılmasının mümkün olmadığı, bu sebeple davacı talebinin, belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülmesi usule aykırı olduğu, davanın usulden reddi gerektiği, davacının, işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı, davacı vekilince, bu davada munzam zarar iddiasına dayanak olarak sunulan .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyası ile görülerek sonuçlanan davada, davacı, müvekkili şirketten, USD cinsinden alacağı olduğu ileri sürmüş ise de dava dilekçesinde, talep sonucunu TL'ye çevirmiş ve alacağın cinsi hakkında tercih hakkını, Türk Lirası olarak kullanmış; talebini TL cinsinden sunduğu, alacaklının bu hakkı, yenilik doğurucu nitelikte olduğu, bu hakkı bir kere kullanan kişinin artık bu kararından geri dönemeyeceği, Davacı, alacağını TL cinsinden talep etmekle, alacağın semerelerinin de TL cinsinden olacağını, olması gerektiğini baştan kabul ettiği; USD olarak talep etmesi halinde ileride USD cinsinden elde edebileceği semerelerden de baştan feragat etmiş sayılacağı, alacak talebini TL cinsinden ileri süren davacının ticari faizin ötesinde bir semere beklentisi olmadığını da peşinen kabul etmiş sayılacağı ve basiretli bir tacir gibi hareket etmekle yükümlü olduğu, dava ve talebin zamanaşımına uğradığı, öncelikle, huzurdaki dava ile ileri sürülen munzam zarar talebini kesinlikle kabul etmediği, yasada aranan munzam zarar koşullarının somut olayda bulunmadığı, kabul anlamına gelmemek üzere, bir an için munzam zarar alacağının varlığından bahsedilse bile bu alacağın zamanaşımına uğradığı, TBK.'nun 122. Maddesi, alacaklıya, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olması halinde bu zararı talep etme hakkı verdiği, buna göre, borçlu, kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlü olduğu, somut olayda, haksız fiillere uygulanan iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, Zira, davacı temerrüt faizini aşan bir miktar olup olmadığını, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde, davanın görüldüğü sırada bilecek ve belirleyebilecek durumda olduğu, 122. Maddenin 2. Fıkrasında, temerrüt faizini aşan miktarın görülmekte olan davada belirlenebilmesi halinde talebin bu dava sırasında da ileri sürülebileceği dikkate alındığında ise zamanaşımı süresinin evleviyetle dolmuş olduğunun kabulü gerektiği, taraflar arasında, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyası ile görülerek sonuçlanan dava, adi şirket sözleşmesinden kaynaklandığı,TBK.'nun 147/IV. Maddesi, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirlerine karşı açacakları davalarda, zamanaşımı süresini beş yıl olarak belirlediği,taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesi, 01.10.1998 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli olduğu,sözleşme, 01.10.2003 tarihinde sona erdiği,bu tarihten itibaren başlayan beş yıllık zamanaşımı süresi ise 01.10.2008 tarihinde dolduğu,munzam zarar olarak adlandırılan alacak, asıl borçtan tamamen bağımsız olduğundan bu talep için zamanaşımı başlangıç süresinin en geç 01.10.2003 olarak kabul edilmesi mümkün ve gerekli olduğu,bu kabul doğrultusunda varılacak sonuç ise talebin zamanaşımına uğramış olduğu, davacı vekilince de kabul ve ikrar edildiği üzere, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. Dosyasından davacı lehine hükmedilen 358.235,77 TL tutarlı alacağın 144.252,71 TL lik kısmı,10.02.2011 tarihinde ödendiği, Taraflar arasında, adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan ihtilafın çözümü için davacı tarafından, 08.05.2007 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. Sayılı dosya ile açılan dava, 28.01.2010 tarihinde, ... K. Sayılı karar ile kısmen kabul edilmiş, 144.252,71 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verildiği, Karar ve ilam, .... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile takibe konmuş, dosya alacağı, işlemiş faiz ve masraflarıyla birlikte toplam 322.325,00 TL olarak ödendiği,bu tutarın 123.664,64 TL'lik kısmı işlemiş faiz olduğu, alacağı kabul anlamına gelmemek üzere, bir an için somut olaya, TBK.'nun 146. Maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı hükmünün uygulanması gerektiği değerlendirilse bile davacı vekilince munzam zarar talebine esas alınan 358.235,77 TL'nin 144.252,71 TL'lik kısmı için munzam zarar talebi, evleviyetle zamanaşımına uğradığı, Somut olayda, munzam zarar talebine konu edilen 358.235,77 TL'lik alacağın 144.252,71 TL'lik kısmı, .... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile takibe konmuş, bu dosyadan gönderilen icra emri, müvekkile 04.02.2011 tarihinde tebliğ edildiği,yani, 117/I. Madde ile aranan ihtar koşulu 04.02.2011 tarihinde icra emri gönderilmek suretiyle gerçekleştiği, borç tutarı, tüm faiz ve ferileriyle birlikte, icra emri gereğince verilen 7 günlük yasal ödeme süresi içinde (10.02.2011 tarihinde) nakden ve defaten ödendiği,kısaca 144.252,71 alacak tutarı için yasanın munzam zarar için aradığı temerrüt koşulu gerçekleşmediği, 10 yıllık zamanaşımı kuralının kabulüne göre bu kısım için munzam zarar talebinin zamanaşımına uğradığı, 358.235,77 TL'lik alacağın 213.983,06 TL lik kısmı için 117/I. Maddede aranan ihtar koşulu, ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyadan icra emri gönderilerek gerçekleştirilmiş, bu icra emrinin gereği de yasal süresi içinde yerine getirildiği, bir diğer söyleyişle alacağın bu kısmı için de temerrüt koşulu gerçekleşmediği, gerçekten, ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasından gönderilen icra emri, 28.06.2021 tarihinde tebliğ edilmiş, takibe konu mahkeme kararı, temyiz edildiğinden, icra dosyasına, temyiz incelemesi boyunca icranın durdurulmasına esas olmak üzere dosya borcunu karşılamaya yetecek tutarda teminat mektubu sunulduğu, temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar icranın durdurulması kararı alındığı, Yargıtay 3. HD.'nin 07.12.2021 t. 2021/6084 E. Ve 2021/12625 K. Sayılı onama kararı, 05.01.2022 tarihinde tebliğ edilmiş, dosyadaki teminat mektubunun nakde çevrilmemesi için dosya borcu 03.01.2022 tarihinde nakden ve defaten ödenmiş, teminat mektubu geri alındığı, müvekkili şirketin hiçbir şekilde temerrüde düşmediği, temerrüt söz konusu olmadığı için temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın varlığından ve kusurdan da bahsedilemeyeceği, bu yönüyle yasal koşulları doğmamış olan munzam zarar talebinin reddi gerektiği, munzam zararın varlığını ispat yükünün, TBK.'nun 50 ve TMK.'nun 6. Maddesinde yer alan genel kurallar gereğince alacaklıya ait olduğu, Davacı vekili, munzam zarar iddiasını, yargılamanın uzun sürmesi ve bu konu hakkında Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda mahkemece verilen 21.12.2017 tarihli karara dayandırdığı ancak davacı vekilince, dava dilekçesinde bahsedilen bu karar incelendiğinde, bireysel başvuruya konu olayın, somut olayla ve dosya kapsamıyla örtüşmediği, Hukuki anlamda zarar, mal varlığına dahil olan bir şeyin kaybı veya tahribi halinde ortaya çıktığı, TBK.'nun 50. Maddesi de zararın ve kusurun ispat edilmesi yükümlülüğünü kural olarak zarar görene yüklediği,soyut enflasyonun ya da bankalarca mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmeyeceği, davacı tarafından kanıtlanması gereken, enflasyon ve mevduat faizi gibi genel olgular değil, geç ödemeden dolayı zarar görüldüğü keyfiyeti olduğu, Aksinin kabulü, munzam zararın, kusursuz sorumluluk olarak nitelendirilmesi anlamına geldiği, davacı vekilince, delil olarak, dava dosyasına sunulan Anayasa Mahkemesi kararı da somut olayın özelliklerine göre verildiği, cevap ve beyanlarıyla dava ve talebin, belirsiz alacak davası şeklinde sunulması usule aykırı olduğundan ve ayrıca davacının, işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından öncelikle davanın usulden reddi, Talep konusu alacak, zamanaşımına uğramış olduğundan, davanın zamanaşımından reddi, Esasa yönelik savunmalarımız doğrultusunda ispat edilemeyen davanın esastan reddi talep edilmektedir.
