mahkeme 2023/42 E. 2023/240 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2023/42

Karar No

2023/240

Karar Tarihi

7 Haziran 2023

T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : .....
KARAR NO : .....

HAKİM : .....
KATİP :.....

DAVACI : .....
VEKİLİ : .....
DAVALI : .....
VEKİLLERİ : .....

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 13/12/2018
KARAR TARİHİ : 07/06/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 26/06/2023

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İstinaf öncesi yargılama;
İDDA:
Davacı vekili ibraz etmiş olduğu dava dilekçesi ile; davacı ..... ..... ....., 25.05.2018 tarihinde ..... ili, ..... İlçesi, ..... mahallesi, ..... Bulvarı üzerinde bulunan yaya geçidinden karşıdan karşıya geçerken, sürücüsü tespit edilemeyen .....v plakalı aracın aşırı hızla gelerek davacıya çarpması neticesinde gerçekleşen ve davacının ağır şekilde yaralandığını işbu davaya konu trafik kazası meydana geldiğini, İşbu trafik kazası nedeniyle Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını, Davalı tarafa başvuru yapıldığını, başvuru dilekçesi ekinde soruşturma dosyasının, hastane evrakları epikirizler vb, ödeme yapılması adına banka IBAN bilgileri ile ödeme talebinde bulunan vekil olarak ahzu kabz yetkisini içerir vekaletname ve baro kimlik fotokopisi gönderildiğini, davalı taraf tarafından gönderilen belgeler sanki gönderilmemişcesine yeniden istenildiğini ve bunun yanı sıra maluliyet raporunun gönderilmesi talebinde bulunulduğunu, neticede davalı tarafın yersiz taleplerle başvuruyu dikkate almayıp oyalama politikası izlediğini bu nedenlerle 50,00tl maluliyetinden (kalıcı sakatlığından), geçici iş görmezliğinden dolayı 30,00tl ve 20,00tl bakıcı giderlerinden kaynaklı olmak üzere toplam 100,00tl (belirsiz alacak) maddi tazminatın, başvuru tarihinden işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalı taraftan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile; Davanın reddine karar verilmesini talep edilmiştir.
Dava yaralanmalı trafik kazasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
Davalı vekili yetki itirazında bulunmuş ise de davacının adresi Gaziantep olduğundan yetki itirazının reddine karar verilmiştir.
Olayın kayıtlara Trafik kazası olarak geçtiği, dosya kusur oranının tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumuna tevdii edildiği Adli Tıp Kurumunca hazırlanmış olan 09/12/2019 tarihli raporunda sürücü ..... ....., %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğunu, yaya ..... ..... ....., kusursuz, olduğunu mahkememize bildirmiştir.
Dosya akabinde maluliyet raporu aldırılmak üzere Gaziantep Üniversitesi Araştırma ve Uyguluma Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına tevdii edildiği, hazırlanan 19/06/2020 havale tarihli raporda özetle, davacı ..... ..... ..... 30/03/2013 tarih 28603 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan "Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik " hükümlerine göre özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %27 olduğunu, tıbbi iyileşme süreci göz önüne alındığında 12 ay süre ile geçici iş göremezliğinin olduğu, iyileşme dönemi içerisinde 1,5 ay tam gün bakıcı ihtiyacı olduğu, devamlı suretle başkasının yardım ve bakımına muhtaç olmadığını mahkememize bildirmiştir.
Dosya sonrasında hesap bilirkişisine tevdii edildiği bilirkişi hazırlamış olduğu 02/07/2020 havale tarihli raporunda özetle; İyileşme döneminde 1,5 ay tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığı bakıcı gideri 2.404,68 TL 12 ay geçici işgöremezliği karşılığı zararı 21.296,22TL %27oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararı 229.893,86 TL olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 253.594,76 TL şeklinde hesaplandığı, Hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını mahkememize bildirmiştir.
Davacı vekili davasını hesap raporu doğrultusunda ıslah etmiş ıslah dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğin de, mahkememizce alınan kusur, maluliyet ve hesap bilirkişi raporu davalı tarafa tebliğ edilmiş, alınan denetime elverişli bilirkişi raporlarına göre davacının geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle 1,5 ay süre ile bakıcı giderine ihtiyacı olduğu ve davalı sigorta şirketinin poliçe kapsamında bakıcı gideri tazminatından sorumlu olduğu anlaşılmakla, sigortaya başvuru tarihinden sonraki 8 iş günü sonrasından itibaren yasal faizine şeklinde davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
İstinaf incelemesinde;
Davacı tarafça, 25.05.2018 tarihinde karşıdan karşıya geçerken..... plakalı aracın çarpması sonucu yaralandığı belirtilerek, geçici, sürekli iş göremezlik ve bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat talep edilmiştir.
1-Davalı vekilince, müvekkili şirketin Geçici İş göremezlik ve bakıcı gideri tazminatından sorumlu olmadığı belirtilerek istinaf talebinde bulunulmuş ise de: 25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarihli 6111 Sayılı Yasa’nın 59.maddesi ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi değiştirilmiş, buna göre "trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı" Yasanın geçici 1. maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanun'un 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği," öngörülmüştür. Sigorta şirketi, motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza nedeniyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Yasa'nın 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçmiştir. Ancak geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri tazminatı madde kapsamında değerlendirilemeyeceğinden geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri talepleri yönünden sigorta şirketlerinin sorumluluğu devam edeceğinden bu hususa ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 4. H.D.nin 2021/5372 E. 2021/8669 K., Yargıtay 4. H.D.nin 2021/3468 E. 2021/6538 K. )
2-Davacı Suriye uyruklu olup mahkemece teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir.
MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.
Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 48/2. maddesinde dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu Mahkemece re'sen gözetilmelidir.
Bu sebeple Mahkemece öncelikle davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacı tarafa kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru olmamış, hükmün bu yönden re'sen kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay 4. H.D.nin 2021/4159 E. 2021/9380 K, Yargıtay 4.H.D.nin 2021/13714 E. 2022/10635 K.)
3- Hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve % 1,8 teknik faiz uygulanmak suretiyle davacının zararlarının hesaplandığı görülmüştür.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14/01/2021 tarih 2020/2598 Esas 2021/34 Karar sayılı ilamında tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunun esas alınmasının güncellenen ülke gerçeklerine daha uygun olacağı belirtilmiştir. Hesaplamada TRH 2010 yaşam tablosunun kullanılması Yargıtay 4. Hukuk dairesinin güncel içdihatlarına da uygun olmakla yerinde görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi'nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli 2019/40 Esas 2019/40 sayılı iptal kararı ile, 2918 sayılı KTK nun 90. Maddesinin 1. Cümlesinde yer alan "... ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile ikinci cümlede yeralan "... ve genel şartlarda..." ibaresinin anayasaya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmiş, bu iptal kararı 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiğinden, TRH 2010 Tablosu'na göre muhtemel bakiye ömrün belirlenmesi ve % 1,8 teknik faiz uygulanmadan tazminatın hesaplanması; bilinmeyen/ işleyecek devre hesabı yapılırken, bilinen son gelirin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi yöntemi kullanılarak yeniden bilirkişi raporu alınıp oluşacak sonuca göre tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Kabule göre de :Çalışma hayatının aktif çalışma dönemi ve emeklilik dönemi olan pasif devre olarak ayrılması ve pasif devrede zararın asgari geçim indirimsiz asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulünün gerektiği Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatlarındandır. Pasif devre zararının hesaplanması sırasında esas alınan ücret, bir çalışmanın karşılığı değil, ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığıdır. Hal böyle olunca da ücretle fiilen çalışanlara uygulanmak için getirilen asgari geçim indiriminin, ücretli bir çalışmanın söz konusu olmadığı pasif dönem (devre) zararının hesaplanmasında dikkate alınamayacağı açıktır. Zira, asgari geçim indirimi (AGİ), ücretin eki olmadığından, tazminat alacaklarının hesaplanmasına esas ücrete dahil edilemez.
Somut olayda; mahkemenin hükme esas aldığı hesap bilirkişi raporunda, davacının tazminata esas gelirinin asgari ücret olarak kabul edildiği, 65 yaşa kadar aktif, 65 yaş sonrası pasif dönem ayrımı yapılarak, davacının muhtemel bakiye ömür süresine göre tazminatın belirlendiği görülmektedir. Oysa ki, Yargıtayın yerleşik uygulaması gereği, desteğin 60 yaşına kadar olan muhtemel yaşam süresinin aktif devre ve 60 yaşından sonraki muhtemel ömür süresinin pasif devre olarak kabulü ile hesaplama yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle hatalı rapora itibar edilmesi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 4. H.D.nin 2021/5100 E. 2021/7110 K.)
Yukarıda açıklanan nedenlerle; bu aşamada sair hususlar incelenmeksizin taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek belirtilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın mahalline iadesine karar verilmiştir.
GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİNİN 29/12/2022 TARİH 2021/513 ESAS VE 2022/2394 KARAR SAYILI ilamı sonrası yapılan yargılamada ;
Yeni duruşma gün ve saati taraflara tebliğ edilmiş olup;
2 numaralı kaldırma nedeni bakımından yapılan değerlendirme;
Davacının Suriye uyruklu olması MÖHUK ve HMK uyarınca teminatın dava şartı olması nedeniyle tensiple birlikte davacı vekiline 10.000,00 TL teminat yatırması için kesin süre verilmiştir.
Davacının teminat miktarına ve adli yardım talebine ilişkin mahkememizin 23/01/2023 tarihli ara kararla teminat miktarına ilişkin itirazın reddine ve adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından süresi içerisinde mahkememizce belirlenmiş olan teminat miktarı davacı tarafından yatırılmıştır.
3 numaralı kaldırma nedeni bakımından yapılan değelendirme;
Mahkememizin ara kararı gereği Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3 numaralı kaldırma kararı doğrultusunda dosya aktüer bilirkişisine tevdii edildiği, bilirkişi tarafından hazırlanan 25/04/2023 tarihli raporda özetle;
06.03.1993 doğumlu ..... ..... ..... kaza tarihinde(25.05.2018) en yakın tam yaşı 25 olduğunu, TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu'nda tam yaşa isabet eden bakiye yaşam sürelerinin belirlendiğini, kaza tarihindeki yaşın yaşam tablosundaki yaşa uygun hale getirilmesinin Sn. Mahkemeniz denetimine uygun olabileceğini, aksine yaklaşımların(ara değer-enterpolasyon vb.) denetime uygunluk şartını sağlayamayacağını, bakiye yaşam süresinin en yakın tam yaş üzerinden belirlenmesi gerektiğine yönelik yüksek mahkeme kararları gözetilerek, TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu'na göre muhtemel yaşam süresinin kaza tarihinde 49,24 yıl (49 yıl 2 ay 26 gün)(0,19yıl12=2,28ay ˄ 0,28ay30=8 gün) olduğu dikkate alınarak bakiye yaşam süresine göre muhtemel ömür 20.08.2067(25.05.2018 + 49 yıl 2 ay 26 gün) tarihinde son bulacak ise de, önceki raporda bakiye yaşam süresinin genel şartlar dahilinde hesap tarihine(01.07.2020) göre 47 yıl olarak belirlendiğini ve buna göre muhtemel yaşam sonu tarihinin 01.07.2067(01.07.2020+47yıl) olacağını özellikle bakiye yaşam süresine ilişen itiraza rastlanılmadığından bakiye yaşam süresi sonu davalı lehine olmak üzere 01.07.2067 tarihi ile sınırlı tutulduğunu davacının aktif döneminin 06.03.2053 tarihine(60 yaş) kadar devam edeceği kabul edildiğini,
25.05.2018 tarihli kazada davacı .....'in kusurunun bulunmaması dahilinde;

1,5 ay tam gün bakıcıya muhtaçlığı karşılığı zararının = 2.404,68 TL
12 ay geçici işgöremezliği karşılığı zararının = 21.296,22 TL
%27 oranındaki sürekli maluliyeti karşılığı zararının = 1.200.281,50 TL
olmak üzere maddi tazminat tutarının toplam 1.223.982,40 TL şeklinde hesaplandığını,

Hesaplanan tazminat tutarından mahsup edilecek bir ödemeye rastlanılmadığını, kaza tarihi itibariyle uygulanacak asgari sigorta teminat limitinin ölüm ve sakatlıklar için kişi başı 360.000,00 TL olarak belirlenmiş olduğunu mahkememize bildirmiştir.
Yargıtay içtihatları nazara alınarak TRH 2010 Ulusal Yaşam Tablosu ve prograsif rant usulüne göre ve teknik faizsiz, 2023 yılı asgari ücretine göre alınan, kaldırma ilamındaki kaldırma nedenlerini karşılayan rapor hükme esas alınmıştır.
Davacının dava konusu kaza nedeniyle oluşan gerçek zararının 2.404,68 TL bakıcı gideri, 21.296,22 TL geçici işgöremezlik ve 1.200.281,50 TL kalıcı işgöremezlik olduğuna kanaat edinilmiştir.
Zamanaşımı itirazı bakımında yapılan değerlendirme;
2918 sayılı KTK’nın 109. maddesine değinmekte yarar bulunmaktadır. İlgili madde aynen;
“Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.” şeklindedir.
TBK'nun ceza zamanaşımına ilişkin 72'nci maddesi "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere cezayı gerektiren bir fiilin varlığı ve bu fiile ilişkin ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngörmesi halinde ceza zamanaşımı uygulama imkanı bulmaktadır.
Somut olaya ilişkin değerlendirme yapıldığında dava konusu kazanın 2018 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı kanaati hasıl olmuştur.
Usuli kazanılmış hak bakmından yapılan değerlendirme;
Kaldırma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğurur. Kesinleşmiş kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. "Usuli kazanılmış hak" kavramı ise, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ana temellerinden olup, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. (Emsal kararlar için bknz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/10965 E. 2014/2675 K., Gaziantep BAM 17HD 2021/96 Esas, 2021/333 Karar sayılı ilamları)
Bu noktada kaldırma öncesi verilen karara karşı yapılan istinaf başvuruları ve istinaf kararı incelenmiştir.
Kaldırma ilamı öncesi davacı tarafından aktüer bilirkişi raporundaki hesaplamalara ilişkin istinaf başvurusunda bulunulduğu dikkate alındığında güncel asgari ücretin kamu düzenine ilişkin niteliği dikkate alınarak güncel asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama hükme esas alınmıştır. (Emsal karar için bknz. Yargıtay 4. HD. 2021/20621 Esas ve 2021/10611 Karar sayılı ilamı)
Birden fazla değer arttırım dilekçesi verilmesine ilişkin yapılan değerlendirme;
6100 Sayılı HMK 107’inci maddesi 2’inci fıkrası “Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Mezkur Kanunun 176’ncı maddesinin 2’inci fıkrası “Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yine HMk 107/2 maddesinin gerekçesine bakıldığında; “Maddenin ikinci fıkrasında, belirsiz alacak veya tespit davası açılabilen durumlarda, miktar ya da değerin tespit edildiği anda, alacaklının iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabileceği belirtilmiştir. Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tâbidir. Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır. Oysa, baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Davacı, sınırlama ve yasağa tâbi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Şüphesiz, alacağın belirli hâle gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü, bu hâlde belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.” şeklindeki gerekçe, davacının birden fazla değer artırım yoluna başvurması halinde karşılaşıldığı takdirde ikinci değer artırımın iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalacağı açıkça belirtilmiştir.
Davacının dava dilekçesinde davanın açıkça belirsiz alacak davası olduğu belirtildiğinden dava belirsiz alacak davası değerlendirilmiştir. (Emsal karar için bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/9-485 Esas ve 2021/971 Karar sayılı ilamı)
Bunun yanında HMK 177 hükmü gereği kaldırma sonrası ıslah için gerekli şartların oluştuğu kanaati hasıl olmuştur.
Davacı vekili 22/07/2020 havale tarihli ıslah dilekçesi sunmuş olup, ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiştir.
Davacı vekili 27/04/2023 havale tarihli ıslah dilekçesi sunmuş olup, ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiştir.
Bu nedenler ışığında davacının 22/07/2021 tarihli ıslah dilekçesi değer arttırım dilekçesi olarak 27/04/2023 tarihli dilekçesi ise ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmiştir.
Davanın ihbarı talebi bakımından yapılan değerlendirme;
HMK 61'inci maddesi "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." şeklinde düzenlenmiştir.
HMK 62'nci maddesi 2'nci fıktası ise "Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez." şeklinde düzenlenmiştir.
Davacının istinaf dilekçesi tetkik edildiğinde davanın ihbarının gerçekleşmediğine dair herhangi bir itiraz nedeni ileri sürülmediği, kaldırma ilamı tetkik edildiğinde de bu hususta bir kaldırma nedeni yapılmadığı görülmektedir.
Davalının ihbar talebi ihbarın tevalisine ilişkin olmadığı açık olduğundan yargılamanın son aşamasında ki ihbar talebi HMK 62/2 uyarınca reddedilmiştir.
Neticeten;
Tüm dosya kapsamı taraf beyanları, mevcut delil durumu, kaldırma kararında irdelenen hususlar ve denetime elverişli aldırılmış bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın KABULÜ ile, 338.703,78 TL kalıcı işgöremezlik tazminatı, 21.296,22 TL geçici işgöremezlik tazminatı ve 2.404,68 TL bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 362.404,68 TL tazminatın 21.296,22 TL geçici işgöremezlik, 229.893,86 TL kalıcı işgöremezlik ve 2.404,68 TL bakıcı giderine davalının temerrüt tarihi olan 29.08.2018 tarihinden itibaren bakiye kısmına ise ıslah tarihi olan 27/04/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 362.404,68 TL üzerinden alınması gereken 24.755,86 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 35,90 TL peşin harç ve ‭1.237,67‬ TL ıslah harcının toplamı olan ‭‭‭‭1.273,57‬ TL'nin mahsubu ile bakiye ‭‭‭‭23.482,29‬ TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Davacı tarafından yatırılan 35,90 TL peşin harç ve 1.237,67 TL ıslah harcı harcının toplamı olan 1.273,57 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen ‭‭‭‭2.151,66‬ TL posta, tebligat ve bilirkişi ücretinden oranlama yapılmaksızın oluşan yargılama gideri, 35,90 TL başvurma harcı olmak üzere toplam ‭‭‭‭2.187,56‬ TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 53.736,66 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
7-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi. 07/06/2023

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim