mahkeme 2023/309 E. 2023/553 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2023/309

Karar No

2023/553

Karar Tarihi

17 Ekim 2023

T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : ....
KARAR NO : ....
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...

DAVACI : ... - ... ...
VEKİLİ : Av. ... - [16887-88382-34051] UETS
DAVALI : ... - ... ...
VEKİLİ : Av. ... - [15191-91984-13709] UETS

DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 12/10/2021
KARAR TARİHİ : 17/10/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 19/10/2023

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Kaldırma Kararından Önceki Yargılama;
İDDİA VE TALEP:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: davalı ile müvekkili arasında makine alımı konusunda 06/11/2020 tarihinden sözleşme imzalandığını, bedelin 52.000 TL olarak belirlendiğini, 20.000 TL kapora ödendiğini, teslim süresi 15 gün olarak belirlendiğini, süresinde teslim yapılmadığını, 12/01/2021 tarihinde iban numarasına toplam 30.000 TL havale yapıldığını, makinenin 14/01/2021 tarihinde getirildiğini, makine ve parçalarının kırılıp hasar görmesi nedeniyle araçtan indirilmeden nakliyeci ile tutulan tutanak ile geri gönderildiğini, bu sefer 10/02/2021 tarihinde makinenin teslim edildiğini, kurulumdan sonra çalışmadığını, bu sefer usta ile tutanak tutulduğunu, motor alımı, civata alımı ve işçilik ücreti olarak 1.826,00 TL ödenerek yeni teçhizat alındığını, 26/02/2021 tarihinde makinelerin geri gönderildiğini, müvekkilinin 50.000,00 TL makine bedeli, 900,00 TL nakliye bedeli, 1.826,00 TL tamir için techizat alımı olmak üzere toplamda 52.726,00-TL ödemede bulunduğunu, davalının makineleri eksiksiz bir şekilde müvekkil şirkete teslim edemediği gibi müvekkilin makineler için ödemiş olduğu 52.726,00 - TL bedeli de iade etmediğini, teslim süresini aşan her gün için de makineleri kullanamamasından kaynaklı olarak yoksun kaldığı bir kar ve makinenin uygunsuz çalışması nedeniyle ziyan olan ürünlerinden dolayı uğramış olduğu zarar mevcut olduğunu, tüm bu nedenlerle müvekkil şirketçe ödenen 52.726,00-TL bedelin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, makinelerin kullanamamasından kaynaklı olarak yoksun kaldığı kar ve makinenin uygunsuz çalışması nedeniyle ziyan olan ürünlerinden dolayı uğramış olduğu zarar için şimdilik 100,00 TL maddi zararın tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP VE SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan satım sözleşmesinin 52bin TL üzerinden kurulduğunu, teslim süresinin ödemenin tamamının hesaba geçtiği günü takip eden 15 iş günü olarak kararlaştırıldığını, davacı firmanın 20bin TL ön ödeme yaptığını, ödemenin büyük kısmı alınamadığından makine tesliminin yapılmadığını, ödeme yükümlülüğü yerine getirilmediğinden teslimatın müvekkili tarafından sürümcemede bırakıldığını, 12/01/2021 tarihli dekontlardan ve 14/01/2021 tarihi tutanaklarda durumun açıkça görüldüğünü, ödeme hesaba geçtikten 2 iş günü içinde makinenin alıcı firmaya ulaştığını, 14/01/2021 tarihin ulaşan makine davacının ek 4 te sunduğu tutanaktan anlaşılacağı üzere nakliye esnasında hasar gördüğünü, onarım için müvekkiline tekrar getirildiğini, 10/02/2021 tarihinde kurulumu yapılmak üzere görevli ....eşliğinde davacı firmada hazır edildiğini, 10/02/2021 tarihinde göreli ....tarafından makine kurulumu yapıldığını, makine teslim edildikten sonra göreli ....tarafından sorunsuz ve çalışır vaziyette videoya alındığını, video nun yer aldığı usb belleğin mahkemeye sunulacağını, makinenin 2 haftadan uzun bir süre kullanıldıktan sonra şok çene olarak adlandırılan paketleme ağzının, sıcak çene olarak adlandırılan farklı bir paketleme ağzı ile değiştirilmesinin davacı tarafından talep edildiğini, bu talep üzerine 26/02/2021 tarihinde tekrar davalı firmaya gönderildiğini, çene değişiminin sözleşmeden bağımsız ikinci bir iş olarak kabul edildiğini ve ücretlendirildiğini, davacının ilk sözleşmeden kalan 2bin TL tutarı ve çene değişimi ücretini ödemediği gibi bu davayı açtığını, tüm bu nedenlerle davanın reddini, ilk sözleşme için 2 bin ikinci sözleşme için 7bin TL nin yasal faizi ile birlikte davacıdan tahsiline karar verilmesini savunmuştur.