DELİLLER
Davacı vekili delil ve belgelerini ibraz etmiş, davada; .... As. Tic. Mhk. .... Sayılı dosyası, .... İcra Md.nün .... Sayılı dosyası, ... İcra Md.nün ... E., Bilirkişi incelemesi ve ikamesi mümkün sair delile dayanmışlardır.
UYAP üzerinden celp edilerek incelenen;
.... İcra Müdürlüğünün .... Sayılı dosyasında; Alacaklı ....ve Tic. Ltd. Şti. Tarafından Borçlu ... Dış Tic. A.ş. Aleyhine toplam: 289.291,46 TL üzerinden 03/02/2011 tarihinde başlatılan icra takibi olduğu;
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin .... Sayılı dosyasında; Davacı ... Tic Ltd Şti. tarafından Davalı ... Aş (eski Ünvanı : ... Dış Ticaret Aş) aleyhine açılan Alacak davası olduğu ve mahkemenin 22/04/2021 tarih .... Sayılı kararı ile "...Davacının dava dilekçesindeki talebin kısmen kabulüne; Taraflar arasında 01/10/1998 tarihinde imzalanan "... sayılı ihracat iş birliği sözleşmesi" başlıklı adi ortaklık sözleşmesinin tasfiyesi ile 358.235,77TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dava dilekçesindeki fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Davacının ıslah dilekçesindeki talebi yönünden; A-Islahın terditli yapıldığı görülmekle (Doysa kapsamına göre , dava tarihindeki kur'a göre TL karşılığının istenebileceği, ıslah tarihindeki kur'a göre TL karşılığının istenemeyeceği dikkate alınarak ) terditli ıslah dilekçesindeki 1 nolu ıslah talebinin usulden reddine, B-Terditli ıslah dilekçesindeki 2 nolu ıslah talebinin esastan reddine..." karar verildiği;
... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Karar sayılı dosyasında; Davacı... Anonim Şirketi tarafından Davalı ... Limited Şirketi aleyhine açılan İcra Takibine itiraz (borca itiraz) davasında 07/11/2023 tarihli karar ile; "...davanın kabulüne, ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasında fazla hesaplanan 201.342,75 TL faizin iptali ile takibin devamına..." karar verildiği görülmüştür.
Mahkememizce toplanan delillere, iddia ve savunmaya göre bilirkişiden alınan 03/10/2023 havale tarihli raporunda: ''...Sayın Mahkeme’nin kararı doğrultusunda tarafımıza verilen görev çerçevesinde dosya kapsamında yer alan tüm belgelerin üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Yukarıda arz ve izah olunan açıklamalar çerçevesinde,
Dava konusu uyuşmazlığın esası, ....Tic.Mhk.nin .... Sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda müvekkil talebi kısmen kabul edilmiş ve aşağıda alıntısı yapıldığı şekilde hüküm kurulduğu," 358.235,77TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği ve sonuçta davacının alacağını kısmi olarak iki parça halinde almasından kaynaklanan reel değer kaybını davalı şirketten tazminat(Munzam Zarar) alacağı olarak talebinden ibarettir.
Davacının Davalı şirketten munzam zarar talep ettiği, yani ödenen tarih ile ödenmesi gereken tarih arasında kalan dönem için paranın kaybını talep ettiği ve bu hesaplamanın yukarıda hesaplama bölümünde ayrıntılı izah edildiği üzere Yargıtayın Denkleştirici Adalet İlkesi Gereğince 5 adet yöntem esas alınmak suretiyle yapılmıştır.
➢ Eğer Sayın Mahkemece; hesaplama kısmına göre benimsenen 5 farklı kritere göre munzam zarar hesabı kabul edilirse; davacının değer kaybından kaynaklı olarak ilk kısmi alacağı olan 144.252,17 TL sinin 08.05.2007 de ödenmesi gerekirken 10.02.2011 de almasından kaynaklı olarak paranın değer kaybından kaynaklı olarak zararının 213.595,35 TL olarak hesap edildiği,
➢ Bu hesaplamaya göre, davacının 213.983,06 TL lik ikinci kısmi alacağının aslında 04.01.2022 tarihinde 2.499.332,89 TL olarak hesap edildiği,
➢ Bu değerlerin ana para olarak kabul edilerek işlem görmesi gerektiği..." bildirilmiş;
Mahkememizin 07/11/2023 tarihli duruşmasında verilen ara karar gereğince ... İcra Hukuk Mahkemesine müzekkere yazıldığı ve müzekkereye yanıt verildiği, akabinde dosya mahkeme hakimince tetkik edilerek, davacı vekilinin talep arttırım talebinin davalı vekilinin yeniden bir rapor aldırılması talebinin kurulacak ara karar ile değerlendirilmesine karar verilerek, dosya bilirkişiye tevdi edilmiş;
Bilirkişinin 31/12/2023 tarihli ek raporu ile; "...Sayın Mahkeme'nin kararı doğrultusunda tarafımıza verilen görev çerçevesinde dosya kapsamında yer alan tüm belgelerin üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Yukarıda arz ve izah olunan açıklamalar çerçevesinde, Ek değerlendirmeler neticesinde;
Dava konusu uyuşmazlığın esası, ....Tic.Mhk.nin .... Sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda müvekkil talebi kısmen kabul edilmiş ve aşağıda alıntısı yapıldığı şekilde hüküm kurulduğu," 358.235,77TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği ve sonuçta davacının alacağını kısmi olarak iki parça halinde almasından kaynaklanan reel değer kaybını davalı şirketten tazminat(Munzam Zarar) alacağı olarak talebinden ibarettir.
Davacının Davalı şirketten munzam zarar talep ettiği, yani ödenen tarih ile ödenmesi gereken tarih arasında kalan dönem için paranın kaybını talep ettiği ve bu hesaplamanın yukarıda hesaplama bölümünde ayrıntılı izah edildiği üzere Yargıtay ın Denkleştirici Adalet İlkesi Gereğince 5 adet yöntem esas alınmak suretiyle yapılmıştır. Eğer Sayın Mahkemece; hesaplama kısmına göre benimsenen 5 farklı kritere göre munzam zarar hesabi kabul edilirse; davacının değer kaybından kaynaklı olarak İlk kısmi alacağı olan 144.252,17 TL sinin 08.05.2007 de ödenmesi gerekirken 10.02.2011 de almasından kaynaklı olarak paranın değer kaybından kaynaklı olarak zararının 213.595,35 TL olarak hesap edildiği,
Bu hesaplamaya göre, davacının 213.983,06 TL lik ikinci kısmi alacağının aslında 04.01.2022 tarihinde 2.499.332,89 TL olarak hesap edildiği, bu değerlerin ana para olarak kabul edilerek işlem görmesi gerektiği, munzam zarar bakımından yapılan hesaplama metodunun Yargıtayın Denkleştirici Adalet ilkesi gereğince 5 farklı yöntem ile yapıldığı ve mevzuata ve ekonomik değerleme koşullarına uygun olduğu, Çünkü sepet uygulamasında farklı yöntemlerin uygulandığı ve herhangi bir hak kaybı yaratmadığı..." tespit ve rapor edilmiştir.
Davacı vekili tarafından 01/03/2024 tarihli dava değeri artırım dilekçesi ile; "...2.712.928,23.-TL munzam zarar alacağımızın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi..." talep edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; munzam zararın tespit ve tahsiline yönelik belirsiz alacak davasıdır.
Davacı yan; Davacı şirketin, 08.05.2007 tarihinde oluşan 358.235,77 TL alacağının bir kısmını 2011’de, kalanını ise 2022’de tahsil edebildiğini, temerrüt faizinin zararını karşılamadığını ileri sürerek temerrüt faizini aşan munzam zararanın tespit ve tahsilini dava etmiş, davalı yan ise; munzam zarar talebinin yasal koşullarının oluşmadığını, munzam zararın varlığını ispat yükünün alacaklıya ait olduğunu, yargılamanın uzun sürmesinin başlı başına munzam zararın oluştuğu anlamına gelmeyeceğini, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunmuştur.
Dosya kapsamına göre; .... Asliye Ticaret Mahkemesince 28/01/2010 tarih ... nolu ilam ile 144.252,71 TL davacı alacağının dava tarihinden itibaren değişen oranda avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, 144.252,71 TL'lik kısmının .... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile takibe konulduğu, borç tutarının faiz ve ferileriyle birlikte icra emri gereğince verilen 7 günlük yasal ödeme süresi içinde (10.02.2011 tarihinde) nakden ve defaten ödendiği, .... Asliye Ticaret Mahkemesince 28/01/2010 tarih, ... nolu ilamının Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından 21/02/2012 tarih 2011/8997 Esas 2012/3471 Karar nolu ilam ile bozulmasını müteakip yapılan yargılama sonucunda .... Asliye Ticaret Mahkemesinin .... sayılı ilamı ile davacının dava dilekçesindeki talebin kısmen kabulüne; Taraflar arasında 01/10/1998 tarihinde imzalanan "G/98-10-02 sayılı ihracat iş birliği sözleşmesi" başlıklı adi ortaklık sözleşmesinin tasfiyesi ile 358.235,77TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, bu kararın da ... İcra Md.nün 2021/81E. Sayılı dosyası ile icra takibine konularak 123.664,64.-TL faizi ile birlikte 15.02.2011 tarihinde davalı borçludan tahsil edildiği, davacı yanın 08.05.2007 tarih itibariyle oluşan alacağın yaklaşık 15 sene sonunda 04.01.2022 tarihinde tahsil edilebilmesi nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanmayan zararını talep ettiği anlaşılmaktadır.
Aşkın Zarar başlıklı TBK m.122 hükmüne göre; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamında; "...15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
...
31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir..." gerekçesiyle direnme kararının onanmasına karar verildiği görülmüştür.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda; 6098 sayılı TBK’nın 122. Maddesinde düzenlenen faizi aşan aşkın (munzam) zarar taleplerinde zararın genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayandırılamayacağı, davacının munzam zararının kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, bu ispat araçlarının ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlar olamayacağı, bunun aksine geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararı ispatlaması gerektiği, dosya kapsamına göre davacı tarafın TBK m.122 kapsamında talep ettiği şahsen ve somut olarak uğradığı zararı bulunduğunu kendi durumuna özgü delillerle ispatlayamadığı, talebinin varsayıma dayalı olarak, genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) ilişkin olduğu, davacı tarafından munzam zarar iddiasının ispatlanamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
DAVANIN REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40-TL harcın peşin alınan 85,89 -TL ve tamamlama harcı 46.244,64 -TL harçtan mahsubu ile bakiye 45.715,13-TL harcın davacıya iadesine,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26.maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/4 maddesi uyarınca 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yatırılan avanstan artan kısmın yatırana/ vekiline iadesine,
Davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı tarafın yokluğunda, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 13/02/2025

Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim