mahkeme 2020/684 E. 2023/214 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2020/684
2023/214
31 Mayıs 2023
T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ....
KARAR NO :....
HAKİM : ....
KATİP : ....
DAVACI :....
VEKİLLERİ : ....
DAVALI : ....
VEKİLLERİ : ....
DAVALI : ....
VEKİLİ : ....
DAVALI :....
VEKİLLERİ : ....
DAVALI :............
DAVALI : ....
VEKİLİ : ....
DAVALI : ....
VEKİLİ : ....
DAVALILAR :....
VEKİLLERİ : ....
DAVALI : ....
VEKİLİ : ....
DAVALI :....
DAVA : TTK 553'den kaynaklanan yöneticinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat
DAVA TARİHİ : 30/01/2018
KARAR TARİHİ : 31/05/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 24/06/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İstinaf öncesi Mahkememizin 2018/128 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama;
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 23/07/2016 Tarihinde yürürlüğe giren olağanüstü hal kapsamında .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin Hazineye devredildiğini davaya konu olan şirketin merkezinde, şubesinde ve deposunda yapılan çalışmalarda kurumun resmi defter kayıtlarında yer alan fakat hastane binasında mevcut olmayan makine, tesisat ve demirbaşların alacağın takip ve tahsilinin davalardan yapılarak yargılama gederleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ilgili şirkette yöneticiliği veya hissesinin bulunmadığını, hisselerinin nerede ise tamamını 08/06/2012 tarihinde hastane ortağı .... .... sattığını, sembolik kalan %2 hisseni de 2014 yılında sattığını, bu tarihten sonra müvekkilinin hastanede hiçbir hissesi kalmadığı gibi müvekkilinin araştırma ve çalışmalar amacıyla yurt dışında daimi yaşamaya başladığını, ....Hospital da (....) araştırma görevlisi olarak Elektro Fizyolojik ve Klinik Biyolojik üzerinde bir takım çalışmalar yürüttüğünü, müvekkilinin dava konusu malların mevcudiyetinden haberdar olmadığı gibi, söz konusu malların ilgili yasalar uyarınca öncelikle müvekkilinin eski hissedarı olduğu tüzel kişilikten tahsil yoluna gidilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar .... .... ...., .... .... ...., .... ...., ............, .... .... ...., .... .... vekili cevap dilekçesinde özetle; 23/07/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağan üstü Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, hazineye devredilen .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş'nin devir işlemleri 24/07/2016 tarihinde makine, tesisat, demirbaş ve diğer aktif ve pasifleri için takdir ve tespitinin yapıldığını, külli olarak aktif ve pasifleri ile birlikte komisyonca hazırlanan devir teslim tutanağı ile devrinin gerçekleştiğini, dolayısıyla bu tarih itibariyle tüm sorumluluk ve yükümlülükleri ile birlikte makine, tesisat ve demirbaş mevcudiyetinin korunması sorumluluğunun devir alana geçtiğini, kendi bilgi ve sorumlulukları dışında gelişen olaylardan müvekkillerinin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, 24 Temmuz 2016 tarihindeki yapılmış olan devir teslim tutanağı aslında bilanço günündeki yani devir teslim günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ve müfredatlı olarak tespit etmesini ifade ettiğini, ancak mali yıl sonunda yani 2016 yılı sonunda tespit edilecek durum ve değerleme sonucu yapılması gereken demirbaş ve envanter kayıtlarının yapılamadığını, amortisman ömrünün bittiği ve kullanılamaz hale gelen veya bozulan ve hurdaya ayrılan demirbaşların tespiti ve kaydının yapılamadığını, idarenin devir teslim tarihinden sonra tek taraflı incelemesi sonucu eksiklik tespit ettiği makine teçhizat ve demirbaşların içinde, faydalı ömürlerinin son bulmasından dolayı veya bozulmalarından ötürü kullanılamaz hale gelmiş olabilmeleri veya hurdaya ayrılması gerekenlerin olabileceğini, 24/07/2016 tarihinde kurumlar vergisi açısından geçici vergi döneminin sonlanmadığı tarih olduğunu, henüz geçici vergiye konu olabilecek kayıtların yapılmadığı ve yapılamadan el konulduğu ve sonuç olarak kayıtların tam olarak kesinleşmediğinin açık olduğu, gerek makine tesisat ve demirbaşların son durumu, gerekse envanter açısından sonuçlanmamış birçok hesap bulunduğunu, liste incelendiğinde listede yer alan malzemelerin tamamına yakınını alış tarihlerinin çok önce olduğu ve amortisman sürelerinin devir tarihi olan 23/07/2016'dan önce tamamlandığını, dolayısıyla bu malzemelerin amortisman listesine yer almış ve kullanım dışı bırakılmış olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu, tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... .... .... vekili cevap dilekçesinde özetle; Sorumlu olanlara karşı tazminat isteme hakkının davacının zararı ve sorumluluğu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl geçmekle zaman aşımına uğrayacağını, eldeki bu davanın kısmi dava olarak açıldığını, saklı tutulan tazminat bölümü için zaman aşımı işlemeye devam ettiğini, davacının sorumlulara karşı saklı tuttuğu tazminat hakkının idarenin merkez deposunda arama ve tespit yaptığı Temmuz/Ağustos 2016 tarihinden itibaren iki yıl geçmekle zaman aşımına uğradığını, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olduğunu, mükellef kurumun ticari defterlerinde ve kayıtlarına gözüken makine, tesisat, demirbaşların yok edilmelerinde ya da üçüncü kişilere/hastanelere satılmasında davalı .... .... .... hiçbir kusuru, dolayısıyla da hiçbir sorumluluğu olmadığını, davalı .... .... .... 13/08/2004 - 19/03/2014 tarihleri arasında hastanenin yönetim kurulunda görev aldığını, şirketteki münferit imza yetkisinin 03/06/2013 tarihinde sona erdiğini, tüm bu nedenlerle müvekkilinin somut olayda hiçbir kusuru ve dolayısıyla da hiçbir sorumluluğu olmadığını davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... .... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 19/08/2007 tarihinde kapatılan şirkette işe başladığını aynı zamanda şirket ortağı olduğunu, ancak şirketin çalışma politikalarını beğenmemesi ve şahsına mobbing uygulanması sebepleriyle 10/06/2015 tarihinde iş akdini feshettiğini, akabinde işçilik alacaklarının tahsili amacıyla işveren şirkete karşı dava açtığını, müvekkilinin yönetim kurulunda hiçbir görev ve sıfatı bulunmadığı için şirketin yönetimi ve şirket mallarının güvenliği ile ilgili de yükümlülüğü bulunmadığını, müvekkilinin FETÖ isimli terör örgütüne ilişkin herhangi bir idari veya cezai soruşturma veya kovuşturma geçirmediğini, hakkında verilen herhangi bir adli tedbir kararı da bulunmadığını, öncelikle hastane binasında bulunmadığı iddia edilen makine/tesisat/demirbaşların nasıl kaybolduğuna ilişkin ceza soruşturmasının yapılması ve haksız fiile sebep olanların tespit edilmesi gerektiğini, her ne kadar işbu davanın hukuk muhakemeleri usulüyle yürütülecek olsa da cezaların şahsiliği ilkesinin de göz önünde bulundurularak müvekkilinin dahil olmadığı bir eylem neticesinde zarar görmesine izin verilmemesini, davacı tarafından oluştuğu iddia edilen zarardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görevsiz mahkemede açıldığını, görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, zaman aşımı itirazlarının olduğunu, müvekkilinin hisse oranının %5 olduğunu, hiçbir dönemde adı geçen şirketin kanuni temsilcisi veya şirket yetkilisi olmadığını, adı geçen hastanede kuruluşundan itibaren çocuk doktoru olarak çalıştığını ve %5 hissesini muhafaza ettiğini, bahsi geçen makine/tesisat/demirbaşların yok edilmelerinde ya da üçüncü kişilere satılmasında eğer bir kusur var ise bu kusurun yönetim kurulu üyelerine ait olduğunu, şirket hissedarına yöneltilebilecek herhangi bir kusur veya sorumluluğun olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Açılan dava, alacak davasından ibarettir.
Dava dosyasının incelenmesinde; Türk Ticaret Kanunun 4. md. de bu konuda doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı aynı kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir.
Türk Ticaret Kanunu 3. maddesinde "bu konuda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiillerle ticari işlerden düzenlenmesi getirilmiştir.
Bir hukuki işlemin veya fiilin TTK'nun kapsamında kaldığının kabulü için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu konuda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukuki işlemin veya fiilin olması gerekir. TTK'de düzenlenen nispi ticari dava tanımının uygulanabilmesi için her iki tarafın tacir olması yeterli olmayıp aralarında gerçek bir ticari ilişkinin bulunması gerekmektedir.
Somut olayda 23/07/2016 Tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal kapsamında .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi kapatılmıştır. Bu nedenle ilgili şirketin tüzel kişiliği sona erdirilerek Hazineye devredilmiştir. Kapatılan şirketin tüzel kişiliği kalmadığından bu aşamada tacir sıfatıda söz konusu değildir. İlgili .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin kapatılması ile aktif ve pasifleri hazineye devredildiğinden buna dair alacak artık bir kamu alacağına dönüşmüştür.Bu haliyle yargılamanın HMK'nın 2. Maddesi gereğince genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden görevsizlik kararı verilmiştir.
Mahkememizce verilen görevsizlik kararı sonrası 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/68 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada;
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. Maddesinde Türk Ticaret Kanununda düzenlenen hususlarla ilgili açılan davaların ticari dava olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Davacı, olağanüstü kanun hükmünde kararname ile kapatılan şirketin resmi defter ve kayıtlarında olup da mevcutta olmayan makine, tesisat ile demirbaşların bedellerinin tazmini için bu davayı açmıştır. Anonim Şirketler Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş olup, TTK 553. maddede Anonim şirket kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumlulukları, 554. maddede denetçinin sorumluluğu düzenlenmiştir. Kanunun "Yetkili Mahkeme" başlıklı 561. maddesinde, sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. bu düzenlemeden de Anonim Şirketlerde sorumlular aleyhine açılacak davada görevli mahkemenin Asliye ticaret mahkemeleri olduğu anlaşılmaktadır. Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmayıp görev ilişkisidir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkeme re'sen görevli olup olmadığını değerlendirmek durumundadır. Her ne kadar davaya konu Anonim şirket olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ile kapatılmış olsa da davanın Anonim şirket ortak ve yöneticilerinin sorumluluğuna dayalı tazminat talebine ilişkin olduğu, Anonim şirketlerde şirket yönetici ve ortaklarının sorumluluğunun Türk Ticaret Kanununda düzenlendiği ve davanın mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, TTK 561. maddede açıkça görevli ve yetkili mahkemenin Anonim Şirketin merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun düzenlendiği, şu halde Gaziantep 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olmadığı ve görevli mahkemenin Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu anlaşılmakla görevsizlik kararı verilmiştir.
İstinaf incelemesinde;
6102 sayılı TTK 'nun 6335 sayılı kanununla değişik 4. Maddesinde ticari davalar sayılmış olup, aynı kanunun 6335 sayılı kanunla değişik 5. Maddesi ise ticari davaların asliye ticaret mahkemelerinde görüleceği, 5/3 maddesinde ise asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Bir davanın ticari dava olup olmadığını 6102 sayılı TTK'nun 4. maddesine göre belirlemek gerekir. Bu düzenlemeye göre, uyuşmazlığın ticari dava sayılması için TTK'nun 4/1. maddesine göre her iki tarafın da tacir olması ve ticari işletmeleri ile ilgili hususlardan doğması gerekir. TTK'nun 4/2 maddesine göre ise, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın '' a-f'' bentlerinde sayılan hususlardan doğan uyuşmazlıklar ticari dava sayılmaktadır.
TTK'nun 553. Maddesinde anonim şirket kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumlulukları, 554. maddede denetçinin sorumluluğu, kanunun ''yetkili mahkeme'' başlıklı 561. Maddesinde, sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri San. ve Ticaret Anonim Şirketinin kapatıldığı, eldeki davanın kapatılan anonim şirket yönetim ve ortaklarının sorululuğana dayalı tazminat talebine ilişkin olduğu anlaşılmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir.
Yukarıda yapılan izahat çerçevesinde; davanın ticari olduğu anlaşıldığından Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİNİN 27/11/2020 TARİH 2020/1271ESAS VE 2020/1209 KARAR SAYILI ilamı sonrası Mahkememizin 2020/684 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada;
Yeni duruşma gün ve saati taraflara tebliğ edilmiş olup;
Uyuşmazlığın niteliğine dair değerlendirme;
TTK m. 553’e göre, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ederek şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara zarara verirse, bu zararı gidermek zorundadır.
Yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin sorumluluklarının doğması için, kanunun veya esas sözleşmenin kusurlu olarak ihlal edilmesi sebebiyle bir zararın doğması gerekir. Yöneticilerin sorumluluğunun unsurları özetle; kanuna veya esas sözleşmeye aykırı eylem, kusur, zarar ve illiyet bağıdır.
TTK m. 553’e göre, yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin borca aykırı davranışından dolayı menfaati zedelenen kişilere giderim isteme hakkı tanınmıştır. Zararın giderilmesini isteyecek kişiler ise, zarara uğrayan hukuk süjesine göre belirlenmektedir.
Anonim ortaklık ile yöneticiler arasında iş görme temelli bir sözleşme bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler, kanuna veya esas sözleşmeye aykırı, kusurlu davranışlarda bulunarak ortaklık menfaatlerinin zarar görmesine sebep olabilir.
Yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin borca aykırı davranışı sebebiyle ortaklık zarar görürse, bu zarar şirket için doğrudan zarar niteliğindedir. Başka bir ifadeyle, yönetim kurulu üyelerinin eylemleri asli olarak ortaklığın menfaatlerini etkilerse, şirket zararı doğar.
Dava şartı bakımından yapılan değerlendirme;
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre yönetici bakımından sorumluluk davası açılabilmesi için şirket genel kurulunun bu konuda karar alması gerektiğini belirtmektedir.
Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 11. HD. 1997/6877 Esas ve 1997/8681 Karar sayılı ilamında; “…Anonim şirketlerde yönetim kurulu başkan ve üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılabilmesi, bu konuda genel kurulda karar alınması koşuluna bağlıdır. Ancak dava şartı olan bu koşulun dava açılmadan önce mevcut olması mutlak olmayıp, sonradan tamamlanması mümkündür. Bu durumda, davacı tarafa genel kurul kararı alması için uygun bir süre verilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekir." denilmektedir.
Yargıtay, TTK m. 479/3-c hükmüne dayanarak, yeni dönem kararlarında da eski uygulamayı sürdürmektedir. Yargıtay, genel kurul kararını özel bir dava şartı olarak görmektedir. (Emsal karar için bknz Yargıtay 11. HD 2016/1271 Esas ve 2017/8111 Karar sayılı ilamı) Eğer şirket, yönetim kurulu üyeleri aleyhine genel kurul kararı bulunmaksızın sorumluluk davası açmışsa Yargıtay dava şartı noksanlığının giderilmesi için davacı tarafa süre verilmesi gerektiğini içtihat etmiştir. (Emsal karar için bknz Yargıtay 11. HD Yarg. 11. HD 2016/1271 Esas ve 2017/8111 Karar sayılı ilamı)
Fakat somut olayda .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi 667 sayılı KHK ile kapatılarak bütün malvarlığı Hazineye bedelsiz olarak devredilmiştir.
Yani ortada yöneticinin sorumluluğuna ilişkin dava açılabilmesi yetki alınarak ne bir tüzel kişilik kalmamış ne de bir genel kurul kalmamıştır.
Davacı hazine ise 667 sayılı OHAL KHK'sı ile şirketi tüm aktif ve pasifi ile devraldığından, şirketin bir tür külli halefidir. Bu nedenle de mahkememizce özel dava şartının varlığı aranmamıştır.
Sorumluluğa ilişkin yapılan değelendirme;
TTK'nun 553'üncü madde düzenlemesine göre yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bir kusur sorumluluğu niteliğindedir. Yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin davada zararı ispat yükü davacıda, kusursuzluğu ispat yükü ise davalıdadır.
Kusur kavramıyla yöneticilerin "özen" yükümlülüğü arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Yönetici kanundan kaynaklanan özen yükümlülüğünü ihlal etmişse kusurlu hareket etmiştir. Yönetim kurulu üyeleri, görevlerini "tedbirli bir yöneticinin özeniyle" yerine getirmek ve şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uyarak gözetmek zorundadır.
TTK md. 365 uyarınca anonim şirket yönetim kurulu tarafından yönetilir. Bu yönetim görevi kapsamına, genel kurula bırakılmış olan yönetim işleri dışında tüm iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi dahildir. Bu nedenle, şirket defterlerinin tutulması da yönetim kurulunun görevleri arasındadır.
Anonim şirket tarafından tutulması zorunlu olan defterler arasında envanter defteri de mevcuttur. Bir takım unsurların envanter defterinde bulunmasına karşılık şirkette fiilen tespit edilememesi halinde şirketin zarara uğradığı kabul edilmelidir. Eş deyişle, demirbaş listesinde bulunan fakat şirkette fiilen tespit edilemeyen taşınırlar davacının zararının varlığını ispatı için yeterli kabul edilmiştir.
Davalıların zararın oluşumunda kusurlarına ilişkin olarak tespiti yapabilmek için ticari defterlere dair TKK düzenlemesine değinmek gerekmektedir.
TTK'nun 64'üncü maddesi "Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir." şeklinde tanzim edilmiştir.
TTK "Envanter" başlıklı 66'ncı maddesi; "Her tacir, ticari işletmesinin açılışında, taşınmazlarını, alacaklarını, borçlarını, nakit parasının tutarını ve diğer varlıklarını eksiksiz ve doğru bir şekilde gösteren ve varlıkları ile borçlarının değerlerini teker teker belirten bir envanter çıkarır. (2) Tacir açılıştan sonra her faaliyet döneminin sonunda da böyle bir envanter düzenler. Faaliyet dönemi veya başka bir kanuni terimle hesap yılı oniki ayı geçemez. Envanter, düzenli bir işletme faaliyetinin akışına uygun düşen süre içinde çıkarılır. (3) Maddi duran malvarlığına dâhil varlıklarla, ham ve yardımcı maddeler ve işletme malzemeleri düzenli olarak ikame ediliyor ve toplam değerleri işletme için ikinci derecede önem taşıyorsa, değişmeyen miktar ve değerle envantere alınırlar; şu şartla ki, bunların mevcutları miktar, değer ve bileşim olarak sadece küçük değişikliklere uğramış olsunlar. Ancak, kural olarak üç yılda bir fiziksel sayım yapılması zorunludur. (4) Aynı türdeki stok malvarlığı kalemleri, diğer aynı nitelikteki veya yaklaşık aynı değerdeki taşınabilir malvarlığı unsurları ve borçlar ayrı ayrı gruplar hâlinde toplanabilir ve ortalama ağırlıklı değer ile envantere konulabilir." şeklinde tanzim edilmiştir.
Mezkûr hükümden anlaşıldığı üzere envanter defterinin eksiksiz ve doğru tutulması kanun koyucu tarafından öngörülmüş bir zorunluluk olup, bu hükme aykırılık yönetim kurulu üyelerinin TTK md. 553 kapsamında "kanundan ... doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal et"mesi olarak değerlendirilecektir.
Somut olayımızda da yukarıda da açıklandığı üzere envanter açıkları nedeniyle ve envanter defterinin doğru tutulması nedeniyle yöneticilerin kanundan doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri kanaati hasıl olmuştur.
Davalıların sorumluluğuna ilişkin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi'nin 2020/1194 Esas ve 2021/1174 Karar sayılı ilamında "FETÖ/PDY üyeliği yönünden soruşturma ve kovuşturma olup olmadığının araştırılması" gerektiği belirtilmiştir.
Mahkememizce de bu hususta araştırma yapılıp dosya arasına alınmışsa da davalıların sorumluluğunun kaynağı FETÖ/PDY üye olup olmamalarından değil yukarıda anılan ticari defterlerin eksiksiz ve doğru tutulmasına dair kanun hükmüne aykırılıktan kaynaklı olduğu kanaati hasıl olmuştur.
Yönetici olmayan ortakların sorumluluğuna dair değerlendirme;
TTK'nun 533'üncü 1'inci ve 2'nci fıkrası; "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. " şeklinde tanzim edilmiştir.
TTK m. 553/1’e göre, kanuna ve esas sözleşmeye aykırı davranarak şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına zarar veren, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları verdikleri zarardan sorumlu tutulmuştur.
Dava ikame edilirken davacı, şirkette pay sahibi olan herkese husumet yöneltmiştir. Mahkememizce yapılan araştırmada Ticaret Sicil kayıtlarına göre zararın meydana geldiği tarihte şirkette yönetici sıfatına haiz olan kişilerin ...., ...., ....,.... ve .... .... olduğu tespit edilmiştir.
Şirketin kuruluş tarihinden 667 sayılı KHK ile terkin edildiği tarihe kadar şirket yöneticileri şu şekildedir;
22/12/2004 tarihinde;
.... .... ...., .... .... ve dava dışı üçüncü bir kişi,
26/08/2005 tarihinde;
.... .... ...., .... .... ve dava dışı üçüncü bir kişi,
21/06/2006 tarihinde;
.... .... ....,.... .... ve .... .... ....,
04/02/2008 tarihinde;
...., ...., ...., .... ve ....
23/06/2010 tarihinde;
...., ...., ...., .... ve ....,
16/06/2011 tarihinde;
.... ...., .... .... ...., .... ...., .... .... .... ve .... ....,
03/0/2012 tarihinde;
.... ...., .... .... ..... .... .... ve .... .... ....,
11/06/2013 tarihinde;
.... ...., .... ...., .... .... ...., .... .... ...., .... .... .... ve .... ....,
02/04/2014 tarihinde;
...., ...., .... .... ...., .... .... .... ve .... .... fakat .... .... tarihinde istifa etmiş ve yerine .... .... kooptasyon usulü ile yerine seçilmiş,
22/05/2014 tarihinde;
.... ...., .... ...., .... .... ...., ............ .... ve kooptasyon usulü ile seçilen .... ....,
13/05/2015 tarihli genel kurulda
.... ...., .... ...., .... .... ...., .... .... .... ve kooptasyon usulü ile seçilen .... .... ün yönetici olarak seçimi genel kurul ile onaylanmış,
28/03/2016 tarihinde;
.... .... ...., .... ...., .... ...., .... .... ve .... .... seçilmiştir.
Envanter açığının davalılar arasında bulunup da daha önce şirket yöneticiliği yapmış kişilerin yöneticiliği döneminde gerçekleştiğine dair davacının bir iddiası bulunmamaktadır. Bunun yanında bunun ispatına ilişkin herhangi bir delil de ibraz edilmemiştir.
Davalılardan ...., ...., .... ve ....ise hiçbir dönemde şirket yönetiminde yer almamışlardır.
Şirketi zarara uğratan eylemin en son yönetim kurulunun görevi sırasında özellikler defterlerin tutulmasına ilişkin kanuni yükümlülüğünün yerine getirilmemesi şeklinde gerçekleştiği dikkate alınarak davalılar ...., ...., ...., ...., ...., .... VE ....'nun davada pasif husumetlerinin bulunmadığı kanaati hasıl olmuştur.
Yönetici davalıların şirket yönetiminde yetkilerinin bulunmadığına dair itirazlarına dair değerlendirme;
Çeşitli sebeplerle şirket yönetiminde yer almak istemeyen veya hukuken yer alması mümkün olmayan kimseler adına şirketi idare ve temsil görevini üstlenen, ancak kendilerini seçen veya seçtirenlerin
Emir ve talimatları doğrultusunda karar veren kimseler için doktrinde saman adamlar tabiri kullanılmaktadır. Saman adamlarda tıpkı diğer yönetim kurulu üyeleri gibi görevi kabul etmekle, kanundan ve ana sözleşmeden doğan yükümlülükleri üstlenmiş olmaktadırlar. Şeklen yönetim kurulu üyesi olan saman adamlar bu görevi aktif biçimde yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın sorumlu tutulmalıdırlar, zira bu kimseler görevi üstlenmekle üçüncü kişiler üzerinde şirketi iyi bir şekilde idare edecekleri yönünde intiba uyandırmaktadırlar.
Hic kuşkusuz üçüncü kişilerin güveninin korunması gerekir.
Hiç kimse bir tüzel kişinin organ olarak görev almak zorunda olmadığı her an ve derhal etkili olmak üzere bu görevinden istifa edebilir. (Necla Akdağ GÜNEY, 6102 sayılı TKK'na göre Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2012, s.213)
Nitekim benzer bir durumda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2009/3297 Esas ve 2011/1674 Karar sayılı ilamında;
"TTK’nun sistematiğinde yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu tutulabilmeleri için bu görevlere göstermelik olarak atanıp atanmadıklarının veya bağımsız karar alma yetkilerinin bulunup bulunmadığının tespitinin gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlık yönünden de davalıların, başkalarının talimatları ile hareket etmek zorunda kaldıklarını söyleyerek sorumluluktan kurtulmaları mümkün değildir. O halde mahkemece davalıların kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları ve yine denetim kurulu üyesi bulunan davalıların sorumluluklarının, bu sıfatlarının dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir." denilmiştir.
Emsal karardan ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere şirketin sona erdiği tarihte şirket yöneticisi konumunda bulunan davalıların şirkette yönetici olarak aktif herhangi bir görevinin olmadığı, şirketin uğramış olduğu zarardan bu nedenle sorumlu olmadıklarına dair beyanların itibar edilmemiştir.
Bu nedenlerle şirket yöneticileri müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.
Zararın miktarına ilişkin yapılan değerlendirme;
Mahkememizin 2 no.lu celsesi 4 no.lu ara kararı gereği tüm dosya kapsamı gözönünde bulundurularak dava dilekçesi cevap dilekçesi de değerlendirmek suretiyle dosya bir makina mühendisi (tıbbi cihazlar konusunda uzman), bir elektrik elektronik mühendisi ile bir mali müşavir bilirkişiden oluşacak bilirkişi heyetine tevdii edilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 03/08/2021 tarihli raporda özetle;
1)23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal kapsamında kapatılan .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin tüm aktifi ve pasifi ile devredildiğini,
2)İşletmenin aktifine kayıtlı olup fiilen tespit edilemeyen cihaz ve ekipmanların hangi tarihte işletme aktifinden çıkarıldığının tespitinin yapılamadığını,
3)işletmenin aktifinde kayıtlı fakat fiilen tespiti yapılamayan cihaz ve ekipmanlarının dava tarihi olan 29/01/2018 tarihi itibari ile 2. El piyasa değerinin 104.300,00 TL olduğunu,
4)Devir tarihi itibariyle maddi duran varlıkların net aktif değerinin 70.7000,00 TL olması gerektiğini mahkememize bildirmişlerdir.
Akabinde mahkememizin 5 no.lu celsesi 3 no.lu ara kararı gereği davalı vekilinin itirazlarını da karşılar şekilde, öncelikle Kapatılan Özel .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin ticari defterlerinde inceleme yaparak veya Kurumlar Vergisi beyannamesinde hangi amortisman seçtiğine ilişkin yazı cevabı değerlendirilerek Kapatılan Özel .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin amortisman usulü olarak azalan usul mü yoksa normal usul mü uygulanıp uygulanmadığının belirlenmesi, belirlenebiliyorsa belirlenen usule göre eğer ki belirlenemiyorsa normal usule göre amortisman uygulaması, demirbaşlar üzerinde değer belirlenirken KDV hariç bedeller üzerinden amortisman düşülmüş bedelinin belirlenmesi hususlarının istenilmesine, hazırlanacak raporda KDV Kanunu 29,30,31 ve 34 hükümlerine göre KDV hariç bedeller üzerinden VUK 313-321 arası hükümlerinin de dikkate alınması ve dava konusu demirbaşların yayımlanan amortisman listesindeki yerinin de gösterilerek denetime elverişli rapor hazırlanması için dosya kök rapor hazırlayan bilirkişi heyetine tedvii edilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 07/03/2022 tarihli ek raporda özetle;
Bilirkişi kök raporuna yapılan itirazların değerlendirmesi ve Yüce Mahkemece istenilen hususların dikkate alınması sonucunda 23.07.2016 yılında Hazineye devri gerçekleştirilmiş olan .... Tıp Merkezi Özel Sağlık Hizmetleri San. Ve Tic. A.Ş’nin maddi duran varlık listesinde yer alıp fiil sayımda tespiti yapılamayan araç ve cihazların değerinin; Mahkemece 2016 yılı için amortisman ayrılmamasına karar verilmesi durumunda 51.268,52 TL, Mahkemece 2016 yılı için amortisman ayrılmasına karar verilmesi durumunda 8.250,00 TL olduğunun tespit edildiğini mahkememize bildirmişlerdir.
Mahkememizce davalıların itirazları doğrultusunda aldırılan ve amortisman bedeli dikkate alınarak yapılan hesaplama olan 07/03/2022 tarihli bilirkişi ve 03/08/2021 tarihli bilirkişinin raporunun amortisman dikkate alınarak hesaplanan net aktif değerine ilişkin hesaplamaya itibar edilmemiştir.
Zarar, kişinin iradesi dışında malvarlığında meydana gelen azalma olarak nitelendirilmektedir. Zarar görenin zarar verici olaydan sonra malvarlığının gösterdiği değer durum ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki fark zarar olarak nitelendirilmektedir.
Bu noktada amortisman, vergisel bir işlem olup şirketin vergisel yükümlülüklerinin ve gelir vergisinden düşülecek KDV miktarına ilişkin bir düzenlemedir.
Bu nedenle mahkememizce demirbaşların 2. El piyasa değerleri esas alınarak belirlenen değer olan 104.300,00 TL'nin şirketin gerçek zararı olduğuna kanaat edinilmiştir.
Davacının ıslah ile talep ettiği miktar gerçek zarardan daha az olduğu için taleple bağlı kalınarak zamanaşımı defini ileri sürmeyen davalı .... .... bakımından 70.700,00 TL, zamanaşımı defini ileri süren davalılar .... ...., .... .... ...., .... .... ve .... .... bakımından 10.000,00 TL üzerinden hüküm tesis edilmiştir.
Davanın ıslahı ve Zamanaşımı bakımından yapılan değerlendirme;
TTK, anonim şiketler bakımından sorumluluk davaların ilişkin zamanaşımı süresini özel olarak düzenlemiş, iki ve beş yılık farklı süreler kabul etmiştir. Bu süreler TTK 549 ila 554 arasında düzenlenen tüm sorumluluk sebepleri, sorumlular ve davacılar, doğrudan veyahut dolayısıyla uğranılan zararlar bakımından uygulanacak ortak sürelerdir.
İki yıllık süre davacının "zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten" itibaren başlamaktadır. Sürenin başlangıcı için zararın ya da sorumlunun tek başına öğrenilmesi yeterli olmayıp her ikisinin birden öğrenilmiş olması şarttır. Öğrenme tarihi her zaman kesin olarak tespit edilebilen bir tarih olmayıp, her bir davacı bakımından farklı farklı değerlendirilmelidir. Genellikle bilançonun incelenmesi sonucunda anlaşılabilecek zararlar açısından, bilançonun pay sahiplerinin incelenmesine sunulma tarihi, pay sahiplerinin zarar ve zarar sorumlusunun öğrenildiği tarih olarak kabul edilir. Bu hususta bir delil yoksa davacının beyanı esas alınacaktır. Aksinin, yani öğrenmenin daha önce gerçekleştiği ve zamanaşımı süresinin dolduğu davalı tarafından ispat edilmelidir. En geç davanın açılma tarihi itibariyle öğrenmenin gerçekleştiği kabul edilmelidir ki, bu husus bir başka dava içinde davacının beyan ile açığa çıkmışsa, bu tarihten itibaren sürenin başlatılması gerekir.
Sorumluluk davası açma hakkı ilk olarak şirket tüzel kişiliğine aittir. İki yıllık zamanaşımı süresi, şirketin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren başlayacaktır. Bu hususta şirketin dava açmaya yetkili organının öğrenme tarihi esas alınacak olup, yeni seçilen yönetim kurulunun veya görevdeki yönetim kurulu üyelerine karşı dava açılması durumunda atanacak olan temsil kayyumunun göreve başladığı, sorumluyu ve zararı öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık sürenin başladığı kabul edilecektir.
İki yıllık sürenin daha önce dolmamış olması şartıyla, zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren beş yılın geçmesiyle de zamanaşımının gerçekleştiği kabul edilir. Bu süre içinde zarar ve/veya sorumlu öğrenilememiş olsa dahi netice değişmez. Beş yıllık sürenin dolmasına iki yıldan daha az bir zaman kalarak zarar ve sorumlu öğrenilmiş olsa dahi, süre uzamaz. Beş yıllık süre, öğrenilme tarihinin ispatındaki güçlük ve sorumluluk davasının sonsuza kadar tehdit aracı olarak kullanılmasını engelleme gerekçelerine dayanır. ( Karaman Coşgun, Özlem; Doğrusöz Koşut, Hanife; Şirketler Hukuk Şerhi, C.3, s. 3932-3936)
Somut olayda davacı zararı tespit tutanağı vasıtası ile 2016 Yılının Ağustos ayında öğrenmiş, yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin bir dava olması dikkate alındığında ve yöneticilerin TTSG'nde yayımlanan anonim bilgiler olduğu dikkate alındığında zarara sebebiyet veren kişilerin de aynı tarihte öğrendiği zamanaşımı başlangıcının bu tarihte başlayacağı kanaati hasıl olmuştur.
Davanın ikame tarihi 2018 yılının Ocak ayı olup davanın ikame edildiği tarihte zamanaşımı süresi içerisinde davanın ikame edildiği kanaati oluşmuştur.
Davacının dava dilekçesinde davanın açıkça belirsiz alacak davası olduğu belirtilmediğinden dava kısmi alacak davası değerlendirilmiştir. (Emsal karar için bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/9-485 Esas ve 2021/971 Karar sayılı ilamı)
Davacı vekili tarafından 29/06/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 70.700,00 TL olarak artırmıştır.
Islah dilekçesi davalılar vekillerine tebliğ edilmiş olup, .... .... vekili hariç bütün davalılar vekilleri ayrı ayrı ıslaha karşı zamanaşımı defini ileri sürmüşlerdir.
Zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten davanın ıslah edildiği tarihe kadar yaklaşık 6 yıl geçmiştir. Yukarıdaki açıklamalarda da belirtildiği üzere dava 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerine tabii olduğundan davacının davasını ıslah ettiği tarihte alacak ıslah edilen miktar bakımından zamanaşımına uğramıştır.
Bu nedenle ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'ini ileri süren davalılar bakımından ıslah edilen kısım için zamanaşımı def'ine itibar edilmiştir.
Faiz bakımından yapılan değerlendirme;
Davacı vekilinin dava dilekçesi tetkik edildiğinde alacak bakımından faiz talep etmediği görülmüştür.
Fakat ıslah dilekçesi tetkik edildiğinde davacı vekilinin faiz talep ettiği görülmüştür. Dava dilekçesinde faiz talep edilmemişken ıslah ile faiz talep edilip edilemeyeceği hususunun tartışılması gerekmektedir.
Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 8'inci Hukuk Dairesi'nin 2018/3243 Esas ve 2019/3483 Karar sayılı ilamında; "Somut olayda karşı davada, dava değeri olarak gösterilen 7.000,00 TL için karşı dava dilekçesinde faiz talebi yoktur. Ancak ıslah dilekçesinde alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz uygulanması talep edilmiştir. Islah edilen 60.500,00 TL'ye ıslah tarihi olan 05.08.2011 tarihinden itibaren faize hükmetmek gerekirken, alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru değildir." denilmiştir.
Emsal kararda da belirtildiği gibi davacının ıslah ile arttırarak faiz talep ettiği kısım bakımından zamanaşımı def'inde bulunmayan davalı bakımından ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmiştir.
Vekalet ücreti ve yargılama gideri bakımından yapılan değerlendirme;
AAÜT'nin 3/2 maddesi "Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir.
Tarifenin 7'nci maddesi 2'nci fıkrası ise; "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur." şeklinde tanzim edilmiştir.
İlgili hükümler dikkate alınarak hakkında kabul kararı verilen davalılar aleyhine tek bir vekalet ücretine, lehlerine de tek bir vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Hakkında pasif husumetten red kararı verilen davalılar bakımından ise aralarında müteselsil sorumluluk ilişkisi olmadığından her bir davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Neticeten;
Tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu, tarafların beyanları ve Bölge Adliye Mahkemesi karar ilamı, bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının taleple bağlı kalınarak kısmen kabulü bir kısım davalılar bakımından zamanaşımından kısmen reddine, bir kısım davalılar bakımından pasif husumetten reddine karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın Kısmen KABULÜ Kısmen REDDİ İle;
1-Taleple bağlı kalınarak 70.700,00 TL tazminatın
A- 10.000,00 TL'sinin talep olmadığından faiz işletilmeksizin davalılar .... ...., .... .... ...., .... ...., .... .... ve .... .... müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya dair istemin .... ...., .... .... ...., .... .... ve .... .... bakımından zamanaşımından REDDİNE,
B- Islah edilen 60.700,00 TL'nin ıslah tarihi olan 29/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalı .... .... alınarak davacıya VERİLMESİNE,
2-Davalılar .... ...., .... .... ...., .... ...., .... .... ...., .... .... ...., .... .... ve .... .... .... bakımından davanın PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDİNE,
3- Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 70.700,00 TL üzerinden alınması gereken 4.829,52 TL ilam harcının davalılar .... ve .... sorumluluğu 683,10 TL ile sınırlı olmak üzere ) müştereken ve müteselsilen alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen 3.384,50 TL posta, tebligat ve bilirkişi ücretinden oranlama yapılmaksızın ( ...., ...., .... bakımından davanın kabul %14,14 red %85,86 oranına göre sorumluluğu 478,57 TL ile sınırlı olmak üzere) oluşan yargılama giderinin ....,...., ...., ....ve....den alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5- Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
6- Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.712,00 TL vekâlet ücretinin davalılar ...., ........, .... ....ve....den (....'in sorumluluğu 9.200,00 TL ile sınırlı olmak üzere ) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
7- Davalılar .... kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılar .... VERİLMESİNE,
8- Davalı .... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ....'a VERİLMESİNE,
9- Davalı.... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı İ....'ye VERİLMESİNE,
10- Davalı ....kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ....'a VERİLMESİNE,
11- Davalı .... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ....VERİLMESİNE,
12- Davalı .... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ....'a VERİLMESİNE,
13- Davalı .... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ....'ye VERİLMESİNE,
14- Davalı .... kendisini vekil ile temsil ettirmediğinden vekalet ücreti bakımından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
15- Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
Dair; davacı vekilinin ve Davalılar .... bakımından davanın kabul edilen kısmı bakımından miktar itibariyle KESİN, diğer davalılar bakımından ve davanın reddedilen kısmı bakımından gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunanlara okunmak suretiyle tefhim edildi.31/05/2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.