DAVA: Tüm dosya kapsamı nazara alındığında satım sözleşmesinden kaynaklı ödenen bedelin iadesi ile mahrum kalınan kar ve uğranılan zarara ilişkin maddi tazminat davasıdır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dosya kapsamı değerlendirildiğinde davaya konu satım sözleşmesine ilişkin dosyaya sunulan yazılı senet konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna göre taraflar 06/11/2020 tarihinde makine alımı konusunda çekişme yoktur. Çekişme bulunmayan diğer bir husus yapılan ödemeler ve ödeme tarihleridir. Satım sözleşmelerinde ifa zamanı aynı anda ifadır, ancak taraflar sözleşme ile aksini belirleyebilirler. Dava konusu sözleşmede teslim süresinin ödemenin hesaba geçmesinden 15 iş günü olarak belirtilmiştir. Taraflar arasındaki itilaf burada bahsi geçen ödemenin yapılan ön ödeme mi yoksa tüm ödemenin mi olduğu konusundadır. Sözleşmelerin yorumu yöntemlerinden lafzi yorumu esas almak gerekir, çünkü günlük hayat tecrübelerinden ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü ilkesi göz önünde bulundurulduğunda taraflar özellikle alıcı bahsi geçen ödeme kelimesinden kastın ön ödeme olduğunu düşünüyorsa bunu sözleşmede açıkça ortaya koyması gerekirdi, yoksa ödeme kelimesinden tüm para borcunun ödemesi anlaşılacaktır ki bunda tereddüt yoktur. Para borcunun ödenmemesi nedeniyle satıcının ödemezlik definde bulunabilir. Bu halde satıcının temerrüdünden bahsedilemez.
Davamızda ikinci çekişme konusunun malın ayıplı çıkması ile malın iadesine ilişkindir. Malın iadesinin sözleşmeden dönme amacını taşıdığı anlaşılabilir. Ancak malın iadesi tek başına sözleşmeden dönme hakkını vermez. Tacirler arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesindeki süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunması zorunludur. Bu süreler, satılan malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise iki gün, açıkça belli değilse sekiz gündür. Ayıp ihbarının yapıldığını ileri süren kişi 6102 sayılı TTK’nın 18.maddesinde öngörülen şekilde yapıldığını kanıtlamalıdır. 6102 sayılı TTK’nın 18/3.maddesine göre, ayıp ihbarının noter aracılığı ile, taahhütlü mektup ile, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak yapıldığı kanıtlanmalıdır. Hükümdeki şekil, geçerlilik şartı değil, ispat şartıdır. Davalı ayıp ihbarının yapıldığını ispat edemediğinden kanunen kullanabileceği hakları (olayımızda sözleşmeden dönme) kullanamayacaktır. Ayıp ihbarının süresinde olmaması nedeniyle sözleşmeden dönme hakkının kullanılamayacak olması nedeniyle ayakta olan sözleşmeden kaynaklı para ediminin iadesi istenemez.
Yukarıda açıklandığı üzere satıcı temerrüdü bulunmadığından mahrum kalınan kardan bahsedilemez, makinenin ayıplı olduğundan kaynaklı ziyan olan ürünlere ilişkin ise herhangi bir delil sunulmamıştır, davanın bu yönleri ile de mahkememizce davanın reddine karar verilmiştir.
.... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin 2022/191 esas ve 2023/537 karar sayılı ilamı ile mahkememiz kararı kaldırılmıştır.
....Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin 2022/191 esas ve 2023/537 karar sayılı ilamında;
HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca dava şartlarının bulunup bulunmadığı davanın her aşamasında resen araştırılır. HMK’nın 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir.
Görevle ilgili düzenlemeler; kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile mahkeme re'sen, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır.
İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır (TTK md.15/1). TTK'nın 24 ve devamı maddelerde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez.
21.07.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddesinde belirtilen hadlerden, 1. ve 3. bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2. bendeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir.
TTK'nın 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup, olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir.
Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay tarafından re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir.
Somut olayda, davalının tacir olup olmadığı hususunda yeterli inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Vergi Daireleri, Mal Müdürlükleri ve Ticaret Sicil Müdürlüğünden belirtilen araştırmanın yapılması gerekir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık satım sözleşmesi uyarınca düzenlenen faturadan kaynaklanmaktadır. Satım sözleşmesi TTK’da düzenlenmediğinden, ancak taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu kabul edilecektir.
Bu durumda öncelikle davanın "ticari dava" olup olmadığı konusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak, sonucuna göre görev dava şartı hakkında taraflardan delilleri de sorularak karar verilmesi gerektiğinden, HMK'nın 353/1/a/6. maddesi gereğince, ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına, yargılamanın yapılması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Kabule göre de; ilk derece mahkemesi tarafından davacının ayıp ihbarını süresinde yapmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK. m. 23/c hükmü, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu'nun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” düzenlemesini,
TTK. M. 18/3 hükmü, "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." düzenlemesini,
TBK. m. 223 hükmü; “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.” düzenlemesini,
TBK. m. 225 hükmü, "Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir." düzenlemesini,
TBK. m. 231 hükmü; "Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz." düzenlemesini içermektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07/04/2021 tarih, 2020/5012 Esas, 2021/3420 Karar sayılı kararında; "Davalılar ayıp ihbar sürelerine uyulmadığını ileri sürmüş olsalar da benimsenen bilirkişi raporunda, araçta bariz şekilde ve sürüşü etkileyecek biçimde olmaması gereken sağ çekme problemi olduğu, imalat hatası niteliğinde gizli ayıp olduğu, davacının aracı aldıktan sonra 10.02.2012 tarihinde araçtaki arızalar nedeniyle davalıya başvurduğu, bu başvurudan sonrada benzer şikayetlerle başvuruda bulunduğu gözetildiğinde ayıp ihbar sürelerine uyulmadığı yönündeki itirazların yerinde görülmediği" belirtilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30/06/2021 tarih, 2020/5083 Esas, 2021/5398 Karar sayılı kararında; ..."Yargıtay HGK 27.11.1996 gün 1996/4-588 esas ve 1996/831 karar, 13.02.2002 gün 2002/4-114 esas ve 2002/84 karar, 15.04.2011 gün 2011/4-58 esas ve 2011/176 karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, üretici ile alıcı arasında bir sözleşme ilişkisi yoktur. Ancak öğretide ve uygulamada üretici ile zarar gören arasında böyle bir bağ olmasa bile üreticinin sözleşme dışı sorumlu tutulabileceği, Türk Hukukunda üreticinin sorumluluğuna ilişkin özel bir sorumluluk düzenlenmemişse de (Yasa koyucu bu konudaki yasa boşluğunu görerek 12.03.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu ile üreticinin sorumluluğu hüküm altına alınmış ve bu konudaki yasa boşluğu giderilmiştir.) bu konuda Borçlar Kanunu’nun 41. (6098 sayılı TBK’nın 49.) maddesinin 1. fıkrasındaki hükmün uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bu madde hükmü uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Üreticinin buradaki sorumluluğu kusur sorumluluğudur. Üretici bulunduğu faaliyet gereği hukuk düzenince gerekli olan ve kendisinden beklenebilen tüm özeni göstermesi, önleyici tedbirler alması gerekir.
Üreticinin sorumlu tutulabilmesi için taraflar arasında akdi ilişki bulunması da zorunlu değildir. Üretici BK’nun 41. madde hükmü uyarınca meydana gelen haksız fiilden sorumludur. Ürün ile üretici (Üreticinin fiili ile üründeki ayıp nedeniyle meydana gelen zarar.) arasında uygun illiyet bağı bulunduğu takdirde üretici meydana gelen zararı tazminle yükümlüdür.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2015 gün, 2014/8733 esas ve 2015/5518 karar, 16.03.2011 gün 2010/9917 esas ve 2011/3356 karar, 11.10.2016 gün 2016/4075 esas ve 2016/13270 karar, 11. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2014 gün 2014/1814 esas ve 2014/2165 karar, 23.10.2014 gün 2013/14654 esas ve 2014/16363 karar, 4 Hukuk Dairesi’nin 11.04.2000 gün, 2000/517 esas ve 2000/3348 karar, 27.03.1995 gün 6256 esas 2596 karar sayılı kararlarında da üreticinin ayıplı maldan dolayı meydana gelen zarardan sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere; ayıbın imalat hatasından kaynaklı gizli ayıp olmadığı hususu ayıp ihbar sürelerine etki etmektedir. İlk derece mahkemesi tarafından dava konusu makine üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, ayıp iddiası aydınlatılmadan ihbarın süresinde olmadığı şeklindeki yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir. O halde mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi veya bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak satışa konu makinenin ayıplı olup olmadığının, ayıplı ise ayıbın gizli ayıp niteliğinde mi yoksa açık ayıp niteliğinde mi olduğunun tespiti ve ayrıca ayıplı ürünün yenisi ile değiştirilmesi için gereken giderlerin tespitinden sonra davacı tarafça ayıbın niteliğine göre ihbar yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususu üzerinde durularak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 maddesinde, mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması hususu davanın esası incelenmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verilen hallerden sayılmıştır. Gerekçesi ile dosya yeniden mahkememize gönderilmiş ve işbu esasa kaydı yapılmıştır.
.... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin 2022/191 Esas ve 2023/537 Karar sayılı ilamı sonrası yapılan yargılamada ;
Yeni duruşma günü taraflara tebliğ edilmiştir.
DELİLLER:
1-Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,
2-İlgili kamu kurumlarından celp edilen cevabi yazılar,
3-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, ayıplı mal satışı nedeniyle tazminat talebine ilişkindir.
6100 sayılı HMK m.114/1-c hükmüne göre mahkemenin görevli olması husus dava şartıdır. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır.
Bu bağlamda mahkememizce dosya görev konusu yönünden ele alınmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler.
Davaya konu uyuşmazlık demir alım satımdan kaynaklanmakta olup bu haliyle ortada mutlak ticari dava bulunmamaktadır.
Davacı taraf ticari şirket olup kanun gereği tacir sıfatını haizdir. Bu noktada herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Ancak burada davacının tacir sıfatını haiz olması mahkememizin görevli olmasına tek başına yeterli olmayıp aynı zamanda davalının da tacir sıfatını haiz olması gerekmektedir.
Bu bağlamda davalının tacir olup olmadığının tespiti amacıyla ilgili yerlere müzekkereler yazılmış ve cevabi yazılar dosya arasına alınmıştır.
Vergi dairesinden gelen cevabi yazının ekinde davalıya ait BA / BS formları ve gelir vergisi beyannamesi sunulmuştur.
507 sayılı Kanun 21.06.2005 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Kanun'a yaptıkları atıfların 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılacağı da açıklanmıştır. Bahsi geçen yeni kanuni düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. Yeni Kanun'un 3. maddesine göre "Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri" olarak belirtilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.
Şehitkamil Vergi Dairesi'nden gelen cevabi yazı tetkik edildiğinde davalının elde ettiği gelir miktarının 213 sayılı VUK m.177 hükmü bağlamında dava konusu hukuki ilişkinin ait olduğu yıl olan 2020 yılı için öngörülen sınırların altında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle de davalının tacir sıfatını haiz olmadığı ve esnaf olduğu anlaşılmıştır.
Bu haliyle de iş bu davaya konu uyuşmazlığın çözümü noktasında mahkememiz görevli değildir.
Mahkememizin görevsiz olmasının yanında verilecek görevsizlik kararında görevli mahkemenin neresi olduğu da önem arz etmektedir. Somut olayda makine satışı söz konusu olup uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda da mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın mahkememizin görevsizliği nedeniyle 6100 sayılı HMK m.114/1-c ve m.115/2-1. cümle hükümleri uyarınca USULDEN REDDİNE,
2-6100 sayılı HMK m.20 hükmü gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde talepte bulunulması halinde dosyanın davaya bakmakla görevli Gaziantep Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,
3-6100 sayılı HMK m.20 hükmünde öngörülen yasal süre içerisinde talepte bulunulmaması halinde yine 6100 sayılı HMK m.20-2. cümle hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin taraflara İHTARINA,
4-Yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti gibi hususların görevli mahkemece DEĞERLENDİRİLMESİNE,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan taraflara okunmak suretiyle tefhim edildi. 17/10/2023

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim